Theses supervised by Prof. Dr. Abuzer Çelekli
21 theses · Gaziantep University
Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi'ne göre Değirmendere ve Bulaklı derelerinin diyatome kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi (SÇD)uygulamasından bu yana yüzey suların biyo-değerlendirilmesi çok önemli olmaktadır. Avrupa Birliği SÇD kapsamında fitobentoz, sucul ekosistemlerde ekolojik kalitenin belirlenmesinde kullanılan önemli bir biyolojik kalite bileşenidir. Bu çalışmada SÇD gereksimlerine göre Değirmendere (D1,D3ve D3) ve Bulaklı deresinin (B1 ve B2)limnoekolojik koşulları diyatome metrikleri ve multivariyet yaklaşımlar kullanarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dört mevsimde örneklenen beş istasyonundaki diyatome türleri ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kanonik uyum analizi (CCA) kullanılmıştır. Çalışma süresince iki akarsudan toplam 8 diyatome türü tanımlanmıştır. Achnanthidium druartii, Achnanthidium minutissimum, Amphora ovalis, Cocconeis placentula, Cymbella excisa, Encyonopsis minuta, Encyonema silesiacum, Gomphonema cuneolus, Gomphonema minutum, Gomphonema parvulum, Navicula cryptotenella, Nitzschia denticula ve Nitzschia palea yaygın bulunmuştur.Çalışma boyunca elektriksel konduktivite (EK), tuzluluk, oksidasyon redüksiyon potansiyeli, PO4 ve TP diyatome türlerinin dağılımında etkili rol oynamıştır.Değirmendere ve Bulaklı derelerindeki örnekleme istasyonların su kalitesi ve ekolojik durumları çeşitli farklı diyatome indeksleri kullanarak değerlendirilmiştir. CCA Değirmendere ve Bulaklı derelerinin istasyonlarını bariz olarak ayırmıştır. Bulaklı deresi istasyonları EK, tuzluluk ve besin tuzları ile ilişkili iken Değirmendere istasyonlara karşı bölgede lokalize olmuştur. Sonuçlar Değirmendere su kalitesi durumu çoğunlukla iyi ve Bulaklı deresi su kalitesi durumu çoğunlukla zayif olduğu göstermiştir. Diyatome indeksleri (TIT (R2=0,78), TI (R2=0,51), EPI-D (R2=0,60), TWQI (R2=0,45), RRDI (R2=0,44) ve TDI (R2=0,46)) logTP ile ilişkili bulunmuştur. TIT'nin yüksek katsayı değeri, Değirmendere ve Bulaklı çaylarının biyo-değerlendirmesine uygunluğunu güçlendirmektedir.
Düşük yoğunluklu marshmelowlarda havalandırma ve stabilizasyon ajanı olarak kullanılan sığır jelatini yerine Spirulina platensis kullanılması
Şekerleme ürünleri, tüm yaş grupları arasında ve farklı sosyo-ekonomik statüden bireyler tarafından dünyada yaygın olarak tüketilmektedir. Tüketicilerin gıda seçimlerini; ürün-sağlık ilişkisi, sürdürülebilirlik ve çevre dostu gibi farklı motivasyonlar etkilemektedir. Marshmallow düşük yoğunluklu (havalandırılmış) yumuşak bir şekerleme ürünüdür. Yoğunluğun düşürülmesi ve tekstürel stabilite için kullanılan en yaygın stabilizatör hayvansal orjinli sığır jelatinidir. Spirulina platensis doğal gıda katkısı olarak kullanımı onaylanmış, dünyada en yaygın üretimi ve tüketimi olan bir mikroalg türüdür. Sağlık üzerine olumlu etkilerinden dolayı gıda ve farmakolojik ürünlerde tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, havalandırılmış şekerlemelerde yenilikçi bir yaklaşım kullanılarak S. platensis majör bileşeni olan proteinlerin, stabilizatör olarak kullanım potansiyeline; hidrasyon sıcaklığı, jelatin ikame oranı ve marshmallow havalandırma sıcaklığının etkisinin belirlenmesidir. Çalışmada marshmallow ürününde kullanılan sığır jelatini ikamesi olarak farklı konsantrasyonlarda (%25, %50, %75, %100) S. platensis biyokütlesi, farklı hidrasyon sıcaklıklarında (30°C, 60°C, 80°C), farklı havalandırma sıcaklıklarında (40°C, 50°C) faktöriyel deneme planına göre ilave edilerek kontrol ile birlikte 13 örnek hazırlanmıştır. Bu örneklerde; yoğunluk, nem miktarı, pH, su aktivitesi, renk, tekstür ve mikro yapı analizleri değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda, stabilizatör olarak kullanılan S. platensis biyokütlesi konsantrasyonu, S. platensis biyokütlesi çözelti hazırlama sıcaklığı ve marshmallow havalandırma sıcaklığının marshmallow yoğunluğu üzerinde önemli etkiye sahip olduğu belirlenmiştir (P<0.05). 80C'de hazırlanan S. platensis biyokütlesinin 40C'de havalandırma işlemi uygulanması sonucu elde edilen marshmallow bileşiminde jelatini %25 oranında ikame ettiği örnek en düşük yoğunluğa (0.474 g/cm3) sahip olmuştur (P<0.05). Marshmallowda kullanılan jelatinin bu mikroalge ait biyokütlenin kullanımı ile tamamen ikamesinden öte kısmi ikamesi ile (%25-50), tüketici tarafından kabul edilebilir özelliklere sahip marshmallow geliştirilmesinin mümkün olabileceği belirtilebilir.
Obez hastalarda vücut kitle indeksi ile açlık kan şekeri, homa-ır, trigliserid, hdl düzeyleri arasındaki ilişki
Obezite birçok hastalığa neden olmaktadır. Bunların başında Diyabetes Mellitus (DM), hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, karaciğerde yağlanma v.s gelmektedir. Bu komplikasyonlar obezitenin neden olduğu insülin direnci, yüksek açlık kan şekeri düzeyi, yüksek trigriserid düzeyi ve HDL düşüklüğü ile ilişkilidir. Çalışmada obez hastalarda obezite derecesi ile komplikasyona neden olan parametreler arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı obezitenin derecesi arttıkça risklerin ne kadar arttığını göstermektir. Çalışmada endokrin polikliniğine başvuran 18-70 yaş arasındaki vücut kitle indeksi (VKİ) 30 üzerinde 90 obez hasta incelenmiştir. Obez hastalar kendi içinde 3 gruba bölünmüştür. VKİ 30-34 arası 30 kişi, VKİ 35-39 arası 30 kişi,VKİ 40 üzeri 30 kişi olacak şekilde 3 grup olacak gruplar kendi aralarında bakılan Açlık Kan Şekeri (AKŞ), HOMA-IR, Trigliserit, HDLdüzeyleriaçısından karşılaştırılmıştır. Çalışmada 18 yaş üzeri hastalar VKİ 30 üzerindeki hastalar dâhil edilmiş aşikâr DM hastaları, 18 yaş altı ve gebe kadınlar dâhil edilmemiştir.
Kahramanmaraş'taki akarsuların ekolojik kalite durumlarının makrofit metriği ile değerlendirilmesi
Tatlı sular, iklim değişikliği ve insan kaynaklı sonuçlar nedeniyle tehdit altındaki kaynaklardır. Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi kapsamında makrofitler sucul ekosistemlerde ekolojik kalitenin belirlenmesinde kullanılan bir biyolojik kalite bileşenidir. Çalışmada, Su Çerçeve Direktifine göre Kahramanmaraştaki 25 akarsu istasyonundan 2021 ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde makrofit örneklemesi yapılarak tür-stresör ilişkilerini ve akarsuların ekolojik kalite durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraştaki istasyonlarda 54 makrofit türü teşhis edilmiştir. Çalışma süresince Mentha longifolia, Mentha sp., Juncus sp., Cladophora glomerata, ve Carex sp. gibi türler yaygın olarak görülmüştür. Kanonik uygunluk analizi (CCA), toplam fosfor (TP), nitrit (NO2), çözoksijen (ÇO), elektriksel iletkenlik (EC), bromate (Brm) ve bor (B)'nin akarsular arasındaki makrofit dağılımı üzerinde önemli etkiler göstermiştir. Çevresel değişkenlere karşı makrofit türlerinin optimum düzeyleri ağırlık ortalama regresyon analizine göre belirlenmiştir. Ekolojik durum değerlendirmesi IBMR indeksi ile gerçekleştirilmiştir. Indeks sonuçlarına göre akarsuların ekolojik kalite durumları kötü ile iyi arasında görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları, çeşitli akarsulardaki makrofit türlerinin ekolojileri hakkında önemli bilgiler sağlanmış ve akarsuların ekolojik durumunun tahmin edilmesinin altını çizmiştir.
Development of kefir enriched with propolis, arthrospira platensis, and artemisia absinthium-zinc oxide nanoparticles
This study focused on the development and characterization of functional kefir enriched with propolis, Arthrospira platensis, and Artemisia absinthium extracts mediated zinc oxide (ZnO) nanoparticles. Green synthesis was employed to prepare the nanoparticles, utilizing the bioactive compounds of the natural extracts as reducing and stabilizing agents. The enriched kefir samples were analyzed for physicochemical properties (pH, titratable acidity, viscosity, protein content, and total solids), microbial viability, antioxidant capacity, color parameters, and sensory attributes during 28 days of storage. The results demonstrated that the incorporation of these nanoparticles enhanced the nutritional and functional properties of kefir while also improving microbial stability and extending shelf life. In particular, the fortified kefir exhibited increased antioxidant activity, higher protein retention, and superior probiotic viability compared to control samples. Sensory evaluation revealed that moderate levels of fortification were well accepted, although higher concentrations affected color and flavor perception. Overall, the study highlights the potential of combining propolis, Arthrospira platensis, and Artemisia absinthium with ZnO nanoparticles to produce a novel functional dairy product with enhanced health benefits.
Karkamış (Gaziantep) bölgesi filamentli alglerin ekolojik özellikleri ve biyomarkır potansiyelleri
Bu çalışmada, Gaziantep ilinin Güneydoğu bölümündeki farklı sucul ekosistemlerde Kasım 2012-Aralık 2014 tarihleri arasında alg türleri ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkiler, ekolojik istekleri ve filamentli alglerin biyomarkır potansiyeleri çok yönlü istatistiksel teknikler kullanılarak araştırılmıştır. Filamentli alg türlerinin biyokimyasal içerikleri ile ekolojik değişkenler arasındaki ilişki belirlenmiştir. Çalışma alanında Cladophora, Spirogyra, Ulothrix, Oedogonium ve Zygnema cinslerine ait filamentli alg türleri kaydedilmiştir. Sonuç olarak her alg türünün kendine özgü bir biyokimyasal içeriği olup değişen çevre koşullarına farklı biyokimyasal cevap verdiği görülmüştür. Filamentli alg yapısındaki önemli derecedeki MDA, H2O2, tiyol grubu, toplam fenolik bileşikler ve prolin artışı ile birlikte kloroz fenomeni gibi önemli stratejik biyokimyasal olaylar çevresel faktörlerin sebep olduğu oksidatif stresin etkilerinin azaltılmasında önemli biyomarkırları işaret ettiği görülmüştür. Farklı çevresel koşullar ve değişimler filamentli alg türlerinin FTIR bantlarında değişimlere neden olmuştur. Çalışma bölgesinden 241 alg taksonu tanımlanmıştır. Örnekleme istasyonlarında Bacillariophyceae sınıfına ait türler baskın grubu oluşturmuştur. Çevresel değişkenler alg türlerinin dağılışı ve tür kompozisyonunda önemli rol oynamıştır. Kanonik Uyum Analizi (CCA)'nde çevresel faktörler ile türler arasında yüksek ilişki görülmüştür. Yüksek töleranslı türler CCA ordinasyonunun merkezinde toplanmıştır. Ağırlıklı ortalama regresyonuna göre çoğu alg türü farklı çevresel koşullar için kendine özgün ekolojik tercihler göstermiştir.
İslahiye-Nurdağı (Gaziantep) bölgesi filamentli alglerin ekolojik özellikleri ve biyomarkır potansiyelleri
Literatürde tatlı su ekosistemlerindeki filamentli alglerin biokimyasal yanıtlarıyla ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma çoklu yaklaşım kullanılarak (i) filamentli alglerin biyokimyasal yanıtlarını araştırmak (ii) Kasım 2012 Aralık 2014 tarihleri arasında Gaziantep'in batısındaki farklı sucul kaynaklara ait türlerin ekolojik tercihlerini, çevresel değişkenleri ve alg türleri arasındaki ilişkilerini değerlendirmek için planlanmıştır. Ayrıca, su örneklerinin kimyasal değişkenleri ve filamentli alglerin biyokimyasal bileşenleri ölçülmüştür. Çoklu analizler ağır metallerin, besin tuzlarının ve su sertliğinin geçici ve kalıcı başarılarını ve biyokimyasal bileşenleri kontrol eden önemli değişkenler olduğunu göstermiştir. Filamentli algler ve chlorosis olayıyla biyomarkırlar olarak MDA, H2O2, toplam tiyol grubu, toplam fenol bileşikleri ve prolin ürünlerindeki artış önemli çevresel faktörlerin göstergesi ve oksidatif stresin azaltılması için bir yol olarak görülmektedir. Çoğunluğu Bacillariophyceae grubuna ait, toplam 287 alg türü teşhis edilmiştir. İlk iki CCA ekseni epilitik alg ve çevresel değişkenler arasında %97,9 korelasyon göstermiş olup ortalama tür kümülatif varyansının %15,7'sini açıklamıştır. Ağırlıklı ortalama regresyonuna göre, çoğu alg türleri farklı çevresel şartlar için benzersiz ekolojik seçimler göstermiştir, fakat özellikle kozmopolit özelliklere sahip alg taksonlarının nispeten yüksek toleransı ve geniş optimum aralıkları olduğu tespit edilmiştir.
Roles of human urotensin-ii, creatine kinase-mb, and uric acid serum levels in hypertrophic cardiomyopathy patients
Background: Hypertrophic cardiomyopathy (HCM) is a genetic condition with the hallmark feature of left ventricular hypertrophy. Human UT-II is regarded as a cardiovascular autacoid/hormone, and its roles in cardiac inotropic and hypertrophic properties. Objective: Aims of this study were to elucidate the clinical significance of serum hUT-II levels as a potential new biomarker in patients with HCM and also to evaluate Serum levels CK-MB and UA in HCM. Patients and Methods: This study included 40 HCM patients (60% males and 40% females) and were compared to 30 healthy control subjects (47% males and 53% females. All patients underwent extensive clinical, laboratory, and echocardiographic. Blood samples were taken to test for serum hUT-II levels by commercial ELISA Kit and Serum CK-MB, UA levels were measured by a photometric enzymatic method. Results: Serum hUT-II was significantly higher (p<0.01) in patients with HCM (15.8±2.1 pmol/L) compared with healthy controls (3.3±1.7 pmol/L). With regard to HCM patient, Serum hUT-II levels were significantly higher in the female with (16.3±1.9 pmol/L) than the male with (15.4±2.2 pmol/L) (p<0.05). Besides, abnormal elevation of serum CK-MB was observed in the HCM patients (39.7±8.0 U/L). Serum UA was significantly elevated in HCM patients (7.7±0.7 mg/dL) than in the control group (3.7±0.6 mg/dL) (p<0.01). Among echocardiographic parameters, hUT-II was negatively associated with ejection fraction (r = -0.160, p=0.324). Conclusion: Results of the first study indicated that serum hUT-II levels were markedly elevated in patients with HCM. Serum hUT-II is a novel biomarker parameter that has clinical use in patients with the severity of LVH. Elevation of serum CK-MB cardiac enzyme in HCM patients indicated to ongoing myocardial injury. In addition, SUA values are significantly increased and independently related with HCM patients.
Relationship between serum magnesium level and insulin resistance in obese non-diabetic subjects and obese type2 diabetic patients
Background and Aim: Type2 diabetes mellitus (T2DM) and obesity are multifactorial diseases including interactions between hereditary and environmental factors. A common feature shared between these two diseases is the existence of insulin resistance. Magnesium (Mg2+) plays an important role in glucose homeostasis. Our study aimed to evaluate the relationship between serum Mg level and insulin resistance in obese non-diabetic subjects and obese T2DM patients then compared them with controls. Patients and Methods: The present study consist of 120 subjects of both genders and aged range between (20-70) years. The subjects were divided into four groups: Group I including 30 healthy subjects as a control. Group II consisted of 30 obese non-diabetic subjects. Group III included 30 obese T2DM patients with disease history less than 1 year and group IV included 30 obese T2DM with disease history more than 5 years. Serum Mg, fasting lipids, glucose, insulin and creatinine were measured. BMI and HOMA-IR were calculated. Results: Serum Mg level was significantly decreased in group IV (1.72±0.1 mg/dl) as compared to groups I (2.07±0.1 mg/dl) (p<0.05), while serum Mg level was slightly decreased in group II and group III (1.98±0.2 mg/dl) as compared to group I. The HOMA-IR was significantly increased in group IV (7.9±7.0) as compared to group I (1.03±0.3) (p<0.05), also a significant difference was found between group III (4.99±4.1) and group II (2.82±2.3) in compared to group I (p<0.05). Conclusions: Low serum Mg level was found in obese T2DM patients and obese non-diabetic subjects. We suggest measuring serum Mg level regularly in obese T2DM patients especially in older age patients, and patients who require supplementation should consider.
Ceyhan Havzası'ndaki bazı lentik ekosistemlerin fitoplankton kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
Fitoplankton, lentik ekosistemlerin ekolojik durumlarının değerlendirilmesi için Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi tarafından önerilen ekolojik gösterge niteliğindeki beş biyolojik bileşenden biridir. Bu çalışmanın amacı; Temmuz 2014 ve Ağustos 2015 tarihleri arasında Ceyhan Havzası'ndaki Azaplı Gölü, Ayvalı Barajı, Gölbaşı Gölü, Kartalkaya Barajı, Aslantaş Barajı, Kılavuzlu Barajı ve Hakkıbeyli Göleti fitoplankton kompozisyonlarının ekolojik durumu ve fitoplankton gruplarının ekolojik tercihlerinin belirlenmesidir. Kimyasal değişkenlerin (toplam fosfor (TP), toplam azot (TN), nitrat (NO3) vs.) analizleri standart metotlara göre yapılmıştır. Fitoplankton türleri ile çevresel değişkenler arasındaki ilişki kanonik uyum analizi (CCA) ve ağırlıklı ortalama regresyonu ile değerlendirilmiştir. Ekolojik durumu değerlendirmek için Phytoplankton trophic index (PTI), Mediterranean phytoplankton trophic index (Med-PTI), OECD ve Carlson trofik indeksi kullanılmıştır. En yüksek tuzluluk, TN ve NO3 Hakkıbeyli Göleti'nde ölçülmüştür. Çalışma alanlarında toplam 204 tür tespit edilmiştir. Scenedesmus communis, Ceratium hirundinella, Cyclotella iris, Fragilaria ulna, Cocconeis placentula, Aulacoseira granulata, Amphora ovalis ve Gomphonema parvulum yaygın görülmüştür. PTI, incelenen ekosistemlerin iyi/orta durumda ve Med-PTI, incelenen ekosistemlerin orta ekolojik kaliteye sahip olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Fitoplankton, Ceyhan Havzası, Lentik ekosistem, Med-PTI
Kuzey Ege Havzası akarsuları diyatome kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi kapsamında fitobentoz, sucul ekosistemlerde ekolojik kalitenin belirlenmesinde kullanılan önemli bir biyolojik kalite bileşenidir. Kuzey Ege Havzasına ait farklı tipolojilere ait akarsulardan, 2014 yılı yaz, sonbahar ve 2015 yılı ilkbahar, yaz dönemlerinde diyatome ve su örneklemesi, SÇD standart yöntemlere görealınarak 18 akarsu istasyonunda gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; Kuzey Ege Havzası'nın diyatome komposizyonunun belirlenmesi ve diyatome metrikleri kullanarak istasyonların su kalitesi ve ekolojik durumlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Kuzey Ege Havzası'na ait istasyonlarda toplam 80 diyatome türü teşhis edilmiştir. Çalışma süresince Cocconeis placentula, Didymosphenia geminata, Gomphonema parvulum, Navicula oppugnata, Cymbella excisa, Ulnaria ulna, Diatoma vulgaris ve Navicula cryptocephala türleri yaygın görülmüştür. Diyatome türleri ile çevresel değişkenler arasındaki ilişki Kanonik Uyum analiz (CCA, Canonical Correspondence Analyses) ve Monte Carlo permütasyon testi ile değerlendirilmiştir. Çalışma süresince türlerin dağılımında sıcaklık, çözünmüş oksijen, TP, tuzluluk, PO 4 , elektriksel iletkenlik ve TN etkili olmuştur. Kuzey Ege Havzası istasyonlarının ekolojik su kalitesi durumları TIT ve TI indeksleri kullanılarak değerlendirilmiştir. TIT indeksi logTP ile yüksek bir korelasyon katsayısına sahip olup, su kütlelerinin ekolojik durumunu değerlendirmek için uygun diyatome metriği olarak kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akarsu, Kanonik, Diyatome, Kuzey Ege Havzası
Araban-Yavuzeli Bölgesi diyatome kompozisyonu ve ekoloji özellikleri
Gaziantep ilindeki farklı sucul ekosistemlerde Kasım 2012 – Ocak 2015 tarihleri arasında alg türleri ile çevresel değişkenlere arasındaki ilişkiler, alg türlerin ekolojik istekleri ve filamentli alglerin biyomarkır potansiyeleri çok yönlü istatistiksel teknikler kullanılarak araştırılmıştır. Fiziko-kimyasal değişkenler farklı sucul ekosistemlerde değişim göstermiştir. İslahiye-Nurdağı bölgesinden 294, Karkamış-Nizip bölgesinden 240, Yavuzeli-Araban bölgesinden 252 ve Merkez bölgesinden 222 alg taksonu tanımlanmıştır. Bütün bölgelerde Bacillariophyceae baskın grubu olup, Chlorophyceae sınıfı takip etmiştir. Amphora ovalis, Cocconeis placentula, Cymbella affinis, Cymbella excisa, Fragilaria ulna ve Gomphonema parvulum gibi alg türleri en yaygın bulunmuştur. Çevresel faktörler alg türlerinin dağılışında önemli rol oynamıştır. Alg tür kompozisyonu üzerinde etkin açıklayıcı rol oynayan fiziko-kimyasal değişkenler bölgeler arasında farlılık göstermiştir. Kanonik Uyum Analizi (CCA) çevresel faktörler ile türler arasındaki ilişkinin yüksek göstermiştir. Her bölgede, yaygın görülen alg türleri CCA ordinasyonunun merkezine yakın bulunmuştur ki bu türlerin bölgedeki ekolojik koşullardaki değişimlere geniş tolerans seviyelerini göstermiştir. Ağırlıklı ortalama regresyonuna göre çoğu alg tür farklı çevresel koşullar için özgün ekolojik tercihler göstermiştir. Fakat özellikle yaygın olarak kayıt edilen kozmopolit karakterli alg taksonlar göreceli olarak yüksek tolerans ve geniş optimum aralığa sahip olmuştur. Cladophora, Spirogyra, Mougeotia, Zygnema, Ulothrix ve Oedogonium cinslerine ait filamentli alg türleri kaydedilmiştir. Filamentli alg türleri arasında, Cladophora glomerata türü en fazla görülmüştür. FTIR sonuçları her türün kendine özgü yüzey yapısı olduğu göstermiştir. Farklı çevresel koşullar altında türün FTIR bantlarında değişimler olmuş ve değişimler ortamdaki çevresel değişimler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bu durum sucul ekosistemlerdeki değişim hakkında sinyal vermesi nedeniyle sucul kaynakların yönetiminde önem arz edebilir. Filamentli alg türlerinin biyokimyasal içerikleri türler arasında farklılık göstermiştir. Her alg türünün kendine özgü bir biyokimyasal içeriği olup değişen çevre koşullarına farklı biyokimyasal cevap verdiği görülmüştür. Dolayısıyla, türün biyokimyasal içeriğinin biyomarkır potansiyelinin olabileceği hakkında ışık tutmuştur.
Determination of ecological status of freshwaters and ecological preferences of algae in the Western Mediterranean Basin (Turkey) using multivariate approaches
Several methods have been recently developed for water bioassessment. However, combining these methods to provide a realistic estimation of water quality is rare. The aim of this work was to assess freshwater quality using algae and multivariate approaches. Data were collected from 34 stations in the western Mediterranean basin of Turkey. A total of 206 phytoplankton and 102 diatom taxa were recorded in lentic and lotic systems respectively. Canonical correspondence analysis indicated that environmental variables influenced the distribution of algal taxa. In related to water quality, lakes and reservoirs showed moderate, good and high status according to Phytoplankton Trophic Index (PTI), Mediterranean Phytoplankton Trophic Index (Med-PTI) and the assemblage index (Q). Running waters showed poor to high ecological status based on Trophic Index Turkey (TIT). With regard to the trophic state, the lentic systems varied from oligotrophic to hypertrophic. It appears from this study that combining these metrics could be a useful approach for freshwater bioassessment. However, the use of these indices could lead to wrong interpretation of water quality because of ecoregional changes in algal composition, and there is a need to develop a national phytoplankton based metrics. Besides, TIT should be revised to include all diatom communities from various water types to extend its applicability to a number of aquatic systems.
Aras havzasına ait bazı sucul ekosistemlerin alg kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
Fitoplanktonlar, sucul ekosistemlerin ekolojik durum değerlendirmesinde Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi tarafından önerilen ekolojik kalite bileşenlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı; yaz, sonbahar 2014 ve ilkbahar 2015 tarihleri arasında Aras Havzası'ndaki Çıldır Gölü, Balık Gölü, Aktaş Gölü, Aygır Gölü, Deniz Gölü fitoplankton kompozisyonlarının ekolojik durumu ve fitoplankton gruplarının ekolojik tercihlerinin belirlenmesidir. Göllerdeki fosfat, nitrat, nitrit, elektirikel iletkenlik ve toplam askıda katı madde, toplam fosfor ve azot değerlerine bakıldığında en yüksek değerler Aktaş gölünde ölçülmüştür. Çalışma sonucunda toplam 74 tür teşhis edilmiştir. Cocconeis placentula, Pediastrum boryanum, Monorophidium arcuatum, Fragilaria ulna, Cymbella affinis, Cyclotella bodanica türleri yaygın olarak görülmüştür. Fitoplankton türleri ile çevresel değişkenler arasındaki ilişki kanonik uyum analizi (CCA) ve ağırlıklı ortalama regresyonu ile değerlendirilmiştir. Ekolojik durumu değerlendirmek için Phytoplankton trophic index (PTI), Mediterranean phytoplankton trophic index (Med-PTI), OECD ve Carlson trofik indeksi kullanılmıştır PTI ve Med-PTI sonuçlarına göre, incelenen ekosistemlerin genel olarak iyi ve orta durumda ekolojik kaliteye sahip olduğunu görülmüştür.
Cladophora glomerata"nın farklı kadmiyum konsantrasyonlarına biyokimyasal cevabı
Bu çalışma, bir tatlısu deresinden alınan Cladophora glomerata'nın biyokimyasal ve morfolojik yapısı üzerine dışardan uygulanan kadmiyumun (Cd+2) etkilerin araştırmak için dizayn edilmştir. Bu makroalgin kültürleri farklı Cd+2 konsantrasyonlarında (0; 7,5; 15; 30 ve 60 mg/L) gerçekleştirilmiştir. Deneyler iki tekrarlı olarak yürütülmüştür. Yeşil algin pigmentleri, MDA, prolin, hidrojen peroksit, toplam fenolik bileşikler, toplam protein ve toplam karbohidrat içerikleri belirlen 1miştir. Ayrıca, Cd+2 uygulanmış ve muamele edilmemiş alg biyokütlelerinin infrared analizleri FTIR-ATR ile gerçekleştirilmiştir. Cd2+ konsantrasyonları (7,5 mg/L ile 60,0 mg/L arasında değişen) C. glomerata'nın klorofil-a, -b, karoten, MDA, prolin, hidrojen peroksit, toplam fenolik bileşikler, toplam protein ve toplam karbohidrat içeriklerini etkilemiştir. Yüksek Cd2+ , algin pigmentleri ve toplam protein üretimi üzerine inihibitör etki göstermiştir. Kadmiyum konsantrasyonları C. glomerata'nın MDA, prolin, toplam fenolik bileşikler ve hidrojen peroksit düzeyleri üzerine uyarıcı etki göstermiştir. Cd+2 uygulanmış ve muamele edilmemiş alg biyokütlelerinin infrared spektrumlarında önemli farklılıklar görülmüştür. Bu analizler C. glomerata üzerinde Cd+2 biyosorpsiyonu üzerinde amino, amid ve anyonik fonksiyonel grubların önemli rol oynadığı gösterilmiştir. Metal-indükleyen oksidatif stress için Cd2+ konsantrasyonlarına maruz kalan bu algdeki MDA, prolin, H2O2 ve toplam fenolik bileşikler biyomarkerler olarak görülmüştür.
Gaziantep (Türkiye) Şahinbey'deki sucul ekosistemlerin diyatome indeksleri kullanarak değerlendirilmesi
Diatom is one of the five biological quality elements as ecological indicator recommended by the EU Water Framework Directive for the assessment of ecological status running waters. This study designed to assess ecological quality of freshwater bodies in the Şahinbey of Gaziantep (Turkey) using the trophic index Turkey (TIT) and evaluate the ecological preferences of the diatom assemblages by multivariate approaches. Canonical correspondence analysis (CCA) was used to relate diatom assemblages with the environmental variables to explore their relationships. Weighted averaging regression was used to estimate diatom species optima and tolerance levels for the environmental variables. At Kıratlı Stream, the highest mean value of PO4 was 76.6 µg/L, whereas the lowest mean value was 58.1 µg/L at stations of Zülfikar Reservoir. Environmental variables seasonally changed in these ecosystems. According to the Monte Carlo permutation test results, the relationship between diatom assemblages and environmental variables was found 91.6% Most effective explanatory factors (e.g., DO, water temperature, NO3, Pb2+, etc.) played the significant role (p=0.006) in the seasonality of species. Some diatom species such as Amphora ovalis, Cymbella excisa, Cocconeis placentula, Gomphonema parvulum, Fragilaria capucina, and Ulnaria ulna were found during study period, supported by CCA. TIT values ranged between 1.71 in Burç Reservoir and 3.09 in Yeniyazı Creek. TIT as a valuable indicator of ecological status could be a useful tool for assessing ecological status water bodies in Gaziantep. Key words: Assessment, CCA, Diatoms, TIT, Water bodies, Gaziantep
Removal of reactive red 120 by using moringa oleifera seeds
daha sonra doldurulacak
Burç göleti fitoplankton kompozisyonu ve ekolojik özellikleri
In this study, it was aimed to investigate the existence of phytoplankton composition and related physicochemical changes in Burç Reservoir. The samples were monthly taken from three stations in Burç Reservoir between September 2018 and August 2019. Annual water quality analysis helps to evaluate the impact of anthropogenic activities on the reservoir. The Reservoir water was slightly alkaline characteristics with an average pH of 8.55. A total of 136 algae taxa had been identified. Chlorophyta was the dominant group with 40 taxa. Pediastrum duplex and Cladophora glomerata in phylum Chlorophyta (29%) were the most dominant groups in terms of biovolume followed by Ulnaria biceps and Ulnaria ulna in phylum Bacillariophyta (19%) and Microcystis aueroginosa and Oscillatoria tenuis in phylum Cyanobacteria (18%) in the reservoir. The two axes of Canonical Correspondence Analysis (CCA) explained the relations between phytoplankton species and environmental factors of Burç Reservoir with 99.4% and 99.2% respectively. The cumulative variance percentage of the species data explained with 20.7. These interactions indicated that phytoplankton species were directly affected by environmental variables. The most effective explanatory factors such as electrical conductivity, salinity, N-NO3, TN, temperature, N-NO2, P-PO4, TP, etc. played significant roles (p=0.002) in the seasonality of species. Results of Carlson's Trophic State Index and OECD indicated that Burç Reservoir had eutrophic structure.
Spirulina platensis ile fonksiyonel çikolata ürünü geliştirilmesi
Bir mikroalg olan Spirulina platensis; yüksek proteinli, mineraller, vitaminler ve esansiyel yağ asitleri bakımından zengin çok değerli biyoaktif moleküllere sahiptir. Çalışmanın amacı; besinsel, fiziksel ve duyusal karakterlerini (koku, renk, tat, ve bütün kabuledilirlik değerleri) değerlendirmek için Spirulina platensis eklentili fonksiyonel beyaz çikolata geliştirmektir. Spirulina platensis ilaveli (%0,05; %0,10; %0,20) ve ilavesiz 4 beyaz çikolata ürünü dizayn edilmiştir. Bu fonksiyonel çikolataların; protein, amino asit, mineraller, karbonhidrat, yağ asitleri, Hunter renk parametreleri, viskozite ve duyusal karakterleri değerlendirilmiştir. Mikroalglerin muhteşem besin kompozisyonundan dolayı beyaz çikolata S. platensis ile zenginleştirilmiştir. Geliştirilen ürünler, S. platensis ilavesindeki artışla birlikte yüksek protein içeriği sunmuştur. %0,20 S. platensis eklentili beyaz çikolatada protein içeriği (8,8±0,6 g/100 g) en yüksek seviyelerde ölçülmüştür. Spirulina platensis eklentili beyaz çikolatalar; kontrol grubuna göre daha zengin mineral içeriğine sahipdir (örnek, Ca, kontrolde 568,2 mg/100 g'dan, %0,20 S. platensis'te 578,1 mg/100 g'a artış göstermiştir). Deneyimli 20 panelist fonksiyonel beyaz çikolataların duyusal özelliklerini değerlendirmiştir. Duyusal analiz, beyaz çikolataya S. platensis ilavesinin hedef kitle tarafından iyi kabul edildiğini göstermiştir. Zenginleştirilmiş beyaz çikolata kontrol grubu ile kıyaslandığında tat ve koku bakımından farklılık göstermemiştir fakat tekstürde gerçekleşmiştir (p<0,05). Spirulina platensis'in ilave edildiği ürünler protein ve enerji sağlayabilir, yaşlı ve çocuk popülasyonunun beslenme gereksinimlerini karşılamaya katkıda bulunabilir. Sonuçlar S. platensis'in değerli biyoaktif maddeleri nedeniyle fonksiyonel beyaz çikolatayı geliştirme potansiyeli olduğunu göstermiştir.
Bal kabağı (Cucurbita moschata) kabuğu ile Cu+2 arıtımının adsorpsiyon kinetiği
KOH ön işlenmiş Cucurbita moschata ile bakır metalinin arıtımında adsorpsiyon ka-pasitesinin belirlenmesi araştırılmıştır. KOH ön işlenmiş C. moschata ile bakır gideri-minde başlangıç pH değerinin, sıcaklığın, başlangıç metal konsantrasyonunun ve etki-leşim zamanının etkileri çalışılmıştır. FTIR-ATR ve SEM ile adsorbentin karakterizas-yonu yapılmıştır. Adsropsiyon işlemi 0,5 g/L adsorbent miktarında ve pH 6'da des-teklenmiştir. Sıcaklığın artışı ile adsorpsiyon düzeyinde artış gözlenmiştir ve süreç ekzotermiktir. Başlangıç metal miktarının artması ile adsorpsiyon kapasitesi önemli ölçüde artmıştır. Çalışmada, adsorpsiyon işlemi etkileşim zamanının ilk 10 dakikasın-da büyük ölçüde tamamlanmıştır ve 30 dakikada sabitlenmiştir. Pseudo ikinci derece ve Logistik kinetik modelleri deneysel verilere uygulanmıştır. Logistik modelin, elde edilen adsorpsiyon verilerini mükemmel bir şekilde tanımladığı görülmüştür. Denge modellemesi için Langmuir ve Freundlich izotermleri kullanılmıştır. Korelasyon kat-sayıları (R2) ve toplam hataların karesi (SSE) değerleri doğrultusunda, Langmuir den-ge modelinin C. moschata ile bakır adsorpsiyonunu açıklamak için uygun olduğu gö-rülmüştür. C. moschata ile 473,37 mg g-1 maksimum bakır arıtım kapasitesi elde edil-miştir. Sonuçlar, çevre ile dost bir işlem olan bakır arıtımında KOH ön işlenmiş C. moschata'nın yüksek bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir.
Gaziantep GASKİ merkez atık su arıtma tesisi çıkış suyundaki alg kompozisyonu ile fiziko-kimyasal faktörler arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Şubat 2019-Ağustos 2020 tarihleri arasında Gaziantep'te evsel atıksuların arıtıldığı GASKİ merkez atıksu arıtma tesisi çıkış suyundaki alg kompozisyonu ile fiziko-kimyasal faktörler arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma süresi boyunca toplam 38 alg türü tespit edilmiştir ve bu türlerin çoğu Bacillariophyta grubuna aittir. Chlamydomonas globosa, Cryptomonas ovata, Gomphonema parvulum, Nitzschia palea, Oscillatoria tenuis ve Stigeoclonium tenue yaygın olarak görülen alg türleridir. Alg türleri ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi 12 ay boyunca açıklamak için Parsiyel Kanonik Uyum Analizi (Canonical Correspondence Analysis (CCA) kullanılmıştır. CCA analiz sonucunda tür ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkinin önemini belirlemek için ileri seleksiyonlu Monte Carlo permütasyon testinden yararlanılmıştır. Kanonik Uyum Analizi (CCA) ile hangi fizikokimyasal faktör/faktörlerin türlerin dağılışını etkilediği değerlendirilmiştir. Yağış, maksimum hava sıcaklığı, minimum hava sıcaklığı, su sıcaklığı, elektriksel iletkenlik, pH, KOİ ve NO3 en etkili çevresel faktörlerdir. CCA Şubat-Eylül 2019'da, alg türleri ile çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi %92,1; Ekim 2019-Ağustos 2020'de %94,1 olarak açıklamıştır. Bu durumda atık suda yaşayan alglerin bileşiminin belirlenmesi ve çevresel değişkenlerle ilişkisinin ortaya çıkarılması önemlidir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, çeşitli koşullar altında atık su arıtımında hangi alg türlerinin kullanılabileceği konusunda çok önemli bilgiler vermiştir.