Theses supervised by Prof. Dr. Behlül Tokur
11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Hafızlık yapan kız kur'an kursu öğrencilerinde hafızlık süreci ve tanrı algısı: Ankara- Sincan örneği
Bu araştırma ergenlik döneminde hafızlık eğitimine devam eden bireylerin hafızlık süreci ve Tanrı algılarının nasıl olduğunu anlamak ve açıklamak amacıyla yapılmıştır. Ergenlik dönemi bireyin bilişsel, fiziksel, psiko-sosyal anlamda gelişim ve değişim içerisinde olduğu sancılı bir dönem olarak kabul edilmektedir. Bu sürece hafızlık gibi yoğun ve zorlu bir eğitim süreci de dahil olduğunda, öğrencileri anlamak ve hayatlarına bir anlam doğrultusunda yön vermek elzem hale gelmektedir. Hafızlık süreci aynı zamanda bir din eğitimidir. Bireylerin bu süreçte Tanrı'yı nasıl algıladıkları ve anlamlandırdıklarını, Tanrı'ya karşı nasıl bir tutum sergilediklerini anlamak din eğitimi veren öğreticilerin, öğrencilerin psikolojik durumunu anlamları açısından da önemlidir. Bu bağlamda araştırmanın temel sorusunu, ergenlik dönemi gelişim evresinde hafızlık eğitimine devam eden bireylerin hafızlık sürecini ve Tanrı'yı nasıl algıladıkları oluşturmaktadır. Araştırma grubu yatılı eğitim alan 20 kız öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcılar amaçlı örnekleme tekniği ile belirlenmiş, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmeler sonucu elde edilen veriler içerik ve betimsel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında bireylere hafızlık sürecindeki aile ve öğretici ilişkileri, kurs ortamı, sürecin nasıl ilerlediği, gelecekle ilgili düşünceleri, Tanrı hakkındaki fikirleri sorulmuş; elde edilen bulgulara göre katılımcıların aile ile ilişkilerinin olumsuz, öğretici ile ilişkilerinin ise olumlu olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların Tanrı algılarının ebeveyn ilişkilerine bağlı olarak negatif yönde olması beklenirken, öğretici ilişkilerine bağlı olarak pozitif yönde olması dikkat çekmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuçların hem eğitimcilere hem de ailelere yön verici olması beklenmektedir. Aynı zamanda ergenlik gibi kritik bir evrede bireylerin Tanrı algısını anlamak mdin psikolojisi alanına da katkı sağlayacaktır.
Ergen bireylerde tüketim alışkanlığı ile kanaatkârlık ve maneviyat arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Topluma ait olan ve bireylerin kazanması istenilen değerler, bireylere doğru kararlara varmalarında yardımcı olan temel ahlaki ilkeleri içermektedir. Bu değerlerden kanaatkârlık gibi bazılarının yitirilmesiyle bencillik davranışı ortaya çıkmaktadır. Bencillik sonucunda da sürekli zevk arayan ve tüketen narsist bir insan modeli oluşmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın konusunu, kanaatkârlık ve maneviyatın tüketim alışkanlığı ile ilişkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı ise, ergenlerden yola çıkarak bireylerde oluşan tüketim alışkanlığının ahlaki değer yargılarından kanaatkârlık ve maneviyat ile olan etkileşiminin yönünü ve ilişkisini ortaya koymaktır. Elde edilen bu veriler, bireylerin tüketim esnasındaki tutumlarını ve iradelerini ele alıp din psikolojisi bağlamında değerlendirerek hem bu alana hem de bireylerdeki bu konuya olan bakışına katkı sağlamak açısından önemlidir.Araştırma teorik bölümünde dokümantasyon yönteminden, uygulama bölümünde ise tarama metodu olan nicel araştırma deseni bağlamında anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ankara ilindeki ortaöğretim kurumlarının 4 ayrı okulunda öğrenim gören 443 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Maneviyat Ve Kanaatkârlık Ölçeği ve Hedonik Tüketim Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS(IBM SPSS for Windows, ver.26) istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre ergen bireylerin tüketim alışkanlıklarının kanaatkâr olma ve maneviyat düzeyleriyle anlamlı negatif yönlü ilişkili olduğu, kanaatkâr ve maneviyat değerine az sahip olan bireylerin hedonik tüketim alışkanlığının fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sosyo-demografik değişkenlerle ilgili bulgulara bakıldığında, hedonik tüketim alışkanlığı ölçek puanı ile cinsiyet, ekonomik düzey ve okul türü arasında; maneviyat eğilimi ile cinsiyet ve okul türü arasında; kanaatkârlık düzeyi ile okul türü arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer demografik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir.
Ortaokul öğrencilerinde deprem ve Tanrı algısı (Gaziantep ili örneği)
İnsan doğa karşısındaki acziyetini ve çaresizliğini zaman zaman unutmaktadır. Mevcut teknolojik gelişmeler, maddi güçler ve imkanlar bu nisyanın temel enerjisini oluşturur. Ancak doğanın kendini hatırlatması acı ve keder içerebilir. Doğal felaketlerin en acılı olanlarından birisi de depremlerdir. Depremler yer altındaki fay hatlarının kırılması sonucunda gerçekleşir. Yeryüzünde ise büyük yıkımlara ve can kayıplarına sebep olacak izler bırakır. Tabii bir durumdur ki bu ve benzeri olaylar insanlar üzerinde çok büyük etkiye sahiptir. Maddi-manevi birçok konu zihinsel süreçlerde tartışmaya açılır. Depremler, fiziksel yıkımların yanında psikolojik yıkımlarda gerçekleştirir. İnsan ömrünün toyluk, tecrübesizlik ve gelişimsel açıdan henüz ilk kısımlarını kapsayan ergenlik dönemindeki bireyler yaşanılan bu sorunlardan nasibini alır. Bu dönemin ilk evresinde bulunan, ''ortaokul öğrencileri'' olarak nitelendirdiğimiz, 11-13 yaş arası bireyler yaşanılan süreçlerden etkilenenler arasındadır. Yeni bir kimlik bulmaya çalışan bu çocuklar yaşanılan depremlerden, gördükleri, hissettikleri, tecrübe ettikleri oranında etkilendir. Dini gelişimin bir evresi olarak da kabul edilen bu sürecin, böyle bir tecrübenin yaşanmasıyla nasıl bir yön bulacağı merak konusudur. Bu sorudan yola çıkarak yapmış olduğumuz çalışmada depremin bahsi geçen çocuklar üzerinde nasıl bir Tanrı algısı oluşturduğunu göstermeye çalışılacaktır. Bunu yaparken; doğal afetlerin, depremin, algının, Tanrı algısının, konuya dair psikolojik yaklaşımların, bahsi geçen dönemin dini gelişim özelliğinin mahiyetine değinilecektir. Bu teorik bilgiler ışığında öğrencilerle mülakatlar yapılmış, Deprem ve Tanrı algısına düşünceleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Öğrenciler Tanrı'nın mutlak güç sahibi olduğunu ve her şeyi yaratma yetisini vurgulamışlardır. Buna bağlı olarak da depremin Allah'ın insanlara gönderdiği uyarı veya ceza olduğunu belirtmişlerdir. Deprem sonrası süreçte ibadetlerin yoğunlaştığı çalışmanın dikkat çekici sonuçlarındandır.
Liseli gençlerde kimlik bağlamında sosyal medya kullanımı ve din algısı: Ankara örneği
Bu çalışma liseli gençlerde kimlik bağlamında sosyal medya kullanımı ve din algısını anlamak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada, fen lisesi, Anadolu imam-hatip lisesi, kız Anadolu imam-hatip lisesi, kız mesleki ve teknik lisesi, erkek mesleki ve teknik lisesi ve sosyal bilimler lisesinde öğrenim gören toplam 25 katılımcıyla görüşülmüştür. Görüşmeler; din algısı, sosyal medya deneyimleri, sosyal kimlik, bireysel kimlik şeklinde dört ana tema çerçevesinde yapılmıştır. Analiz olarak temel nitel analiz esas alınmıştır. Değerlendirmede tematik ve betimsel analizlere başvurulmuştur. Araştırma, gençlerin aile ilişkilerini genel olarak olumlu değerlendirdiklerini, ancak baba-çocuk ilişkilerinde belirgin bir mesafe hissettiklerini ortaya koymaktadır. Gençler, akranlarıyla hem yüz yüze hem de dijital platformlarda etkileşim kurmayı tercih etmekte, ancak yüz yüze ilişkilere, derinliğinden ve daha iyi hissettirdiğinden dolayı daha fazla önem vermektedirler. Bununla birlikte, gençlerin topluma yönelik eleştirel bir bakış açısına sahip oldukları, toplumun hoşgörüsüz ve ayrıştırıcı yapıda olduğunu düşünmektedirler. Z kuşağına mensup bu ergen grubu, ilgili görüşlerini genel olarak toplumun yeni kuşaktaki değişimleri kabullenememe temeline oturtmaktadır. Sosyal medyada genelde eğlence içeriklerini takip eden gençler, ayrıca dini paylaşımlar hakkında da eleştirel bakış açılarını korumaktadır. Doğru dini paylaşımların yapılmasının toplum lehine sonuçları olacağını savunmaktalardır. Gençlerin Tanrı algısı büyük ölçüde olumlu olup, dini inançlarını psikolojik ve duygusal bir destek kaynağı olarak görmektelerdir. Ancak, dini konularda sorgulama sürecinde olan ve kararsız kalan gençler de mevcuttur. Genel olarak, gençlerin din anlayışının bireysel dindarlık çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Ayrıca, gençlerin yüksek bir öz farkındalığa sahip oldukları ve benlik algılarında "nevrotik" ile "uyumlu" temalarının öne çıktığı saptanmıştır. Sonuç olarak, araştırma, gençlerin dünyasına dair önemli bulgular barındırmaktadır. Anahtar Kelimeler: din algısı, sosyal medya, kimlik, Z kuşağı, ergenlik
Yaşlı bireylerin hayat, din ve değer algıları ile başa çıkma süreçleri üzerine bir araştırma: Ömür dediğin programı örneği
Yaşlılık, yetişkinlik sonrası ve ölüm öncesi bir dönem olan ve yaşamın diğer dönemlerine göre fizyolojik, bilişsel ve psikososyal değişimlerin daha fazla belirginleştiği bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Nüfus yapısında yaşanan değişime bağlı olarak dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfus oranı, gün geçtikçe artmaktadır. Buna bağlı olarak yaşlı bireylere yönelik farklı konu başlıklarını içeren çalışmalar gerçekleştirmek önem arz etmektedir. Araştırma kapsamında "Ömür Dediğin" programı özelinde yaşlı bireylerin hayat, din ve değer algıları ile karşılaşmış oldukları sorunların tespiti ve bu sorunlarla başa çıkma sürecinde dini veya seküler başa çıkma stratejilerinden nasıl yararlandıklarını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu araştırmada, yaşlı bireylerin konuk olarak yer aldığı "Ömür Dediğin" programı doküman olarak ele alınmış ve incelenmiştir. Nitel araştırma deseninde kullanılan amaçlı örneklem tekniği ile ilgili program bölümleri tespit edilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın grubunu "Ömür Dediğin" programının 20.10.2023 tarihi itibariyle yayınlanan 315 bölümünün tamamı, örneklemini ise "Ömür Dediğin" programının 43 bölümü içerisinde yer alan toplam 45 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen görüşlerin analizinde ise tematik ve betimsel içerik analizi tercih edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yaşlı bireylerin hayat ve değer algılarına kaynaklık etmesi açısından dinin merkezi bir konumda olduğu görülmüştür. Yaşlılık döneminin kendine has gelişim özelliklerine bağlı olarak yaklaşmakta olan ölüm bireyin zihninde ahiret düşüncesini baskın bir konuma getirirken fiziksel gücün azalmasının da etkisiyle bireyin ihtiyaçlarının karşılanması açısından dua da önemli bir yer tutmaktadır. Yaşlı bireyler açısından şükür, sevgi ve yardımseverlik öne çıkan değerlerdendir. Yaşlı bireylerin karşılaştıkları sıkıntılı ve zorlu süreçler karşısında öncelikle dini başa çıkma stratejilerinden yararlandıkları görülmekle birlikte seküler başa çıkma stratejilerine de başvurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Başa Çıkma, Değer Algısı, Din Algısı, Hayat Algısı, Yaşlılık.
Depremzede bireylerde psikolojik iyi oluş ve Tanrı algısı üzerine bir araştırma: Kahramanmaraş depremi örneği
6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli 2 büyük deprem gerçekleşmiş ve 11 ili etkisi altına almıştır. Şehirlerde büyük yıkımlar olmuş ve 50 binden fazla insanın yaşamını kaybettiği, 100 binden fazla insanın da yaralandığı bildirilmiştir. Böyle büyük bir afetin, afetzedelerin üzerinde olumsuz psikolojik etki bırakması çok büyük ihtimaldir fakat olayların ve durumların anlamlandırılması bireylerin algılarına göre değişiklik gösterebilir. Bu noktada din ve dine olan algıların da bireyin psikolojik durumunda etkisi olduğu yapılan araştırmalarca görülmüştür. Bu araştırmada ise depremzede bireyin Tanrı algılarıyla psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Kahramanmaraş merkezli depremleri yaşamış 18-65 yaş aralığındaki 280 bireye Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) ve Tanrı Algısı Ölçeği (TA) uygulanarak çalışma yapılmıştır. Ayrıca demografik bilgilerle alakalı bir etki olup olmadığını görebilmek adına demografik form bilgileri alınmıştır. Veriler bilgisayar ortamında toplanmıştır. Çalışma kesitsel çalışma desenine sahiptir. Çalışmanın analizi yapılırken korelasyon analizleri, ANOVA ve t-Test analizleri yapılarak veriler incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre depremzede bireylerin Tanrı algılarının psikolojik iyi oluşla anlamlı bir şekilde ilişkili olduğu, sevgi yönelimli Tanrı algısı puanlarının artmasıyla psikolojik iyi oluş düzeyinin arttığı, korku yönelimli Tanrı puanlarının da düşük psikolojik iyi oluşla ilişkili olduğu bulunmuştur. Bununla beraber sosyo-demografik değişkenlerle ilgili bulgulara bakıldığında psikolojik iyi oluş ile gelir düzeyi ve şu an yaşanılan mekan değişkenleri arasında; sevgi yönelimli Tanrı algısı puanlarıyla medeni durum arasında; korku yönelimli Tanrı algısı puanlarıyla eğitim düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Ergenlik dönemindeki gençlerde sosyal medya bağımlılığı, benlik algısı ve dini yönelim: Polatlı örneği
Bu araştırmada ergenlik dönemindeki gençlerde dini yönelim ile sosyal medya bağımlılığı ve benlik algısı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bunun yanı sıra sosyal medya platformlarının bireylerin din, aile, mahremiyet, dini yönelim, benlik algısı gibi konulardaki anlayışlarına olan etkisini ve bu etkinin gerçek hayata olan yansımasını alandan elde edilen veriler ışığında ele almak, çalışmanın araştırılması planlanan amaçları arasındadır. Türkiye'de sosyal medya platformlarında aktif olarak zaman harcayan kullanıcıların yaş dağılımı dikkate alındığında, gençlerin diğer yaş aralığındaki bireylere oranla daha aktif kullanıcılar oldukları ve sosyal medyanın olası olumsuz sonuçlarına karşı daha savunmasız olmaları nedeniyle risk grubunda oldukları görülmektedir. Bu nedenle benlik algısı, sosyal medya bağımlılığı ile dini yönelim arasındaki ilişkinin Ankara'nın Polatlı ilçesinde lisede okuyan gençlerden oluşan örneklem grubu üzerinde nicel yöntem ile araştırılmasının din psikolojisi alan yazını açısından önemli bulgular ortaya koyması beklenmiştir. Bu amaçla Ankara'nın Polatlı ilçesinde ikamet eden 14-18 yaş aralığında 1068 bireye Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Benlik Kuramı Ölçeği ve Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dini Yönelim Ölçeğinden oluşan anket formu uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre katılımcıların sosyal medya bağımlılığı, benlik algısı ve dini yönelimleri ile demografik değişkenler arasında anlamlılık derecesinde farklılıkların ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, sosyal medya bağımlılığının alt boyutları ile dini yönelim alt boyutları arasında anlamlı düzeyde istatistikî ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bunun yanında sosyal medya bağımlılığı ve benlik algısı ile dini yönelim ve benlik algısı arasında anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Dini yönelimin sosyal medya bağımlılığı ve benlik algısı üzerindeki yordayıcılığını tespit etmek üzere yapılan çoklu doğrusal regresyon analizinde dini yönelimin sosyal medya bağımlılığı üzerinde azaltıcı etkisinin olduğu ancak benlik algısını anlamlı bir şekilde yordamadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Bağımlılık, Sosyal Medya Bağımlılığı, Benlik Algısı, Dini Yönelim, Ergenlik
Evlat edinme süreci ve dini tutum (Dezavantajlı aileler üzerine bir araştırma)
Evlat edinme, evlat edinen ile evlatlık arasında suni bir nesep bağı kuran hukuki bir kurumdur. Bu kurum sayesinde dezavantajlı, biyolojik olarak çocuk sahibi olamamış ailelere bir çözüm sunulmaktadır. Bu müessesenin geçerliliği toplumların ideolojik yapılarına göre şekillenmektedir. Yunan uygarlığı ile başlatılan Batı düşünce dünyasında meşru görülen bu uygulama günümüzde de Türk Medeni Kanun'unda yerini almıştır. İslam medeniyetinde ise menfi bir uygulama olarak görülmektedir. Bu bağlamda çalışma, iki farklı yaklaşımı esas alarak evlatlık kurumuna başvuran biyolojik olarak çocuk sahibi olamayan ailelerin dini tutumlarını incelemektedir. Bu kurumun toplumsal, sosyal ve hukuki anlamda çocuk sahibi olamayan ailelere hakikatli bir çözüm olup olamayacağını değerlendirmektedir. Çalışmanın amacı, evlat edinen ailelerin dezavantajlı hissetme nedenlerinin tespiti, bu aileleri evlat edinmeye iten ana etkenlerin analizi ve bu süreçteki psikolojik ve dini tutumlarının tahlilinden müteşekkildir. Yapılan literatür araştırmasında evlat edinen ailelerin hem psikolojik hem de dini tutumlarının bir arada tahliline rastlanmamıştır. Bu sebeple din psikolojisi alanına esaslı bir katkı sağlaması açısından önemli olan çalışma, nitel araştırma yöntemlerine başvurularak hazırlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, çocuksuz ailelerin dezavantajlı hissetmelerinin ana nedeninin toplumda genel kabul gören çocuklu aile tanımlamasına uyulmamasından kaynaklandığı, ailelerin bu eksikliğe bir çare olması için evlatlık kurumuna yöneldiği ve bu süreçte dini tutumlarından ziyade psikolojik tatminlerini önceledikleri görülmüştür.
Komşuluk ve dindarlık üzerine bir araştırma Ankara-Altındağ örneği
Sosyal olan ve her zaman bir toplum içerisinde varlığını sürdüren insan için günlük hayatın pek çok kısmında varlığını hissettiren komşuluk, sosyal bir gerçeklik olmaktadır. Dünyanın gelişmesi ile beraber kimi zaman bir takım farklı ihtiyaçlar var ola gelse de toplumsal sistemin bir unsuru olmak, insanın vazgeçilmez bir özelliği durumundadır. Bulunmuş olduğu toplumsal düzen içerisinde kişinin en yakın çevresi aile, akraba ve komşulardan oluşmaktadır. Hayatını birlikte sürdürmüş olduğu aileden sonra kişinin her zaman yan yana olduğu aynı zamanda iç içe geçtiği komşu ve komşuluk ilişkileri sosyal hayatın gerçekliği bakımından oldukça önemlidir. Komşuluğun tarihi serüveni içerisinde; dini, ahlaki, hukuki ve sosyoloji açısından birçok yönü ifade edilmektedir. Kişinin sosyalleştiği ilk yer olması ve kan bağı olan akrabalardan bile daha fazla karşılaşması, komşuluk ilişkilerini oldukça önemli kılmaktadır. Komşuluğun toplumsal önemi yanında, İslâm dininde hadis ve ayetlerde komşuluk ilişkileri üzerinde durularak insanların karşılıklı olan hak ve sorumlulukları ifade edilmiştir. Dolayısıyla, araştırmamızın konusu, bireylerin komşuluk ve dindarlık ilişkilerinin incelenmesidir. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı, bireylerin komşuluk bağlarıyla; dindarlık, sosyal destek ve demografik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmama durumunun ele alınmasıdır. Araştırmada, nitel yöntemlerden yarı yapılandırılmış görüşme (mülakat) tekniği tercih edilmiştir. Bunun yanı sıra, konuya ilişkin bilgi ve belgeler dokümantasyon tekniği çerçevesinde incelenmiştir. Katılımcılar ile yapılan görüşmeler; komşuluk kavramı, sosyal destek ve komşuluk, dindarlık, dindarlık ve komşuluk şeklinde 4 tema çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ile tematik analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamız bu çerçevede dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı ve önemi üzerinde durulmuş, birinci bölümde ise kavramsal çerçeve ele alınmıştır. İkinci bölümde araştırmanın yöntem ve deseni, çalışma grubunun seçimi ve özellikleri, veri toplama süreci, verilerin analizi ve sınırlılıklar konusu değerlendirilmiştir. Ardından bulgular değerlendirilerek tartışma ve sonuç kısmı ile çalışma sonlandırılmıştır. Bulgular, günümüz toplumunda komşuluk ilişkilerinin geçmişe kıyasla önemli bir dönüşüm geçirdiğini göstermektedir. Katılımcıların çoğunluğu, komşuluk ilişkilerinin giderek daha yüzeysel, resmi ve bireysel hale geldiğini belirtmiştir. Bu durum, modern toplumda sosyal bağların zayıfladığını ve komşuluk kavramının geleneksel anlamını kaybetmeye başladığını işaret etmektedir. Komşuluk ilişkilerinde güven, samimiyet ve yardımlaşmanın en çok değer verilen unsurlar olduğunu; ancak modern yaşamın bu unsurları zayıflattığını ve insanların sosyal ilişkilerde daha mesafeli hale geldiğini göstermektedir. Dindarlık ve komşuluk ilişkisi incelendiğinde ise, katılımcıların çoğu bu iki kavram arasında doğrudan bir ilişki olmadığını düşünmektedir. Bununla birlikte, dindarlıkla ilişki kuranlar, dini öğretilerin hoşgörü, merhamet ve yardımlaşma gibi değerleri içermesi nedeniyle komşuluk ilişkilerinde etkili olabileceğini belirtmiştir. Ancak, bu dini etkilerin günümüzde yeterince belirgin olmadığını, bireylerin dini bilgileri zayıf ve dini uygulamaları sınırlı olduğu için bu değerlere dayalı komşuluk ilişkilerinin azaldığını ortaya koymaktadır. Dindarlığın ve dini öğretilerin, komşuluk ilişkilerine olumlu katkılar sağlayabileceği düşünülse de, pratikte bu etki genellikle bireylerin kişisel ahlaki değerleri ve sosyal alışkanlıkları ile sınırlı kalmaktadır. Bu da, komşuluk ilişkilerinin sürdürülebilirliğinin daha çok kişisel ahlak ve sosyal bağlarla sağlandığını ortaya koymaktadır.
Gençlerde din ve hayat algısı: Hallyu örneği
Güney Kore kültürüne ilgi duyan genç bireylerin din ve hayat algılarını, Hallyu kültürü ile olan ilişkilerini anlamayı amaçlayan bu çalışma, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak, 14- 28 yaş arası genç bireylerle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakat ve katılımcı gözlem aracılığı ile toplanan veriler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında katılımcı gençlerin güven sorunları, yalnızlık, boşluk hissi ve sosyal uyum zorlukları, aile ve arkadaş ilişkilerinde güçlükler yaşadıkları görülürken Hallyu'nun gençler için sosyal destek ve başa çıkma mekanizmaları açısından önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra Hallyu aracılığı ile aidiyet hissi geliştirdikleri, Hallyu'nun yalnızca bir eğlence kaynağı olmanın ötesinde, gençlerin duygusal ve sosyal durumları üzerinde de birtakım etkiler yarattığı görülmüştür. Katılımcıların büyük bir kısmının hayatın anlamı olmadığını ifade ettikleri veya hayata dair kapsayıcı bir anlama sahip olmadıkları, bu durumun ise özellikle çevresel etmenlerden kaynaklandığını ifade ettikleri görülmektedir. Bunun yanında gençlerde din ve Tanrı algılarının güven ve huzur arayışı ile ilişkili olduğu, bazı bireylerin dinî uygulamalarda zorluklar yaşayıp suçluluk hissettikleri söylenebilir. Yaşadıkları dinî şüphe ve çatışmaların yoğun olarak çevresel ve bilişsel faktörlerden kaynaklandığı, geleneksel dindarlığın gençlerin dinî algılarını negatif yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Bu noktada, dinin gençler üzerindeki etkilerinin, bir yandan güven arayışını beslerken, diğer yandan içsel çatışmalara yol açtığı ve gençlerin daha çok bireysel dindarlığa yöneldiği görülmüştür. Çalışma sonucunda genel olarak gençlerin Hallyu'yu bir sosyal destek ve başa çıkma mekanizması olarak kullandıkları, kapsayıcı bir hayat anlamına sahip olmadıkları, aynı zamanda din ve Tanrı algılarının güven ve huzur arayışlarını desteklediği görülmüştür. Öte yandan gençlerin, Hallyu öğeleri aracılığı ile sosyal aidiyet ve duygusal destek buldukları, dinî algılarında ise hem pozitif hem de negatif duygular yaşadıkları, çoğunlukla çevresel faktörlerden dolayı bireysel bir dindarlık yaşamayı tercih ettikleri gözlemlenmiştir.
Ergen bireylerde tüketim alışkanlığı ile kanaatkârlık ve maneviyat arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Topluma ait olan ve bireylerin kazanması istenilen değerler, bireylere doğru kararlara varmalarında yardımcı olan temel ahlaki ilkeleri içermektedir. Bu değerlerden kanaatkârlık gibi bazılarının yitirilmesiyle bencillik davranışı ortaya çıkmaktadır. Bencillik sonucunda da sürekli zevk arayan ve tüketen narsist bir insan modeli oluşmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın konusunu, kanaatkârlık ve maneviyatın tüketim alışkanlığı ile ilişkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı ise, ergenlerden yola çıkarak bireylerde oluşan tüketim alışkanlığının ahlaki değer yargılarından kanaatkârlık ve maneviyat ile olan etkileşiminin yönünü ve ilişkisini ortaya koymaktır. Elde edilen bu veriler, bireylerin tüketim esnasındaki tutumlarını ve iradelerini ele alıp din psikolojisi bağlamında değerlendirerek hem bu alana hem de bireylerdeki bu konuya olan bakışına katkı sağlamak açısından önemlidir.Araştırma teorik bölümünde dokümantasyon yönteminden, uygulama bölümünde ise tarama metodu olan nicel araştırma deseni bağlamında anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ankara ilindeki ortaöğretim kurumlarının 4 ayrı okulunda öğrenim gören 443 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Maneviyat Ve Kanaatkârlık Ölçeği ve Hedonik Tüketim Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS(IBM SPSS for Windows, ver.26) istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre ergen bireylerin tüketim alışkanlıklarının kanaatkâr olma ve maneviyat düzeyleriyle anlamlı negatif yönlü ilişkili olduğu, kanaatkâr ve maneviyat değerine az sahip olan bireylerin hedonik tüketim alışkanlığının fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sosyo-demografik değişkenlerle ilgili bulgulara bakıldığında, hedonik tüketim alışkanlığı ölçek puanı ile cinsiyet, ekonomik düzey ve okul türü arasında; maneviyat eğilimi ile cinsiyet ve okul türü arasında; kanaatkârlık düzeyi ile okul türü arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer demografik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir.