Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Kemal Şan

26 theses · Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Tüketim toplumunda meditasyon: Maneviyatın metalaşmasının sonuçları

Meditasyon, kökenleri Budist geleneklere dayanan bir dini pratik olarak doğmuş ve günümüz seküler toplumunda dini bağlamından soyutlanarak seküler bir inanç sistemine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, meditasyonun sadece geleneksel dini çevrelerden değil, farklı inançlardan, kültürlerden ve yaşam tarzlarından bireyler tarafından benimsenmesine olanak sağlamaktadır. Seküler toplumlarda dinin kamusal alandan çekilmesi ve bireysel anlam arayışlarının artması, meditasyonu hızlı ve pratik bir çözüm aracı olarak yaygınlaştırmıştır. Modern birey, meditasyonu bir tür seküler maneviyat olarak görmekte, aynı zamanda kişisel gelişim ve içsel huzur arayışında bir araç olarak kullanmaktadır. Bu bağlamda, meditasyon, bireysel ihtiyaçlara yanıt veren dini bir pratikten çok seküler bir inanç sistemi olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bu çalışma, meditasyonun günümüz tüketim toplumunda yeni bir maneviyat pratiği olarak nasıl benimsendiğini ve kişisel gelişim endüstrisi içinde nasıl ticarileştiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Meditasyonun popüler kültür aracılığıyla bireylerin taleplerine ve toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden şekillenişi, çalışmanın temel kapsamını oluşturur. Araştırma kapsamında, eğitimlerinin tanıtımlarını ve duyurularını Instagram üzerinden gerçekleştirilen 14 eğitmen ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış, analiz sürecinde yalnızca 10 eğitmenin verileri esas alınmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda eğitmenlere toplamda 10 adet açık uçlu soru sorulmuş ve bu sorular meditasyon pratiği ile tanışma, mesleki yolculuk, eğitim süreci ve meditasyon pratiğinin ticarileşmesi süreçlerine dair geniş bir perspektif sunmayı amaçlamıştır. Eğitmenlerin sosyal medya paylaşımlarında meditasyon pratiğiyle ilgili öneriler, günlük hatırlatmalar, kişisel deneyimler, yaşam tarzı tavsiyeleri ve bülten yazıları tarzı paylaşımlar yoluyla kendilerini görünür kıldıkları tespit edilmiştir. Fenomenolojik analiz yöntemiyle değerlendirilen bulgular, meditasyonun hem bireysel dönüşüm aracı hem de ticarileşen bir hizmet olarak çok katmanlı bir işlev üstlendiğini ortaya koymuştur.

Asude Zeynep Aral
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Sudan'da ulusal kimlik inşası sürecinde etnik kimliklerin rolü: İslamcı siyaset uygulamaları dönemi

Modern dünyada toplumlar, kültürel bağlamda çeşitlilikle şekillenen hızlı bir değişim süreci yaşamaktadır. Sudan da toplumsal, kültürel, etnik, dinsel ve dilsel çeşitliliğe sahip bir ülke olarak bu dönüşümden doğrudan etkilenmiştir. Ancak 1956 yılındaki bağımsızlıktan bu yana, söz konusu çeşitliliğe rağmen kimlik meselesi, Sudan'ın modern tarihinde devlet inşasının en temel ve karmaşık sorunlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Araplık, Afrikalılık ve İslam gibi kimlik unsurları arasında süregelen gerilimler, özellikle İslamcı siyaset uygulamaları döneminde (1989-2019) daha da derinleşmiş; bu süreçte etnik farklılıklar yeterince kapsayıcı biçimde yönetilememiştir. Bu durum, toplumsal çatışmalara ve ulusal kimlik krizlerine zemin hazırlamıştır. Bu tez, Sudan'da ulusal kimlik inşası sürecinde etnik kimliklerin oynadığı rolü ve İslamcı siyaset uygulamaları döneminde bu rollerin nasıl şekillendiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, Sudan'daki kimlik oluşumuna dair tarihsel ve sosyopolitik süreçleri açıklığa kavuşturmayı ve bu süreçte ortaya çıkan dinamikleri daha iyi anlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır. Özellikle Arap kimliğinin öne çıktığı İslamcı siyaset döneminde, diğer etnik kimliklerin yeterince temsil edilip edilmediği ve bunun ulusal kimlik oluşumuna nasıl yansıdığı temel araştırma sorusu olarak ele alınmıştır. Araştırmada, sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bu çerçevede saha araştırması, Sudanlı akademisyenlerden oluşan 17 katılımcıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, tematik analiz yöntemiyle ve MAXQDA 2020 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, etnik kimliğin ulusal kimlik bağlamında nasıl inşa edildiğine odaklanılarak kimliklerin siyasal düzeyde nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, Sudan'da İslamcı siyaset döneminde uygulanan politikaların etnik kimlikler üzerinde etkili olduğunu ve bu sürecin ulusal kimlik inşasında çeşitli ayrışmalar ile temsiliyet sorunlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir. Günümüzde ise Sudan kimliği üzerine toplumsal bir uzlaşı sağlanamamıştır. Çalışma, Sudan'daki kimlik siyasetinin özellikle İslamcı yönetim dönemi bağlamındaki tarihsel ve güncel boyutlarını anlamaya katkı sunmakta ve etnik kimlik–siyasal istikrar ilişkisini inceleyen çalışmalara teorik bir temel sağlamaktadır.

Sudan
Hassan Abdallah Mohammed Alı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk sinemasında modernleşme ve göç

Bu çalışmanın temel hedefi; sanayileşmeyle birlikte insanların yerleşim bölgelerini terk etmeye başlamasıyla, değişen üretim sisteminin Türk halkının yaşam standartlarındaki değişim ve dönüşümlerini tespit edip değerlendirerek Türk toplumunda modernleşmenin seyrini ortaya koymaktır. Bu amaçla Türk halkının yaşadığı bu değişim ve dönüşüm süreci, modernleşme kapsamında göç olgusu ve göçmenin Türk sinemasında nasıl kurgulanıp yansıtıldığı kimlik kategorisi başlığında incelenmiştir. Göçmen kimliğinin mekânsal kurgusu, dışlanma, ötekileştirilme ve yabancılaşma temaları temelinde değişen toplum yapısının Türk sinemasındaki izleri odak nokta olarak belirlenerek, Türk toplum yapısının içinden geçtiği süreçler göç tecrübesi bağlamında anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın örneklem seçiminde; dönemin sosyo-kültürel, siyasal, ekonomik yapısını ve modernleşme politikalarını yansıtan batı-doğu, geleneksel-modern, eski-yeni karşıtlıkları taşıyabilen, göç ettikleri bölgelerde yer edinmeye çalışan bireylerin yaşam öykülerine yer veren, 1960-1990 yılları arasında ilk gösterime giren göç temalı filmler kullanılmıştır. Modernleşmenin Türk sinemasındaki yansımasının nasıl olduğu, göç temalı filmlerin dönemsel betimlemelerini ne şekilde yansıttıkları ve yer verilen karakterlerin hangi şekilde, boyutta ve yönde kurgulandıkları gibi araştırma soruları çalışmaya yön vermiştir. Nitel bir araştırma deseni oluşturulmuş açıklayıcı ve betimleyici bir metodolojiye sahip içerik analizi yöntemi ile filmler kimlik kategorisi kapsamında mekânsal yerleşim, dışlanma, ötekileştirilme ve yabancılaşma temaları çerçevesinde çözümlenmiş, böylece metinlerin derin okuması yapılmıştır. Bu çalışmada 1960-1990 yılları arasında, iç göç konulu filmlerin karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece Türk sinemasında göç olgusunun, modernleşme kapsamında yapısı çözümlenerek kültürel politik bir okumasının yapılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu çalışmanda, kimlik kategorisi bağlamında Türk toplumunun değişen ve dönüşen toplumsal yapısının tespit edilmesiyle, alana katkı sunacağı niyetini taşımaktadır.

GöçlerKimlikModernleşme+1
Emine Yıldırım
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de dindarlık ve siyasal davranış: Sakarya örneği

Bu araştırmanın amacı, Sakarya ili evreninde siyasal davranış ve dindarlık arasındaki ilişkiyi analiz etmektir. Bu bağlamı genişletmek için siyasal davranışın dindarlıkla birlikte sosyal mesafe, ahlaki gelenekselcilik ve sosyo-demografik değişkenlerle (yaş, eğitim, gelir vb.) kurduğu ilişkiyi, kimliksel yönelimler ile yönetim performansı beklentilerinin bireyin siyasal davranışını belirlemesinde nasıl birlikte işlediğini ortaya koymak hedeflenmektedir. Çalışma, İlişkisel Tarama Modeli çerçevesinde yürütülmüş ve Sakarya genelinde 600 katılımcıdan elde edilen veriler üzerinden Dini Bireysel Hayat Ölçeği (DBHÖ), Ahlaki Gelenekselcilik Ölçeği (AGÖ) ve Sosyal Mesafe Ölçeği (SMÖ) ölçümlerinin yanı sıra siyasal katılım, aday özellikleri, siyasal bilgi edinme kanalları/düzeyleri bağlamında oy verme/oy değiştirme gerekçeleri birlikte analiz edilmiştir. Bu çerçevede, siyasal davranışın dindarlık bağlamında nasıl şekillendiği beş ana hipotez ve alt hipotezler aracılığıyla sınanmıştır. Sonuçlar göstermektedir ki seçmen davranışı tek bir kuramsal eksene indirgenememekte ve bağlama göre değişen çok katmanlı bir karar mantığı siyasal davranışı şekillendirmektedir. Bir yandan bireysel dindarlık siyasal aidiyetin oluşmasında "kimlik çapası" işlevi görürken diğer yandan adalet, liyakat, yolsuzluk ve ekonomik performans gibi yönetim performansı ölçütleri siyasal davranışı değiştirme veya güncellemede etkili "tetikleyiciler" olarak öne işlev görmektedir. Buna benzer şekilde başörtüsü gibi kültürel travma koduna da sahip haklara dair tehdit algısı, yaş ve eğitim farklılıklarını büyük ölçüde aşan bir "kültürel savunma hattı" üretmekte ve bireylerin rasyonel performans beklentileri ile kimliksel güvenlik hassasiyetleri arasında bir gerilim hattı oluşmaktadır. Ayrıca bulgular dinin önemini kaybettiği bir "din kaybı" anlatısını değil, bireyselleşmiş dindarlığın kurumsal/cemaatsel aidiyet biçimlerine karşı yeniden biçimlendiği bir dönüşüm okumasını sunmaktadır. Bu çalışmada sunulmakta olan yeni yaklaşım, merkez-çevre ve kültürel yarılma açıklamalarının bireyin "aidiyet" boyutunu, rasyonel/ekonomik değerlendirmelerin ise "kopuş" boyutunu daha iyi açıkladığını birlikte gösteren bütünleşik ve çok katmanlı bir model önermesidir. Siyasal davranışın belirlenmesinde temel zemin olarak siyasal alanın kültürel özgürlük alanlarına saygıyı koruyan ancak meşruiyeti esas olarak adalet, liyakat ve şeffaf yönetim performansı üzerinden üreten bir siyasal dil kurmalarının siyasal davranışın dinamiklerini anlamada ve öngörmede daha etkili olacağı değerlendirilmektedir. Modelin etkinliği, dindarlığın aidiyet kurucu rolü ile yönetim performansı ölçütlerinin oy değiştirmedeki belirleyiciliğini aynı analitik çerçevede birleştirerek siyasal rasyonalitenin güçlendiğini görünür kılmasında somutlaşmaktadır.

Osman Aydoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gündelik hayat pratiklerinde din ve sekülerleşme (Kuşaklararası karşılaştırma)

Din toplumsal hayat içerisinde yer alan en köklü kurumsal yapılardan bir tanesidir. Dinin kurumsal kimliği ve otoritesi pozitivist toplum felsefesi anlayışına geçişle birlikte sorgulanmış ve kurumsal olarak dönüşmüştür. Bu dönüşüm süreci sekülerleşme olarak tanımlanarak modern toplum anlayışının bir sonucu olarak görülmüştür. Sosyoloji disiplininde din ve sekülerleşmeye yönelik yaklaşımlar ileri sürülerek toplumsal alanda dinde yaşanan değişimin yönü anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda pozitivist anlayış modern toplum yapısı içerisinde dinin yok olacağı beklentisini barındırırken, öznel dindarlığın artmasıyla bireylerin aktör vasfının modern toplum yapısını etkileyerek yeniden dinsel canlılığın açığa çıkacağını öne süren yaklaşımlar hasıl olmuştur. Yapı fail ilişkisinin iki ucunu temsil eden bu yaklaşımların aşırıcılıkları ise eleştirilmiştir. Sekülerleşme ve din ilişkisinin eklektik bir yaklaşımla ve yapı fail diyalektiği açısından ele alınması da bu noktada önem arz etmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de din ve sekülerleşme ilişkisi kuşak grupları özelinde incelenerek Türkiye'deki gündelik hayat dinselliğinin dönüşümü yapısal ilişkisel bağlamda ele alınacaktır. Araştırmanın evreni Türkiye olup %95 güven aralığı ve 0,3 hata payı ile evren temsiliyetinin yerine getirilmesi için İBBS Düzey 1'de bulunan 12 il kapsamında 1119 kişi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de gündelik hayatta din ve sekülerleşme kuşaklar bağlamında incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular dahilinde gündelik hayat pratiklerinde dini aidiyet, dinsel tutum, dinsel davranış, gündelik hayat içerisinde yapılan tercihlerde dinin yeri vb. unsurlar dahilinde ise kuşaklar arasında farklılıkların olduğu saptanmıştır. Araştırmada Türkiye'de gündelik hayat pratiklerinde bulunan dinselliğin makro bağlamda kuşak grupları ile ele alınması ve sekülerleşme analizi ile kuşak gruplarının yapısal dönüşümünün ortaya konması nedeniyle yürütülen çalışmanın literatüre katkı sunabileceği düşünülmektedir.

Hüsna Hacıeyüpoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Yeni Çağcı manevi yönelimler

Bu araştırma Yeni Çağ spiritüelliğinin tarihsel ve teorik arka planını sunmayı, Türkiye'de Yeni Çağ inanç ve pratiklerine katılan insanların motivasyonlarını ve Yeni Çağcılığın onların dünyasındaki anlamını, nitel bir yöntemle, derinlemesine mülakat tekniğini kullanarak ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Yeni Dini Hareketler ile Yeni Çağ maneviyatı arasındaki analitik ve teorik ayrımlara yer verilmiş ve her iki akım arasındaki farklar ve benzerlikler üzerinde durulmuştur. "Saha Araştırması" başlığını taşıyan ikinci bölüm ise Yeni Çağ manevi pratiklerine katılan bireylerle yapılan görüşmelerden oluşmaktadır. Tüm bu tekniklerle elde edilen veriler, sonrasında içerik analizi ile çözümlenmiştir. Kadın ve erkek katılımcılarla gerçekleştirilen araştırmada, veri çeşitliliğini zenginleştirmek amacıyla, yapılan derinlemesine mülakatlardaki örneklem seçiminde kartopu tekniği tercih edilmiştir. Farklılıkların ve çeşitliliğin belirlenmesine yetecek sayıda insanla yapılan görüşmeler boyunca elde edilen veriler, Yeni Çağ maneviyatının tarihsel seyri ve anlamı etrafındaki teorilerle karşılaştırmalı bir biçimde incelenmektedir. Çalışmanın odak grubunu Yeni Çağcı spiritüelliğe özgü öğreti ve pratiklere katılan bireyler oluşturmaktadır. Öte yandan, çeşitli manevi pratiklere katılımın motivasyonlarının yanı sıra Yeni Çağ inançları ile sekülerleşme, modernite ve bireyselleşme arasındaki ilişki üzerinde de durulmuştur. Üzerinde durulan bir diğer nokta ise, Yeni Çağ spiritüelliğinin insanların hayatında radikal bir dönüşüm anlamına gelip gelmediğidir. Örneğin "Yeni Çağcılık insanların tevarüs ettikleri dinî inancı radikal bir dönüşüme uğratıyor mu?" gibi bir soru, bu bölümde aranan cevaplar arasındadır. Çalışmada Yeni Çağcılığın böylesi bir radikal kopuşa tekabül etmediği müşahede edilmiştir. Buradan hareketle, çağdaş spiritüelliklerin yayılmasının sekülerleşme üzerinden okunması sorunlu bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Ayhan Koçkaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bedene estetik müdahale olgusu üzerine nitel bir çalışma: Pierre Bourdieu perspektifiyle değerlendirmeler

Modern hayatın içinde beden hiç olmadığı kadar bireyselleşirken kimliklerin beden üzerinden oluşturulması bedenin değiştirilebilirliğini teşvik etmektedir. Beden imgesinin oluşturulması kültürel dinamiklerle belirlenirken kişiler bedenlerini toplumsal kabul görme üzerinden şekillendirmektedirler. Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren çağdaş sosyal teoride farklı açılardan tartışılmaya başlanan beden, sosyoloji literatüründe özel bir alana sahiptir. Sosyal teorisyenler tüketim kültürü içinde ticarileşmiş bedeni, feministler bedene dayatılan toplumsal kabulleri, Foucauldian analistler iktidar biçimlerinin beden üzerinden gerçekleştiğini, teknolojik gelişmelere dair okumalar bedenin belirsizleştiğini tartışmaktadırlar. Beden sosyolojisi literatüründen oluşturulan bu araştırma da modern bedenin estetik cerrahi işlemlerle olan ilişkisi anlamlandırılmıştır. Estetik cerrahi ve cerrahi olmayan operasyonlar kültürel ürün olarak değerlendirilmiştir. Estetik cerrahi ve beden etkileşimi iktidar ve kültür tartışmalarını birleştiren Pierre Bourdieu sosyolojisinde özelleştirilmiştir. Gündelik hayatın bir parçası haline gelen ve normalleştiği görülen estetik işlemler çoklu yapısal özellikler ve kültürel dinamiklerle ilintilidir. Bu dinamiklerin başında küreselleşme, tüketim, tıbbın toplumlar üzerinde oluşturduğu tahakküm, cinsiyet, dini ve ideolojik yapı, medya araçları ve ünlü etkisi gelmektedir. Yaşam tarzı üzerinden oluşan toplumsal ayrışmaları okuyan Pierre Bourdieu'nün habitus, ayrım, beğeni, kültürel beden sermayesi, sosyal ve simgesel sermaye, tahakküm ve simgesel güç kavramları üzerinden estetik operasyonlar anlamlandırılmıştır. Kültürel tüketimin içinde yer alan beden estetiği işlemleri gelir durumu, meslek ve eğitim durumu, cinsiyet, yaş ve yaşanılan semt yapılarının kesişimselliğinde anlamlandırılmıştır. Tüketim şekilleri üzerinden bireysel kimliklerin oluşturulması toplumsal sınıf ve tabakalaşmaları belirsizleştirmiştir. Sınırlar belirsizleştikçe yaşam tarzı ve tüketim ilişkisinin yapısal temellerinde kopuşlar meydana gelir. Tüketim şekli olan estetik işlemler ve tercih edilme durumlarının homoloji argümanı içinde beğeniye yaklaşan Pierre Bourdieu sosyolojisinde ayrışmaları oluşturan yaşam tarzı pratiklerinden farklı bir yapı oluşturduğu anlaşılmıştır.

BedenBeden sosyolojisiBourdieu, Pierre+1
Reyhan Yüksel
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yaşayan Bangladeşli sığınmacıların ve göçmenlerin Türk toplum yaşamına uyum süreci

Bu araştırma Bangladeşli göçmenlerin ilişkilerini ve Türkiye'deki sosyo-kültürel hayata katılımlarını inceleyecektir. Buradaki birincil araştırma sorusu "Türkiye göçmenler için ev sahibi ülke olarak hangi rolleri oynamaktadır?" şeklindedir. Temel olarak bu çalışma Bangladeşli göçmenler üzerine odaklanacaktır. Türkiye ve Bangladeş iki Müslüman ülkedir; uzun süredir karşılıklı olarak iyi ilişkilere sahiplerdir. Günümüzde, her iki ülke de diplomasi, ticaret, göç, eğitim ve savunma gibi çeşitli sektörlerde işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Geçmiş yıllardan itibaren Bangladeş'ten Türkiye'ye, çoğunluğu öğrenciler ve iş adamları olmak üzere, oldukça düzenli bir göç akışı vardır. Türkiye'nin bu kimseleri sosyal ve kültürel açıdan kucaklama ve araştırma için güvenli bir zemin sağlama yöntemi takdire şayandır. Bu çalışma Türkiye'nin Bangladeşli göçmenlere olan muamelesinin nasıl olduğunu ve Bangladeşli göçmenlerin nasıl muamele görmek istediklerini, eğer herhangi bir şekilde ayrımcılık söz konusu ise bunun ne gibi olumsuz yönleri olduğunu tüm yönleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye'de verilen eğitim hizmetinin kalitesi yüksektir ve Bangladeşli göçmenlerin çoğunluğunun öğrenci olması bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu çalışma Türkiye'deki Bangladeşli göçmenlerin sosyo-kültürel yönlerini, uyum sürecini, amaçlarını ve geleceklerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yalnızca bireylerin eğitimi, işleri ve kariyerleri ile ilgili yönleri değil, bunlara ek olarak asimilasyon ve entegrasyon süreçleri de incelenecektir. Her birey farklı bir macera resmeder, bazıları yeni bir yerleşim yerine uyum sağlamayı kolay bulur, bazıları ise gerçekten zor bir alışma sürecinden geçer. Bu çalışma beslenme, dil, insanlar, popüler kültür, toplumsal kurallar ve eğlence anlayışı gibi farklı bakış açıları üzerinden sonuca ulaşacaktır. Bangladeş'ten Türkiye'ye yönelik devam eden göç akışı her iki ülke için de önemli düzeyde imkânlar ortaya koymaktadır. Böylece, bu uyum süreci, şu anda, oldukça önemli bir hal almıştır. Bu konunun arka planı belirli bir topluluğun yaşamının tüm yönlerini kapsayacağı için sınırlı konularda bilgi verecektir. Çünkü bir toplumun yaşamının tüm yönleri birlikte incelenemeyecek kadar detaylı ve büyüktür. Göçmenlerin Türkiye'de ikamet etmek ve buraya yatırım yapmak konusunda cesaretlendirilmesi her iki taraf için de bir kazan-kazan ilişkisi ortaya koyacaktır.

BangladeşGöçlerGöçmenler+5
Easmın Akter Eva
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Etno-kültürel özellikleriyle Afganistan Türkmenleri: Demografik ve kültürel bir yaklaşım

Afganistan, zengin etnik ve kültürel çeşitliliğiyle bilinen bir topluma sahiptir. Çoğunluğu 1920-30'lu yıllarda Orta Asya'dan göç edip Afganistan'ın kuzey bölgelerine yerleşmiş olan Türkmenler de bu etnik gruplardan biridir. Bu araştırmada Afganistan'ın Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinde yoğun olarak yaşayan Türkmenlerin etno-kültürel özellikleri incelenmiştir. Ana toplumlarından ayrılıp kuzey Afganistan'a yerleşen Türkmenler bu ülkede bir etnik azınlık haline gelmiştir. Afganistan gibi çok etnili bir ülkeye yerleşmiş olan Türkmenler etno-kültürel özelliklerini ve geleneksel kimliklerini muhafaza etmek için gereken mekanizmalar ve stratejileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Afganistan Türkmenlerinin, etno-kültürel kimliklerini ve etnik grup özelliklerini ne ölçüde koruyabildiklerini tespit etmektir. Çalışma etno-kültürel ve betimleyici bir saha araştırması olduğu için ağırlıklı olarak nitel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Afganistan Türkmenleri oluşturmaktadır. Çalışmanın örnekleminin çoğunluğu Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinden seçilmiştir. Öncelikle araştırmanın konusuyla ilgili dokümanlar incelenmiş ve ardından sahada gözlem ve mülakat teknikleri kullanılarak birinci elden veriler toplanmıştır. Uygulanan bireysel ve odak grup görüşmelerinde önceden belirlenen gevşek yapılandırılmış açık uçlu sorular sorulmuştur. Çalışma boyunca araştırma alanında doğup büyüyen ve çeşitli olumsuz şartlardan dolayı bölgeyi terk etmek zorunda kalan Türkmen katılımcılarla görüşülerek veri toplanmıştır. Araştırma sürecinde Yaşulı denilen aksakallar, din alimleri, öğretmenler, esnaf ve akademisyenler gibi kaynak kişiler olarak nitelenebilecek kültürel bilgi ile donanımlı katılımcıların yanı sıra işçiler ve kadınlar gibi köylerde yaşayan katılımcılar ile de görüşülmüştür.

Türkmenler
Nuryağdı Soyer
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Max Weber'i Frıedrıch Nıetzsche ile birlikte okumak: Sosyal bilimlerin "Metodoloji" sorunu

Alman sosyolojisinin kurucularından biri olan ve de metodolojik yazıları bugün bile sosyal bilimlerin temel çerçevesini belirleyen Max Weber'in entelektüel mirasını değerlendirmek, aslında sosyal bilimlerin kendini anlama biçimleri açısından karşılaştıkları meydan okumaları yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Weber'i metodolojisinin belli kavramlarını Nietzsche'nin felsefesiyle birlikte yorumlamaya çalışan bu tez, sadece Weber'i daha iyi anlamayı değil aynı zamanda sosyolojinin geçmişine ve geleceğine ilişkin bir tanı[m]lamayı amaçlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Weber'in yaşamı ve yapıtı üzerindeki etkilerin araştırılması son kertede sosyal bilimlerin başlangıçlarının ve yönelişlerinin de araştırılması demektir –Nietzsche'nin Weber üzerindeki etkisi de bu şekilde görülmeli ve önemsenmelidir. Weber'in bilgi ve bilim anlayışının Nietzsche'ninkine ne şekilde benzediğini ("kurgu" ve "ideal-tip" kavramı); Weber'in insanlığın durumuna bakışının Nietzsche'ninkiyle ne kadar ilişkili olduğunu ("dünyanın büyüsünün bozulması" ve "nihilizm") ve her iki düşünür için de modern insanın ahlaki buyruklarının bilim açısından ne anlama geldiğini göstermeye çalıştım. Weber'in sosyal bilimlere karşı görüşü de aynı şekilde ele alınabilir çünkü bütün bu metodoloji yazılarının amacı da büyüsü bozulmuş bir dünyaya uygun düşecek bir metodoloji ve epistemoloji için kavramsal mıntıka temizliğidiydi. Bu anlamda Weber'in siyasetçi tarafı düşünüldüğünde belki de kendine özgü bir sosyal bilim yaratmayı en önemli siyasi eylemi olarak görmüş olabilirdir. Weber'in bu açıdan aldığı konumlanışın tam olarak ne olduğu, bu duruşunun Nietzsche etkisiyle ilişkisi, bu etkinin bugün sosyal bilimler için önemi ve de sonuçta vardığı noktanın ne kadar geçerli olduğu ayrıca tartışılması gereken konulardır. Weber kendi metodolojisini büyük ölçüde bilimin kendi sınırlarını bilerek korumasını sağlamak amacıyla geliştirdiğini söyleyebiliriz. Tezin birçok yerinde vurguladığımız gibi Weber'in ahlaki-siyasi ve epistemolojik hedefleri, Nietzsche'ninkiler gibi, derinden iç içe geçmiş görünmektedir. Weber bilime büyük bir önem verse de, savunduğu bu konum, aslında bilimin tüm yaşam-alanları üzerinde egemenlik kurmasını engelleyebilecek bir bilim anlayışına dayanır.

Bilim felsefesiBilimsel yöntemSosyal bilimler+2
Mehmet Murat Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kürt atasözlerinde kadın ve toplumsal cinsiyet algısı: Kuzey Irak (Kürt bölgesi) örneği

Kültür, insanoğlunun yarattığı, maddi ve manevi gelenek, görenek, değer, inanç, örf, adet, teknoloji vb. tüm değer içerikli unsurları kapsamaktadır. Dil, kültürün temel ögesi olduğuna göre toplum zihniyetini içine alan önemli bir araç olarak yazılı ve sözlü şekilde kuşaktan kuşağa aktarmasını sağlamaktadır. Halk edebiyatı ve dilin önemli ögelerinden biri, milletin ortak düşünce, kısa ve özlü sözleri içine alan atasözleri, toplum ve kültürün zihniyeti taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Kürt atasözlerinde kadın imajının nasıl sunulduğu ve atasözlerindeki düşüncelerde kadınlığın nasıl görüldüğünü ortaya koymaktır. Bununla birlikte kadınlarla ilgili yer alan atasözleri, toplumsal cinsiyet kavramı açısından ele alınmaktadır. Bu amaçla Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt halkının atasözlerin sözlükleri taranması ile betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu durumda kadınların bulunduğu bütün pozisyon ve sosyal statüler (kız çocuk, bekâr kız, kadın(eş), kadın(genel isim olarak), avrat, karı-koca, anne, dul, yaşlı kadın, kaynana, elti, görümce, gelin) gibi terimleri ele almaktadır. Bu çerçevede atasözlerinde kadınların erkeklere göre ikinci planda olduğu, kadının kimliğinin özel bir kimlikten ziyade erkekler üzerinden kurulan bir kimlik olduğu, atasözlerinde var olan genel zihniyetin günümüzde dahi etkisini sürdürdüğü görülmektedir. Ayrıca bu atasözleri kadınlar üzerindeki baskının artmasında rol oynamaktadır. Bununla beraber kadına yönelik sürekli iyi ve kötü karşılaştırması yapılmaktadır. Kötü kadın imajına olumsuz anlamlar yüklenirken, iyi kadın imajı bir insani değerlendirilmesinden ziyade bir dişi olarak nitelenmektedir.

AtasözleriKadınlarKuzey Irak+2
Ranja Abdalla Saeed Saeed
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
11
Master'sOpen AccessTR

Namık Kemâl düşüncesinde batılılaşma ve ilerleme

Eric Hobsbawm 19. yüzyılı anlattığı kitabına "Devrim Çağı" ismini vermiştir. Gerçekten de bu çağı en iyi karşılayan tavsiflerden birisi de budur: 19. yüzyıl milliyetçiliklerin yaygınlaştığı ve ideolojilerin de sistematik bir hal aldığı, hareketli bir yüzyıldır. Bu dönemde devrimci akımların ve milliyetçiliklerin sahne aldığı Avrupa, düşünsel açıdan diğer coğrafyalara da uzun süreli etkilerde bulunmuştur. Bu yüzyılın bizler için en önemli hareketlerinden birisi ise Namık Kemal'in de içinde olduğu "Yeni Osmanlılar Cemiyeti"dir. Genel itibariyle Yeni Osmanlıların, özelde ise Namık Kemal'in orijinal ve bir sistematiğe oturtulmuş bir siyasî akım başlattığı veya bu çapta bir siyasî hareketin geliştiricisi olduğu söylenemez. Bununla beraber, özellikle 1789 Fransız İhtilali'nin doğurduğu kavramlar etrafında bir söylem geliştiren Namık Kemal, Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu duruma sert eleştiriler yöneltmiş ve üretken kimliğini İmparatorluğun mevcut durumundan kurtuluşu için çareler aramaya yönlendirmiştir. Bu tez, Namık Kemal'in düşüncesine iki bakış açısıyla odaklanmaya çalışmaktadır: Batılılaşma ve ilerleme.

BatılılaşmaDüşünceDüşünce yapısı+4
Ayhan Koçkaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi kimlik politikaları (1923-1938 yılları)

Kimlik olgusu, bireyin/toplumun aidiyet duygusu ve 'öteki' karşısında kendini nasıl konumlandırdığı ile ilgilidir. Bu olgunun aynı zamanda bireyin bağlı olduğu devletin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı sosyal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşümle yakından ilintili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada kimlik olgusu, bu olgunun tarihsel süreç içinde ne gibi değişimlere uğradığı, kimliği belirleyen ögelerin veya ölçütlerin ne olduğu ve ulus/ulus-devlet inşa sürecinde oynadığı kilit rolü, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ulus-devleti ekseninde irdelenecektir. Cumhuriyetin ilanından sonra başlayan ve günümüze kadar devam eden uluslaşma ve modernleşme çabalarında en temel sorun yeni bir "biz" duygusu olmuştur. "Eski 'bizlik' duygusunu oluşturan Osmanlı ümmet kimliği yerine, yeni bir 'bizlik' anlayışının, laik, çağdaş bir ulusal Türk kimliğinin geçmesi, ulusal kültürün temel sorunu olmuştur. Yine bu kapsamda Türkler kendilerini ilk olarak ne zaman 'Türk' olarak tanımlamaya başlamıştır? Yahut daha geniş bir ifadeyle Türkler, ait oldukları devleti Osmanlı ve Müslüman devleti değil de Türklerin siyasal devleti olarak görmeye ne zaman başlamışlardır? Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yılları ve sonrasındaki kimlik hareketleri ve politikaları, çoğulcu kültürel kimlik anlayışından etnik Türklüğe evrilişi gibi kimlik eklentileriyle birlikte ele alınması gereken tarihi bir arka plana sahiptir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren inşa edilmeye çalışılan bu kurgu, birçok sorunu ve gerilim noktasını da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlar genelde uygulanan resmi politikalar ile fiili durumun uyuşmamasından kaynaklanmaktadır. Çalışmamızın ana hattını uygulanan resmi politikaların derinlemesine analizi, fikirsel arka planları, uygulamadaki sorunlar ve yine bu politikaları desteklemek amacıyla yapılan teorik çalışmaların incelenmesi oluşturmaktadır.

Cumhuriyet DönemiKimlikKimlik arayışı+3
Osman Aydoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürlerarası iletişimin geliştirilmesinde uluslararası öğrencilerin etkisi: YTB Sakarya Üniversitesi öğrencileri örneği

Küreselleşmenin eğitime olan etkisiyle yükseköğretimin uluslararasılaşması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu durum öğrencilerin kendi ülkesi dışında bir ülkede okumasını cazip haline getirmiştir. Dünya ülkeleri uluslararası öğrenci hareketliliği ile ülkeler arası iletişim ve etkileşimi arttırarak ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Türkiye'de yükseköğretimde uluslararasılaşmaya ve uluslararası öğrenci hareketliliğine getirdiği yeni revizyon ile dünya ülkeleri arasındaki konumunu belirlemiştir. Ülkemizde uluslararası öğrenci hareketliliğine ev sahipliği yapan YTB, 1992'de kurulan Büyük Öğrenci Projesi'ni 2012 yılında Türkiye Bursları sistemine dönüştürerek bu konuda işlevselliğini arttırmıştır. Ülkemize gelen uluslararası öğrencilere her türlü imkan ve koşulların sağlanmasını, burs programının kapsamlı ve miktarının fazla olmasını gözeterek, yaptığı kültürel faaliyetlerle eğitimlerini tamamlayan öğrencilerin ülkelerine döndüklerinde Türk kültürünün yayılmasına ve diğer ülkelerle arasındaki siyasi, ekonomik gelişmeleri dünya sıralamasında iyi bir konuma getirmesi açısından yükseköğretimde uluslararasılaşmanın önemli bir dinamik merkezi haline gelmiştir. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen uluslararası öğrenciler, ülkemizde kültürel çeşitliliğe ve kültürlerarası iletişimin geliştirilmesine etkisi ve kültürlerarası farkındalık oluşumunun kazandırılması açısından oldukça önemli bir paydaya sahiptir. Bu etkenlerden yola çıkarak kültürlerarası iletişimin geliştirmesinde Sakarya Üniversitesi'nde yükseköğrenim gören YTB burslusu uluslararası öğrencilerin etkisinin incelenmesi araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. 25 farklı ülkeden 30 YTB burslusu öğrenci ile gerçekleştirilen mülakat bulguları sonucunda öğrencilerin kültürlerarası iletişimini etkileyen faktörler; kültür, eğitim, dil, din ve sosyal çevre olmak üzere 5 ana tema içerisinde sunulmuştur. Bu temalar içerisinde öğrencilerin Sakarya Üniversitesi'nde, ikamet ettikleri yerlerde ve Sakarya şehrinde Türk kültürüne, eğitimine, diline, dini yaşantısına ve sosyal çevresine uyum süreçleri, yaşadıkları kültürel şoklar, farklılıkların oluşturduğu problemler ve kazanımların tespiti ortaya konulmuştur. 5 ana tema haricinde öğrencilerin YTB ile ilgili görüşleri ve beklentileri de alınarak ilgili kurumun yapacağı çalışmalara öğrenci gözüyle rehberlik etmesi amaçlanmıştır.

EğitimEğitim sosyolojisiKültürlerarası iletişim+5
Sevda Tozan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batı sosyolojisi karşısında Türkiye'de yerli sosyoloji arayışı

Bu çalışmanın temel amacı, Türk sosyoloji tarihinde gelenek oluşturan İstanbul sosyoloji ekolü bağlamından hareketle, ekolün önemli temsilcileri olan Baykan Sezer ve Korkut Tuna'nın sosyolojik yaklaşımlarını ele alarak "yerli sosyoloji" söylemleri ve iddialarının mevcut durumu hakkında değerlendirmede bulunmaktır. Buradan hareketle, çalışmada ilk olarak; Batı sosyolojisinin doğuş koşulları, Batı sosyolojisinin kavram ve kuramlarının almış olduğu eleştiriler odağında sosyolojide alternatif arayış olarak "yerli sosyoloji arayışı" ele alınmıştır. Öncelikli gayemiz; 19. Yüzyıl Batı sosyolojisi anlayışının büyük ölçüde yıkılmış olması ve "tekelciliğin anlam kaybına uğradığı çoğulcu ve girift bir dünyada "yerli sosyoloji" anlayışı sorunlarımıza cevap verebilecek midir?" sorusuna "yerli sosyolojinin gerekliliği "nin belli koşulların ürünü olduğu çerçevesinde cevap aramaktır. Bu hususta ağırlıklı olarak Baykan Sezer ve Korkut Tuna'nın "yerli sosyoloji" konusuna ilişkin yaklaşımları ve kendi toplumsal çıkarlarımızı esas alarak sosyolojiye getirmiş oldukları farklı perspektifleri esas alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise küreselleşme ile birlikte gelen yerlilik iddialarının artık sosyal teorinin içinde kendine ait bir yere sahip olması nedeniyle fazlaca bir öneminin kalmadığı vurgulanmaktadır. Nitekim yerli sosyoloji arayışlarını, belli dünya koşullarının aşılması adına verilen bir çaba olarak okumamız gerekmektedir. Böylece, Batı sosyolojisinin, tüm dünyada geçerli tuttuğu teorilerin, Batı dışı toplumlarda da geçerli olup olmadığını tartışmanın artık bir önemi kalmamıştır. Yerli sosyoloji arayışı tamamen bu konu üzerine kurulu olarak ortaya çıktığı için artık yerli sosyolojinin muhtevasını tartışmanın manası da olmayacaktır.

BatıBatı ülkeleriSosyoloji+4
Sevcan Şenkaloğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi, kültür ve eğitim odaklı sivil toplum kuruluşlarında sosyal sermayenin boyutları (İstanbul örneği)

Sosyal sermaye, güven, sosyal ağlar ve bunların oluşturduğu ilişkilere dayanan bir değerdir. Türkiye'nin sosyal sermaye potansiyelinin ne olduğu tartışmaları dayanışmacı ve köprü kuran sosyal sermaye yaklaşımlarına göre farklılaşabilmektedir. Araştırmada sosyal sermayenin bir biçimi olarak karşımıza çıkan köprü kuran sosyal sermayeye odaklanılmaktadır. Bu sosyal sermaye biçiminin aktif olarak kullanılması ilerleme kapasitesini artıracak kaynaklara ve bilgiye erişimi kolaylaştırmaktadır. Eğitim programları hazırlayan, konferanslar, sempozyumlar düzenleyen, okuma grupları oluşturan Bilgi, Kültür ve Eğitim Odaklı Sivil Toplum Kuruluşlarına gönüllü devam eden bireylerin oluşturduğu sosyal ağlar çeşitli avantajlar sağlayan fırsatlar bütünüdür. Bu sivil toplum kuruluşları, akademik verimi artıran faaliyetlere katılımı çoğaltırken kişiler arası ilişkilerin gelişmesini ve uzun süreli ilişki kanalları oluşmasını da sağlamaktadır. Sosyal sermayeyi köprü kuran özelliğiyle ön plana alan nitel araştırmada İstanbul'daki Bilgi, Kültür ve Eğitim Odaklı Sivil Toplum Kuruluşlarının faaliyetine katılanlarla görüşmeler yapılarak çeşitli ve karmaşık ilişkilere dayalı kaynaklara ve bilgiye erişimde köprü kuran sosyal sermayeden faydalandıkları tespit edilmiştir. Analiz sonuçları, köprü kuran sosyal sermaye yaklaşımını destekler biçimdedir. Araştırmanın bulguları sivil toplum kuruluşlarına dâhil olan katılımcıların, akademik fayda temeline dayalı olarak zaman içinde oluşan arkadaşlık bağları yoluyla güven tesis edebildiğini ve sosyal sermaye oluşturabildiğini göstermektedir.

Sivil toplumSivil toplum örgütleriSosyal ağlar+1
Şerife Hacer Uğurluoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Mekânsal dönüşüm ve kentsel ayrışma: İstanbul-Zeytinburnu örneği

Günümüz toplumlarında hakim olan küresel ve neo-liberal politikalar; kent insanının sosyo-kültürel ve ekonomik anlamda değişmesine, buna ilaveten mekânın da dönüşmesine neden olmaktadır. Mekânın dönüşmesiyle gözlenen kentsel ayrışma sorunsalı ise etkisini ve boyutunu farklılaştırmaktadır. Öncelikli olarak kent mekânının dönüşmesi ve ayrışmasında ekonomik faktörlerin yahut ekonomik yeniden yapılanmanın etkisi dikkate değerdir. Yeniden yapılanma, üretim ilişkileri ve dağıtımını etkileyerek, sosyal sınıf ve gelir dağılımını farklılaştırmıştır. Yine, değişen ekonomik politikalar mekânsal örgütlenmeyi dönüştürerek, mekânsal görünüm ve sosyal farklılaşmayı yoğunlaştırmaktadır. İkinci olarak sosyal devlet anlayışı veya refah devleti politikasının değişmesi ile kapitalist ekonomi ve rekabetçi iş piyasasına öncelik verilmesi 'işsizlik, gelir ve konut erişiminde yetersizlik' yoksulluğun ve ayrışmanın yoğunlaşmasına neden olmuştur. Son olarak 1990'lı yıllardan sonra yaşanan ulus aşırı ve ulusal hareketlilik/göç, kent mekânında farklı etnik kökene sahip toplulukların bir araya gelmesine, heterojen bir toplumsal yapının oluşmasına sebep olmuştur. Öte yandan, toplumun azınlığı olarak betimlenen farklı etnik kökene sahip gruplar hem sosyal ilişkiler hem de fiziksel bağlamda ayrıştığı görülmektedir. Nihayetinde, kent gerçekliğinde ortaya çıkan mekânın dönüşmesi ve ayrışması, kentsel yerleşme biçimlerinde ve sosyal sınıf ekseninde temellendiğini söyleyebiliriz. Bu tez, "mekânın dönüşümünün kentsel ayrışmayı nasıl sonuçlandırdığı" sorusunu cevaplamaya çalışır. Dahası, çalışmada "toplumsal sınıfların mekânı nasıl dönüştürdüğü, konut seçiminde belirleyici unsurlar", "değişen mülkiyet ilişkisi ve kentsel ayrışma ile bağlantısı", "kentte yaşayan farklı sosyal sınıfların kendinden farklı olana karşı algı düzeyleri, mesafeleri ya da tutumları" ve "kentsel dönüşüm ve yenileme sürecinde farklı sosyal sınıfların nasıl etkilendiği" sorgulanır. Çalışmada belirlenen konu ve probleme bağlı olarak alan araştırması İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde gerçekleştirildi. Çalışmanın saha alanı olan Zeytinburnu'nun, hem yerleşim biçimleri / konut alanı hem de farklı sosyal sınıflarını içerisinde barındırması araştırma için önemli görülmüştür. Araştırmada, karma yöntem deseni olan keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Nitel verilerin toplanması için 55 kişi ile mülakat yapılmış; nicel verilerin toplanmasında ise 772 kişi anket uygulanmıştır. Verilerin analizi tezin problem alanına yönelik temalar oluşturularak değerlendirilmiştir.

Kentsel ayrışmaKentsel dönüşümKentsel mekan+5
Meryem Küçük
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Hafıza ve müphemlik ilişkisi üzerine fenomenolojik bir çalışma: Türkiye ve Yunanistan'da Türklük

Kaynakları ulus-devlete kadar dayanan kimlik temelli sorunlar henüz son bulmamıştır. Ulus-devletlerde bu anlamda karşılaşılan sorunlardan birini de ulusal kimlik idealinin bir sonucu olarak hafızaya ilişkin sorun teşkil etmektedir. Bu noktada ulus-devletlerin modernite bağlamında ele alınması gerekmektedir. Modernitenin kendisi, aklın her alanda olduğu gibi ulus-devlet bağlamında kullanımını da ifade eder. Bu aşamada, akla ne kadar çok başvurulursa o kadar çok sorun ortaya çıkar çünkü insan kavramı akıldan çok metne atıfta bulunur. Çünkü metin oluşturma yeteneğine sahip insan, metne en yakın yaklaşım olan müphemlik temelli bir yaklaşımla çalışılmalıdır. Bu çalışmada da müphemlik çalışmaları çerçevesinde ulus-devletlerin sorgulanması amaçlanmıştır. Böylece müphemliğin hafıza ve inşacı yaklaşımlarla sentezlenmesiyle Türkiye ve Yunanistan'da Türk kimliğinin karşılaştırmalı, nitel/fenomenolojik bir araştırmasına gidilmiştir. Birinci bölümde hafıza, ulusçuluk ve etnisite teorileri ile müphemlik, hafıza ve inşacılığa odaklanan teorik yaklaşım tanıtılmıştır. İkinci olarak, bir ulus-devlet olarak Türkiye ve Yunanistan ele alınmıştır. Son olarak, metodoloji ve bulguların analizi tartışılmıştır. Çalışma sonucunda, Türkiye'deki Türklerin Türk kimliğini ifade etmek için daha çok ulus-devleti oluşturan siyasi söylemlere başvurdukları, buna rağmen çeşitli görüşlerin de barındığı, Yunanistan'da ise Batı Trakya Türklerinin daha çok doğal unsurlara atıfta bulundukları ve Yunan ulus-devletine karşı tepkisel bir şekilde kimliğini ifade ettikleri ortaya çıkmıştır.

BellekEtnisiteFenomenoloji+6
Salich Tzampaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ulus kimliğinin oluşum sürecinde dahil edilmeyen bir alt kimlik olarak Kürt kimliğinin tepkisel inşası

Ulus-devletin inşasında, dışlama ve dâhil etme politikalarının tarihsel süreçte nasıl yürütüldüğü, Kürt kültürü üzerindeki dönüştürücü etkisi ve bunun Kürtler tarafından şu anda nasıl algılandığı bu tezin cevap bulmaya çalıştığı temel sorulardandır. Bu durumda çalışma, genel hatlarıyla teori ve uygulama olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın teori bölümünde yukarıdaki önermeler doğrultusunda Kürt kimliğinin değişiminde etkili olan dönüm noktaları tespit edilmiştir. "Millet Sistemi" olarak adlandırılan Osmanlı klasik merkezi idari ve toplumsal yapısı içinde Müslüman bir unsur olmaları itibariyle "millet-i hâkime" olarak yer alan Kürtler, Tanzimat, İkinci Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ve Tek Parti iktidarı süresince ulus-devletin gelişimi doğrultusunda önemli değişimler yaşamıştır. Bu dönemlerde Kürt milliyetçiliği bu dönem politikalarına karşı Kürt seçkinlerinin tepkisel tavır alışları çerçevesinde biçimlenmiştir. Ayrıca bu dönemlerdeki dernek, cemiyet, kulüp, basın ve yayınlar incelenmiş literatür taraması da yapılarak bu bağlamda milliyetçi söylemin oluşum ve değişim süreci analiz edilmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanıyla birlikte kuruluşunu tamamlayan ulus-devletin, sosyo-politik yapıya etkileri ve günümüzdeki yansımalarının tespit edilmesi amacıyla nitel bir araştırma yapılmış ve 'bulgular ' bölümünde değerlendirilmiştir. Gömülü teori yöntemiyle yapılan bu alan araştırmasında Kürt dominant illerinde yaşayan vatandaşlarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Saha verilerinden elde edilen bilgiler çerçevesinde kategoriler ve alt temalar oluşturulmuştur. Uygulama bölümünde ulus-devletin gelişimine bağlı olarak; Ulusalcı Türkler Tarafından Dışlanma Algısı, Ulus-Devlet Tarafından Dışlanma Algısı ve Ulusalcı Kürtler Tarafından Dışlanma Algısı olmak üzere üç kategori ve bu kategorilerin her biriyle ilgili olarak alt temalar saptanmıştır. Araştırma esnasında "gömülü" bir bulgu olarak nitelendirilebilecek il plaka kodlarının fark edilmesiyle dışlamanın nesnel bir gösterge üzerinden analizi yapılmıştır. Ayrıca araştırma sahasında erken Cumhuriyet'in modernleştirme politikalarına karşı Kürtlerin modernleşmeyi, "Türk" kelimesi üzerinden kodlaması fiziksel olmayan etnik sınırların "etkileşimsel" (transactionalist) boyutunun analizi açısından önemli olduğu tespit edilmiş ve bu çerçevede "Türkane" (Türk Tarzi) "weki Türka" (Türkler gibi) vb. kavramsallaştırmalara gidilmiştir. Kavramlar bu yönüyle tanımlananın da tepkisinin dışavurumu açısından önemlidir.

Devlet kimliğiKimlik oluşumuKürtler+2
Mehmet Veysel Karataş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de beğeni kültürleri: Kesişimler ve farklılaşmalar

Türkiye'de Beğeni Kültürleri: Kesişmeler ve Farklılaşmalar başlıklı tez çalışmasının temel amacı Türkiye'deki beğeni kültürlerinin sosyo-kültürel arka planını tespit etmekir. Bu amaç doğrultusunda beğeni sosyolojisindeki temel yaklaşımlar değerlendirilmiş ve beğeni kültürleri kavramsallaştırması derinlemesine incelenmiştir. Beğeni kültürleri ve beğeni kamularının tespit edilmesi için yapılan ampirik çalışma Türkiye evreninde gerçekleştirilmiştir. Beğeniler, film, dizi, edebiyat, müzik, spor, yiyecek-içecek, el sanatları gibi başlıklarda incelenmiştir. Bu beğeniler, katılımcıların eğitim, cinsiyet, yaş, en uzun süre yaşanan yer, gelir, meslek ve inanç düzeyi kategorileri ile tek tek değerlendirilmiştir. Saha çalışması, 1085 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Saha araştırma sonucunda üç beğeni kültürü tespit edilmiştir: Nezih, ortalama ve sıradan. Tespit edilen üç beğeni kültürünün birbiri ile kesişim ve farklılaşma yüzeyleri , beğenilerin değerlendirildiği kategoriler düzeyinde ele alınmıştır. Bu beğeni kamuları arasındaki salınımlar da yine bu kesişim yüzeyleri aracılığıyla görünür kılınmıştır. Beğeni, toplumsal ilişkiler ve etkileşimler aracılığıyla sembolik anlamlar taşırlar. Bu bağlamda beğeni sosyolojisi aracılığıyla toplumsal ilişkilere ışık tutulabilmektedir.

Estetik beğeni
Öznur Yılmaz Altun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Modernlik muhayyilesinde göçmenlik (Etik bir değerlendirme)

Elinizdeki metinde göç, göçmen, mülteci, sığınmacı sorunu modernitenin beraberinde getirdiği değişikliklere, problemlere, temel düşünce sistemlerine, dünya görüşlerine, genelde etiğe, özelde sorumluluk etiğine ve muhayyile kavramına odaklanarak ele alınmıştır. Giriş bölümünde metnin konusuna, tezlerine, amacına değinildikten sonra kısa bir Doğu-Batı karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca göç, göçmen, mülteci, sığınmacı sorunu İslamofobi konusuyla ilişkilendirilmiştir. "Bir Homojenleştirme Projesi Olarak Modernite ve Gölgeleri" başlıklı birinci bölümde, süreç olarak modernitenin nasıl ve niçin "homojenleştirme"yi beraberinde getirdiğine yönelik tartışmalar yürütülmüştür. Bu bölümde Batı dünyasının insan, toplum ve dünya anlayışlarından, Aydınlanma düşüncesinden, akılcılıktan, bilimden, pozitivizmden, ulus devlet fikrinden vb.'den hareketle Öteki, göç, göçmene, mülteciye, sığınmacıya bakışı eleştiriye tabi tutulmuştur. İkinci Bölümde ("Kesinlik Arayışı, Sözün/Dilin ve İnsanın Düşüşü") özellikle Jacques Ellul'den hareketle sözün/kelamın/dilin düşüşünün, modern çağın kesinlik arayışının, imajlar ve olgular dünyasının egemenliğinin neden ve nasıl insanın, Öteki'nin, göçmenin, mültecinin, sığınmacının da düşüşü olduğuna dair tartışmalar yürütülmüştür. Buradan hareketle "insanın düşüşü"nün veriye ve sayıya indirgenmesi olduğu, içinde bulunduğumuz dünyada hakikatin, değerin ve anlamın yittiği öne sürülmüştür. Üçüncü Bölümde ("Sorumluluk Etiği, Muhayyile, Yüz-Beden ve Göçmen") birkaç farklı düşünür üzerinden etik tartışması yürütülmüş, günümüzde mevcut insan anlayışı, zihin-beden ayrımı, beden anlayışı, muhayyilenin önemini yitirmesi, yüzün matematikselleştirilmesi ile insanın nasıl değersizleştiğine ve sorumluluk etiğinin nasıl ortadan kalktığına dair tartışmalara yer verilmiştir. "Modernitenin Atık İnsanları ve Göçmenler" başlıklı dördüncü bölümde Zygmunt Bauman'ın kullandığı "ıskarta hayatlar" ve "atık insan", Giorgio Agamben'in "kutsal insan" gibi kavramlarından hareketle göçmenin, mültecinin, sığınmacının, yani Öteki'nin nasıl insandışılaştırıldığı ele alınmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak göç konusundaki mevcut sorunların ve bu sorunlara yönelik yaklaşımların değişmesi için insan, toplum ve dünya görüşlerinin yeniden sorgulanması gerektiği, sorumluluk etiğine günümüzde daha fazla ihtiyaç duyulduğu, Türkiye'nin de göç sorununu ele alırken öncelikle Batı'nın ürettiği politikalara, söylemlere, uygulamalara karşı dikkatli olması ve toplumsal olarak etik tavra sahip çıkması gerektiği ileri sürülmüştür.

Akif Kemal Koç
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kentteki farklılık algısı (Üsküdar örneği)

Tarih boyunca, sosyal bilimler alanının temel konularından biri olan öteki kavramı, modern dönem ve sonrasında kendisine yüklenen anlam çerçevesinde şekillendirilerek 21. yüzyılın önemli kavramlardan bir tanesi haline gelmiştir. Farklılıkların yoğunlukla görüldüğü kentler, öteki kavramı üzerinden üretilen ötekileştirme, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, dışlama vb. negatif içerikli akım ve olguların merkezi durumundadır. Günümüz dünyasının tartışılagelen meselelerinden olan kentteki farklılık algısı çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Araştırmada, kentli bireylerin, farklı olana dair algıları, yaptıkları tanımlamalar analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi ele alınmıştır. Öncelikle, kimlik kavramı ve kimlik kavramının öteki olgusu ile ilişkisinden bahsedilmiştir. Sonrasında ise öteki algısı, ötekileştirme ve ötekiliğin toplumsal inşası konuları üzerinde durulmuştur. Son olarak; kent olgusu ele alınmış, kentsel mekânın kullanımındaki farklılıklardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde, öteki ile beraber yaşama bahsi ele alınmıştır. Bu bölüm iki alt başlığa ayrılmıştır; ilki, öteki ile iletişimi etkileyen faktörlerdir. Bu kısımda, kalıpyargı, önyargı, iç grup ve dış grup kavramları incelenmiş ve öteki ile iletişimdeki yerine değinilmiştir. İkinci başlıkta ise ötekiliğin toplumsal süreçlerine yer verilmiştir. Araştırmanın son bölümünde, Üsküdar ilçesi içerisinde ikamet eden 30 kişi ile gerçekleşen nitel araştırmanın veri analizleri yer almaktadır. Araştırmanın yöntem ve tekniklerinin açıklanmasından sonra, oluşturulan kod/kavram haritaları çerçevesinde QDA Miner Nitel Veri analizi programı kullanılarak elde edilen grafiklere ve analizlere yer verilmiştir.

FarklılıklarKent sosyolojisiKentsel mekan+3
Ayşe Derya Saraçoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de ulus devletin dönüşüm sürecinde etnik kimlikler: Sakarya ili örneği

İçinde birçok farklı etno-kültürel ve dini grupları barındıran ulus-devletleri, demokratik pratikler ile barış içerisinde bir arada tutmanın yolu nedir? Bu soru,kitle iletişim araçlarının yaygınlık kazanması, küresel düzeydeki göçlerin artması, insan hakları, demokrasi gibi konuların gittikçe önem kazanması ve kolonyalizm sonrasında gerçekleşen post-kolonyal çalışmaların etkisiyle sosyal bilimlerin, özellikle sosyoloji ve siyaset alanının,en önemli sorusu haline gelmiş bulunmaktadır. Sosyal, siyasal ve teknolojik alanda yaşanan bu gelişmeler sonucunda esasında çoketnikli ve çokuluslu bir toplumsal yapıya sahip olan türdeş ulus-devletlerde yaşamakta olan farklı etno-kültürel grupların, kendi kültürel ve dinsel ihtiyaçlarıyla birlikte tarihi miraslarının ve çıkarlarının kamusal alanda hesaba katılması gerektiği ileri sürülmektedir. Günümüzde ise bu argümanları olumlayan temel görüşler kültürel çoğulculuk ya da liberal çokkültürcülük ve cemaatçi (komüniteryan) çokkültürcülük kavramlarıyla adlandırılmaktadır. Özellikle Batı toplumlarında gün yüzüne çıkan ve uygulanan politikaların Türkiye'ye de uyarlanmaya çalışıldığı ve bu politikalara yönelik uygulamaların geliştirildiği görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de liberal çokkültürcülük meselesi, post-kolonyal yaklaşımların sunmuş olduğu epistemolojik kabuller ve diyalektik bütünsellik ilkesinin yöntemsel yol göstericiliği aracılığıyla ulus-devletin, ulusal kimliğin, etnik kimliğin makro ve soyut tarifleri ötesinde, gerçekte nasıl tecrübe edilerek anlamlandırıldığı tespit edilmiştir. Bunun için çalışma kapsamında Türkiye'de çokkültürcü kimlik siyaseti kapsamında tartışma konusu olan temel konu başlıklarına ve uygulamalarına yönelik ifadeleri içeren Ulusal Birlik Algısı Ölçeği (UBAÖ) geliştirilmiştir. Bu anlamıyla çalışmanın literatüre önemli bir katkı sağladığı ifade edilebilir. Aynı zamanda Türkiye'nin ulus-devlet yapısının toplumsal dokusunun anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla farklı etnokültürel gruplar arasındaki sosyal mesafe düzeylerinin analiz edilmesinde Sosyal Mesafe Ölçeği (SMÖ), farklı etno-kültürel grupların Türk ulusal kimliğiyle kurdukları aidiyet bağının analizi için Ulusal Kimlik Aidiyeti Ölçeğinden (UKAÖ) istifade edilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular liberal çokkültürcülük tartışmalarının sunduğu temel konu başlıkları dışında Türkiye'de geleneksel kurum ve toplumsal referans konularını değiştiren temel öğelerin dikkatle irdelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bundan dolayı Türkiye'de liberal çokkültürcülük politikalarına karşılık "farklılık içinde birlik idealinin barış ve demokratik bir süreç içerisinde gerçekleşmesini sağlayacak nasıl bir kimlik siyaseti geliştirilmelidir?" sorusu tartışılmıştır. Bu kapsamda "halat kültür" (Özensel, 2013) kavramı referans noktası alınarak Türkiye'nin gizli habitusununaçığa çıkartılmasını sağlayacak ulusal kimlik temelli tartışılması gerektiği yönünde bir argümanla birlikte Türkiye için yeni bir kimlik siyasetinin ontolojik ve epistemolojik kabulleri temellendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çokkültürcülük, Halat Kültür, Ulus-devlet, Ulusal Kimlik, PostKolonyal Çokkültürcülük.

DönüşümEtnik kimlikEtnik yapı+4
Handan Akyiğit
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Çokkültürcülük ve medeniyetçi söylem arasında Adalet ve Kalkınma Partisi Dönemi kimlik politikaları

Bu çalışma Ak Parti dönemi kimlik politikaları bağlamında Ak Parti'nin medeniyetçi söylemini ve buna yönelik farklı kimlik gruplarının değerlendirme ve eleştirilerini ortaya koymaya ve bunları eleştirel bir analizle değerlendirmeye çalışmaktadır. Çalışmanın amacı Ak Parti kimlik politikalarının kendisinden önceki siyasi hareketlerden farkının ne olduğunu ortaya koymak ve bu farklılıklar karşısında konunun muhatabı olan farklı kimlik gruplarının konuya bakışını irdelemektir. Bu hedefler doğrultusunda modern dünyada medeniyet kavramının ve medeniyetçi söylemlerin tarihî ve sosyolojik olarak değerlendirilmesi, ayrıca küreselleşme sürecinde ortaya çıkan ulus-devlet ve çokkültürlülük tartışmalarının bu medeniyetçi söylemlerle nasıl ilişkilendirilebileceği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Öte yandan modernleşen Türkiye'de medeniyet kavramının ve medeniyetçi söylemin gelişim çizgisi ve bunun 1990'lı yıllarla beraber İslamcılığın dönüşümü ekseninde nasıl yeniden ortaya çıktığı irdelenmektedir. Böyle bir arka plandan sonra Ak Parti döneminde Türkiye'de hem medeniyetçi söylemin nasıl yeniden üretildiği ve hem de bunun kimlik politikalarıyla nasıl ilişkilendirildiği ele alınmıştır. Bunu yaparken yöntem olarak nitel yöntem kullanılmıştır. Bu kapsamda dokümantasyon tekniği kullanılmış ve resmî belgeler, söylemler, parti ve hükümet programları ve diğer dokümanlar incelenmiştir. İkinci aşamada ise bu politikaların ve söylemlerin sahadaki yansımalarına bakılmıştır. Bunu yaparken de derinlemesine görüşme tekniği ve yine dokümantasyon tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda hem ilgili kimlik gruplarının temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirilmiş ve hem de ilgili grupların yayınları taranmıştır. Tezin bulgularına göre, altı farklı başlık altında grupladığımız (Kürtler, Aleviler, Gayrimüslimler, Romanlar, milliyetçiler ve ulusalcılar ) farklı kimlik gruplarının Ak Parti dönemi kimlik politikalarında ciddi bir dönüşüm yaşandığını düşündükleri görülmüştür. Bu ciddi dönüşümle beraber laik ulus-devletin dışlayıcı vatandaşlık ve kimlik yaklaşımının terk edilerek, temel hak ve özgürlükler alanında ve kimliklerin kültürel tanınması alanında ciddi adımlar attığı düşünülmektedir. Ancak bu gruplar arasında yalnız ulusalcı kesimlerin kimlik politikaları alanında atılan adımları toptan reddettiği ve ulusçu-seküler paradigmaya dönülmesi gerektiğini savunduğu ortaya çıkmıştır. Bunun dışında Aleviler arasında bazı grupların Ak parti politikalarını asimilasyonist buldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ulusalcılar hariç bütün grupların atılan adımların yetersiz olduğunu ve nihai sonuca ulaştıracak tamamlayıcı adımların da atılması gerektiğini düşündükleri bulgusuna ulaşılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiKimlikKimlik algısı+5
Adem Bölükbaşı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors