Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Güler
27 theses · Bezmialem Vakıf University, Afyon Kocatepe University
Fibromiyalji sendromunda hasta eğitiminin fonksiyonel durum,depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZET Fibromyalji sendromu (FMS), yaygın vücut ağrıları ve halsizlikle kendini gösteren kronik ağrı sendromudur. Tedavisinde ilaç ve ilaç dışı çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Randomize kontrollü çalışmamızda FMS'da hasta eğitimi ve ev egzersiz tedavisinin ağrı, yorgunluk ,fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu amaçla American college of Rheumatology (ACR) tanı kriterlerine göre FMS tanısı konulan, 18-60 yaş arası hastalar rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. 1. gruba (n=26) ev egzersiz proogramı , 2. Gruba (n=24) hasta eğitimi ve ev egzersiz programı uygulandı. Olgular tedavi öncesi ve tedavi bitiminden 8 hafta sonra ağrı ve yorgunluk açısından VAS, depresyon açısından BDÖ, fonksiyonel değerlendirme açısından FIQ ve yaşam kalitesi açısından NSP ile değerlendirildiler. Günümüzde FMS tedavisinde kabul edilmiş ortak bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Biz bu çalışmamızda hasta eğitimi ve ev egzersiz tedavisinin FMS üzerine olan etkisini inceledik. Çalışmanın sonucunda hasta eğitimi verilen grupta ağrı, yorgunluk , fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme saptadık. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji Sendromu, hasta eğitimi, ev egzersiz programı
Yerleşmiş romatoid artrit hastalarında kardiyovasküler risk ile fonksiyonel yetersizlik ve hastalık aktivitesi arasındaki ilişki
Romatoid artrit (RA), fonksiyonel yetersizlik ve sakatlıkla sonuçlanan sistemik otoimmün bir hastalıktır. RA'da stabil anjina, koroner arter hastalıkları, miyokard infarktüsü, kalp yetmezliği ve inme gibi kardiyovasküler hastalıkları (KVH) en çok morbidite ve mortalite nedenidir. RA hastaların %40-50'sinin ölüm nedeni KVH'tır. KVH prevalansının, kronik inflamasyon ve immünolojik düzensizliğe bağlı olarak, kronik ve yerleşmiş RA hastalarında erken ve orta RA'ya göre daha fazla olduğu gösterilmiştir.Çalışmamızdaki birinci amaç romatoid artrit hastalarının hastalık aktivitesi ve fonksiyonel durum ile kardiyovasküler risk arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesidir. İkinci amacımız Framingham risk skoru ile kardiyovasküler risk açısından RA hastalarını kontrol grubu ile karşılaştırmaktır.Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Kliniği'nde 1987 Amerikan Romatoloji Birliği kriterlerini karşılayan 74 RA hastası ve 39 kişilik de kontrol grubu alınmıştır. Yaş, sigara, diyabet, kolesterol ve kan basıncı ölçümleri değerlendirilerek Framingham risk skoru hesaplandı, RA hastalarına DAS-28 (Hastalık Aktivite İndeksi-28) ve Sağlık Degerlendirme Anketinin kısa formu (HAQ-DI) uygulandı.Vaka ve kontrol grubundaki olguların Framingham skoru arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Vaka grubundaki olguların ESH (eritrosit sedimentasyon hızı), sistolik ve diastolik kan basıncı ortalamaları, kontrol grubundaki olgulara göre anlamlı olarak yüksekti. CRP (C-Reaktif Protein) ve kolesterol düzeyleri açısından fark yoktu. Vaka grubundaki olguların DAS-28 ortalaması 3,855 ± 1,224; HAQ ortalaması 0,642 ± 0,705 olarak bulundu. Vaka grubundaki olguların DAS-28, HAQ, CRP, ESH ve hastalık süresinin Framingham skoru ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı değildi.İnflamatuar artriti olan hastalarda, geleneksel risk faktörlerine ek olarak hastalığa özgü başka risk faktörlerini de içeren yeni risk skoru hesaplamalarına gereksinim vardır. Daha geniş örneklem grubunun alınması ve uzun süreli prospektif çalışmaların yapılmasıyla daha anlamlı sonuçlara ulaşılabilecektir.
65 numaralı (H.1200-1203/ M.1785-1789) Konya Şer'iyye Sicilinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında 77 görüntü 75 varak ve 150 sayfadan oluşan Konya Şer'iyye Sicil Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu kapsamda önce belgeler günümüz Latin harfleri Türkçesine çevrilmiş ve sunulmuştur. Varak numarasına ve hüküm sayılarına göre belgelerin özeti de 3. Bölümde verilmiştir. Belgelerde geçen önemli olaylar, siyasi ve dini kişilikler, müslüman ve gayrimüslim figürler, eğitim, ticaret, sosyo-kültürel yapıya ait kayda değer tüm özel ad ve değerler birinci bölümde ele alınmıştır. Dönemin en önemli olayı Sultan I. Abdülhamit'in vefatına kadar sürecek Özü Kalesi muhasarası ve harp ile ilgili padişah fermanlarıdır. Tüm Osmanlı coğrafyasını etkileyen bu olaylar Konya yöresinde de yankı bulmuş ve sicildefterinde yer bulmuştur. Ayrıca Şer'iyye kayıtlarının yöresel hukuki olaylara yer vermesi sebebiyle dönemin yaşam tarzına, bölgenin ticari ve ekonomik durumuna ait verileri de içermektedir. Mutfak eşyaları, tarım ürünleri, ticari mallar ve narhlara ait değerler de sunulmuştur. Sonuç olarak bu defterin transkripsiyonu ile doğrudan belgeler tarihçiler ile diğer bilim insanlarının kullanımına sunulmuştur.
Haremeyn Evkaf Müfettişliği Sicilleri ekseninde vakıf problemleri ve çözüm yolları (1587-1615)
Osmanlı Devleti'nde XVI. asrın sonlarında, Haremeyn Evkaf Nezaretinin tesis edilmesiyle Haremeyn vakıfları başta olmak üzere hanedan ve devlet adamlarının kurduğu vakıfların idaresinde önemli bir düzenlemeye gidilmiştir. Zira bu dönemde, hanedan ve devlet adamları vakıfları ile reayanın kurmuş olduğu Haremeyn vakıflarının idaresi, başında Darüssaade Ağası, onun altında da çeşitli kalemlerin bulunduğu Haremeyn Evkaf Nezaretine verilmiştir. Nezaret kurulduktan hemen sonra bu vakıflar özelinde geniş çapta teftiş faaliyetleri başlamıştır. Bu süreçte vakıflarla ilgili çok sayıda emir ve fermanlar da çıkartılarak vakıfların idaresindeki aksaklıklar giderilmeye ve varsa suistimallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Haremeyn Evkaf Nezareti bünyesinde tesis edilen kalemlerden birisi olan Haremeyn Müfettişliği ise Nezaretin idaresindeki vakıfların tüm şer'î işlemlerini takip etmek ve davalarını dinlemekle yükümlü tutulmuştur. Bunun yanında, surre defterleri, vakıfların gelir ve gider kayıtları ile mütevellilere ait muhasebelerin kontrolleri de yine müfettişler tarafından gerçekleştirilmiştir. Müfettişliğin, Haremeyn Evkaf Nezareti ile birlikte kurulduğuna yönelik genel bir kanı bulunsa da arşiv kayıtları irdelendiğinde Nezaretten sonra tesis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada da müfettişliğin kendi tuttuğu siciller ve arşiv kaynakları baz alınarak hem Haremeyn Müfettişliğinin kurumsal yapısı hem de kuruluşundan sonra görev yapmış olan ilk 4 müfettişin kimliği belirlenmiştir. Ayrıca Nezaret bünyesinde görev yapan Haremeyn mütevellilerinin çalışma usulleri ortaya konulmuştur. Yine vakıflarla ilgili davaların türleri ile vakıf meselelerinin çözümlerine dikkat çekilerek, akarların kiralamaları, tamir ve keşiflerinin detayları da ele alınmıştır. Çalışmada, Haremeyn Müfettişliği sicillerinin yanı sıra diğer arşiv belgeleri ile İslam hukuku eserlerinden de yararlanılmıştır
1757-1758 yılı Mekke surre defterleri transkripsiyon ve değerlendirmesi
Surre, sözlükte "içine altın ve para gibi kıymetli eşyaların konulduğu kese" anlamına gelmektedir. Surre kelimesi terim olarak ise her yıl hac döneminden önce genellikle Mekke ve Medine halkına dağıtılmak için yollanan para, altın ve diğer eşyaları ifade etmektedir. İslam dininde büyük öneme sahip olan bu iki şehir, İslam devletlerince her zaman önemsenmiştir. Fakat Osmanlı Devleti'ndeki padişahlar tarafından ayrı bir öneme sahip olmuştur. Bu sebeple İslam'ın gözdesi olan Mekke ve Medine'ye sınıf farkı gözetmeksizin zengin veya fakir, ileri gelen ya da halktan herhangi birisine varıncaya kadar herkes tarafından özel bir törenle çeşitli hediyeler ve para gönderilmiştir. Harameyn'e surre gönderme geleneğini, Osmanlı Devleti'nden önce diğer İslam devletleri de başlatmış ve bu geleneği sürdürmeye çalışmıştır. Fakat bu geleneği yüksek bir ihtimam ile Osmanlı Devleti sürekli hale getirmiş ve belli bir sisteme oturtmuştur. Osmanlı Devleti'nde ilk olarak Yıldırım Bayezid döneminde surre gönderilmiştir. Daha sonra I. Mehmed, II. Murad dönemlerinde bu gelenek devam ettirilmiş ve I. Selim zamanında Hicaz'ın Osmanlı Devleti'nin topraklarına katılmasıyla sürekli ve sistemli hale gelmiştir. Böylelikle surreler, devlet erkânının katılımıyla birlikte özel törenler eşliğinde süregelmiş ve devletin yıkılmasına kadar devam etmiştir. Bu çalışmada 1171 Hicri/1757-1758 Miladi tarihinde Osmanlı Devleti tarafından Mekke'ye gönderilen surreler ve surrelerin kayıtlarının tutulduğu defterler ele alınmıştır. Transkripsiyonu yapılan bu defterlerden elde edilen bilgilerle, dönemin o Mekkesi ile ilgili sosyal ve ekonomik durumları hakkında çeşitli çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır.
19. yüzyıl Üsküdar örneğinde yetimler (1850-1856)
İslam hukuk ve devlet sistemi, insan haklarına riayet edilmesine ihtimam göstermiş olup, bu çerçevede yetim hakkı her haktan üstün tutulmuştur. Bu sebeple tarih boyunca İslam hukuku ile yönetilen devletler yetim haklarına değer vermiş, onları koruyup gözetmek ve ihtiyaçlarını temin etmek için vakıflar tesis etmişlerdir. Vakıf konusunda oldukça önemli mesafe katetmiş olan Osmanlı Devleti, alanın önemli bir cüzü olarak kimsesiz yetim çocuklar için farklı hayır tesisleri kurmuştur. Osmanlı Devleti'nde vakıfların yanında Tanzimat Fermanı'ndan sonra yetimler için özel bir nezaret kurulmuştur. Bu sayede yetimler için yapılan faaliyetler daha denetimli hale gelmiştir. Yetimler için atılan bu önemli adımın akabinde kimsesiz çocuklar için yuvalar, bakımevleri, yatılı okullar açılmaya devam etmiştir. Çalışmada Osmanlı Devleti'nin yetimler için yürüttüğü uygulamalar ve teşkil ettiği kurumlar ele alınmıştır. Ayrıca mahkeme kayıtlarının tutulduğu şer'iyye sicilleri incelenerek bu çocukların mali, sosyal, hukuki, ekonomik vb. alanlarda ne gibi ayrıcalıkları olduğu tespit edilmiştir. Coğrafya olarak Üsküdar bölgesinin seçildiği çalışma, 1850-1856 yıllarını kapsamaktadır. Çalışmada, Üsküdar'daki çocukların yetim kaldıkları andan reşit oldukları zamana kadarki süreç incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Üsküdar, Yetim, Eytam Sandıkları, Fon.
1757-1758 yılı 1805 numaralı Medine Surre Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Surrenin kelime anlamı "akçe kesesi, para çıkını, para ve altın gibi şeylerin konulup ağzı sıkıca bağlanılan kese" dir. Terim olarak ise, Osmanlı Devleti tarafından Mekke ve Medine sakinlerine gönderilen paralar ve hediyeler için kullanılmaktadır. Surre gönderimi Abbasîler ile başlayarak Fâtımîler, Eyyübîler ve Memlûklüler ile devam etmiştir. Osmanlı Devleti'nde surre gönderimi, Yıldırım Bayezid ile başlamıştır. Her padişah döneminde gönderilmiş ve sistemleşerek gelenek haline gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürdüğü sürece, vakıf kurmaya özen göstermiştir. Toplumun ihtiyaç duyduğu birçok alanda vakıfların kurulmasına öncülük etmiş ve adeta vakıf geleneğiyle özdeşleşmiştir. Osmanlı padişahları vakıf geleneğinin yanında kutsal bölgelere gösterdikleri saygı ve muhabbetten dolayı Haremeyn'e surre göndermiştir. Surrelerin Harameyn'e ulaşması için surre alayları oluşturarak alayların başına devletin üst kademelerindeki kişilerden surre eminleri görevlendirmiştir. Yola çıkacak surre alayları için özel törenler düzenleyerek hediyeler göndermiştir. Gönderilen hediyeler ve paralar kayıt altına alınmış ve surre defterlerine kaydedilmiştir. Çalışma, 1171/1757-1758 yıllarında Medine'ye gönderilen 1805 numaralı surre defterini içermektedir. Tezin ana konusu oluşturan 1805 numaralı surre defteri transkripsiyon edilerek değerlendirilmiştir.
Basra kazası vakıfları (1850-1914)
Osmanlı Devleti'nin Arap coğrafyasındaki hızlı ilerleyişi akabinde XVI. yüzyılın ortalarında egemenlik altına alınan Basra, imparatorluğun körfez aracılığıyla Doğu ticaretine açılan kapısı niteliğine sahip bir şehir olarak her zaman önem arz etmiştir. Basra'nın diğer bir özelliği İran Şiiliğine karşı dinî, askeri ve siyasi bir üst konumunda olmasıdır. Bu bağlamda şehrin korunmasına ve dinî, kültürel varlıkların inşasına önem gösterilmiştir. Şehri imar ve ihya etmek için kullanılan vasıtalar arasında vakıf kurumu önemli bir boşluğu doldurmuştur. Cami, mescid, medrese gibi vakıf eserleri şehrin mimari kimliğinin şekillenmesinde önemli bir katkıya sahipken İslam mimarisinin estetiği şehrin yalın bir görünüm kazanmasını sağlamıştır. Bu çalışma Basra merkez kaza ve ona bağlı köylerdeki vakıfları 1850-1914 tarihleri arasındaki zaman diliminde incelemektedir. Çalışmanın amaçlarından biri Basra'daki vakıf ağını tespit ederek ortaya bir envanter çıkarmaktır. Elde edilen bilgiler ışığında vakıfların Basra şehir yaşamında sosyal, kültürel ve ekonomik etkisi araştırılmıştır. Vakıf kurucularının ünvanları üzerinden sosyal statüleri hakkında çıkarımlar yapılmıştır. Vakıf personelinin ücret-ünvan-görev süresi ilişkisi ele alınarak statü çıkarımları yapılmıştır. Personel hakkındaki incelemeler neticesinde şehirde vakıf vazifelerinin belirli kişi ve grupların elinde olduğu saptanmıştır. Vakıflar sayesinde yüzlerce yıl vakıf eser, akar ve araziler korunarak günümüze ulaşmıştır. I. Dünya savaşının başlaması ile ilk kaybedilen topraklardan biri olan Basra'da vakıfların ne zamana kadar faaliyet gösterdiği, işleyiş şekli ve aidiyeti gibi sorulara yanıt aramak araştırmanın hedefleri arasındadır.
Osmanlı Devleti'nin Güney Asya'daki şehbenderlikleri (1848-1914)
Tanzimattan önce tüccar vekili ya da ticaret konsolosu olarak adlandırılan Osmanlı Devleti'nin yurt dışındaki temsilcisi olan şehbenderlik, ilk zamanlarda tüccar arasında meydana gelen sorunların ve ticari meselelerin çözümü hakkında önemli bir yere sahip olmuştur. XIX. yüzyıla gelindiğinde şehbenderlik müessesesinin ticari meselelerdeki sorumluluklarına ek olarak görevli bulundukları bölgede halifenin temsilcisi sıfatıyla Müslüman halkın haklarını gözetmek yer almıştır. Osmanlı Devleti, Güney Asya coğrafyasında Hindistan'ın liman kentlerinde muvazzaf ve fahri şehbenderlikler tesis etmiştir. Bunlardan Bombay Başşehbenderliği'nde 1848 yılından 1914 yılına kadar merkezden yapılan atama ve tevcihler sonucunda on kişi başşehbender, altı kişi şehbender vekili ve kançılarya memuru, bir kişi de şehbenderhane tercümanı olmak üzere toplam 20 görevli I. Dünya Savaşı'nın başlancıgına kadar görev yapmıştır. Bunlar arasında Abdülhak Hamid Tarhan, Halil Halid Bey gibi edebi yönleriyle tanınan diplomatlar Bombay'a başşehbender olarak tayin edilmiştir. Bombay başşehbenderleri Hindistan'ın ticari potansiyeli ve Müslüman nüfus yoğunluğuna dikkat çekerek önemli liman kentlerinde fahri şehbenderlerin vazifelendirmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bunun sonucunda Kalküta, Sri Lanka (Seylan), Karaçi ve Madras gibi şehirlere bölgenin önde gelen tanınmış Müslüman tüccarı arasından Osmanlı Devleti adına ticari faaliyetleri yürüten fahri şehbenderlikler kurulmuştur. Bölgedeki şehbenderlik faaliyetleri Osmanlı Devleti'nin İngiltere aleyhine savaşa girmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nın başladığı 1914 yılından itibaren durma noktasına gelmiştir. Bu tarihten itibaren şehbenderhanelerin eşya ve evrakın akıbeti tartışma konusu olmuştur. Mezkûr eşya ve evrak belli bir kira bedeli karşılığında Hindistan'daki İsveç Konsolosluğu aracılığı ile muhafaza altına alınmıştır.
1242/1826-1827 tarihli Anadolu ve Rumeli Hafaya Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
XIX. asrın başlarından itibaren Osmanlı Devleti'nin idari yapısında kayda değer değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişiklikler yalnızca kurumların işleyişini değil, devlet içindeki bürokratik belgelerin düzenlenmesi biçimini de kapsamaktadır. Özellikle Sadaret'te kayıt altına alınan Ayniyat defterleri, bu dönemde merkezi idare ile taşra arasındaki yazışmaların düzenli biçimde belgelemesini sağlamıştır. Üzerinde çalıştığımız defter Osmanlı Arşivinde Bab-ı Ali Evrak odası Ayniyat defterleri (BEOAYN.d) içinde 326 numaraya kayıtlı olup tam adı Anadolu ve Rumeli Hafaya defteridir. Kapsadağı 1242/1826-1827 tarihleri arasında özellikle yeniçeriliğinin kaldırılması sonrasında Rumeli'de yaşanan gelişmeleri, Anadolu ve Suriye'deki isyan olaylarının ve Güney Kafkasya'daki bazı olayları ihtiva etmektedir. Defterini içerdiği belgeler merkezin taşradaki gelişmelere nasıl yaklaştığını, idari kararların iletim süreçlerini, görev atamalarını, halktan gelen talepleri ve devlet içindeki yaşanan sosyal problemlere dair gelişmeler bakımından önemlidir. Bu yönüyle defter, yanlızca devletin işleyiş mekanizmasını değil, taşrada yaşayan halkın ihityaclarını, şikayetlerini ve bunların merkeze nasıl yansıdığını bizlere göstermektedir. Çalışma çerçevesinde oldukça iyi Arapça ve Farsça bildikleri anlaşılan katipler tarafından yapılan yazışmaların transkripsyonu yapılmış ve içeriğin anlaşılması maksadıyla bazı olayların detayı ile tüm belgelerin özeti yapılmıştır.
Darussaade Agası Hadji Beshir Aga and his charities
Hadji Beshir Aga was assigned as Black Enuch in 1717. He died in 1746, while he was still on duty. He is the only specimen to maintain the duty of Kizlar Agasi, 29 years continuously amongst other Black Enuches.Hadji Beshir Aga was so effective at both domestic and foreign policy of Ottoman State using his influence on the Sultan Mahmud I that he got by the help of his role in Patrona Halil Rebellion's putting down in 1730.Hadji Beshir Aga, as a good muslim, made most of his income over to Ottoman society's service. Amongst his Waqf Works, buildings for educational, religious and social services are prominent. He had many charities in the cities of Ottoman Geography, especially in Istanbul. Keywords: Hadji Beshir Aga, Hareem, Ottoman State, Vaqf
XVIII. yüzyıl Osmanlı Şam valilerinin Emirü'l-Hacc olarak hizmetleri
İslam'ın temel şartlarından biri olan hac, Zilhicce ayının 9 ve 10. günlerinde yerine getirilebilen bir ibadettir. Bu bağlamda Müslümanlar yaşadıkları yerlerin uzaklığına ve o günün şartlarına göre haftalar, aylar süren bir yolculuk sonrasında Hicaz'a ulaşabilirlerdi. XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde bölgenin Osmanlı hâkimiyetine girmesi ve Mekke Emiri tarafından Osmanlı padişahına Hâdimü'l-Haremeyn unvanının takdim edilmesi, hac organizasyonu işini devletin en öncelikli meselesi durumuna getirdi. Hac yolculuğunun nerede ise tamamı karadan ve binek hayvanları ile veya yürüyerek yapılıyordu. Buna ilaveten Şam-Medine arası yol güzergâhının coğrafi ve demografik durumu, hac yolculuğunun zorluklarını daha da arttırmaktaydı. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti Şam şehrini bölgenin idarî ve siyasi bir merkezi haline dönüştürdü. 1120/1708 senesinden itibaren Şam valileri büyük gelirlere sahip, geniş yetkili ve uzun dönemli hac emirleri olarak atanmaya başlandı. Böylece hacıların ve hac yolunun ihtiyaçları daha kolay karşılanır hale geldi. Ayrıca Şam valisinin emrine verilen cerde askeri birliği sayesinde güvenlik önlemleri en üst seviyeye taşındı.
Ahi Çelebi Evkaf mahkemesi 6 numaralı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Osmanlı Tarih araştırmalarında müracaat edilen önemli kaynaklardan biri de Şeriyye Sicilleridir. Hususiyle sosyal, ekonomik alanlarda siciller bize hem detaylı hem de karşılaştırılabilir bilgiler sunmaktadır. Şer'iyye Sicilleri arasında İstanbul merkezli üç mahkemede var olan evkaf sicilleri bir anlamda erken dönem bir ihtisas mahkemesinin kayıtları olması bakımından ayrı bir önemi haizdir. Aşağıda ele alacağımız Ahi Çelebi Evkaf mahkemesinin 6 Numaralı ve 961/1553-1039/1630 yıllarını kapsayan defterinde, evkaf davaları kapsamında cihet anlaşmazlıkları, ilamlar, hüccetler, yer tespiti, tamirat meselesi, vakıf görevlerinin intikali gibi çok sayıda belge türü bulunmaktadır. Keza Defterde mahkemeye başvuran ve bir şekilde vakıflarla alakalı olan Müslim-Gayrimüslim kişilerin meslekleri, davalara konu olan mesken veya konutlar, yer isimleri ve ölçü birimleri gibi hususlar dikkat çekmektedir. Tezde yukarıda bir kısmı verilen davaların transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılmıştır.
1699 yılı Mekke Surre defterleri transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Surre, kelime olarak "kese", terim olarak da 'Haremeyn' yani Mekke ve Medine ahalisine dağıtılmak üzere hususî bir törenle gönderilen para ve çeşitli armağanlar anlamına gelmektedir. Osmanlı padişahları ''Hâdimü'l-Haremeyn'' sıfatıyla kutsal topraklara her yıl hac mevsiminden önce 'surre' adı verilen hediyeler göndererek burada yaşayan insanların ve yöneticilerin gönüllerini kazanmaya ve buraların refahını arttırmaya çalışmışlardır. Osmanlı Devleti'nden önce de bu anlayışla: Abbasî, Memlûk, Fâtımî ve Eyyübî devletleri de surre olarak nitelendirilebilecek çeşitli hediyeleri dönem dönem Haremeyn'e göndermişlerdir. Ancak her yıl ve düzenli olarak kutsal topraklara surre gönderen ve bunu bir sisteme oturtan tek devlet Osmanlı Devleti olmuştur. İlk kez Osmanlılarda Yıldırım Bayezid döneminde (1389-1402) kutsal topraklara surre gönderilmiş, daha sonra I. Mehmed (1403-1421), II. Murad (1421-1451), Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) dönemlerinde bu usul devam etmiştir. II. Bayezid dönemine gelindiğinde ise surre göndermek devletin âdeti hâline gelmiştir. I. Selim dönemiyle Hicaz, Osmanlı topraklarına dahil olduktan sonra her yıl düzenli olarak, bir sistem dahilinde, devlet erkânının da katıldığı törenlerle surre gönderilmiş ve bu usul devletin yıkılışına kadar sürmüştür. Bu çalışmada 1110 Hicrî/1699 Milâdî tarihinde Mekke'ye gönderilen surreler ve bu surrelerin kayıtlarının tutulduğu defterler ele alınmıştır. Bu defterlerdeki bilgiler ışığında dönemin Mekke'sinin sosyal ve ekonomik durumu hakkında çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır.
Eytâm idaresi ve 50 nolu Eskişehir-Sivrihisar idanat sandığı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Osmanlı Devleti'nde yetim malları ile ilgili başvurulabilecek en önemli kaynaklar merkezde Eytâm İdaresi'nin, taşralarda ise Eytâm (İdanat) Sandıkları'nın (1906'dan sonra İdanat Sandığı olarak değişmiştir.) tuttukları muhasebe kayıtlarıdır. Bu kayıtlardan anlaşılıyor ki Eytâm İdaresi ve ona bağlı olarak kurulan İdanat Sandıkları 1851-1926 yılları arasında küçük yaşta yetim, öksüz kalan çocukların ebeveynlerinden miras kalan malları detaylı bir şekilde kayıt altına almış ve bu malları yetim adına muhafaza edip nakit paraya ihtiyacı olan vatandaşa, yetimin akrabasına, vasîsine ve devlet hazinesine belli faiz oranlarıyla borç vermiştir. Bir banka kaydı özelliği taşıyan bu muhasebe defterleri bölgenin iktisadi, sosyolojik ve kültürel değerlendirilmesinin yapılması açısından ayrıca önemlidir. IV İncelediğimiz 50 Nolu Eskişehir-Sivrihisar İdanat Sandığı Defteri 1913-1915 yılları arasını kapsamaktadır. Çalışma bölgenin yetim çocuklarını, bunların vasîlerinin kimler olduğunu, bulundukları mahalle ve köy isimlerini analiz ederek Eytâm İdaresi konusunu daha iyi anlamak adına bölgesel bir örnek olmuştur. Borç alıp tahsil etmenin yanında yetim çocuğun şahsi davalarının da bulunduğu bu defterin transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eytâm, Sandık, İdâne
Osmanlı Kudüs'ünde devlet ve toplum (1798-1841)
Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerce kutsal kabul edilen Kudüs şehri, M.Ö. 4000'li yıllara kadar uzanan kadim bir tarihe sahiptir. Bu dinlere mensup devletlerin Kudüs'teki farklı dönemlere ait hâkimiyetleri şehirde üç dine ait kutsal mekânların oluşmasına zemin hazırlamıştır. 1517'de Osmanlı hâkimiyetine giren Kudüs'te devlet tarafından gerçekleştirilen çeşitli imar faaliyetleri şehrin yaşam kalitesini yükseltmiştir. 1917'ye kadar süren bu hâkimiyet süreci içerisinde Kudüs için kırılma noktalarından biri Fransızların 1798 Mısır işgaliyle başlayan ve 1841'de Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanının sonlandırılmasına dek devam eden süreçtir. Vehhabi ve Yunan isyanları gibi devletin farklı bölgelerindeki sıkıntıların bu zaman diliminde ortaya çıkması farklı milletleri bir arada barındırmasından dolayı Kudüs'ün bu olaylardan dolaylı yoldan etkilenmesine sebep olmuştur. Osmanlı Devleti'nin 1798-1841 yılları arasında Kudüs'te uyguladığı siyaseti konu edinen bu çalışmada; yaşanan siyasi olaylar ve idari değişiklikler, devletin Müslümanlara yaklaşımında öne çıkan faaliyetler, devletin gayrimüslimlere tanıdığı haklar ve halkın devletle olan irtibat yolları incelenmiştir.
185 numaralı Denizli Şer'iyye sicil defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (1875-1883)
Şer'iyye Sicilleri şer'i mahkemelerde kronolojik sıra ile tutulan defterlerdir ki içeriğinde; mahkemelerde kadı tarafından verilen hükümler (i'lâm), alım-satım, borç, senet, ferağ, adak, vasîyet, vakfiye, tereke, vekâlet gibi her hangi mevzuda resmiyete dökülmesi gereken belgelerin (hüccet, vakfiye) kaydı bulunur. Bunların yanında merkezden gönderilen ferman, berat, mektup gibi emirler yani günümüzde noterlik işlemleri işlevini görmektedir. Kadıların hem adli, hem idari hem de şer'i görevleri vardır. Dolayısıyla bir beldede cereyan eden işlemler ve taşra ile merkez arasındaki yazışmalar şer'iyye sicillerinde yer alır. Taşrada herhangi bir idari birim içerisindeki sosyal, ekonomik ve hukuki hadiseler, bürokrasi ile ilgili yazışmalar, merkez tarafından eyalet, sancak ve kazaya gönderilen emirler bu defterlere kaydedilmiştir. Çalışmada ele alınan 185 numaralı Denizli Şer'iyye Sicili bahsi geçen unsurlar bakımından kanaatimizce güzel bir örnek teşkil etmektedir ve sözü geçen bütün unsurlara neredeyse haizdir. Araştırmada transkripsiyon işlemi yapılmış bu işlem ile birlikte gerekli tahliller yapılarak değerlendirilmiştir.
597 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şerՙiyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. 1284-1285 / M. 1867-1868)
Çalışmamızda şerՙiyye sicillerinin yerel tarihe olan katkısından bahsedilmiş ve Hicri 1284 – 1285(M. 1867-1868) tarihlerini kapsayan 597 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şerՙiyye Sicili'nin transkripsiyonu yapılarak belge özetleri de çalışmaya eklenmiştir. Belirli başlıklar altında değerlendirmeye tabi tutulan sicil, genel ve yerel tarihe sağlayacağı katkı bakımından önemli bir kaynak niteliğindedir.
Hintli hacıların yaşadığı sıkıntılar: Sirkat ve Osmanlı Devleti'nin aldığı önlemler (1820-1914)
Osmanlı Devleti 1517 tarihinden itibaren hac ve umre için Kutsal topraklara ulaşmak maksadıyla yola çıkan Müslümanların güvenli ve rahat bir yolculuk yapmasına büyük önem vermiştir. Hac mevsiminde farklı coğrafyalardan gelen hac kafilelerinin bir araya toplanmak suretiyle önce İstanbul'a gelmeleri, buradan da hacıların Surre Alayı ile Kutsal topraklara ulaşmaları sağlanmıştır. Surre Alayı ile birlikte yola çıkan kafileler yol güzergâhında bulunan çöllerde yaşayan bedevilerin saldırılarına maruz kalmıştır. Urban aşiretlerinin hac kafilelerine baskınlar düzenleyerek sık sık saldırması ve yağma yapması hacıların güvenliğini tehlikeye sokmuştur. Hadimü'l Harameyn sıfatı ile kutsal topraklara büyük hürmet gösteren Osmanlı Devleti bu tehditlere karşı mücadele ederek birtakım tedbirler almıştır. Hac ibadeti için Kutsal topraklara gelen Hintli Müslüman hacıların sorumluluğunu da üzerine alan Osmanlı Devleti hacıların mağduriyetlerini gidermeye çalışarak problemlerini çözmek için uğraşmıştır. Özellikle XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başlarında hac yolcuğunda asayişle ilgili birçok problem yaşayan Hintli hacıların bu sorunları Osmanlı Devleti tarafından takip edilmiş ve çözülmüştür. Urban saldırılarının önlenmesi için birçok tedbir alarak yoğun çaba gösteren devlet, hacıların maddi ve manevi olarak bütün sıkıntıları gidermiştir. Anahtar Kelimeler: Hac, Osmanlı Devleti, Hintli Müslümanlar, Bedevi, Sirkat (Hırsızlık).
Hintli hacılar arasındaki kolera salgını ve alınan tedbirler (1831-1911)
19. yüzyılın en ölümcül hastalığı olarak kabul edilen ve hemen hemen dünyanın her yerinde büyük can kayıplarına yol açan kolera salgınları, daha ilk görüldüğü yıllardan itibaren Hicaz bölgesinde de oldukça etkili olmuştur. İslam'ın ibadet esaslarından biri olan hac vazifesini yapmak üzere dünyanın dört bir tarafından gelen Müslüman hacı adaylarının buluşma noktası olan bölgede, koleranın hacılar arasında bulaşması ve sonra da hacılar vasıtasıyla dünyanın her tarafına yayılması için uygun bir zemin oluşturmuştur. Bu bağlamda Osmanlı Devleti, Hicaz bölgesini kolera hastalığından ve salgınlarından korumak için birçok tedbire başvurmuş, düzenlenen uluslararası konferansların kimi zaman öncüsü kimi zaman da en önemli unsuru olmuştur. Hem bu uluslararası konferanslarda alınan kararların ve hem de devlet tarafından özel olarak belirlenen kimi tedbirlerin tavizsiz bir şekilde uygulanmasıyla olumlu neticeler alınmıştır. Bunun en iyi neticesini belli güzergâhlarda kurduğu karantina teşkilatları sayesinde ve Hicaz'a gelmeden hacıların ve beraberindeki her şeyin dezenfeksiyon ve sağlık kontrolünden geçmesi olmuştur. "Hintli Hacılar Arasında Kolera Salgını ve Alınan Tedbirler" adlı çalışmamız 1831 Hicaz'da ilk kolera görülmesinden başlatılarak, 1911 yılında salgın boyutundan çıkmasına kadar görülen kolera vakalarının kaynağı olarak gösterilen Hindistan ülkesini ve kolera hastalığının taşıyıcısı durumda olan Hintli hacılar için ve diğer hacılar için Hicaz'da alınan tedbirlere değineceğiz. Anahtar Kelimeler: Hindistan, kolera, salgın, Hicaz, karantina
1699 yılı Medine Surre Defterlerinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Surre, kelime anlamı olarak; akçe kesesi, para çıkını anlamına gelmektedir. Terim anlamı olarak; 'padişahların hac mevsiminden önce, İstanbul'dan Haremeyn'e buranın ileri gelenlerinden en yoksullarına varıncaya kadar dağıtılmak üzere, özel bir tören ve alayla gönderdikleri para altın ve hediyelerdir. Mekke, Beytullah denilen Kabe-i Muazzama'nın, Medine ise Hz. Muhammed(sav.)in mübarek Kabrinin bulunduğu iki kutsal şehirdir. Bu nedenle her ikisi Müslümanlar için ayrı bir öneme sahiptir. Emeviler döneminden başlayarak Medine'ye dışarıdan yardımlar gönderilmeye başlanmış ancak bu yardımlar düzenli olarak ilk kez Abbasiler döneminde halife Muktedir Billah tarafından gönderilmiştir. Osmanlı Devleti, Harem-i Şerîfi Hz. Peygamber'den kalan bir emanet olarak görmüş ve değişik adlar altında her yıl bu topraklara para ve çeşitli hediyeler göndermişlerdir. Bu çalışmanın ana konusu olan Surre ilk olarak Yıldırım Bayezid (1389-1402) döneminde gönderilmiştir. Sistemli bir şekilde her yıl devlet erkânının katılımıyla törenler eşliğinde gönderilmesi ise I. Selim zamanına tekâbül etmektedir. Haremeyn'e Surre gönderme âdeti 1915 yılına kadar devam etmiştir. Bu çalışmada 1110 Hicri/1699 Miladi tarihinde Osmanlı Devleti tarafından Medine'ye gönderilen surreler ve surrelerin kayıtlarının tutulduğu defterler ele alınmıştır. Transkripsiyonu yapılan bu defterlerden elde edilen bilgilerle, dönemin Medinesi ile ilgili çeşitli çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır.
707 numaralı Balıkesir Şer'iyye Sicili Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Çalışma konumuzu oluşturan 707 Numaralı Balıkesir Şer'iyye Sicil Defteri H. 1103-1104 / M. 1691-1692-1693 yılları Balıkesir şehri hakkında bilgi sahibi olmamız açısından önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Çalışmamız aynı zamanda II. Ahmet dönemi siyasi olaylarına katkı sağlayacak belgeleri de muhteva etmesi bakımından önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bu çalışmamız kayda alındığı dönemin siyasi, sosyal ve yerel tarihi hakkında önemli bilgiler içermesi sebebiyle araştırmacılar için önemli bir kaynak niteliğindedir.
266 numaralı İstanbul Evkaf-ı Hümayun Mahkemesi sicilinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Osmanlı medeniyetinin bir tezahürü olan vakıf yapıları, yer ve zamanda genişleyen devlet ile aynı oranda artarak daha sıkı denetime ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Bu vakıfların sorunsuz işleyebilmesi ve vakıflarla ilgili davalara bakması için kurulan Evkaf-ı Hümayun Müfettişliği bu icra makamlarından biri olmuştur. Evkaf-ı Hümayun Nezaretine bağlı bu kurum, vakıflarla ilgili teftişin baş aktörü olmuş, kazalarda görev yapan kadılar ve onların tuttukları siciller ile paralel bir benzerlikte görevlerini yürütmüşlerdir. Bu çerçevede Haremeyn Evkafı Müfettişliği sicilleri adı altında 888-1342/1483-1924 yılları arasında tutulmuş olan 801 defter bulunmaktadır. Bu çalışmada 1212-1213/1797-1798 yılları arasında tutulmuş olan 266 numaralı defter esas alınarak, bu yıllar arasındaki vakıf davalarının hususiyetleri ile alakalı değerlendirmelerde bulunulmuştur.
1261/1845 Tarihli Temettu'ât Defterlerine göre Kütahya Livası Dağardı Kazasının Döğrek, Balı, Karaşehir, Aydınlar Ve Çıvgalar, köylerinin sosyal Ve iktisadi yapısı
Osmanlı Devletinde Tanzimat'ın ilanıyla birlikte vergi sisteminde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bazı vergiler kaldırılarak herkesin ödeme gücüne göre temettü vergisi konulmuştur. Kaydedildiği defterlere de Temettu'ât Defterleri denilmiştir. Bu defterler günümüzde Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunmaktadır. Temmettu'ât Defterleri vergiye tabi olarak, hayvan, kira gelirleri ile meslek ve sanat gelirlerinin kaydedilmesiyle oluşmuştur. Temettu'ât Defterlerinde dönemin nüfusunu, bölgenin ticari durumunu, iktisadi yapısını, arazisini ve zirâi üretimini, hayvan dağılımını ailelerin gelir ve refah seviyesi ile sanat ve üretimi gibi pek çok konuda bilgi bulmak mümkündür. Yüksek lisans tez çalışması olarak bu defterlerden, Kütahya Sancağına tabi Dağardı Kazasına tabi aşağıdaki köylerin transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapılmıştır. ML.VRD.TMT.07642 Aydınlar Köyü ML.VRD.TMT 07647 Balı Köyü ML.VRD.TMT 07643 Çıvgalar Köyü ML.VRD.TMT 07639 Döğrek Köyü ML.VRD.TMT 07644 Karaşehir Köyü Anahtar kelimeler: Vergi, tarih, kazanç, tarımsal, ticari.