Theses supervised by Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar
14 theses · İstanbul Gelişim University
Romantik ilişki içerikli obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, romantik ilişki içerikli obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, romantik ilişki içerikli obsesif kompulsif bozukluğun ana bileşenlerinden biri olan partnere ilişkin obsesif kompulsif bozukluk belirtilerine odaklanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-75 yaş aralığındaki romantik ilişkisi olan/olmayan 472 gönüllü katılımcı (378 Kadın, 94 Erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği ve Çok Boyutlu Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. İlişkisel tarama modeli kullanılan çalışmada, NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2020 Statistical Software (NCSS LLC, Kaysville, Utah, USA) programı ile istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, partnere ilişkin obsesif kompulsif bozukluk belirtilerinin "duygusal istikrar", "dış görünüş" ve "zeka" alt boyutlarının psikolojik iyi oluş ile zayıf düzeyde ve negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Partnere ilişkin obsesif kompulsif bozukluk belirtilerinin "ahlaklılık", "sosyallik" ve "yeterlilik" alt boyutları ile psikolojik iyi oluş arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Sonuç olarak, partnere ilişkin obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ile psikolojik iyi oluş arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Duygusal şemalar ve yalnızlık arasındaki ilişkinin üniversite öğrencilerinde incelenmesi
Duygusal Yalnızlık ve Sosyal Yalnızlık olarak yalnızlığı boyutlara ayırarak incelemenin, yalnızlık yaşayan bireylerin özgün ihtiyaçlarını daha iyi anlamak için önemli olduğu düşünülmektedir (Weiss, 1973). Bu çalışmada, Leahy'in (2002) bireyin duygular ve duygularla ilişkili süreçler hakkında sahip olduğu teoriler olarak kavramsallaştırdığı Duygusal Şemaların, algılanan Duygusal Yalnızlık ve Sosyal Yalnızlık ile ilişkileri incelenmiştir. Araştırma için 408 kişiye ulaşılmış ve kriterlere uygun bulunan 355 kişi çalışmaya alınmıştır. Bu çalışmada 98'i erkek ve 257'i kadın, 18-25 yaş aralığında olan ve aynı üniversitede okuyan öğrencilerinden oluşan gönüllü katılımcılara verilen De Jong Gierveld Yalnızlık Ölçeği (DJGYÖ), Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ) ve Sosyodemografik bilgi formu ile veriler alınmıştır. Ölçeklerden toplanan verilerin normal dağılım göstermediği tespit edilmiş ve bu yüzden parametrik olmayan istatistik metotları kullanılmıştır. Spearman Rho korelasyon analizi sonucunda: Duygusal Yalnızlık ile anlaşılabilirlik, onaylanma, duygulara karşı zayıflık, farklılık, kontrol edilemezlik ve ruminasyon duygusal şemaları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuş. Sosyal yalnızlık ile hisleri kabullenme, onaylanma, duygulara karşı zayıflık ve farklılık duygusal şemaları arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar yalnızlık deneyimi yaşayan bireylerin dünyayı ve diğer insanları tehlikeli olarak değerlendirme eğilimlerinin (Spithoven vd., 2017) bireyin kendi duygularını değerlendirme süreçleriyle ilişkili olabileceği gösterilmiştir.
Ebeveynlerin öfke belirtileri ile ebeveynlerin bağlanma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma ebeveynlerin sürekli öfke düzeyleri, öfke ifade tarzları ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Veri toplama aracı olarak Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) ile Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, ebeveynlerin demografik özelliklerine (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, gelir düzeyi vb.) göre öfke düzeyleri ve bağlanma stillerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla betimleyici ve ilişkisel analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, bağlanma stilleri ile öfke düzeyleri ve öfke ifade biçimleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stiline sahip ebeveynlerin, öfkeyi dışa vurma ve bastırma puanlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, bağlanma stillerinin öfke yönetimi üzerinde yordayıcı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenlere göre yapılan analizlerde; eğitim ve gelir düzeylerinin bağlanma stilleri üzerinde anlamlı farklar yarattığı, öfke düzeyleri açısından ise medeni durumun etkili olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular, erken çocuklukta gelişen bağlanma örüntülerinin duyguların düzenlenmesi ve öfke kontrolü üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, psikolojik destek ve terapi süreçlerinde bireylerin bağlanma stillerinin değerlendirilmesinin önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anneden algılanan narsisistik özellikler, kendini sabote etme ve sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı anneden algılanan narsisistik özellikler, kendini sabote etme davranışı ve sosyotrop-otonomi kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Anneden Algılanan Narsisistik Özellikler Ölçeği, Kendini Sabotaj Ölçeği, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada kolayda örnekleme metodu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan 18-65 yaş arası 395 katılımcı (272 kadın, 123 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada nicel analiz yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 27 programı ile analiz edilmiştir. İstatiksel analiz yöntemlerinden; normal dağılım analizi, değişkenler arasındaki ilişkiyi analiz etmek için Pearson Korelasyon Analizi, demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Bağımsız Gruplar T-testi ve Anova, aracı rol analizi için Process 4.0 kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; anneden algılanan narsisistik özellikler ile kendini sabote etme davranışı ve sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki vardır. Araştırmadan elde edilen diğer bir bulguya göre anneden algılanan narsisistik özellikler ile kendini sabote etme davranışı ile ilişkide sosyotropi-otonomi kişilik özelliklerinin aracı rolü vardır. Aracı rol değişkenleri incelendiğinde sosyotrop kişilik özelliğinin daha yüksek aracılık değerine sahip olduğu gözlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda araştırmacılara ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur.
Üstbiliş özellikleri ve bilişsel dikkat kilitlenmesinin yükseköğretim öğrencilerinin öğrenme stilleri ile ilişkisinin incelenmesi
Giriş: Üstbilişsel süreçler, bireyin kendi bilişsel süreçlerinin farkında olması ve bu süreçleri planlama, izleme ve değerlendirme yeteneği olarak tanımlanır. Öğrenme stilleri ise bireylerin bilgiyi algılama, işleme ve öğrenme sürecinde tercih ettikleri yolları ifade eder. Dolayısıyla üstbilişsel süreçler ve öğrenme stilleri arasında güçlü bir ilişki olması muhtemeldir, çünkü üstbiliş, bireylerin öğrenme stillerini etkili bir şekilde kullanmalarını ve geliştirmelerini sağlar. Bu araştırmanın amacı üstbilişler ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromunun (BDKS) yükseköğretim öğrencilerinin öğrenme stilleriyle ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Prospektif ve kesitsel bir dizayna sahip mevcut araştırma 2024 Nisan ayında 515 gönüllü yükseköğretim öğrencisi ile online olarak gerçekleştirilmiştir. Nicel metodoloji kullanılarak yapılan araştırmanın veri toplama araçları Öğrenci Öğrenme Stilleri Ölçeği (ÖÖSÖ); Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) ve Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu Ölçeği (BDKSÖ)'dir. Elde edilen veriler usulüne uygun olarak puanlandırıldıktan sonra istatistiki analize tabi tutulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların %50,3 (n=259)'u erkekti ve %30,5 (n=157) 20 yaş altı, %35,1 (n=181) 21-25 yaş arası ve %34,4 (n=177) 25 yaş üstü idi. ÜBÖ-30 toplam ve BDKSÖ toplam skorları ile ÖÖSÖ altboyutları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Ayrıca çoklu doğrusal regresyon analizi modellerine göre; ÜBÖ-30 toplam ve BDKSÖ toplam skorları ÖÖSÖ tüm altboyut skorlarının (Bağımsız, Bağımlı, İş birlikçi, Rekabetçi, Katılımcı, Kaçıngan) yordayıcı olduğu bulundu (p<0,001). Sonuç: Araştırma öğrenci öğrenme stillerindeki farklılaşmada üstbilişsel özelliklerin ve bilişsel dikkat kilitlenmesinin yordayıcılığı gösterilmiştir. Elde edilen sonuçların eğitim ortamlarında bireysel farklılıkları yönetme ve eğitimi farklılaştırma konusunda uygulayıcılara rehber olabilecek ilkeler sunabileceği düşünülmektedir. Bu sonuçların klinik pratikte uygulanabilirliğini araştıracak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bipolar Bozukluk tanısı olan hastalarda çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolü
Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanısı olan hasta örnekleminde çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolünün incelenmesidir. Ek olarak; çocukluk çağı travması, umutsuzluk ve olumsuz hastalık algısı değişkenleri arasındaki ilişkilerin ve bu değişkenlerin katılımcılara ait çeşitli sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde planlanmıştır ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bipolar bozukluk tanısı almış ve remisyonda olan, 18- 65 yaş aralığındaki 121 (65 kadın, 56 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu (DBF), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile umutsuzluk (p<0,01), çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) ve umutsuzluk ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modelinin analiz sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasında umutsuzluğun kısmi aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Bipolar Bozukluk tanısı olan hastalarda çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolü
Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanısı olan hasta örnekleminde çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolünün incelenmesidir. Ek olarak; çocukluk çağı travması, umutsuzluk ve olumsuz hastalık algısı değişkenleri arasındaki ilişkilerin ve bu değişkenlerin katılımcılara ait çeşitli sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde planlanmıştır ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bipolar bozukluk tanısı almış ve remisyonda olan, 18- 65 yaş aralığındaki 121 (65 kadın, 56 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu (DBF), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile umutsuzluk (p<0,01), çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) ve umutsuzluk ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modelinin analiz sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasında umutsuzluğun kısmi aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Algılanan ebeveyn tutumları ve bağlanma stillerinin yeme tutumu üzerindeki yordayıcı rolü
Araştırmanın temel amacı, algılanan ebeveyn tutumları ve bağlanma stillerinin yeme tutumu üzerinde yordayıcı bir rolünün olup olmadığının incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini İstanbul ilinde üniversite öğrencisi olan kadın ve erkek bireyler oluşturmaktadır. Araştırmadaki ölçekler 203 katılımcıya uygulanmıştır. Katılımcıların araştırma hakkında bilgilendirilmesi için 'Bilgilendirilmiş Onam Formu' verilmiş ve sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek için 'Sosyodemografik Form' uygulanmıştır. Ardından Algılanan Ebeveyn Tutumlarının puanlanması için 'Anne -Baba Tutum Ölçeği', bağlanma stillerinin değerlendirilebilmesi için Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve yeme tutumundaki bozulmaları değerlendirmek için Yeme Tutum Testi (YTT-40) uygulanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon analizi ile incelendi. Ayrıca, ölçeklerin demografik değişkenlere göre farklılıklarını incelemek amacıyla Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri kullanıldı. Yordayıcılık analizi için Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon yöntemlerine başvuruldu. Araştırmada ileri sürülen hipotezler değerlendirildiğinde, güvenli bağlanma bağımsız değişkeni yeme tutumunu yordamaktadır. Bunun yanı sıra bulgulara göre kabul/ilgi bağımsız değişkeni yeme tutumunu yordamaktadır. Kabul/ilgi bağımsız değişkeninin yeme tutumunu negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Buna ek olarak psikolojik özerklik bağımsız değişkeni yeme tutumunu yordamaktadır. Sonuçlar psikolojik özerklik bağımsız değişkeninin yeme tutumunu negatif yönde yordadığını göstermektedir. Özetle, bağlanma stillerinin alt boyutu olan güvenli bağlanma; algılanan ebeveyn tutumlarının alt boyutu olan kabul/ilgi ve psikolojik özerklik bağımsız değişkenleri yeme tutumunu yordamaktadır.
Sigara kullanan ve kullanmayan üniversite öğrencilerinin duygu regülasyon güçlüğünün karşılaştırılması
Bu araştırma sigara kullanan ve kullanmayan üniversite öğrencilerinin duygu regülasyon güçlüğünün karşılaştırılmasını incelemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Belirlenen amaç doğrultusunda araştırma modeli tarama modeli olarak tercih edilmiştir. Araştırma evrenini İstanbul'da öğrenim gören sigara kullanan ve kullanmayan üniversite öğrencileri oluştururken; araştırma örneklemi, İstanbul Gelişim Üniversitesi ve İstanbul Esenyurt Üniversite'sinde öğrenim gören sigara kullanan ve kullanmayan 303'ü kadın, 103'ü erkek olmak üzere 406 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma verilerini elde etmek amacıyla 'Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeği', 'Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği- Kısa Form (DDGÖ-16)' ve katılımcılara dair bilgiler için araştırmacı tarafından oluşturulan 'Demografik Bilgiler Ölçeği' kullanılmıştır. Toplanan veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2020 Statistical Software (NCSS LLC, Kaysville, Utah, USA) istatistik programında analiz edilmiştir. Araştırmanın sonunda, sigara kullanan üniversite öğrencilerinin kullanmayan üniversite öğrencilerinden DDGÖ stratejiler alt ölçek puanları anlamlı yüksek olduğu; farkındalık, amaçlar, kabul etmeme, dürtü ve açıklık alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Duygu regülasyon güçlüğü puanlarının yaş değişkeni ile arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, sigara kullananlarda nikotin bağımlılığı ve duygu regülasyon güçlüğü puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yetişkinlerde beden algısı, yeme tutumu ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma yetişkinlerde beden algısı, yeme tutumu ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Ek olarak beden algısı, yeme tutumu ve benlik saygısı düzeylerinin sosyodemografik değişkenlerle (cinsiyet, vücut kitle indeksi, fiziksel görünümü değerlendirme, fiziksel görünümden memnuniyet, diyet yapma durumu ve sosyal medya kullanım süresi) olan ilişkisinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde planlanmıştır ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 18-60 yaş aralığında bulunan 135 kadın ve 81 erkek olmak üzere toplam 216 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği, Yeme Tutum Testi ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, beden algısı ile yeme tutumu arasında yüksek ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Beden algısı ve benlik saygısı değişkenleri arasında yüksek ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Yeme tutumu ve benlik saygısı değişkenleri arasında orta ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Beden algısı, yeme tutumu ve benlik saygısı değişkenlerinin katılımcıların cinsiyetlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0.05). Beden algısı, yeme tutumu ve benlik saygısı değişkenleri katılımcıların vücut kitle indeksi, fiziksel görünüme yönelik değerlendirme, fiziksel görünümden memnuniyet, diyet yapma durumu ve sosyal medya kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Algılanan duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişki
Bu çalışmada duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş ve üstü 120 kadın, 114 erkek olmak üzere toplam 234 yetişkine uygulanan Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği, Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği ve araştırmacı tarafından katılımcıların sosyodemografik bilgilerini toplamak amacıyla oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile gerçekleştirilmiştir. Tüm verilere ilişkin analizler SPSS 27 programı ile yapılmıştır. Analizlere başlamadan önce, ölçeklerin normal dağılım varsayımını karşılayıp karşılamadığı kontrol edilerek ölçeklere ilişkin çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Ölçüm araçları arasındaki ilişkiyi test etmek için Pearson korelasyon analiz, demografik değişkenlere göre ölçek puanlarını kıyaslamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA, yordayıcılık analizi için Basit Doğrusal Regresyon kullanılmıştır. Ek olarak, bu çalışma için %95 güven aralığı, p değeri 0.05 olarak referans alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda, algılanan duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı ve sosyal onay ihtiyacı alt boyutları olan başkalarının yargılarına duyarlılık, sosyal geri çekilme ve olumlu izlenim bırakma değişkenleri arasında orta ve yüksek düzey pozitif korelasyonlar saptanmıştır.
Kadınlarda, depresyon, anksiyete ve stresin, aleksitimi ve duygusal yeme davranışı ile arasındaki ilişkinin incelenmesi
Anksiyete, depresyon ve stres yıllardır insanları etkileyen psikolojik ve fiziksel hastalıklara neden olmaktadır. Her bakımdan bireyleri etkileyen bu durum, araştırmalar açısında fazlasıyla ilgi görülen bir hal almış ve literatür taramalarında çok yönlü açıdan ele alınmıştır. Bu çalışmada, kadınlarda depresyon, anksiyete ve stresin, aleksitiminin, duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada kartopu örnekleme yöntemi kullanılmış olup, Türkiye'de yaşayan ve araştırmaya gönüllü katılımı kabul eden 20 ile 40 yaş arası 400 kadın katılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler; sosyodemografik değişkenleri saptamak için araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu"; depresyon anksiyete ve stres puanını ölçmek için Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ-21); aleksitimi seviyesini ölçmek için Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20); duygusal yeme davranışını ölçmek Türkçe Duygusal Yeme Ölçeğidir. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programıyla analiz edilmiş olup; bu analizlerde frekans ve yüzde analizi, normallik analizleri, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans testi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ölçeklerin demografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. DASÖ ve DYÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Buna göre depresyon, anksiyete ve stres arttıkça duygusal yeme davranışında bir değişim gözlenmemektedir. DASÖ ve TAÖ arasında düşük derecede anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Buna göre depresyon, anksiyete ve stres arttıkça aleksitimi seviyesi artar. TAÖ ve DYÖ arasında orta derecede anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Buna göre aleksitimi seviyesi arttıkça duygusal yeme davranışı artar. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, duygusal yeme bozukluğu, stres.
Yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısının yordanmasında yaşamda anlam ve yaşam stillerinin rolü
Bu çalışmanın amacı yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısının yordanmasında yaşamda anlam inancının ve yaşam stillerinin rolünün ve cinsiyet, eğitim durumu, yaş dağılımı ve çalışma durumu gibi demografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma modeli, ilişkisel tarama modeli olarak belirlenmiştir. Örneklem, Türkiye'de yaşayan 18-65 yaş arası yetişkin bireyler olarak belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği", "Travma ile Başa Çıkabilme Ölçeği", "Yaşamda Anlam Ölçeği" ve "Yaşam Stilleri Envanteri" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi, SPSS 29.0.0.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Cinsiyet ve çalışma durumları değişkenlerinin analizi T-test ile gerçekleştirilmiştir. Yaş dağılımı ve eğitim durumu değişenleri ise tek yönlü varyans analizi ANOVA ile gerçekleştirilmiştir. Travma ile başa çıkabilme algısı, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri değişkenleri arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile gerçekleştirilmiştir. Yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri değişkenleri ile alt boyutlarının travma ile başa çıkabilme algısını yordama düzeyinin analizi için Çoklu Regresyon Analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulguları cinsiyet, çalışma durumu, eğitim seviyesi değişkenleri ile travma ile başa çıkabilme algısı değişkeni arasında bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, travma ile başa çıkabilme algısı, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri ile değişkenlerin alt boyutlarının yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısını yordadıkları sonucu elde edilmiştir.
Depresyon düzeyleri ve duygusal yeme arasındaki ilişkiye öz yeterliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmanın amacı depresyon düzeyleri ile duygusal yeme arasındaki ilişkide öz yeterliğin aracılık rolünün incelenmesidir. Bu amaca ek olarak, depresyon düzeyleri, duygusal yeme ve öz yeterlik arasındaki ilişkilere de bakılması planlanmıştır. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 291 yetişkin birey katılmıştır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE), Öz Etkililik-Yeterlik Ölçeği ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi'nin (DBEQ) Duygusal Yeme alt boyutu uygulanmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda depresyon düzeyleri ile duygusal yeme arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunurken depresyon düzeyleri ile öz yeterlik arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki elde edilmiştir. Ayrıca, duygusal yeme ile öz yeterlik arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aracı modellerin analiz sonuçlarına göre, depresyon düzeyleri ile duygusal yeme arasında öz yeterliğin kısmi aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak, depresyon düzeyleri ile duygusal yeme arasındaki ilişkiye öz yeterliğin davranışa başlama, davranışı sürdürme ve engellerle mücadele alt boyutlarının kısmi şekilde aracılık ettiği fakat davranışı tamamlama alt boyutunun aracılık etkisi olmadığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, ilgili literatür çerçevesinde değerlendirilmiş, gelecekteki araştırma ve klinik uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur.