Theses supervised by Prof. Dr. Ümit Tatlıcan

10 theses · Aydın Adnan Menderes University

Master'sOpen AccessTR

Siber gerçekliğin mekan ve ilişkilerde cisimleşmesi: League of legends" örneği

"Siber Gerçekliğin Mekân ve İlişkilerde Cisimleşmesi: "League of Legends" Örneği" başlıklı tez çalışmamızda Manuel Castells'in 'Ağ Toplumu' kuramı ve oyun olgusunun tarihsel dönüşümü analiz edilerek, 'League of Legends' oyununun mekân ve ilişkiler boyutu ele alınmaya çalışılmaktadır. Araştırmamızın birinci bölümünde Castells'in ağ toplumu tartışması detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, ağ kavramı, bilgisayar ve İnternet teknolojisi, zaman ve uzam tartışmaları, siber gerçeklik ve siber kültür tartışmaları incelenmektedir. Araştırmamızın ikinci bölümünde ise 'oyun' olgusu detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, oyun kavramı, oyun kültür ilişkisi, video oyunları, dijital oyunlar ve son olarak League of Legends oyunu bağlamında kavramlar ele alınarak oyunun kültürünün tarihsel bazda dönüşümü ve etkilerinin neler olduğunu açıklamak amaçlanmaktadır. Araştırmamızın üçüncü bölümünde ise İstanbul ve Aydın illerinde 12 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme sonuçları analiz edilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ağ toplumu, İnternet, Mekân, Oyun, League of Legends.

Ağ toplumuKültürMekan+5
Murat Dilek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist devlet ve kentsel mekânın dönüşümü: Stratejik-ilişkisel yaklaşım açısından Harvey ve Castells'in kent kurmları üzerine eleştirel bir inceleme

Tarihsel süreç içerisinde kentsel mekân sermaye birikim süreci ve devlet müdahaleleri çerçevesinde üretilmiş, dönüştürülmüş ve yeniden üretilmiştir. Bununla beraber, kentsel mekân kapitalizmin gelişme sürecinde ekonomik, siyasal ve toplumsal çelişkilerin başlıca dolayımlarından biri hâline gelmiştir. Buradan hareketle bu çalışmada, ekonomi-politiğin eleştirisi kentsel mekânın örgütlenme süreci çerçevesinde ele alınmaktadır.Bu çalışmanın ilk bölümü olan ?Kapitalist Devlet Kuramı? adlı bölümde kentsel mekânın örgütlenmesinde devletin rolünü anlayabilmek için teorik bir çerçeve oluşturmak hedeflenmiştir. Bu teorik çerçeve stratejik-ilişkisel bir yaklaşım olacaktır. İkinci bölüm, ?Kapitalist Çelişkilerin Yoğunlaştığı Alanlar Olarak Kentsel Mekânlar? başlığını taşımaktadır ve bu bölümde radikal kent kuramları stratejik-ilişkisel bir çerçeveden ele alınmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER: kapitalist devlet, kentsel mekân, stratejik-ilişkisel yaklaşım, radikal kent kuramları

Castells, ManuelDevlet müdahalesiHarvey, David+7
Funda Sönmez
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisinde eylem sorunsalı

Sosyolojide ?eylem? sorunuyla ilgilenen pek çok yaklaşım eylemin ne olduğunu ele alıp açıklamak yerine çoğu zaman onu verili kabul etmiştir. Dolayısıyla ?eylem? konusunda sosyolojik düşüncede bütünlüklü bir teoriler kümesi görülememektedir. Giddens?ın yapılaşma teorisi öncelikle sosyolojide derinleştirilmiş bir eylem analizinin eksikliğinin tespiti ile başlar. Bu tespitten hareketle Giddens, eylem konusunda sosyal analiz için uygun bir teori geliştirmeye çalışır. O, bu sebeple yorumcu sosyolojilerin ve eylem felsefecilerinin çeşitli kavramlarından istifade ederek bir eylem teorisi inşa etmektedir. Bu çalışmada, Giddens?ın yapılaşma teorisinde `eylem?i nasıl ele aldığı değerlendirilecektir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yapıla?ma Teorisi, Eylem, Fail, Eylem Sosyolojisi, Eylem Felsefesi, Yapı-Fail Teorileri

Uğur Binici
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal düzen problemi ekseninde Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisi

'İnsan, niçin başkalarıyla düzenli bir toplumsal hayatı sürdürür?', 'Niçin insanlar her yerde birbirleriyle gündelik ilişkiler içinde yaşarlar?', 'İnsanlar arasındaki bağlılık ve ilişki zorunlu mu yoksa iradi midir?' 'Toplumu bir arada tutan nedir?', 'Toplumsal bütünleşmeyi ne açıklar' ya da 'Toplum nasıl mümkün olur?' vb. sorular sosyal bilim literatüründe sıkça ifade edilmiştir. Söz konusu soruların kaynağında, özelde sosyal bilimlerin genelde bilimin merkezi problemlerinden biri olan düzen problemi yatmaktadır. Antik Yunan dünyasından günümüze kadar birçok düşünür tarafından ele alınan toplumsal düzen problemi, çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Problem, insan doğasından, kişiler arası mikro-sosyal ilişkilere, toplumsal grupların yapısından ulusal ve uluslararası ilişkilere kadar birçok boyutu içinde barındırmaktadır. Sosyal bilim literatüründe farklı bağlam ve güzergâhlarda ele alınan problem, Anthony Giddens tarafından yapılaşma teorisi ekseninde analiz edilmiştir. Giddens ontolojik muhakemelere öncelik tanıyarak sosyal teoriye sirayet etmiş düalizmleri aşmak isteyen bir düşünürdür. Giddens'ın toplumsal düzen problemi analizi de daha ziyade bu düzlemde karakterize olur. Giddens toplumsal düzen problemini ne bireyin topluma bağlanması, ne ahlaki bir konsensüs ne de bir denetim/kontrol meselesi olarak görür. Giddens için toplumsal düzen problemi, çeşitli alt-sistemlere sahip bir bütünlük olan sosyal sistemlerin zamanı ve mekânı nasıl birbirine bağladığı meselesidir. Başka deyişle toplumsal düzen problemi farklı unsurların, farklı yer ve zamanları birbirine bağlayarak nasıl bütünlüklü bir karakter kazandığı problemidir. Giddens'ın toplumsal düzen problemine yönelik bu yaklaşım tarzı, sosyal teori literatüründe ayırt edici bir konuma sahiptir. Bu doğrultuda çalışma iki eksenden oluşmaktadır. İlk eksen toplumsal düzen probleminin entellektüel arka planını eleştirel bir okumayla ortaya koyma amacıyla oluşturmuştur. Çalışmanın bir diğer eksenini ise Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisi bağlamında, toplumsal düzen problemini ele alış tarzı oluşturur. Bu doğrultuda çalışmanın amacı toplumsal düzen probleminin sosyal teori literatüründe kavranış şeklini eleştirel bir okumayla ortaya koyarak problemin önemine işaret etmek ve Anthony Giddens'ın toplumsal düzen anlayışının sosyal teori geleneğindeki stratejik konumunu gösterebilmektir. Anahtar Kelimeler: Düzen,Toplumsal Düzen Problemi, Anthony Giddens,Anthony Giddens‟ın Toplumsal Düzen AnlayıĢı, YapılaĢma teorisi.

Giddens, AnthonySosyal düzenYapılaşma teorisi
Berivan Binay
Aydın Adnan Menderes University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Anthony Giddens'ta süreksizlikler ve ontolojik kaygı: Geç modern çağda varlıksal güvenlik problemi

İçinde yaşadığımız toplumsal düzen pek çok alana yayılmış çeşitli süreksizlikler içermektedir. İçinde yaşanılan hayatın bu özelliği bugünden yarını öngörme konusunda çeşitli sorunlar açığa çıkarmaktadır. Anthony Giddens geç modern hayatta bu denli yaygın belirsizliklerin kişisel hayatlarımızda bir varlıksal güvenlik duygusu yarattığına dikkat çeker. Giddens geç modern hayatta benliği problemleri olarak adlandırdığı bu temel problemi modernitenin kurumsal düzeyleri ve benliğin gelişme süreciyle birlikte irdeler Bu bağlamda Giddens'ın söz konusu problemin nasıl ortaya çıktığını kendine özgü yakalaşımıyla nasıl ortaya koyduğunu sergilemeye çalışacağız ANAHTAR KELİMELER: Süreksizlikler, Geç Moderite, Benlik

Benlik kavramıGiddens, AnthonyGüvenlik+2
Kenan Gündal
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Pierre Bourdieu'nün makro ve mikro sosyal teoriler karşısındaki konumu

