Theses supervised by Prof. Dr. Nazan Tuğay
11 theses · Sanko University, Muğla Sıtkı Kocman University
Ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımın denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Ankilozan spondilitli (AS) bireylerde postural salınımın denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmaya 30 AS'li, 30 sağlıklı birey dahil edildi. Hasta grubun yaş ortalaması 38.43 ±11.94 yıl ve sağlıklı grubun yaş ortalaması 38.57 ± 12.02 yıl idi. Çalışmada olguların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, tüm olgularda postural salınımın değerlendirilmesi için GYKO Microgate, dengenin değerlendirilmesi için BERG Denge Ölçeği (BDÖ), düşme riskinin değerlendirilmesi için Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Kısa Form (SF-12) Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Ayrıca AS'li olgularda hastalık aktivite şiddeti ilgili hekim tarafından Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) ile belirlenmiş olup, bu olgularda yaşam kalitesini değerlendirmek için Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Anketi (ASYKA), spinal mobilite düzeylerini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Çalışmanın bulgularına göre, hasta ve sağlıklı grup arasında BDÖ skorlarında anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0,05). DEÖ skorlarının karşılaştırılmasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). SF-12'nin fiziksel ve mental parametre skorlarının karşılaştırılmasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). GYKO verilerinin karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı farklılıklar görüldü (p<0,05). GYKO skorları ile BASDAI ve BASMI değerleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p>0,05). SF-12 fiziksel skoru ile GYKO alt parametrelerinden total uzunluk, antero-posterior uzunluk ve hız skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). SF-12 mental skoru ile antero-posterior uzunluk arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). BASDAI ile DEÖ arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). BDÖ ile BASDAI arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). BASDAI ile ASYKA arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). SF-12 ile BASDAI arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonuçları, ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımın yaşam kalitesi üzerine etkisinin olduğu fakat denge ve düşme riski üzerine etkisinin olmadığı gösterildi. Bununla birlikte, ankilozan spondilitli bireylerin postural salınım, denge, düşme riski ve yaşam kalitesi parametrelerinin tümünde sağlıklı bireylerden daha kötü olduğu bulundu. Daha önce ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımların denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştıran bir çalışmaya rastlanmadığından bu çalışmanın ilerde yapılacak araştırmalara referans olacağı düşünülmüştür.
Gebelerde fiziksel aktivite düzeyinin boyun omuz postürü ve kas sertliği ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, gebelerde fiziksel aktivite düzeyi ile boyun-omuz postürü ve kas sertliği arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya Gaziantep'te yer alan özel bir hastanenin kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran yaş ortalaması 28.66 ± 3,14 yıl olan toplam 41 gebe dahil edildi. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi (GFAA) ile boyun-omuz postürleri PostureScreen Mobil Uygulaması ile ve kas sertliği ise MyotonPro cihazı kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 22 programı ile analiz edildi. Çalışma bulgularına göre, katılımcılardan 2'si (%4,9) 1. trimester, 11'i (%26,8) 2.trimester ve 28'i (%68,3) 3.trimesterde idi. Katılımcılardan 21'i (%51,2) düşük düzeyde fiziksel aktivite grubunda, 20'si (%48,8) ise orta düzeyde fiziksel aktivite grubunda yer almaktaydı. Elde edilen bulgular doğrultusunda fiziksel aktivite düzeyleri ile boyun-omuz postürü ve kas sertliği ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (p>0.05). Elde edilen sonuçlar, gebelik dönemindeki fiziksel aktivite düzeyinin postür ve kas sertliği üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın, ileri düzey araştırmalara metodolojik bir temel oluşturarak alandaki literatüre katkı sağlaması beklenmektedir
Uzun yol şoförlerinde kas iskelet sistemine ait şikayetlerin, yorgunluk ve uyku kalitesinin reaksiyon zamanı üzerine etkisinin incelenmesi
ÖZET UZUN YOL ŞOFÖRLERİNDE KAS İSKELET SİSTEMİNE AİT ŞİKAYETLERİN, YORGUNLUK VE UYKU KALİTESİNİN REAKSİYON ZAMANI ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ Uzun yol tır sürücülerinde kas-iskelet sistemi şikayetleri, yorgunluk, uyku kalitesi ve reaksiyon zamanı arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, Gaziantep'te yaş ortalaması 39,65±10,61 yıl olan 161 erkek sürücü ile gerçekleştirildi. Çalışmaya katılan gönüllü bireylerin sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, kas-iskelet sistemi şikayetleri için Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NKİSA), uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (UŞİ), yorgunluğu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ), reaksiyon zamanını değerlendirmek için Deary-Liewald Reaksiyon Süresi testi (Basit ve Karmaşık Reaksiyon Süresi) ve Nelson Ayak Reaksiyon Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Bulgulara göre, katılımcıların %62,1'inin günde 9-12 saat araç kullandığı ve en sık kas-iskelet sistemi şikayetlerinin boyun (%42,2), bel (%31,1) ve sırt (%26,1) bölgelerinde olduğu tespit edildi. Katılımcıların orta düzeyde uykusuzluk (ISI ort: 12,50), düşük uyku kalitesi (PUKİ ort: 12,63) ve orta düzeyde yorgunluk (YŞÖ ort: 3,30) yaşadığı saptandı. Korelasyon analizleri sonucunda, NKİSA sonuçlarına göre; boyun, omuz, sırt, el bileği-el ve bel bölgelerindeki kas-iskelet sistemi şikayetleri ile PUKİ, YŞÖ Deary-Liewald ve Nelson Ayak Reaksiyon Süresi, düzeyleri arasında zayıf istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişkiler (p<0,05) saptandı. Ayrıca, Deary-Liewald ve Nelson Ayak Reaksiyon Süresi arasında anlamlı pozitif korelasyonlar (p<0,01) belirlenmiş olup, bu sonuç testlerin birbirini doğruladığını gösterdi. PUKİ ve YŞÖ ölçekleri arasında da güçlü pozitif yönde anlamlı ilişkiler (p<0,01) bulundu. Çalışmanın sonuçları, uzun yol tır sürücülerinde kas-iskelet sistemi şikayetleri, uyku kalitesi, yorgunluk ve reaksiyon zamanı arasında anlamlı ilişkiler olduğunu gösterdi. Özellikle, kas-iskelet sistemi şikayetlerinin artmasıyla birlikte, sürücülerin uyku kalitesinde düşüşler, yorgunluk düzeylerinde artışlar ve reaksiyon sürelerinde değişimler belirlendi. Anahtar Kelimeler: Uzun yol şoförü; Kas-iskelet sistemi şikayetleri; Yorgunluk, Uyku kalitesi; Reaksiyon zamanı.
Sağlıklı bireylerde farklı gerimlerde uygulanan kinezyo bantlama tekniğinin basınç ağrı eşiği ve ağrı toleransı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma kinezyo bantlamanın (KB) sağlıklı bireylerde farklı gerimlerde uygulanmasının basınç ağrı eşiği ve ağrı toleransına etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü ve çift kör bu çalışma, yaş ortalaması 21,04±2,0 yıl olan toplam 90 sağlıklı erkek olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olguların demografik bilgileri kaydedildi. Olgular plasebo (%0 gerim-n=23), %50 gerim (n=24), %75 gerim (n=22) ve %100 gerim (n=21) grupları olarak dört gruba randomize olarak ayrıldı. Kinezyo bant dominanat taraf lateral epikondil bölgesini açıkta bırakacak şekilde, diamond shape tekniğine göre distalden proksimale uygulandı. Basınç ağrı eşiği ve ağrı toleransının ölçümüleri lateral epikondil üzerinden dijital algometre kulanılarak yapıldı. Ölçümler bantlama öncesi, bantlamadan hemen sonra ve bantlamadan 30 dk. sonra gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmanın sonuçları lateral epikondil bölgesine uygulanan kinezyo bantlamada kullanılan diamond shape tekniğinin basınç ağrı eşiği ve ağrı toleransına etki etmediğini göstermiştir (p>0.05). Tartışma: Çalışmanın sonuçları, sağlıklı bireylerde lateral epikondile farklı gerimlerde uygulanan kinezyo bantlamanın ağrı eşiği ve ağrı toleransı üzerine bir etkisi olmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: basınç ağrı eşiği, ağrı toleransı, kinezyo bantlama, algometre.
Sağlıklı bireylerde farklı yönlerde uygulanan kinezyo bantlamanın kas enduransına etkisi
Amaç: Bu çalışma biseps braki kasına farklı yönlerde uygulanan kinezyo bantlamanın sağlıklı bireylerde dinamik kas enduransına olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize, kontrollü, çift kör ve çapraz tasarımlı bu çalışma, yaş ortalaması 21.63 ± 2.00 yıl olan 27 sağlıklı erkek olgu üzerinde gerçekleştirildi. İlk katılımda olguların, demografik ve kişisel bilgileri alındı ve 1 maksimum tekrar (1- MT) ile kas kuvveti bulundu. Bir hafta sonra yapılan ikinci katılımda kas enduransı değerlendirildi. Bir maksimum tekrar ve kas enduransı dirsek fleksiyon egzersiz pozisyonunda yapıldı. Bu değerlendirmelerden sonra 3 gruba randomize edilen 27 olgunun dominant taraf biseps braki kasına fasilitasyon bantlaması, inhibisyon bantlaması ve sham bantlama randomize edilen sıralama ile ardışık iki gün aralıklarla uygulandı. Bantlama uygulamalarından yarım saat sonra kas enduransı değerlendirildi. Uygulamalar arasındaki farklar tekrarlı ölçümlerde ANOVA ile analiz edildi. Sonuçlar: Üç farklı yönde uygulanan kinezyo bantlamanın bantlamasız duruma göre en fazla sham bantlamada en az inhibisyon bantlamasında olmak üzere kas enduransında anlamlı artış oluşturduğu (p<0.05), bantlama uygulamasının yönünden bağımsız olarak ardışık değerlendirmeler arasında da anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Ancak üç farklı yöndeki uygulamalar arasında anlamlı bir fark görülmedi (p> 0.05). Tartışma: Çalışmanın sonuçları, kinezyo bantlamanın sağlıklı bireylerde biseps braki kasının enduransını arttırdığını ve bu artışın uygulanan bantlamanın yönünden etkilenmediğini gösterdi.
Adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde cobb açısının gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısının, gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesidir. Yaş ortalaması 14,31±2,41 yıl olan, 10-18 yaş arasında, adölesan idiopatik skolyoz tanısı alan, Cobb açısı ölçülen, skolyoz sınıflaması yapılan ve Risser bulgusu belirlenen kişiler ile yapıldı. Derin gövde kas aktivitesini değerlendirmek için Basınç Biofeedback Ünitesi (Chattanooga Stabilizer Pressure Biofeedback) kullanıldı. Gövde kas enduransını değerlendirmek için Gövde Fleksörleri Endurans testi, Lateral Köprü Testi, Modifiye Biering-Sorensen Testi, Sit-ups Testi ve Modifiye Push-ups Testi uygulandı. Kozmetik deformitenin değerlendirilmesi için Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası kullanıldı. Bireylerin yaşam kalitesi SRS-22 (Scoliosis Research Society-22) anketi ile ölçüldü. İstatiksel yöntem olarak; Kolmogorov-Smirnov testi ile sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısı ile gövde kas aktivitesi ve gövde kas enduransı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Cobb açısı ile Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası omuz seviyesi figürü ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Cobb açısı arttıkça algılanan deformite şiddetinin arttığı, yaşam kalitesinin azaldığı görüldü.
Adölesan basketbol oyuncularında skapula pozisyonu ile üst ekstremite kuvvet, güç ve dengenin ilişkisi
Bu çalışma Gaziantep ilinde bulunan Adil Sani Konukoğlu Spor Lisesi'nde yaş ortalaması 15.06±1.01 olan 34 (19 kız -15 erkek) basketbolcu öğrenci ile gerçekleştirildi. Çalışmanın adölesan basketbol oyuncularında skapula pozisyonu ile üst ekstremite kuvvet, güç ve dengenin ilişkisini incelemekti. Çalışmada olguların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, skapula pozisyonu için Lateral Skapula Kayma Testi (LSKT) ve Görsel Skapular Hareketin Değerlendirilmesi (GSHD), üst ekstremite gücü değerlendirmek için Sağlıklı Topu Fırlatma Testi, dengeyi değerlendirmek için, Üst Ekstremite Y-Denge Testi ve SWAY denge mobil uygulaması kullanıldı. Skapula izometrik kas kuvveti değerlendirmesinde Power Track Manuel Muscle Tester cihazı kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Çalışmanın bulgularına göre, GSHD ile Top Fırlatma Testi, kas kuvvet testi ve SWAY denge mobil uygulaması skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). GSHD ile Y Denge Testinin sol inferolateral (p<0.05) hariç diğer denge test skorları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi (p>0,05). LSKT testinin tüm değerleri ile Top Fırlatma Testinin baş üstü atışı arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.01). LSKT 45 ve 90 derece ile top fırlatma testinin göğüs hizası atışı arasında da anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05). LSKT 0 derece ile Y denge testi sağ medial ve LSKT 90 derece ile Y Denge Testi sağ superolateral arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p<0.01). LSKT 45 derece ile Y Denge Testi sağ medial, sağ superolateral ve sol medial arasında anlamlı bir ilişki vardı (p<0.05). LSKT 90 derece ile sağ ve sol trapez üst parçasının kuvveti arasında ve SWAY denge mobil uygulaması skorları arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05). Çalışmanın sonuçları, adolesan basketbol oyuncularında skapula pozisyonu ile üst ekstremite güç, denge ve kas kuvvetinin bazı parametreleri arasında pozitif yönde bir ilişkinin olduğunu gösterdi. Basketbol oyuncularında skapula pozisyonunun performansı etkileyebilen güç, kuvvet ve denge faktörleriyle ilişkisinin adolesan dönemde incelenmesinin, performansı artırmak, yaralanmaları önleyici önlemler almak açısından önemli olduğu ve çalışmamızın bundan sonra yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünüldü.
Kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda servikal bölgeye uygulanan klasik masaj ve proprioseptif nöromusküler fasilitasyon tekniklerinin, kas gerginliği, ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma, kronik nonspesifik boyun ağrısı olan hastalarda servikal bölgeye uygulanan klasik masaj ve proprioseptif nöromüsküler fasilitasyon (PNF) tekniklerinin kas gerginliği, ağrı düzeyi, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya kronik nonspesifik boyun ağrısı olan 43 hasta dahil edilmiştir. Hastalar masaj grubu (n=14), PNF grubu (n=15) ve kontrol grubu (n=14) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm gruplara 6 hafta boyunca konvansiyonel fizik tedavi uygulanmıştır. Masaj ve PNF gruplarına ek olarak ilgili teknikler uygulanmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasında ağrı şiddeti Görsel Analog Skalası (GAS), kas gerginliği (MyotonPRO), eklem hareket açıklığı (CROM), fonksiyonellik (Boyun Özürlülük İndeksi) ve yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili) değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Windows ortamında IBM SPSS Statistics 22 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Tedavi sonrasında tüm gruplarda ağrı şiddetinde, kas gerginliğinde, eklem hareket açıklığında ve fonksiyonellikte iyileşme gözlenmiştir (p<0,05). Masaj ve PNF gruplarında bu iyileşmeler daha belirgin olmuştur (p<0,05). Yaşam kalitesinin ağrı, fiziksel aktivite ve uyku alt boyutlarında masaj ve PNF gruplarında anlamlı iyileşmeler kaydedilmiştir (p<0,05). İstirahatte ve aktivitede ağrı şiddetinde, servikal paravertebral kas gerginliğinde, levator skapula ve trapez kası gerginliğinde masaj ve PNF gruplarında anlamlı azalmalar gözlenmiştir (p<0,05). Eklem hareket açıklığında, özellikle fleksiyon, ekstansiyon ve lateral fleksiyonda masaj ve PNF gruplarında belirgin artışlar tespit edilmiştir (p<0,05). Tüm parametrelerde gruplar arası bakıldığında bütün grupların etkili olduğu fakat birbirlerine üstünlüğünün bulunmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, klasik masaj ve PNF teknikleri, konvansiyonel fizik tedaviye ek olarak uygulandığında, kronik nonspesifik boyun ağrısı olan hastalarda ağrı, kas gerginliği, eklem hareket açıklığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkilere sahiptir.
Obstetrik brakial pleksus parazili çocuklarda yaralanma tipi ve fonksiyonel seviyenin aktivite katılımı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi: Çocuk ve aile perspektifi
Bu araştırma, obstetrik brakial pleksus paralizisi olan çocuklarda yaralanma türü ve fonksiyonel düzeyi, çocukların ve ailelerinin bakış açılarıyla değerlendirip aktivite katılımı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Şanlıurfa ilindeki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerine kayıtlı, 7-17 yaş aralığındaki bireyler ve onların ebeveynleri üzerinde yapıldı. Araştırma sürecinde, Tip 1 (Erb palsi) için 30, Tip 2 (Klumpke) için 31 ve Tip 3 (Total) için 13 olmak üzere toplamda 74 katılımcı üzerinde çalışılmıştır. Veri toplama araçları olarak demografik bilgiler için Kişisel Bilgi Formu, yaralanma tipinin belirlenmesi için Narakas Sınıflandırılması, aktivite ve katılım için Brakial Pleksus Sonuç Ölçümü, fonksiyon değerlendirme için Mallet Skalası, el becerileri için Abilhand-Kids Anketi, aktivite katılım ve günlük yaşam becerilerini değerlendirmek amacıyla Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Kaydı Anketi, yaşam kalitesini belirlemek için ise Pediatrik Veri Toplama Aracı Anketi kullanıldı. Verilerin analizler için SPSS 23.0 programı kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırma bulguları, ebeveynlerin mutluluk ve memnuniyet düzeyleri ile çocukların mutluluk ve memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu görüldü (r = 0.519). Bu ilişkinin pozitif yönde ve orta düzeyde olduğu belirlenmiş olup, ebeveynlerin mutluluk düzeylerinin çocukların mutluluk düzeyleri üzerinde olumlu bir etkisi olduğu tespit edildi. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarının global fonksiyonel yeterliliklerine bakış açısı ile çocukların kendi global fonksiyonel yeterlilikleri bakış açısı arasında güçlü bir pozitif ilişki saptandı (r = 0.736). Ebeveynlerin PEDİ parametreleri ile çocukların PEDİ parametreleri arasında da anlamlı bir ilişki bulundu (r = 0.837), bu da ebeveynlerin PEDİ düzeylerinin çocukların PEDİ düzeylerini güçlü bir şekilde pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Benzer şekilde, ebeveynlerin Abilhand-Kids parametreleri ile çocukların Abilhand-Kids parametreleri arasında anlamlı bir ilişki belirlendi (r = 0.76), ebeveynlerin Abilhand-Kids düzeylerinin çocukların Abilhand-Kids düzeylerini güçlü bir şekilde pozitif yönde etkilediği ortaya konuldu. Bu bulgular ışığında, çocukların fonksiyonel gelişiminde ebeveynlerin önemli bir rol oynadığı dikkate alındığında, tedavi süreçlerinde ebeveynlerin aktif katılımının teşvik edilmesi önerilmektedir.
Serebral palsili çocuklarda servikal eklem pozisyon hissinin gövde kontrolü ve denge ile ilişkisi
Serebral palsili (SP) çocuklarda servikal eklem pozisyon hissinin gövde kontrolü ve denge ile ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma yaş ortalaması 11.71±3.84 yıl olan 33 (13 kız - 20 erkek) SP'li çocuk (17 diparetik - 16 hemiparetik) ile gerçekleştirildi. Çalışmada olguların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, motor fonksiyonları değerlendirmek için Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), dengeyi değerlendirmek için Pediatrik Denge Ölçeği (PDÖ), gövde kontrolünü değerlendirmek için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) ve servikal eklem pozisyon hissini değerlendirmek için Cervical Range of Motion (CROM) cihazı kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Çalışmanın bulgularına göre, cinsiyet ile PDÖ ve GKÖS toplam skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Cinsiyete göre tüm CROM değerlerinin anlamlı bir farklılık göstermediği (p>0,05) tespit edildi. SP tipi ile PDÖ arasında anlamlı bir farklılık görüldü (p<0,05). SP tipi ile GKÖS toplam skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). SP tipi ile tüm CROM değerleri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). KMFSS seviyesi ile PDÖ ve toplam GKÖS skorları arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0,05). KMFSS seviyesi ile tüm CROM değerlerinin arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Toplam CROM değerleri ile toplam PDÖ ve GKÖS skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmanın sonuçları, hemiparatik ve diparatik tip SP'li çocuklarda tüm hareketlerden elde edilen servikal eklem pozisyon hissi ile denge ve gövde kontrolü arasında bir ilişki olmadığını gösterdi. Daha önce SP'li vakalarda CROM ile servikal eklem pozisyon hissine ve CROM değerleri ile denge ve gövde kontrolünün ilişkilerine bakılan çalışma olmadığından bu çalışmanın ilerde yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünüldü.
Sağlıklı genç yetişkinlerde kendi kendine ve fizyoterapist tarafından yapılan üst ekstremite nöral mobilizasyonunun reaksiyon zamanına akut etkisinin incelenmesi
Bu çalışma nöral mobilizasyonun sağlıklı genç yetişkinlerin reaksiyon zamanı üzerindeki akut etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 21,75±2,2 yıl olan toplam 120 üniversite öğrencisi dâhil edildi. Katılımcılar, Ulnar, Median ve Radial sinir mobilizasyonlarının uygulandığı kendi kendine mobilizasyon (Grup 1), kendi kendine plasebo mobilizasyon (Grup 2), fizyoterapist tarafından yapılan mobilizasyon (Grup 3) ve fizyoterapist tarafından yapılan plasebo mobilizasyon (Grup 4) grubu olmak üzere 30'ar kişiden oluşan 4 gruba ayrıldı. Reaksiyon zamanını değerlendirmek için SWAY mobil uygulaması kullanıldı. SWAY mobil uygulaması ile ilk ölçümleri alınan katılımcıların dominant olarak kullandıkları üst ekstremitelerine ardışık olarak Ulnar, Median ve Radial nöral mobilizasyonlar 5 sn'lik 5 tekrarla uygulandı. Hemen ardından SWAY mobil uygulaması ile son ölçümleri alındı. Gruplar arası verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, grup içi öncesi sonrası verilerin karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskall Wallis testi kullanıldı. Her grubun demografik özelliklerinin ve ölçülen reaksiyon zamanının başlangıçta benzer olduğu ve gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Uygulamalardan sonra yapılan ölçümlerde kendi kendine mobilizasyon, kendi kendine plasebo mobilizasyon ve fizyoterapist tarafından yapılan mobilizasyon gruplarında nöral mobilizasyonun reaksiyon zamanı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik oluşturmadığı (p>0,05), fizyoterapist tarafından yapılan plasebo mobilizasyon grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak nöral mobilizasyonun kısa dönemde reaksiyon zamanında bir azalmaya neden olduğu ancak bu değişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu ve üst ekstremite nöral mobilizasyonun reaksiyon zamanına etkisi ile ilgili daha kesin sonuçlar için ileriki çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünüldü.