Theses supervised by Doç. Dr. Meral Koyutürk
11 theses · Demiroğlu Bilim University
İnsan endometriyum stroma hücrelerinde in vitro desidualizasyon gelişiminin incelenmesi
Bu çalışmada, endometriyal stromal hücrelerin in-vitro ortamda 3'-5'-siklik adenozin monofosfat (cAMP), progesteron ve östrojene bağlı olarak desidual hücrelere farklılaşması ve bu süreçte rol aldığı düşünülen ß-katenin ve Akt sinyal yolakları ile hücre proliferasyonunda meydana gelen değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Deney, 17-ß-östradiol, progesteron, cAMP, 17-ß-östradiol+progesteron ve 17-ß-östradiol+progesteron+cAMP ile üç gün kültüre edilen hücre gruplarında gerçekleştirildi. Morfolojik değerlendirmenin ardından hücre kültüründe farklılaşan desidual hücrelerce sentezlenmesi beklenen prolaktin hormon düzeyleri biyokimyasal olarak ölçülerek farklılaşma teyit edildi. Morfolojik ve biyokimyasal incelemeler sonucunda desidualizasyona özgü değişikliklerin cAMP uygulanan gruplarda meydana geldiği saptandı. Ancak üç günlük farklılaşma süreci sonunda ß katenin ekspresyonunun henüz gerçekleşmediği tespit edildi. Birçok hedef proteinin aktivasyonunda rol alan Akt ekspresyonunun da kontrol ve deney gruplarında sabit kaldığı izlendi. Hücre proliferasyonunun değerlendirilmesinde S fazına özgü bir işaretleyici olan bromodeoksiüridin (BrdU) immünositokimyası uygulandı. Desidualizasyona özgü değişikliklerin izlendiği cAMP uygulanan hücre gruplarında hiç BrdU pozitif hücre izlenmedi. Östrojen inkübasyonu uygulanan gruplarda ise BrdU pozitif S faz hücre oranlarının sadece progesteron uygulanan gruba göre artmış olduğu izlendi.Birden fazla etkenin bir arada görev almasıyla gerçekleşen desidualizasyon sürecinin erken evresinde ß katenin ve Akt sinyal yolunun etkin rol oynamadığı, östrojen hormonu inkübasyonuyla artan S faza özgü BrdU işaretli hücre oranının, desidualizasyonun oluşturulduğu deney gruplarında izlenmemesi ise farklılaşma sürecinde proliferasyonun baskılandığı gerçeğiyle uyumlu bulundu.
Sperm tirozin kinaz aktivitesinin immünositokimyasal incelenmesi
Akrozom reaksiyonu sonucu fertilizasyonun gerçekleşmesi spermlerin dişi genital sisteminde ilerlerken kazandıkları kapasitasyon yeteneğine bağlıdır. Kapasitasyon yeteneği kazanan ve hiperaktivasyon gösteren spermler akrozom reaksiyonu ve fertilizasyonu gerçekleştirebilirler. Fosfo tirozin kinaz aktivasyonunun kapasitasyon, akrozom reaksiyonu ve dolayısıyla fertilizasyon sürecinde etkili olduğu ve bu süreçte reaktif oksijen türevlerinin tirozin kinaz aktivasyonunu etkilediği bildirilmiştir.Çalışma, semende reaktif oksijen türevi kaynağı lökositlerin artmış olduğu lökospermi vakaları ile normospermili vakalardan seçilen iki grupta gerçekleştirildi. Ayrıca her iki grup, sperm hazırlama yönteminde kullanılan santrifüj işlemi sonucu ortaya çıkan reaktif oksijen türevlerinin olası etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla iki alt gruba ayrıldı. İkiye ayrılan semen örnekleri santrifüj işleminin uygulanmadığı swim-up ve santrifüj uygulanan konsantrasyon yöntemleriyle hazırlandı ve immünositokimya için sperm yaymaları hazırlandı. Hazırlanan örnekler streptavidin-biotin peroksidaz yöntemiyle fosfo tirozin monoklonal antikoruyla işaretlendi.Yapılan değerlendirmelerde sperm tirozin kinaz aktivasyonunun spermlerin kuyruk bölgesinde lokalize olduğu, vakaların ekspresyon seviyelerinin bireysel farklılıklar gösterdiği izlendi. Normospermili vakalarda konsantrasyon grubunda swim-up grubuna göre aktivasyonun arttığı ancak bu artışın anlamlı olmadığı izlendi. Lökospermili vakalarda da konsantrasyon yöntemi uygulanan grupta bir artış gözlendi. Normospermili ve lökospermili gruplar arasında ise anlamlı bir fark tespit edilmedi. Normo ve lökospermili vakalarda reaktif oksijen türevlerinin sperm tirozin kinaz aktivitesi üzerine etkili olduğu söylenebilirse de bireysel farklılıkları ve sonuçlarını açıklayacak ileri çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir.
Kümülüs hücreleri proliferasyon ve apopitoz indekslerinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi
Günümüzde yardımla üreme tekniklerini kullanan (IVF: İn vitro fertilizasyon, ICSI: İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) hastaların gebelik oranı pek çok faktörün etkisi altındadır. Bu faktörlerden bazıları semen kalitesi, ovaryan stimülasyon tipi, östradiol (E2) seviyeleri ve hasta yaşıdır. Bunlar oosit sayısını, kalitesini, matürasyon oranını ve embriyo gelişimini etkilemektedir. Oosit matürasyonun ilerlemesini ya da gecikmesini sağlayan kümülüs hücreleri, lokal ürünler aracılığıyla oositi etkileyerek proliferasyon ve apopitozda güçlü birer düzenleyici olarak rol oynamaktadırlar.Bu çalışmada, kümülüs hücrelerinin proliferasyon ve apopitoz oranları belirlenip ? 37 yaş ve altı ile ? 38 yaş ve üstü olmak üzere iki gruba ayrılan hastalarda, mikroenjeksiyon sonuçlarıyla ilişkisi değerlendirildi.Bu amaçla, mikroenjeksiyon uygulamasına tabi tutulan hastalardan toplanan kümülüs-oosit komplekslerinden alınan kümülüs hücrelerine, prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) monoklonal antikoru uygulanarak proliferasyon indeksi tespit edildi. 4, 6 diaminido 2 phenilindol (DAPI) floresan boyası uyguladıktan sonra mikroskop altında morfolojik kriterlere göre apopitoz oranı belirlendi.Elde edilen bulgulara göre, kümülüs hücrelerinin proliferasyon oranlarının ? 37 yaş ve altındaki grupta anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kümülüs hücre apopitoz oranları değerlendirildiğinde ise her iki grup arasındaki fark anlamlı değildi. Proliferasyon ve apopitoz oranları tespit edilen gruplarda ayrıca oosit matürasyonu, fertilizasyon ve gebelik düzeyleri değerlendirildi. Toplanan oosit sayısı ve matürasyon oranlarının yanı sıra gebelik düzeylerinin kümülüs hücrelerinde yüksek proliferasyon indeksine sahip hastalarda anlamlı derecede artmış olduğu saptandı.Çalışmamızda, mikroenjeksiyon uygulanan hastalarda kümülüs hücre proliferasyon oranlarının sağlıklı gebelik eldesi konusunda önemli bir parametre olan kaliteli oosit seçiminde kullanılabilecek potansiyel bir belirteç olduğu sonucuna varılmıştır.
