Theses supervised by Prof. Dr. Şenol Babuşcu
11 theses · Başkent University
BRICS, kırılgan beşli ve AB beşinci dönem genişleme ülkelerinde finansal kırılganlığın belirleyicileri
1980'li yıllarda finansal liberalizasyonla başlayan ülkelerin hızlı büyüme isteği finansal para akımının arttığı küreselleşme sürecinde hızlanmıştır. Düşük faiz oranları, krediye kolay ulaşım ve kredi genişlemesi 1990'lı yıllarda Japonya'da devasa varlık balonunun patlamasıyla önce Japonya'da ardından Asya'da kriz meydana gelmiştir. Ülkeler ve kurumlar büyümek için sürekli borçlanma yoluna başvurmuşlar bu da ülkelerin kamu ve özel sektör borçlanmasını artırmıştır. 2008 küresel krizi bir borç krizi olmakla birlikte krizin etkisinin kısmen sona ermesine rağmen, küresel finans krizinin etkilerini azaltmaya yönelik devletlerin uyguladığı genişletici politikalar ülkelerin ve özel sektörün borçlarının daha da artmasına sebep olmuştur. Özellikle kurtarma paketleriyle kamu harcamalarının artması bütçede açıklıklar oluşturmuş ve bu durumda borçların artmasıyla neticelenmiştir. Yüksek borçluluk oranları ülkelerin kriz sonrası kırılganlıklar yaşamasına sebep olmuş, özellikle Euro bölgesi büyük borç krizine sürüklenmiştir. Minsky, kapitalist gelişmeyi iş döngüleriyle açıklamış ve finansal kırılganlığın aslında ekonominin refah dönemlerinde oluşan aşırı borçlanmadan kaynaklandığını ifade ederek ve yaşanan finansal krizlerin kapitalizmin doğasından kaynaklandığını belirtmiştir. Finansal kırılganlık, finansal sistemlerin dışından değil içinden gelen istikrarsızlıklardır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde büyük etki yaratan finansal krizleri önleyebilmek veya yıkıcı maliyetlerini düşürmek önemli olmaktadır. Bu çalışma, ekonometrik bir model kullanarak finansal kırılganlığın belirleyicilerini ortaya koymak üzere kanıt elde edebilmek motivasyonuyla çalışılmıştır. Çalışma, BRICS, Kırılgan Beşli ve AB Beşinci Dönem Genişleme Ülkeleri'nde finansal kırılganlığın belirleyicilerini araştırmıştır. Yapılan çalışma sonucunda finansal kırılganlığın belirleyicilerine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Tezde, dış ticaret açığı, özel sektör borcu, enflasyon, Ülkelerin kırılganlık endeksi, faiz harcamaları, konut kredileri, tüketici kredileri finansal kırılganlığı anlamlı ve aynı yönde etkilediği, bütçe açığı, GSYİH ve toplam tasarruflar finansal kırılganlığı anlamlı ve ters yönlü etkileyen göstergeler olduğu gözlenmiştir. Karar vericilerin ve politika yapıcıların finansal kırılganlığı düşürmeye yönelik stratejilerinde bu göstergelere daha fazla dikkat edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Türk bankacılık sisteminin tarihsel gelişimi ve sürecin karşılaştırmalı analizi
Günümüzde ekonomik ihtiyaçların her geçen gün kendisini daha da çok hissettirdiği sistemde, bankacılık ve finans sektörünün de önemi bir o kadar artmaktadır. Türk bankacılık sisteminde yaşanan değişimler neticesinde ülke ekonomisi de bu süreçlerden etkilenmektedir. Ekonomi ile bankacılık sektörünün bütüncül bir yaklaşım ile ele alınması neticesinde sistemin geldiği süreç bu noktada dikkat çekmektedir. Bu yüzden bankacılığın genel durumunun incelenmesi ve özelliklerine bakılmak suretiyle yıllar bazında değişimlerine yer verilmiştir. Türk bankacılığının geçmişten günümüze kadar olan tarihsel süreçlerinde yaşanmış olan dönemlere ve krizlere bakılarak, ülke ekonomisi noktasında ne gibi neticeler ile karşılaşıldığı ifade edilmektedir. Gelinen bu noktada ekonomi ve bankacılık sektörü etkileşiminin yıllar bazında değişimleri gösterilmiş olup, Türkiye ekonomisi bağlamında ortaya çıkan sonuçların belirli bilanço kalemleri ve rasyolar ile incelenmesiyle, ülkenin ekonomik performansına ve istikrarına dair yaptığı etki belirleyici olmaktadır. Türk bankacılık sistemi, sektöre getirmiş olduğu sonuçlar ile ülkenin ekonomik büyümesi ve gelişmesi açısından belirleyici bir unsur olarak yerini almaktadır.
Bankacılık sektöründe rekabetin bankaların risk alma davranışı üzerine etkisi -OECD ülkeleri uygulaması-
Multidisipliner bir yapıya sahip olan rekabet ve risk konuları, insanın bulunduğu hemen hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte bu kavramlara olan bakış açısı doğal olarak gün geçtikçe gelişmekte ve değişmektedir. Etkilediği en önemli sektörlerden biri olan bankacılık sektöründeki rekabet ve risk alma davranışıyla ilgili yapılan çalışmalar geçmişten günümüze popülaritesini korumuştur. Çalışmanın temel amacı, banka verilerini kullanarak bankalarda rekabet ve risk alma davranışı arasındaki ilişki hakkında yeni kanıtlar sunmaktır. Ayrıca çalışmada finansal gelişmişlik düzeyinin rekabetin risk üzerinde etkisinin olup olmadığı ele alınmıştır. Bu kapsamda çalışmanın yazın için ilk olma özelliği vardır. Çalışmaya OECD'ye üye ülkelerde faaliyet gösteren 6.478 banka dahil edilerek kapsamlı bir çalışma yapılmıştır ve kullanılan veri seti 2013-2021 dönemlerini kapsamaktadır. Panel veri analizi yapılan çalışmanın bulgularına göre hem CR5 değişkeniyle hem de HHI değişkeniyle ölçülen rekabet ile Z-SKOR değişkeniyle ölçülen risk alma davranışı arasında elde edilen bulgular Boyd ve De Nicolo (2005)'nun "Rekabet-istikrar" görüşüyle uyumludur. Yani rekabetin artması bankalarda risk alma davranışını azaltır ve dolayısıyla istikrarı artırır. Sonuçlar aynı zamanda Martinez- Miera ve Repullo (2010)'nun "Doğrusal olmayan" görüşüyle de uyumlu çıkmıştır. Bu görüşe göre rekabet ve risk alma davranışı arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır ve aslında bankalar sektörün durumuna göre almış oldukları pozisyona uygun hareket ederler. Rekabetin artması, başlangıçta risk alma davranışını artırabilirken, çok yüksek seviyelere ulaştığında risk alma davranışını azaltabilir veya dengeleyebilir.
Dolarizasyon ve Kredi Temerrüt Takası ilişkisi (CDS): Türkiye örneği
Dolarizasyon, bir ülkenin yerel para birimi yerine yabancı bir para biriminin kullanılmasıdır ve genellikle ekonomik belirsizlikler, yüksek enflasyon ve yerel para birimine duyulan güvensizlik gibi faktörlerden kaynaklanır. Kredi Temerrüt Takası (CDS) ise bir borçlunun temerrüde düşme riskine karşı yatırımcıları koruyan finansal araçlardır. Bu tez, Türkiye'deki dolarizasyonun Kredi Temerrüt Takası (CDS) primleri üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Çalışmada dolarizasyonun tanımı, türleri (tam dolarizasyon, kısmi dolarizasyon, para ikamesi, mevduat dolarizasyonu, borç dolarizasyonu, varlık dolarizasyonu, finansal dolarizasyon, ters dolarizasyon) ve nedenleri (enflasyon, dolarizasyon histerisi, temel günah, ekonomik belirsizlik ve ekonomi politikalarına olan güvensizlik) ayrıntılı olarak ele alınmış, dolarizasyonun olumlu ve olumsuz yönleri ile ölçüm yöntemleri tartışılmıştır. Türkiye'deki dolarizasyonun tarihsel süreci de kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca CDS'in tanımı, işleyişi, kullanım amaçları ve Türkiye'nin CDS primleri hakkında bilgi verilmiştir. Ampirik analizde, Türkiye'deki dolarizasyon ve CDS primleri arasındaki ilişkiyi belirlemek için çeşitli ekonometrik yöntemler kullanılmıştır. Araştırmanın veri seti, Türkiye'nin CDS primleri ve mevduat ve kredi dolarizasyon seviyelerini içermektedir. Öncelikle verilerin durağan olup olmadığını test etmek için Augmented Dickey-Fuller (ADF) Birim Kök Testi uygulanmıştır. Ardından veriler arasında uzun dönemli ilişkileri belirlemek için Johansen Eşbütünleşme Testi kullanılmıştır. Dolarizasyonun CDS primleri üzerindeki etkisini belirlemek için regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları, dolarizasyonun Türkiye'deki CDS primleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, dolarizasyonun finansal istikrarı olumsuz etkilediğini ve ülke risk primlerinin artmasına neden olduğunu ortaya koymaktadır.
Fıntech inovasyonu çerçevesinde Brezilya ve Türkiye karşılaştırması
Türkiye'de ve Brezilya'da dijital bankacılık ve Fintech sektörlerinin karşılaştırılması, her iki ülkede de finansal teknoloji inovasyonunun hızla geliştiğini göstermektedir. Her iki ülkede de fintech girişimleri, dijital bankacılık altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli bir büyüme ve yaygınlık göstermektedir. Her iki ülkede de kullanıcı alışkanlıkları ve Pazar dinamikleri, dijital bankacılığın ve fintech çözümlerinin benimsenmesini desteklemektedir. Türkiye'de, fintech girişimleri dijital bankacılık altyapısının gelişimiyle paralel olarak çeşitlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Dijital bankaların ve mobil ödeme sistemlerinin yaygınlaşması, Türkiye'deki fintech inovasyonunu desteklemiştir. Aynı şekilde, Brezilya'da da fintech sektörü hızla büyümekte ve dijital bankacılık çözümleri yaygınlaşmaktadır. Mobil ödemelerin ve diğer dijital finansal hizmetlerin kullanımı Brezilya'da da artmaktadır. Her iki ülkede de yasal düzenlemeler, fintech inovasyonunun ve uygulamalarının gelişimini desteklemektedir. Hem Türkiye hem de Brezilya, finansal düzenleyicilerin etkin bir şekilde çalışması ve uluslararası standartlara uyum sağlamasıyla sağlıklı ve sürdürülebilir bir fintech ekosistemi oluşturmayı hedeflemektedir. Türkiye ve Brezilya'da dijital bankacılık ve fintech sektörleri, benzer zeminlerde hızla gelişmekte ve büyümektedir. Her iki ülkenin de fintech inovasyonunu destekleyen bir düzenleyici çerçeveye sahip olması, bu sektörlerin gelecekteki büyümesini ve yaygınlığını destekleyecektir. Anahtar Kelimeler: Dijital Bankacılık, Fintech, İnovasyon, Türkiye-Brezilya Karşılaştırması.
Yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kuru geçişkenliğinin analizi
Döviz kuru değişikliklerinin fiyatlar genel düzeyi üzerinde yarattığı etkiye döviz kuru geçişkenliği adı verilmektedir. Ülkelerin dışa açıklık düzeylerinin artması ve finansal piyasaların derinleşmesi sonucunda döviz kurunun fiyatlara etkisinin tespit edilmesi önemli bir konu haline gelmiştir. Döviz kuru geçişkenliğinin enflasyon ortamı ile bağlantısı Taylor (2000) tarafından yapılan çalışma ile kurulmuştur. Enflasyonun başlıca nedenlerinin talep, arz ve döviz kurundan kaynaklanan değişiklikler olduğu kabul edilmektedir. Çalışmada aralarında Türkiye'nin de yer aldığı yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kurlarından üretici ve tüketici fiyatlarına geçişe yönelik tespitlerde bulunulması; söz konusu ülkelerin bu tespitler çerçevesinde birlikte değerlendirilmesi; döviz kuru geçişkenliği açısından Türkiye'nin bu ülkeler arasındaki yerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. VAR ve VECM modellerinin kullanıldığı bu çalışmada tedarik zinciri yaklaşımı ile yurtiçi fiyatlar üzerinde arz ve talep şokları ile para politikası unsurlarının etkisi de tespit edilmiştir. Çalışmanın bulguları, yüksek enflasyon ortamının yüksek döviz kuru geçişkenliğine neden olduğu konusunda Taylor'u desteklemiştir. Ayrıca, enflasyon hedeflemesi uygulamalarının başarısının ve merkez bankalarının fiili bağımsızlığının döviz kurundan fiyatlara geçişin azalmasında önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın bulguları arasında, yüksek enflasyon ortamında döviz kuru şoklarının etkisinin kalıcı olduğu, kırılgan ekonomilerde döviz kuru geçişkenliğinin yüksek olduğu, arz şoklarının fiyatlara etkisinin enerji ithalatçısı ülkelerde yüksek olduğu, döviz kuru ve arz şoklarının fiyatlar üzerinde talep şoklarından daha yüksek düzeyde etkili olduğu da yer almaktadır. Türkiye açısından yurtiçi fiyatlardaki artışın başlıca kaynağının döviz kuru değişiklikleri olduğu ve para politikası uygulamalarının geçişkenliği azaltmada önemli bir rol üstlendiği tespit edilmiştir.
Türkiye'deki bankaların karlılıklarının analizi (2008-2018)
Bankaların faaliyetlerinin büyüklüğü ve zaman içerisindeki gelişimi ülke ekonomisinin büyüklüğünün ve yönünün belirlenmesiyle yakinen ilişkilidir. Bankalar en temelde üstlendikleri fonksiyonlar gereği firmalar ve hane halkının fon taleplerini yani özellikle kredi ihtiyaçlarını karşılarlar. Diğer tarafta ise yapılan düzenlemeler çerçevesinde, fon sahiplerinin tasarruflarını güvenle saklayabilecekleri bankacılık sektörünün temel kaynaklarını fon arzı oluşturur. Bu doğrultuda bankalar kaydi para yaratma fonksiyonu çerçevesinde yatırımları destekleyerek ülke ekonomisinin gelişimine büyük katkıda bulunurlar. Bu denli öneme sahip bankaların, finansal sağlamlığı ile performansları da ilgili otoriteler ve yatırımcılar tarafından takip edilen unsurlardandır. Bankaların finansal performansının en önemli göstergeleri, dönemler arası karlarının gelişimi ve bu karların pay sahipleri ile toplam aktif büyüklüğü içerisindeki paylarıdır. Yani sahip olunan aktif ve öz kaynak içerisinde ne kadar yüksek düzeyde kar elde ediliyorsa, o banka edinilen kar kadar yüksek düzeyde performansa ve dolayısıyla oto finansmana sahiptir. Bu çalışmada, bankaların karlılığının göstergeleri olan aktif karlılığı (ROA) ve özkaynak karlılığına (ROE) etki eden bankalar özgü ve makroekonomik faktörler araştırılmıştır. Araştırma kapsamında karlılığın belirleyicileri arasına dâhil edilen bağımsız değişkenlerin, literatürde daha önceden yapılan çalışmalarda karlılığa etkisi noktasında çeşitli testler yapılmış olması hususuna önem verilmiştir. Yapılan araştırmanın zaman aralığı 2008-2018 yılları olarak belirlenmiş, kapsamı ise belirtilen dönemlerde verilerine kesintisiz bir biçimde erişilebilen mevduat bankalarından oluşmuştur. Söz konusu kısıtlar dahilinde 23 mevduat bankasının yıllık verileri ile makroekonomik değişkenlerin yıllık değişimi araştırmanın değişkenlerini oluşturmuştur. Araştırmanın modeli ise veri setine uygun olarak panel veri analizi şeklinde belirlenmiştir. Panel veri analizi öncesi yapılan testler ile uygun model seçilmiş olup ROA ve ROE'nin bağımlı değişken olduğu iki farklı model oluşturulmuştur. Model sonuçları değerlendirildiğinde genel itibarıyla bankalara özgü değişkenlerin anlamlılık düzeylerinin daha yüksek olduğu, bununla birlikte makroekonomik değişkenlerinde bağımlı değişkenler üzerinde etkisi olduğu sonuçlarına varılmıştır. Çalışmanın detayları ilgili bölümde yer almaktadır.
Pandemi döneminin ülkelerin makroekonomik verileri üzerine etkisi: Enflasyon ve işsizlik örneği
İlk olarak 2019 Aralık'ta Çin'de ortaya çıkan ve tüm Dünya ülkelerini etkisi altına alan Covid-19 virüsü, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi ilan edilmiştir. Koronavirüs pandemisi Dünya çapında çok sayıda ölüme sebep olmuştur. Virüsün bulaş hızının azaltılması için ilk günden itibaren çeşitli tedbirler alınmıştır. Alınan tedbirler ülkelere göre farklılık gösterse de sağlık açısından nihai hedef insanların birbirleri ile olan etkileşimini azaltarak virüsün yayılma hızını düşürmektir. Bu çalışmada pandemi döneminden en çok etkilenen (vaka sayısına göre) ülkeler ele alınmaktadır. Bu ülkeler Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Brezilya, Rusya, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Türkiye ve Almanya'dır. Çalışmada ele alınan ülkelerin enflasyon ve işsizlik verileri incelenmektedir. Ülkelere ait makroekonomik veriler pandemi dönemi öncesi ve pandemi dönemi olarak ikiye ayrılarak iki dönem arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığı sorgulanmaktadır. Toplanan verilerin, Kolmogorov-Simirnov testi ile normal dağılımının analizi yapılmış, ardından istatistiksel metot olarak bağımlı (eşleştirilmiş) örneklem t-testi kullanılmıştır. Anlamlılık değerleri bulunduktan sonra etki büyüklüğünün bulunması için Cohen tarafından geliştirilen (d) hesaplama kullanılmıştır. İki dönem arasındaki ilişki SPSS v.26 programı kullanılarak analiz edilmektedir. Elde edilen sonuçlarda on ülkeden dört tanesinde pandeminin enflasyon üzerinde anlamlı etkisinin olduğu, on ülkeden dokuz tanesinin ise işsizlik oranları pandemi döneminden anlamlı şekilde etkilenmiştir.
Kredi genişlemesi ile politik konjonktür hareketleri ilişkisinin analizi - Türkiye örneği (1980-2017) –
Ekonomik dalgalanmaların politik dalgalanmalarla ilişkili olup olmadığı literatürde uzun zamandır tartışılmaktadır. Politik konjonktür hareketleri kavramı özellikle iktidardaki politikacıların seçimleri kendi lehlerine çevirmek amacıyla seçimden önceki dönemde ekonomiyi manipüle etmeye çalıştıklarını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Kavram, geleneksel ve modern politik konjonktür hareketleri çerçevesinde şekillenmiştir. Zaman içinde çeşitli yazarların kavrama yaptıkları katkı ile geleneksel ve modern modellerin her ikisinin birden altında fırsatçı ve partizan modeller oluşmuştur. Seçimler politikacıların uyguladıkları ekonomik programın sonuçlarına göre iktidardan düşürülerek cezalandırıldıkları ya da yeniden seçilerek ödüllendirildikleri anlardır ve politikacılar için hayati önem taşırlar. Politikacılar seçimlerden hemen önce yapay bir refah yaratmak amacıyla makroekonomik araçlarla ekonomiye müdahale edebilirler. Bu araçlar para ve kredi politikası araçları olabilir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 1980-2017 yılları arasında yapılan seçimlerden önce banka kredilerinde meydana gelen değişim ve siyasal iktidarların kredi büyümesini seçimlerde oylarını artırabilmek için tıpkı diğer makroekonomik değişkenlerde yaptıkları gibi bir araç olarak kullanıp kullanmadıklarını incelemektir. Literatürde politik konjonktür hareketleri ile çeşitli makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunsa da çalışmamızda 1980-2017 dönemini kapsayan sürede genel seçimler, yerel seçimler ve referandumlar öncesinde ve sonrasında Türkiye'de bankacılık sektöründe kredi büyümesi ile politik konjonktür hareketleri ilişkisi 3 ay ve yıllık bazda ele alınmıştır. Panel veri kullanılarak yapılan çalışma neticesinde 2000-2017 yılları arasında yapılan genel seçimlerle kredi büyümesi arasında güçlü biçimde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Bu da ilgili dönemde politika yapıcıların politik konjonktür hareketleri kuramı kapsamında kredi büyümesini bir araç olarak kullandıklarını göstermektedir. Çalışma 2010-2017 dönemini kapsayacak şekilde 3 aylık verilerle de yapılmıştır. Bu dönemde ise kredi büyümesi ile seçimler arasında anlamlı bir ilişkiye ulaşılamamıştır. Politikacıların seçimlerden hemen 3 ay önceki dönemde bankaların kredi büyümesini bir araç olarak kullanmaktan ziyade seçimlerden çok daha önceki süreçlerde kredi büyümesini bir araç olarak kullanmayı tercih ettikleri düşünülmektedir.
CDS primleri ve borsa endeksleri ilişkisi-BRICS ülkeleri ve Türkiye örneği
Kredi temerrüt takaslarının (CDS) temel amacı, sadece kredi riskinden korunmak değil, aynı zamanda ülkeye ilişkin risk göstergesi olarak da kullanılıyor olmasıdır. Uluslararası yatırımcılar, bir ülkeye yapacakları doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarına ilişkin karar verirken CDS primlerini çok önemli bir veri olarak ele alırlar. CDS primlerinin düşme/ yükselme eğiliminde olması, yatırımcılar tarafından borsa gösterge endekslerinde yükselme/ düşme olacağına dair pozitif veya negatif bir işaret olarak değerlendirilebilir. Çalışmanın analiz kısmı üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci bölümde BRICS ülkeleri ile Türkiye'nin CDS primlerinin, borsa endekslerinden gösterge niteliğinde olan endeksler1 ile arasındaki, daha sonra ise BRICS ülkeleri ile Türkiye'nin CDS primlerinin bankacılık endeksleri ile arasındaki nedensellik ilişkisi sırasıyla incelenmiştir. Gösterge endeks olarak Türkiye'de BİST100, Brezilya'da Bovespa Index, Rusya'da Moex Index, Hindistan'da NIFTY Index, Çin'de Shangy Index, Güney Afrika'da SOAF Index, verileri dikkate alınmıştır. Yapılan çalışma, 2011 yılı Ocak ayı ile 2021 Haziran ayı arasındaki dönemi kapsamaktadır. CDS, borsaların gösterge endeksleri ile bankacılık endekslerine ait veriler aylık kapanış rakamları üzerinden alınmıştır. Söz konusu 6 ayrı ekonomide her iki model için ayrı ayrı toplamda 12 adet zaman serisi analizi yapılmıştır. İkinci bölüm, CDS primlerinin Türkiye'deki borsaların gösterge endeksleri ile bankacılık endeksleri üzerindeki etkisinde yabancı yatırımcı oranların katkısı araştırılmıştır. Bu bölümde de önceki bölümdeki tarih aralığı ve aylık kapanış verileri alınmış, 126 adet gözlem içeren zaman serisi oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde ise, CDS primlerinin BIST100 hisse değerleri üzerindeki etkisinde, yabancı yatırımcı oranlarının moderatör rolü üzerine ekonometrik bir model test edilmiştir. Bu modelde tüm değişkenlere ait gözlemler, 2019 son çeyreği ile 2021 2. çeyreği arasında BIST100'de yer alan 97 adet firma için alınarak dengeli bir panel veri seti oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda; Çin haricindeki ekonomilerde, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin gösterge endekslerden kredi risk primlerine doğru olduğu görülmüş olup, Çin'de ise değişkenler arasında istatistiksel olarak nedensellik ilişkisine her iki model için de rastlanmamıştır. Türkiye ekonomisinde kredi risk primlerinin ise, bankacılık endeksi üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisinin olduğu görülmüş olup, bu etkinin yabancı yatırımcı oranı değişkeninden bağımsız olduğu söylenebilmektedir. Düşük yabancı yatırımcı oranı için modelin ve parametrenin anlamsız olması, tahmin edilen parametrenin sıfıra eşit olduğu yönündeki sıfır hipotezinin kabulü anlamına gelmektedir. Orta ve yüksek düzeyde yabancı yatırımcı oranları için oluşturulan panel veri modellerinde, parametreler istatistiksel olarak sıfırdan farklı olup, mutlak değerce incelendiğinde farkın yüksek yabancı yatırımcı oranına sahip firmalar lehine olduğu görülmektedir. Daha açık bir ifade ile BIST100'deki firmaların yabancı yatırımcı oranı arttıkça ülke kredi risk priminin hisse senedi fiyatları üzerindeki olumsuz etkisi de artmaktadır. Bu çalışma, finansal büyümenin sağlanmasında, kurumsal yatırımcıların davranışlarını açıklama yönünden politika karar alıcılarına önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: CDS primi, borsa gösterge ve bankacılık endeksleri, yabancı yatırımcı oranları
İnşaat sektörü kredilerinin ekonomik büyümeye etkisinin analizi – Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de kullandırılan konut kredilerinin ekonomik büyümeye etkisinin olup olmadığı belirlenmesidir. Bu kapsamda, banka kredilerini temsilen inşaat sektörüne verilen kredi hacmi olarak "nakdi krediler" ve "gayrinakdi krediler" değişkenlerinin toplamı alınmıştır. Bu veriler www.worldbank.org sitesinden alınmıştır. Böylece 2005-2021 dönemleri arasında Türkiye'de inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyüme hesaplanarak yeni bir değişken oluşturulmuştur. Bu hesaplama ise mevcut yılın bir önceki yıla bölümü ile yaşanan yüzdesel değişim elde edilerek gerçekleştirilmiştir. Bu değişkenin kısaltılması olarak "İSKBK" olarak kullanılmıştır. Ekonomik büyümeyi temsilen "GSYİH büyümesi" verileri kullanılmıştır. Bu veriler BDDK'nın ve Dünya Bankası'nın veri tabanından elde edilmiştir. Bu veri seti de 2005-2021 dönemine ait yıllık verilerden oluşmaktadır. Analizimizde bağımlı değişkeni GSYİH, bağımsız değişkenimiz İSKBK olarak kullanılacaktır. Öte yandan, bahsi geçen amaca ulaşılabilmek için Engle-Granger eş bütünleşme analizinden faydalanılmıştır. Granger Nedensellik Analizi sonuçlarına göre çift yönlü nedenselliğin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç ilgili alanyazını da destekler niteliktedir. VAR analizi sonuçlarına göre ekonomik büyümenin inşaat sektörüne verilen banka kredilerdeki büyümeyi pozitif yönde etkilediği, inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyüme ile ekonomik büyüme arasında negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Seçilen dönemler içerisinde VAR analizi sonuçlarına göre inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyümenin ekonomik büyümeye olan etkisinin negatif yönde olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. İnşaat sektörüne yapılan yatırımlar genellikle uzun dönemli yatırımlar olduğu için ekonomik büyümeye etkisi 5-10 yıllık aralıklarla yansıyabilmektedir. Bu durumun, analiz yapılan dönemlere ilişkin iki değişken arasındaki ilişkinin negatif olmasını açıkladığı düşünülmektedir. Gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alan Türkiye'de geçmişten günümüze inşaat sektörü ekonomik büyüme için çok önemli bir sektör olarak yerini almıştır ve önümüzdeki dönemlerde de her zaman Türkiye ekonomisi için çok önemli bir yere sahip olacaktır.