Theses supervised by Prof. Dr. Salih Sabri Yavuz

10 theses · Recep Tayyip Erdoğan University

DoctorateOpen AccessTR

Kelâm ve tasavvuf'ta bilgi anlayışının karşılaştırmalı analizi

Bu çalışmada Gazzâlî öncesi kelâm ve tasavvuf ilminin bilgi anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada iki ilmin bilgi konusunda taban tabana zıt görüşleri savunduklarından hareketle her birinin düşünce sisteminin Kur'ânî temelleri, nesnellik ve kesinlikleri tartışılmıştır. Her iki ilmin bilgiye yaklaşımı, bilginin tanımı, çeşitleri, kaynakları, elde etme yöntemleri ve değeri başlıkları üzerinden ele alınmış, bu kısımlar tasviri yöntemle izah edilmiştir. Karşılaştırma bölümünde ise karşılaştırmalı eleştirel bir yaklaşım tercih edilmiştir. Bu bağlamda ilim-mârifet ayrımı, duyular ve aklın epistemolojik değeri, haberin kullanım şartları iki ilim üzerinden karşılaştırılmış, Kur'ân'ın anlayışına en yakın olanın kelâm olduğu, buna karşılık onun da dinin duyusal boyutundan yoksun olduğu anlaşılmıştır. Konuların ele alınışı konusunda kelâm ilminin daha titiz ve detaylı çalıştığı, sıfırdan bir epistemoloji kurduğu, tasavvufun ise kelâm ilminin görüşlerine ek olarak aklın fonksiyonlarını kalbe, istidlâlin görevini seyr ü sülûka verdiği anlaşılmıştır. Neticede iki ilim Allah-âlem-insan ilişkisini farklı perspektiften ele alarak tamamen birbirine zıt yöntemleri benimsemiş, son döneme gelindiğinde ise tasavvufun kelâma alternatif bir ilim olma iddiası ortaya çıkmıştır. Ancak tasavvufun bir epistemoloji kurmadığı, var olana ekleme yaptığı ve bu eklemelerin objektif ve denetlenebilir olma kriterini taşımadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple tasavvufun ahlâk konularında nazariyeler geliştirse de imân ve amel konularında kelâm ve fıkıh ilime tabi olması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Nisa Nur Çardaklı
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nesefî'nin Medârikü't-Tenzîl'inde Mu'tezile'ye yönelttiği eleştiriler

Kelâm ilmi, inanç konularını sahih bir biçimde ele almak, dinde de beraberliği sağlamak için akli ve nakli delilleri kullanmıştır. Fakat bu çaba farklı fırkaların zuhur etmesine engel olamamış, bilakis her fırka kendi görüşlerinin doğruluğunu, karşıt görüşlerin yanlışlığını ispat etme yoluna gitmiştir. Hatta çoğu kez aynı ayetle istidlal edilmesine rağmen, her mezhep mensubu âyeti kendi itikadına göre te'vil ederek, karşı tarafı ilzam etmeye çalışmıştır. Bu tezde, Ebu'l-Berekât en-Nesefî'nin (ö. 710/1310) Mu'tezile'yi tenkit ettiği âyetler ve kelâmi açıdan izahları konusu incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebu'l-Berekât en-Nesefî'nin hayatı ve eserleri anlatılmaktadır. İkinci bölümünde ana kaynağımız olan ve Nesefî'nin en meşhur eseri olan 'Medârikü't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl' adlı tefsiri tanıtılarak, kullandığı kaynakları, metodu vb. bazı yönleri incelenmiş ve hususiyetleri izah edilmiştir. Üçüncü bölümde de, araştırmamızın ana konusu olan, Nesefî'nin Mu'tezile'ye yönelttiği eleştiriler ve bunların kelâmi yönden izahları ele alınmıştır. Ulaşmış olduğumuz netice itibariyle, Ehl-i Sünnet ile Mu'tezile'nin itikadi olarak birçok meselede farklı düşündükleri sonucu tesbit edilmiştir. Usullerinin ve kullandıkları delillerin farklı olması veya aynı delilin farklı yorumlanması, neticenin değişik olmasındaki önemli faktörlerden sadece birkaçıdır.

EleştiriKelamKur'an-ı Kerim+4
Talha Yavuz
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l-Kayyım el-Cevziyye'nin Ehl-i kitabın iddialarına verdiği cevaplar ve karşı eleştirileri

İbnü'l-Kayyım el-Cevziyye, Memlûkler döneminin (648/923-1250/1517) fikir hareketliliği içinde, toplumda gördüğü sorunlara çözüm bulmak gayesiyle birçok eser yazmıştır. Bunlar arasında reddiye geleneği bağlamında yazmış olduğu Hidâyetü'l-hayârâ fî ecvibeti'l-yehûd ve'n-nasârâ adlı eserini "İbnü'l- Kayyım el-Cevziyye'nin Ehl-i kitabın İddialarına Verdiği Cevaplar ve Karşı Eleştirileri" başlığı altında tez konumuz olarak belirledik. el-Cevziyye kitabında Ehl-i kitabın İslam, Hz. Muhammed ve Müslümanlar hakkındaki iddialarına cevap vermektedir. Dolayısıyla Hidâyetü'l-hayârâ'nın muhtevası, Hz. Muhammed'in önceki kutsal kitaplarda müjdelenmesi (tebşirat), nübüvvetinin ispatı (delâilü'n-nübüvve) açısından öne çıkmaktadır. Ama müellif, temelde "hak din İslam, son peygamber Hz. Muhammed" gerçekliğini ve buna dair inancını-iddiasını kitabının bütününde işlemektedir. Biz de tezimizde el-Cevziyye'nin, Ehl-i kitabın iddialarına verdiği cevapları, onlara getirdiği eleştirileri ve bu bağlamda kullandığı delilleri incelemeye, değerlendirmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Reddiye, Ehl-i kitap, tebşirat tahrif, nübüvvet

Ehl-i KitabKur'an-ı KerimPeygamberlik+2
Zeynep Hocaoğlu
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

"Makâlât"ı bağlamında Muhammed Zâhid el-Kevserî'nin ehl-i sünnet savunusu

Muhammed Zâhid el-Kevserî, Osmanlı Devletinin son yıllarında, cumhuriyetin ilk yıllarına denk gelen bir dönemde yaşamıştır. Rejim değişikliği sebebiyle zorlu bir süreç geçirmiştir. Bir dava hassasiyeti ile hareket ettiği için, görevini ifa ederken doğru bildiklerinden taviz vermemiştir. Bundan dolayı dönemin idarecileri ile arası açılmıştır. Tutuklanacağı haberini alınca doğup büyüdüğü, eğitim aldığı ve şeyhülislamlık makamının ders vekilliği görevine kadar yükseldiği bu toprakları terk etmek zorunda kalarak Mısır'a hicret etmiştir. Mısır'da yaşadığı zorlu hayat şartlarının yanı sıra taşıdığı dava adamlığının kendisine yüklemiş olduğu sorumluluk gereği bir yandan dini ıslahat düşüncesinde olanlarla diğer bir yandan ise İbn Teymiyye ekolünün müntesibi olan teşbih ve tecsimci selefi görüş sahipleri ile itikâdî, ilmi ve fikri bir mücadeleye girmiştir. el-Kevserî ehl-i sünnet görüşünü sonuna kadar savunmuş ve bu uğurda gözünü budaktan sakınmamıştır. Yeri gelmiş makaleler yazmış, yeri gelmiş reddiyeler kaleme almış, bazen el yazması eserlere takdim ve talikler yazarak mensubu olduğu ehl-i sünnet'e hizmet etmeyi bir borç bilmiştir. el-Kevserî, fıkıhçı ve hadisçi olarak bilinse de İslami ilimlerin her alanına dair eserler kaleme almıştır. Bunun en iyi örneği bu çalışmaya da konu olmuş olan eseri "Makâlât"dır. Bu eserinde İslami ilimlerin her alanına dair makaleleri vardır. Bu çalışmada el-Kevserî'nin kelamî görüşlerinin ehl-i sünnet'e uygunluğu irdelenmek istenmiştir.

BenzetmeBiyografiEhl-i sünnet+6
Mehmet Emin Yavuz
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessAR

In the Kalamic science the approaches to the word Allah

In this study, the opinions and debates put forward in the science of Kalam about the word "Allah", which is one of the most used words in the Islamic literature and in the practical life of Muslims, are discussed. Opinions about the language in which the word Allah belongs, opinions about the structure of the word Allah, the relationship between the name of Allah and the name of Allah in the context of the name-in the name-to be named, hence the relationship between the name of Allah and the person, whether the name "Allah" is a given name unchangeable (tavqifi) or is it natural by human beings. whether it is abandoned by processes, etc. matters are studied from the perspective of the Kalamists. Since the subject is also a language issue, linguists' approaches to the subject are included. In addition, the views of Clergymen who adopted the name of "Allah" as the principle of life are also included. The relationship of the name Allah with worship and other issues related to this name are discussed. According to the results of the research, it is not clear what the origin of the name Allah is. It has been concluded that the name of Allah is a given name due to many features it bears. Due to the conviction that it is a given name, it has been concluded that the name "Allah" is the same as the word "Allah" in terms of the meanings it carries in himself (c.c.).

Bilgin Doğancil
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İlâhî irâde açısından rahmet ve gazap

İlâhî irâde açısından rahmet ve gazap sıfatlarının incelendiği bu çalışmada, kelâm ekollerinin ilâhî isim ve sıfatlara genel yaklaşımları, irâdenin anlamı ve diğer sıfat gruplarındaki yeri, rahmet ve gazap sıfatlarının kavramsal ve kelâmî açıdan incelenmesi, tezahürlerinin ele alınması ve aralarındaki ilişkiler incelenmiştir. Konunun soyut olması hasebiyle hemen her kültürün, her felsefî grubun, her düşünce akımının söz söyleyebildiği bir alan olduğu görülmektedir. Bu soyut genişlik, konuyu belli bir eksende anlatma ihtiyacı doğurmuştur. Bu sebeple Hanefi- Maturîdî kelâm anlayışını merkeze alınmış, diğer kelâmî görüşlere de yeri geldikçe değinilmiştir. Kelâm ekolleri, sıfatlara yaklaşımlardaki usullerini sıfatların ilişkisinde de korumuşlardır. Selefîler bir sıfatı diğeri ile açıklamayı ta'til kabul ederken, Eş'arîler rahmet ve gazabı ilâhî irâdenin farklı isimleri kabul etmiştir. Bütün fiilî sıfatları ezelî gören Mâturîdîler, rahmet ve gazabı da ezelî birer sıfat olarak Allah'a nispet etmişlerdir. İrâdeyi tekvînî ve teşrîi diye ikiye ayırmak Rahmâniyyetin tekvînî irâde ile Rahîmiyyetin ise teşrîi irâde ile doğrudan ilişkisini göstermektedir. Teşrîi irâdeye karşı direnen kişilere Allah'ın gazap etmesi, gazabın tezâhürlerini yaratması açısından tekvînî irâde ile ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: İrâde, tekvin, rahmet, rıza, gazap, teşrîi

Allah`ın sıfatlarıGazapKelam+4
Cihan Yıldız
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Mihne sonrası teopolitik durumun Sünni kelama etkisi

Odağında halku'l-Kur'ân tartışmaları olan Mihne, hicri 218 yılında Abbâsî halifesi Me'mun'un başlattığı, Muʻtasımbillah ve Vâsıkbillah'ın sürdürdüğü, hicri 232 yılında Mütevekkil tarafından yürürlükten kaldırılan bir süreçtir. İslam düşünce tarihi için bir kırılma olan bu sorgulamaların, Emevî devrinden de önceye kadar götürülebilecek öncü toplumsal sebepleri bulunmaktadır. İslamiyet'in kısa bir zamanda hızla yayılması, farklı sorular ve sorunlara sebebiyet vermiştir. Arap-Mevâli ilişkisi, söz konusu toplumda problem alanlarının en belirginidir. Hem iç hem de dış sorunlara cevap verme ihtiyacından neşet eden ulemâ ve ümerâ sınıfının pozisyonunu koruma güdüsü, aralarında yer yer çıkar çatışmaları doğurmuştur. Ulemâ-ümerâ geriliminin yanında Abbâsî devletinin, aynı zamanda yabancı kültürlerden yapılan girdileri kontrol etmek amacıyla, Emevîler ile başlayan tercüme faaliyetine ağırlık vererek teşvik ettikleri hatırlanmalıdır. Tercüme hareketi, muhtemelen hem zenadıka olgusuna karşı bir ön alma hareketi hem de âtıl duran Yunan, Hint, Süryani gibi medeniyetlerin ilmi birikimine bir hayatiyet kazandırmadır. Me'mun'un tüm bu sayılan problem alanlarına karşı devletin hakimiyetini pekiştirme ve toplumsal birlikteliği tesis etme amacıyla yürürlüğe koyduğu mihnenin hedefi ehl-i hadîs çevresidir. Me'mun ve seleflerinin Muʻtezile ile kurdukları yakın ilişkiye karşın, Ahmed b. Hanbel'in mihne esnasında dirençli tavrı onun ismi etrafında bir hayranlık hâlesi oluşturmuştur. Sonuçta mihne toplumsal muhayyilede derin izler bırakmıştır. Mütevekkil ile mihne sonrası tersine dönen uygulamalar, Ehl-i re'y ve ehl-i hadîs şeklindeki toplumsal kutuplaşmayı arttırmıştır. Devamında ise, bastırılan Muʻtezile ile birlikte kelamdaki mutedil çizginin de yok olmasına sebebiyet vermiştir. Öte yandan, Hanbelilikten sonra devletle kurulan iş birliği, daha muhafazar/gelenekçi bir çizgide sunulan Eşʻarîlik üzerinden yürütülerek Sünniliğin bu vasatta şekillenmesine yol açmıştır. Ebû Hanife, İbn Küllab, Kalânisî, Muhâsibî ve Matürîdî gibi düşünürlerin temsil ettiği mutedil kelam anlayışları da geri plana itilmiştir. Bu yönüyle mihne, kelamı hem konu hem de metot olarak derinden etkileyen bir süreç olarak değerlendirilebilir.

Ahmed bin HanbelEş`ariHalku`l-Kur`an+4
Halil Arslan
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

En-Nibrâs Şerhu Şerhi'l-Akâid adlı eseri bağlamında Abdülaziz el-Ferhârî'de bilgi teorisi

Bu tez 13/19. asırda yaşamış Abdülaziz el-Ferhârî'nin (öl. 1239/1823) en-Nibrâs adlı eseri bağlamında onun bilgi teorisini konu edinmektedir. Girişi müteakip iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmaya dair teorik bilgiler verilmiştir. Birinci bölüm, özellikle Türkçe literatürdeki boşluk sebebiyle Ferhârî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve en-Nibrâs adlı eserine tahsis edilmiştir. İkinci bölümde onun mezkûr eserinde bilgiye dair ifade ettiği görüşlerin mukayeseli tahlili ve sistematik aktarımı gerçekleştirilmiştir. Bu minvalde bilginin tanımı, mahiyeti, imkânı, kaynakları ve taksîmi gibi temel başlıklar belirlenmiştir. Sonuç kısmında ise araştırmalar neticesinde elde edilen bulgular kısaca değerlendirilmiş, Ferhârî'nin özgün yanları tespit edilmiş ve ulaşılan kanaatlere yer verilmiştir. Ayrıca bu alana dair daha fazla çalışma yapılması gerektiği vurgulanmış ve bu çalışmalarda dikkat edilmesi gereken hususlara temas edilmiştir.

Abdülaziz el-FerhariAçık bilgiBilgi+5
Muhammed Ali Erdem
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn Teymiyye'nin Hıristiyanlığa yönelttiği eleştirilerin kelâmî açıdan değerlendirilmesi (el-Cevâbü's-sahîh bağlamında)

Ulûhiyyet, nübüvvet ve âhirete dair konulardan bahseden kelâm ilmi, İslâm'ın inanç esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat etmeyi ve bu esaslar hakkında ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Kelâm ilmi İslâm'a yöneltilen eleştirilere aklın ve vahyin rehberliğinde cevaplar vererek İslâm akaidini savunmakla kalmaz, aynı zamanda insanın taklidi olan imanını tahkik seviyesine çıkartarak, sağlam ve sahih bir inanç oluşmasına ciddi anlamda katkı sunar. İbn Teymiyye kendine özgün eleştirel kişiliğiyle ve birçok alandaki eserleriyle İslâm düşünce tarihinde önemli bir yeri olan ve bu alanda iz bırakan özel bir şahsiyettir. O, sistematik ve ayrıntılı eleştirilerini sadece kelâmcılara, filozoflara ve mutasavvıflara yapmamış, yeri geldiğinde Ehl-i kitaba da çeşitli konularda tenkitler yöneltmiştir. İbn Teymiyye'nin "el-Cevâbü's-sahîh li men beddele dîne'l-Mesîh" adlı eseri, Ehl-i kitabın ve özellikle de Hıristiyanların ortaya attıkları iddiaları çürüten önemli bir eserdir. Çalışmada İbn Teymiyye'nin Hıristiyanlara yönelttiği eleştiriler kelâmî açıdan incelenmiş ve netice olarak İslâm'a yöneltilen iddiaların asılsız olduğu aklî ve naklî delillerle görülmüştür.

Talha Yavuz
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tafsil dönemi Selefiliği'nin Nakil ve Re'ye bakışı (İbn Teymiyye örneği)

İslâm dininin en orijinal haliyle yaşandığı dönem, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatta olduğu dönemdir. Bu dönemde dînî meselelerde başvurulan merci, doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kendisi iken, onun vefatından sonra bu rol sahâbeler tarafından üstlenilmiştir. Hz. Peygamber'in vefatına yakın bir dönemde bazı ihtilaflar ortaya çıkmış olsa da İslâm toplumunun bünyesini zedeleyecek boyutta ilk büyük ihtilaf halîfe seçimiyle başlamıştır. Hz. Osman (r.a.)'ın şehit edilmesinin ardından ise ihtilaflar itikadî alanlara taşmaya başlamış, farklı kültür ve medeniyetlerden gelen insanların İslâm ile tanışması ve tercüme faaliyetlerinin etkisiyle bu ihtilaflar daha da artmıştır. Bu süreç, farklı itikadî ve fıkhî ekollerin ortaya çıkmasına yol açmış; bu ekollerin dışında kalanlar ise sahâbe ve tabiînin görüşlerini benimseyip onları model alarak Selefîyye adı altında bir araya gelmişlerdir. Selefîyye ekolunu sistemleştiren ve önceki Selefî alimlerden miras kalan icmâli ilimleri tafsîlatlandıran İslâm âlimi İbn Teymiyye'dir. O, İslâm kültür ve medeniyetine birçok alanda katkı sunmuş bir âlim olup onun en büyük katkısı kelâm alanında akıl-nakil ilişkisi ile alakalı olmuştur. Bu dönemde İbn Teymiyye, Fahreddin er-Râzî ile takipçileri tarafından "kânun-i küllî" olarak adlandırılan akıl ile naklîn çatışması durumunda aklın esas alınarak naklîn te'vil edilmesi prensibine karşı Der'ü teâruzi'l-akl ve'n-nakl adlı eserini kaleme almıştır. İbn Teymiyye, bu eserinde sâlim akıl ile sahih nakil arasında hiçbir çatışma olmadığını savunmuş ve bu görüşünü çeşitli açılardan gerekçelendirerek ispata çalışmıştır.

Oktay Yahşi
Recep Tayyip Erdoğan University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors