Theses supervised by Doç. Dr. Tolga Günvar

18 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Mükemmeliyetçilik psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik ve çocukların kaygı düzeylerine etkisi

Bu araştırmanın temel amacı annelere yönelik hazırlanan Bilişsel Davranışçı Terapi temelli Mükemmeliyetçilik Psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik düzeyleri ve 9-12 yaş aralığındaki çocuklarının kaygı düzeylerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışma, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında resmi bir ilkokulda eğitim gören çocuklar ve anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kapsamında 2x3'lük (deney-kontrol grubu, ön test-son test- izleme testi ölçümlü) deneysel desen kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının belirlenmesi amacıyla 417 anneye, "Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Oral, 1999)" ve çocuklarına "Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Envanteri (Özusta, 1993)" uygulanmıştır. Ölçüm sonucunda sağlıklı veriler değerlendirilerek anne ve çocuklardan ortalamanın üzerinde puan alanlar eşleştirilmiş ve annelerden yansız bir biçimde 14'er kişilik deney ve kontrol grubu oluşturulmuş fakat deney grubunda yer alan 2 üye oturumları tamamlayamamıştır. Uygulama aşamasında deney grubunda yer alan anneler ile ön görüşme haricinde, haftada bir gün olmak üzere sekiz oturumluk "Mükemmeliyetçilik Psikoeğitim Programı" yürütülmüştür. Kontrol grubunda yer alan anneler ile herhangi bir çalışma yürütülmemiştir. Deney grubu ile yürütülen çalışmadan bir hafta sonra çalışmaya dâhil edilen anne ve çocuklara son test uygulaması yapılmıştır. Bunun yanında uygulanan programın etkisinin kalıcılığını değerlendirmek amacıyla 3 ay sonra aynı gruba izleme testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulanan mükemmeliyetçilik psikoeğitim programının annelerin mükemmeliyetçilik alt boyutları (Kendine yönelik, Başkalarına yönelik, Başkalarının kendinden beklentilerine yönelik) ve toplam puan düzeyi üzerinde anlamlı derecede etkisinin olduğu, kazanılan bu etkinin 3 ay sonra yapılan izleme testinde kalıcılığını koruduğu tespit edilmiştir. Çocuklar açısından ise annesi deney grubunda bulunan çocukların kaygı düzeyinin, annesi kontrol grubunda bulunan çocukların kaygı düzeylerine göre uygulama sonrası son test ölçümünde anlamlı bir farklılık gözlenmez iken 3 ay sonra yapılan izleme testinde annesi deney grubunda bulunan çocukların kaygı puan ortalamasının, annesi kontrol grubunda yer alan çocuklara göre anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, alan yazına dayalı olarak tartışılmış, programın uygulayıcılarına ve benzer yönde çalışma yapacak olan araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.

AnnelerBilişsel davranış terapileriKaygı+4
Mehmet Uzun
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları

Vejetaryen beslenme, hayvansal gıdalarla beslenmeme temelinde ve alınmayan hayvansal gıdaların çeşitlerine göre alt başlıklara ayrılan bir beslenme biçimiyken, veganlık hiçbir hayvansal gıdayla beslenmeyip, hayvansal ürünlerin kullanıldığı veya üretiminde hayvan deneyleri yapılmış hiçbir ürünün de kullanılmadığı bir yaşam biçimidir. Dünyada vejetaryen/vegan beslenme prevalansı ve bu konuya olan ilgi artmaktadır. Ancak artan prevalansla birlikte bu bireylerle daha sık karşılaşacak olan birinci basamak hekimlerinin vejetaryen/vegan bireylerle ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını inceleyen bir çalışmaya literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışmadaki amacımız; İzmir ili merkez ilçeleri ASM'lerinde çalışan birinci basamak hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını saptamaktır. Kesitsel analitik tipte planlanan araştırmamızın evrenini, İzmir ili merkez ilçeleri ASM'lerinde çalışan 796 birinci basamak hekimi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü en az 247 aile hekimi olarak hesaplanmıştır. Anket formu; katılımcıların demografik bilgilerini, vejetaryen/vegan beslenme konusundaki görüşlerini, vejetaryen/vegan beslenen bireylere karşı olan tutum ve davranışlarını ve vejetaryen/vegan beslenmenin sağlık etkileri konusundaki bilgi düzeylerini araştıran sorulardan oluşmaktadır. Tüm veriler için tanımlayıcı analizler yapılmış, karşılaştırmalarda kategorik değişkenler için Chi-Square testi; sürekli değişkenler için ise Student's t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların her doğru cevabı için 1 puan verilerek bilgi puanları hesaplanmıştır. Ek olarak 31 bilgi sorusunun ve öz değerlendirme, görüş, tutum ve davranış sorgulayan 13 sorunun iç tutarlılıklarını ölçmek için Cronbach's Alpha testi uygulanmıştır. Çalışmaya toplam 307 aile hekimi dahil edilmiş olup, yaş ortalamaları 44,01 ± 7,440 idi. Katılımcıların %39,4'ü kadındı, %80,5'i evliydi, %12,4'ü ise bir evcil hayvanla beraber yaşamaktaydı. Meslekte geçirdikleri toplam yıl ortalaması 20,45 ± 7,336 yıldı. Katılımcıların yalnız 1'i vejetaryen/vegan idi, yalnız %2'si (n=6) vejetaryen/vegan beslenmeyi daha önce denemişti ve %16,9'unun (n=52) ailesinde ve/veya yakın çevresinde vejetaryen/vegan beslenen insanlar mevcuttu. Daha önce vejetaryen/vegan beslenmenin sağlık etkileri konusunda eğitim almadığını belirtenlerin oranı %94,8 (n=291) idi. Bilgi puanları ortalaması 11,45 ± 3,271 idi. Bilgi puanı ile yaş, biyolojik cinsiyet, meslekteki yıl, aile sağlığı merkezinde çalışılan yıl, günlük ortalama hasta sayısı, her bir hastaya ayrılan ortalama süre, yeterli eğitim alma durumları ile ilgili öz değerlendirmeleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Ailesinde ve/veya yakın çevresinde vejetaryen/vegan beslenen insanlar mevcut olan katılımcıların ve vejetaryen/vegan beslenmenin insan doğasına aykırı olmadığını düşünenlerin bilgi puanlarının ortalaması, diğer katılımcılara göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan aile hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ve sağlık etkileri konusundaki bilgilerinin zayıf olduğu, vejetaryen/vegan beslenmeyle ilgili görüş ve tutumlarının olumsuz olduğu ve bu beslenme tipine hastaları yönetmekte yetersiz olduğu görülmektedir. Ayrıca katılımcıların, bu konuda hem mezuniyet öncesinde hem de mezuniyet sonrasında aldıkları eğitimin yeterli olmadığı düşüncesindedirler. Hekimlerin bu konu ile ilgili bilgi düzeylerini, görüşlerini, tutumlarını ve davranışlarını etkileyen faktörler başka çalışmalarla daha derinlemesine incelenmeli ve bu konudaki ihtiyaçlar gerekirse diğer disiplinlerin de literatürleriyle bütüncül çalışılarak ortaya konmalıdır.

Aile hekimliğiBeslenmeBeslenme durumu+7
Ozan Fırat Kuz
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel, interseks(LGBTİ) bireylere yönelik tutumu

Giriş ve Amaç: LGBTİ bireyler toplumda baskı ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Yeterli sağlık hizmeti alamama en çok belirtilen ayrımcılık türlerinden biridir. Bu bireylerin sağlık hizmetine ulaşımında en önemli faktör sağlık çalışanlarının tutumu olmaktadır. Çalışmamızda sağlık hizmetinin giriş kapısı olan birinci basamakta çalışan aile hekimlerinin LGBTİ bireylere yönelik tutumunun ve bu tutumun klinik davranışa etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel olarak planlanmıştır. Tüm Türkiye'de görev yapan aile hekimlerine mail yoluyla anket formu gönderilmiş, formu cevaplayan 403 katılımcı ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara LGBTİ bireylere yönelik tutum ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu uygulanmıştır. Veriler SPSS (24.0) programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda aile hekimlerinin LGBTİ bireylere yönelik genel tutumlarının olumlu olduğu görülmüştür. Kadın olmak, aile hekimi uzmanı olmak, bekar olmak, LGBTİ sağlığına yönelik eğitim almış olmak, LGBTİ olduğunu bildiği/düşündüğü hastasının olması daha olumlu tutumla ilişkili bulunmuştur. Ölçek puanı yüksek, yani tutumları olumsuz olan katılımcılar klinikte bu hastaları sevk etme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu, yakınmalarının cinsel yönelimi ile ilgili olduğunu ve şikayetlerini abartma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Yine bu hastaların muayenesi sırasında kişisel koruyucu önlemlerine daha fazla dikkat edeceklerini belirttikleri görülmüştür. Koruyucu hekimliğin temellerinden olan taramalar sorgulandığında LGBTİ bireylere yönelik olumsuz tutumda olan katılımcıların ruh sağlığı taramaları, CYBH taramaları, alkol ve madde kullanım bozukluğu taramaları ve güvenli cinsel davranış ile ilgili danışmanlık hizmetlerini sağlama oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda aile hekimlerinin LGBTİ bireylere yönelik tutumunun olumlu olduğu görülmüştür. Daha olumsuz tutumda olan hekimlerle olumlu tutumdaki hekimler arasında klinik davranışta anlamlı farklılıklar görülmüştür. LGBTİ sağlığına yönelik v eğitim almak ve bu bireylerle karşılaşmış olmak daha olumlu tutumlarla ilişkilendirilmiştir. LGBTİ bireylerin ötekileştirilmeden, ihtiyaçlarına yönelik hizmeti tüm bireylerle eşit şekilde alabilmesi için tıp fakültesi veya asistanlık eğitim sürecinde müfredata LGBTİ sağlığına yönelik derslerin eklenmesi önemlidir. Aynı zamanda bu bireylerin birinci basamakta saklanmadan kendilerini ifade edebilecekleri hoşgörülü bir ortam algısının oluşturulması için neler yapılabileceği de başka bir çalışmanın konusu olabilir. Anahtar Kelimeler: Birinci basamak, aile hekimliği, LGBTİ, tutum

Özge Sarı Yergök
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir ilindeki aile hekimliği asistanlarının yasal yetki ve sorumlulukları hakkında bilgi düzeyleri ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Tıp mesleği, en riskli uygulama alanlarından biridir. Hekim, hastasıyla ilgili sadece olayın tıbbi yönünü değil, ayrıca idari ve adli yönünü de bilmek zorundadır. Hekim meslek pratiği sırasında bilerek veya dikkatsizlikle veya ihmal yoluyla hastalarına verdiği zarardan, hekimlikle ilgili yasalardaki kurallara uymamaktan, teşhis ve tedavideki gerekli en son bilimsel yöntemleri uygulamamaktan ve mesleğindeki acemiliğinden dolayı sorumlu tutulabilmektedir (1). Bu çalışmayla, İzmir ilindeki aile hekimliği ana bilim dallarında uzmanlık eğitimi almakta olan asistan hekimlerin, yasal yetki ve sorumlulukları hakkında bilgi düzeyini ve yaklaşımlarını saptamak amaçlanmaktadır. Yöntem: Kesitsel analitik tipte olan çalışmamız Ekim 2021– Kasım 2021 tarihleri arasında İzmir ilinde eğitim görmekte olan Aile Hekimliği asistanlarına uygulanmıştır. Toplamda 209 Aile Hekimi asistanına ulaşılmıştır. Bu çalışmada bireylere sosyodemografik hasta bilgi anket soruları, araştırmacı tarafından literatür ve ilgili kanunlar taranarak oluşturulmuş bilgi düzeyi ve tutum anketi uygulanmıştır. Bu anket sanal ortamdan ulaştırılarak online anket formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırmanın verileri IBM SPSS versiyonu 26 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: İzmir ilinde olan Aile Hekimliği uzmanlık alanında eğitim almakta olan asistan hekimlere 1 Ekim 2021- 30 Kasım 2021 tarihleri arasında 209 kişiye online anket uygulanmıştır. Katılımcıların %62,2'si (n=128) kadın, %38,8'si (n=81) erkektir, yaş ortalaması 28,22±2,23'tür. Hekimlik meslek yılı %60,3 'ü (n:126) 3 yıl ve altı, %39,7' si (n:83) 3 yıl iii üstüyken, aile hekimliğinde asistanlık yılı ise %57,9 ' u (n:121) 1.kıdem, %13,9'u (n:29) 2.kıdem, %28,2' si (n:59) 3.kıdemdir. %16,7'si (n:35) yasal yetkiler konusunda eğitim almışken, %83,3'ü (n:174) eğitim almadığını belirtmiştir. Katılımcıların %12,9'u (n:27) daha önce soruşturma geçirmiş olup, %87,1'i (n:182) ise soruşturma geçirmemiştir. Soruşturma geçirenlerin de % 8' i (n:2) ceza almıştır. %82,8'i (n:173) her yıl düzenli mesleki sigortasını yaptırdığını, %17,2 'si (n:36) de düzenli yaptırmadıklarını belirtmiştir. %16,7'si (n:35) beyaz kod verdiğini, %83,3'ü (n:174) beyaz kod vermediğini belirtmiştir. Bilgiye ulaşımın %31,6'sı (n:66) kurumlardan, %65,1'i (n:136) meslektaşlardan, %79,4'ü (n:166) internetten ulaştığını belirtmiştir. Bilgi sorularından en çok doğru yanıt verilen soru 4. soru 'Hekimin tıbbi müdahaleyi iyileştirmeyle sonuçlandırma, hastanın sağlığına kavuşacağı yolunda bir güvence verme zorunluluğu vardır.', en fazla yanlış cevaplandırılan soru ise 5. soru 'ASM'de çalışırken hekim hatası nedeniyle verdiğiniz zarardan ötürü hasta şahsınıza karşı maddi tazminat davası açabilir.' sorusudur. Sonuç: Çalışmamızda İzmir ilinde eğitim almakta olan Aile Hekimliği asistan hekimlere yaptığımız çalışmada "yasal yetki ve sorumlulukları hakkında bilgi düzeyleri" konulu çalışmada hekimlerin orta düzeyde bilgi sahibi oldukları ve bilmedikleri konularda sorumlu olabilecekleri tutumsal davranışlara rastlanmıştır. Malpraktis davalarının her geçen gün artması ve aile hekimlerine yüklenen sorumluluklarının ve iş gücünün de artıyor olması, aile hekimlerine gerek tıp fakültesi eğitimi boyunca gerekse asistanlık süresince veya meslek içi eğitimlerde hekim hak ve sorumlulukları ile ilgili kapsamlı bir eğitimin verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Günnaz Gül İlhan
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sigara bırakma polikliniklerine başvurarak sigarayı bir yıl veya daha uzun süre bırakmış bireylerin yeniden sigaraya başlama sıklığı ve ilişkili faktörler

Sigara, birçok kullanıcısının ölümüne neden olan tek yasal maddedir. Yılda çoğu kısmı erken ölüm olan ortalama altı milyon ölüme neden olmaktadır. Bu altı milyon ölümün altı yüz bin tanesi pasif içicilerde meydana gelmektedir. Sigara kullanımı bulaşıcı olmayan kronik hastalıklardan ötürü engelliliklere ve ölüme neden olmaktadır. Aynı zamanda bulaşıcı hastalıklardan dolayı meydana gelen ölümlerde risk artışına neden olmaktadır (1). Dünyadaki 1,3 milyar tütün kullanıcısının %80'inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerdeki başlıca ölüm, hastalık ve yoksullaşma nedeni sigara kullanımıdır. Tütün salgını, dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden birisidir (2). Sigara tütün ve tütün ürünleri içinde en yaygın kullanılanıdır ve toplum sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur (3). Sigara ile ilişkili ölümlerin 2015 yılında HIV/AIDS (Human Immunodeficiency Virus, Acquired Immune Deficiency Syndrome) epidemisinin neden olduğu ölümlerden %50 daha fazlasına yol açacağı ve meydana gelen tüm ölümlerin yaklaşık %10'undan sorumlu olacağı, 2030 yılında sigara ile ilişkili ölümlerin gelişmiş ülkelerde %9 azalacağı fakat gelişmekte olan ülkelerde %100 artarak 8.3 milyon ölüme ulaşacağı tahmin edilmektedir (4). Türkiye sigara içme oranlarının yüksek olduğu ülkeler arasındadır (5). Ülkemizde sigara içenlerin yarısından çoğu (%55,1) sigarayı bırakmayı düşünmektedir (6). Çalışmamızın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Aile Hekimliği sigara bırakma polikliniğine ve 1 Ocak 2015-31 Aralık 2019 tarihleri arasında ayaktan başvuranların en az bir yıl sigarayı bıraktıktan sonra sigara kullanmaya tekrar başlama sıklığını ve tekrar başlaması ile ilişkili faktörleri saptayabilmektir. Kesitsel analitik çalışma modelinde planlanmış olan bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Aile Hekimliği sigara bırakma polikliniğine 1 Ocak 2015-31 Aralık 2019 tarihleri arasında ayaktan başvuran 611 katılımcı dahil edilip araştırma yapılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan veri toplama formu ve sigarayı bırakmak için sigara bırakma polikliniğine başvuru anındaki Fagerstrom Nikotin Bağımlılığı Testi (FNBT) sonucu kullanılmıştır. Katılımcılardan sigarayı bir yıl ve daha uzun süre bırakanların %56'sının tekrar sigara kullanmaya başladığı görülmüştür. Yaşadığı evde çocuk varlığı sigarayı bıraktıktan sonra tekrardan başlamamayı etkilediği görülmüştür (p:0.016). İzlem yapılan hastaların sigarayı bıraktıktan sonra sürdürme döneminde hiç izlem yapılmayanlara göre daha başarılı olduğu gözlenmiştir (p:0.034). Sigara bırakma polikliniğinden aldıkları destek puan ortalamasının sigara kullanmaya başlamayanlarda daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p:0.01).

BağımlılıkSigaraSigara içme+1
Abdulkadir Sözen
Dokuz Eylül University
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Erkek egemen toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında annenin rolü: Neden ve nasıl?

Bu araştırmanın amacı, çocuk yetiştiren merkezi bir unsur olan annenin toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında farkında olarak ya da olmayarak katkı sunup sunmadığı, katkısı varsa bunu neden ve nasıl yaptığını araştırılmasını ortaya koymaktır. Bu çalışma, yarı yapılandırılmış görüşme formunun kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 6-25 yaş kız ve erkek çocuklara sahip, farklı sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyine sahip 13 anne oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilen araştırma bulguları göstermektedir ki anneler toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında rol model olarak farkında olmadan katkı sunmaktadır. Gündelik hayatta anneler tarafından içselleştirilen toplumsal cinsiyet rolleri özellikle ev içi iş bölümünde sosyal öğrenmenin etkisiyle anne ile özdeşim kuran kız çocuklarına aktarılmaktadır. Çocukluktan anneliğe geçiş sürecinde annelerin kendi annelerinden edindikleri yaşamsal pratikler özellikle ev içi sorumluluklarda sürdürülmektedir. Buna karşın anneler kendi çocukluk sürecinde yaşadıkları mal bölüşümü, kız çocuklarının okutulmaması gibi ayrımcılığa uğradıkları, mağdur oldukları konulara karşı duyarlı olup bu farklılıkları kız çocuklarına yaşatmak istememektedirler.

Toplumsal cinsiyet
Gülistan Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi birinci sınıf öğrencilerinde üniversite giriş sınavına hazırlandıkları dönemdeki fiziksel aktivite düzeyleri ile sınav başarısı arasındaki ilişki

Amaç: DSÖ fiziksel hareketsizliği dünyada ölüme yol açan en önemli risk faktörleriden biri olarak göstermektedir. Fiziksel aktivitenin sağlık açısından yararları sayısız çalışmada gösterilmiş olmakla birlikte 15-19 yaş grubunun fiziksel hareketsizlik oranları oldukça yüksektir. Öğrencilerin üniversite sınavı gibi önemli sınavlara hazırlanıyor olmalarının, fiziksel hareketsizliğin bu denli yaygın olmasının nedenlerinden biri olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı YKS'ye hazırlanan öğrencilerin, YKS'ye hazırlandıkları bir yıl içindeki fiziksel aktivite düzeyleri ile YKS puanı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Kesitsel analitik tipteki çalışma, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Yerleşkesindeki Denizcilik, Fen-Edebiyat, Hukuk, Mimarlık, Mühendislik, İşletme Fakültelerine 2019-2020 döneminde başlayan öğrencilerden 2060'ı ile yüz yüze anket yöntemi uygulanarak Eylül-Ekim 2019'da yapılmıştır. Kullanılan veri formu öğrencilerin sosyodemografik özellikleri, Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi ve akademik başarıya etki eden faktörlerin sorgulandığı bölümleri içermektedir. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 programında ki-kare, t testi ile ANOVA testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan kadınların toplam MET saat/hafta değerleri 218±54.49, erkeklerin toplam MET saat/hafta değerleri 218.67 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda kadınların PAR değerleri 1.627 ±0.309, erkeklerin ortalaması 1.624 ±0.307 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamıza katılan öğrencilerin %63.5'i aşırı inaktif, %25.6'sı düşük düzeyde aktif birey sınıfındadır. Yeterli fiziksel aktivite seviyesine ulaşabilen öğrencilerin oranı %10.9'dur. Puan türlerine göre PAR değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır.Gelirinin giderinden daha yüksek olduğunu belirten öğrenciler daha yüksek puanlar elde etmiştir (p<0,001). Sayısal ve Eşit Ağırlık puan türlerinde anne ve babası üniversite mezunu olan öğrencilerin daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür (p<0,001). Sayısal ve Eşit Ağırlık puan türünde kendini yeterli hissettiğini ifade eden öğrencilerin diğer öğrencilerden daha yüksek puan aldıkları görülmüştür (p<0,001). Analizlerimizde motivasyonun Dil (p=0,018), Sayısal (p<0,001) ve Eşit Ağırlık (p<0,001) puan türlerinde daha yüksek puanlarla ilişkili olduğu görülmüştür. Öğrencilerin %48.1'i düzenli beslenemediğini, %46'sı yeterince uyuyamadığını, %53.5'i sınava hazırlık sürecinin fiziksel hareketsizliğe neden olduğunu ifade etmişti. Sonuç: Çalışmamızda fiziksel aktivite düzeyi ile üniversite sınavı başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Literatürdeki yaygın kanının aksine her ne kadar pozitif yönde bir ilişki bulunamamış olsa da öğrencilerin ve velilerin endişelerinin tersine negatif yönde de bir ilişki yoktur. Çalışmamızın sonucunda öğrencilerin genel fiziksel aktivite düzeylerini hem genel popülasyondan hem de çocuk-ergen yaş grubundan düşük seviyelerde olduğunu saptadık. Bu çalışmanın verilerine dayanarak verilebilecek en önemli önerinin fiziksel aktivitenin artırılması olduğunu düşünmekteyiz

Akademik başarıFiziksel aktiviteÖğrenci başarısı+3
Armağan Yavuzcan
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na bağlı eğitim aile sağlığı merkezlerinde kayıtlı tip 2 diyabet hastalarının diyabet izlem durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Diyabet tüm dünyada ve ülkemizde büyük kalabalıkları etkisi altına almış, yaşam kalitesini düşüren, binlerce insanın ölümüne neden olan önemli bir problemdir. Birinci basamak sağlık hizmetleri nitelikli ve sürekli bakım sağlayan, toplumdaki her bireyin kolayca ulaştığı oluşumlardır. Bu nedenle diyabet gibi kronik hastalıkların izleminde temel yapı taşlarından biridir. Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na bağlı eğitim aile sağlığı merkezlerinde kayıtlı tip 2 diyabet hastalarının diyabet izlem durumlarının ulusal rehberlere göre değerlendirilmesidir. Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu çalışma, Şubat 2019 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na bağlı eğitim aile sağlığı merkezlerinde kayıtlı 327 tip 2 diyabet hastasıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak diyabetle ilgili ulusal rehberlerden yararlanılarak hazırlanan izlem formu ve hastaların sosyodemografik, klinik özelliklerinin sorgulandığı görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Sürekli değişkenler için ortalama ve standart sapma, kategorik değişkenler için ise sıklık ve yüzde dağılımları hesaplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 56,7'dir. %54,4'ü kadın, %45,6'sı erkektir. %19,3'üne diyabet tanısı birinci basamakta konmuştur. Diyabet izlemlerinde sadece birinci basamağı kullanan hasta yüzdesi %25,8'dir. %74,5'i sadece oral antidiyabetik, %3,3'ü sadece insülin, %13,1'i her ikisini birlikte kullanmaktadır. %27,8'i akut komplikasyon, %17,6'sı kronik komplikasyon yaşamıştır. %91,2'sinin ek hastalığı vardır. En az bir izlemde %23,5'inin diyabet semptomları sorgulanmış, %15,9'unun kan basıncı, %40,4'ünün hbA1c'si ölçülmüştür. Yıllık izlemlerde %34,6'sının lipit profiline bakılmış, %0,9'u göz dibi muayenesi için göz hastalıkları uzmanına yönlendirilmiştir. %60,4'ünde hedef hbA1c, %70,8'inde hedef kan basıncı değerlerine ulaşılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda eğitim aile sağlığı merkezlerinde kayıtlı tip 2 diyabet hastalarına yetersiz sayıda izlem yapıldığı, izlemlerde ulusal rehberlere uyumun düşük olduğu, diyabet ve komplikasyonlarının yönetiminin yetersiz olduğu saptanmıştır.

Aile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleriDiabetes mellitus+3
Gamze Kartal
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of the factors determining the shortpregnancy interval in women registered to gaziemi̇r 10and 11 educational family health centers from Dokuz Eylül University Medical Faculty Family Medicine Department

Objective The pregnancy interval is defined as the time between the termination of one pregnancy and the beginning of the next. The World Health Organization has recommended an interval of at least 24 months for the time it takes for women to have a healthy pregnancy after a previous birth, and thus at least 33 months for the interval between two consecutive births. Short pregnancy interval in the literature; Complications such as maternal anemia, preterm delivery, premature rupture of membranes, preeclampsia, placental abruption, congenital anomaly, low birth weight, autism, fetal, neonatal and maternal death have been reported. The fact that the duration of the gestational interval is an important independent biological risk factor for adverse pregnancy events is important for the planning of the pregnancy interval. Women have control over their pregnancy intervals and potentially negative outcomes can be reduced. For this reason, it is important to examine the factors that affect the pregnancy interval of women to be shorter than 24 months and to make interventions in this direction, both in terms of healthy pregnancies for mothers and healthy children. The purpose of this research; It aims to examine the factors affecting the short pregnancy interval in women who have given birth in the last 5 years. Methods Qualitative study (Quantitative study), Phenomenological type and Cross-sectional analytical study were used together in this study, which was planned in a mixed model, and saturation was reached with face-to-face semi-structured interviews with 25 women for qualitative study from women who applied to family health centers affiliated to Izmir Dokuz Eylul University Hospital. Afterwards, questionnaire questions prepared in line with the themes obtained as a result of the qualitative study were applied by interviewing 278 women who volunteered to participate in the study, registered in the family health centers of Izmir Dokuz Eylul University Hospital. Results In the interviews conducted with women with a short pregnancy interval, under the heading of the planning status of pregnancy; The findings revealed that the pregnancy process was not regulated, the spouse's desire for children was prioritized, and being a parent at an advanced age was seen as a negative situation.For the age difference between two siblings; mothers think that siblings lead each other and find that raising one child and raising more than one child at the same time are similar in terms of caregivers. It was found that the choice of family planning and birth control methods was left to the spouse and the spouse was concerned about the side effects of these methods. As a result of the short pregnancy interval, women; He stated that they experienced negative processes such as the conflict of physiological needs of the siblings, the difficulty of the mother during pregnancy and delivery due to frequent pregnancies, and being criticized by health professionals for seeing this situation as negative. Pregnancy interval and participants' age, education level, employment status, spouse's education level, household income level, age at first conception, total number of pregnancies, number of living children, ideal number of children, ideal age difference between siblings, time to conceive again, A statistical relationship was found between the effect of the immediate environment and the family planning and birth control methods used. In the survey questions, a statistical difference was found between 21 of 39 propositions and the pregnancy interval. Conclusion It has been observed that the spouses have a greater say than expected on the fertility of women. We are of the opinion that spouses should be more involved in environments where fertility-related regulations are discussed, and that the partners should be informed about the method together and the results should be discussed while providing family planning consultancy services.

Family planningFamily health centerContraception+2
Nadire Rümeysa Özmen
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde akdeniz tipi beslenmeye uyum ile duygudurum arasındaki ilişki

Üniversite Öğrencilerindeki Akdeniz Tipi Diyete Uyum ile Duydurum Arasındaki İlişki Giriş: Akdeniz tipi diyet başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere ,diyabet ,obezite gibi metabolik hastalıklardan kolorektal başta olmak üzere bir çok kanser türünden de koruyucu etkisi şuana kadar yapılmış çalışmalarda gösterilmiştir. Akdeniz tipi diyetin etkisi sadece bunlarla sınırlı kalmamış ve nörolojik ve psikiyatrik birçok durumlada ilişkilendirilmiştir. Amaç: Bu çalışmanın amacı sağlıklı beslenme çeşitlerinde birisi olarak kabul edilen akdeniz tipi beslenmenin psikolojik etkilerinden yola çıkarak duygudurum iyilik halinde etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Metod: Çalışmamız 25 yaşına kadar olan üniversite öğerncisi 1106 katılımcıya uygulandı. Veriler yüzyüze görüşme tekniğiyle anket formu şeklinde toplandı. Anket formunda akdeniz beslenmeye uyumu ölçeyi hedefleyen kıdmed, duygudurumu saptamak içinde duygudurumları profili anketi ve sosyodemografik veri anketi uygulandı. Öğrencilerin beslenmesinin üniversite yıllarıyla ilişkisi olup oladığına bakabilmek için sınıflara göre tabakalandırma yapıldı. Bulgular:1106 katılımcı sınıflara ve fakültelere göre orantılı dağılmıştı. Katılımcıların yaş ortalamaları 20.78 (17-25) di. Katılımcılar cinsiyet açısından dağılımı uygundu (571 kadın ,535 erkek). Kıdmed puanlarına göre 3 ve daha az puan alanlar zayıf uyum,4 ten 8 puana kadar alanlar orta uyum ,8 ve üzeri alanlarsa iyi uyum olarak değerlendirildi. Katılımcıların %46.4 ü zayıf uyum ,%44.2 is orta uyum ,%9.4 ü ise iyi gruba dahildi. Kıdmed gruplarının POMS puan ortalaması karşılaştırıldığında anlamlı duygudurum toplam puan ve 6 alt ölçekten sadece şaşkınlık alt ölçeği anlamlı bulunmadı. Diğer hepsi istatitiksel olarak anlamlı bulundu. Bu puan ortalamaları aralarındaki anlamlılık genel itibari ile zayıf uyum grubu ve orta uyum grubunun arasındaki puan ortalamalarından kaynaklanıyordu. Bu anlamlılığın diğer faktörlerden kaynaklanmadığını gösterebilmek için regresyon analizi yapıldı. Regresyon analizi sonucunda kıdmed uyum grupları orta ve iyi uyum grubu birlikte ele alınınca zayıf uyumuna göre anlamlılığını sürdürdü. Tartışma:Çalışmamızda akdeniz tipi diyete iyi uyum düşük oranda çıkmıştır.Bu sonuç ülkemizde yapılan diğer çalışmalarla uyumludur.Bizim çalışmamızdaki iyi uyum oranı %9.4 iken ,Seda Genç ve arkadaşlarının üniversite öğrencilerindeki yaptığı çalışmada %13 ,Yılmaz Çağıran ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise %5.3 bulunmuştur.Çalışmamızda akdeniz tipi diyete orta uyum sağlayan grubun zayıf uyum sağlayan gruba göre duygudurum profili puanı daha yüksekti fakat bu ilişki iyi uyum sağlayan grupta bulunamadı. Bu durum iyi uyum gösteren grubun sayıca diğer gruplardan az olmasından kaynaklandığı düşünüldü. Zayıf uyum ve orta uyum grubu açısından regresyon analizinde dahi anlamlılık kaybolmadı bu durum akdeniz tipi beslenme ile duygudurum arasıda ilişki olduğunu ve ileri çalışmalarda daha kolay gösterilebileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Akdeniz tipi diyet, Duygudurum, Beslenme

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme incelemeleri+2
Bilal Durmaz
Dokuz Eylül University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn kabul reddi ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Alanda çalışan birçok uzmanın kabul ettiği gibi çocukluk çağı kişilerin psikososyal gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Birçok psikoloji kuramı gibi Ebeveyn Kabul Red Kuramı(EKAR) çocukluk çağına ilişkin açıklamalar getirmektedir. Kuramın ortaya çıkış noktası, insanoğlunun kendisi için önemli olan bireylerden sıcaklık görmeye ihtiyaç duyduğu hipotezidir. Ebeveyninden kabul gören ya da ebeveyni tarafından ret edilen çocukların duygusal, davranışsal, bilişsel ve sosyal gelişimlerine ek olarak yetişkinlik dönemi psikolojik uyumlarının da etkilendiği görüşü ortaya atılmıştır. İçsel yaşantılarında dengeli ve huzurlu, kendileriyle barışık olan, birbirlerine sevgi-saygı gösteren ebeveynler çocuklarına karşı daha sağlıklı tutumlar sergilemektedirler. Anne babanın kendi yaşadığı çocukluk sürecinde anne ve babası ile olan ilişkisi kendi çocuklarına olan yaklaşımlarını etkilemektedir. Anne babalar farkında olarak ya da olmayarak çocuklarına karşı farklı yaklaşımlarda bulunabilmektedirler. Bazı çocuklara çok değer verilirken, bazılarına çok baskı uygulanmakta, bazıları ise görmezden gelinmektedir. Çocukların sosyal ve ahlaki gelişimleri gördükleri farklı ebeveyn tutumlarının etkilenerek olumlu ya da olumsuz olarak şekil almaktadır (Yavuzer, 1993). Bu araştırma ebeveyn kabul reddi ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Aynı zamanda ebeveyn kabul reddi ve çocuk yetiştirme tutumları bazı değişkenler açısından incelenecektir. Araştırmanın örneklemi İzmir İli Bayraklı Adliyesi'nde görev yapan, 0-18 yaş grubunda çocuğa sahip anne ve babalar arasından seçilen 140 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Ebeveyn Kabul/ Ret Ölçeği, Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği ve bazı değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS, Statistical Package for the Social Sciences) 22.0 ile analiz edilmiştir. Değişkenlere ait istatistiksel değerlendirmeler yapılırken normal dağılıma uygunluk, Shapiro Wilk testiyle kontrol edilerek normal dağılıma uygunluğun sağlandığı durumlarda parametrik testlerle, sağlanmadığı durumlarda ise nonparametrik testlerle analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda anne baba tutumlarının kişinin cinsiyeti, yaşı, meslek, sosyoekonomik düzey, sahip olunan çocuk sayısı, ebeveynlerin çocuk bakımında yardım alıp almadığı ve ebeveynlerin kaç kardeş olduğundan etkilendiği saptanmıştır. Ayrıca kişinin kendi anne ve babasından algıladığı kabul/ret durumları ile çocuk yetiştirme tutumlarının ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Aile hayatıAna-baba çocuk ilişkileriEbeveyn kabul veya reddi+1
Mervenur Tekin
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sürecinde ve/veya boşanmış ailelerde çocuk-anne ilişkilerinin incelenmesi

Bu araştırmada, boşanmış ve boşanma sürecinde olan annelerin çocuklarıyla olan ilişkileri ve bu ilişkilerin demografik değişkenler açısından incelenmesi, aile durumları, çocukların boşanma ile birlikte anneleriyle olan ilişkilerinde meydana gelen değişikliklerin fark edilmesi ve anneyle kişisel ilişki tesisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çocukların boşanma sürecinde ve sonrasında olası duygu ve davranış sorunlarına yönelik durumun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, öncelikle İzmir Bayraklı Adliyesi Aile Mahkemeleri'nde boşanma, velayet, velayetin değiştirilmesi, kişisel ilişki tesisi/kişisel ilişkinin düzenlenmesi davaları devam eden 4-6 yaş aralığında çocukları olan anneler araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada "Çocuk-Anababa İlişki Ölçeği (ÇAİÖ)" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmış ve verilerin analizinde Bağımsız Örneklemler için t-testi, One-way Anova, Kruskal Wallis H-testi ve frekans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, çocuk-anne ilişkisi çocuğun yaşına göre anlamlı farklılık gösterirken, annenin ve çocuğun yaşı, annenin eğitim seviyesi ve boşanma sebepleri gibi değişkenlerin ve ilişki tesisinin çocuk-anne ilişkisi için anlamlı sonuç vermediği bulunmuştur. Ayrıca boşanma süreci ve sonrasında çocuklarda daha çok hırçınlık, küskünlük, depresyon ve tırnak yeme gibi duygu ve davranış problemlerinin oluştuğu bulunmuştur.

Ana-çocuk ilişkisiBoşanmaBoşanmış aileler+3
Mahinur Doğan Ateş
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anaokuluna devam eden çocukların ebeveynleri ile ilişkilerinin çocukların oyun davranışlarına etkisinin incelenmesi

Bu araştırma anaokuluna devam eden çocukların ebeveynleri ile ilişkilerinin çocuğun oyun davranışlarına etkisinin incelenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İzmir İlinde okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş grubu çocuklar ve aileleri oluşturmaktadır. Örneklem grubu İzmir ili, Balçova İlçesinde hizmet veren özel bir okul öncesi eğitim kurumunda 2018-2019 eğitim öğretim yılında eğitim gören 4-6 yaş grubu çocuklar ve ailelerinden oluşmaktadır. Araştırmada Ölçme aracı olarak Yeşilyaprak ve Akgün (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Çocuk Anababa İlişki Ölçeği", Aslan (2016) tarafından geliştirilen "36-71 Aylık Çocuklar İçin Oyun Davranışları Ölçeği" ve Kabakçı, Tuğrul, Öztan (1993) tarafından geçerlik ve güvenilirlik çalışması yapılan "Birtchnell Eş DeğerlendirmeÖlçeği" kullanılarak ebeveynler arası ilişkinin annelerin çocuklarıyla kurdukları ilişkiye ve çocukların oyun davranışlarına yansıması irdelenmiştir. Yapılan tüm uygulamalar sonucu elde edilen veriler analiz edilmek üzere bir araya getirilmiş ve SPSS (Statistical Package for Social Studies) istatistik paket programı kullanılarak değerlendirmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen sonuçlara göre; annelerin çocukları ile kurdukları ilişki, annelerin yaşlarına, eğitim düzeylerine, çalışma durumlarına, ailenin sosyoekonomik durumuna ilişkin algılarına, çocukların yaşlarına, cinsiyetlerine, ailenin sahip olduğu çocuk sayısına, araştırmaya katılan çocuğun ailenin kaçıncı çocuğu olduğuna göre farklılaşmadığı görülmüştür. Ancak eşler arası ilişkilerde kadının eşiyle ilişkisinin güvenilir olmasının çocukla kurduğu olumsuz ilişki ile ters yönde korelasyon gösterdiği, yine kadının eşiyle kurduğu ilişkide kopuk, kontrolcü ve bağımlı olmasıyla çocukla olumsuz ilişki kurması arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu görülmüştür. Ayrıca bu araştırma verilerinden elde edilen sonuçlara göre, çocukların oyun davranışları ile ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkileri arasında bağlantıya rastlanmamıştır.

AnaokullarıEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+6
Sibel Vatansever
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Premenopozal kadınlarda sağlık inanç modeline dayalı, osteoporozdan korunma müdahalesinin kalsiyum alımı ve egzersiz üzerindeki etkisi

Osteoporozun önlenmesinde premenopozal dönemdeki kadınların kalsiyum alımlarını ve fiziksel aktivite düzeylerini arttırmak hem osteoporoz hem de komplikasyonlar açısından koruyucudur. Bireyin sağlıkla ilgili davranışları hastalık ve hastalığın sonuçlarına ilişkin inançlarından etkilenir. Bu amaçla geliştirilen Sağlık İnanç Modeli (SİM) sağlığı koruyan ve geliştiren davranışların yanında pek çok sağlık probleminde hastanın tedaviye uyumunu neyin motive ettiğini ya da engellediğini açıklar. Amacımız; SİM bileşenlerini hedef alan bir müdahalenin premenopozal kadınların kalsiyum alım ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini belirlemektir. Randomize kontrollü deney olarak gerçekleştirilen çalışmanın katılımcıları 1 Ocak–28 Şubat 2018 tarihleri arasında İzmir Karabağlar Halk Eğitim Merkezi'nde çeşitli kurslara katılan premenopozal dönemde olan kadınlardan seçildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve dahil etme ölçütlerini karşılayan 180 kadın kapalı zarf yöntemi ile müdahale ve kontrol gruplarına randomize edildi. Müdahale, SİM bileşenleri ile ilgili farkındalık geliştirmeyi hedefleyen ve seminer şeklinde planlanan yaklaşık 60-90 dakika süren bir eğitim programıdır. Eğitim 7-10 katılımcıdan oluşan gruplara araştırmacı tarafından verilmiştir. Kontrol grubuna ise sadece yazılı eğitim materyali (broşür) verilmiştir. Hem çalışmaya katılım sırasında hem de katılımdan 3 ay sonra tüm katılımcılara sağlık inançlarını, öz-yeterlilik algılarını, egzersiz düzeylerini ve üç günlük ortalama kalsiyum alımlarını belirleyen ölçekler uygulanmıştır. Müdahale grubunda, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, osteoporoz sağlık inanç ölçeği (p<0.05), osteoporoz öz-etkililik-yeterlik ölçeği (p<0.05), egzersiz puanları (p<0.001) ve kalsiyum alım ortalamalarında (p<0.001) anlamlı artış saptanmıştır. Ancak sağlık motivasyonu puanında (p=0.127) ve öz-etkililik-yeterlik ölçeği kalsiyum alımı puanında (p=0.064) müdahale ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim öncesi ve sonrası değerlendirmede müdahale grubunda osteoporoz sağlık inanç (p<0.001), osteoporoz öz-etkililik-yeterlik (p<0.001), egzersiz puanları (p<0.001) ve kalsiyum alım ortalamalarında (p<0.001) anlamlı bir artış saptanmıştır. Verilen eğitim osteoporoz farkındalığını arttırmada ve davranış değişikliği yaratmada etkili bulunmuş olsa da sonuçları genelleyebilmek ve uzun vadede etkileri değerlendirmek amacıyla ek çalışmalara ihtiyaç vardır.

Fiziksel aktiviteKadınlarKalsiyum+2
İrem Yorulmaz
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıpta uzmanlık öğrencilerinin akademik erteleme davranışlarının anksiyete, depresyon ve diğer faktörlerle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı tıpta uzmanlık öğrencilerinin akademik erteleme davranışlarının anksiyete, depresyon ve Adiğer faktörlerle ilişkisini saptamaktır. Yöntem: Araştırmamız kesitsel analitik çalışma deseninde, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi tıpta uzmanlık öğrencileri arasından basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen toplam 460 katılımcıyla, 01.02.2018-01.03.2018 tarihleri arasında, yüz yüze anket uygulanması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Anketimiz; hastane anksiyete depresyon ölçeği, aitken akademik erteleme eğilimi ölçeği, sosyodemografik bilgiler ve akademik ertelemeye neden olabilecek bazı özellikleri sorgulayan soruları içermektedir. Veriler SPSS 22.0 programıyla değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı analizler, ki-kare, korelasyon analizi ve t testi uygulanmıştır. Bulgular: Verileri değerlendirilen 460 katılımcının %51,5 kadın %48,5 erkek olup, yaş ortalamaları 28,83 ± 2,443'tü. Meslekteki çalışma yılı ortalamaları 4,81 ± 2,179 , Asistanlık süresi ortalamaları 2,56 ± 1,277 idi. Akademik erteleme puan ortalaması DEÜH'de 40,82 ± 13,04 , TEAH'de 46,68 ± 11,84 ve toplamda 43,81 ± 12,77 idi. TEAH 'de eğitim gören asistanlar anlamlı olarak daha fazla erteleme eğilimindeydiler. Erkeklerin akademik erteleme puan ortalaması 45,27 ± 12,66 kadınların ise 42,43 ± 12,74 ve aralarındaki fark anlamlı idi. 29 yaşından küçük olanlar ve meslek yılı 4 ve daha az olanlar daha az erteleme eğilimindeydiler. Geliri yeterli olanlar geliri yetersiz olanlara göre daha az erteleme eğilimindeydiler. Eğitim alacağı yeri (bölümü) isteyerek seçtiğini, eğitim aldığı yerden ve tıp disiplininden memnun olanlar, bölümde araştırma yapabildiğini, bilimsel etkinliklere katılabildiğini ve bölümde başarısının ölçüldüğünü ifade edenler daha az erteleme eğilimindeydiler. Katılımcıların %40,7'si anksiyete riskine ve %50,9'u depresyon riskine sahipti ve her iki hastanede anksiyete ve depresyon riski açısından anlamlı farklılık yoktu. Katılımcıların depresyon riski, anksiyete riski ile akademik erteleme puanı arasında anlamlı bir farklılık yoktu. Sonuç: Çalışmamızda tıpta uzmanlık öğrencilerinde anksiyete ve depresyon riski ile akademik erteleme eğilimi arasındaki ilişki incelenmiş olup anksiyete ve depresyon riski ile akademik erteleme eğilimi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Erkekler kadınlardan daha fazla akademik erteleme eğilimindedirler. Sağlık Bakanlığı'na bağlı eğitim araştırma hastanesinde eğitim gören uzmanlık öğrencileri Üniversite Hastanesi'nde eğitim görenlerden daha fazla erteleme eğilimindedirler. Araştırmanın bu sonuçları doğrultusunda; Üniversite ve eğitim araştırma hastanesinde eğitim gören uzmanlık öğrencilerinin akademik erteleme nedenlerini bulmaya yönelik yeni çalışmalar yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Tıpta uzmanlık öğrencileri, akademik erteleme, anksiyete, depresyon

Akademik ertelemeAnksiyeteDepresyon+2
Esra Tehmen
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HIV pozitif hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanımı ve bunu etkileyen faktörler

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH'ler) 21. yüzyılın en yaygın ve önemli sağlık sorunlarından biridir. Akut ve kronik dönemde çeşitli hastalık tablolarına sebep olabilen bu hastalıklar mevcut basit korunma yöntemleri ile engellenebilir olmasına rağmen; tüm dünyada hala CYBH prevalansı oldukça yüksektir. HIV ile enfekte bireylerin uzun süredir yaşamakta olduğu stigma nedeniyle sağlık sisteminden yeterince yararlanıp yararlanamadığının saptanması ve bu konuda gelişmelerin sağlanması için adım atılması gerekmektedir. Bu çalışmada HIV bireylerinin sağlık kurum tercihlerini ve bunu etkileyen faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. Kesitsel analitik tipteki bu çalışmanın evrenini, ulaşılabilen tüm HIV hastaları oluşturmaktadır. Demografik özellikler ve HIV konusuyla ilgili soruları içeren kişisel bilgi formu ve Birinci Basamak Değerlendirme Ölçeği (PCAS-BDÖ) online ve yazılı olarak Pozitif Yaşam derneği aracılığıyla ulaşılabilinen HIV + bireylere ulaştırılmış ve uygun örneklem yöntemi ile araştırma yapılmıştır. PCAS değerlendirme kurallarına uyularak skorları hesaplanmış ve kişisel bilgi formu cevapları ile karşılaştırılmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics V24.0 programıyla analiz edilmiştir. Çalışmaya toplam 142 HIV + birey katılmıştır. Katılımcıların % 79'u erkekti(n=113). Katılımcıların yaş ortalamaları 29,49'du. Katılımcılardan kadınlar ve çocuk sahibi olan katılımcılar daha yüksek oranda düzenli hekime sahiptiler. Aile Hekimini ve Özel Hekimi tercih eden katılımcıların PCAS puanları daha yüksekti (p<0,05). Sağlık çalışanları ile düzenli ilişkisi olan ve kişisel bağlarını geliştiren kişilerin sağlık gereksinimlerini karşılaması diğer gruba göre daha mümkündür. Bunun sağlanabileceği temel kurum olan aile hekimlerinin HIV hastalarının tanı ve tedavisinde üstleneceği rol son derece önemlidir.

Aile hekimliğiAile hekimliğiBirinci basamak sağlık hizmetleri+7
Hasan Faruk Demirörs
Dokuz Eylül University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uyku apne sendromunda depresyon ve anksiyete komorbiditesi ile bunların evlilik uyumu üzerine etkileri

Bu çalışmada, uyku apne sendromu tanısı almış bireylerde depresyon ve anksiyete komorbiditesinin evlilik uyumu üzerine etkilerinin olup olmadığını değerlendirmek ve bunlara etki eden faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel araştırma deseninde tasarlanan çalışmamıza Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Uyku Laboratuvarına başvurarak Polisomnografi yapılan ve uyku apne sendromu tanısı alan, 148 birey dâhil edilmiştir. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan uyku apne sendromlu bireylerin ve eşlerinin, sosyo-demografik, evlilikle ilgili ve sağlık riski ile ilgili değişkenler Kişisel Bilgi Formu ile, depresyon ve anksiyete düzeyleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ile, evlilik uyumu Evlilikte Uyum Ölçeği ile, gündüz uykululuk hali ise Epworth Uykululuk Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Veriler 01.10.2017 ile 28.02.2018 tarihleri arasında toplanmıştır. Uyku apne sendromlu bireylerden %19,6'sında (n=29) anksiyete riski, %30,4'ün de (n=45) depresyon riski bulunmaktadır. Uyku apne sendromlu bireylerin, Evlilikte Uyum Ölçeğinin toplam puan ortalaması 45,0135 olup, %67,6'sının (n=100) evlilik uyumu yüksektir. Uyku apne sendromlu bireylerin, %36,5'inde (n=54) Epworth Uykululuk Ölçeğine göre gündüz aşırı uyku hali mevcuttur. Evlilik uyumu düşük olan uyku apne sendromlu bireyler arasında anksiyete riskine ve depresyon riskine sahip bireylerin oranı evlilik uyumu yüksek olan uyku apne sendromlu bireylere göre daha fazladır. Depresyon ve anksiyete riskinde, uyku apne sendromlu bireylerin evlilik uyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0.05). Sonuç olarak, uyku apne sendromlu bireylerde, depresyon ve anksiyete varlığı ile evlilik uyumu arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki büyük olasılıkla iki yönlü bir ilişkidir. Her iki durumda diğerinin hem nedeni hem de sonucudur. Uyku apne sendromlu bireyler depresyon ve anksiyete açısından değerlendirilmeli ve uygun şekilde tedavi edilmelidir. Evlilik uyumu sorunları yaşayan uyku apne sendromlu bireylere ise gerekli destek sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Uyku apne sendromu, anksiyete, depresyon, evlilik uyumu.

AnksiyeteDepresyonEvlilik+4
Dilek Aldemir
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2018
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamağa başvuran tip 2 DM hastalarında görülen anksiyete ve depresyonun hastalık algısı ile ilişkisi

Tip 2 Diyabetes Mellitus (DM) hastalarında sıklıkla karşılaşılan depresyon ve anksiyete ile düşük yaşam kalitesi, diyabetik öz bakımda kötüleşme, kontrolsüz kan şekeri ve diyabet ile ilişkili komplikasyon riskinde artış arasında ilişki bulunmuştur. Bu nedenle diyabetli vakalarda hastalık algısı ve depresyon verilerinin değerlendirilmesi ve bu verilerin hastaların eğitim ve tedavi planlarına yansıtılması diyabetin kontrol altına alınmasında ek fayda sağlayacaktır. Bu araştırma; birinci basamağa başvuran diyabet hastalarının hastalık algısının depresyon anksiyete ile ilişkisini ve diyabet hastalarında depresyon anksiyete ile ilişkili faktörleri saptamayı amaçlanmaktadır. İzmir ili Konak ilçesinde Aile Sağlığı Merkezi (ASM) başvurularından çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü ve Tip 2 DM hastalığına sahip olan 330 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Dışlama kriterleri psikiyatrik ilaç kullanıyor olmak ve çalışmaya katılmayı kabul etmeme olarak belirlenmiştir. ASM'lere başvuran hastalara yüz yüze görüşme şeklinde sosyodemografik ve klinik bilgiler formu, HADS (hastane anksiyete ve depresyon ölçeği) ve HAÖ (hastalık algısı ölçeği) anketleri uygulanmıştır. Katılımcıların %25,5'inde anksiyete riski, % 37,3 'ünde depresyon riski bulunmuştur. Anksiyete ve depresyon riski olan hastaların takip davranışlarında uyumsuz oldukları görülmüştür. Hastalık algısı ile anksiyete ve depresyon riski arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmanın sonucuna göre anksiyete ve depresyonun hastalık algısının olumsuz alt kategorilerinde daha yüksek puanla ilişkili iken olumlu alt kategorilerde daha düşük puanla ilişkili olduğu saptanmıştır. Hastalık algısı ve anksiyete depresyon düzeyi; DM süresi, çalışma durumu, yaş ve gelir düzeyi ile ilişkili bulunmuştur. Diyabetik hastaların sağaltımları planlanırken psikiyatrik yönden değerlendirilmeleri ve hastalık algısı varlığının göz önüne alınması; bu hastalar için optimal sağaltım ve bakım koşullarının gerçekleşmesini sağlayacaktır.

AlgıAnksiyeteBirinci basamak sağlık hizmetleri+6
Ceren Akkol
Dokuz Eylül University
2018
00

Other supervisors