Östrojen ve progesteronun endometriyum hücrelerinde mitojenle aktive olan protein kinazlar üzerine etkisi
Endometriyum, menstrual siklus boyunca başarılı bir implantasyon için steroid hormonlara cevap olarak bir dizi değişiklik geçirir. Hormonların koordineli üretimleri döngüsel olarak meydana gelen bu değişimde anahtar düzenleyicidir. Östrojen, siklusun ilk evresinde endometriyal proliferasyondan sorumludur. Progesteron artmış östrojenik etkiyi baskılayarak dokunun diferansiye olmasını sağlar. Östrojen reseptör antagonisti olan fulvestrant ise östrojen reseptörüne bağlanarak reseptörü inaktif duruma getirir ve proliferasyonu inhibe edeÇalışmamızda Ishikawa endometriyum epitel hücrelerinde 17-ß-östradiol, fulvestrant ve progesteronun proliferasyon üzerine olan etkileri 5- bromo2'-deoksi-üridin (BrdU) işaretleme yöntemi ile S faz hücre oranları karşılaştırılarak değerlendirildi. Mitojenle aktive olan protein kinazlar (MAPK) embriyogenez, proliferasyon, diferansiyasyon ve apopitoz gibi işlevlerin ilerleyişinden ve strese yanıt oluşumundan sorumludurlar. MAPK ailesinin üyeleri olan p38, JNK ve uyarana ilk yanıt veren protoonkogenlerden c-jun'un steroid hormonların etkisi altındaki aktivasyon düzeyleri incelendi. 17-ß-östradiol ile inkübe edilen hücrelerde S faz hücre oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış gösterdi. Ancak fulvestrantın östrojenin proliferatif etkisini antagonize etmediği izlendi. Progesteron uygulanan hücrelerde proliferasyon oranında anlamlı bir değişiklik tespit edilmedi. Uygulanan konsantrasyon ve sürelerde östrojen, fulvestrant ve progesteronun JNK, fosfo p38 ve fosfo c-jun ekspresyon düzeylerinde bir değişikliğe yol açmadığı belirlendiElde edilen bulgular doğrultusunda endometriyum epitel hücrelerinde, siklus evrelerini kontrol eden östrojen ve progesteronun etkilerini JNK, fosfo p38 ve fosfo c-jun ekspresyonlarından bağımsız olarak gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Histon deasetilaz inhibitörü valproik asidin endometriyum hücrelerinde proliferasyon üzerine etkileri
Bu çalışmada in-vitro endometriyum hücre modeli kullanılarak, histon deasetilaz inhibitörü valproik asidin (VAP), menstrual siklusun östrojen tarafından stimule edilen proliferasyon evresindeki olası etkileri immünositokimyasal olarak incelendiVAP'ın hücre proliferasyonu üzerine olan etkilerinin incelenebilmesi ve karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla ilaç, tek başına ya da 17-ß-östradiol ile kombine edilerek çeşitli dozlarda deney gruplarına uygulandı. Hücre canlılığı tripan mavisi kullanılarak değerlendirildi. Konsantrasyona bağlı olarak canlı hücre yüzdesinin azaldığı izlendi. S fazındaki Ishikawa hücreleri, anti-BrdU antikoruyla işaretlendi. Deney gruplarında, hücre siklusunun önemli düzenleyicileri olan p21 ve p53 proteinlerinin ekspresyon düzeyleri incelendi. 17-ß-östradiolün hücre proliferasyonunu arttırdığı gözlemlendi. Konsantrasyona bağlı olarak VAP uygulamasının hücre proliferasyonunu azalttığı ve/veya inhibe ettiği gözlendi. 20 mM VAP uygulanan deney gruplarında proliferasyon inhibisyonu, p21 ve p53 ekspresyonları üzerinden gerçekleşti. Hücrelerde apopitotik hücre ölümüne özgü morfolojik değişiklikler ve kaspaz-3 ekspresyonu izlendi. 50 mM VAP uygulanan deney gruplarında ise hücre proliferasyonunun inhibe olduğu; ancak p21 ve p53 protein ekspresyonlarının gerçekleşmediği gözlendi. Yüksek dozda, morfolojik apopitotik değişiklikler ve kaspaz-3 aktivasyonu izlenmedi.Yaptığımız çalışmalarda histon deasetilaz inhibitörü VAP'ın, endometriyum hücre proliferasyonunu engellediği ve hücre ölümüne yol açtığı gösterildi. Elde edilen bulgular doğrultusunda VAP'ın, endometriyal kanserler ve endometriozis gibi endometriyum-kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılabilme potansiyeline sahip terapötik bir ajan olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.
N-Asetil Sisteinin endometriyum hücreleri üzerine etkileri
Endometriyum, reprodüktif yaşam süresince proliferasyon, diferansiyasyon ve dejenerasyon gibi periyodik olarak gerçekleşen sikluslara uğrar. Regülasyonu östrojen ve progesteron steroid hormonlarının kontrolü altında gerçekleşen endometriyum, yenilenebilen bir dokudur. Östrojen, endomeriyumun epitel ve stromal hücrelerinin proliferasyonunda önemli rol oynar. Proliferasyon evresinde en aktif olan östrojen 17-ß-östradioldür. Progesteron ise proliferasyonu inhibe eder ve desidualizasyonun düzenlenmesinde görev alır.Çalışmamızda in-vitro endometriyum modeli olarak Ishikawa hücreleri kullanıldı. Deney grupları kültür medyumu içerisinde büyütülen kontrol, 17-ß-östradiol, 17-ß-östradiol ile birlikte N-asetil sistein (NAS) uygulanan ve yalnızca NAS'ın farklı konsantrasyonlarda uygulandığı dört gruptan oluşmaktadır. Östradiolün proliferatif etkisi ve NAS'ın proliferasyon üzerindeki etkileri anti-bromodeoksiüridin (BrdU) antikoruyla immünositokimyasal olarak değerlendirildi. 17-ß-östradiol uygulanan grupta kontrol grubuna göre S faz proliferasyon oranında anlamlı bir artış tespit edildi. NAS uygulamasının konsantrasyona bağlı olarak hücre proliferasyonunu azalttığı ve/veya inhibe ettiği gözlendi. 20 mM ve 50 mM NAS uygulanan deney gruplarında anlamlı düzeyde proliferasyon inhibisyonu izlendi. Kontrol ve östradiol uygulanan gruplarla karşılaştırıldığında NAS'ın, nukleus lokalizasyonlu nükleer faktör ?B (NF-?B) ekspresyonunu artırdığı tespit edildi.Bu bulgular doğrultusunda NAS'ın tanımlanmış olan antioksidan özelliğinin yanı sıra konsantrasyona bağlı olarak hücre proliferasyonunu inhibe ettiği ve NF-?B'nin ilişkili gen ekspresyon düzenlemesiyle NAS'ın hücresel etkinliğinde rol oynadığı sonucuna varılmıştır.
Endometriyum hücrelerinde hormonlara bağlı ß-katenin ve nükleer faktör ?B (NF-?B) düzeylerindeki değişiklikler
Bu çalışmada in-vitro endometriyum hücre modelinde, progesteron ve östrojen hormonlarına bağlı olarak gelişen endometriyal siklus evreleri ve sinsistyotrofoblastlarca sentezlenen insan koryonik gonatotropin hormonuna bağlı olarak ß-katenin ve nükleer faktör ?B (NF-?B) sinyal yolakları ile hücre proliferasyonunda meydana gelen değişiklikler immünositokimyasal olarak incelendi.Hücre proliferasyonunun değerlendirilmesinde S fazına özgü bir işaretleyici olan bromodeoksiüridin (BrdU) immünositokimyası uygulandı. Östrojen inkübasyonu sonrasında BrdU inkorporasyonunda artış izlenirken, progesteron ve insan koryonik gonatotropini uygulaması sonrasında hücre proliferasyon oranlarında bir değişiklik izlenmedi. Endometriyal hücrelerde, plazma membranının intraselüler sınırları boyunca belirgin ß-katenin ekspresyonu izlendi. Östrojen ve progesteron hormonlarıyla inkübasyon sonrasında mevcut ß-katenin ekspresyonunda bir değişiklik izlenmedi. İnsan koryonik gonatotropini (HCG) ile inkübasyon sonrasında ise membran yerleşimli ß-katenin ekspresyonunun azaldığı izlendi. NF-?B aktivitesi, östrojen ve HCG uygulanan deney grubu hücrelerde kontrol grubuna benzer bulundu. Ancak progesteron uygulanan grupta sitoplazmik NF-?B ekspresyonunda artış izlendi.Çalışmamız sonucunda; östrojen hormonu inkübasyonuyla artan S faza özgü BrdU pozitif hücre oranı bu hormon kontrolündeki siklus evresiyle uyumlu bulundu. Plazma membranında lokalize olan adezyon molekülü ß-katenin ekspresyonunun, insan koryonik gonadotropini etkisiyle azaldığı belirlendi. İnflamasyon kontrolünde rol oynayan ve steroidlerle etkileşen NF-?B ekspresyonunun, progesteron hormonuyla ilişki gösterdiği ancak sinsityotrofoblastlar tarafından salınan insan koryonik gonadotropininden bağımsız bir etki gösterdiği sonucuna varıldı.
Hormonların endometriyum hücrelerinde hücre proliferasyonunu düzenleyen mekanizmalar üzerine etkileri
Endometriyum streoid hormonların kontrolünde, reprodaktif yaşam süresince aylık siklus dönemlerinde dejenerasyon, proliferasyon ve diferansiyasyona uğrayan bir dokudur. Endometriyum hücrelerinin uğradığı bu biyolojik değişiklikler başlıca östrojen ve progesteron steroid hormonları tarafından düzenlenir. Gerçekleşen implantasyonu takiben ise insan koryonik gonadotropin hormonu (HCG) progesteronun devamlılığını sağlayarak gebelik sürecinde önemli bir rol üstlenir. Östrojen, endometriyumun epitel ve stromal hücrelerinin proliferasyonunda önemli rol oynar. Progesteron ise proliferasyonun inhibisyonu ve desidualizasyon olaylarının düzenlenmesinde görev alır.Çalışmamızda Ishikawa endometriyum epitel hücrelerinde 17-ß-östradiol, progesteron ve HCG'nin hücre proliferasyonu ve hücre siklusunun düzenlenmesinde rol oynayan p53 ile p21 proteinlerinin ekspresyon düzeyleri üzerine olan etkileri incelendi. Prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) nin immünositokimyasal (İSK) boyaması ile hücre siklusunun G1, S, G2 ve M fazlarında olan hücreler işaretlendi. Ayrıca 5- bromo2'-deoksi-üridin (BrdU) işaretleme yöntemi ile S faz hücre oranları değerlendirildi. 17-ß-östradiol uygulanan grupta PCNA işaretli hücreler ile kontrol grubu arasında bir fark izlenmedi ancak S faz proliferasyon oranında anlamlı bir artış tespit edildi. Proliferasyon oranında izlenen artış ile p53 ve p21 protein ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldığında bir ilişki gözlenmedi. Progesteron ve HCG uygulanan hücre gruplarının proliferasyon oranları ve p53, p21 protein ekspresyon düzeyleri ise kontrol grubuna çok yakın değerlerde tespit edildi.Elde edilen bulgular doğrultusunda, 17-ß-östradiol, progesteron ve HCG hormonlarının deneyde uygulanan konsantrasyon ve sürelerde Ishikawa hücrelerinin proliferasyonunun düzenlenmesinde p53 ve p21 protein ekspresyon düzeylerini etkilemedikleri sonucuna varılmıştır.
Bazal folikül stimülan hormon düzeyinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi
İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) erkek kaynaklı infertilite tedavisi için yaygın olarak kullanılan yardımcı üreme tekniğidir. Yardımcı üreme tekniklerinde amaç, uygun tedavi protokolu ve yöntemleri kullanarak kaliteli gamet hücreleri ile embriyo ve gebelik elde edilmesidir. Yaşla birlikte overlerdeki germ hücre havuzu azalmaktadır. Bununla birlikte kadınlarda ilerleyen yaş ile paralel olarak azalan over rezervi, gonodotropin stimülasyonuna yanıtın azalmasına neden olmakta ve tedavide başarı şansını olumsuz olarak etkilemektedir. Yıllar içerisinde over progresif olarak folikül havuzunu kaybeder ve inhibin seviyesi düşer, buna karşılık adenohipofizden folikül stimülan hormon (FSH) salınımı artar. Bu nedenle günümüzde erken fazda ölçülen bazal FSH değerleri over rezervinin önemli bir belirteci olarak kabul edilmektedir. FSH değeri, oosit rezervinin yanı sıra kaliteli oosit ovulasyonu açısından önem taşır. Bazal FSH ölçümlerinin in vitro fertilizasyon (IVF) uygulamalarında gebelik sonuçları üzerine etki eden önemli bir belirteç olarak kullanılabileceğini bildiren pekçok çalışma mevcuttur.Bu çalışmada, kadın hasta bazal FSH düzeyinin ICSI sonuçları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. ICSI tedavisine alınan 99 çift çalışma grubumuza dahil edildi. Hastalar bazal FSH <10 IU/ml ve FSH >10 IU/ml olan kadın ve normospermili erkek hastalar ile bazal FSH <10 IU/ml, FSH >10 IU/ml olan kadın ve oligospermili erkek hastaların oluşturduğu dört grup altında toplandı. Bazal FSH değeri <10 IU/ml olan normospermili ve oligospermili gruplarda, toplanan oosit sayısı ve metafaz II (MII) oosit sayısı, FSH değeri >10 IU/ml olan her iki gruba göre artmış olarak bulundu ve gruplar arası istatistiksel anlamlılık izlendi. Metafaz I (MI) ve germinal vesikül (GV) içeren oosit gelişimi, fertilizasyon oranları ve takiben elde edilen embriyoların 2. ve 3. gün iyi ve kötü kalite embriyo oranları arasında istatistiksel bir anlamlılık saptanmadı. Gebelik oranları bazal FSH < 10 IU/ml olan normospermili grupta 33.3, oligospermili grupta 40.0, FSH >10 IU/ml olan gruplarda ise sırasıyla 18.8 ve 26.7 olarak bulundu. Bazal FSH değerleri >10 IU/ml olan grupta gebelik oranları düşme göstermesine karşın istatististiksel olarak anlamlılık tespit edilmedi.
Meme kanseri hücre soylarında ß katenin ve proliferasyon ilişkisi
ÖZETBu çalışmada meme kanseri hücre soyları MDA-MB 231, MCF-7 ve T47D hücrelerinde ß katenin ve fosfo ß katenin ekspresyonu immünositokimyasal olarak incelendi. MDA-MB 231 hücrelerinde nükleer lokalizasyonlu ß katenin ekspresyonu saptandı. Fosfo ß katenin ekspresyonu bazı hücrelerin nukleus ve nukleusa yakın bölgelerinde izlendi. MCF-7 hücrelerinde ß katenin ekspresyonu hücre membranında lokalize idi, fosfo ß katenin ekspresyonu ise gözlenmedi. T47D hücrelerinde ß katenin ekspresyonu hücre membranında lokalizasyon gösterirken, fosfo ß katenin ekspresyonu az sayıda hücre membranında zayıf olarak izlendi. Hücrelerin proliferasyon düzeyi BrdU işaretleyicisi kullanılarak immünositokimyasal olarak incelendiğinde MDA-MB 231 hücrelerinin proliferasyon oranının en yüksek oranda olduğu gözlendi. En düşük proliferasyon oranı ise T47D hücre soyunda tespit edildi.Sonuç olarak, MDA-MB 231 hücre soyunda ß katenin ekspresyonunun nukleusta lokalize olması ve proliferasyon hızının daha yüksek olması bu hücrelerin MCF-7 ve T47D hücrelerine göre daha malign karakterde olmasıyla uyum göstermektedir.
Oksijen konsantrasyonunun implantasyon öncesi embriyo gelişimi ve gebelik oranı üzerine etkisi
Fertilize oosit dişi genital kanallar içerisinde, %5 O2 konsantrasyonu etkisi altında bulunmaktadır. Üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinden biri olan mikroenjeksiyon yönteminde embriyolar in vitro ortamda atmosferik oksijene (%20 konsantrasyonda) maruz kalabilmektedirler. Bu oranın olası olumsuz etkilerini ortadan kaldırabilmek amacıyla O2 kontrollü inkübatörler üretilmiştir.Bu çalışmada, çocuk sahibi olmak isteyen infertil çiftlerin tedaviye alınmasını takiben mikroenjeksiyon işlemi uygulandı. Elde edilen embriyolar randomize şekilde %20 ve %5 konsantrasyonda O2 içeren inkübatörlerde ayrı ayrı inkübe edildi. Mikroenjeksiyondan sonraki birinci günde, üçüncü günde ve uygun vakalarda beşinci günde kontrol edilen embriyolar, skorlanarak fertilize oosit sayısı, üçüncü günde blastomer sayısı, üçüncü günde fragmantasyon, üçüncü gün iyi kalite embriyo sayısı, üçüncü gün kompaktlaşma, beşinci gün blastosist oluşturma, beşinci gün iyi kalite iç hücre kütlesi, beşinci gün iyi kalite trofoblast, implantasyon ve gebelik oranları bakımından karşılaştırıldı. Sonuçlar Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. Buna göre üçüncü günde kompaktlaşma oranı, beşinci gün blastosist oluşturma oranı ve beşinci günde iyi kalitede iç hücre kütlesine sahip olma oranı %5 O2 grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.005). Beşinci günde iyi kalitede iç hücre kütlesine sahip olma oranındaki anlamlılık ileri düzeydeydi. Diğer parametrelerde fark gözlenmedi. İmplantasyon oranı %5 O2 grubunda daha yüksek olmasına karşın bu fark anlamlılık düzeyinde değildi.Bu bulgular %5 O2 konsantrasyonu grubunda elde edilen embriyoların daha kaliteli olduğunu, bu etkilerin özellikle üçüncü günden sonra morula ve blastosist aşamalarında belirgin olduğunu, fakat bu durumun embriyo ve gebelik elde etme oranlarını etkilemediğini göstermiştir. Yine de embriyo kalitelerindeki bu farkın uzun dönem etkilerini inceleyen ileri araştırmaların yürütülmesi gerekmektedir.