Theses supervised by Prof. Dr. Murat Koç
13 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University, Çağ University
Ferula elaeochytris Korovin bitkisinin sağlıklı ratların yemlerine ilavesinin biyolojik parametrelere olan etkisi ve bitkinin fitokimyasal kompozisyonunun belirlenmesi
Bitkilerin insan hayatında tıbbi değere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Geleneksel tıbbın bir dalı olan fitoterapi biliminde bitkiler hastalıkların önlenmesinde, tedavisinde ve tedavisine destekte kullanılmaktadır. Anadolu'da çakşır olarak bilinen Ferula elaeochytris Korovin, anti-diyabetik, anti-kanserojenik ve afrodizyak etkileri nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi'nde halk arasında yaygın olarak kullanılmakta olan bir bitkidir. Bu çalışmada, sağlıklı ratların günlük beslenmesine F. elaeochytris'in eklenmesi sonucu, ratların karaciğer ve böbreklerinde oluşacak histopatolojik değişimlerin ve kan tahlillerinden biyokimyasal belirteçlerdeki değişimlerin gözlemlenmesi ile bitkinin fitokimyasal içeriğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında 16 Wistar albino rat, iki gruba ayrılmıştır. 8 hafta boyunca deney grubu, F. elaeochytris eklenmiş standart yem peletler ile beslenirken, kontrol grubu F. elaeochytris eklenmemiş standart yem peletlerle beslenmiştir. 8 haftanın sonunda ratlardan anestezi altında kan ve doku örnekleri alınmıştır. Kolorimetrik yöntemlerle CRP, AST, ALT, CREA, URE, ALP, LDH, UA, CHOL, TG, HDL, LDL, GLU, TAS ve TOS; ELİSA yöntemiyle insülin değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda ALT, UREA, BUN, TG, UA, CHOL, HDL ve OSI ölçümleri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). ALT, UREA ve BUN ölçümleri için kontrol grubunun ortalamaları daha yüksek iken; TG, UA, CHOL, HDL ve OSI ölçümleri için deney grubunun ortalamaları daha yüksek çıkmıştır. Nekropsisi yapılan ratların karaciğer ve böbrek dokularından alınan ve H&E ile boyalı kesitler trinoküler mikroskopta incelenmiştir. Glomerular kapillar hacim artışı ve Kuppfer hücre hiperplazisi durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Deney grubunda bulunan ratlarda çoğunlukla orta düzey Kuppfer hücre hiperplazisi, hafif ve orta düzey glomerüler kapillar hacim artışı olduğu ve kontrol grubunda bulunan ratlarda çoğunlukla hafif düzey Kuppfer hücre hiperplazisi ve hafif düzey glomerular kapillar hacim artışı olduğu tespit edilmiştir. Bitkinin YPSK analizi yapılarak numune sonuçları kalibrasyon denklemi ile değerlendirilmiştir. YPSK'da 7.95±0.20 µg/mg klorojenik asit yanında ferulik asit ve p-kumarik asit tespit edilmiştir. Protokateşik asit ve rutinin ekstre içindeki varlığı tespit edilmiş, fakat miktar tayini yapılamamıştır. Eylül 2025, 94 sayfa Anahtar Kelimeler: Biyokimyasal belirteç, Ferula elaeochytris, histopatolojik inceleme, YPSK, klorojenik asit.
Phlomis armeniaca Willd. bitki ekstresinin fitokimyasal analizi ve in-vitro preadipoz hücre hatları üzerinde antidiyabetik potansiyelinin araştırılması
Diabetes mellitus (DM), insülin salınımı, insülin reseptöre bağlanma veya her ikisindeki kusurlardan kaynaklanan kan şekerinin yüksekliğine bağlı ortaya çıkan komplikasyonlardan dolayı, hastanın yaşam kalitesini zamanla bozup kişiyi çoklu organ yetmezlikleriyle ölüme kadar sürükleyen kronik bir metabolik hastalıktır. Hastaya verilen ve sürekli kullanması yönünde telkin edilen birçok antidiyabetik ilacın böbrek, gastrointestinal sistem rahatsızlıkları gibi farklı istenmeyen etkilere neden olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı yan etkisi daha az olan yeni antidiyabetiklere olan ihtiyacın yanında, şeker regülasyonun daha iyi olmasını sağlayarak modern tıp tedavi yaklaşımlarına yardımcı olabilecek bitkisel destekler uygulanması için dünyanın birçok yerinde bitkiler üzerinde bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Bizim bu araştırmamızda Türkiye'de endemik yayılış gösteren ve bazı yörelerde etnobotanik kullanımı olan Phlomis armenieca Willd. bitki ekstresinin fitokimyasal yapısı araştırılarak varsa bitkinin antidiyabetik etki potansiyeli ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada P. armeniaca Willd. bitkisinin kurutulmuş toprak üstü kısımları kullanılarak metanol (MeOH) ve su ekstreleri hazırlanmıştır. Bu ekstrelerdeki toplam fenolik bileşik (TPC) ve toplam flavonoit (TFC) içeriklerinin HPLC analizleri sonucunda, MeOH ekstresinin su ekstresine göre daha zengin bir biyoaktif bileşen içeriğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Daha sonra, bu ekstrelerin 3T3-L1 hücre kültüründe sitotoksisite etkisi MTT testi ile incelenmiştir. Elde edilen IC50 değerleri, MTT verileriyle tutarlı bir şekilde, bitkiden elde edilen su ve MeOH ekstrelerinin belirgin bir sitotoksik potansiyele sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, lipid birikimi üzerindeki etkileri Oil Red O boyama yöntemiyle yapılan hem görsel hem de kantitatif analizlere göre su ve MeOH ekstrelerinin adipositlerdeki lipid birikimini anlamlı ölçüde inhibe ettiğini gösterilmiştir. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında, P. armeniaca bitkisinin su ve MeOH ekstrelerinin olgun adiposit hücre morfolojisi üzerindeki etkileri faz-kontrast mikroskobu ve Giemsa boyama yöntemleri ile detaylı bir şekilde incelenmiş ve söz konusu ekstrelerin olgun adiposit hücrelerinin morfolojisini belirgin şekilde olumsuz etkilediğini gözlemlenmiştir.
Postoperatif peritoneal adezyon modelinde Nigella sativa L. ve E vitamini etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, sıçan adezyon modelinde lokal olarak uygulanan Nigella sativa L. yağı ve E vitamininin etkinliğininin karşılaştırması amaçlanmıştır. Otuz altı erkek Wistar sıçan (90 günlük, 240 ± 37 g) üç gruba ayrıldı: kontrol grubu (steril salin), 10 mg/kg TQ içeren N. sativa yağı grubu (NS) (0.16 - 0.24 mL/rat) ve 50 mg/kg tokoferol içeren E vitamini grubu (vit E) (0.06 - 0.1 mL/rat). İntraabdominal adezyon indüklendikten sonra tedaviler intraperitoneal olarak uygulandı. Sekizinci günde ratlara ötenazi uygulandı ve adezyonlar makroskobik olarak skorlandı. Interlökin-6 (IL-6), Tümör Nekroz Faktör-alfa (TNF-α), Prostaglandin E2 (PGE2), Transforme Büyüme Faktörü-beta 1 (TGF-β1), Vasküler Endoteliyal Büyüme Faktörü (VEGF), Interlökin-10 (IL-10) ve Interlökin-1 beta (IL-1β) düzeyleri ölçüldü; histopatolojik değerlendirme ve Picro-Sirius Red boyaması yapıldı. Adezyon skorları gruplar arasında anlamlı fark göstermedi (p = 0.680). TNF-α düzeyleri, kontrol grubunda vit E grubuna kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p = 0.011), ancak NS ile vit E grupları arasında fark yoktu. PGE2 düzeyleri NS ve vit E grupları arasında anlamlı farklılık gösterdi (p = 0.023). IL-1β, IL-6, IL-10, TGF-β1 ve VEGF düzeylerinde anlamlı farklılık gözlenmedi (p > 0.05). Histopatolojide, vit E grubunda NS grubuna kıyasla azalmış fibrozis ve enflamasyon tespit edildi (p < 0.001). Picro-Sirius Red boyaması, vit E grubunda daha iyi kollajen olgunlaşması olduğunu gösterdi; NS grubu ikinci sırada yer alırken, kontrol grubunda daha az olgun kollajen gözlendi. Sonuç olarak, her iki tedavi etkili olsa da vit E, enflamasyon ve fibrozisi azaltmada ve kollajen olgunlaşmasını iyileştirmede daha üstün bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Doku adezyonu, enflamasyon, kollajen, periton, vitaminler.
Pandemi döneminde tükenmişliğin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi: Havalimanlarında bir yer hizmeti şirketi örneği
Örgütlerin insan kaynağını yönetebilmelerinde etkin rol oynayacak tükenmişlik ve örgütsel bağlılık faktörlerinin pandemi koşullarında belirlenmesi ve bu faktörlerin oluşmasını sağlayan öncüller arasındaki ilişkilerin ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu çalışmada iç ve dış çevredeki değişimler ile çalışma yoğunluğunun oldukça fazla olduğu havacılık sektöründe tükenmişliğin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisinin pandemi koşullarında incelenmesi amaçlanmıştır. Türkiye'de havalimanlarında faaliyet gösteren 17 adet Bir Yer Hizmetleri Şirketi'nin 6'sında görev yapan yer hizmeti çalışanları ile gerçekleştirilecek araştırmada veri toplama aracı olarak online anket formu kullanılacaktır. Elde edilen verilere SPSS 23.0istatistik programı aracılığıyla tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklemler t testi, Tek Yönlü Varyans (Anova) analizi, korelasyon ve regresyon analizleri uygulanacaktır.
Okul eğitimcilerinin çevik liderlik becerisi algısı üzerine bir araştırma
Günümüz dünyasında meydana gelen süratli değişimler, belirsizliğin artması, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler eğitim dünyasını etkilemiş; okullarda görev yapan eğitimcilerin sorumluluğu artmıştır. Bu ortamda nitelikli eğitimin sağlanabilmesi için eğitimcilerin yeni liderlik becerilerine ve algılamasına ihtiyaç vardır. Bu araştırmada devlet okullarının farklı kademelerinde görev yapan eğitimcilerin çevik liderlik becerileri algısının incelenmesi amaçlanmış olup, demografik özelliklere göre bu algının farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırma verileri Adana ili merkez ilçelerinde (Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam) faaliyet gösteren devlet okullarında görev yapan 501 eğitimciden basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda, eğitimcilerin çevik liderlik becerisi algısı yüksek düzeyde bulunmuş; pozisyona göre yöneltmede çevik liderlik becerisi algısının farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Yöneticilerin yöneltmede çevik liderlik becerisi algısının öğretmenlerden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Çevik liderlik becerisi algısının işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde iş tatmininin aracılık rolü
Bu araştırmada çevik liderlik becerisi algısının işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde iş tatmininin aracılık rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, beşerî ilaç sektöründe faaliyet gösteren ve MÜDAD (Mümessil Dayanışma Derneği) ile ÜTT-DER (Ürün Tanıtım Temsilcileri Derneği) meslek örgütlerine üye 414 firma personelinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Katılımcılardan anket formu aracılığıyla toplanan verilerin analiz edilmesinde SPSS 21.0 ve AMOS 23.0 istatistik paket programları kullanılmıştır. Araştırma hipotezleri yapısal eşitlik modeli kullanılarak yol analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, çevik liderlik becerisi algısının işten ayrılma niyeti üzerinde negatif yönde doğrudan etkisi bulunmuştur. Aracılı yol analizi modeli sonuçlarına göre ise çevik liderlik becerisi algısının işten ayrılma niyetini iş tatmini üzerinden negatif ve anlamlı düzeyde dolaylı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, çevik liderlik becerisi algısı düzeyi yükseldiğinde iş tatmini artmakta, iş tatminindeki artış işten ayrılma niyetini azaltmaktadır. Çevik liderlik becerisi algısı ve iş tatmini düzeylerindeki artışın işten ayrılma niyeti üzerinde azaltıcı etkileri olduğu görülmektedir.
Eğitimcilerin yönetsel koçluk becerisi algısının memnuniyetlerine etkisi (Bir saha araştırması)
Bu araştırmada eğitimcilerin yönetsel koçluk becerisi algısının, memnuniyetlerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, 2023-2024 Eğitim Öğretim yılında, Mersin ili Tarsus ilçesinde faaliyet gösteren Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise kademesindeki özel okullarda çalışan 325 eğitimcinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Katılımcılardan online anket formu aracılığıyla elde edilen verilerin analiz edilmesinde, SPSS 21.0 ve AMOS 23.0 istatistik paket programları kullanılmıştır. Araştırmanın modeli, gizil değişkenlerle yol analizi uygulanarak test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; yönetsel koçluk becerisi algısı boyutlarından gelişime açıklık becerisinin, çalışan memnuniyetine etkisinin pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Açık iletişim, takım yaklaşımı, insana değer ve belirsizlikleri kabul etme boyutlarının çalışan memnuniyeti üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Memnuniyet ile algılanan yönetsel koçluk becerileri boyutları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, istatistiksel olarak en yüksek düzeyli ilişkinin memnuniyet ile açık iletişim becerisi arasında olduğu görülmüştür. Araştırma yönetsel koçluk becerilerinin memnuniyet üzerine etkisinde, eğitimcilerin, yöneticilerinin gelişime açık olduğunu algılamalarının, memnuniyetlerini olumlu yönde etkilediğini göstermektedir.
Belediyelerde çevik yönetim uygulamalarına dair bir model önerisi
Küreselleşme ve yeni bilgi teknolojileri küresel ekonomiyi dönüştürmekte, bireylerin sosyal ve ekonomik işlemler üzerindeki beklentilerini artırmaktadır. Günden güne toplum genelinden, farklılaşan, çeşitlenen ve daha küçük ölçeklere doğru ilerleyen hizmet üretme misyonu yerel yönetimlerin geleneksel çalışma yapısına alternatif süreç ve mekanizmaları geliştirmeye yönlendirmektedir. Dijital çağın yönetim stratejisi olarak kabul edilen çevik yönetim perspektifi ve metodolojisinin, vatandaşa değer üretme sürecinde günümüz belediyecilik anlayışına önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışmada belediyelerin mevcut yapı ve işleyişinin çevik olma sürecine ne kadar hazır olduklarını belirlemeye yardımcı olacak bir Çevik Yönetim Algısı ölçeği geliştirilmiştir. Ayrıca, ölçek uygulamasının bulguları, yerel yönetimlerdeki vatandaş memnuniyeti ve hizmet beklentilerini konu alan literatür bulguları, yasal dayanaklar, çevik yönetim ilkeleri, yöntem ve saha uygulamalarından yararlanılarak, paydaşlarla etkileşim kanallarını artıran ortak akıl ile daha doğru ve hızlı iletişim kurmayı amaçlayan, vatandaş memnuniyetini temel alan çalışma takımlarından oluşan çevik bir proje yönetim organizasyon modeli önerilmiştir. Çalışma kapsamında, çevik yönetim literatürünün güncel ve genişleyen yapısı içinde günümüz belediyeciliğine farklı bir bakış açısı ile yöntemler, değerlendirmeler, uygulama önerileri sunulmuş ve çevik belediyecilik kavramının Türkçe literatüre kazandırılması ve uygulanmasına yönelik önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir.
Çalışanların motivasyon düzeylerinin incelenmesi: Bir kamu kurumunda araştırma
Bu çalışmada kamu personelinin motivasyon düzeylerinin demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Adana ilinde faaliyet gösteren bir kamu kurumunda görev yapan 314 kamu personeli oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeğin yapı geçerliliğini ölçmek için doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Hipotezlerin test edilmesi için bağımsız örneklemler t testi ve Tek yönlü Anova analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların kamu yararına bağlılık düzeylerinin yaşa ve hizmet süresine göre farklılık gösterdiği, topluma karşı sorumluluk düzeylerinde ise cinsiyete, yaşa ve hizmet süresine göre farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerin topluma karşı sorumluluk düzeyleri kadınlara göre daha yüksek, 39-45 yaş aralığındaki personelin kamu yararına bağlılık düzeyleri 25-31 yaş aralığındakilere göre daha yüksek, 46 yaş ve üzerindeki personelin kamu yararına bağlılık düzeyleri 25-31 yaş aralığındakilere ve 32-38 yaş aralığındakilere göre daha yüksek bulunmuştur. 46 yaş ve üzerindeki personelin topluma karşı sorumluluk düzeyleri 25-31 yaş aralığındakilere ve 39-45 yaş aralığındakilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. 16 yıl ve üzerinde hizmet süresi olan personelin kamu yararına bağlılık ve topluma karşı sorumluluk düzeylerinin 11-15 yıl arasında hizmet süresi olanlara göre daha yüksek olduğu sonuçlarına varılmıştır. Çalışanların kamusal duyarlılık düzeylerinin kamu yararına bağlılık ve topluma karşı sorumluluk düzeylerinden daha yüksek olduğu gözlenmiştir.
Türkiye'de yetişen farklı Salvia L. türlerinin prebiyotik etkinliğinin araştırılması
Probiyotikler çok sayıda kronik hastalığın tedavisinde ve insan sağlığının iyileştirilmesinde ekonomik ve güvenli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Konakçının bağışıklığını modüle ettikleri ve çeşitli bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıklara karşı korudukları bilinmektedir. Kolonizasyon, patojenlerin öldürülmesi ve konakçı hücrelerin uyarılması, konağın çeşitli fonksiyonlarını etkileyen önemli probiyotik özelliklerden birkaçıdır. Ayrıca prebiyotikler ve sindirilmeyen gıda maddeleri, besin zenginleştirmesi ve bağırsak mikrobiyotasının ve bağışıklık sisteminin modülasyonu yoluyla probiyotiklerin büyümesini ve insan sağlığını seçici olarak destekler. Tıbbi ve aromatik bitkiler halk sağlığında yüzyıllardır kullanılan önemli bitki gruplarını oluşturur. Salvia L. cinsi de önemli tıbbi ve aromatik bitki cinlerinden birini oluşturmaktadır. Bu çalışmada daha önce prebiyotik etkinliği belirlenmemiş olan ve ülkemizde yetişen Salvia fruticosa L., Salvia huberi Hedge, Salvia sclarea L. ve Salvia aethiopis L. türlerinden elde edilen su ve etanol ekstrelerinin Lactobacillus fermentum ve Lactobacillus plantarum'un suşlarında prebiyotik etkileri araştırılmıştır. Bitki ekstrelerinin prebiyotik aktivite skorları (PAS), simüle gastrointestinal ortamda probiyotik bakterileri koruyucu etkileri, probiyotik bakterilerin antioksidan aktiviteleri üzerine etkileri, probiyotik bakterilerin hücre yüzey hidrofobisite üzerine etkileri, probiyotik bakterilerin fenolik madde kullanımı, ekstrelerin DPPH serbest radikal süpürücü etkisi, demir şelatlama etkisi, fenolik ve flavonoid madde tayini ve bitki fenolik bileşiklerinin HPLC içerik analizi saptanmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilere göre her iki bakteri suşunda da PAS değeri en yüksek S. huberi etanol bitki ekstresinde belirlenmiştir. Simüle gastrik sıvı L plantarum 120. ve 240. dakika sonuçlarında S. fruticosa su ekstresi (sırasıyla, 58,76-97,51) % canlılık azalma değerine sahip olmuştur. L. fermentum 120. ve 240. dk. sonuçlarına göre ise S. huberi su ekstresi (sırasıyla, 31,54-90,06) % canlılık azalma göstermiştir. Safra sıvısı sonuçlarına göre L. plantarum 30, 90 ve 180. dk.'da S. sclarae etanol ekstresinde belirlenmiştir. L. fermentum'da ise % canlılık azalma S. fruticosa etanol ekstresinde belirlenmiştir. İnkübasyon sonrası probiyotik bakterilerin antioksidan aktivitelerinin sonuçlarına göre hem L. fermentum'da hemde L. plantarum'da S. huberi su en yüksek antioksidan aktivite göstermiştir. L. fermentum hidrofobik indeks sonuçlarına göre S. sclarae etanol ekstresi (45,98) ve S. huberi su ekstresi (45,83) ile en yüksek sonuçları vermiştir. L. plantarum hidrofobik indeks sonuçlarında ise S. aethiopis etanol ekstresi (45,38) ve S. huberi su ekstresi (44,77) en yüksek hidrofobisite değerlerini vermiştir. Fermentasyon sonrası fenolik madde kullanımında ise L. plantarum ve L. fermentum bakteri suşlarının S. sclarae su ve etanol ekstrelerini en fazla kullandığı belirlenmiştir. Ekstrelerin antioksidan özellikleri DPPH serbest radikal süpürücü etkisi, Demir şelatlama etkisi, fenolik madde tayini ve flavonoid madde tayini ile belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre DPPH serbest radikal süpürücü etkisi en iyi olan ekstrenin S. huberi etanol ekstresi (0,25) olduğu saptanmıştır. Demir şelatlama etkisinde ise yine S. huberi etanol ekstresi (3,07) en iyi sonucu vermiştir. Fenolik madde tayini sonuçlarına göre en yüksek sonuç S. sclarae (812,30) etanol ekstresinde saptanmıştır. Flavonoid madde tayini sonuçlarına göre ise S.huberi su ekstresi (702,22) en yüksek aktiviteyi göstermiştir. HPLC sonuçlarına göre quinik asit, protokateşik asit, kafeik asit, protokateşik aldehit, klorojenik asit, salisilik asit, naringenin, akasetin, rosmarinik asit, kuersetin, luteolin, quercitrin, rutin, hesperidin, krisin fenolik bileşikleri tayin edilmiştir. Tüm ekstreler içinde en fazla farklı fenolik madde içeren (her iki ekstre için) S. huberi bitki türü olmuştur. Elde edilen tüm sonuçlar değerlendirildiğinde çalışmada kullanılan laktik asit bakterilerinin farklı Salvia türlerinden elde edilen ekstreleri farklı şekilde metabolize ettiği belirlenmiştir. Bu bağlamda çalışmada kullanılan tıbbi ve aromatik bir bitki olan Salvia türlerinin prebiyotik aktivite gösterdiği ve sinbiyotik form oluşturmak için değerlendirilebileceği belirlenmiştir.
Bolanthus turcicus Koç & Hamzaoğlu ve yakın türlerintaksonomisi, fitokimyasal içeriği ile pankreaskanser hücre hattı üzerindeki etkilerininaraştırılması
Pankreas kanseri, özellikle erken teşhis zorluğu, agresif seyri ve mevcut tedavi seçeneklerine karşı direnci nedeniyle ciddi bir sağlık sorununu temsil etmektedir. Bazı bitkiler, kanserle mücadelede potansiyel yararlar sunabilir. Özellikle antioksidanlar, antienflamatuvar bileşenler ve kanser hücrelerinin büyümesini engelleyebilen maddeler içeren bitkiler, kanser riskini azaltmada veya tedavi destekleyici olarak kullanılabilir. Bu tez kapsamında, Bolanthus turcicus Koç & Hamzaoğlu 'un farklı çözücü ekstrelerinin HUC-F ve MIA PaCa-2 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri MTT Kolorimetrik Yöntemi ile belirlenmiştir. Potansiyel antikanser aktivitesine sahip olan B. turcicus bitki ekstrelerinin HUC-F ve MIA PaCa-2 hücre hatları üzerindeki sitotoksik etkisi, scratch çizik testi ve hücre sağkalımı ikili boyama (DAPI-F-ACTIN) analizi ile doğrulanmıştır. Daha sonra, potansiyel antikanser aktivitesine sahip olan B. turcicus ekstrelerinin apoptotik aktivitesi florometrik (Kaspaz 3 aktivasyonu analizi) ve moleküler (qRT-PCR analizi) olarak değerlendirilmiştir. MTT analizi sonuçlarına göre, 24. saatte elde edilen verilere göre B. turcicus ekstresinin sağlıklı hücre hattı HUC-F üzerindeki düşük sitotoksisite ve pankreas kanseri hücre hattı MIA PaCa-2 üzerindeki seçici yüksek sitotoksisite göstermiştir. B. turcicus'un metanol, kloroform, n-hekzan, etil asetat ve su ekstreleri elde edilmiş ve bu ekstrelerin antioksidan v kapasitesi Toplam Fenolik Madde, Toplam Flavonoit Madde, ABTS, DPPH, FRAP deneyleri ile ölçülmüştür. Yapılan deneyler sonucunda metanol ekstresinin en yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, bitkinin fitokimyasal içeriği YPSK ve LC-MS-QTOF analizleri ile belirlenmiştir. Türkiye'ye endemik olan 6 Bolanthus taksonu üzerinde yapılan kök, gövde ve yaprak anatomisi incelenmiştir. Kök anatomisinde peridermis, korteks, ksilem ve floem yapıları gözlenmiş, kök peridermisi içinde dikdörtgen fellem hücrelerinin yer aldığını ve korteksin düzenli oval veya dikdörtgen parankimatik hücrelerden oluştuğu belirlenmiştir. Gövde anatomisinde epidermis, korteks, sklerankima, floem, ksilem ve öz yapıları gözlemlenirken, epidermis tabakasının tek sıralı düzenli dikdörtgenimsi hücrelerden oluştuğu ve sık tüylerle kaplı olduğu belirlenmiştir. Gövde de yoğun druz kristalleri gözlenmiştir. Yaprak anatomisinde ise epidermis, mezofil ve iletim demetleri gözlemlenmiş; epidermisin üst ve alt yüzeyinde tek sıralı düzenli dikdörtgen, kare ve oval hücrelerin bulunduğu, mezofil dokusunun ekvifasiyal tipte olduğu ve iletim demetlerinin orta kısımlarda yer aldığı belirlenmiştir. Yaprak orta damarında yoğun druz kristalleri gözlenmiştir.
Türkiye'deki Herniaria L. cinsinin gövde ve yaprak anatomisi
Bu çalışmada, Caryophyllaceae familyası Paronychioideae alt ailesinden Herniaria L. cinsinin Türkiye'de yayılış gösteren 11 taksonuna ait gövde ile yaprak anatomisi araştırılmıştır. Tüm taksonlar için yapısal özellikler belirlenmiş ve anatomik yapıların taksonomik değeri vurgulanmıştır. Anatomik çalışmalar için önem arz eden karakterler saptanarak, taksonlar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Anatomik araştırmalar için gövde ve yapraktan mikrotom ile kesitler alınarak parafine gömme metodu uygulanmıştır. H. glabra L. taksonu için, hem kuru hem de yaş örnek üzerinde çalışılarak fotoğraflandırılmış, ölçümler ise tablolar halinde sunularak sonuçlar mukayese edilmiştir. Gövdede; epidermis altında ortalama 7 sıralı korteks parankiması yer almaktadır. H. cinerea D. C. subsp. euphratica taksonunda 5-6 sıralıdır. Tüm taksonlarda korteks parankimasında druz kristalleri mevcuttur. H. pisidica Brummitt taksonunda ise hem korteks hem de öz bölgesinde druz kristalleri gözlenmiştir. Korteks tabakasının altında sırasıyla; sklerenkima hücreleri ve sklereidler, floem, ksilem ve merkezde öz bulunmaktadır. Çoğu taksonda 1-3 sıralı olan sklereidler, H. caucasica Rupr., H. olympica J. Gay ve H. amoena Çelebioğlu & Favarger taksonunda 1-2, Herniaria argeae Boiss. taksonunda ise 2 sıralıdır. Öz bölgesi tüm türlerde mevcuttur. Gövde tüm taksonlarda kolleteral iletim demetine sahiptir. Korteks ve sklereidlerdeki tabaka sayısı, taksonları birbirlerinden ayırt edici özellik olarak değerlendirilmiştir. Yaprakta; üst ve alt epidermis arasında mezofil tabakası bulunmaktadır. Palizat parankiması tabaka sayısı, tüm taksonlarda 2-3 sıralıdır ve mezofil tabakasına yayılmış halde druz kristallerine rastlanmıştır. Mezofil tipi, çalışılan tüm taksonlar için bifasiyaldir. Sünger parankiması tabaka sayısı H. amoena ve H. hirsuta L. taksonlarında 6-7, H. cinerea subsp. euphratica'da 5-6, diğer taksonlarda ise 7-8 sıralı olarak tespit edilmiştir. Tüm taksonlarda 6-8 sıralı olan sünger parankiması tabakası sayısı, H. cinerea subsp. euphratica'da 5 sıraya kadar düşmektedir. Yaprakta; mezofil tabakasında sünger parankimasının kapladığı alan ve sıra sayısında bir takım farklılıklar olduğu belirlenmiştir. H. cinerea subsp. euphratica taksonu gövde ve yaprak anatomisi açısından diğer taksonlarla kıyaslandığında; gövdede korteks tabaka sayısı, korteks ile ksilem en/boy ölçümlerinin daha büyük ve öz bölgesinin tek yıllık diğer türlere göre daha fazla hesaplanması, yaprakta ise sünger parankiması tabaka sayısı ve en/boy ölçümleri tüm taksonlardan farklılık göstermekte olup, tüm bu özellikler H. cinerea subsp. euphratica taksonunu diğer taksonlardan ayırmıştır. İstatistiksel analizlerde; normalite testlerinde (Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk) her takson için p değeri anlamlı (p < 0.05) bulunmuş ve tüm taksonların birbirinden farklı anatomik karakterlere sahip olduğu ortaya konmuştur. Kruskal-Wallis testinde; H. cinerea subsp. euphratica ile H. pisidica taksonları, hiyerarşik kümeleme ile dendrogram testlerinde ise H. cinerea subsp. euphratica taksonu diğer taksonlardan ayrılmıştır. İstatistiksel veri analizleri sonuçları ve anatomik bulgular neticesinde; H. cinerea subsp. euphratica taksonunun sistematik pozisyonunun yeniden gözden geçirilmesi kanaatine varılmıştır. Ek olarak H. glabra taksonu için kuru ve yaş örnekteki ölçümler neticesinde benzer sayısal veriler hesaplanmıştır. Bu sonuca göre kseromorfik bitkilerde anatomi çalışmaları için herbaryum kuru örneklerinin de değerlendirilebileceği düşünülmektedir.
Bazı bufonia taksonları üzerine taksonomik notlar ve tohum yüzeylerinin mikromorfolojik yönden incelenmesi
Bufonia cinsine ait taksonlar yurt içi ve yurt dışı Herbaryum sorumluları ile iletişime geçip online ve yüzyüze incelemeler sonucu önemli türler incelenmiştir. Örneklere ait fotoğraflar elde edilmiş ve incelenmiştir. 12 Bufonia türüne ait tohum görüntüleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile çekilip, taksonomik öneme sahip tohum mikromorfolojik karakterleri belirtilmiştir. Çalışmamızda Bufonia cinsine ait 12 taksonun tohum mikromorfolojileri incelenmiştir. Bu taksonlardan tamamının tohum mikromorfolojisi ilk kez bu çalışmada belirlenmiştir. Işık mikroskobu ile yapılan ön çalışmada tohum örnekleri mikroskop altında seçilmiş ve olgun örnekler üzerinde incelemeler yapılmıştır. İlk bakışta tohum şekillerinin atnalı şeklinde olduğu ve tohum renginin siyah veya koyu kahverengi olduğu ve tüm taksonlar arasında benzerlik gösterdiği ancak hücre kenar yapıları ve taksonlar bakımında belirgin farklılıkların ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Tohum yüzeyleri genellikle yoğun granüllüdür.