Esasen makro ve mikro sosyal teoriler karşısında Pierre Bourdieu'nün konumuna açıklık getirmeyi amaçlayan bu çalışma, sosyal teoride en çok tartışılan konulardan biri olan makro/mikro ve yapı/eylem gibi düalizmleri ve bu düalizmleri aşma denemelerinden biri olarak Bourdieu'nün katkıları ve eksiklerini de ortaya çıkarmayı ummaktadır. 1960'ların sonları ve 1970'lerin başlarında makro teorilere güven sarsılmış ve sosyal teoriye bir mikro teori akını başlamıştır. Böylece, sosyal teorinin asıl tartışma konularından biri olarak yapının mı faillerin eylemlerini belirlediği, yoksa faillerin bilinçli eylemlerinin mi yapıları oluşturduğu sorunsalı ortaya çıkmıştır. Makro ve mikro sosyal teoriler arasındaki bu savaşta bir orta yol bulmayı hedefleyen sosyal bilimcilerden biri de Pierre Bourdieu'dur. Ancak Pierre Bourdieu'nün salt makro ve mikro sosyal teoriler arasındaki dikotomiye değindiğini söylemek yanlış olacaktır. Bourdieu'nün bilimsel hayatı boyunca mevcut düalizmlerin hepsine karşı topyekûn bir savaş başlattığı söylenebilir. Bu yüzden, çalışmanın ilk bölümünde, makro sosyal teoriler ve mikro sosyal teoriler genel hatlarıyla ifade edilirken, ilintili düalizmler olan nesnelcilik/öznelcilik ve yapı/fail düalizmleri irdelenecektir. Ardından makro ve mikro sosyal teoriler daha özel olarak incelenecektir. Genel hatlarıyla makro ve mikro sosyal teorilere ve söz konusu teorilerle ilintili düalizmlerin genel özelliklerine değinildikten ve ayrı ayrı makro ve mikro sosyal teoriler incelendikten sonra, Bourdieu'nün söz konusu kavramlara nasıl anlamlar yüklediği açıklanacaktır. En son bölümde makro ve mikro sosyal teoriler karşısında Pierre Bourdieu'nün konumu incelenecektir. ANAHTAR KELİMELER: Pierre Bourdieu, Sosyal Teori, Makro Sosyal Teori, Mikro Sosyal Teori, Yapı, Eylem, Fail, Habitus, Alan, Sermaye Tipleri, Pratik, Nesnelcilik, Öznelcilik

Bourdieu, PierreEylemFail+5
Berkay Çetin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyolojide ortak duyusal bilgi sorunsalı: R. Bhaskar'ın eleştirel realizmi ile H. Garfinkel'ın etnometodolojisinin karşılaştırılması

Ortakduyusal bilginin sosyolojik bilgi üretme sürecindeki konumuna dair sosyolojide birbirine karşıt iki yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan ilki Durkheim tarafından benimsenen ortakduyusal bilginin sosyolojik bilgi üretme sürecinin dışında tutulması gerektiğini ileri süren görüştür. Bu görüşe göre ortakduyusal bilginin çelişkili, tutarsız, belirsiz, yanılsamalı bir yapısı bulunur. Bundan ötürü bilimsel inceleme sürecinin bu bilgiden arındırılması gerekir. Diğer tarafta Husserl'den etkilenen ve sosyolojide fenomenolojik yaklaşımın en önemli temsilcilerinden Schutz bulunmaktadır. Schutz'a göre sosyolojik bilgi ile ortakduyusal bilgi arasına net bir sınır çizilmesi mümkün değildir; sosyoloji açısından istenen bir şey de değildir. Çünkü sosyolojinin inceleme-nesnesi sıradan insanların ortakduyusal bilgiye dayanarak inşa ettiği bir gerçekliğe dayanır. Bu sebeple iki bilgi türü arasında süreklilik vardır. Bu iki yaklaşımla açığa çıkan uzlaşmazlık epistemolojik görünümleri olmakla birlikte arka-planda ontolojik bir ayrışmaya dayanmaktadır. Bu tezde bu ayrışmayı görünür kılmak ve ortakduyusal bilgi sorunsalının güçlü bir şekilde çözümlenmesini sağlamak amacıyla farklı sosyal ontolojilere sahip Garfinkel ve Bhaskar'ın yaklaşımları ele alınmaktadır. Bu iki düşünürün yaklaşımlarının ortakduyusal bilgi sorunsalının çeşitli boyutlarını zengin bir şekilde sunacağı ve çözümleme yapma konusunda sosyoloji için refleksiyon imkânı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu sebeple çalışmada iki düşünürün bahsi geçen sorunsal hakkındaki düşünceleri karşılaştırılacaktır.

Bhaskar, RoyEleştirel gerçekçilikEtnometodoloji+3
Uğur Binici
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Max Weber'in sosyal bilim anlayışında normatif ilgiler ile mantıksal/metodolojik kabuller arasındaki kavramsal ve kurumsal ilişki

Sosyal bilimler empirik bilgi üretmeyi hedeflese de onların ilgilerinin normatif uzantıları vardır. Kendi pratiklerinin normatif koşullarının farkında olduklarında eleştirel görünüm kazanırken, bu koşullar örtük kaldığında ekonomik ya da politik çıkarların araçları hâline gelirler. Bu çalışmada Max Weber'in metodoloji metinlerinde sergilenen sosyal bilim anlayışında sosyal bilimlerin mantıksal ve metodolojik ilkelerindeki normatif unsurları ortaya koyacağız. Weber'in sosyal bilim anlayışının genel çerçevesi değer-bağımsızlığıyla çizildiği için öncelikle bilim ile değerler arasındaki ilişkinin pratik yapısına odaklanacağız. Ardından, sosyal bilimlerin mantıksal koşulu olan değer-ilişkisinde ve metodolojik aracı olan ideal-tiplerde değerlerin rolünü inceleyeceğiz. Son olarak, Weber'in politik etiğinde resmedilen ideal politikacının habitusunda bilimsel "düşünme biçimleri"nin yerini göstereceğiz. Böylece sosyal bilimler pratiğinde, mantığı ve metodolojisinde ve politik etikte bilim ile değerlerin, ayrı alanlar olmasına rağmen, nasıl bir işbirliği içinde olduğunu ortaya çıkaracağız. Ayrıca, Weber'in düşüncesinin farklı düzlemlerinde yer alan bu ilişki Almanya'nın toplumsal ve akademik gelişmelerince koşullandırılır. Bu yüzden her bölümde 19. yüzyıl sonlarında Almanya'nın toplumsal farklılaşma ve akademik uzmanlaşma koşullarının Weber'in önüne koyduğu sorunlar matrisini betimleyeceğiz. Böylece hem teori düzleminde hem kurumsal bağlamda Weber'in sosyal bilim anlayışındaki normatif ilgilerle mantıksal/metodolojik kabuller arasındaki ilişkinin yapısını ortaya koyacağız.

Ozan Başdaner
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sembolik etkileşimci çerçevede kimliğin inşası: Boşanmış bireylerin deneyimleri

Boşanma günümüzde giderek daha görünür hâle gelen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda çeşitli sosyal bilim alanlarında olduğu gibi sosyolojik olarak da merak uyandıran bir inceleme konusudur. Refleksif modernite imâl edilmiş küresel riskler ve belirsizlikleri bünyesinde barındırmakta, bu küresel riskler, belirsizlikler ve bireyselleşmenin yükselişi toplumsal ilişkileri ve aile kurumunu da etkilemektedir. Aşk, mahremiyet, aile kavramları da akışkanlaşarak bünyesinde çelişkili anlamları bir arada taşır hâle gelmiştir. Bu bağlamda boşanmalar Batılı ülkelerdeki kadar yüksek oranlarda olmasa da Türkiye'de de artmaktadır. Aydın ise, yaklaşık son yirmi yıldır Türkiye boşanma oranları ortalamasının üzerinde seyreden on ilden birisi olma konumunu sürdürmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de boşanma oranlarının en yüksek olduğu illerden biri olan Aydın'da yaşayan boşanmış bireylerin benlik ve kimlik inşa süreçlerini kuramsal olarak sembolik etkileşimci bir çerçeveden incelemektedir. Nitel yöntemle yürütülen araştırmada 14'ü kadın, 8'i erkek olmak üzere toplam 22 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada boşanmanın bireylerin sosyal ilişkilerine, toplumsal rollerine, benlik algılarına ve kimliklerine nasıl etki ettiğine odaklanılmıştır. Benlik ve kimliğin refleksif biçimde yeniden inşası, özellikle boşanma sonrası yaşanan sosyal etkileşimler ve bireylerin bu etkileşimlere verdikleri anlamlar aracılığıyla Maxqda programında analiz edilmiştir. Goffman'ın "damga" kavramı bağlamında boşanmış birey kimliği, bu kişilerin toplum içindeki konumlarını nasıl deneyimlediklerini anlamada temel kavramlardan biri olmuştur. Erkek katılımcılar, geleneksel çevrelerde sınırlı sosyal dışlanmalar yaşadıklarını belirtmiş; ancak kadınlar, doğrudan ya da dolaylı biçimde sosyal baskı, yargılanma ve damgalanma deneyimlerinin kimlik inşa süreçlerini etkilediğini ifade etmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu boşanmayı "iyi ki" ifadesiyle olumlu bir dönüm noktası olarak tanımlarken, "keşke daha önce boşansaydım" söylemi de dikkat çekmektedir. Boşanma, başlangıçta psikososyal zorluklar barındırsa da zamanla benlik farkındalığını artıran, kimliği yeniden kurmaya olanak tanıyan bir gelişim alanına dönüşebilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Benlik, Boşanma, Damga, Gündelik hayat, Kimlik.

Boşanmış ailelerFenomenolojik sosyolojiKendilik psikolojisi+4
Gülşah Şükran Kale Yolcu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Karl Marx ve Georg Simmel'in sosyal teorilerinin ontolojik, epistemolojik, teorik ve metodolojik temellerde karşılaştırmalı bir analizi

Bu çalışmada tarihsel ve ilişkisel bir teorik yaklaşımla, çağdaş sosyal teorideki tartışmalardan hareketle klâsiklere odaklanarak, Marx ve Simmel'in sosyal teorileri karşılaştırmalı olarak analiz edilecektir. Burada klâsiklere dönüş gerçekleştirilmesinin nedeni, hem çağdaş sosyal teorinin tarihsellik gibi klâsik anlayışlardan beslenmiş olması nedeniyle klâsiklerin okunmasıyla daha iyi anlaşılabileceğini hem de onun ortaya koyduğu ilişkisellik gibi anlayışlarla klâsiklerin yeniden okunması gerektiğini düşünmemizdir. Günümüzde doğrudan bu iki düşünüre odaklanan, onların çalışmalarının ontolojik, epistemolojik, teorik ve metodolojik yönlerden kapsamlı bir karşılaştırmasına rastlanamamış olması bu çalışmayı önemli kılmaktadır. Ancak bu eksiklik aynı zamanda bu çalışmanın zorluklarından birini de oluşturmuştur. Kavramlar arası ilişkiler üzerine inşa edilen sosyal teorinin merkezî problemi geçmişte de günümüzde de "karşıtlar arasındaki ilişkinin nasıl ele alınacağı" olmuştur. Ancak tözcülük ve şeyleştirme eleştirilerinin günümüzde geldiği aşamada şeylerin ele alınışında yaşanan değişim, bu ilişkinin nasıl analiz edildiğini temelden farklılaştırmıştır. Bu değişim şeylerin artık sabit ve durağan birer töz olarak ele alınmaması ve ilişkilerin çok-yönlü ve çok-boyutlu olarak ele alınması yönünde gerçekleşmiştir. Ancak bu eleştirileri yöneltenler düaliteleri aşma girişimlerinde giderek daha çok Marx ve Simmel'in teorilerine dönmektedirler. Çünkü, onların çalışmaları, kendi dönemlerindeki hâkim paradigmanın aksine, bu eğilimi yansıtmaktadır. Bu çalışmada, sosyal teoride süregelen karşıtlıklar arasındaki ilişkinin nasıl ele alınacağı temel probleminden hareketle, Marx ve Simmel'in sosyal teorilerinin ontolojik, epistemolojik, teorik ve metodolojik temellerde karşılaştırmalı analizinin gerçekleştirilmesiyle, bu düşünürlerle çağdaş sosyal teori arasındaki bağlantıyı sağlayan, onların teorilerinin bu niteliklere sahip olmasına sebep olan şeyin "tarihsel ve ilişkisel diyalektik" olduğunun ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın temel iddiası, Marx ve Simmel'in kendilerine özgü bir tarihsel ve ilişkisel diyalektik yaklaşıma sahip oldukları ve bu yaklaşımdan hareketle her iki düşünürün de sosyal dünyayı kendi tarihsel ve ilişkisel diyalektik yöntemleriyle analiz ettikleridir. Bu iddiayı temellendirebilmek için, Marx'ın tarihsel diyalektiğe sahip oluşu kendi açıklamalarına ve çalışmalarına dayandırılarak gösterilmekle birlikte, onun diyalektiğinin aynı zamanda ilişkisel oluşu günümüzdeki ilişkiselcilik tartışmalarından hareketle konumlandırılacaktır. Bununla birlikte, günümüzde Simmel'in ilişkisel bir anlayışa sahip olduğu konusunda hem fikir olunsa da, diyalektik bir düşünür olduğu konusundaki tartışma sürmektedir. George Ritzer, Henry Schermer, David Jary, Levis A. Coser vb.'nin Simmel'in de diyalektik bir düşünür olduğuna yönelik görüşlerinden hareketle, onun "ilişkisel bir diyalektiğe" sahip olduğu gösterilecek, fakat diyalektiğinin aynı zamanda tarihsel oluşu çalışmaları incelenerek ve Marx'ınkilerle karşılaştırılarak ortaya koyulacaktır.

DiyalektikEpistemolojiMetodoloji+2
Gülnaz Atilla Karakaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors