Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Türkan Başyiğit
22 theses · Dokuz Eylül University
II. Meşrutiyetten I. Dünya Savaşına Osmanlı Devleti'nde deniz ticareti (1908-1914)
II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte en önemli siyasal aktör İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. Cemiyet bu süreçte milli bir ticaret filosu oluşturmak için çaba gösterdi. Ancak bu süreçte meydana getirilen deniz ticaret filosu, ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Bu nedenle yabancılar, Osmanlı sahillerinde ticarî alandaki etkinliklerini devam ettirdiler. Osmanlı deniz ticaretinde Almanya'nın payı giderek arttı.Bu çalışmada, II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte Osmanlı Deniz Ticareti ele alındı. Limanların yapımı, deniz ticareti ve bu deniz ticaretinin liman kentlerine etkisi üzerinde duruldu. Bu süreçte izlenen milli iktisat politikası bağlamında Osmanlı ticaret filosunu arttığı, liman işçilerinin yaptığı boykotların döneme damgasını vurduğu, deniz ticaretinde Almanların payının giderek arttığı, ikinci derecede önemli liman kentlerine limanlar yapıldığı, dönemin sonlarında kapitülasyonların kaldırıldığı görüldü. Ancak tüm bu çabalar sonucu milli bir ticaret filosu oluşturulamadığı ve kabotaja geçilemediği görüldü.
II. Meşrutiyet yıldönümlerinin millî bayram olarak kutlanması - hürriyet bayramı
Ayin, bayram, tören, merasim gibi yapılar insanların birlikte yasamaya baslaması ileortaya çıkmıs, devlet müessesesi ile islev sahası genislemis yapılardır. Millî bayramlar iseFransız ihtilali sonrasında ortaya çıkan, toplumların yeni dünya algılarının ve ulus-devletkavramının birer neticesi ve göstergesidir.Ayinden Millî bayram'a doğru içerik olarak ve zamansal bazda farklılıklar gösteren buyapıların değismeyen temel islevi, hakim gücün savunuculuğunu yaptığı değerlerin yığınlarüzerinde kabulünün sağlanması ve iktidara mesruiyet kazandıran çalısmalar olmalarıdır.Osmanlı Devletinde merasim, tören vb. yapılar II. Mesrutiyet devrine kadar halkınbirinci derecede katılımının kısıtlı olduğu bir sekilde yapılmaktadır. Toplumun politika iletanıstığı ve toplumsal alan olarak cemiyetlerin, meydanların, sokakların öne çıktığı bir dönemolan II. Mesrutiyet dönemi Osmanlı Devletine bir millî bayram hediye etmistir.Çalısmamızda ayin, tören, bayram gibi kavramlar üzerinde durulduktan sonra,Osmanlı Devletinin siyasi ve sosyal portresi 1876 Kanun-ı Esasi ilanından II. Mesrutiyetdevrine kadar geçen sürede verilmeye çalısılmıstır.10-23 Temmuz Mesrutiyet ? Hürriyet Bayramı ise bayram ile ilgili temel bilgilerverildikten sonra ?ttihad ve Terakki dönemi, Millî Mücadele dönemi ve Cumhuriyet dönemibaslıkları altında incelenmektedir.Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ortak Millî bayramı olan 10-23 TemmuzMesrutiyet ? Hürriyet Bayramı yıllar içerisinde değisen siyasi tablodan etkilenerek varlığınısürdürecek, yürürlükte kaldığı yılların siyasi ve sosyal tablosunu bize veren bir anlatıolusturacaktır.
1961 Anayasası'dan 12 Mart'a Cumhuriyet Senatosu
1876 yılında baslayan demokrasi hayatımız, ikili bir meclis sistemi ileyapılmıstır.1921 ve 1924 Anayasaları ile Türkiye tek meclisli, TBMM bir yapıya sahipolmustur. 1924 Anayasası olağanüstü kosullar altında yeni devletin kurulusu, modernlesmesive köklü yapıya sahip olmasını sağlamaya çalısmıstır. Bu nedenlerle bu Anayasa kuvvetlerbirliği ilkesini meclise vermistir. Bu sayede hızlı ve kalıcı devrimler yapılabilmistir. Ancak1946 yılında geçilen çok partili yasam neticesinde 1950 yılında iktidara gelen DP,demokratiklesmeyi unutmus ve antidemokratik davranıslarda bulunmustur. Bunun neticesinde27 Mayıs'ta yönetime el koyan askerler, çift meclisli bir yapı ile iktidarı sınırlandırma yolunagitmislerdir.1961 Anayasası'nın getirdiği en önemli kurumlardan olan Cumhuriyet Senatosu üç türüyelerden olusmaktadır. Tabii üyeler, Seçilmis üyeler, Kontenjan senatörleri. Meclisten geçenkanun ve anayasalar, Senatoda tekrar görüsülecek ve böylece iktidarı elinde tutanlar,demokrasi ve rejim aleyhine yasa yapamayacaklardır. Ayrıca Senato denetim etkinlikleri ilede yürütmeyi kontrol edebilecekti.1961-1971 yılları arasında baslarda etkili olan bu sistem 1965 yılından itibaren AP'ninhem Meclis'te hem de Senatoda çoğunluğu sağlaması sonucunu etkisini yitirmistir. Budönemde yasanan hükümet sorunları da bunun nedenlerinden birisidir. En çok tartısılankonulardan biri olan tabii senatörler, Senatoda en aktif üyelerdendir. Senatörler hemhükümetlerde görev almıslar hem de kriz durumlarında hükümet kurarak basbakanlıkyapmıslardır.Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Senatosu, çift meclis sistemi,AP,CHP,Seçim.
Demokrat Parti Dönemi Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri
2. Dünya Savaşı boyunca, CHPnin, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren dış politikada takip ettiği denge politikasını izlemesi, başta SSCB olmak üzere müttefiklerin tepkisini çekmiştir. Nitekim; savaş sonunda Türkiye, Sovyetler Birliğinden gelen ülke bütünlüğüne ve egemenliğine aykırı taleplerle karşılaşmıştır. Sovyetlerin 1925 Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşmasını yinelemeyeceğini bildirmesi, zaten ekonomik yönden sıkıntı yaşayan Türkiye' de güvenlik sorununu da doğurmuş ve çare Batı' da aranmıştır. Geleneksel dış politikasını Başkan Truman önderliğinde, Sovyet yayılmacılığına karşı Avrupayı ekonomik ve askeri yönden canlandırmak adına değiştiren ABD, Türkiyeyi de projesine eklemiş, Truman Doktrini, Marshall Yardımları ve sonrasında Türkiyenin NATO' ya kabulü ile askeri ve ekonomik olarak Batı' ya entegrasyonunu sağlamıştır. 1945 Sovyet taleplerinden sonra durgunlaşan ikili ilişkiler, Türkiye' nin NATO' ya girişi ile hareketlenmiş ve bu katılım Sovyetlerin tepkisini çekmiştir. Türkiye'nin Sovyet tehditlerine karşı NATO seçeneğini kullandığını ve Batı'ya yöneldiğini itiraf etmek ise Stalin'in ölümü sonrası Kruşçev'e düşecektir. Stalin sonrası SSCB, Kruşçev ve Bulganin yönetiminde, dış politikasını değiştirmiş, daha ılımlı ama dünya politikalarına daha müdahil bir politika izlemeye başlamıştır. Türkiye ile ilişkiler geliştirilmek istense de Türkiye, Batılı müttefikleri tarafından bunun hoş karşılanmayacağı düşüncesi ile bu yakınlaşmayı göz ardı etme yoluna gitmiştir. CHP döneminde Arap ülkeleriyle ilişki kurulmamasını sık sık eleştiren Demokrat Parti yönetimi, ABD yardımlarından daha fazla yararlanmak ve güvenilir müttefik olduğunu göstermek için, Orta Doğu'daki İngiliz ve Fransız himayesini kırarak kendi nüfuzunu oluşturmak isteyen ABD projelerinin öncüsü haline geldi. Ancak bu aktif politika, Arap devletlerince Batılı emperyalist güçlerin maşalığı olarak algılanmış ve ters tepki doğurmuştur. Başta Mısır olmak üzere, Arap devletlerinin birçoğu Sovyet etki alanına girmiş ve Batının Türkiye öncülüğünde oluşturmaya çalıştığı paktlara dahil olmayı reddetmiştir. Türkiye'yi demokratik ve ekonomik yönden "Küçük Amerika" yapma vaatleriyle iktidara gelen Demokrat Parti, yıllar geçtikçe muhalefete baskı ve basına sansür uygulamış, derin ekonomik sıkıntıları içte komünizm tehlikesi, dış politikada ise yapay düşmanlar yaratarak örtbas etmeye çalışmıştır. Amerikanın 1954'ten itibaren yaptığı yardımları azaltması ve söz konusu yardımları ağır beklentiler karşılığında vermesi, Menderes yönetiminde tepkiye neden olmuş, devalüasyon, küçülme ve büyük çaplı yatırımların durdurulması talepleri bardağı taşıran son damlalar olmuştur. Demokrat Partinin, NATO ve Batıyla olan askeri-ekonomik anlaşmalara gereğinden fazla anlam yüklediğini anlamakta biraz geç kaldığını da söyleyebiliriz. Ekonomik olarak Türkiyenin ABD'ye bağımlı olduğunun farkında olan SSCB yönetimi, Türkiye' deki ABD üslerine, füzelendirme çalışmalarına ve casusluk krizleri hususlarında Türkiye'ye aşırı tepki vermekten kaçınmış, uygun dilli notalarla Türkiyeyi uyarmakla yetinmiştir. Nitekim bunun meyvelerini 1959 sonrası karşılıklı ziyaretler, ekonomik anlaşmalar ve Menderes-Kruşçev görüşmesinin planlanmasıyla alacaktır. Ancak 27 Mayıs 1960' da ivme kazanacak ilişkiler, Demokrat Partinin askeri darbe sonucu görevi orduya devretmesiyle, başka bir bahara kalmıştır.
Zeki Bey suikastı ve basın
II. Meşrutiyet dönemi gazetecilerinden olan Zeki bey; 1869 yılında dünyaya gelmiştir. Babası sarayın hünkâr odasında görev almakta olan Kayserili Abdullah'tır. Galatasaray lisesini bitiren Zeki Bey ardından siyasal bilgiler fakültesinde eğitimini devam etmiş ve burayı da iyi bir derece ile bitirmiştir. Aldığı eğitim sonucunda duyun-u umumiye de mali işlerden sorumlu memurların yanında çalışmaya başlamıştır. Zeki bey; duyun-u umumiye de faaliyet yürütürken burasının yabancıların denetiminde olduğuna dair bazı veriler elde ettiğini iddia etmiştir. Daha öncesinde serbesti ve mizan gazetelerinde yazılar yazan Zeki Bey; yeni bir gazete kurmayı ve duyun-u umumiye de yolsuzluk yapıldığına dair olan düşüncelerini halka duyurmak istemiştir. Bunun için Şehrah gazetesini çıkarmıştır. Yazdığı yazılarda kendi ismine yer vermeyen Zeki Bey, yazılarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni eleştiren yazılar kaleme almıştır özellikle maliye nazırı olan Cavit bey'in Osmanlı aleyhine batılıların yararına faaliyet yürüttüğünü belirtmiştir. Zeki bey'in yazdığı yazılar ittihat ve terakki cemiyeti bazı üyelerinin dikkatini çekmiştir. Hatta bazı üyeler bu yazılanların doğru olabileceği ihtimalini dahi göz önünde tutmuşlardır. Bu yüzden Kayserili mülazım Şaban Bey'i, Zeki bey ile konuşması için görevlendirmişlerdir. Şaban bey Zeki Bey ile görüşerek yazdığı yazıların ne derece doğru olduğuyla ilgili bir rapor hazırlayıp kendisine ulaştırmasını istemiştir. Bunun üzerine Zeki Bey kendisine uzun bir layiha yazarak göndermiştir. Bu layihada Zeki Bey, Cavit bey ve dönemin ekonomi politikalarını aşırı bir şekilde eleştirmiştir. İttihat ve terakki cemiyeti, gelen layihayı görüşmek için toplantı yapmışlardır. Ve sonuçta Cavit Bey, maliye nazırlığından istifa etmiştir. Dönemin basınına yansıyan mahkeme tutanaklarının bazılarında Cavit Bey ile Zeki Bey arasındaki düşmanlığın bundan sonra başladığını belirten ifadeler vardır. Zeki bey 10 Temmuz 1911 yılında beraberinde bulunan üç kişi ile birlikte evine dönerken arkasından atılan bir mermi sonucunda hayatını kaybetmiştir. Olayın zaptiyelere bildirilmesi üzerine isimlerinin Çerkez Ahmet ve Mustafa Nazım olduğu anlaşılan iki kişi yakalanmış, mahkemeye sevk edilmişlerdir. Yine mahkeme suretlerinden bu kişilerin İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin alt kolu olduğu söylene fedai subaylar teşkilatına mensup olduğuna dair iddialar mevcuttur. Fakat bu konuda kesin değildir. Mahkemeler devam ederken Zeki Bey'in duyun-u umumiye deki odasının dolabından alınan belgeler olduğuna dair ifadeler verilmiş ancak bu belgelerin akıbetinin ne olduğu konusunda herhangi bir veri elde edilememiştir. Zaten Zeki beyi vuranların kim olduğu da tam olarak anlaşılmamıştır. Bu yüzden Mustafa Nazım ve Çerkez Ahmet'e on beş yıl kürek cezası verilerek mahkeme sonlandırılmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Yeşil Kuşaktan Büyük Ortadoğu Projesine Türkiye'de siyasal islam
Türkiye'de siyasal İslam 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinde ortaya çıkmıştır.Cumhuriyet'in ilk yıllarında da bazı kesimlerce gündeme getirilmiştir. Bu tartışmaların önüne geçebilmek için Atatürk döneminde birçok devrim gerçekleştirilmiştir. Uzun süren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidarında sürecinde laiklik ile ilgili politikalarda çok büyük değişiklikler olmamakla birlikte bu durum 1946 yılında Demokrat Parti'nin (DP) kurulup aynı yıl yapılan seçimlerde pek tahmin edilmeyen bir başarı kazanmasıyla değişmiştir. 24 Aralık 1946 tarihli TBMM oturumunda CHP'li bazı üyeler, din öğretiminin yeniden başlatılmasını önermişlerdir. Görüldüğü gibi devletin dini konularda çeşitli açılımlar yapması çok partili hayatın getirdiği iktidarı yitirmesi korkusuyla paralellik göstermektedir.14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerle birlikte Türkiye'de 27 yıl süren CHP iktidarı sona ermiş ve DP dönemi başlamıştır.Türkiye'de çok partili hayatın başlamasını ve DP'nin iktidar oluşunu yalnızca iç faktörlere bağlamak eksik olur. İkinci Dünya Savaşı sonrası Dünya ölçeğinde iki büyük güç ortay çıkmıştır. Bunlardan biri ABD, diğeri ise Sovyetler Birliği'dir. Savaş sonrası Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den isteklerde bulunması, ABD'nin çıkarlarına ters düştüğü ve Türkiye'nin ideolojisine uygun olmadığı için ABD ile Türkiye arasında yakın ilişkiler başlamıştır. ABD'nin Türkiye ile ilişkisini belirleyen temel nokta, Türkiye'nin jeopolitik konumundan dolayı sahip olduğu stratejik önemdir. Bununla birlikte Türkiye'nin Batı ittifakı içerisindeki görevi sadece diğerleri gibi çok partili bir demokrasinin yaşatılmasıyla sınırlı değildi. Türkiye Sovyetler Birliği'nin komşusu ve yayılma alanı içerisinde olduğunda komünist rejim tehlikesine muhatap olduğu düşünülmüştür. Bu tehlikeye karşı ise Türkiye'deki düşünce yapısının daha dini nitelikli bir hal alması için çalışmalar başlamıştır. Bu durumda Türkiye'de siyasal İslam'ın yükselişine uygun bir ortam hazırlamıştır.Görüldüğü gibi 1946 yılından itibaren Türkiye'de gerçekleşen hızlı değişimler bir bütünlük göstermektedir.
I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir'de eğlence kültürü ve toplumsal yaşama etkileri
Osmanlı İmparatorluğu içinde adeta yarı özerk bir konumda olan İzmir'in karmaşık nüfus yapısını Müslümanlar ile gayrimüslim tebaa oluşturmuştur. Gayri Müslim tebaa azınlıklar ve yabancılar olmak üzere iki kısma ayrılmıştı. Azınlık grubu içerisinde Rum, Ermeni, Yahudiler yer alırken Yabancılar içerisinde Avrupalı milletler bulunmaktaydı.Bu tebaanın Osmanlı'nın son dönemlerinde ekonomik üstünlüğü ele geçirmesi, İzmir'in sosyal yaşantısında önemli bir yere sahip olmalarına neden olmuştu. Böylelikle İzmir'in eğlence hayatı tüm canlılığı ve renkliliği ile Osmanlı'nın gündelik yaşantısında yerini almıştı.Tanzimat Fermanının ilanıyla başlayan süreçte Batı etkisi sadece siyasi ve askeri hayatta değil, sosyal hayatta da kendini göstermişti. Bu nedenle de yeni eğlence anlayışları İzmir'de doğmuştur. Osmanlı'nın başkenti olamayan İzmir adeta eğlencenin merkezi konumuna gelmişti.I.Dünya savaşındaki eğlence anlayışı Tanzimat döneminde oluşan yeni eğlence anlayışının devamı niteliğindeydi. Eğlence hayatında yer alan etkinliklerin bir kısmı savaştan nasibini almış, bir kısmında ise artış görülmüştü.Eğlence hayatı savaşın getirdiği tüm olumsuzluklara rağmen devam etmişti. İzmir, gündelik hayatından pek bir şey kaybetmeyen bir Osmanlı şehri olarak tarihteki yerini almıştı. İzmir sokaklarında, savaşın buhranından neredeyse eser yoktu.
1930 Belediye Seçimlerine katılma haklarının tanınması sürecinde kamuoyunda kadın algısı
Bu çalışma; 1930 yılında, kadınların belediye seçimlerine katılma haklarının tanınması sürecinde, kadınların siyasi hakları ve kazanımları çerçevesinde kamuoyunda gerçekleşen tartışmaları, dönem kamuoyunun sahip benimsemiş bulunduğu dinsel ve geleneksel değerlerin tarihsel ve toplumsal kökenleri açısında irdelemektedir. Böylelikle bu tartışmalarda çeşitli kimselerce dile getirilen söylemleri, yine dile getirildikleri dönemin algıları çerçevesinde ele almak kaygısı taşımaktadır. Sözü edilen dönemde ?Kadın? hakkında ileri sürülen düşüncelere kaynaklık eden dinsel, geleneksel ve Ataerkil algıların kökenlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Türkiye'de sanat
Bu çalışmada, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nin Türkiye'de Sanat' a etkisi incelenmiştir. Tarihsel ve siyasi anlamda 12 Eylül darbesinin etkilerine yer verildikten sonra konumuzun başlığı olan "Sanat", darbenin ilk yılları (1980-1985) ve belli sanat kollarına( Edebiyat ve Sinema) ağırlık verilerek incelenmiştir. Araştırmada, darbe sonrası Türk sanatı ilk olarak genel hatlarıyla incelendikten sonra, Edebiyat ve Sinema alanındaki gelişmeler, kendi içerisinde bölümlere ayrılarak kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Daha sonraki bölümde ise, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nin kültüre, dolayısıyla topluma olan etkilerine yer verilmiş, darbe sonrası sanatının ürünleri gerek estetik, gerek sosyolojik ve psikolojik anlamda incelemeye tabi tutulmuştur. Son bölümde ise, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nin, günümüzün sanat ve toplum anlayışı üzerine etkileri değerlendirilmiştir. 1.bölümde, 12 Eylül 1980 Askeri darbesi siyasal ve tarihi anlamda incelenmiş, 2.bölümde, tezin ana konusu alan 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası Sanat ele alınmış, 3. Bölümde ise 12 Eylül sonrası yaşanan kültürel ve toplumsal yozlaşmaya değinilmiştir. Araştırma konusu, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nin yakın tarihimiz için bir dönüm noktası olduğunu ortaya koymaktadır. Yalnızca siyasi bir olay olma boyutunu aşmış, toplumun her kesimini, her alanda etkilediği ortaya çıkmıştır, bu siyasi olayın izlerini birçok sanat eserinde, sanat anlayışında, fikir ayrılıklarında görmek mümkündür. Çalışma konusunun yakın tarihli olması, günümüzdeki sanat anlayışını, ürünlerini, toplumu ve kültür yargılarını değerlendirme anlamında da bir yol göstermektedir.
Birinci Demokrat Parti Hükümeti döneminde tüketicilerin tüketim eğilimlerini belirleyen genel koşullar ve fiyatlar
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ülkeyi 27 yıl boyunca yöneten CHP iktidarının ömrü 14 Mayıs 1950 seçimleri ile sona ermiş ve Demokrat Parti yönetime geçmiştir. Bu çalışmada I. Demokrat Parti Hükümeti dönemindeki siyasi olayların ekonomi politikalarına, bunun da halkın alım gücüne ve fiyatlara etkileri incelenmiştir.Atatürk döneminde yoktan var edilen ve belirli bir gelişmenin yaşandığı ekonomik dönemin hemen arkasından gelen İnönü döneminde II. Dünya Savaşı'nın da etkisi ile devletçilik politikası uygulanmaya başlanmıştır. Devletçilik politikası kapsamında ithalata sınırlamalar getirilince, ülkede yeterli üretim de yapılmadığı için hem fiyatlar yükselmiş hem de ürünlerde yokluk yaşanmıştır. Sonuçta halk Tek Parti'li günlerde Osmanlı dönemindeki tüketim alışkanlıklarını bile devam ettirememiştir.1946 yılında kurulan Demokrat Parti devletçilik politikası yerine liberal ekonomik sistemle fiyatları ucuzlatıp ülkeyi kalkındıracağını söyleyerek 1950 seçimlerini kazanmıştır. Demokrat Parti, iktidarının ilk yıllarında Amerika'dan alınan yardımlar sayesinde, özellikle tarımsal alanda yatırımlar yapmış ve bunların sonucunda ülkede tarımsal üretim büyük oranda artmıştır. Yine bu dönemde yeni barajlar kurulmuş, limanlar yapılmış ve karayolu ağı genişletilmiştir. Bunların yanı sıra şeker, ekmek ve tekstil ürünlerinin fiyatları düşürülünce alım gücü artan halk lüks tüketim mallarına yönelir.Demokrat Parti, Türkiye'nin daha çabuk kalkınması gibi iyi niyetlerle ekonomik kalkınmanın dozunu ülke kaynaklarının kaldıramayacağı ölçüde zorlayınca, bütçede oluşan açıkları kapatmak için yeni borçlar alınmıştır. Uygulanan bu yanlış politika sonucunda Türkiye, ekonomik anlamda dışa bağımlı bir ülke haline gelmiştir.
İzmir'in 1936 yılı sosyo- ekonomik kültürel durumu
Bu çalışmamızda geçmişten bugüne demokrasinin ve kültürel hayatın merkezi durumunda olan İzmir'in 1936 yılı içinde sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yaşantısı hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Öyle ki, kültürel hayatın vazgeçilmezlerinden olan İzmir, günümüzde de gerek sahip olduğu en büyük ihracat limanını bulundurması, gerekse birçok devletin her yıl kültürel ve ticari faaliyetlerini tanıtmalarına olanak sağlayan Kültür park'ı bünyesinde bulundurması bakımından önem arz etmektedir. Kültür park'ın temellerinin atıldığı ve İzmir'in çehresinin büyük yangından sonra ciddi anlamda değişmeye başladığı 1936 yılında İzmir'in gündelik yaşamı, eğlence hayatı, ticari faaliyetleri, spor, sağlık, turizm, bankacılık, sigortacılık ve kooperatif faaliyetleri de tanıtılmaya çalışılmıştır. Büyük dil kurultaylarının toplandığı, tarih kurslarının açıldığı, eğitim alanında da önemli gelişmelerin yaşandığı bu yıllarda eğitim yatırım ve hizmetleri de tanıtılmaya çalışılmıştır. İzmir'e yerleşen göçmenlerin iskânı için yapılan çalışmaların yanında, İzmir'in çehresinin değiştirilmesi için yapılan belediyecilik faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. İzmir'in ticari hayatını ciddi anlamda geliştiren İzmir Limanı'nın faaliyetleri 1936 yılı öncesi ve sonrası yıllardaki faaliyetlerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca İzmir halkının çalışma ve yaşam koşulları ele alınmaya çalışılarak 1936 yılından tarihi bir kesit sunulmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: kültürel hayat, gündelik yaşam, liman, Kültürpark
Atatürk döneminde müzik alanında yapılan çalışmalar
Atatürk'ün Türk Müzik Devrimi, Cumhuriyet'in kurulmasıyla birliktemeydana gelen bir süreç olmakla birlikte, 19. yüzyılın baslarından itibaren Osmanlımparatorlugu'nda müzik alanında meydana gelen küçük uygulamalar, devrimin altyapısının olusmasında etken olmusturTürkiye'de müzigin devrimsel boyutunun, ilk yansımalarını 1926'da alaturkamüzigin egitiminin yasak edilmesiyle görürüz. Dıs ülkelere ögrenciler gönderilmesi,yabancı uzmanlar getirilmesi, derleme çalısmaları, müzik egitimindeki uygulamalar,Halkevleri ve Halkodalarının çalısmaları v.b. gibi faaliyetlerle 1934 yılına gelinir. Bukonuda, 1 Kasım 1934'te Atatürk'ün T.B.M.M.'nin açılısında yapmıs oldugu konusmabir milat gibi kabul edilir ve ertesi günü radyo yayınlarından alaturka müzik kaldırılır.Atatürk'ün bir devrimci olarak en önemli niteligi, toptancı ve köktenci olusudur.Atatürk'ün Özsoy operasının oynanması üzerine söyledigi gibi bu bir devrimhareketidir, öyle bir devrimdir ki su sözüyle de vurgulanabilir: ?Bir millet çok seydedevrim yapabilir ve bunların hepsinde de basarılı olabilir; fakat, musiki devrimidir ki,milletin yüksek gelisiminin isaretidir? Hedef, tam manasıyla Batılılasmıs, medeni birtoplum haline gelebilmektir.Müzik Devrimi'yle aslında kültürel manada toplumca Batılı gömlek giymekhedeflenmistir. Halkevleri ve Halkodaları da bu gömlegin memleketin en ücra kösesinekadar giydirilmesi amacına hizmet etmislerdir. Tüm girisimler Batılılasmıs, özgün,üreten Anadolu Türk insanı modelini ortaya çıkarmak içindir demek yanlıs olmaz. Buyüzden diger tüm alanlarda oldugu gibi, sanatta da büyük degisimler yasanmısedebiyat, heykel, resim, müzik v.b. sanat dallarında atılımlar gerçeklestirilmistir.Böylece toplumsal devrimler dönemine geçilmis, devrimler birbiri ardına hızlasıralanmıstır. Hepsi de toplumu derinden sarsan, köklü degisikliklerdir. Bu çalısmada,Atatürk döneminde yapılan devrim niteligindeki müzik çalısmalarının kronolojikbasamaklarına deginilmis, anılar, fotograflar ve olaylardan yola çıkarak bazı sorulara dayorumsal cevaplar verilmeye çalısılmıstır.
A.B.D.'de Ermeni diasporasının çalışmaları
Türkiye ve Ermenistan dışındaki Ermeni Diasporasını, her fırsatta Türklere veTürkiye'ye karşı yürüttükleri, dünya barış ve huzurunu bozucu, bilimsel ve tarihigerçeklerle ve prensiplerle bağdaşmayan, tek yanlı, insanlık ve adalet ölçütleriyle çelişen,ardı arkası kesilmeyen düşmanca kampanyalarından dolayı bütün insanlığın ve dünyanınbarışını tehlikeye atmaktadırlar.1800'li yılların başından beri; özellikle Balkan Savaşları (1911-1914) ve I. DünyaSavaşı (1914-1918) yıllar yıllarında, milyonlarca Türk'ün ve diğer OsmanlıMüslümanlarının Balkanlar, Kafkaslar ve Anadolu'da yaşadıkları işkence, zulüm vekatliamları, son iki bölgedekiler genelde Ermenilerin elinden olmak üzere, görmezlikten vebilmezlikten gelerek; siyasi çıkarlar uğruna her çeşit sinsi kampanyaya destek vererek;Türk Ulus'una ve Türk Tarihi'ne karşı önyargılı; bilime, tarihi gerçeklere, hukuka aykırı;toplumların huzurunu, refahını ve uluslararası barış ortamını zedeleyici tutum vedavranışlar sergileyen kişiler, organizasyonlar ve devletler olmuştur.I. Dünya Savaşı sırasında, milyonlarca Türk'ün, Ermeni'nin ve diğer Müslüman veHıristiyan milletlerin; genellikle Osmanlı topraklarını "böl ve yönet" prensibiyle yutmayaçalışan devrin emperyalist güçlerinin Müslüman ve Hıristiyan olarak halkı ikiye ayırarakektikleri kin tohumları sonucunda çıkarılan bir iç savaş nedeniyle; benzer acılaryaşadıkları olayların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak ve belgelemek amacıyla, konuylailgili çalışma yapılması ve tüm gerçeklerin bu kişi ve kuruluşların önüne konulmasıgerekmektedir.Çünkü kesinlikle iddia edildiği gibi bir soykırım yapılmamış ve yapılmışsa da buyalnızca Türk ulusuna karşı yapılmış olduğu gerçeğidir. Türklerin çektikleri acılarınErmenilerin çektikleri acılardan daha fazla olduğu kesindir ve I.Dünya Savaşı dönemindeişgalci kuvvetlerce işgal edilen bölgelerde Müslüman halkın çektiği acılardan ayrı olaraksadece Ermenilere özgün olarak ta düşünülemez.Ermeni Diasporasının Türkiye aleyhine yürüttüğü çalışmalar aksine Türkiye'deyaşayan Ermeni vatandaşlarımız ve komşumuz Ermenistan ile olan ilişkilerimize olasızarar vermektedir.Anahtar Kelimeler: Ermeni, Birlik, Dernek, Diaspora, Lobi, Komite
Demokrat Parti kongreleri, bildirileri
Beral AlacıTürkiye'de çok partili sisteme geçiş Atatürk döneminden sonra 1945 yılına dekgerçekleştirilememiştir. 1945 yılına gelindiğinde gerek iç gerek dış politikadaki gelişmeler?çok partili hayata geçişi bir gereksinim haline getirmiştir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalarınardından çok partili hayata 1946 yılında geçilebilmiştir. Çok partili siyasal hayatın en önemlipartisi 1946 (7 Ocak) da kurulan Demokrat Parti olmuştur. ?Adnan Menderes, Celal Bayar,Fuat Köprülü ve Refik Koraltan? ın kuruculuğunu yaptığı parti 1950 yılında yapılan ?14Mayıs? seçimlerinin ardından iktidar olmuştur. Böylece 10 yıl boyunca devam edecek olanDemokrat Parti iktidarı başlamıştır. Demokrat Parti'nin 10 yıllık iktidarı süresinde aldığıkararlar yaptığı icraatlar Türk Siyaset Tarihi açısında büyük önem taşımaktadır.Türk Siyaset Tarihi açısından önemli bir yer tutan diğer bir hususta Demokrat Partibünyesinde toplanan kongreler ve bu kongreler sürecinde yayınlanan bildirilerdir. DemokratParti'nin 14 yıllık siyasi hayatı boyunca toplam 4 genel kongre toplanmıştır. Tamamı AnkaraBüyük Salonda toplanan kongrelerin ikisi iktidar öncesi (1947 ve 1949) ikisi de iktidarsonrası ( 1951 ve 1955) yapılmıştır. Demokrat Parti iktidar olmadan önce toplanan ilk ikikongresinde liberal bir anlayış sergilemiştir. Özellikle ilk kongre Türkiye'de daha öncebenzeri görülmemiş bir özgürlük mantığı çerçevesinde yaşanmıştır. ktidar sonrasında iseDP.nin izlediği baskıcı politika kongrelere yansımıştır. Bu nedenle 1951 ve 1955 `de yapılankongreler daha baskıcı bir havada gerçekleşmiştir. DP'nin kongrelerinin yanı sıra bukongrelerde ve öncesinde ilan ettiği bildiriler de önem taşır.Bu bildiriler de dönemin siyasalortamında ciddi etkiler yapmıştır.Hazırlanan bu tezde DP kongreleri ve bildirileri ele alınmış, dönemin siyasal ortamıyansıtılmaya çalışılmıştır.
Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının verildiği 1935 seçimleri ve İzmir basını
Cumhuriyet öncesi kadınların siyasal hak istekleri çok fazla gündeme gelmemiş, bu konuda ilk ciddi faaliyetler Cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleşmiştir. Bu dönemde kadın haklan ile ilgili konularda mücadele eden kişiler ve cemiyetler sessiz fakat kararlı bir tutum içerisindedir. Buna rağmen Türkiye'de kadın haklan için mücadele eden aktif kadın gruplan yoktur. Kadınlann bu konuda pasif olmasının sebebi eğitimsiz ve bilinçsiz olmalanndan kaynaklanmaktadır. Kadınlann toplumdaki mevcut sisteme kitlesel hareketlerle karşı çıkmayışı yüzünden kadınlarla ilgili meselelerde çalışmalarda bulunan cemiyetler yönetimle işbirliği yaparak, kadınlara verilen haklann topluma benimsetilmesinde öncü çalışmalarda bulunacaklardır. Yaptığı çalışmalarla kadın haklarını savunan Cumhuriyet'in ilk kadın cemiyeti Türk Kadm Birliğidir. Bu cemiyet Millî Mücadele sırasında kurulan Anadolu Kadınlan Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'nin dağılmasından sonra oluşturulmuştur. Cemiyet Cumhuriyet'in ilk yıllannda (1923-1935) inkılâp hareketlerini destekleyen faaliyetlerde bulunmuş, ülkede mevcut gelişmeler üzerine yönetmeliğini değiştirerek siyasî haklar için çalışan ilk kadın demeği haline dönüştürülmüştür. Türk kadımmn siyasal haklan, 3 Nisan 1930 da belediye seçimlerine katılma hakkının verilmesi ile başlamış ve bu hak ilk olarak 1933 belediye seçimlerinde kullanılmıştır. Kadınlara millet vekili seçme ve seçilme hakkı ise 5 Aralık 1934 de verilmiş olup 1935 yılında yapılan genel seçimlerde kullanılmıştır. 1930 tarihinde Türk kadmlanna belediye seçimlerine katılma hakkının tanınması yurt dışında olumlu karşılanmıştı. Türk Devleti lehinde yazılar yayınlanarak kadınlara tanınan sosyal ve siyasal haklardan övgüyle söz edilmektedir. Cumhuriyet Türkiye'sinde kadm haklarında sağlanan gelişmeler Dünyadaki kadm cemiyetlerinin de ilgisini çekmekte ve dikkatle izlenmekteydi. vnBazı kadın cemiyetleri kadın meselesinde aktif tutumu ile siyasî hakların kazanılmasında öncü faaliyetlerde bulunan Türk Kadın Birliği Cemiyeti ile temas kurarak kendilerine yardım edilmesini istemektedir. Türk Kadın Birliği, özellikle batıdaki kadın cemiyetleri ile yazışmalar yaparak Türkiye'deki gelişmeler hakkında bilgi vermekte ve çeşitli konularda, yazışmalar yapmaktadır. Batılı ülkelerde düzenlenen konferanslara, uluslararası kadın kongrelerine katılan Türk Kadın Birliği batılı kadın cemiyetlerinin faaliyetleriyle de yalandan ilgileniyordu. Türk Kadın Birliği'nin batılı kadın cemiyetleriyle münasebetlerini geliştirmek için aşın çaba harcamasına karşılık Müslüman ülkelerdeki kadın cemiyetleri ile olan ilişkilerinde aynı çabayı harcamadığı görülmektedir. Kadınların ilk kez katıldığı 1935 yılı seçimleri, iki dereceli seçim sistemi ve tek parti olarak Cumhuriyet Halk Fırkası' (CHF) mn bulunduğu bir ortamda yapıldı. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de büyük ölçüde kadın ve erkek adaylar parti üst kademeleri tarafından belirlendi. Seçimlere gerek müntehib-i sani (ikinci seçmen) olarak gerekse milletvekili adayları olarak kadınların ilgisi ve katılımı oldukça fazlaydı. 8 Şubat 1935'te yapılan seçimlere katılım, özellikle İstanbul, Ankara ve izmir gibi büyük şehirlerde % 80'lere varmıştı ve söz konusu şehirlerde oy verenlerin % 48 'e yakınının kadınlardan meydana geldiği ifade ediliyordu. Kadınların da katıldığı ilk seçimler olmasına rağmen katılımın fazla olması, onların konuya olan ilgilerini ortaya koyması açısından olumlu bir gelişmedir. 1935 yılı seçim sonuçlarına göre, seçilmesi gereken 399 milletvekilinden 17' si kadın olmak üzere, 386 milletvekili CHF adaylarından oybirliği ile; 4'ü azınlıklardan olmak üzere 13 bağımsız aday oy çokluğu ile seçilmişlerdi.Bazı eserlerde 18 olarak verilmesine rağmen, bu seçimlerde Meclis'e 17 kadın milletvekili girmiştir. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan "ara seçimi"nde ise Çankırı Milletvekili olarak seçilen emekli öğretmen Hatice Özgenel ile bu sayı 18'e çıkmıştır. Böylece,kadınlar Meclis'teki tüm milletvekillerinin % 4,5 'ini oluşturdular.Bu oran o günden bugüne ulaşılan en yüksek rakamdır. Zira, çok partili döneme geçildiği 1950-51 'de 3 kadın ile % 0,61 gibi en düşük rakamla temsil edilen kadınlar, en son yapılan 1995 seçimlerinde de 13 kadın ile % 1,82 oranında Meclis 'te yer almışlardır. vnıAfyon'da Haber, Akşam, Anadolu, Aydın, Ayvalık, Babalık, Balıkesir, Büyük Gazete, Cumhuriyet, Çankaya, Denizli, Ege, Haber, Halkın Sesi, Hemşeri, Işık, Kambur Felek, Kurun, Milli Gazete, Milliyet, Savaş, Sakarya, Son Posta, Türk Dili, Ulus, Uyanış, Yeni Asır, Yeni Ses gibi başlıca gazetelerden oluşan Türkiye Basını ve Türk halkı 1935 seçimlerinin başından sonuna kadar Mustafa Kemal Atatürk ve başkam olduğu Cumhuriyet Halk Partisinin yamnda yer alarak desteklemiş, böylece devrim kadrosuna ve partisine güvenlerini göstermişlerdir. rx
1950 seçimleri Demokrat Parti İzmir propagandası
II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan sosyo-kültürel ve siyasi değişimler,tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de etkisini göstermiştir. Bu düzen içerisindedemokrasi, özgürlük ve liberalizm geniş ölçüde yer almıştır. Türkiye ise bu değişimlereilk olarak çok partili hayata geçişle başlamıştır.1945 yılından sonra, Türkiye'de birçok siyasi parti kurulurken, Demokrat Partidiğer partilerden farklı olarak tüm ülkede ve özellikle İzmir'de büyük destek görmüştür.Bu desteğin sağlanmasında İzmir'in ekonomik ve sosyal yapısı etkili olmuştur. Diğertaraftan, CHP'nin halka karşı tutumu ve ekonomik darboğazlar Demokrat Parti'ninyükselişinde etkili olmuştur.Demokrat Parti seçim propagandasını uygularken, hem ülkenin sosyal yapısınıgöz önüne almış, hem de her bölge için ayrı bir politika sergilemiştir. İzmir için iseseçim propagandasının temelini, sosyal haklar ve ekonomik iyileştirme oluşturmuştur
1960-1980 yılları arasında Türkiye`nin Orta Doğu politikası
ÖZETBu tez, 1960-1980 yılları arasında, Türkiye'nin Orta Doğu politikasınıincelemektedir. Tezin amacı, Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik izlediği politika sonucu,ortaya çıkan konu ve sorunların, kamuoyu ve siyaset kültürü açısından öneminin ne şekildeolduğunu ortaya koymaktır.Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren Batılılaşmanın hedef olarakalınması, Türk dış politikasında asker-seçkinlerin, Orta Doğu ile ilgilenmelerini engellemiştir.1960-1980 yılları arasında çok sayıda hükümet değişikliği olmuşsa da, Orta Doğu'ya yönelikpolitikaları ile ilgili olarak hükümet programlarında pek değişiklik görülmemektedir. 1961Anayasası'nın getirdiği özgürlük havası içinde ilk defa tartışma konusu olan dış politikaüzerinde, kamuoyu da belirleyici unsur olmaya başlamıştır. Özellikle 1965'ten sonra,Türkiye'nin Arap ülkelerine yakın bir politika izlemeye başlamasında, Türk kamuoyununtepkisinin de önemli rolü olmuştur. Kamuoyunun, dış politikayla ilgili konularda ki bilgisizlikve ilgisizliği nedeniyle çok etkili olamadığı görülmektedir. Kamuoyunun bilgilendirilmesindeetkin olan basın 1965-1971 döneminde oldukça etkili olmuştur. Ancak, iç politikadakiolumsuz gelişmeler kamuoyunun uzun süre belirleyici olmasını engellemiştir.Türkiye, 1965 sonrasında uluslararası platformlarda yalnız kalmasının verdiği sıkıntıiçerisinde Arap ülkelerine yaklaşmaya başlamıştır. Zaman zaman ilişkilerde, inişler çıkışlargörülse de, Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik sağlam bir politikası olmadığı için ilişkilerdeçok başarılı olduğu görülmemektedir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve romanlarında Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş
?Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Romanlarında Osmanlı'danCumhuriyet'e Geçiş? konulu çalışmamda, Yakup Kadri'nin eserlerini oluşturan ilkromanlarında, Türk toplumunun, Osmanlının son dönemdeki yenileşme hareketininbaşlangıcı olan Tanzimat'tan Cumhuriyet'in kuruluşuna dek süren zamandilimindeki Batı hayranlığı çerçevesindeki yaşam biçimi; Kurtuluş Savaşı'nınkazanılması sonrasında yazdığı diğer romanlarda ise Türk toplumunun, TürkiyeCumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün ortaya koyduğudevrimlerin etkisindeki yaşam biçimi ele alınmıştır.Beş bölümden oluşan bu eserimizin ilk bölümünde yazarın yaşamı; ailesi,okul yılları ve bu yetişme imkanları sonucunda hayatı boyunca sürdürdüğüdiplomatik görevleri incelenmiştir.İkinci bölümde, yazarın romanlarındaki düşünce dünyasının şekillenmesinisağlayan, Türk milletine hizmet şevkinin oluşmasını tetikleyen fikirlerinin temelininatıldığı; sonuçta edebi şahsiyetinin olgunlaşması aşamasındaki süreç incelenmiştir.Eserimizin üçüncü bölümünde ise ele alınan romanlar ışığında, Türkmilletinin işgal sırasındaki yaşam tarzı içerisinde Batı'ya bakış açısı, kendine özgüyaşam biçimi incelenmiştir.Dördüncü bölümde, ele alınan romanlar çerçevesinde, Türk milletininKurtuluş Savaşı sırasında yaptığı inanılmaz mücadele ve bu mücadele sonucundaCumhuriyetle birlikte kazanılan, çağdaşlığın temeli olan devrimlerin, millettarafından benimsenmesi sürecindeki yaşamı incelenmiştir.Eserimizin son bölümünde ise, yazarın bütün romanlarında bir döneminözelliklerini tarihsel anlayış içerisinde kronolojik sırayla vermesi ve Türk milletinintarihsel yaşamı boyunca; yaşamının milli ruh ışığında sürdürülebilmesi için gerekliolan en önemli unsurlarını oluşturan Cumhuriyet, Millet ve Atatürk kavramlarınınönemi incelenmiştir.
Kardak krizi sorunu kapsamında Türk-Yunan ilişkileri
Figen Akad isimli kuru yük gemisinin, 25 Aralık 1995 tarihinde YunanlılarınImia, Türklerin ise Kardak ismini verdikleri kayalıklarda kaza geçirmesi ile başlayansüreç neticesinde, iki taraf da bu kayalıkların kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdir.Üzerinde insan yaşamayan, herhangi bir ekonomik değeri olmayan bu kayalıklarınaidiyeti konusunda, Ege'ye komşu iki ülke olan Türkiye ve Yunanistan'ın fikirayrılığına düşüp savaşın eşiğine gelmeleri, ilgili kayalıkların egemenliğinin Ege'debenzer statüde olan diğer coğrafi oluşumlar bakımından örnek teşkiledebileceğindendir.Geçmişte yaşanan olaylar sebebiyle birbirine karşı dostane duygular beslemeyeniki ülke arasındaki ilişkiler, meydana gelen bu kriz nedeniyle, son dönemlerdekidurağanlığından çıkıp gergin bir hal almıştır. Kriz sonrasında, Türkiye ve Yunanistanarasında yaşanan bir dizi bunalımlar esnasında Kardak Krizi, tarafların tutumlarıüzerinde dolaylıda olsa bir etki yaratmıştır. Her iki ülkede yaşanan depremler veHelsinki Zirvesinde Yunanistan'ın veto hakkını kullanmaması gergin olan ilişkileritekrar yumuşama sürecine sokmuştur.Aslında, yumuşama süreci Yunanistan'ın stratejik planlamasının bir sonucuolarak başlamış olup, Türk-Yunan sorunlarının, Türkiye-Avrupa Birliği sorunlarıhaline getirilmesiyle, bundan sonra Türkiye ile muhtemel yaşanabilecek Kardak benzerikrizlerde, Türkiye'ye karşı siyasi üstünlük sağlanması amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) Figen Akad, 2) Kardak Krizi, 3) Ege,4) Türk-Yunan lişkileri, 5) Helsinki Zirvesi.
Atatürk döneminde Türkiye'nin nüfus politikası
Bu çalışma, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kazanılan Türk stiklalMücadelesi sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin karşısında bulunan en önemlisorunlardan biri olan, Anadolu'da Türk nüfusun azalışı ve bu durum karşısında alınanönlemlerden oluşan nüfus politikasını içermektedir.Türk nüfusunun azalışını önleme konusunda devletin uygulamış olduğu nüfuspolitikasının başlıca iki ayağı bulunmaktadır. Birinci ayağını, doğumları arttırmak, ölümleriazaltmak ve dışardan göçü teşvik etmek olarak sınıflandırabiliriz. Doğumları arttırmapolitikası içersinde yasaklayıcı ve özendirici olmak üzere iki alan bulunmaktadır. Ölümleriazaltma politikasının temelini sağlık ve sosyal hayatı iyileştirme teşkil eder. Salgınhastalıklarla mücadele de önemli bir mücadele alanıdır. Dışardan vatandaş getirme politikasıiçersindeyse, gelen göçmenlerin yeni hayatlarına adaptasyonlarını sağlamak ve onları iskânetmek temel mücadele alanıdır. Nüfusu arttırma mücadelesinde, devlet gerektiğinde yasaldüzenlemeler yapmak, kurumlar oluşturmak, halkı bilinçlendirmek yollarına başvurmuştur.Nüfus politikasının ikinci ayağını ise nüfusun nitelik ve nicelik olarak belirlenmesiteşkil eder. 1926 yılında Devlet statistik Enstitüsü'nün kurulması ve 1927 ve 1935 nüfussayımları, nüfusun nitelik ve nicelik olarak irdelenmesinde önemli adımların başında gelir.Bu çalışma, 1923-1938 tarihleri arasında, yukarıda çerçevesini çizdiğimiz nüfuspolitikasının tüm yönleriyle incelenmesini temel almak üzere üç bölümden oluşmaktadır.
Kurtuluş Savaşı'nda İznik cephesi
Kurtuluş Savaşında İznik Cephesi'' konulu çalışmamda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanıldığı Batı Cephesi'nin kuzeyinde bulunan İznik bölgesindeki Kuvayı Milliye örgütlenmesi ve bölgesel tepkilerin nasıl geliştiği, bu örgütlenme içersinde oluşturulan milis güçlerin özellikle Gökbayrak Taburu'nun Yunan 11 nci tümenine karşı bu bölgede cereyan eden muharebelerde düşmana nasıl kayıplar verdirdiği ele alınmıştır. Dört bölümden oluşan bu eserimizin ilk bölümünde İtilaf devletlerinin Anadolu'yu paylaşma çabaları, Milli Mücadele'ye giden süreçte yaşanan politik ve askeri olaylar, Kurtuluş Savaşı'nın stratejisi, İznik kentinin İşgalci devletler ve Kuvayı Milliye açısından olan önemi ve İznik coğrafi bölgesinin askeri harekata olan etkileri incelenmiştir. İkinci bölümde, Kuvayı Milliye'nin nasıl oluştuğu, ne anlama geldiği ve nelerden oluştuğu, İznik'te düzenli ordu kurulmadan önce kurulan milis güçler, Kuvayı Milliye'den düzenli orduya geçiş, Bursa ve İznik'in Yunanlılar tarafından işgali irdelenmiştir. Üçüncü bölümde; Düzenli ordu kuruluşuna geçmeden önce İznik bölgesinde faaliyet gösteren Gökbayrak Taburu'nun I ve II nci İnönü Muharebelerindeki faaliyetleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde; Gökbayrak Taburu'nun Kocaeli Grup Komutanlığı altında teşkilatlanmasıyla Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz'daki mücadelesi incelenmiştir.
Türk basınında kadın gazetesinin yeri
ÖZET Kadın Gazetesi, 1 Mart 1947 tarihinde "Sosyal-Siyasi-îçtimai Kadın Gazetesi" başlığıyla yayın hayatına başlamıştır. Gazeteyi, bu tarihe kadar yayınlanmış olan diğer kadın gazete ve dergilerinden ayıran en önemli özelliği moda ve magazin konuları yerine siyasal ve sosyal konulara daha fazla yer vermiş olmasıyla birlikte uzun ömürlü oluşudur. Gazete; kadınlar için hak talebinde bulunmamakta, var olan haklarını daha iyi kullanabilmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Çünkü, Türk Kadını, 1926'da Medeni Kanun'un kabulü ile bir çok alanda erkekle eşit konuma gelmiştir ve ardından 1930'da yerel, 1934'te genel seçimlere katılma hakkını elde etmiştir. Cumhuriyet' in getirdiği bu yenilikler ciddi değişikliklere yol açmış, 1934 seçimlerinde meclise 18 kadın milletvekili girmiştir. Ülke içinde de siyasal alanda kadının etkinliği artmıştır. Fakat, kadınların parlamentodaki temsil oranı Atatürk'ün ölümü ile ilk düşüşünü göstermiş, buna rağmen, tek parti döneminde % 4 civarında kalmıştır. Kadınların parlamentoda temsilinde en büyük gerileme demokratikleşme ile başlamıştır. 1946 sonrasında Türkiye'de kadın temsili büyük oranda azalmıştır. Bu dönemde izlenen bazı politikalarla kadın çalışma hayatından da uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Yurt içinde bu problemlerin yaşandığı sırada Kadın Gazetesi yayımlanmaya başlamış ve var olan kadın haklarını aynı zamanda Atatürk İlke ve İnkılaplarını korumak amacıyla yazılar yayınlamaya başlamıştır. Cumhuriyet Türkiye'sinde yaşayan Türk kadınının da toplumsal hayat içinde daha etkin ve daha bilinçli olmalarını sağlamak amacıyla yayın organı olduğu Türk Kadınlar Birliği aracılığıyla bir takım faaliyetlerde bulunmuştur. Gazetenin sayfalarına yansıyan bu çalışmalar, araştırmanın içeriğini oluşturmaktadır.