Theses supervised by Prof. Dr. Ömer Aytaç

22 theses · Fırat University

Master'sOpen AccessTR

Polislik modelleri ve suç önleme üzerine bir araştırma

Bu tez çalışması, suçun önlenmesinde polislik modellerinin etkisini konu edinmektedir. Suç ve şiddet olaylarının giderek toplumu daha çok tehdit eder hale geldiği günümüzde suçların önlenmesi ancak etkili mücadele yaklaşımları ile mümkün olmaktadır. Diğer bir ifade ile suçla mücadele ve suçların önlenmesinde kabul gören ve uygulanan polislik modelleri ile ilişkisi bulunmaktadır. Günümüzde bu nedenle suç önleme çabaları geçmişte uygulanan reaktif polislik modelleri yerine proaktif yaklaşımlara veya modellere bırakmıştır. Bu kapsamda; problem odaklı polislik, toplum odaklı polislik, suç yoğun polisliği, COMPSTAT, istihbarat odaklı polislik ve kanıta dayalı polislik modelleri geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında bu modellerin suçu önlemedeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın temel sonucu olarak gelişmiş ülkelerde uygulanan bu modellerden özellikle toplum destekli polislik uygulamasının ülkemizde yaygın ve sistematik olarak uygulandığı, diğer modellerin ise ya uygulanmadığı ya da kısmen uygulandığı sonucu elde edilmiştir. Ülkemizde özellikle problem odaklı suç önleme yaklaşımı ile suç yoğun polislik modelinin sistematik ve yaygın bir şekilde benimsenmediği, uygulanmadığı ve bir politikaya dönüşmediği tespiti yapılmıştır. İl emniyet müdürlükleri bünyesinde bu konuda sınırlı bazı uygulamaların olduğu ancak bu uygulamaların da genel bir değerlendirmeye konu olacak düzeyde olmadığı gözlemlenmiştir. Suçun önlenmesinde etkili olabilecek polislik modellerinin geliştirilip uygulanabilmesi için bu yaklaşımların politikaya dönüşmesi ve emniyet birimlerinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Sonuç olarak hiçbir polislik modeli arzulanan düzeyde suçlulukla mücadelede ve suçu önlemde tek başına etkili olamaz. Aynı şekilde hiçbir yaklaşım tek başına kusursuz değildir. Bu nedenle polis birimlerinin suçu önlemede başarılı olabilmeleri için polislik modellerinin bir araya getirildiği bütüncül bir modelin benimsenmesi ve paydaş kuruluşlarla işbirliği ve ortaklık temelinde çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Suç, Suç Önleme, Polislik Modelleri

PolisPolis teşkilatıSuç+1
İsmail Kızmaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk kültürü ve dijital oyunlar: Elazığ FMD kursu öğrencileri üzerine sosyolojik bir çalışma

Oyun, en basit şekilde zamanın eğlenceli geçirilmesi için yapılan her türlü faaliyet şeklinde tanımlanabilecek geniş kapsamlı bir kavramdır. Oyun kavramı ile çocuk kavramı birbirinden ayrı düşünülemeyen iki kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman içerisinde toplumsal hayatta yaşanan gelişmeler oyunun niteliğinde bir değişim meydana getirmiş ve oyunlar sanal ortamlarda oynanabilir hale gelmiştir. Dünyanın her bir tarafına yayılan ve günümüzde oldukça etkili olan dijital araçlar toplumun büyük kesiminin ilgi odağındadır. Her kesimin ilgi alanına girebilen bu araçlardan oynanan dijital oyunlar sunduğu imkânların fazlalığına bağlı olarak erkek çocuklar tarafından daha çok oynanmaktadır. Bu nedenle bu araştırmada dijital oyunları oynamanın erkek çocukların hayatında nasıl bir etkide bulunduğu ele alınmıştır. Dijital oyunları oynayan erkek çocuk sayısının artması ve erkek çocukların oyunlardan daha fazla etkilenmeleri nedeniyle bu konu giderek önem kazanmaktadır. Toplumsal yapıdaki konumları, sorumlulukları da düşünüldüğünde, dijital oyunların erkek çocukları ne şekilde etkilediği merak konusu olmaktadır. Bir çocuk kültürü olan oyun ve günümüzde geçirdiği değişimler ile ortaya çıkan dijital oyunların etkileri üzerine yapılan çalışmada örneklem grubu 30 erkek çocuk olarak belirlenmiştir. Literatür taraması, görüşme tekniği kullanılarak toplanan verilerle araştırma teorik ve uygulama olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Bu şekilde elde edilen veriler sosyolojik açıdan değerlendirilmiştir.

Bilgisayar oyunlarıOyunlarSayısal oyunlar+1
Eda Gülçek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Arkadaşlığın sosyolojisi: Değişen arkadaşlık ilişkileri üzerine bir araştırma (Mardin örneği)

Çalışma, arkadaşlık ilişkilerini ve arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimleri ilişkisel nedenleriyle anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Arkadaşlık, seçili bir kişiler arası ilişki türüdür. İnsanlar arkadaşlarını kendi iradeleri ile seçtikleri gibi tecrübe ettikleri ilişkileri/eylemleri de kendi iradeleri ile gerçekleştirir. Diğer yandan arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimler modernleşme, bireyselleşme, teknoloji gibi bazı nedenlere dayandırılabilir. Çalışma, nitel araştırma yönteminin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek gerçekleştirildi. Maksimum çeşitlilik örneklem tekniğine göre seçilen 40 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşme yapıldı. Görüşmecilerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikleri tasnif edilerek arkadaşlıkların kurulması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesi ile ilgili deneyimleri ortaya konuldu. Bu deneyimler üzerinden arkadaşlığın ekonomik, siyasi, dini, toplumsal ve psikolojik boyutları ele alındı. Görüşmeler neticesinde arkadaşlık ilişkilerinde bir değişim ve dönüşüm yaşandığı sonucuna varıldı. Modernleşmenin, bireyselleşmenin ve teknolojik gelişmelerin arkadaşlık ilişkilerini etkilediği, arkadaşlığın geçmişe kıyasla değiştiği, değişimin samimiyet yerine yüzeysellik, fedakârlık yerine bencillik yönünde olduğu anlaşılmıştır.

Akran ilişkileriArkadaşlıkDeğişim+5
Mehmet Tan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

12-18 yaş arası çocuklarda sosyal medya kullanımı: Elazığ örneği

İnternetin insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası olduğu günümüzde her yaştan her kesimden insan sosyal medya kullanıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir veya birkaç sosyal medya hesabı insanlar tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. İnsanları yoğun olarak ilgilendiren bir konu olması nedeniyle sosyal medya; son zamanlarda sosyolojik araştırmaların konusu olarak sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu Yüksek Lisans Tezinde Elazığ ilinde bulunan Mustafa Kemal Ortaokulu ve Mehmet Akif Ersoy Lisesi'nden tesadüfî örneklem ile elde edilen 349 öğrenciye anket soruları yöneltilmiş ve 12-18 yaş aralığında olan bu öğrencilerin sosyal medya kullanımları hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Literatür taraması yapılarak sosyal medyanın ne olduğu neleri kapsadığına bakılmış, teorik bilgiler sunulmuştur. Sahadan elde edilen verilere bakıldığında yaş, cinsiyet, ekonomik durum, aile durumları gibi değişkenlerin sosyal medya kullanımını önemli ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır. Yapılan çalışmada öğrencilerin sosyal medyayı yoğun olarak kullandığı görülmektedir. Sosyal medyayı kullanan her öğrencide farklı izlenimler ve davranışlar geliştiği görülmektedir. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin gözetiminin faydalı olacağı kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, İnternet, Takipçi, Takip Edilen, Fenomen

ElazığErgenlerFenomenler+3
Melek Karadayı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacı çocukların sosyolojik profili (Elazığ ili örneği)

Suriye'de yaşanan iç savaş, sonrasında büyük bir insani krize dönüşerek küresel ölçekte de büyük bir insanlık sınavı haline gelmiştir. Dünya gündemini etkileyen bu mülteci meselesi ile karşı kaşıya kalan Türkiye'de, milyonlarca Suriyeli sığınmacıya kapısını açmıştır. Suriyeli sığınmacıların yaşadığı trajik durumlar ve özelde de Suriyeli çocukların yaşadığı durumlar konunun ne kadar hassas bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mülteci grubunun en kırılgan gruplarından biri olan çocukların bugünkü durumları, sorunları, gündelik yaşam pratikleri, yaşadıkları değişim ve dönüşümler ile bunların etkilerinin göç ve sığınmacı olma kimliği altında nasıl deneyimlendiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Hem savaşa tanıklık hem de zorunlu olarak göç etmek ve bunların etkileri çocukları birçok açıdan zorlamaktadır. Sığınmacı çocuklar yeni ama yabancı oldukları mekânlarda pek çok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlukların en başında da eğitimden mahrumiyet, dil sorunu, düşük ekonomik koşullar, çocuk işçiliği ve entegrasyon problemi gibi sorunlar gelmektedir. Çalışma özelinde Elazığ il merkezinde ikamet eden Suriyeli çocukların göç öncesi ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişimler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Eğitim, barınma, sosyo-ekonomik durum, karşılaşılan risk ve güvenlik sorunları, sosyal izolasyon ve uyum konusunda yaşadıkları değişim ve dönüşümler bunlardan bazılarıdır. Suriyeli çocukların göç sonrasında eğitim imkanlarından mahrumiyet, düşük ekonomik koşullar içinde yaşama, çocuk işçiliği, dil sorunu, ötekileştirilme ve entegrasyon sorunu gibi problemler ile iç içe oldukları tespit edilmiştir. Çocukların gündelik yaşam pratikleri de bu sorunlar etrafında şekillenmektedir. Bu açıdan çalışma kapsamında Suriyeli çocukların zorunlu göç deneyimleri ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişim ve dönüşümlerin olduğunun ortaya koyulması amaçlanmıştır. Suriyeli çocukların sığınmacı olma kimliği altında toplumsal alandaki görünürlüklerinin nasıl şekillendiğinin, bunun entegrasyon sürecine etkilerinin ve çocukların yaşadığı sorunların neler olduğuna yönelik bir durum tespitinin yapılması planlanmıştır. Bu bağlamda da Elazığ il merkezinde ikamet eden 10-18 yaş aralığındaki 308 Suriyeli çocuğa nicel araştırmaya dayalı yarı yapılandırılmış anket formu uygulanmıştır. Verilerin elde edilmesinde ayrıca gözlem ve çocukların ifadelerinin yer aldığı görüşme notlarından da faydalanılmıştır. Anahtar Kavramlar: Göç, zorunlu göç, Suriyeli sığınmacı çocuklar, risk ve problemler, gündelik yaşam pratikleri, entegrasyon

ElazığGünlük yaşam aktiviteleriMülteciler+7
Pelin Kılınç
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Terör kaynaklı iç göç: Nusaybin'den Mardin'e göç edenler üzerine bir araştırma

PKK terör örgütünün çatışma ortamını kırsaldan kentlere taşıması hem toplum hem de kamu güvenliği açısından tehlike arz etmiştir. Bu dönemde can ve mal güvenliği kalmayan, yaşam imkânları kısıtlanan insanlar göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle yaşanan göç her ne kadar can güvenliği tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da, aslında farklı birçok probleminde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışma, hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarını ve hissettiklerini sosyolojik açıdan anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarına ışık tutmayı amaçlayan bu çalışma, olaylar nedeniyle Nusaybin'den Mardin'e göç edenler arasından 380 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Bu 380 kişiye 67 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma sonucunda, göç etmek zorunda kalan insanların maddi-manevi yönden, konut bulma açısından ve psikolojik bakımdan ciddi anlamda çok büyük sorunlar yaşadıkları bulgularına ulaşılmıştır. Göç edenlerin, genel anlamda yaşananların sorumlusu olarak PKK terör örgütünü gördükleri saptanmıştır. Yaşanan olayların kişilerin gerek siyasi görüşlerinde, gerek hayata bakış açılarında, gerek yaşam standartlarında kısacası hayatlarının birçok alanında büyük değişikliklerin yaşanmasına neden olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca göç edenlerin büyük çoğunluğunun, çatışmalar sona erdiğinde ve yaşam koşulları normale döndüğünde eski yerleşim yerlerine geri dönmek istediği anlaşılmıştır.

DışlanmışlıkGöçlerMardin+7
Murat Sarı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de hayırseverlik kültürü: Zengin bağışçılar üzerine sosyolojik bir araştırma

Modern kapitalist sistemin ve yenidünya düzeninin sonucu olarak ulusal ve küresel çaptaki gelir dağılımı adaletsizliği, zenginler ile yoksullar arasındaki mesafenin açılıp derinleşmesine yol açmaktadır. Hayırseverliğin yoksullukla birlikte pek çok sosyal ve ekonomik problemlerin çözümüne katkı sağlayacağı aşikârdır. Bu bakımdan başta bireyler olmak üzere devletlere, ulusal ve uluslararası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına önemli vazifeler düşmektedir. Zenginlerin hayırseverlik ilgileri ve yüksek miktarlardaki bağışları, bireysel ve kurumsal bağışlar düzleminde genel toplumsal sorunlara çözüm arayışlarında önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle zenginlerin hayırseverlik algı ve davranışları, hayırseverlik kültürüne katkıları bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. Bu araştırmanın yapılma nedenlerinden biri, zenginler üzerine yapılan çalışmalara katkı sağlayacağı düşüncesidir. Çünkü ülkemizde zenginler ve hayırseverlik ilişkisinin sosyolojik bağlamda irdelenmediği tespit edilmiştir. Bu araştırma, zenginlerin hayırseverlik kültürünü ve bu kültürün alt bileşenlerini tanımak ve betimlemek amacıyla Türkiye'nin doğusundan, ortasından ve batısından temsilen olmak üzere üç ilde ikamet eden (Malatya, Konya ve İstanbul) bazı zengin aile ve kişilerle gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. Araştırmada, gözlem ve derinlemesine mülakatın yapıldığı nitel bir yöntem izlenmiştir. Araştırmanın örneklem grubu ise 45 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada bağışta bulunma nedenleri arasında pek çok etmenin yer aldığı tespit edilmiştir. Bunların arasında dinî inanç ve tutumlar, empati kurma, huzur ve mutluluk psikolojisine erişmek, sosyal sorumluluk ve sosyal adalet, sosyal dayanışma ve yardımlaşma gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Ayrıca, hayırseverlik kültürüne önemli katkılarıyla birlikte siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmek, statü ve prestiji artırmak, zenginliği hayırseverlik üzerinden teşhir etmek gibi amaç ve eğilimler de zengin hayırseverliğinin önemli bir yönünü oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hayırseverlik, Bağış, Zenginler, Yoksulluk, Sosyal Adalet, Sosyal Yardımlaşma, Sosyal Dayanışma, Gönüllü Kuruluşlar

Bağış yapmaBağışçılarHayırseverlik+3
Gültekin Eroğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır'da yeni zenginliğin mekânsal ve toplumsal yansımaları: Diclekent ve Metropol örneği

Son yıllarda ortaya çıkan ekonomik canlılıkla beraber yükselen yeni zengin sınıf, Diyarbakır'da kendini mekânsal ve kültürel bir farklılaşmayla ortaya koymaktadır. Daha yeni kurulan bir yerleşim alanı olarak Diclekent ve Metropol semtleri bünyesinde barındırdığı lüks konutlar, rezidanslar, güvenlikli siteler, restoran ve kafe gibi zenginlere hitap eden mekânlarla dikkatleri üzerine çekmektedir. Araştırmada gösterişçi tüketimle kendilerini ifade etmeye çalışan zenginlerin sosyo-kültürel dünyasına ışık tutulmaya çalışılmış, ortaya çıkan yeni zenginliğin mekânsal tezahürlerine yönelik bütünleyici bir fotoğraf ortaya koymak amaçlanmıştır. Diyarbakır'daki yeni zenginliğin toplumsal ve mekânsal yansımalarını odak noktası olarak belirleyen bu araştırma, Diyarbakır'ın Diclekent ve Metropol semtlerinde yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Saha araştırmasında toplam 51 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırmada zenginlerin mekânla kurdukları ilişki, zenginliğin gündelik hayatı ve mekânı nasıl biçimlendirdiği ve zenginliğin tüketimle olan organik bağları ortaya çıkarılmaya çalışılarak zenginlerin dünyasına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Diyarbakır'daki iktisadi ve sosyo-kültürel değişim kentsel mekânın ve sosyo-kültürel hayatın şekillenmesine etki etmektedir. Ekonomik zenginleşme beraberinde yeni bir zengin sınıfın ortaya çıkmasını sağlamakta; ortaya çıkan yeni zenginler ise yerel dinamiklerin de etkisiyle kendilerine ait bir zenginlik kültürü oluşturmaktadır. Sonuçta yeni zenginliğin mekânsal, kültürel ve sınıfsal olarak Diclekent ve Metropol semtlerinde cisimleştiğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Mekân, Tüketim, Zenginlik, Gösterişçi Tüketim, Türedi Zenginler

DeğişimDiyarbakırGösterişçi tüketim+7
Nazife Gürhan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lise gençliği değer yargıları: Malatya Lisesi örneği

Değer kavramı yüzyıllar boyunca üzerinde konuşulan konular arasında yer almış, felsefi tartışmalara konu olmuş, kişilerin yargılarıyla, toplumların yaşamlarıyla, ahlâkî ilkeler ve inançlarıyla ilişkilendirilmiş, farklı şekillerde tarif edilmiş, fakat üzerinde uzlaşılmış bir tarifi yapılamamıştır. Değer, bireylerin kişisel ve toplumsal olarak neye ne zaman ne kadar önem verdikleri ile ilgili bir kavramdır. Toplumun sürekliliği, düzeni, emniyeti, mutluluğu, barış içinde yaşaması, eşitlik, adalet, özgürlük, sevgi, saygı çerçevesinde mutlu bireyler ve aileler oluşturması, değerler sisteminin toplum tarafından içselleştirilmesiyle alakalıdır. "Lise Gençliğinin Değer Yargıları: Malatya Lisesi Örneği" adlı bu çalışma Malatya merkezinde bulunan bünyesinde Anadolu ve Genel Lise öğrencisini barındıran Malatya Lisesi'nde 200'ü kız, 155'i erkek olmak üzere toplam 355 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Küme örnekleme yöntemiyle evrenden öğrenci seçimi yapılmış her sınıf düzeyinde cinsiyetler dikkate alınarak %25'lik bir örneklem grubu oluşturulmuştur. Betimsel bir çalışma olan bu araştırmada veriler anket ve ölçek araçları kullanılarak toplanmış, SPSS programı ile analize tabi tutulmuştur. Çalışmada değerlerin bir kavramsal çerçevesi oluşturularak sosyolojik açıdan değerlerin önemi üzerinde durulmuş, lise gençliğinin sosyal, dini, ailevi değerleri değer yargıları açısından betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda gençlerin milli ve manevi değerlere önem verdikleri, dinin eylem boyutlarını yerine getirmede pasif davrandıkları, aile ve arkadaşlık değerlerini oldukça önemsedikleri, bireysel, toplumsal ve modern değerlere katılımlarının yüksek olduğu görülmüştür. Bunun yanında hayat görüşü, yaşam biçimi, gelecek beklentisi konularında gençlerin kendilerini farklı gördükleri, bireysel zihinlerde ve toplumsal yaşamda değerlerin yozlaştığı gençler tarafından önemli sorunlar olarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Değer, Norm, Tutum, İnanç, Gençlik

Değer yargısıDeğerlerGençler+4
Mahmut Dişkaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gösterişçi tüketim: Diyarbakır örneği

Gösterişçi tüketim hem geleneksel hem de modern dönemlerde gözlenebilen bir tüketim biçimidir. Diyarbakır, geleneksel ve modern kültürel kodların bir arada var olduğu kentsel bir mekândır. Bu anlamda geleneksel dönemlerin kolektivist kültürü ile modern dönemlerin bireysellik kültürünün eş zamanlı yaşantılandığı kentsel bir mekân olmasından dolayı, gösterişçi tüketimin her iki biçiminin de Diyarbakır'da görülebileceği varsayılmış ve çalışmada bir taraftan biçimsellik bağlamında yerel özellikler diğer taraftan buna iten nedenler anlaşılmaya çalışılmıştır. Geleneksel kültürün baskın kolektivist karakteri ile modern kentsel mekânların birey merkezli karakterinin genelde tüketimi özelde gösterişçi tüketimi nasıl etkilediği saha çalışması zemininde araştırılmıştır. Saha çalışmasında 30 kişi ile nitel araştırma yöntemlerinden biri olan derinlemesine mülakat yapılmıştır. Çalışmada ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında, son dönemlerde gelişen yaşam standartlarına ve tüketimsel olanaklara paralel olarak geleneksel ve modern kodların gösterişçi tüketimi tetiklediği görülmektedir. Öte yandan statüsel fark ya da bireysel fark ortaya koymayı amaçlayan gösteriş olgusunun sadece maddi nesnelerin tüketiminde değil sosyokültürel ortamlar ve dini görevlerin ifası gibi maddi olmayan alanlarda da kayda değer bir oranda var olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Tüketim, Gösterişçi Tüketim, Kolektivist Kültür,Bireysellik Kültürü, Geleneksel Dönem, Modern Dönem.

DiyarbakırGösterişçi tüketimKültür+4
Muharrem Tunç
Fırat University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Çalışan kadınların sağlık bilincinin sosyolojik analizi (Malatya örneği)

Tıbbi olduğu kadar sosyal ve kültürel bir olgu olan sağlık, sosyolojinin ilgilendiği önemli konulardan biridir. Sağlığı sosyal ve kültürel süreçler ve değişkenler açısından ele alan sağlık sosyolojisi, sağlığın diğer sosyal kurumlarla olan ilişkisini gözler önüne sererek, hem bireysel hem de toplumsal sağlığa önemli katkılar sağlayan bir alandır. Günümüzde temel değerlerden biri haline gelen sağlık, sosyal ve kültürel açıdan değerlendirildiğinde önemli gelişmelerin ve değişimlerin yaşandığı bir alan olarak dikkat çekmektedir. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri de sağlık bilgisinin toplumsallaşmasıdır. Bireylerin sağlığa olan ilgilerinin ve bilgilerinin arttığı bu süreç, sosyal ve kültürel alanda önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu çalışma, çalışan kadınların sağlık bilincini ve bu bilincin düzeyini sosyal ve kültürel süreçler bakımından ele alarak açıklamaya çalışmaktadır. Çalışan kadınların sağlığını, sağlığa etki eden sosyal ve kültürel faktörler açısından ele alarak, sağlık bilgisinin toplumsallaşması sürecini toplumsal dinamikler ele alınarak irdelemektedir.

Muzaffer Çağlar Kurtdaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Dedikodunun cinsiyeti: Kadın kimliğinin yeniden inşasında dedikodunun rolü

Bu çalışmada ilkin, dedikodu kavramının tanımı, işlevleri ve ilişkili olduğu bazı kavramlar irdelenmiştir. Ayrıca dedikodu cinsiyet bağlamında incelenmiştir. Tarihsel süreç açısından bakıldığında genel olarak dedikodunun bir kadın eylemi olduğu savunulur. Ancak bu tür bir eylem sadece kadınlara değil; erkeklere de ait bir eylemdir. Bu nedenle genel olarak ?orada olmayan kişi hakkında yapılan konuşma? olarak tanımlanan dedikoduyu, sadece kadınlara özgü bir davranış olarak görmek yanlıştır. İnformal bir iletişim türü olarak gerçekleşen dedikodu, insan iletişiminde zararlı yönlerinin çok olmasının yanında bireyler arasında sosyalleşme, dayanışma ve paylaşmanın gerçekleşmesini sağlaması açısından yararlı hatta kimi zaman gerekli bir eylem olarak kabul edilmektedir. Günümüzde medya ve iletişim araçları sayesinde dedikodu kolaylıkla yayılabilmektedir. Dedikodu, önemli bir iletişim türü olarak hem geleneksel hem de gelişmiş toplumlarda görülmekte ve teorik anlamda olumlu ve olumsuz içeriklere karşılık gelebilmektedir. Halk arasında genel olarak olumsuz olduğu düşünülür ancak bunun pozitif işlevlerinin olduğu unutulmamalıdır.İlgili bir literatür taraması ve derinlemesine mülakat kullanılarak gerçekleşen bu çalışmada sosyal bir iletiştim türü olan dedikodu; kadın kimliği bağlamında tartışılmakta ve dedikodunun negatif işlevlerinin yanı sıra pozitif işlevleri üzerinde de durulmaktadır. Ayrıca dedikodu hem kuramsal hem de uygulamalı açıdan ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dedikodu, Söylenti, İnformal İletişim, Kadın

Cinsel kimlikDedikoduKadınlar+2
Aysel Tekgöz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Göç, kimlik, aidiyet: Kültürlerarası iletişim açısından İsveçli Türkler

Avrupa ülkelerinin II. Dünya Savaşı?ndan sonra başlattığı işgücü göçü alımına, göç veren ülke statüsünde katılan Türkiye?nin birçok bölgesinden göçmen işçi, çok sayıda Avrupa ülkesine 1960?lı yılların hemen başından itibaren gitmeye başlamıştır. Başlangıçta çoğu Avrupa ülkesinde misafir işçi statüsünde bulunan Türk göçmenler, 1970?li yıllardan itibaren, özellikle aile birleşimleri neticesinde Avrupa?da kalıcı yerleşimci statüsüne geçmeye başlamışlardır. Türk göçmenlerin Avrupa ülkelerinde yerleşimci olmasıyla birlikte göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunların niteliği değişiklik göstermeye başlamıştır. Bu sorunların başında kültürel içerikli sorunlar gelmektedir. Göçmenlerin yerleşimci olmaları, entegrasyon konusunu ve bu konunun biçim ve içeriğini gündeme getirmektedir. Bu konuda göçmenlerin olduğu kadar ev sahibi toplumun ve devletin geliştirdiği stratejiler de entegrasyonun biçim, içerik ve boyutlarını etkilemektedir. Göçmenlerin göç tecrübesi ve sonrasında yaşadıkları kültürleşme süreçleri birçok sosyo-kültürel değişimi de beraberinde getirmektedir. Bu değişimler içerisinde, ev sahibi toplumla geliştirilen etkileşim süreçlerine bağlı olarak şekillenen kimlik ve aidiyet algıları günümüzde giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada; göçmenlerin entegrasyonu, kimlik ve aidiyet algıları ile kültürlerarası iletişim durumları, İsveçli Türkler örneğinde incelenmektedir. 1960?lı yıllardan itibaren başlayan, 1970?li yıllarda hız kazanan ve günümüzde de hâlâ devam eden göç akışı sonrasında İsveç?e yerleşen Türk göçmenlerin entegrasyon durumları, kimlik ve aidiyet algıları, kültürlerarası iletişim pratikleri, karşı karşıya kaldıkları temel toplumsal problemler çalışmanın temel konusunu teşkil etmektedir. Çalışmada ayrıca bir Avrupa ülkesi olarak İsveç?in uyguladığı göçmen politikaları ve göçmenlerin sosyal konumları da incelenmektedir.Çalışmada alan araştırması yöntemine bağlı kalınarak, anket ve mülakat tekniğine dayalı veri toplama araçları kullanılmıştır. Alan araştırması, 1 Temmuz ? 20 Eylül 2011 tarihleri arasında İsveç?in başkenti Stcokholm?de gerçekleştirilmiştir. Anket uygulamasında 612 kişilik bir örneklem grubuna ulaşılmıştır. Derinlemesine mülakatlar ise 30 kişilik bir örneklem grubuyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre İsveçli Türklerin kimlik ve aidiyet algılarının kuşaklar arasında farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun kimlik ve aidiyet algıları Türkiye ekseninde şekillenirken, üçüncü ve dördüncü kuşak göçmenlerde çoğul kimlikler ve çifte aidiyet bağlarının oluştuğu görülmüştür. Bunun yanında, İsveçli Türklerin bütünleşme konusunda da birbirinden farklı eğilimler taşıdığı görülmüştür. Bu eğilimler ile kimlik tanımlamaları arasında yakın bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. İsveçli Türkler?in büyük bir çoğunluğu kültürel, dini ve milli değerlerini muhafaza ederek İsveç toplumuyla uyum içerisinde yaşama eğilimi içerisindedir. Bununla birlikte uyum konusunda denge eğilimi gösteren kişilerin varlığı da dikkate değerdir. Marjinalleşme ve asimilasyon eğilimleri ise oldukça azdır. Araştırma sonuçlarına göre İsveçli Türkler ile İsveçliler arasında kültürlerarası iletişimin sınırlı düzeyde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Kimlik, Aidiyet, Kültürlerarası İletişim, İsveç, İsveçli Türkler.

Ait oluş sorunuBütünleşmeDış Türkler+6
Göksel Göker
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Alışveriş merkezlerinde günlük yaşam ve tüketim kültürü (Elazığ-Akgün AVM örneği)

İnsanlar doğdukları andan itibaren çevresinde bulunan her şeyi tüketme eğilimindedir. Nesneleri, hizmetleri, duygu ve düşünceleri harcamak insanların kontrolsüz olarak yaptığı birer aktivitedir. Tüketim, hayatın her alanında var olan çok boyutlu bir kavramdır. Siyasal, ekonomik, sosyal ve psikolojik birçok boyutu olan tüketim; günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ürün çeşitliliği, kitle iletişim araçları, maddi olanakların iyileşmesi ve insan psikolojisindeki değişmeler yaşamın her anını tüketime dönüştürmüştür. Özellikle teknolojide yaşanan anlık gelişmeler de tüketimin bir yaşam şekli olmasında etkili olmaktadır. ?Alışveriş Merkezlerinde Günlük Yaşam ve Tüketim Kültürü? adlı çalışmada öncelikle tüketimin teorik boyutu ele alınmaktadır. Çeşitli yönleri ile tüketim açıklandıktan sonra çalışmanın uygulama kısmına geçilmektedir. Akgün Alışveriş Merkezinde 300 müşteriye anket uygulanmıştır. Çalışma süresince tüketicilere; alışveriş ve tüketim konusunda sorular yöneltilmiştir.Literatür taraması ve çalışma sonucunda görülmektedir ki; tüketim, hangi yönü ile ele alınırsa alınsın insan hayatı için çok önemlidir. İnsanlar tüketmeyi araç olarak kullanmaktan ziyade; amaç haline getirmektedir. Tüketim, toplumsal bir etkinliktir ve toplumsal ilişkilerin yeni bir biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Alışveriş, Alışveriş Merkezi

Nida Kaplan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Etnosantrizm ve ötekileştirme perspektifinde siyasal eğilimler: Ardahan ili örneğinde oy verme davranışının sosyolojik analizi

Etnosantrizm ve Ötekileştirme Perspektifinde Siyasal Eğilimler: Ardahan İli Örneğinde Oy Verme Davranışının Sosyolojik Analizi adlı bu çalışma "insan gruplaşmalarının biyolojik değil, simgesel farklılıkları nedeniyle muazzam farklılıklar gösterdiğine" dair çağdaş ve yaygın modernist anlayışın aksine; primordialist grup bağlarının siyasal, sosyal ilişkileri hala derinden etkilediğini ve etnosantrik eğilimlerin genel siyasal eğilimler içinde geniş yer tuttuğunu iddia etmektedir. Bu eksende bu çalışmanın temel amacı; siyaset sosyolojisi perspektifinde, etnosantrizmin sosyal ve siyasal etkileri ile etnosantrik eğilimlerin, genel siyasal eğilimler içindeki yeri ve önemini araştırmak; böylece toplumsal sorunlara gebe etnosantrizme çözüm önerileri ve iyileştirme reçeteleri sunmaktır. Bu doğrultuda kültürel çeşitlilik açısından doğal bir laboratuar görüntüsü veren Ardahan ili örneğinde kalitatif (nitel) ve kantitatif (nicel) yöntemlerin birlikte kullanıldığı, zenginleştirilmiş desen olarak da ifade edilen karma yöntemle alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması için il ve ilçe merkezleri ile merkez ve taşra köylerinde toplam 91 farklı yerleşim noktasında 442 kişi ile yüz yüze derinlemesine mülâkat ve 4 grup ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Görüşmeler sırasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış gerektiği durumlarda mülâkatlar derinlemesine genişletilmiştir. Elde edilen veriler göstermiştir ki toplum tarafından etnisite, mezhep, siyasal ideoloji, sülâle gibi kolektif ve kültürel kimlikler simgesel olmaktan çok, elde olmadan sahiplenilen, Allah vergisi (verili), köklerden gelen, asabiye değerler olarak algılanmakta ve yorumlanmaktadır. Bu primordialist bakış açısı, makro veya mikro düzlemde evlilik ilişkilerinden, siyasal eğilimlere kadar birçok alanda, açık veya örtük tezahürlerle, katı veya esnek etnosantrik eğilimlere neden olmaktadır. Dolayısıyla etnosantrizm, siyasal ve sosyal hayatı derinden etkilediği gibi genel siyasal eğilimler içinde çok geniş bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda etnosantrizm anlaşılmadan, 'siyaset' de anlaşılamaz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Etnosantrizm, Öteki(lik), Ötekileştirme, Kimlik, Kültür, Çok-kültürlülük, Demokrasi.

İhsan Kurtbaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan ailelerde gündelik yaşam deneyimleri: Elazığ ili örneği

Bu çalışma engelli çocuğu olan ailelerde gündelik yaşam deneyimlerine odaklanmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanan bu çalışmada Elazığ ilinde yaşayan ve engelli çocuğu olan 20 ebeveyn ile yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada engelli çocuğu olan ailelerin gündelik yaşamlarına dair bulgular elde edilmeye çalışılmıştır. Engelli çocuğu olan ailelerin aile içi ilişkileri, sosyal çevre ile ilişkileri, sosyal dışlanma sorunları, ekonomik durumları, eğitim ile ilgili beklentileri, dini tutum ve davranışları, boş zaman değerlendirmeleri, tüketim alışkanlıkları, geleceğe yönelik kaygı durumları gibi gündelik yaşam temaları ele alınmıştır. Araştırma sonucunda engelli çocuğun aileye katılması ile birlikte ailelerin yaşamının değişime uğradığı ve çeşitli zorluklar yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile içi ilişkilerin değiştiği, sosyal çevre ile ilişkilerin zayıfladığı, sosyal dışlanma sorunu yaşadıkları, aile ekonomisinin etkilendiği, ailelerin çocuklarının aldığı eğitimden memnun olmadıkları, boş zamanlarını değerlendiremedikleri, tüketim alışkanlıklarının değiştiği, daha çok dine bağlandıkları ve çocuklarının geleceğine ile ilgili yoğun kaygı duydukları söylenebilir.

Sinem Çalışır
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gösteri toplumu ve kimlik sorununa sosyolojik bakış

Günümüz toplumunun bir sorunu olan gösteriş ve kimlik sorununu sosyolojik boyutta inceleyen bu çalışmada kimlik üzerine geliştirilen kuramlara, sanal kimlikler ve medyanın birey üzerindeki etkilerine, sosyal paylaşım ağlarının ve internetin sosyalleşme ve kimlik inşası üzerindeki etkilerine, gösteri toplumu ile tüketim ilişkisinin nasıl temellendirildiğine ve tüketim kültürünün oluşmasında medyanın ve medya araçlarının rollerinin neler olduğuna teorik ve uygulamalı çalışmalar üzerinden holistik bir temelde değinilmiştir. Çalışma sadece sosyolojik kaynaklarla sınırlı tutulmamış farklı disiplinlerin verilerine ulaşılarak geniş ve kapsamlı bir literatür çalışması ortaya konulmuş; kitaplar, dergiler, makaleler, internet kaynakları vb. çok farklı dokümanlar kullanılmak suretiyle kimlik sorunu ve gösteri toplumu konuları irdelenmiştir. Bu bağlamda gösteri toplumunu, kimlik ve benlik oluşumunu açıklamaya dönük kuramsal yaklaşımlara değinilerek genel çıkarımlar ve tespitlerde bulunulmuştur. Yapılan çalışma sonunda bireyin medya araçlarının etkisiyle doğduğu çevrenin, ailesinin yaşam ve görüşlerinden, mahremiyet, örf, adet vs. gibi temel yapı taşlarından bağımsız yaşantılara özendiği, sahip olmak istedikleri kimliklerini sanal platformlarda oluşturduğu, gösteriş uğruna tüketim nesnesi haline geldiği, yüz yüze ilişkilerden çok sanal ilişkilere doğru kaydığı, bireysel ve toplumsal anlamda davranışlarında değişimlerin yaşandığı, sosyalleşirken aynı zamanda kendisine ve çevresine yabancılaştığı sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda günümüz toplumunda gösteriş ve kimlik sorunu yaşayan bireylerin artmasını engellemek, medya araçlarının birey ve toplum üzerinde olumsuz etkilerinin azaltmak, sosyo-kültürel anlamda norm ve değerlerimizin neler olduğunu bireylere doğru ve etkili bir şekilde anlatmak toplumsal anlamda daha büyük sorunların yaşanmasını engelleyeceği sonucuna varılmıştır.

Gösteri toplumuKimlikKimlik inşası+5
Volkan Bozdağ
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Risk toplumu bağlamında ortaöğretim öğretmenlerinin COVID 19 algısı: Diyarbakır örneği

2019 Aralık ayında ortaya çıkan Covid-19 salgınının 11 Mart 2020 tarihinde pandemi ilan edilmesiyle, tüm dünyada ütopik deneyimler yaşanmaya başlanmıştır. Türkiye'de ise 23 Mart'ta başlayan uzaktan eğitim süreciyle Covid-19, öğretmenlerin hayatında büyük değişimlere yol açmıştır. Bu çalışmada "Öğretmenlerin Covid-19 sürecine dair algıları nasıldır?" sorusu üzerinde durulmuştur. Öğretmenlerin bu süreçte değişen risk algılarına ve korku durumlarına; risk toplumu, korku kültürü, tehlike, güven gibi kavramlar ekseninde bakılmıştır. Covid-19 pandemi sürecinde yürütülen uzaktan eğitim faaliyetlerini öğretmenlerin, risk ve korku durumlarına göre, nasıl değerlendirdikleri üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, Diyarbakır merkez ilçelerde ortaöğretim kademesinde görev yapan 10 erkek, 14 kadın olmak üzere 24 öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşülmüştür ve elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgularara göre, Covid-19'un öğretmenlerin yaşamında türlü risk ve korku durumları yarattığı sonucuna varılmıştır. Öğretmenlerin risk algısının ve korkularının Covid-19 süreciyle değiştiği görülmektedir. Öğretmenlerin Covid-19 sürecinde yaşadıkları korku ve risk durumlarının, kendi öznel yaşamlarında ve yürüttükleri uzaktan eğitim faaliyetlerinde olumsuz izler bıraktığı tespit edilmiştir. Öğretmenlerin Covid-19 sürecinde; virüs kapma ya da bulaştırma riski, bir yakınını virüsten kaybetme riski, hastalığı ağır geçirme riski, içinde bulunulan tehlikeli ve belirsiz koşulların her şeyden kuşku duyulan güvensiz bir yaşama dönüşme riski gibi korkular yaşadıkları görülmektedir. Öğretmenler Covid-19'un eğitim alanında yarattığı risk durumlarına dair korku içinde olduklarını ve bu korkunun uzaktan eğitim deneyimlerini de etkilediğini belirtmektedirler. Sonuç olarak Covid-19 pandemisiyle öğretmenler, eğitim alanında yaşanan değişimlerin toplumsal bağlamda da etkilerinin olacağını düşünmektedirler.

COVID 19Eğitim faaliyetleriKorku+5
Adalet Bayram
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze küresel pandemiler üzerine sosyolojik bir inceleme

Bulaşıcı hastalıklar, salgın (epidemi) ve küresel salgın (pandemi) boyutlarına geldiklerinde toplumların geleceklerini etkilemiş, tarihimizde derin izler bırakmış hatta tarihi şekillendirmiştir. Elbette ki salgınlardan sadece insanlar değil aynı zamanda toplum, doğa ve diğer canlı türleri de etkilenmiştir. Salgınların bu etki durumu hem bedensel hem de ruhsal boyutları ile bütüncül bir özellik taşımaktadır. Salgınlar geçmişten günümüze toplum hafızasında, psikolojisinde olumsuz sonuçlara sebep olmuştur. Bu yüksek lisans tez çalışmasında yakın geçmişte meydana gelen pandemilerin toplumsal yansımalarını ele alarak ulus devlet, Malthusçuluk ve Yeni Malthusçuluk kuramları, anomi ve küreselleşme kavramları üzerinden pandemiler değerlendirilmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Ebola+7
İbrahim Usta
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çocuk gelin olgusuna sosyolojik bir bakış

Erken evlilikler ve çocuk gelin olgusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de karşılaşılan sosyal problemlerden biridir. Yıllara göre her ne kadar çocuk gelin evliliklerinde azalma olsa da günümüzde bu problemin devam etmesi bu çalışmayı ele almayı gerektirmiştir. Yapılan bu çalışma, sosyokültürel faktörlerin çocuk gelin olgusuna etkileri, çocuk gelin olmaya giden yolları, kız çocuklarının bu bağlamda yaşadığı bireysel ve toplumsal sorunları açıklığa kavuşturma gayesini taşımaktadır. Çalışma neticesinde, çocuk gelin olgusunun günümüzde azalsa bile devam ettiği, toplumun önemli problemlerinden biri olduğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olduğu sonuçlarına varılmıştır. Erken yaşta ve zorla yaptırılan evliliklerin, bir takım program ve devlet politikalarının uygulamaya konulmasıyla azalma eğilimi göstereceği düşünülmektedir.

Ebrar Mehtap Yıldırım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Özel sektör kuruluşlarında örgütsel davranış: Erbil örneği

Bu çalışma, Erbil'deki özel kuruluşlarda örgütsel davranışın, grup dinamiklerinin, örgütsel bağlılığın, örgüt kültürünün ve örgütsel çatışmanın belirli özelliklerini anlamayı ve incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca çalışmada yönetici, çalışan ve işçi arasındaki sosyolojik Bağlamında yardım, gönüllü çalışma gibi durumlar tartışılacaktır. Bu araştırma, Erbil'deki özel sektör kuruluşlarında yönetici ve çalışan arasındaki iletişimin ve çalışanların örgütsel davranışlarının verimlilik ve örgütsel performans gibi durumları nasıl etkilediğini ve ideal örgütsel davranışın nasıl olması gerektiğini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda özel sektör ve kurumlardaki çalışanlar için 38 soruluk bir anket gerçekleştirilmiştir. Uygulama sürecinde, Erbil kentindeki özel şirket ve işyerlerinin çalışanlarına Google formları e-posta yoluyla anket formunun paylaşımı iletilmiştir. Çalışanlara ve işçilere cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, iş deneyimi, iş tatmini ve diğer çevresel uyum ve motivasyon gibi sorular sorulmuştur. Ayrıca anket doğrudan şirket ve kurum çalışanlarına dağıtılmıştır ve şirketteki 150 çalışan bu anketleri yanıtlamıştır. Anket araştırma katılımcılarına uygulandıktan sonra veriler alınmış ve bu veriler SPSS programı kullanılarak veri analizi alanında uzmanlaşmış bir merkezde (SOSDAT) analiz edilmiştir. Araştırma bulguları III ışığında şu tespitlere ulaşılmıştır. Erbil'deki özel şirketlerde kurumsal ve elektronik bir çalışma sistemi egemendir. Katılımcıların genç, eğitimli, evli ve deneyimli oluşları örgütsel sosyalizasyon sürecinde olumlu etkiler yaratır. Bu durum katılımcıların örgütsel kültürü benimsemelerine özellikle yenilikçi, yaratıcı bir yaklaşımın gelişiminde ve içselleştirmesinde önemlidir. Örgütsel davranış açısından çalışanlar fazla çalışma, düşük ücret, kısa molalar vb. ve çalışma koşullarına güvencesizlik hallerine sessiz kalırlar. Bu durum şirket içinde uyumcu kişilik yapısının gelişimine katkı sağlar. Katılımcılar kendilerini iş motivasyonu bakımından yüksek ve liderlik açısından da yeterli görme eğilimi taşır. Bu niteliklerine rağmen katılımcılar çalışma baskısı ve diğer olumsuzluklarla başa çıkmak için örgütsel kültürü benimseme yoluna giderler

Irak-ErbilÖrgüt kültürüÖrgütsel bağlılık+3
Qandeel Omar Ahmed Ahmed
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Okul çağı çocuklarının (6-11 yaş) yeni sosyalleşme aracı olarak internet

Çocuklar doğdukları andan itibaren iletişim kurarak sosyalleşme süreci içine girerler. Eskiden bu süreç ev, okul, sokak vb. ortamlarda gerçekleşirken modernleşme, yüz yüze ilişkilerin zayıflaması ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte internete erişimi sağlayan yeni iletişim ortamlarına taşınmıştır. İnternetin sınırsız, renkli ve canlı dünyası çocukların çokça ilgisini çekmiş bugün artık her çocuğun bir tablete, telefona, bilgisayara sahip olmasını sağlamıştır. İnternet yetişkin hayatının olduğu kadar çocukların hayatının da vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bireylerin sosyalleşmesi, insani nitelikler kazanması ve toplumun üyesi haline gelmesi oldukça önemlidir. Sosyalleşme aracı olarak internet ortamına bakıldığında alışılmışın dışında bir dünya söz konusudur. Kontrolün zayıf olduğu bu uçsuz bucaksız ortamlar, bir takım tereddütleri, tehlikeleri içinde barındırabilecek bir ortamdır. Yeni iletişim ortamlarında sosyalleşme, yetişkinlerde olduğu kadar çocuk sosyalleşmesi üzerinde de etkili olmaktadır. Bugün çocuklar, tek bir dokunuşla Türkiye'den Çin'e bağlanabilmekte ve sınırsız bir sosyal deneyime bütün tehlikeleriyle filtresiz ulaşabilmektedir. İşte tüm bu nedenlerle bu sınırsız dünyada sonsuz bir yolculuğa çıkan çocuklar, hangi ortamlarda hangi uygulamalarla, ne şekilde ve nelerin etkisiyle yetişkin hayatına hazırlanmakta ve sosyalleşme özelinde hangi deneyimlerle karşılaşmakta, hangi tehlikelere maruz bırakılmaktadır sorusundan yola çıkılarak okul çağı çocuklarının internetteki sosyalleşme durumları bu tez çalışmasında incelenmek istenmiştir. Tez kapsamında okul çağı olarak bilinen 6-11 yaş aralığındaki çocukların interneti kullanma düzeyleri ve amaçları belirlenmeye çalışılarak daha önce ayrı ayrı çalışılmış olan iletişim, oyun bağımlılığı, şiddet, sosyal medya, aile, okul, tüketim, alışveriş, reklam ve YouTube videolarını da kapsar şekilde tam bir sosyalizasyon süreci olarak konu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasında yer alacak olan arama motoru ve sosyalleşme, sosyal medya ve sosyalleşme, dijital oyunlar ve sosyalleşme, YouTube videoları ve sosyalleşme, internet reklamları, internette alışveriş ve sosyalleşme, çevrim içi görüşmeler ve sosyalleşme başlıkları kapsamı belirlerken internete bağlı olarak incelenen şiddet, tüketim, bağımlılık gibi olgular da tez kapsamında incelenmektedir. Yukarıda verilen alanların çocuk sosyalleşmesi üzerindeki etkileri anket uygulanarak ve gözlem yapılarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Dijitalleşme, İnternet, Kimlik, Sosyalleşme.

Funda Kaymaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors