Theses supervised by Prof. Dr. Vahit Doğan

23 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University

Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Mal satımı Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşmasına göre sözleşmenin kurulması

Çalışmamız ile Uluslararası Mal Satımı Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG) ile Türk Borçlar Hukukunda sözleşmenin kurulması konusunun karşılaştırmalı olarak ele alınması ve CISG?in akit statüsü olarak seçilmesi halinde sözleşmenin kurulmasının ayrıntılı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Uluslararası ticaret hacminin hızla artması devletler arasındaki işbirliği ve bu konuda çıkabilecek uyuşmazlıkların daha güvenilir ve önceden tahmin edilebilir şekilde çözülmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Farklı sosyal, ekonomik ve hukuk sistemleri olan devletlerin sözleşmelere uygulanacak yeknesak hukuk kurallarıyla aralarındaki ticaretin daha sağlıklı olacağı düşünülmüştür. Bu amaçlarla uluslararası mal satımı ile ilgili hukukun bütünleştirilmesi konusunda pek çok çalışma yapılmıştır. Uluslararası Mal Satımı Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşmasının (CISG) öncüleri olan Uluslararası Mal Satımı Sözleşmelerinin Kurulması Hakkında Yeknesak Kanuna İlişkin Antlaşma (ULF) ve Uluslararası Mal Satımı Hakkında Yeknesak Kanuna İlişkin Antlaşma 1964 yılında Lahey Konferansında hazırlanmıştır. Bu tarz çalışmaların desteklenmesi için Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) kurulmuştur. 1978 yılında gözden geçirilen ULIS ve ULF tek bir metin olarak CISG?de birleştirilmiştir ve 11 Nisan 1980 tarihinde kabul edilmiştir. 1 Ocak 1988 tarihinde kabul eden on bir devlet için yürürlüğe girmiştir. Günümüzde CISG?e yetmiş dokuz devlet taraftır. Türkiye Cumhuriyeti 7 Temmuz 2010 tarihinde CISG?e katılmış ve 1 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde CISG?in tarihi gelişimi ve yapısı, sözleşmeden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukukunun tespiti ve akit statüsünün uygulama alanı dışında kalan hususlar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümümüzde ise CISG?e göre sözleşmenin kurulması, sözleşmenin kurucu unsurları, sözleşmenin kurulma anı ve sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını meydana getirdiği an konuları incelenmiştir. Bu konular ele alınırken çeşitli mahkeme ve hakem kararlarına da yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Milletlerarası Özel Hukuk 2. Sözleşmenin Kurulması 3. Sözleşmeler Hukuku 4. Uluslararası Mal Satımı 5. CISG

Mustafa Alper Ener
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Yabancı boşanma kararlarının tanınması ve tenfizi

Boşanma, evlilik ilişkisini sona erdiren nedenlerden biridir. Ülkemizde boşanma mahkemeye başvurularak karar alınmasıyla gerçekleştirilebilmektedir. Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda ise birçok ülkede taraflara mahkemeden karar almadan boşanabilme imkânı tanındığı görülmektedir. Bu bağlamda boşanma ile evlilik ilişkisi adlî makam kararı, idari makam kararı, adlî ya da idarî makam kararı gerekmeksizin sona erdirilebilmektedir. Bilindiği üzere tarafların boşanarak, evlilik ilişkisini sona erdirmelerinin birçok hukuksal sonucu mevcuttur. Yabancı ülkelerde farklı yöntemlerle gerçekleştirilen boşanmaların hukukî sonuçlarının kabulü milletlerarası özel hukukun ehemmiyet arz eden konularındandır. Boşanma ve boşanmaya bağlı ortaya çıkan hukukî sonuçların kabulü tarafların hukuksal konumlarını etkilemektedir. Özellikle yeniden evlenebilme, mirasçılık sıfatı, mal rejimi tasfiyesi, soybağı, velayet hakkına bağlı işlemleri gerçekleştirme, seyahat, ikamet, çalışma gibi çeşitli sosyal haklardan yararlanma gibi konular diğer ülkelerde gerçekleşen boşanmaların hukukî sonuçlarının kabulünü gerekli kılmaktadır. Bu şekilde hukukî ilişkilerde istikrar sağlanarak, tarafların yaşayacakları olası hak kayıpları önlenebilmektedir. Ülkemizde yabancı boşanma kararlarının hukukî sonuç doğurması tanıma ya da tenfizle mümkün olmaktadır. İlk olarak belirtmek gerekir ki, taraf olduğumuz bazı milletlerarası sözleşmeler çerçevesinde yabancı boşanma kararlarının tanıma ya da tenfizi imkân dâhilindedir. İç hukukumuzda tanıma ve tenfizle ilgili temel düzenlemeler ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da yer almaktadır. Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27/A ve Mavi Kartlılar Kütüğü ve Beyan Edilen Nüfus Olaylarının Tutulması Hakkında Yönerge çerçevesinde de yabancı boşanma kararları dava açılması gerekmeksizin nüfus kütüğüne tescil edilerek tanınabilmektedir. Çalışmamızda taraf oluğumuz milletlerarası sözleşmeler, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27/A ile Mavi Kartlılar Kütüğü ve Beyan Edilen Nüfus Olaylarının Tutulması Hakkında Yönerge çerçevesinde yabancı boşanma kararlarının tanıma ve tenfizinde ortaya çıkan hukukî sorunların belirlenmesi ve değerlendirmesi amaçlanmaktadır.

BoşanmaKanunlarKarşılaştırmalı hukuk+7
Vildan Sezişli
Ankara Hacı Bayram Veli University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Milletlerarası nitelikli franchise sözleşmelerine uygulanacak hukuk

Ticari hayatta belli bir tacire ait işletmecilik yönteminden yararlanılarak mal ve/veya hizmet sürümünün yeknesak görünüm altında başka tacirler tarafından yapılması franchise sözleşmelerini ortaya çıkarmıştır. Dünyada ve Türkiye'de franchise sözleşmeleri yaygın olarak yapılmaktadır. Buna göre, farklı ülkelerden Türkiye'ye franchising gelmekte ve Türkiye'den de farklı ülkelere franchising verilmektedir. Bu durum, milletlerarası nitelikli franchise sözleşmelerinin ve bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların, milletlerarası özel hukuk bakımından ele alınmasını gerektirir. Bu bağlamda, franchise sözleşmeleri bakımından Türk hukukunun yanı sıra yabancı hukukların da uygulanması ihtimali ortaya çıkar. Birçok ülke hukukunda olduğu gibi Türk hukukunda da düzenlenmeyen franchise sözleşmeleri; başka sözleşmelere ilişkin unsurları barındırmakta, benzer sözleşmelerle karşılaştırılmakta, farklı türleri içermekte, farklı hukukî nitelik ve özellikleri haiz olmaktadır. Franchise sözleşmelerinin söz konusu karmaşık yapısı, uygulanacak hukukun tespitinde etkili ve belirleyicidir. Bu bağlamda, milletlerarası franchise sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların hangi hukuka göre çözüme kavuşturulacağı, yani bu sözleşmelere uygulanacak yetkili hukukun tespiti meselesi önem taşır. Ayrıca, franchise sözleşmesi statüsünün uygulama alanının da ortaya konulması gerekir. Çalışmamızda; Türk hukuku bağlamında, karşılaştırmalı hukuktan da yararlanılarak, franchise sözleşmelerinin maddi hukuktaki yapısı, sübjektif ve objektif bağlama kuralı uyarınca milletlerarası franchise sözleşmelerine uygulanacak hukukun tespiti, franchise sözleşmesi statüsünün uygulama alanı, yani bu hukukun kapsamına giren ve kapsam dışı kalan hâller ele alınmıştır. Bu çerçevede, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri bağlamında ve karşılaştırmalı hukuk ışığında, milletlerarası franchise sözleşmelerine uygulanacak hukuka ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılarak sorunlar ve çözüm önerileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Franchise sözleşmeleri, milletlerarası franchise sözleşmeleri, uygulanacak hukuk, uygulanacak hukukun tespiti, sözleşme statüsünün uygulama alanı

Dağıtım sözleşmeleriDevletler özel hukukuFranchising sözleşmesi+4
Ömür Karaağaç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Enerji yatırımları ve uluslararası koruma standartları

Çalışmamızın konusunu, ?Uluslararası Yatırım Hukukunda Enerji Yatırımlarının Korunması? oluşturmaktadır. Uluslararası hukukta yatırımların teşviki ve korunması konusu ağırlıklı olarak ikili ve çok taraflı yatırım antlaşmalarında düzenlenmiştir. Tarihsel süreç içinde bazı faaliyet sahalarının yerel ve küresel ekonomi üzerinde artan etkisi, münhasıran bu alanlara yönelik uluslararası düzenlemeler yapılmasının yolunu açmıştır. Bahsi geçen alanlar arasında enerji sektörüne ilişkin yatırımlar başat rol oynamaktadır. Bu çerçevede serbest bir enerji piyasasının tesisi ve enerji arz güvenliğinin temini için hukuki zemin oluşturulması temel amacı çerçevesinde, enerji sektöründeki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik atılan en önemli uluslararası adım,1994 yılında akdedilen Enerji Şartı Antlaşmasıdır.Enerji yatırımlarının korunması bağlamında, uluslararası yatırım hukukunda yatırım ve yatırımcı kavramlarına yüklenen anlamın tahlil edilmesi özel önem taşımaktadır. Bu kavramların izahı hem Enerji Şartı Antlaşmasının uygulama alanının belirlenmesi hem de hakem heyetlerinin yargılama yetkisinin tespiti bakımından gereklidir. Zira yatırım uyuşmazlıklarının çözümü aşamasında, hakem heyetleri öncelikle somut ihtilaflarda yatırım ve yatırımcının mevcudiyeti konusunu incelemekte ve buna göre yargılama yetkilerinin bulunup bulunmadığı konusunda hüküm tesis etmektedir.Enerji Şartı Antlaşmasında yabancı yatırımcının ev sahibi devlette maruz kalabileceği politik risklere karşı korunabilmesi amacıyla, ev sahibi devletin yatırımcı ve yatırıma yönelik üstlenmesi gereken bazı temel koruma standartlarına yer verilmiştir. Bu standartlar altında; haksız kamulaştırmanın önlenmesi, koruma ve güvenlik, âdil ve hakkaniyete uygun muamele ve ayrımcılık yapmama ilkeleri yer almaktadır. Antlaşmada milli muamele ve en çok gözetilen ulus kayıtları ise ayrımcılık yapmama ilkesi kapsamında ele alınmaktadır.

EnerjiKoruma kanunlarıStandartlar+6
Alper Çağrı Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Milletlerarası Hukukta FIDIC kuralları çerçevesinde müteahhidin akdi sorumluluğu

?Milletlerarası Özel Hukukta Müteahhidin Sorumluluğu? konulu tez çalışmamızın amacı, FIDIC sözleşmelerini esas alan milletlerarası karakterli inşaat sözleşmelerinde müteahhidin sözleşmeden doğan borçlarını ve buna bağlı olarak doğacak sorumluluklarını incelemektir.Bugün, dünyada büyük mâliyet ve uzmanlık gerektiren milletlerarası karakterli inşaat sözleşmeleri temelinde gerçekleştirilen inşaat projelerinin sayısı hızla artmaktadır. Buna bağlı olarak da, teknik müteahhitlik hizmeti kavramının, sektördeki yeri yeniden tanımlanmakta ve teknik müteahhitlik uygulamaları giderek daha yaygın ve yetkin hâle gelmektedir.İnşaat sektörü, çok sayıda ve çeşitli mesleklere dayalı heterojen, son derece emek yoğun, coğrafi açıdan da en fazla dağılmış sektördür. Sektörel analizler yapılırken konuyu sadece konut inşaatı bazında değerlendirmek doğru olmaz. Konunun bir ucu alt-yapı ve sosyal tesislerin inşaatına gitmekte; diğer ucu da sanayi ve ticari yapıların inşaatına dayanmaktadır .Milletlerarası ticaret alanındaki gelişmeler ve küreselleşmenin etkisiyle inşaat sektörü de kabuk değiştirmeye başlamıştır. İnşaat sektörüne yönelik olarak görülen en belirgin değişiklik, inşaat firmalarının dış pazara açılmaları ve iş hacimlerini genişletmeleridir . Dolayısıyla makro düzeydeki inşaat işlerinde, finansal teşviklerin artırılması, iletişim teknolojilerinin ilerlemesi ve proje yönetim tekniklerinin gelişmesine paralel olarak farklı milletlerden kişilerin bu tarz projelerde sözleşmeye taraf olmaları sağlanmıştır. Milletlerarası yönü yoğun bu gibi projelerin sayıca fazlalaşması ve sonuç bazında başarı sağlanabilmesi sözleşme taraflarının ortak amaç doğrultusunda samimi bir işbirliği yürütmelerine bağlıdır. Devletlerin bu alanda sosyal, mâli ve hukuki politikalarını yakınlaştırma çalışmaları, işbirliğini desteklemektedir .Milletlerarası inşaat sektörü, insan sağlığını ve çevreyi ön plâna alan, koruyucu önlemler yolu ile sağlam temelli, dayanıklı inşaatların yapılmasının hedeflendiği bir sektör olma yönünde gelişmektedir. Bu bağlamda işverenlerin söz konusu standartlara uygun olarak yaptıracağı işlere teklif veren müteahhitlerin başarılı olmaları, gerek kendi ülkelerinde gerekse iş yapacakları yabancı ülkede yürürlükte olan mevzuatı iyi bilmelerine ve belli bazı milletlerarası standartlara ve kurallara uymalarına bağlıdır .Türk müteahhitlerinin milletlerarası alanda yürüttükleri inşaat projelerinin varlığı, firmaların kâr transferini artırması, işçilerin gönderdiği dövizler yolu ile döviz girdisi sağlaması, inşaat malzemeleri, makine ve teçhizat ihracı yolu ile ödemeler dengesine katkı sağlaması, istihdam yaratması, Türk uzmanlarının ve işçilerinin eğitim ve deneyimlerine katkıda bulunması, teknolojik bilgi birikimi ve tecrübe sağlaması, ihracata katkıda bulunması, bankacılık sektörünü geliştirmesi, ülkemizin milletlerarası ilişkilerini artırması gibi nedenlerle Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahiptir .Türk müteahhitleri,1970'li yıllardan bu yana başta Libya, Mısır, Rusya, Romanya, Azerbeycan, Kazakistan, Türkmenistan, Suudi Arabistan, Polonya, Irak , Bulgaristan olmak üzere 62 ülkede 60 milyar dolar tutarında toplam 2850 adet proje üstlenmişlerdir . Yurt dışında bir önceki yıl yapılan işler esas alınarak hazırlanan ?Dünyanın En Büyük 225 Uluslararası Müteahhidi? listesinde 2010 yılında 31 Türk müteahhitlik firması yer almıştır .Yabancı ülkelerde ihâle kazanıp iş yapan Türk müteahhitlerinin milletlerarası hukukun objektif kuralları çerçevesinde karşılaştıkları sorunları en aza indirme, hak arama imkân ve yollarını kolaylaştırma, milletlerarası inşaat hukukunda sektörel anlamda uygulanmakta olan standart kurallara aşinalıklarını sağlamanın öncelikli meselelerimizden birisi olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler:1. Akdi Sorumluluk2. Hukuk3. Müteahhid4. Sözleşme

FIDICMüteahhitlerSorumluluk+3
F. Elif Çelik Ekşi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ticari teslim şekilleri (INCOTERMS) 2000 kurallarına göre FOB teslim şekli

Dış ticaret sürecinde mallar genellikle farklı ülkelere taşınmakta olup, ticari ilişki içerisine giren taraflar birbirini tanımamaktadır. Dolayısıyla da taraflar arasında pek çok muhtelif sorunlarla karşılaşılması muhtemeldir. İşte bu gibi sorunların önüne geçilebilmesi amacıyla ICC tarafından ticari terimlerin açıklanması için INCOTERMS kuralları oluşturulmuştur. Söz konusu sözleşme terimleri evrensel olarak standardize edilmiş kurallar bütünüdür.INCOTERMS kuralları ticari hayatın gereğine uygun olarak sürekli olarak güncelleştirilmiş olup, en son 2000 yılında güncelleştirilmiştir.FOB teslim şekli de INCOTERMS kurallarının bir çeşidi olup, deniz aşırı teslim şekilleri arasında sık kullanılan teslim şekillerinden birisidir. FOB teslim şekli deniz veya iç su taşımacılığında kullanılmaktadır. INCOTERMS 2000 Kurallarının FOB teslim şeklinde uygulanabilmesi için tarafların aralarında yapacakları sözleşmeye açıkça FOB/(yükleme limanı) INCOTERMS 2000 kaydını koymaları gerekmektedir.INCOTERMS kurallarının kullanılması tarafların hak ve borçlarını etkileyeceğinden dolayı ticari terimlerin içeriğinin anlaşılması ve taşımacılık şekline uygun olan ticari terimin kullanılması önem arz etmektedir.FOB teriminde hasarın geçiş noktası olan geminin küpeştesi noktası büyük bir öneme sahip olup, satıcının ve alıcının sorumluluklarının sınırını da geminin küpeştesi noktası belirlemektedir.INCOTERMS 2000'deki düzenlemeye ve söz konusu kuralların ticari hayatın gereğine uygun olarak değişmesine binaen TTK Tasarısında da FOB teslim şekline yer verilmemiş olup, tarafların INCOTERMS kurallarına atıf yapmakta olduğu veya INCOTERMS kurallarından ayrılan özel düzenlemeler getirmekte olduğu hususu belirtilmiştir.Bu tez çalışmasında INCOTERMS 2000 kurallarına Göre FOB teslim şekli incelenmiştir. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmakta olup, birinci bölümde genel olarak INCOTERMS ve FOB teslim şekli incelenmiştir. Bu kapsamda sınırlandırmaya tabi kalınarak TTK'daki ve TTK Tasarısındaki düzenlemelere de yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise INCOTERMS 2000 kurallarına göre satıcı ve alıcının hak ve borçları incelenmiştir. Söz konusu konu başlığı kapsamında FOB teslim şeklinde önemli bir yeri bulunan hasarın geçişi konusu da ayrıntıları ile incelenmiştir.Anahtar Sözcükler1.FOB2.INCOTERMS 20003.ICC Kuralları4.Uluslararası Ticaret5.Deniz Ticareti Hukuku

Deniz hukukuDeniz ticaretiFOB teslim+2
Gökçe Karakaya Gül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ve Tataristan Cumhuriyetinde yabancıların çalışma hakkı

Anayasa'ya göre, herkes çalışma hakkına sahiptir. Genel kural, yabancılar Türkiye'de Türk vatandaşları gibi çalışma hak ve özgürlüğünden yararlanırlar. Yabancılara ilişkin düzenlemeler kanunlarla yapıldığı takdirde, yabancıların haklarını azaltan, sınırlayan durumlar öngörülebilir. Bunun sınırı milletlerarası hukuk normlarıdır.Çalışma haklarından yararlanacak yabancıların, yerine getirmek zorunda oldukları usul kuralları vardır. Bunlar çalışma izni ve çalışma vizesi alınması, ikamet izni alınması, bildirme yükümlülüğüdür.Yabancıların çalışma haklarına kamu güvenliği, kamu sağlığı, kamu düzeni, kamu yararına ekonomik nedenlerle kanunlarda sınırlamalar getirilebilir.Sosyal hak ve özgürlüklere gelince, yabancıların Türkiye'de bazı kısıtlamalarla da olsa sendikal hakları, toplu sözleşme, grev ve lokavt hakları, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve dinlenme hakları, sosyal güvenlik hakları vardır. Bu haklar ve özgürlükler gerek kanunlarla gerek milletlerarası sözleşmelerle tanınmıştır.

Devletler özel hukukuTataristanTürkiye+3
Almaz Fahriyev
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma ve ayrılıktan doğan kanunlar ihtilafı kuralları

Günümüzde milletlerarası ilişkilerin artmasıyla beraber mahkemelerimiz önüne çok sayıda yabancı unsurlu boşanma ve ayrılık davası gelmektedir. Dolayısıyla yabancı unsurlu boşanma ve ayrılık davalarında, boşanma ve ayrılığa ve bunların fer'i sonuçlarından olan nafaka ve velayet hususuna uygulanacak hukukun tespiti meselesi önem arz etmektedir.Boşanma ve ayrılık konusunda ülkesel farklılıkların iç hukuk bakımından etkisini nasıl gösterdiğini incelediğimiz bu çalışmanın birinci bölümünde; maddi hukuk alanında boşanma ve ayrılık hususu genel olarak incelenmiş, ikinci bölümde boşanma ve ayrılığa uygulanacak yetkili hukukun ne olacağı meselesi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikler ve çeşitli hukuk düzenlerindeki kanunlar ihtilafı kurallarıyla birlikte değerlendirilerek incelenmiştir.Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise; boşanmanın hukuki sonuçlarından olan nafaka ve velayete uygulanacak hukuk üzerinde durulmuştur.Çalışmamızın sonuç kısmında da; araştırmamız hakkında çözüm ve görüş önerileri ortaya konmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Yabancı2.Boşanma3.Ayrılık4.Nafaka5.Velayet

BoşanmaEvli çiftlerKanunlar+4
Merve Özcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ticarette sözleşmelerin hazırlanması

Uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerden kaynaklananuyuşmazlıkların niteliği karmaşık ve çözümü masraflıdır. Bu türuyuşmazlıkların önlenmesi için sözleşmenin müzakere ve düzenlenmesiaşamalarında taraflarca bazı hukuki tedbirler alınabilir.Bu yüksek lisans tezi, uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerinmüzakere ve düzenlenmesi aşamalarının, doğması muhtemeluyuşmazlıkların önlenmesine yönelik bazı hukuki tedbirlerin incelenmesiniamaçlamaktadır.Bu tezde ayrıca uluslararası nitelikli ticari sözleşmeler konusundauluslararası kuruluşlarca hazırlanan düzenlemelerde incelenmiş ve budüzenlemelerin sözleşmelere dâhil edilmesi ve uygulanması incelemekonusu yapılmıştır.Sonuç itibariyle, uluslararası nitelikli ticari sözleşmelerdenkaynaklanan uyuşmazlıkların tamamen önlenmesi mümkün değildir. Ancak,bu tür sözleşmelerin müzakere ve düzenlenmesi aşamasında yapılacakdüzenlemeler ile uyuşmazlıklar büyük ölçüde önlenebilir.Anahtar Kelimeler1. Uluslararası ticari sözleşme2. Sözleşme müzakeresi3. Sözleşmenin düzenlenmesi4. Sözleşmeye dâhil etme5. Model Kanun

SözleşmelerTicaretTicaret hukuku+3
Sezercan Bektaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinde işçilerin serbest dolaşımı

Serbest dolaşım Avrupa Birliği`nin temel politikalarından biridir. Serbest dolaşım malların, sermayenin, hizmetlerin ve işçilerin serbest dolaşımı konularını içinde barındırır. Bizim tezimizin konusu ise işçilerin serbest dolaşımıdır.Serbest dolaşım sadece bir üye devlet vatandaşının başka bir üye devlette çalışabilmesi anlamına gelmez. Bunun yanı sıra o ülkede ikamet etme, sosyal güvenlik, sendikal haklar, eğitim ve öğretim haklarını vs. da kapsar.Avrupalı işçiler 1914 yılına kadar istediği yerde çalışma hakkına sahipti. I. Dünya Savaşından sonra ise işçilerin serbest dolaşımı konusunda bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Bu nedenle gerçekleştirilen Leeds, Bern ve Paris Konferanslarında bu sınırlamaları en aza indirgeyecek kararlar alınmıştır. II. Dünya Savaşından sonra oluşan birlik olma çabaları sonucunda ortaya çıkan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kendi sektörleriyle kısıtlı da olsa işçilerin serbest dolaşımını kabul etmekteydi. Günümüzde kömür, çelik ve atom enerjisinde çalışanlar ayrımı yapılmadan her türlü işçinin serbest dolaşımı, Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma`nın 39?42. maddelerinde düzenlenmektedir.Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşma işçilerin serbest dolaşım hakkını açık hükümlerle düzenlemiş, bu maddelerin uygulama alanlarını göstermek amacıyla Avrupa Konseyi tarafından çeşitli tüzük ve direktifler çıkarılmıştır.Tek Avrupa Senedi, Avrupa Topluluğu Sosyal Şartı, Schengen, Maastricht ve Amsterdam Antlaşmaları ile de işçilerin serbest dolaşımı hakkına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.Serbest dolaşım hakkına Avrupa Topluluğu Antlaşması`nın 39/3 ve 46/1 maddeleriyle bir takım kısıtlamalar getirilmiştir. Bu maddelerden çıkan sonuca göre işçilerin serbest dolaşımı kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı ve kamu sektörü nedenleriyle sınırlanabilir. Ancak herhangi bir üye devlet, başka bir üye devlet vatandaşının serbest dolaşımın kendisine verdiği hakları kullanmasını engellemek amacıyla bu kısıtlamaları suistimal etmemelidir.1612/68 sayılı Tüzük işçi ailesinin içine kimlerin girdiğini saymaktadır. İşçinin sahip olduğu çalışma, eğitim, sosyal güvenlik vs. haklara işçinin ailesi de belli koşullarda sahiptir.Türkiye 1 Temmuz 1959`da Avrupa Ekonomik Topluluğu ile müzakerelere başlamış, 12 Eylül 1963 tarihinde de Ankara Antlaşması`nı imzalamıştır. Ankara Antlaşması`nda tarafların kademeli olarak işçilerin serbest dolaşımını gerçekleştireceği konusunda anlaştıkları belirtilmiştir. 23 Kasım 1970`de imzalanan ve 1 Ocak 1973`de yürürlüğe giren Katma Protokol ile işçilerin serbest dolaşımının Ankara Antlaşması`nın yürürlüğe girişinden sonraki 12. yılın sonu ile 22. yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirileceği hüküm altına alınmıştır. Bu madde Türk işçilerinin 22 yıl sonra Ortak Pazar işçileri ile eşit haklara sahip olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Ancak 1 Ocak 1986 tarihinde bu geçiş süresi tamamlanmasına rağmen işçilerin serbest dolaşımına ilişkin herhangi bir uygulama başlamamıştır.Ankara Antlaşması`na göre tarafların, ortaklığın yürütülmesi ve kademeli geçişin sağlanabilmesi için Ortaklık Konseyi`ni toplamaları gerektiği düzenlenmiştir. İşçilerin serbest dolaşımı konusu ile ilgili olarak 2/76, 1/80 ve 3/80 sayılı kararlar kabul edilmiştir. Bu Ortaklık Konseyi Kararları Türk işçilerinin ve Türkiye`de çalışmak isteyen Topluluk vatandaşlarının serbest dolaşımına ilişkin ayrıntılı hükümler içermektedir.Toplulukta yaşayan Türk işçileri ve aileleri Ankara Antlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararlarından doğan haklarının üye devletler tarafından tanınması amacıyla üye devlet mahkemelerinde davalar açmış ve bunun sonucunda bu davalar ATAD`ın önüne getirilmiştir. ATAD da verdiği kararlarla konuya ışık tutmuştur.İşçilerin serbest dolaşımı hakkı, Topluluk ile Türkiye arasında karşılıklı olarak tanınmış bir haktır. Bu nedenle Türkiye de üzerine düşen düzenlemeleri yerine getirmek durumundadır. Türkiye`nin kendi ulusal mevzuatını Avrupa Birliği müktesebatına yaklaştırma çalışmaları takip edilmektedir. Her sene düzenlenen ilerleme raporları ile Türkiye`nin konu ile ilgili yaptığı çalışmalara değinilir ve henüz düzenlenmeyen hususların bir an önce yerine getirilmesi önerilir.Anahtar Sözcükler1. Serbest Dolaşım2. İşçilerin Serbest Dolaşımı3. Çalışma hakkı4. Avrupa Topluluğu`nu kuran Antlaşma5. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı

Avrupa BirliğiSerbest dolaşımUluslararası ilişkiler+1
Zeynep Duygu Oğuz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Suçluların iadesine dair Avrupa sözleşmesi ve Türkiye

Çalışmanın kapsamı itibarı ile genel olarak iade müessesesinin, tarihçesi, geçirdiği evreler, konunun hangi disiplinler tarafından incelendiği ifade edilmiş, diğer müesseselerle farklı ve benzer noktaları sergilenerek kavramsal çerçevesi ortaya konulmuştur. Öncelikle SİDAS, daha sonra da Türk hukuku bakımından işleyişe hâkim olan kural ve ilkeler ele alınarak genel hatları ile suçlu iadesi süreci belirtilmiştir. Bu kapsamda iade ilke olarak yabancılar için söz konusu olduğundan, konunun yabancılar hukuku veçhesi ve vatandaşlık kavramı açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Vatandaşın iade edilmezliği ilkesi açısından iade hukukunun geldiği nokta değerlendirilerek, sözleşme ile tanınan bu olanağın genişletilerek amacını aşar bir hal aldığı tespit edilmiştir. Bu istisnanın genişletilmesinin sebep ve sonuçları analiz edilmiş, ileri sürülen görüşler ve uygulama birlikte ele alınarak, bu alandaki eğilimler ve önerilere de yeri geldikçe değinilmiştir. Ayrıca, konuyu düzenleyen eski ve yeni TCK hükümleri karşılaştırmalı olarak ele alınıp analiz edilmiştir. Bu yapılırken de, düzenlemelerin getirdiği hüküm ve sonuçların neler olduğu, konu ile ilgili meclis oturumlarındaki tartışmalarda serd edilen görüşler, mahkeme kararları, Yargıtay ve Danıştay içtihatları, AİHM kararları incelenerek mesele çok yönlü olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tartışmalı ve hukukumuz açısından sorun yaratan hususlara ilişkin görüş ve eleştirilere ise yeri geldikçe yer verilmiş, anlamsal bütünlük açısından TCK'nın konuyu düzenleyen 18'inci maddesine ilişkin genel değerlendirme, görüş ve önerilerin, ilgisi bulunan konularla birlikte ele alınıp incelenme yolunun seçilmesinin konunun anlaşılmasına daha çok hizmet edeceği düşünülmüştür. İnceleme sırasında, iade hukukunda yeteri kadar yer almayan, ancak, bu alandaki farkındalığın artması ile birlikte önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak ve referans verilecek olan insan hakları boyutu ile konu incelenmiş ve burada gelinen aşama ve ulaşılan sonuçlar tahlil edilmeye mesele bu yönü itibarı ile de ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma sırasında karşılaşılan bir diğer husus da, inceleme konumuzu teşkil eden SİDAS'ın önemli bir cüzünü oluşturan ve özellikle sözleşmenin yorum ve uygulamasında yararlanılan ve maddelerin şekillenmesi arkasındaki amaç ve gerekçeleri sıralayan Açıklayıcı Rapora Türk hukukunda yapılan bilimsel çalışmalarda yeterince yer verilmediği hususudur. Bu nedenle, çalışmamızda yeri geldikçe Açıklayıcı Rapora yollama ve başvuru yapılarak ve söz konusu metnin çevirilerine metinde yer verilerek ele alınan maddelerin anlam ve sonuçlarının daha somut ve bir şekilde kavranması sağlanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Suçluların İadesi2.Vatandaşın İade Edilmezliği3.Çekince4.Müstakil İade Yasası5.İnsan Hakları

HukukSiyasi suçlarSuçlular+4
Ahmet Ulutaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı bankaların Türkiye'de kuruluşu ve faaliyetleri

Bilindiği üzere, bankacılık sektörü her ülkede ekonomik hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak görülmektedir. Ekonomik hayatın devamlılığı ve etkinliğini sürdürebilmesi aynı zamanda bu sektörün kendisinden beklenen amaçları yerine getirebilmesi ile gerçekleşebilecektir. Bu alanda etkinliğin, verimliliğin ve devamlılığın sağlanabilmesi ancak bu alana hizmet edebilmesi için yürürlüğe sokulmuş olan kuralların ve ekonomik hayatın kendine özgü prensiplerinin varlığı ile mümkün olabilecektir.Bu temel nedenlerle, iki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde, ilk olarak bankacılık kavramının ifade ettiği anlam, ekonomi alanındaki yeri ve önemi ile Türkiye'de bankacılık alanındaki tarihsel gelişimde nasıl bir süreçten geçildiği ve bu alanda yürürlüğe sokulan hukuki mevzuatlar ve bu mevzuatların getirdiği yenilikler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, bu bölümde, yabancılar hukuku ve vatandaşlık hukuku çerçevesinde bankaların kuruluşu ve konunun bütünlük içinde algılanabilmesi için devletin ekonomik hayata müdahale nedenleri ve bu nedenleri oluşturan önemli unsurlardan biri olan 5411 Sayılı Bankacılık Kanununun uygulanmasını sağlayan BDDK'nın neden bağımsız bir idari otorite olarak nitelendirilmesi konuları açıklığa kavuşturulmuştur.Tezin ikinci bölümünde ise, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun amaç ve kapsamı çerçevesinde yerli ya da yabancı sermayeli bankaların Türkiye'de bankacılık sektörüne girmek için almaları gereken kuruluş ve faaliyet izni sürecinin nasıl işlediği, kuruluş ve faaliyet izni olan iki aşamalı bir izin sisteminin nedenleri ile yabancı bankaların Türkiye'de bankacılık sektöründe hangi şekillerde faaliyette bulunabilecekleri ve uygulamada yerli bir bankadan farklı bir uygulama ile karşılaşıp karşılaşmadıkları üzerinde bir değerlendirme yapılmıştır.Öte yandan, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun uygulanma alanı itibarıyla özel bir kanun olması nedeniyle, DYYK'ya tabi olmayışına da değinilerek, DYYK'nın amacı ve kapsamı da ortaya konulmuştur. Yabancı bankaların DYYK'ya tabi olmayışının temel nedeni olarak, devletin düzenleme yaparak müdahale etmek istediği ekonomik alandaki özel düzenlemelerin uygulanmasının daha öncelikli bir öneme sahip olması gelmektedir. Bu nedenle, DYYK amaç ve kapsam maddeleri çerçevesinde ancak uygulanacak olduğu alanda özel bir düzenleme ya da uluslararası bir antlaşma yok ise hüküm ifade edecektir.Anahtar Sözcükler1.Banka2.Yabancılar Hukuku3.Kuruluş İzni4.Faaliyet İzni5.Yabancı Banka

BankacılıkBankacılık sektörüBankalar+3
Emel Budak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

AB ve Türk Hukuklarına göre internet ortamında fikrî mülkiyet haklarının ihlâli

Günlük hayatımızın her alanında kendine yer bulan internet, hayatımızı oldukça kolaylaştırmaktadır. Ancak bu teknolojik değişim, bazı konularda çözümü zor problemler de ortaya çıkarmaktadır. Özellikle fikrî haklar alanında ortaya çıkan yeni eser türleri veya teknolojiye uyum sağlayarak eserlerin şekil değiştirmesi, çoğaltma, kopyalama, yayma gibi eser sahibi ve bağlantılı hak sahiplerinin haklarının ihlâlinin internetin ortaya çıkışından beri hızlı biçimde artması en önemli problemlerden birisidir. Bunlar için henüz yeterli ve etkili hukuki ve teknolojik koruma sağlanamaması ise problemin diğer odak noktadır. Konunun sınıraşan karakteri de öngörülen tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmaktadır.Bu bağlamda Avrupa Birliği etkili düzenlemeler için önemli adımlar atmıştır. Bu alanda yapılacak düzenlemelerin yalnızca millî hukuk düzeyinde kalmaması, aynı zamanda uluslararası alanda geçerliliği olan düzenlemeler olması önem taşımaktadır. İnternet ortamında fikrî hakların ihlâli sebebiyle ortaya çıkan problemlerin çözümü zorunludur, çünkü problem birliğin temel amaçlarından olan serbest dolaşımı aksatmaktadır. Bunun için Avrupa Birliği direktifler veya tüzükler gibi topluluk araçlarını kullanarak üye ülke hukuklarını uyumlaştırmaktadır.Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinde bulunan Türkiye de iç hukukta yer alan düzenlemeleri bu direktif ve tüzüklere uygun hale getirmektedir. Bu çalışmada, internet ve fikrî hakların ihlâli arasındaki bağlantıyı Avrupa Birliği hukuku ve Türk hukukuna göre incelemeye çalıştık.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları+3
Lale Ayhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda yabancıların taşınmaz mal edinmeleri

Yabancıların taşınmaz mal edinmeleri, Türk hukukunda olduğu kadar diğer hukuk sistemleri içinde önem taşımaktadır. Yabancıların taşınmaz mal edinme haklarının varlığı kural olarak kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kayıtsız ve şartsız olarak bir devlet tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Kamunun çok yönlü çıkarları karşısında ülke vatandaşları için sınırlanabilen bu hakların, yabancılar yönünden de sınırlandırılması, demokratik esaslara aykırı görülmemelidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne bağlı 1 No'lu Protokolün 1. maddesinde de, devletler hukukunun genel prensipleri çerçevesinde yabancı kişilerin mülkiyet haklarının kamu yararı ve genel yararın gerektirmesi durumunda kanun ile kısıtlanabileceği açıkça kabul edilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin tanıdığı bu sınırlandırma imkânı, Türk hukuk sisteminde olduğu gibi diğer birçok hukuk sisteminde de kabul edilmiştir.Taşınmaz mülkiyetinin sosyal ve ekonomik yönden taşıdığı önem, ülke vatandaşları dışında, ülke sınırları içerisinde yabancıların taşınmaz edinimi konusunda sınırlamalar getirilmesinin esas gerekçesini oluşturmaktadır. Bu nedenle, yabancıların taşınmaz mal edinimi konusunun tarihsel gelişim seyri içerisinde geçirdiği aşamaların ayrıntılı olarak ele alınıp incelenmesi ve konunun tarihsel kaynaklarının ele alınması büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan konuyla ilgili mukayeseli hukukta ve uluslararası hukukta kabul edilen esasların incelenmesi, bu araştırmanın önemini daha da arttırmaktadır. Ayrıca Türk hukukunda konuyla ilgili hukuki düzenlemelerde son yıllarda meydana gelen değişiklikler ile yargı kararlarında ortaya çıkan gerekçelerin incelenmesi uygulamada karşılaşılan sorunlara ışık tutulması bakımından büyük önem taşımaktadır.4916 sayılı Kanun ile değişiklik yapılan Tapu Kanunu'nun 35. maddesindeki düzenlemeye kadar yabancı tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz mal edinme haklarının olmadığı doktrinde genel kabul görmüştü. Gerek bu kanunda gerekse bu kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucunda Tapu Kanununda değişiklik yapan 5444 sayılı Kanun'da taşınmaz mal edinme hakkına sahip tüzel kişiler, tüzel kişiliği haiz yabancı ticaret şirketleri olarak sınırlanmıştır.Bununla birlikte, yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz mal edinme hakları, 5782 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen Tapu Kanunu'nun 36. maddesinde hüküm altına alındığından söz konusu madde ile bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce uygulanan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 3/d. maddesi de önem arz etmektedir. Bu nedenle, Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkına sahip yabancı unsurluları; yabancı gerçek kişiler, tüzel kişiliği haiz yabancı ticaret şirketleri ve yabancı yatırımcı statüsündeki şirketler olarak sınıflandıran Tapu Kanunu'nun 35 ve 36. maddeleri tüzel kişiler bakımından ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Gayrimenkul satışıGayrimenkullerSatın alma+7
Bahar Üstündağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi'nin yapısı ve oluşumu

Bu tez , Avrupa Birliği Yargı Düzeni'nin bir parçası olan ve Lizbon Antlaşması ile adı ?Genel Mahkeme? olarak değiştirilen Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi'nin yapısını ve oluşumunu ele alıp incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda tezin birinci bölümünde; ATAD ve ATİDM'in yapısı, oluşumu ve Lizbon Antlaşması sonrası AB Yargı Düzeni'ndeki durum, tezin ikinci bölümünde; ATİDM'in işlevi, yargı yetkisi, yargılama usulü ve kararlarına karşı yargı yolları İDM'ye ilişkin tablo ve grafiklerle de desteklenerek incelenmiştir.24.10.1988 tarihli konsey kararıyla kurulan ve 01.11.1989'da çalışmaya başlayan ATİDM özellikle Nice ve Lizbon Antlaşmalarıyla bazı önemli değişikliklere tabi tutulmuş olup, bu değişiklikler Avrupa Birliği'nin zamanın değişen şartlarına adaptasyonunun birer yansımalarıdır. Birliğe üye her ülkeden birer hâkimin bulunduğu mahkemenin mevcut yapısında bazı değişiklikler yapılarak yargılama ve karar alma süreçlerinin hızlandırılması mümkün gözükmektedir. Ülkemizde ve birçok ülkede muasır medeniyet olarak kabul edilen Avrupa'nın , Birliğin yargı düzeninin her geçen yıl artma eğiliminde olan iş yüküne karşın, yargılama ve karar alma sürelerini kısaltma çabasının doğal olarak karşılanacağı kesindir.

Avrupa BirliğiAvrupa Topluluğu İlk Derece MahkemesiMahkemeler+1
Burak Cenk İlhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Vesaik mukabili ödemeden doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk

Çalışma kapsamında uluslararası ticarette yaygın olarak kullanılan bir ödeme yöntemi olan vesaik mukabili ödeme ve bu ödemeden doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk konusu incelenmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde uluslararası ticaretin genel yapısı ve uluslararası ticarette kullanılan diğer ödeme yöntemleri ile ilgili bilgi verilmektedir. Birinci bölümde vesaik mukabili ödeme ve bu ödeme yöntemine ilişkin Milletlerarası Ticaret Odası tarafından düzenlenen Tahsiller İçin Yeknesak Kurallar incelenmektedir. İkinci bölümde de vesaik mukabili ödemeden doğan uyuşmazlıklarda, taraflar arasındaki her bir ilişki bakımından yetkili hukukun tespiti hususu incelenmektedir.

AkreditifDevletler özel hukukuUluslararası Ticaret Odası+2
Hande Akça
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Hukukunda fikri haklar

Çalışmamız kapsamında Fikri Hakların, Avrupa Birliği Hukuku'nda Avrupa Birliği Direktifleriyle yapılan yasalaştırma sürecinde Türkiye'nin durumu ve uyum süreci incelenmektedir. Çalışmamızın giriş bölümünde Fikri Haklar kavramı ve önemi hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, genel olarak Fikri Hakların içeriği ve Türk Hukuku'ndaki yeri incelenmektedir. İkinci bölümde ise Avrupa Birliği Hukukunda Fikri Haklara ilişkin düzenlemeler ve Türk Hukukunun bu düzenlemeler karşısındaki durumu ve uyumu amacıyla yapılan yasal değişiklikler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.

Avrupa Birliği hukuku
Kübra Gökben İslam
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Milletlerarası Özel Hukukta inşaat sözleşmelerinde müteahhidin sorumluluğu

Milletlerarası alanda, birden fazla ulus mensubu tarafların, hukuk, örf, adet yönünden görüş ve anlayış birliğini temin etmelerinin zorluğu karşısında milletlerarası bir tip sözleşmenin varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Milletlerarası ticarî uygulamada ise, inşaat sözleşmelerine ilişkin olarak çeşitli tip sözleşmeler (standart kurallar) kullanılmaktadır.Bu anlayışla inşaat sözleşmelerinde var olan teknik ve hukukî ihtiyaç sonucunda hazırlanan FIDIC standart kuralları, Dünya Bankası gibi kuruluşların da tavsiyesi ve finansmanını sağladığı işlerde kredi şartları arasında araması sonucunda, uygulamada birçok inşaat sözleşmesinde benimsenmektedir.Genel olarak inşaat sözleşmelerinde taraflar arasında bir denge kurmak ve tarafların, henüz düzenleme aşamasındayken dahi sözleşmeye duydukları güveni pekiştirmek sağlamak amacıyla oluşturulan FIDIC kurallarında bu amacın büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olduğunu söylemek mümkündür.Taraflar, FIDIC standart kurallarının sözleşmelerine uygulanmasını benimsemeleri halinde, hem zamandan tasarruf edecekler hem de önceden tayin edilmesi zor olan durumları henüz sözleşme düzenlenirken belirleyerek hukukî uyuşmazlıklara meydan verilmesini çoğu zaman önleyebileceklerdir. Buna karşılık, FIDIC tip sözleşmeleri, uyuşmazlıkların çözümünde her zaman tek başına yeterli olamayacağından, tarafların ek düzenlemeler yaratma yahut bir hukuk sisteminin uygulanması yoluna gitmeleri gerekmektedir.İnşaat sözleşmelerinde esasa uygulanacak hukukun Türk hukuku olarak kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yahut taraf iradeleri tarafından belirlenmesi durumunda ise 818 sayılı Borçlar Kanunu ve diğer ilgili iç hukuk düzenlemeleri uygulama alanı bulacaktır.İnşaat sözleşmeleri, teknik ve karmaşık yapısı nedeniyle özel bir düzenleme gerektirmektedir. Buna karşılık, hukukumuzda ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun eser sözleşmelerine ilişkin hükümleri ve inşaat sözleşmelerine ilişkin teknik hükümler içeren 18540 sayılı Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi hükümleri genel olarak uygulanmaktadır.Hukukumuzda, inşaat sözleşmelerine ilişkin özel hükümler içeren düzenlemeler oldukça az ve yetersizdir. Gerek 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda gerekse yakın zamanda kanunlaşması beklenen Borçlar Kanunu tasarısında yalnızca eser sözleşmelerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak, teknik ve karmaşık yapısı nedeniyle özellik arz eden inşaat sözleşmeleri hakkında hukukumuzda özel düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.İnşaat sözleşmesinde tipik edim borçlusu müteahhidin borçlarını ve bundan doğan sorumlulukları, inşaatın teslimine kadar ve inşaatın tesliminden sonra olmak üzere iki aşamada ele almak mümkündür.Bu tez çalışmasında, konu üç ana bölüme ayrılarak incelenmiştir. Birinci bölümde müteahhidin inşaatın teslimine kadar olan borçlarına ve bunlardan doğan sorumluluk hallerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, inşaatın tesliminden sonraki aşama, yani ayıplı ifadan doğan sorumluluk, şartları ve sonuçları ile birlikte incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise müteahhidin sorumluluğunda esasa uygulanacak hukuk tespit edilmek istenmiştir. Bu tespitin yapılması amacıyla, 2675 sayılı mülga MÖHUK ile 2007 yılında yürürlüğe giren 5718 sayılı MÖHUK hükümleri karşılaştırmalı olarak incelenmiş, bununla birlikte FIDIC kurallarının da ilgili hükümlerine yer verilmiştir.

Hukuki sorumlulukMüteahhitlerUluslararası hukuk+2
Ebru Tüzemen Atik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Marka Hukukundaki Tescil Engelleri ve AB Hukuku

İşletmelerin gayri maddi malvarlığı unsurlarından birini oluşturan marka; bir yandan mal veya hizmetlerin menşeini ortaya koyma, diğer yandan da bir işletmenin mal ve hizmetlerinin başka işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlama fonksiyonlarını icra etmektedir. Bu sayede, marka olgusu, süreç içerisinde işletmelerin rekabet edebilirliğinin artırılması ve faydalanıcı konumdaki tüketici tercihlerinin doğru kanalize edilmesi amaçlarına hizmet eden en önemli araç olma konumunu kazanmıştır.Mutlak ret nedenleri; hakkında tescil başvurusunda bulunulmuş bir işaretin kamu düzeni ve kamu yararına ilişkin niteliğinin bir sonucu olarak ilgili resmi kuruluşlar tarafından re'sen gözetilen, bu çerçevede ilgili kişilerin itiraz başvurularına ihtiyaç göstermeyen ve işaretin marka olarak tesciline kati bir biçimde mâni olan tahdidi nedenlerdir.Avrupa Birliği düzenlemelerinin ülkemiz açısından büyük bir önemi bulunmaktadır. Zira, Türkiye-Avrupa Topluluğu Ortaklık Konseyinin 06.03.1995 tarihli ve 1/95 sayılı Kararı çerçevesinde, ülkemiz, bu kararın yürürlüğe girmesinden önce, ticaret ve hizmet markaları ile ilgili mevzuatını, 89/104 sayılı Direktife uygun hâle getirmeyi üstlenmiştir. 556 sayılı KHK'nın hazırlanması aşamasında, sözü edilen Direktifte yer alan düzenlemeler ile 40/94 sayılı Konsey Tüzüğünden büyük ölçüde yararlanılmıştır.Çalışma kapsamında, Türkiye ve Avrupa Birliğindeki marka hukuku uygulamasında mutlak tescil engellerinin kapsamının ve etkisinin tespit edilmesi ve bu alanda marka sahipleri ile uygulayıcı kuruluşların karşılaştıkları sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Bu çerçevede çalışmada, Türk hukuku ve Avrupa Birliği hukukunda toplum menfaatine hâlel getirici durumlar olarak nitelendirilen ve bu sebeple kamu düzeni ve kamu yararı mefhumlarıyla özdeşleştirilen mutlak ret nedenlerinin, uluslararası mevzuatla mukayeseli olarak analiz edilmesi yoluna gidilmiştir.

Alper Çağrı Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrudan yabancı yatırımların hukuki çerçevesi

Uluslararası ticarette DYY'ların gelişiminin müteakip, DTÖ, yatırım ilkeleri olarak adlandırılabilecek ve bir bütün olarak yatırım iklimini temsil eden bazı standartlar öngörmüştür. Bu standartlar uluslararası alanda kabul görmüştür. Genel olarak bakıldığında birçok ülke bu standartları benimseme ve çok uluslu şirketlerin girişi, yerleşimi ve işletimini kolaylaştırmak için ulusal mevzuatında gerekli değişiklikleri yapma çabası içindedir.Bazı ülkelerin mevzuatında, yabancı yatırımın kısıtlandığı alanlar açık olarak ifade edilmiş ve ortaya konulmuştur. Bazı ülkelerde ise, yabancı yatırımı düzenleyen ve yatırımın kısıtlanmasına ilişkin şartları belirleyen tek bir kanuni düzenleme vardır. Bu şartlar, genel olarak, ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı ve çevredir. . Burada, yatırım serbestîsi esas kısıtlama ise istisnaîdir.Türk yabancı yatırım mevzuatı, bu iki değişik yaklaşımın bir karışımıdır. 4875 sayılı DYYK ve onu takip eden yeni düzenlemeler, uluslar arası yatırım ilkelerinin ışığında düzenlenmiş ve söz konusu ilkelerin büyük bir kısmını içermektedir. Bununla birlikte, Türk yatırım mevzuatındaki asıl sorun, yeni kabul edilen kanuni düzenlemeler ile daha önceki yıllarda kabul edilen ve birtakım kısıtlamalar getiren düzenlemeler arasındaki çelişkidir. Diğer bir sorun ise, hangi alanlarda yatırım kısıtlaması getirildiğinin açı olarak belirlenmemiş olmasıdır.Sonuç olarak, Türk yabancı yatırım mevzuatında, kısıtlama getirilen alanlar daha belirgin olmalı, idarî düzenlemeler de dâhil tüm düzenlemeler şeffaf olmalıdır. Öte yandan, yabancı yatırım için tek bir giriş noktası bulunmalıdır.Anahtar Sözcükler1.Doğrudan Yabancı Yatırımlar2.Uluslararası Yatırım3.Karşılaştırmalı Hukuk4.Mevzuat5.KanunÖZETHüsnü TURANLI, Doğrudan Yabancı Yatırımların Hukuki Çerçevesi, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Uluslararası ticarette DYY'ların gelişiminin müteakip, DTÖ, yatırım ilkeleri olarak adlandırılabilecek ve bir bütün olarak yatırım iklimini temsil eden bazı standartlar öngörmüştür. Bu standartlar uluslararası alanda kabul görmüştür. Genel olarak bakıldığında birçok ülke bu standartları benimseme ve çok uluslu şirketlerin girişi, yerleşimi ve işletimini kolaylaştırmak için ulusal mevzuatında gerekli değişiklikleri yapma çabası içindedir.Bazı ülkelerin mevzuatında, yabancı yatırımın kısıtlandığı alanlar açık olarak ifade edilmiş ve ortaya konulmuştur. Bazı ülkelerde ise, yabancı yatırımı düzenleyen ve yatırımın kısıtlanmasına ilişkin şartları belirleyen tek bir kanuni düzenleme vardır. Bu şartlar, genel olarak, ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı ve çevredir. . Burada, yatırım serbestîsi esas kısıtlama ise istisnaîdir.Türk yabancı yatırım mevzuatı, bu iki değişik yaklaşımın bir karışımıdır. 4875 sayılı DYYK ve onu takip eden yeni düzenlemeler, uluslar arası yatırım ilkelerinin ışığında düzenlenmiş ve söz konusu ilkelerin büyük bir kısmını içermektedir. Bununla birlikte, Türk yatırım mevzuatındaki asıl sorun, yeni kabul edilen kanuni düzenlemeler ile daha önceki yıllarda kabul edilen ve birtakım kısıtlamalar getiren düzenlemeler arasındaki çelişkidir. Diğer bir sorun ise, hangi alanlarda yatırım kısıtlaması getirildiğinin açı olarak belirlenmemiş olmasıdır.Sonuç olarak, Türk yabancı yatırım mevzuatında, kısıtlama getirilen alanlar daha belirgin olmalı, idarî düzenlemeler de dâhil tüm düzenlemeler şeffaf olmalıdır. Öte yandan, yabancı yatırım için tek bir giriş noktası bulunmalıdır.Anahtar Sözcükler1.Doğrudan Yabancı Yatırımlar2.Uluslararası Yatırım3.Karşılaştırmalı Hukuk4.Mevzuat5.Kanun

Hukuk kurallarıHukuk sistemiKanunlar+7
Hüsnü Turanlı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi

Tez çalışmasında, milletlerarası yetki kavramı, milletlerarası yetki sistemleri, Türk mahkemelerinin yabancılık unsuru taşıyan hukukî uyuşmazlıklarda yetkisini oluşturan esaslar ve yetki sözleşmeleri ile mahkemelerin milletlerarası yetkili kılınmasına ilişkin düzenlemeleri incelemek ve bu konularla ilgili bilgi vermek amaçlanmıştır.Çalışmada öncelikle, milletlerarası yetki kavramı incelenmiştir. Daha sonra Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirleyen esaslar hakkında ayrıntılı açıklamaya yer verilmiştir. Milletlerarası yetki ve Türk mahkemelerinin milletlerarası yetki sistemi, ilgili kanunlar, milletlerarası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda incelenmiştir.Yabancı unsurlu hukuki uyuşmazlıkların hangi ülke mahkemesinde görüleceğini bildiren milletlerarası yetkinin belirlenmesinde çeşitli sistemler esas alınmaktadır. Türk hukukunda, 27.11.2007 tarihinde kabul edilen 5718 sayılı MÖHUK' da ? Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder ? hükmü yer almaktadır. Ayrıca, iç hukukun yetki kurallarının yanında tamamlayıcı nitelikte kuralların konulması esası benimsenmiştir.Yetki sözleşmesi ile mahkemelerin belirli şartlarda yetkili kılınması mümkündür. Türk hukukunda, 5718 sayılı MÖHUK' un 47. maddesi ile yetki sözleşmesi ve sınırları düzenlenmiştir. İş sözleşmeleri ve iş ilişkisi davalarında, tüketici sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda yetkili mahkemelerin yetkisinin, tarafların yapacakları sözleşmeler ile bertaraf edilemeyeceği kabul edilmiştir.Anahtar Sözcükler1- Yetki2- Milletlerarası Yetki3- Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi4- Türk Mahkemelerinin Yetkisi5-Yetki Sözleşmesi

Yetki
Sıdıka Ayşegül Demir İskenderoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum süreci içerisinde patent hakları

Avrupa Birliği'nde patent hakları, her ikisi de tam olarak Topluluk Hukukuna dayanmayan ?Ulusal Patent Sistemleri? ve ?Avrupa Patent Sistemi? tarafından korunmaktadır. Ulusal Patent Sistemleri, üye devletlerin ulusal mevzuatı çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Avrupa Patent Sistemi ise, 1973 tarihli Avrupa Patent Sözleşmesi ve 1975 tarihli Topluluk Patenti Sözleşmesi olmak üzere iki uluslararası antlaşmaya dayanmaktadır. Avrupa Patent Sözleşmesi, tekdüze bir koruma hakkı sağlamamakla birlikte, başvuruda bulunan kişiye, istediği ülkelerde (Sözleşmeyi imzalamış olan) koruma hakkı temin etmektedir. Topluluk Patent Sözleşmesi ise, Topluluk bünyesinde dağınık halde bulunan bir takım patent koruma tedbirlerini bir araya getirerek tek ve bütün bir patent koruma sistemi oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak Sözleşme, üye devletlerin tamamı tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girememiştir. Topluluk Patenti oluşturulması yönündeki en son çaba ise, Komisyon tarafından hazırlanan ?Topluluk Patentine İlişkin Tüzük Önerisi?dir. Gelecekte Topluluk Patentine ilişkin tüzük tasarısının onaylanmasıyla, Topluluk Patenti tüm Topluluk genelinde aynı etkiyi haiz ve verilmesi, transferi, feragatı, geçersiz kılınması yada iptal edilmesi Topluluğun bütünü için geçerli olan, bağımsız ve bölünmez bir nitelik kazanacaktır.Anahtar Sözcükler1.Patent2.Avrupa Patent Sistemi3.Ulusal Patent Sistemleri4.Avrupa Patenti5.Topluluk Patenti

Avrupa BirliğiPatent hakkıPatentler
Ahsen Arıöz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Serbest bölgelerde yabancı gerçek ve tüzel kişilerin çalışma hakları

166 ÖZET Serbest bölgeler, bir ülkenin siyasi sınırlan içinde olmakla beraber gümrök sınırlarının dışında tutulan ve bölgede yürütülen ekonomik faaliyetlerin ülkenin diğer bölgelerine göre daha fazla teşvik edildiği, sınırları kesin olarak belirlenmiş bölgeler olarak tanımlanmaktadır. Serbest bölgelerde çalışma esasları bakımından Dikenin diğer yerlerine nazaran farklılık arz eden bir durum mevcut değildir zira serbest bölgelerde çalışma esaslan T.C Çalışma Mevzuatına tabi tutulmuştur. Bununla beraber bölgelerde yürütülen faaliyetlerin nitelikleri ve bölgelerden olan beklentiler göz önünde bulundurularak çalışmayı kolaylaştıracak ve üretimi artırıcı rol oynayacak birtakım yeni esasların benimsenmesi de mümkün kılınmıştır. Serbest bölgelerde yabancıların çalışma haklarına mani bir düzenleme mevcut değildir. Bununla beraber özellikle yabancı gerçek kişiler yönünden vasıflı uzman personel olma koşulunun aranarak daha ziyade serbest bölgelerde yerli iş gücünden istifade edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Yurt içinden temininde güçlük teşkil edecek nitelikte uzmanlık bilgisine sahip olan yabancı gerçek kişiler yönünden ise çalışma izni almak haricinde getirilmiş fazla bir yükümlülük bulunmamaktadır. Yabancı tüzel kişilerin serbest bölgelerde faaliyet gösterebilmelerinin de önünde bir engel yoktur. Kendi ülkelerinde kuruluş işlemlerini tamamlayarak faaliyetlerini halen yurtdışında sürdürmekte olan yabancı tüzel kişiler, faaliyet ruhsatı almak kaydıyla serbest bölgelerde çalışma hakkını elde edebilirler. Yabancı yatırımcıların ülkeye ve özellikle serbest bölgelere çekilmesi arzu edilen bir durumdur ; bu bakımdan teşvik edici bir politika takip edilmektedir.167 Sonuç olarak bir temel hak ve özgürlük olarak nitelendirilen çalışma hakkından yararlanmak hususunda herkesin birbiriyle eşit olduğu kabul edilmekle beraber bu haktan yabancıların vatandaşlarla eşit biçimde yararlanmasını öngören ulusal ve uluslararası bir anlayış ve yükümlülük de mevcut değildir. Bu bakımdan devletler yabancılara bu hakkı tanırken birtakım gerekçelerle sınıriandıncı bir anlayış benimseyebilirler. Bu esas serbest bölgeler yönünden de değişiklik göstermemektedir. Devletler yabancılann çalışma hakkının sınırlarını tespit etmek haklarını saklı tutmaktadırlar.

Serbest bölgelerYabancı firmalarYabancı yatırımcılar+2
Elif Çelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00

Other supervisors