Theses supervised by Prof. Dr. Sabriye Pişkin
28 theses · Yıldız Technical University
Amonyum boran kompozitlerinin hidrojen üretimi amacıyla termoliz özelliklerinin incelenmesi
Düşük molekül ağırlıklı, oda sıcaklığında kararlı ve toksik olmayan özellik gösteren bor-azot bileşikleri sınıfında yer alan NH3BH3 ağ. %19.6 depolama kapasitesiyle diğer hidrojen depolama malzemelerine göre avantajlıdır. Özellikle taşınabilir enerji üretim sistemlerinde hidrojen depolama ortamı olarak kullanılabilmesinin yaygınlaştırılması için termoliz özelliklerinin iyileştirilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu tez çalışmasında, Lewis asit özelliği gösteren borik asit ve bor oksit katkıları ile kompozitler hazırlanmış, kalorimetrik yöntemle hidrojen üretim sıcaklıkları ve katkı oranı tespit edilerek, Kissinger, Ozawa-Flynn-Wall, ASTM I ve II metodlarıyla aktivasyon enerjisi hesaplanmış, termoliz ve hidrotermoliz reaksiyonları gerçekleştirilmiştir. Ağırlıkça %50 katkı içerikli hazırlanan kompozitlerin 115°C'de gerçekleştirilen termoliz ve hidrotermoliz reaksiyonlarının H2 gaz miktarı ve ortalama hız sonuçları değerlendirildiğinde, en uygun katkının borik asit olduğu belirlenmiştir. Lewis asit özelliği gösteren borik asitin en etkin olduğu termoliz reaksiyonunun daha yüksek reaksiyon hızında (1709 ml H2/g NH3BH3.dk) ve daha fazla H2 gazı üretimi (2.20 mol) ile gerçekleşmesi 0.038 g kompozit / 0.05 ml su koşullarındaki hidrotermoliz reaksiyonu ile sağlanmıştır.
Silika temelli aerojellerin sol-jel yöntemi ile sentezi ve yapısal özelliklerin incelenmesi
Aerojeller düşük ısıl iletkenlik katsayısı, düşük yoğunluk, gözeneklilik ve yüksek yüzey alanı gibi özellikleri nedeni ile çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Bu doktora tezi çalışması kapsamında farklı silisyum kaynakları kullanılarak silika bazlı aerojel sentezi gerçekleştirilmiş ve çeşitli üretim parametrelerinin malzemenin özelliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Silisyum kaynağı olarak saf silisyum kaynakları ile birlikte yüksek silisyum içeriğine sahip altın madeni saflaştırma tesisi atık arıtma çamuru, termik santral uçucu külü ve taban külü ile kum herhangi bir ön arıtma işlemine tabi tutulmadan kullanılmıştır. Atıklardan gerçekleştirilen üretimler için pH, silisyum/toplam malzeme miktarı, riflaks süresi, riflaks sıcaklığı, yaşlandırma süresi, yaşlandırma sıcaklığı ve kurutma tipi gibi farklı parametrelerin etkisi incelenmiştir. Belirlenen optimum parametreler ile yüksek performanslı malzemenin sentezi gerçekleştirilmiş ve atık kullanımı ile hem çevreye hem de üretim ekonomisine önemli oranda katkı sağlanmıştır. Karakterizasyon analizleri yapılarak saf silisyumdan sentezlenen numune ile atıktan sentezlenen numuneler karşılaştırılmıştır. Elde edilen optimum değere sahip numuneler kullanılarak ısı yalıtımı sağlayan sıvaların üretimleri gerçekleştirilmiş ve numunelerin ısıl iletkenlik katsayıları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Endirekt yöntem ile uçucu külden zeolit sentezine etki eden parametrelerin incelenmesi
Gelişmekte olan ülkelerde enerji gereksinimleri kömür esaslı termik santrallerden karşılanmaktadır. Kömür uçucu külü ve alt külleri gibi termik santrallerden çıkan atıkların bertarafı çevresel problemlere yol açmaktadır. Yeniden kullanımı ve kullanım oranları düşük olduğundan oluşan kömür uçucu külü miktarı artmaktadır. Uçucu kül geri dönüşümü ve kullanımı ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Uçucu kül, içerdiği Al ve Si bileşenlerinden dolayı zeolit sentezi için hammadde olarak kullanılabilir. Tez kapsamında, Tunçbilek Termik Santrali'nden alınan uçucu külden endirekt yöntem ile zeolit elde edilmiştir. NaOH/Uçucu kül oranı (1.0, 1.2, 1.4, 1.5, 1.6, 1.8, 2.0 g/g), füzyon sıcaklığı (350, 450, 550, 650oC), füzyon süresi (0.5, 1, 2 saat), yaşlandırma süresi (0.5, 1, 2, 4 saat), yaşlandırma sıcaklığı (25, 40, 50, 70, 80, 90°C), kristalizasyon sıcaklığı (90°C) ve süresi (8, 16, 24 saat) gibi beş farklı parametre belirlenmiş ve bu parametrelerin zeolit sentezine etkisi incelenmiştir. Ayrıca ultrasonik prob kullanılarak yaşlandırma basamağı gerçekleştirilmiş ve ardından kademeli hidrotermal sentez reaksiyonu gerçekleştirilmiştir. Her iki yöntemin sonuçları karşılaştırılarak toplam reaksiyon süresinin kısaltılması hedeflenmiştir.
Farklı yöntemlerle baryum metaborat üretimi ve üretim sürecine etki eden faktörlerin incelenmesi
Ticari boratlar arasında bulunan baryum metaborat (BaO.B2O3 / BaB2O4) boyalarda, plastik, tekstil, kauçuk, yapıştırıcı sanayinde ve ahşap ürünlerin korunmasında çok kullanılan bir katkı maddesidir, ancak henüz ülkemizde üretimi mevcut değildir. Baryum metaboratın düşük sıcaklık formu olan ß- BaB2O4 kristali mükemmel özelliklere sahip doğrusal olmayan optik bir kristaldir (Nonlinear Optical Crystal).Bu tez çalışmasında baryum metaborat`ın verimli ve hızlı bir yöntemle üretilmesini sağlayacak tekniğin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Bu amaçla; baryum metaborat üretiminde ilk defa uygulanan yeni nesil üretim sistemlerinden biri olan ultrasonik ses dalgaları kullanılmıştır. Bor kaynağı olarak boraks dekahidrat, borik asit ve sodyum metaborat tetrahidrat ile hazırlanmış sulu çözeltilerde reaksiyon sıcaklığı, reaksiyon süresi, kristallenme süresi, reaktanların molar oran ve pH değerlerinin reaksiyon verimine ve kristal oluşumuna olan etkisi incelenmiştir. Reaksiyon parametreleri belirlenerek, tek kristal büyütmesinde başlangıç malzemesi olarak kullanılabilen nano yapılı ß-baryum metaborat tozunun üretimi gerçekleştirilmiştir. Endüstriyel uygulamaya adapte edilebilecek sürekli üretim sistemi de laboratuar ölçeğinde geliştirilmiştir.Alternatif olarak, baryum metaborat üretiminde mikrodalga sentez yöntemi bu tez çalışmasında yine ilk defa olarak kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Mikrodalga güç seviyelerine ve zamana göre farklı bor kaynaklarıyla yapılan deneylerde üretim verimindeki değişimler aydınlatılmıştır. Ayrıca borik asit ve baryum karbonatın kullanıldığı katı hal sentez yöntemi de incelenerek üretim parametreleri belirlenmiştir
Farklı silika kaynaklarından SBA-15 üretimi, karakterizasyonu ve uygulama alanının incelenmesi
Mezogözenekli malzemeler içinde üstün özellik sergilemelerinden dolayı SBA-15, ilaç salım sistemlerinde, adsorpsiyon ve katalizörle ilgili uygulamalarda tercih edilmektedirler. Bu tez çalışması kapsamında farklı silika kaynaklarından SBA-15 üretimi incelenmiştir. Silika kaynağı olarak saf silikalar ile birlikte yüksek silisyum içeriğine sahip altın madeni saflaştırma tesisi atık arıtma çamuru, herhangi bir ön arıtma işlemi uygulanmadan kullanılmıştır. Arıtma çamurundan SBA-15 üretimi için optimum üretim parametreleri fraksiyonel faktöriyel deneysel tasarım yöntemi ile belirlenmiştir. Geliştirilen bu üretim yöntemi ile hem çevreye hem de mezogözenekli malzemenin üretim ekonomisine önemli bir oranda katkı sağlanmıştır. Bununla beraber, farklı saf silika kaynaklarından üretilen SBA-15 numunelerinin ilaç salımında taşıyıcı malzeme olarak kullanımını araştırmak için numuneler, aşılama yöntemi ile fonksiyonelleştirilmişlerdir. Fonksiyonelleştirilen ve fonksiyonelleştirilmeyen SBA-15 numunelerinin model ilaç flurbiprofen salımında kullanımı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Kapalı ortam hava kirleticilerini giderici iç cephe sıva üretimi ve etkinliğinin incelenmesi
WHO (Dünya Sağlık Örgütü) insanların zamanlarının yaklaşık %90'ını kapalı ve yarı kapalı ortamlarda geçirdiği ve buna bağlı olarak hasta bina sendromu probleminin dünyadaki en önemli sağlık problemleri sıralamasında dördüncü sırada yer aldığını açıklamıştır. Günümüzde standart olarak kullanılan yapı malzemelerinin yerine üstün özellikli ve yeni nesil malzemelerin geliştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu amaçla bu tez çalışmasında kapalı ortam hava kirleticilerini giderici, iç cephe sıvası üretimi gerçekleştirilmiş ve etkinliği incelenmiştir. Standart alçı sıvanın aktif madde ile geliştirilmesi ile ekolojik ve yeni nesil iç cephe sıva formülasyonu gerçekleştirilmiş ve CO, CO2, amonyak gazları ile toluen ve formaldehit solvent buharı analizleri gerçekleştirilmiştir.Yeni nesil ekolojik sıva standart alçı sıvaya göre CO gaz adsorpsiyonunda 33 kat, CO2gaz adsorpsiyonunda 7 kat, formaldehit solvent buharı analizinde 2 kat, amonyak gaz adsorpsiyonunda 6,5 kat ve toluen solvent buharı analizinde 10 kat daha etkin olduğu saptanmıştır.
Sol-jel yöntemiyle metal borat üretimi ve karakterizasyonu
Dünya bor rezervlerinin %72' lik kısmına sahip olması nedeni ile Türkiye bor teknolojilerinin geliştirilmesi açısından oldukça avantajlı bir konumda bulunmaktadır. Metal boratlar son yıllarda avantajlı özellikleri nedeni ile birçok prosesin önemli bir ham malzemesi konumunda bulunmaktadır. Sol-jel yöntemi yüksek kalitede ürün eldesi sağlaması nedeni ile diğer yöntemlere alternatif olanarak son yıllarda özellikle bor bileşiklerinin üretilmesinde tercih edilmektedir. Bu yöntem kullanılarak sentezlenen Ba, Li, Sr metal boratlar gibi doğrusal olmayan optik özelliklerinden dolayı tıptan elektroniğe kadar pek çok alanda kullanılmaktadırlar. Bu tez çalışmasında, doğrusal olmayan optik malzeme özelliği taşıyan stronsiyum boratın (SrBxOy) Mineral ve Pechini olmak üzere iki farklı sol-jel yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapısal karakterizasyon sonuçları neticesinde tek fazlı Sr-B-O yapısının Mineral sol-jel yöntemi ile SrB6O10, Pechini sol-jel yöntemi ile SrB4O7 ve SrB6O10 kimyasal yapılı bileşikleri üretilmiştir. Yüksek verimli ve tek fazlı SrBxOy bileşiklerinin geleneksel hidrotermal üretim yöntemi ile üretilemediği tespit edilmiş olup, doğrusal olmayan optik malzeme olarak kullanılması hedeflenen SrBxOy bileşiklerinin uygulama kolaylığı, çevreye duyarlılığı ve düşük maliyet avantajlarından dolayı Mineral sol-jel yöntemi ile üretimi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pechini sol-jel yöntemi, mineral sol-jel yöntemi, stronsiyum borat
Tunçbilek uçucu külünden Zeolit-X sentezi ve adsorbent olarak kullanımının incelenmesi
Termik santrallerde, dünya çapında her yıl milyonlarca ton uçucu kül oluşmaktadır. Uçucu küllerin depolanması hem ekonomik hem de çevresel açıdan ciddi bir problemdir. 1989 yılından bu yana gündemde olan ve her geçen gün ilginin arttığı 'endüstriyel ekoloji' kavramı, tüm dünyada çözülememiş olan uçucu küllerin değerlendirilmesi sorununa son derece doğru bir yaklaşımdır. Uçucu küller içerdikleri silika ve alümina bileşikleri nedeniyle zeolit sentezi için hammadde olarak kullanılabilmektedirler. Bu tez çalışması kapsamında, hem saf kimyasallardan hem de Tunçbilek uçucu külünden Zeolit-X sentezi gerçekleştirilmiştir. Tunçbilek uçucu külünden Zeolit-X sentezi, alkali füzyon ve ultrasonik destekli alkali füzyon olmak üzere iki farklı yöntemle incelenmiştir. Sentez mekanizması oldukça kompleks olan Zeolit-X sentezi için üretimi etkileyen faktörlerin etkisinin daha iyi anlaşılabilmesi adına optimum sentez parametreleri Taguchi deneysel tasarım yöntemiyle belirlenmiştir. Her iki yöntem için belirlenen optimum koşullarda elde edilen örnekler, ticari Zeolit-X ile karşılaştırılarak ürünlerin özellikleri değerlendirilmiştir. Pek çok kullanım alanı bulunan Zeolit-X'in endüstride en çok kullanıldığı alanlardan bir tanesi adsorpsiyon prosesidir. Elde edilen Zeolit-X örnekleri ve ticari Zeolit-X'in, her yıl binlerce ölüme sebep olduğu tahmin edilen hasta bina sendromunun en önemli uçucu organik bileşiklerinden olan benzen ve toluenin adsorpsiyonu için kullanımı incelenmiştir.
Magnezyum temelli sodyum borhidrür üretimi ve üretimi etkileyen parametrelerin incelenmesi
Günümüzde birincil enerji kaynagı olarak bilinen fosil yakıtların giderek azalmakta ve dünya enerji talebinin büyük bir kısmının bu yakıtlar tarafından karsılanmakta oldugu bilinmektedir. Azalan enerji kaynakları, çevre kirliligi, elektrik enerjisinin depolanamaması gibi sebepler birincil enerji kaynaklarında sistemli bir degisim meydana getirmis ve hidrojenin giderek önem kazanmaya baslamasına neden olmustur. Evrende bulunan en yaygın element olan hidrojen, aynı zamanda tüm yakıtlar arasında birim agırlık basına en yüksek enerji içerigine de sahiptir. Hidrojen dogal bir yakıt olmayıp, birincil enerji kaynaklarıyla fosil yakıtlar, biokütle ve özellikle su gibi hammaddelerden üretilebilir. Hidrojenin en önemli özelliklerinden biri de süphesiz depolanabilir olmasıdır. Hidrojen gaz veya sıvı olarak saf halde tanklarda depolanabilecegi gibi, karbon nanotüplerde fiziksel olarak veya hidrür seklinde kimyasal olarak depolanabilmektedir. Bor içeren kompleks hidrürler sıvı kosullarda kullanılması nedeni ile de önem tasımaktadır. Bor esaslı sistemler sodyum borhidrürü, diger hidrojen tasıma yöntemleri arasında çok daha fazla avantajı oldugundan esas almaktadır. Bu çalısmada; magnezyum yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkta hidrojen ortamında magnezyum hidrür üretimi gerçeklestirilmis ayrıca, magnezyum hidrür, susuz boraks ve sodyum karbonatın reaksiyona sokularak yüksek sıcaklık ve yüksek hidrojen atmosferi altında sodyum borhidrürün elde edilmesi olmak üzere iki adımda üretim gerçeklestirilmistir. Anahtar kelimeler: Sodyum borhidrür, hidrojen enerjisi, magnezyum hidrür, bor bilesikleri
Uçucu küllerin agrega olarak beton üretiminde kullanılması
Uçucu kül kömüre dayalı termik santrallerden atık malzeme olarak elde edilmekte ve Türkiye'de yılda 15 milyon ton uçucu kül üretilmektedir. Ancak bu uçucu küllerin kullanım oranı çok düşük seviyelerdedir. Uçucu küllerin fiziksel, kimyasal ve mineralojik özellikleri incelendiğinde, bunların inşaat sektöründe rahatlıkla kullanılabileceği ve dolayısıyla bir yandan malzeme ve enerji üretiminde ekonomi sağlanırken diğer taraftan çevre kirliliğinin önlenmesi ile ekolojik dengenin korunmasının da mümkün olacağı görülmektedir. Bu çalışmada, farklı özellikli uçucu küllerden bentonit katkılı peletlerin üretilmesi, bu peletlerin hafif beton üretiminde agrega olarak kullanılması, betonun mekanik özelliklerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve Türkiye'deki uçucu kül kullanım alanlarını genişletme çabalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Deneysel çalışmalarda kullanılan endüstriyel katı atık olan uçucu kül; Çayırhan, Orhaneli Seyitömer, Çatalağzı, Tunçbilek ve İskenderun Sugözü termik santrallerinden getirilmiştir. Deneysel çalışmaların ilk aşamasında uçucu kül numunelerinin kimyasal ve fiziksel özellikleri tespit edilmiş ve bentonit katılması ile pelet numuneler üretilmiştir. Üretilen peletlerin yaş basma, kuru basma, yaş düşme sayısı, pişmiş pelet basma dayanımı, nem ve boyut analizleri yapılmıştır. Deneysel çalışmaların ikinci aşamasında ise uçucu kül agregaların birim ağırlığı, özgül ağırlığı, elek analizi, su emme oranı ve magnezyum sülfatta don kaybı tespit edilmiştir. Son olarak uçucu kül agregasından elde edilen hafif betonun birim ağırlığı, su emme oranı, basınç dayanımı ve yarmada çekme dayanımı özellikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uçucu kül, Peletleme işlemi, Uçucu kül agregası, Hafif beton ve Dayanım
Uçucu küllerin peletlenmesi ve çinko(II), bakır(I) ve krom(III) adsorpsiyonunda kulanılması
Uçucu kül termik santrallerde önemli bir atık olup, kullanılan kömürün yanması nedeniyle baca tarafından çekilen gazlarla birlikte yukarıya sürüklenen çok ince parçacıklar olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'deki termik santrallerde yıllık toplam kömür ve linyit tüketimi yaklaşık 55 milyon ton olup 15 milyon ton civarında uçucu kül ortaya çıkmaktadır. Uçucu kül, ağırlıklı olarak yapı malzemelerinde kullanılmakta ve bu da belirli bir limit doğrultusunda gerçekleştiğinden kullanılmayan uçucu küller ciddi çevre problemleri oluşturmaktadır. Bu sebeple uçucu külün çeşitli alanlarda kullanılması ve değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada atık sudan ağır metal (Cr, Cu ve Zn) gideriminde uçucu külün kullanılabilirliği incelenmiştir. Adsorpsiyonda önemli bir parametre olan yüzey alanı göz önünde bulundurularak uçucu küller peletlenerek pişirilmiştir. Gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda, farklı pH 'ın, uçucu kül pelet miktarının ağır metal adsorpsiyonu üzerindeki etkisi ve Freundlich izotermine uygunluğu incelenmiştir. Yapılan deneyler doğrultusunda uçucu kül peletlerinin ağır metal adsorpsiyonunda çok iyi sonuçlar verdiği ve pH değeri arttıkça adsorpsiyon veriminin de arttığı saptanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde uçucu kül peletlerinin iyi bir adsorban olduğu anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Uçucu kül, ağır metal, adsorpsiyon, peletleme
Bandırma Etibank sülfürik asit fabrikasından çıkan kalsine pirit külünün yüksek fırın hammaddesi olarak değerlendirilmesi ve pik demir üretiminde kullanılması
Pirit külleri bileşiminde bulunan yüksek miktardaki Fe2O3 nedeniyle demir-çelik endüstrisinde hammadde olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye'de bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın amacı Bandırma Boraks ve Borik Asit Fabrikalarında sülfürik asit üretimi prosesi artığı olarak ortaya çıkan ve çevreye atıldığı için kirliliğe yol açan pirit külü atıklarının demir-çelik endüstrisinde kullanılabilirliğinin araştırılmasıdır. Pirit külünün yüksek fırında demir üretiminde hammadde olarak kullanılabilmesi için, belirli kimyasal ve fiziksel özelliklerin kazandırılması gerekmektedir. Pirit külleri peletlenerek yüksek fırında demir cevheri olarak kullanılabilecek boyut ve özelliklere sahip olması sağlanmıştır. Peletlenebilirliğin belirlenmesi amacıyla elde edilen yaş peletlerin boyut ve rutubet miktarı tayini yapılmış, daha sonra da yaş pelet düşme sayısı ile yaş, kuru ve pişmiş pelet basma dayanımı testleri uygulanmıştır. Bu testlerden elde edilen veriler pirit küllerinin peletlenebilir olduğunu göstermiştir. Pirit küllerinin peletlenebilir olduğu belirlendikten sonra demir eldesi amacıyla indirgeme denemelerine geçilmiştir. Ergitilen numunelerin görüntü analiz cihazında mikro yapıları incelenmiş, SEM, XRD ve XRF cihazlarında analizleri yapılmıştır. Tüm bu analizler sonucunda demir üretiminin gerçekleştiği görülmüştür. Demir çelik endüstrisinde hammadde talebinin karşılanması, atıkların ekonomik olarak değerlendirilmesi ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi açısından bu çalışma büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, pirit külü atıklarının değerlendirilmesiyle, ithal edilecek cevher miktarı azalacak; ülke ekonomisine döviz açısından da kazanç sağlanacaktır.
Klor-alkali elektrolizde gaz difüzyon elektrotların karakterizasyonu için galvanostatik akım kesme ölçümleri
Klor-alkali elektrolizi, kimya endüstrisinde en dikkate değer proseslerden biridir; diğer inorganik kimya prosesleriyle kıyaslandığında, en fazla üretim uygulaması içeren daldır. Klor ve kostik soda için elektrokimyasal üretim prosesleri 19. yy.'dan beri bilinmektedir. Zamanla prosesteki yeni gelişmeler ve ilerlemelerle başarılı bir şekilde enerji tüketimi azaltılabildi; buna rağmen klor-alkali endüstrisi tüm dünyada en fazla elektrik tüketen proseslerden biridir. Oksijen tüketen gaz difüzyonu elektrotunun katod olarak kullanımı uygulamasıyla, enerji tüketimi teorik olarak 30% azaltılabilir.Gaz difüzyon elektrotlarının (GDE) kullanımına bağlı olarak 30% enerji tasarrufu sağlanabilirse; bu aynı zamanda açığa çıkan CO2 gaz emisyonunun da tabiatta azaltılabileceği anlamına gelir.Bu ayrıntılı çalışmada temel, deneysel olarak elde edilen galvanostatik akım kesme ölçümlerine dayanır. Gaz difüzyon elektrotunun çalışma sistemleri incelenmiş ve elektrotların gelişimine katkı sağlamak amaçlanmıştır.Bölüm 2 klor-alkali elektrolizinin teorisini içermekte; dünyadaki klor ve kostik soda üretimi ve günümüzde bu üretim prosesinin uygulaması ve detayları hakkında bilgi vermektedir.Bölüm 3 hücre voltajı ve katkısını içermektedir; bölümün ikinci kısmında ise hem elektrokimyasal hücre hem de yakıt pilinde galvanostatik akım kesme tekniği incelenmiştir.Akım kesme ölçülmesinin karakterizasyonu başlığı altındaki bölüm 4'te, deneylerde kullanılan yöntemin uygulaması ve deney düzeneği hakkında bilgi verilmektedir.Bölüm 5 ise deneyin değerlendirilmesi ve deneysel yolla elde edilen sonuçların yorumlanması üzerinedir; akım kesme yöntemi yardımıyla, GDE çeşitlemeleri hakkında bir açıklama sunmaktadır. Bölüm 6 sonuçlar hakkında genel bir değerlendirme sunmakta ve gelecekte yapılacak çalışmalarda, üzerinde durulması gereken hususlara açıklık getirmektedir.Burada sunulan çalışma, endüstriden ortakların da katılmasıyla geniş bir işbirliği içinde gerçekleştirilmiştir. Bazı değerli hususlara, elde edilen sonuçlara, GDE'lerin yapısal planları ve değişimlerine, bu yüksek lisans tezinde projenin gizliliği nedeniyle girilmemiştir
Kernit mineralinden sodyum borhidrür (NaBH4) üretimi ve üretim mekanizmasının incelenmesi
Dünyadaki fosil yakıtların giderek azalması ve enerji üretiminde kullanılmalarının neden olduğu olumsuz çevresel etkiler, yeni ve temiz enerji üretim kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılmaktadır. Hidrojen, bugün kullanılan sistemler ile maliyet, çevresel etkiler ve kullanım verimliliği açısından karşılaştırıldığında 21. yüzyılın sonunda fosil yakıt sistemlerinin yerini alacak en önemli alternatif enerji taşıyıcısı olarak dikkat çekmektedir.Hidrojenin en önemli özelliği depolanabilir olmasıdır. Hem sabit hem de taşınabilir uygulamalar için hidrojenin etkin, kolay ve güvenilir bir şekilde depolanabilmesi gerekmektedir. Hidrojen gaz veya sıvı olarak saf halde tanklarda depolanabileceği gibi, fiziksel olarak karbon nanotüplerde veya kimyasal olarak hidrür şeklinde depolanabilmektedir.Son yıllarda yapılan araştırmaların çoğu hidrojenin kimyasal hidrürlerde özellikle de sodyum bor hidrürde (NaBH4) depolanması üzerinde yoğunlaşmaktadır. NaBH4, benzer amaçlı diğer bileşiklere oranla daha fazla hidrojen depolayabilmesi ve kolay kontrol edilebilir bir hidroliz reaksiyonu ile saf hidrojen vermesi nedeniyle diğer hidrojen taşıma yöntemlerine göre daha avantajlıdır.Bu çalışmada kernit mineralinin bor kaynağı olarak kullanıldığı sürekli ve kesikli H2-beslemeli iki farklı yöntemle NaBH4 üretimi gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar neticesinde, NaBH4 üretim proseslerinde bor kaynağı olarak boraksa alternatif kernit mineralinin de kullanılabileceği görülmüştür.Anahtar kelimeler: Sodyum borhidrür, hidrojen enerjisi, yakıt pilleri, bor bileşikleri
Kalsiyum boratlarda sodyum borhidrür üretimi ve üretimi etkileyen parametrelerin incelenmesi
Günümüzde dünya enerji talebinin büyük bir kısmı birincil enerji kaynağı olarak bilinen fosilyakıtlardan karşılanmaktadır. Azalan enerji kaynakları, çevre kirliliği, elektrik enerjisinindepolanamaması gibi sebepler birincil enerji kaynaklarında sistemli bir değişim meydanagetirmiş ve hidrojenin giderek önem kazanmaya başlamasına neden olmuştur.Evrende bulunan en basit ve en yaygın element olan ve bilinen tüm yakıtlar içerisinde birimağırlık başına en yüksek enerji içeriğine sahip olan hidrojen; doğal bir yakıt olmayıp, birincilenerji kaynaklarından yararlanılarak su, fosil yakıtlar ve biokütle gibi değişikhammaddelerden üretilebilen sentetik bir yakıttır.Hidrojenin belki de en önemli özelliği, depolanabilir olmasıdır. Hidrojen gaz veya sıvı olaraksaf halde tanklarda depolanabileceği gibi, fiziksel olarak karbon nanotüplerde veya kimyasalolarak hidrür şeklinde depolanabilmektedir. Bor içeren kompleks hidrürler sıvı koşullardakullanılması nedeni ile de önem taşımaktadır. Bor esaslı sistemler sodyum borhidrürü esasalmaktadır. Sodyum borhidrürün diğer hidrojen taşıma yöntemlerine göre pek çok avantajıvardır.Bu çalışmada; kalsiyum içerikli iki farklı bor mineralinin başlangıç materyali olarakkullanıldığı iki farklı yöntemle sodyum borhidrür üretilmiştir. Yöntemlerden ilki minerallerinkuvars tozu ile sinterlenmesiyle yapılan üretimdir, diğer çalışma ise minerallerin kuvars tozuile yüksek sıcaklıkta eritilmesiyle borosilikat cam oluşturulması ve daha sonra sodyumborhidrür üretilmesi şeklinde uygulanmıştır. Eritme yöntemiyle yapılan çalışmada üretimverimi %88 olup eritme esnasındaki enerji ve zaman tasarrufu nedeniyle bu yöntemsinterleme yöntemine göre daha ekonomik ve sanayi uygulamaya daha uygun bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Sodyum borhidrür, hidrojen enerjisi, yakıt pilleri, bor bileşikleriJÜRİ:1. Prof. Dr. Sabriye PİŞKİN (Danışman) Kabul Tarihi:28.12.20052. Prof. Dr. Ahmet EKERİM Sayfa Sayısı: 1153. Doç. Dr. Seyfettin ERTURAN
Farklı silika kaynaklarından SBA-15 üretimi, karakterizasyonu ve uygulama alanının incelenmesi
Mezogözenekli malzemeler içinde üstün özellik sergilemelerinden dolayı SBA-15, ilaç salım sistemlerinde, adsorpsiyon ve katalizörle ilgili uygulamalarda tercih edilmektedirler. Bu tez çalışması kapsamında farklı silika kaynaklarından SBA-15 üretimi incelenmiştir. Silika kaynağı olarak saf silikalar ile birlikte yüksek silisyum içeriğine sahip altın madeni saflaştırma tesisi atık arıtma çamuru, herhangi bir ön arıtma işlemi uygulanmadan kullanılmıştır. Arıtma çamurundan SBA-15 üretimi için optimum üretim parametreleri fraksiyonel faktöriyel deneysel tasarım yöntemi ile belirlenmiştir. Geliştirilen bu üretim yöntemi ile hem çevreye hem de mezogözenekli malzemenin üretim ekonomisine önemli bir oranda katkı sağlanmıştır. Bununla beraber, farklı saf silika kaynaklarından üretilen SBA-15 numunelerinin ilaç salımında taşıyıcı malzeme olarak kullanımını araştırmak için numuneler, aşılama yöntemi ile fonksiyonelleştirilmişlerdir. Fonksiyonelleştirilen ve fonksiyonelleştirilmeyen SBA-15 numunelerinin model ilaç flurbiprofen salımında kullanımı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Bergama Altın Madeni atığından mezogözenekli silika üretimi ve üretim parametrelerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında yüksek silisyum içeriğine sahip Bergama altın madeni atığından MCM-41 sentezi ve optimum sentez parametrelerini belirlemektir. Bunun için öncelikle altın madeni atığının XRD ve XRF analizleri gerçekleştirilerek; MCM-41'in sentezinde temel hammadde olarak kullanılan Si'yi yapısında yüksek oranda içerdiği kanıtlanmıştır. XRF analizi sonucunda altın madeni atığının %77,7 oranında SİO2 içerdiği bunun yanında başka yapılarında (Al2O3, K2O, CaO, TiO2, MnO, Fe2O3, MoO3 ve BaO) bulunduğu saptanmıştır. MCM-41 üretimi için gerekli olan SiO2 yapısının altın madeni atığından ekstraksiyonu için ultrasonik ve füzyon yöntemi olmak üzere iki farklı yöntem denenmiştir. Farklı yöntemlerle elde edilen çözeltilerin ICP/OES analizleri gerçekleştirilmiş ultrasonik ve füzyon yönteminden elde edilen çözeltilerin sırasıyla 5470 mg/L ve 28030 mg/L Si içerdiği belirlenmiştir. Buna göre füzyon yönteminin daha etkili olduğu görülmüş ve MCM-41 üretimi için füzyon yöntemi ile elde edilen Si çözeltisi kullanılmıştır.MCM-41'in üretimini etkileyen reaksiyon süresi, sıcaklığı ve pH parametrelerinin üretim mekanizması üzerine etkileriincelenmiştir. Bu amaçla, üretim farklı sürelerde (15 dk., 30 dk., 60 dk., 90 dk. ve 180 dk.), farklı reaksiyon sıcaklıklarında (30 oC, 40 oC, 50 oC, 60 oC ve 70 oC) ve pH'ın etkisini incelemek amacıyla farklı asidik (pH: 1-6) ve bazik pH'larda ( pH: 7-14) MCM-41 üretimi gerçekleştirilmiştir. XRD ve FT-IR analizleri sonucunda optimum reaksiyon koşulları 30 oC, 60 dakika ve pH 11 olarak belirlenmiştir.Çalışmanın devamında altın madeni atığından üretilen MCM-41'in (MA) sentez mekanizması için optimum koşullar (30 oC, 60 dk. ve pH: 11) belirlendikten sonra, ürünün kimyasal özellikleri ile karşılaştırma yapmak amacıyla saf silika kaynağı olan tetra etil orto silikat'ta (TEOS) MCM-41 (Mss) sentezi gerçekleştirilmiştir. Mss'in karakterizasyonu için; XRD, FT-IR, SEM ve TG/DTG analizleri ve MA'nın karakterizasyonu için; XRD, FT-IR, XPS, TEM, SEM ve TG/DTG analizleri gerçekleştirilmiştir. Mss ve MA'nın XRD ve FT-IR analizleri hem kalsinasyon öncesi hem de kalsinasyon sonrası gerçekleştirilip kalsinasyonun ürünlerin üzerine etkisi incelenmiştir. XRD ve FT-IR analizleri incelendiğinde kalsinasyon işlemi sonucunda yüzey neminin, yüzey aktif madde ve silanol yapılarının yapıdan uzaklaşmasını sağladığı görülmüştür.Buna ek olarak, kalsinasyon işlemi öncesi Mss ve MA'nın termal analizleri gerçekleştirilerek yapıdaki yüzey aktif madenin bozunma kinetiği Kissenger-Akahire-Sunose (KAS) ve Friedman (FR) kinetik modelleri kullanılarak incelenmiştir. Bu kinetik modeller kullanılarak hesaplanan aktvasyon enerjileri (Ea) karşılaştırıldığında; bu iki kinetik yöntemin birbiriyle uyumlu olduğu görülmüştür.
Sol-jel yöntemiyle metal borat üretimi ve karakterizasyonu
Dünya bor rezervlerinin %72' lik kısmına sahip olması nedeni ile Türkiye bor teknolojilerinin geliştirilmesi açısından oldukça avantajlı bir konumda bulunmaktadır. Metal boratlar son yıllarda avantajlı özellikleri nedeni ile birçok prosesin önemli bir ham malzemesi konumunda bulunmaktadır. Sol-jel yöntemi yüksek kalitede ürün eldesi sağlaması nedeni ile diğer yöntemlere alternatif olanarak son yıllarda özellikle bor bileşiklerinin üretilmesinde tercih edilmektedir. Bu yöntem kullanılarak sentezlenen Ba, Li, Sr metal boratlar gibi doğrusal olmayan optik özelliklerinden dolayı tıptan elektroniğe kadar pek çok alanda kullanılmaktadırlar. Bu tez çalışmasında, doğrusal olmayan optik malzeme özelliği taşıyan stronsiyum boratın (SrBxOy) Mineral ve Pechini olmak üzere iki farklı sol-jel yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapısal karakterizasyon sonuçları neticesinde tek fazlı Sr-B-O yapısının Mineral sol-jel yöntemi ile SrB6O10, Pechini sol-jel yöntemi ile SrB4O7 ve SrB6O10 kimyasal yapılı bileşikleri üretilmiştir. Yüksek verimli ve tek fazlı SrBxOy bileşiklerinin geleneksel hidrotermal üretim yöntemi ile üretilemediği tespit edilmiş olup, doğrusal olmayan optik malzeme olarak kullanılması hedeflenen SrBxOy bileşiklerinin uygulama kolaylığı, çevreye duyarlılığı ve düşük maliyet avantajlarından dolayı Mineral sol-jel yöntemi ile üretimi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pechini sol-jel yöntemi, mineral sol-jel yöntemi, stronsiyum borat
Yeni nesil seramik üzerine uygulanacak olan iletken özellikli boyanın yapısal özelliklerinin belirlenmesi
Dünya nüfusundaki artış, küreselleşme ve sanayileşme sonucu artan ticaret olanakları, doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi giderek artırmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), mevcut enerji politikaları ve enerji arzı tercihlerinin devam etmesi durumunda dünya birincil enerji talebinin 2007-2030 yılları arasında %40 oranında artacağını belirlemiştir. Yüksek talep artışının karşılanması, yeterli yatırım yapılması ve ekonomik verimliliğin arttırılması için, ülkemizde 2000 yılı sonrasında enerji sektöründe yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. Bu noktada özellikle kış aylarında ısınma amaçlı enerji kullanımında önemli bir yer kaplayan yüksek elektrik tüketimi ve bunun getirdiği yüksek maliyetler dolayısıyla bu yönde bir çalışma yapılması tasarruf amacıyla bir zorunluluk olmaktadır. Ülkemizin önceliklerini karşılayabilmek ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla önerilen bu boya ile amaçlanan, düşük elektrik sarfiyatı ile daha konforlu ve sağlıklı ısınma sağlamaktır. SANTEZ projesi kapsamındaki bu çalışma ile Türkiye?de ilk defa üretilen iletken özelliğe sahip boyanın viskozite, yoğunluk değerlerinin bulunması ve kristal faz özelliklerinin, kimyasal bağ yapısının, termal davranışlarının, parçacık boyut dağılımının, elementel analizinin yapılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi, ayrıca uygulama sonrası sistemden elde edilen sıcaklık miktarının ve sistemin harcadığı gücün zamana bağlı değişiminin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu sayede boyanın yeni nesil seramikler üzerine uygulanma koşullarının saptanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Elektrik iletkenliğe sahip boya, karakterizasyon
Yeni nesil seramik üzerine uygulanacak olan iletken özellikli boyanın yapısal özelliklerinin belirlenmesi
Dünya nüfusundaki artış, küreselleşme ve sanayileşme sonucu artan ticaret olanakları, doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi giderek artırmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), mevcut enerji politikaları ve enerji arzı tercihlerinin devam etmesi durumunda dünya birincil enerji talebinin 2007-2030 yılları arasında %40 oranında artacağını belirlemiştir. Yüksek talep artışının karşılanması, yeterli yatırım yapılması ve ekonomik verimliliğin arttırılması için, ülkemizde 2000 yılı sonrasında enerji sektöründe yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. Bu noktada özellikle kış aylarında ısınma amaçlı enerji kullanımında önemli bir yer kaplayan yüksek elektrik tüketimi ve bunun getirdiği yüksek maliyetler dolayısıyla bu yönde bir çalışma yapılması tasarruf amacıyla bir zorunluluk olmaktadır. Ülkemizin önceliklerini karşılayabilmek ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla önerilen bu boya ile amaçlanan, düşük elektrik sarfiyatı ile daha konforlu ve sağlıklı ısınma sağlamaktır. SANTEZ projesi kapsamındaki bu çalışma ile Türkiye?de ilk defa üretilen iletken özelliğe sahip boyanın viskozite, yoğunluk değerlerinin bulunması ve kristal faz özelliklerinin, kimyasal bağ yapısının, termal davranışlarının, parçacık boyut dağılımının, elementel analizinin yapılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi, ayrıca uygulama sonrası sistemden elde edilen sıcaklık miktarının ve sistemin harcadığı gücün zamana bağlı değişiminin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu sayede boyanın yeni nesil seramikler üzerine uygulanma koşullarının saptanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Elektrik iletkenliğe sahip boya, karakterizasyon
Yeni nesil seramik üzerine uygulanacak olan iletken özellikli boyanın yapısal özelliklerinin belirlenmesi
Dünya nüfusundaki artış, küreselleşme ve sanayileşme sonucu artan ticaret olanakları, doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi giderek artırmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), mevcut enerji politikaları ve enerji arzı tercihlerinin devam etmesi durumunda dünya birincil enerji talebinin 2007-2030 yılları arasında %40 oranında artacağını belirlemiştir. Yüksek talep artışının karşılanması, yeterli yatırım yapılması ve ekonomik verimliliğin arttırılması için, ülkemizde 2000 yılı sonrasında enerji sektöründe yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. Bu noktada özellikle kış aylarında ısınma amaçlı enerji kullanımında önemli bir yer kaplayan yüksek elektrik tüketimi ve bunun getirdiği yüksek maliyetler dolayısıyla bu yönde bir çalışma yapılması tasarruf amacıyla bir zorunluluk olmaktadır. Ülkemizin önceliklerini karşılayabilmek ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla önerilen bu boya ile amaçlanan, düşük elektrik sarfiyatı ile daha konforlu ve sağlıklı ısınma sağlamaktır. SANTEZ projesi kapsamındaki bu çalışma ile Türkiye?de ilk defa üretilen iletken özelliğe sahip boyanın viskozite, yoğunluk değerlerinin bulunması ve kristal faz özelliklerinin, kimyasal bağ yapısının, termal davranışlarının, parçacık boyut dağılımının, elementel analizinin yapılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi, ayrıca uygulama sonrası sistemden elde edilen sıcaklık miktarının ve sistemin harcadığı gücün zamana bağlı değişiminin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu sayede boyanın yeni nesil seramikler üzerine uygulanma koşullarının saptanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Elektrik iletkenliğe sahip boya, karakterizasyon
Çeşitli bor katkılı pvc kompozitlerinin karakterizasyonu ve yanma özelliklerinin incelenmesi
Enerji ve elektronik gibi birçok alanda sıkça kullanılan kablolar, bazen yangının kaynağı olarak bazen de yayılımına katkıda bulunarak birçok yangında yer almıştır. T.C. Yangından Korunma Yönetmeliği'nce 2002 yılından itibaren birçok alanda yanmaz veya yangına dayanıklı kabloların kullanımı zorunlu hale gelmiştir. Bu sebeple, geniş kullanım alanına sahip polivinil klorür (PVC) kabloların alev geciktirici özelliklerinin iyileştirilmesi ve içeriklerinin geliştirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu tez çalışmasında, çeşitli alev geciktirici katkılı PVC kompozitlerin üretimi yapılarak yanma özellikleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla öncelikle alev geciktirici ajan olarak kullanılacak olan bor fosfat (BF) mikrodalga yöntemi ile sentezlenmiştir. Bunu takiben; çinko borat (ZB), bor fosfat, admontit (ADM), trimetil borat (TMB), sepiyolit, trifenil fosfat (TFF), antimon trioksit (ANT) ve alüminyum trihidrat (ATH) katkılı 64 farklı PVC kablo kompozisyonu oluşturularak sınırlayıcı oksijen indeksi (LOI) testleri ile yanma özellikleri belirlenmiştir. Sinerjik etki değerlendirmesi neticesi ile alev geciktirici özellikleri iyileştirilmiş 16 farklı kompozit kombinasyonu belirlenmiştir. Test sonuçlarına göre katkısız, referans PVC kablonun LOI değeri, % 22.20 iken; matriks malzemesine % 2 trimetil borat ve % 2 antimon katkısı ile bu değer % 30.20'ye yükseltilerek en iyi sonuç elde edilmiştir.
Çeşitli bor katkılı pvc kompozitlerinin karakterizasyonu ve yanma özelliklerinin incelenmesi
Enerji ve elektronik gibi birçok alanda sıkça kullanılan kablolar, bazen yangının kaynağı olarak bazen de yayılımına katkıda bulunarak birçok yangında yer almıştır. T.C. Yangından Korunma Yönetmeliği'nce 2002 yılından itibaren birçok alanda yanmaz veya yangına dayanıklı kabloların kullanımı zorunlu hale gelmiştir. Bu sebeple, geniş kullanım alanına sahip polivinil klorür (PVC) kabloların alev geciktirici özelliklerinin iyileştirilmesi ve içeriklerinin geliştirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu tez çalışmasında, çeşitli alev geciktirici katkılı PVC kompozitlerin üretimi yapılarak yanma özellikleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla öncelikle alev geciktirici ajan olarak kullanılacak olan bor fosfat (BF) mikrodalga yöntemi ile sentezlenmiştir. Bunu takiben; çinko borat (ZB), bor fosfat, admontit (ADM), trimetil borat (TMB), sepiyolit, trifenil fosfat (TFF), antimon trioksit (ANT) ve alüminyum trihidrat (ATH) katkılı 64 farklı PVC kablo kompozisyonu oluşturularak sınırlayıcı oksijen indeksi (LOI) testleri ile yanma özellikleri belirlenmiştir. Sinerjik etki değerlendirmesi neticesi ile alev geciktirici özellikleri iyileştirilmiş 16 farklı kompozit kombinasyonu belirlenmiştir. Test sonuçlarına göre katkısız, referans PVC kablonun LOI değeri, % 22.20 iken; matriks malzemesine % 2 trimetil borat ve % 2 antimon katkısı ile bu değer % 30.20'ye yükseltilerek en iyi sonuç elde edilmiştir.
Çeşitli bor katkılı pvc kompozitlerinin karakterizasyonu ve yanma özelliklerinin incelenmesi
Enerji ve elektronik gibi birçok alanda sıkça kullanılan kablolar, bazen yangının kaynağı olarak bazen de yayılımına katkıda bulunarak birçok yangında yer almıştır. T.C. Yangından Korunma Yönetmeliği'nce 2002 yılından itibaren birçok alanda yanmaz veya yangına dayanıklı kabloların kullanımı zorunlu hale gelmiştir. Bu sebeple, geniş kullanım alanına sahip polivinil klorür (PVC) kabloların alev geciktirici özelliklerinin iyileştirilmesi ve içeriklerinin geliştirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu tez çalışmasında, çeşitli alev geciktirici katkılı PVC kompozitlerin üretimi yapılarak yanma özellikleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla öncelikle alev geciktirici ajan olarak kullanılacak olan bor fosfat (BF) mikrodalga yöntemi ile sentezlenmiştir. Bunu takiben; çinko borat (ZB), bor fosfat, admontit (ADM), trimetil borat (TMB), sepiyolit, trifenil fosfat (TFF), antimon trioksit (ANT) ve alüminyum trihidrat (ATH) katkılı 64 farklı PVC kablo kompozisyonu oluşturularak sınırlayıcı oksijen indeksi (LOI) testleri ile yanma özellikleri belirlenmiştir. Sinerjik etki değerlendirmesi neticesi ile alev geciktirici özellikleri iyileştirilmiş 16 farklı kompozit kombinasyonu belirlenmiştir. Test sonuçlarına göre katkısız, referans PVC kablonun LOI değeri, % 22.20 iken; matriks malzemesine % 2 trimetil borat ve % 2 antimon katkısı ile bu değer % 30.20'ye yükseltilerek en iyi sonuç elde edilmiştir.