Theses supervised by Prof. Dr. Bora Büken

11 theses · Düzce University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuğun cinsel istismarı ve psikiyatrik sonuçları

ÖZET Amaç: Çalışmamızda, cinsel istismar olgularında saptanan psikiyatrik bulgular ve etken olan unsurların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına ve Düzce Üniversitesi Adli Tıp Uzmanlar Kurulu'na 2015-2019 yıllarında cinsel istismar şüphesiyle gönderilen ve haklarında rapor düzenlenen olguların muayene esnasında vermiş olduğu bilgiler, laboratuvar sonuçları, adli tahkikat evrakındaki bilgiler, sosyal inceleme raporları ve bu olgular hakkında Anabilim Dalımızca başkaca cinsel şiddet, kati rapor, ceza sorumluluğu, uyuşturucu madde kullanımı, evliliğe haiz olup olmama hususlarında tanzim edilen raporlar retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Mağdurların yaş ortalaması 13,20±3,62 (med: 14) bulundu. Olguların %79,2'sinin kız çocuğu olduğu, 177 olguda ilk muayeneden önce emniyette küçüğün ifadesinin alındığı, 5 olgunun başvuru anında gebe olduğu, anogenital muayeneye onam veren 207 olgudan 13'ünde akut travmatik bulgu saptanabildiği, olgulardan 71'inin flört şiddeti olduğu, adli süreçten önce tanı almış olan 52 olgudan 14'ünde zeka geriliği olduğu, olaydan sonraki yıllarda madde kullandığı tespit edilen 17 olgu olduğu, cinsel şiddet şüphesiyle tekrar değerlendirilen 20 olgu bulunduğu, beyana itibar yönünden değerlendirilmek üzere 10 olgunun ve evliliğe haizlik yönünden değerlendirilmek üzere 10 olgunun tekrar başvurduğu saptanmıştır. Kardeş sayısının, penetrasyonun, olay anında rızanın, özgeçmişinde aile içi şiddet veya psikiyatrik tanı bulunmasının olaydan sonra psikiyatrik tanı almayı etkilemediği; birden fazla kez cinsel saldırıya maruz kalmanın, okulu bırakmış olmanın olaydan sonra psikiyatrik tanı almayı artırdığı bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Cinsel istismar olgusu ve bunu takip eden adli süreç, mağdurlarda ruhsal sonuçlara neden olmaktadır. Bu sonuçların tespiti, hem sağaltımı için gerekli adımların atılabilmesi, hem de adli kovuşturma kapsamında tıbbi bulgu niteliği taşıması bakımından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: cinsel istismar, adli tıp, çocuk istismarı, çocuk ruh sağlığı, anksiyete

Adli psikiyatriAdli tıpAnksiyete+7
Aybike Avgören Kapoğlu
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klasik ıslak imza ve dijital ortamda atılmış imzaların grafolojik yöntemler ile karşılaştırılması

Amaç: Son yıllarda gelişen teknoloji ile beraber dijital yöntemler ile atılan imzaların kullanımı yaygınlaşmakta, dolayısıyla adli sistemde soruşturma ve bilirkişi incelemesine konu olabilmektedir. Çalışmamızda dijital yöntemlerle alınan imza örneklerinin, klasik ıslak imza alışkanlıkları ile uyumlu olup olmadığının ve imza değerlendirilmesinde kullanılan parametrelerin hangilerinin elektronik imzada kullanılabileceğinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma prospektif-deneysel bir çalışmadır. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilen 88 gönüllüden 1 adet A4 boyutunda kağıt üzerine tanımlanmış alana dominant el ile oturarak alınmış 3 adet ıslak imza, dijital ekran üzerine dijital ekran kalemi ile dominant el ile oturarak alınmış 3 adet imza, dijital ekran üzerine sadece dominant elin işaret parmağı ile aracısız olarak oturarak alınmış 3 adet imza örnekleri 2 farklı adli belge incelemecisi tarafından grafolojik kriterlere, ıslak imzaya benzerliklerine, yazı imza tetkikinde standart olarak kullanılan kriterlere göre değerlendirilmiştir. Bulgular: 3 farklı koşulda elde edilen imzalar; tersim tarzı, doğrultu, ebat, kalem kaldırma, noktalama, keşide çizgisi ve grama özelliklerine göre değerlendirilmiş, ıslak imzalar ile dijital imzalar arasında tersim tarzı, yatay ebat, dikey ebat ve genel ebat özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış, doğrultu, kalem kaldırma, noktalama, grama sayıları ve keşide çizgisi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Tersim tarzı ve ebat özellikleri kalem (stylus) ile atılan imzalar ile parmak ile aracısız olarak atılan dijital imzalar kendi arasında değerlendirildiğinde parmak ile atılan dijital imzalarda daha büyük farkların ortaya çıktığı görülmüştür. Sonuç: Islak imzada tespit edilebilen birçok özelliğin dijital imzalarda özel teknolojik yöntemler olmadan tespit edilemediği bilinmektedir. Çalışmamızda ek teknolojik yöntemler kullanılmadan dijital imzaların ıslak imzalar ile mukayese edilirken en isabetli yol gösterici özelliğin tersim tarzı olduğu, dijital imzalarda ebat özellikleri yönünden parmak ile atılan imzalarda daha fazla olmak üzere büyüme yönünde değişimler olduğu saptanmıştır. Adli konulara dönüşen dijital imzaların incelenmesi talep edildiğinde mukayese için huzurda alınan yazı ve imza örneklerinin benzer özellikte cihaz ve yazılımlar ile elde edilerek ve kişinin geçmiş samimi dijital imzalarının ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilerek bilirkişiye gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yazı İmza İncelemesi, Elektronik İmza, Dijital İmza, Biyometrik İmza, Adli Grafoloji

Adli bilimlerAdli tıpBiyometrik veri+3
Hasan Demirel
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyuşturucu madde kullanıcılarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) semptomları ile saldırganlık, kendine zarar verme ve intihar davranışları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamız ile uyuşturucu madde kullanıcılarında kullanılan maddenin türüne ve sayısına göre Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) semptomları ile kendine zarar verme, intihar ve saldırganlık davranışları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ile tanımlanan farklı komorbit durumlar arasındaki karmaşık ilişkinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 01.05.2023 ile 31.12.2023 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalımıza adli makamlarca uyuşturucu madde kullanımı şüphesi nedeniyle gönderilen olgular çalışılmıştır. Olgular hakkında adli makamlar tarafından ilgili kanunlarca işlem yapılmış olup adli makamların talebi doğrultusunda zaten muayenesi ve örnek alınma işlemi yapılmıştır. Olguların standart örnekleri Üniversitemiz farmakoloji laboratuvarında çalışılmış ve haklarında adli makamlara rapor düzenlenmiştir. Araştırmaya gönüllü olarak katılmak isteyen olgulardan elde edilen sosyodemografik bilgiler ve olgulara doldurulan erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tarama ölçeği (ASRS), kendine zarar verme davranışını değerlendirme envanteri, intihar davranış ölçeği, saldırganlık ölçeği ve farmakoloji laboratuvar sonuçları dahil edildi. Bulgular: Çalışmamızda toplam 185 olguya ulaşılmıştır ancak 25 olgu uyuşturucu madde testinin negatif olması, anketlerde eksiklikler bulunması nedenleriyle çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmamıza farmakoloji laboratuvarınca LC/MS yöntemi ile çalışılan idrar örneğinde uyuşturucu madde pozitif saptanan toplam 160 olgu dahil edilmiştir. Olgular anketlere ve idrar örneğinde çalışılan uyuşturucu madde sonucuna göre gruplara ayrılmıştır. 160 olgunun 63'ünün (%39) ASRS ölçeğine göre yüksek DEHB riski göstermiş olduğu, 33'ünün (%20) birden fazla uyuşturucu madde testinin pozitif saptandığı, 77'sinin (%48) kendisine zarar verici davranışta bulunduğu, 100'ünün (%62) daha önce en az bir kez kendini öldürmeyi düşündüğünü belirttiği, 36'sının (%22) yüksek saldırganlık riskinde bulunduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız ile uyuşturucu madde kullanıcılarında DEHB ile tehlikeli davranış modelleri olan kendine zarar verme, intihar ve saldırganlığı etkileyen faktörleri tartıştık. Çalışmamızda uyuşturucu madde kullanıcılarında toplum risk ortalamasına göre daha yüksek oranda DEHB görülme riski bulunmuştur. Çalışmamızda DEHB semptomlarının varlığı ile daha fazla kendine zarar verme, intihar veya saldırganlık riski arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede ilişki bulunamadı. Ancak DEHB açısından yüksek riskli grupta istatistiksel olarak anlamlı seviyede olmamakla beraber daha yüksek intihar davranış puanları ve saldırganlık ölçeği toplam puanı ve alt ölçek puanlarının bulunmuş olması DEHB'li bireylerin daha fazla intihar girişiminde bulunabileceğini ve değişik alt tiplerde (Sözel saldırganlık, fiziksel saldırganlık vb.) artmış saldırganlık riskinin öngörülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle DEHB'li bireylere kendine ve çevreye zarar verici davranışlara ilişkin koruyucu sağlık hizmetinin verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir.

Orhan Gazi Çankaya
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spor salonlarında egzersiz yapan kişilerde anabolik androjenik steroidlerin kullanımı ve saldırganlık eğilimi arasındaki ilişkinin araştırılması

Spor salonlarında egzersiz yapan kişilerde anabolik androjenik steroidlerin kullanımı ve saldırganlık eğilimi arasındaki ilişki, spor psikolojisi ve sağlık alanında önemli bir konudur. Yapılan araştırmalar, anabolik steroidlerin kullanımının saldırganlık eğilimini artırabileceğini göstermektedir. Steroidlerin vücuttaki hormonal dengeleri etkilediği ve agresif davranışlara yol açabileceği bilinmektedir. Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar ve sağlık otoritelerinin önerileri doğrultusunda, anabolik steroidlerin kullanımının saldırganlık eğilimi üzerindeki etkileri üzerine farkındalık oluşturulmalı ve bireylerin sağlıklarını korumak adına bilinçli kararlar almaları teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Anabolik Androjenik Steroidler, Saldırganlık, Spor.

Kadir Sezer Koçak
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru çocukların çizimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çocuğun cinsel istismarının değerlendirilmesi bu süreçte yer alanlar için zor bir görevdir. Çalışmamızın amacı cinsel istismar mağduru çocukların muayene sırasında çizim yoluyla kendilerini ifade etmelerini sağlamalarının yanı sıra çizimler yoluyla olayın nitelikleri ile ilgili değerlendirme yapılarak adli sürece yardımcı veriler elde edilip edilemeyeceğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma pro-retrospektif yöntemle yapılmıştır. 1 Ocak 2016 – 30 Haziran 2024 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı ve ÇİM'de muayeneleri yapılan ve çizim yapmayı kabul eden cinsel istismara uğradığı iddia edilen olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Olgulardan A4 boyutunda kağıt üzerine, literatürde yer alan 'Bir İnsan Çiz, Kendini Çiz, Aileni Çiz, Seni Mutlu Eden Bir Şey Çiz, Seni Mutsuz Eden Bir Şey Çiz, Şüpheliyi Çiz' talimatları verilmiş, kurşun kalem kullanılarak yapılan çocuk çizimleri incelenmiştir. Elde edilen çizimler literatürde tanımlanan kriterlere göre, çocuk çizimleri alanında aktif olarak çalışan ve çocuk çizimleri konusunda eğitimi ve deneyimi bulunan biri adli tıp uzmanı ve diğeri araştırma görevlisi araştırmacı tarafından incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 122 olgunun 6 adet çizimi değerlendirilmiş olup şüphelide pupil ihmali, vücutsuz baş çizimi, vücut ihmali yapımında diğer figür çizimlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu, olay sonrası psikiyatrik başvurusu olanlarda ilk figür çizimine farklı-belirsiz cinsiyet özelliklerine sahip çizim yapılmasının, özgül öğrenme güçlüğü veya zeka geriliği tanısı olan çocuklarda çizimin yaşına göre beklenenden düşük düzeyde olmasının ve anne-babası evli olmayan çocuklarda aile üyesini eksik çizme durumunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu, diğer parametrelerin şüpheli ile diğer figürler arasında ve yaş, cinsiyet, aile yapısı, istismarın türü, sıklığı, geçmiş istismar öyküsü, rıza olup olmaması, genital bulgu olup olmaması, psikopatoloji olup olmaması ile değerlendirildiğinde aralarında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Sonuç: Çocuk çizimlerinin yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, zeka düzeyi, olay öncesi ve sonrası ruhsal durum, adli görüşme ve muayene sırasındaki stres, aile dinamikleri, sosyokültürel ortam, istismarın türü, süresi, sayısı, şüpheli ile ilişkisi, çizim özellikleri, kalemi tutuş şekli, kullanılan kalemin ucu, medya maruziyeti, değerlendiricinin yorumuna göre birçok faktörden etkilenmesinin yanında cinsel istismar vakalarında çocuğu rahatlatarak çocuktan daha iyi bilgi alınmasını sağladığı, tek bir göstergenin cinsel istismarı teyit ettiği ön yargısına kapılmadan adli görüşmelerde çocuk çizimlerinin yardımcı araç olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

Adli görüşmeCinsel istismarÇocuk resimleri
Ayşe Merve Öbek
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ceza sorumluluğu değerlendirmesi amacıyla Düzce Üniversitesi adli tıp anabilim dalına başvuran hastaların retrospektif incelenmesi

Amaç: Ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi, kişinin işlediği ve sonucunda zarar oluşmuş olan bir fiille ilgili olarak, yasada cezaya hükmedilmesinin gerektiği hallerde kişinin kusuru olup olmadığının tanımlanmasını sağlayan değerlendirmedir. Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesinde akıl hastalığı-zayıflığı nedeniyle kişinin işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneğinin bulunmadığı halleri, 34. maddesinde geçici bir neden, irade dışı alınmış alkol veya madde etkisiyle ceza sorumluluğunun kalktığı durumları kapsamaktadır. Bu maddelere ilişkin değerlendirmeler ülkemizde tıbbi bilirkişi olarak adli makamların görevlendirdiği hekimlerce yapılmaktadır. Çalışmamızda bu değerlendirmenin yapılması amacıyla Adli Tıp Anabilim Dalımız üzerinden Adli Tıp Uzmanlar kurulumuza 2021-2023 yıllarında yönlendirilen suç tarihleri itibariyle 18 yaş ve üzeri olguların; sosyademografik veriler, suç tipi, psikiyatrik hastalıkları gibi parametreler retrospektif olarak değerlendirilerek olguların analizlerinin yapılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup, 01.01.2021- 31.12.2023 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalına ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi amacıyla başvuran suç tarihi itibariyle 18 yaş ve üzeri olguları kapsamıştır. Çalışmamızda olgulara ait sosyodemografik ve klinik özellikler, suç teşkil ettiği iddia edilen fiilleri, suçların işlendiği mekan, suçun failinin mağduru ile yakınlık durumu, adli sürece ait özellikler, adli muayene bulguları gibi özellikler değerlendirilmiştir. Sonrasında olgular TCK 32. Maddeden yararlanma ve yararlanmama durumlarına göre iki gruba ayrılmış ve gruplar arasında fark olup olmadığı incelenmiştir. Verilerdeki sayısal sonuçlar aritmetik ortalama ve standart sapma, kategorik sonuçlar ise yüzde olarak değerlendirilmiştir. Grup karşılaştırmalarında verilerin dağılımına uygun olarak istatistiksel analizler uygulanmıştır. İstatistiksel analizler "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 26.0 (SPSS Inc, Chicago, IL)" aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada ilgili yıllarda suç tarihi itibariyle 18 yaş ve üzeri olan, rapor sonuçları itibariyle ceza sorumluluğuna dair kanaate ulaşılmış, dosya içeriği açısından değerlendirilen parametrelerin yer aldığı toplam 446 olgu değerlendirmeye alınmıştır. Tüm olgular belirlenen parametrelerle değerlendirilmiş, sonrasında veriler TCK 32. maddeden yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak ayrılarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bu farklılıklar arasında TCK 32. maddeden yararlanan olguların yararlanmayanlara göre; çiftçi olma durumları, iletişim araçlarıyla daha çok suç işledikleri, askerlikten akıl hastalığı nedeniyle daha sık muaf oldukları, öğrenim durumlarının farklılaştığı, akıl hastalıklarının farklılaştığı, suç tipleri açısından cinsel suçlar ve mala zarar verme suçunun daha sık olduğu, işledikleri fiilin mağdurunun 1. derece akraba olma oranının daha sık olduğu, suçu kendi iş yerlerinde işleme oranının daha yüksek olduğu, ceza sorumluluğu değerlendirmesine daha erken yönlendirildikleri tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarının literatürle uyumlu yönleri olmakla birlikte, literatürde yeterince konuşulmamış bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Ceza sorumluluğuna yönlendirilen olguların sosyodemografik özellikleri ülke genelindeki pek çok çalışmayla benzer özellikler gösterdiği tespit edilmiştir. Askerlik durumlarının ayrıntılı sorgulanması, suçun mağdurları, suçun gerçekleştiği mekan, suçun iletişim aracıyla işlenmiş olup olmaması gibi durumların farklılaşması dikkate alındığında daha doğru sonuçlara ulaşmak için odaklı çalışmalara ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.

Ahmet Furkan Dinçer
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TNSA 2018 verilerine göre Türkiye'de yaşayan suriyeli göçmen ve Türk çocuklarda ihmal ile ilişkili durumların değerlendirilmesi

Amaç: Çok sayıda ülke tarafından kullanılan standart yöntem ile elde edilmiş veriler üzerinden Türkiye'de yaşayan Suriyeli göçmen ve Türk çocuklarda, çocuğa kötü muamele çeşidi olan ihmal maruziyetini ve maruz kaldıkları ihmal türlerini ve ilişkili faktörleri değerlendirmektir. Böylece çocuk ihmalinin ülkemizdeki durumu hakkında bir tablo çizmek, diğer ülkelerle kıyaslanabilecek nitelikte tespitler yaparak ihmal konusunda yapılabilecek çalışmalara katkıda bulunmak, ülkemizde çocuk ihmaliyle ilişkili olan durumların belirlenmesine dolayısıyla alınacak önlemlere ışık tutmak, çocuk ihmalinin önlenmesi açısından multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini vurgulamak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE)'nin onayı alınarak, 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması kapsamında Ekim 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında yapılan araştırmaya dahil edilmiş 15-49 yaş arasındaki kadınlardan, 0-5 yaş arası çocuğu bulunan 2032 Türk ve 1191 Suriyeli göçmen çocuk hakkındaki veri kullanılmıştır. Bağımsız ve bağımlı değişkenler üzerinden tanımlayıcı ve ileri istatistiksel analiz yapılmış olup kategorik değişkenlerin karşılaştırılması amacıyla Pearson ki-kare ve Fisher Kesinlik Testi uygulanmıştır. Ayrıca, çocuk ihmali ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişki incelenmek üzere, farklı özellikleri dikkate alan 3 model ile lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Türkiye'de yaşayan çocuklarda, türünden bağımsız olarak, Suriyeli göçmen çocukların Türk çocuklara göre daha yüksek oranda ihmale maruz kaldığı tespit edilmiştir. İhmal maruziyet sıklıkları Türk çocuklarda %29,7 ve Suriyeli göçmen çocuklarda %66,1 olarak tespit edilmiştir. Her iki grupta da en yüksek oranda maruz kalınan ihmal türünün eğitim ihmali olduğu, en düşük oranda maruz kalınan ihmal türünün ise sosyal destek ihmali olduğu saptanmıştır. Çocukların ihmal maruziyetlerini etkileyen sosyodemografik özelliklerin her iki grupta farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Türk çocuklarda hanehalkı özelliklerinin tüm değişkenleri ile ihmal maruziyetinde etken olduğu, Suriyeli göçmen çocuklarda ise yalnızca kardeş sayısının etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ebeveyn özellikleri açısından hem anne yaşının 19-35 arasında olması ve anne-baba eğitim düzeylerinin düşük olması her iki grupta da anlamlı etken olduğu görülmüştür. Baba yaşının genç olması Suriyeli göçmen çocuklar için, annenin çalışmaması ise Türk çocuklar için anlamlı bir etken faktör olarak saptanmıştır. Her iki grupta da daha küçük yaşlardaki çocukların ihmal maruziyetlerinin daha yüksek oranda olduğu, çocuğun cinsiyetinin ise ihmal maruziyetinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı saptanmıştır. Bulgularımıza göre ihmal maruziyetini en çok artıran değişkenlerin Türk çocuklarda refah seviyesi (8 kat) iken Suriyeli göçmen çocuklarda anne eğitim düzeyi (3 kat) olduğu tespit edilmiştir. Kalabalık evde veya kırsal alanda yaşamak, planlanmamış gebelik gibi değişkenlerin etkileri gruplar arası farklılık göstermiştir. Çalışmamızda, iii literatürle uyumlu olarak, ihmal maruziyeti saptanan çocuklarda erken çocukluk gelişiminin de daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Çocuk ihmali, çocuğa kötü muamelenin tüm dünyada en yaygın görülen ve hem bireyi hem toplumları tehdit eden bir problemdir. Çocukluk dönemi maruz kalınan ihmal çocukta bedensel, ruhsal, davranışsal pek çok kalıcı hasara neden olmakta en ağır form olarak ölümle sonuçlanabilmektedir. Çocukluğunda ihmale maruz kalmış bireylerde şiddete yatkınlık, yasadışı madde kullanımı vb. adli boyutu olan sonuçlara neden olmaktadır. Literatürle uyumlu şekilde, çalışmamızda da; düşük refah düzeyi, ebeveynlerin düşük eğitim düzeyi, kalabalık ve standart dışı yaşam koşulları gibi durumların çocuk ihmalini artıran risk faktörleri olduğu tespit edilmiştir Erken dönemde tespiti ile sonuçları önlenebilen bir durum olduğu bildirilen çocuk ihmali, sosyal yönü yanısıra multidisipliner yaklaşımla ele alınması gereken çok boyutlu bir sağlık problemidir. Çocuk ihmalinin bireysel ve toplumsal sonuçları ile ülkemizdeki göçmen nüfus yoğunluğu ve göçmen nüfusta çocuk ihmalinin yaygınlığı bir arada düşünüldüğünde problemin ciddiyetle ele alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bu alana yakın zamana kadar gereken ilgi gösterilmemiş, çocuk ihmali "ihmal edilen bir alan" olarak kalmıştır. Günümüzde çocuk ihmali uluslararası kuruluşlar ve hükümetler tarafından da dikkat çekilen bir konu olmakla birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu alanda bilimsel açıdan da kapatılması gereken büyük bir boşluk bulunmaktadır. Çalışmamız, ülke geneli temsil gücü bulunan hem Türk hem de Suriyeli göçmen örneklemlerden elde edilen veriler kullanılarak yapılmış olması ve kullanılan verilerin 100'e yakın ülkede kullanılan standart yöntemlerle elde edilmiş olmasıyla diğer ülkelerle kıyaslanabilirliği açısından önem arz etmektedir.

Duygusal ihmalÇocuk ihmaliÇocuk istismarı
Soner Alıncak
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bildirilen ölüm nedenlerindeki hataların ve olası sonuçlarının adli tıbbi açıdan retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hastanemizde görevli adli tıp uzmanlık eğitimi almamış hekimler tarafından ölüm belgeleri düzenlenmiş doğal ölüm olgularında ölüm bildirimlerinde yapılan hataların tanımlanması, adli bildirimi gerekip de bildirimi yapılmayan olguların tespiti ve bunların olası sonuçlarının tartışılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ölümü 01.01.2023- 31.12.2023 tarihleri arasında gerçekleşen, Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS) formları hastanemizdeki adli tıp uzmanlık eğitimi almamış hekimler tarafından düzenlenmiş ve ÖBS formunda doğal ölüm olarak kayıtlı olan ölüm olguları retrospektif olarak incelenmiştir. Ölümü bu tarihler arasında gerçekleşen ve dahil etme-dışlama kriterlerimize uyan olgulardan rastgele örneklem yöntemiyle 220 olgu seçildi. Çalışmamıza dahil edilen olguların geçmiş hastane kayıtları incelenerek ÖBS formlarında kayıtlı ölüm nedenlerine kör bir şekilde yeni ölüm nedenleri belirlenmiş, adli bildirim yapılması gerekip de yapılmamış olanlar tespit edilmiş olup ÖBS formlarında ölüm nedenlerinin kaydedilmesinde yapılan hatalar değerlendirilmiştir. Hatalar temel ölüm nedeninin seçilmesi ve yorumlanmasındaki etki derecelerine göre 1'den 4'e kadar numaralandırılmış; 1 ve 2 numaralı hatalar minör hata, 3 ve 4 numaralı hatalar majör hata olarak sınıflandırılmıştır. Bulgular: İncelenen 220 ÖBS formunun yalnızca %10,5'i hatasız düzenlenmişti. Formların %89,5'inde Herhangi bir hata; %13,2'sinde Minör hata; %89'5'inde Majör hata bulunduğu tespit edildi. En sık yapılan hata türü %61,4 hatalı form oranı ile yanlış temel ölüm nedeninin kaydedilmesi (Hata 4c) iken ikinci sıklıkta yapılan hata türü %56,4 hatalı form oranı ile Bölüm I'de kabul edilebilir bir ölüm nedeni olmaması (Hata 4b) hatasıydı. ÖBS formlarında temel ölüm nedeninin yanlış belirtilmesinin (Hata 4c) sonucu olarak %54,9 formda ölüm nedeni listelerinde farklılığa yol açacağı, dolayısıyla istatistikleri etkilemiş olacağı saptandı. Adli bildirimi gereken ölümlerin (Hata 4e) oranı %13,5 (n=30) olarak tespit edildi; bu 30 olgunun 17'si ani, beklenmedik ya da açıklanamayan ölüm, 8'i zorlamalı ölüm şüphesi, 3'ü tıbbi uygulama hatası sonucu ölüm şüphesi, 2'si zehirlenme sonucu ölüm şüphesi içeriyordu. Her bir hata için formların düzenlendiği servislere göre saptanan hata oranlarında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Acil servis hekimleri tarafından düzenlenen formların tümünün (n=49; %100) Herhangi bir hata içermesi ve bu hataların tamamının majör hatalardan Hata 4 olması dikkat çekiciydi. Sonuç: Ölüm bildirimlerinde yapılan hata ya da eksikliklerin istatistikler üzerinde dolayısıyla halk sağlığı politikalarının planlanması üzerinde etkisinin yanında miras, sigorta gibi konularda istenmeyen hukuki sonuçları da olabilmektedir. Özellikle adli bildirimi gereken ölümlerin gözden kaçırılması suçun tespit edilememesine ya da eksik inceleme sonucu hatalı yargılamalara yol açabilmektedir. Ölüm bildirimlerinde hata oranını azaltmak için standart yaklaşımların benimsenmesi ve bu konuda hekim farkındalığının artırılması, adli tıp uzmanlarının ölüm olaylarıyla ilgili süreçlere daha aktif katılımının sağlanması, adli tıp uzmanlık eğitimi planlamalarının bu ihtiyaca yönelik yapılması gerekmektedir.

Adli tıpÖlüm belgeleriÖlüm nedeni
Selman Asar
Düzce University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik çocuklarda adli tıbbi yaş tayini açısından değerlendirilmesi

Yaşın saptanması hukuki ve tıbbi açıdan giderek daha da önem kazanmıştır. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hastalıklarda, normal çocuklar için düzenlenmiş yaş tayini yöntemlerinin kullanılması hak ihlallerine neden olabilecektir. Çalışmamızda çocukluk ve adölesan yaş grubunda en sık görülen endokrin-metabolik bozukluk olan Diyabetes Mellitus'un kemik yaşına etki edip etmediğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine Eylül 2010 ve Mart 2016 tarihleri arasında başvuran yaşları 9 ile 18 yaş arasında değişen, Diabetes Mellitus tanısı olan beden muayenesi ve Tanner Kriterleri'ne göre maturasyon değerlendirilmesi yapılmış olguların uygun teknikle çekilmiş olan sol el bilek grafileri pro-retrospektif olarak değerlendirilmiştir. TW3 atlası metoduna göre kızlarda 16 yaş erkeklerde 16 yaş 6 aya kadar değerlendirme yapılabiliyor olması nedeni ile bu yaş sınırlarının altında bulunan 84 vaka (38 kız, 46 erkek) üzerinde istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular literatürde benzer çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Olguların cinsiyetleri bakımından ayrı ayrı kronolojik yaşları ve kemik yaşları arasındaki farklılık incelendiğinde, hem kızlar hem de erkeklerde kemik yaşı ve kronolojik yaşları arasında anlamlı düzeyde farklılık olmadığı gözlenmiştir (p=0.267 ve p=0.565). Kızlarda 13 yaş grubu (p= 0,010), erkeklerde 9 yaş grubunda (p= 0,045) kemik yaşı ile kronolojik yaş arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Bu yaş gruplarında kemik yaşının ileride olduğu görülmüştür. (kızlarda -1,24 erkeklerde -0,70). Ancak diğer yaş gruplarındaki uyum dikkate alındığında bu yaş gruplarındaki olgu sayısının az olmasının farkın oluşmasına etken olduğu düşünülmektedir. Kemik yaşı ile kronolojik yaşın tahmini için oluşturulan regresyon modelinin her iki cinsiyette de anlamlı olduğu (p<0.001), kızlar için r2 = 0,816, model; BA= - 0,347+(1,041xCA) ve erkekler için r2 = 0,786, model; BA= 0,721+(0,941xCA) olarak saptandı. Modelin kemik yaşı ve kronolojik yaş açısından birbirini tanımladığı saptandı. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda olguların kronolojik yaşları ile kemik yaşları arasında TW3 metoduna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Olgularımız 3 aylık periyotlarla düzenli takip edilen diyabetli çocuklar olup, büyüme ve gelişmelerinin normal çocuklardan farklı olmadığı saptandı. TW3 atlasının diabetli çocuklarda da güvenle kullanılabileceğini düşünülmektedir.

Adli tıpDiabetes mellitusKemik ve kemikler+4
Abdurrahman Garan
Düzce University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez çocukların adli tıbbi yaş tayini açısından değerlendirilmesi

Adli Tıp açısından yaş tayini önemli konulardan biridir. Obezite, diyabet ve benzeri kronik hastalıkları bulunan dezavantajlı gruplarda kemik gelişiminin kronolojik yaş ile uyumlu olup olmadığının saptanması, aynı şekilde standart olarak kullanılan yaş tayini atlaslarından sapmaların değerlendirilmesi özellikle ceza davalarında hak kayıplarının önüne geçmek açısından önemlidir. Çalışmamızda obez olgularda kronolojik yaş ile kemik yaşı arasındaki fark ve büyüme gelişme sırasında yaş tayini için alınan Tanner kriterlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmada Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine 2013 yılı Ocak ayı ile 2016 Şubat ayı arasında kilo fazlalığı (VKİ persantil eğrisi ≥95) nedeni ile başvuran, beden muayenesi ve Tanner Kriterleri'ne göre maturasyon değerlendirilmesi yapılmış 274 vakanın (153 kız ve 121 erkek) uygun teknikle çekilmiş olan sol el bilek grafileri pro-retrospektif olarak TW3 atlası ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada kızlarda obeziteye bağlı kemik yaşı ile kronolojik yaşı arasındaki farkın bir yıldan az, erkeklerde 5,8,9,10,11,12 yaşlarda bir yıldan fazla olduğu saptandı. Erkeklerde testis gelişimi 2 ve 3 evrelerde ve pubik kıllanma 2,3,4 ve aksiller kıllanmanın tüm evrelerindeki farkın bir yıldan fazla olduğu, kızlarda sadece pubik kıllanmanın evre 1'de 1 yıldan fazla, diğer parametrelerde 1 yıldan az olduğu saptandı. Her iki cinsiyette tüm parametrelerde farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Tartışma ve Sonuç: Literatür bilgileri de dikkate alındığında obez çocuklarda yaş tayininde bazı yaş gruplarında bir yıl veya daha fazla sapmaların meydana gelebileceği, puberte gelişiminin normal gelişime göre bir yıldan daha fazla süre önce de meydana gelebileceği saptandı. Çalışmamızda obez çocuklarda da TW3 atlasının kullanılmasının mümkün olduğu saptandı. Obez çocuklarda obezitenin düzeyi ve süresi de dikkate alınarak değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülmektedir. Özellikle obez erkek çocuklarda sapmanın bir yıldan daha fazla olabileceğinin de göz önünde tutulmasının ve yaş tayini için gerekli diğer parametreler ile birlikte değerlendirmenin yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Adli tıbbi yaş tayini, kemik yaşı, obezite.

Adli tıpKemik yaşı ölçülmesiObezite+2
Mehmet Saki Çelik
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrason ile yaş tayini sesamoid ve ulnar kemiğin değerlendirilmesi

Amaç: Adli Tıpta yaş tayini ceza veya medeni kanunu ilgilendiren pek çok durumda gerekli olup özellikle gebelik gibi klasik yaş tayini metodlarının yanında radyasyon içermeyen yaş tayini yöntemlerinin kullanılması gereken olgularda sesamoid ve ulnar kemiğin ultrasound ile değerlendirilmesinin Türk çocuklarında uygulanabilirliğinin bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ulaşılabilen literatürde yaş tayini amacıyla ulna kemiğinin evrelendirilmesi ve ultrasonografik olarak değerlendirilmesine yönelik herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda her iki cinsiyete ait ulna ve sesamoid kemiklerin hangi yaşlarda hangi gelişim düzeyinde olduklarının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda 2019 yılı mart ayı ile 2020 yılı nisan ayı arasında Düzce Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne çeşitli nedenler ile başvurmuş (ilaç yazdırma, muayene olma vs) 4-21 yaş aralığında 216 gönüllü kişinin (107 kız, 109 erkek) ulna ve 1. Parmak Metakarpofaringeal(MKP) eklem üzerindeki sesamoid kemiğine yönelik ultrasonografik değerlendirme yapılmıştır. Bu amaçla ulna gelişimi tarafımızca 6 evreye ayrılmış ve sesamoid kemiğin ossifiye olup olmadığı değerlendirilmiştir. Kemik gelişimine engel olabilecek nitelikte kronik bir hastalığı olanlar, bakılan bölgede (sol el bileği ve el) kemik kırığı öyküsü olanlar, obezite (kilo persentil değeri 97'nin üzerinde olan olgular) ya da gebelik geçmişi olanlar ve bir yıl veya daha fazla süre ile kronik ilaç kullanımı olan olgular çalışmanın dışında tutulmuştur. Bulgular: Evre 5 ulna epifiz gelişimi 12 yaşın altında hiçbir kız ve erkek cinsiyette görülmedi. Evre 6 ulna epifiz gelişimi ise 15 yaşın altında hiçbir kız ve erkek cinsiyette görülmedi. Ulna epifiz kemiğinin evre iki gelişimi ilk olarak erkeklerde 6,4 yaşında, kızlarda 4,7 yaşında evre 3 ilk olarak erkeklerde 8,2 yaşında kızlarda 7,5 yaşında, evre 4 ilk olarak erkeklerde 9,5 yaşında kızlarda 8,6 yaşında, evre 5 ilk olarak erkeklerde 13,8 yaşında kızlarda 12,0 yaşında evre 6 ilk olarak erkeklerde 17,2 yaşında kızlarda 15,2 yaşında saptandı. Median yaş değerleri ise evre 2 kızlar için 6,9 erkekler için 8,7, evre 3 kızlar için 9,1 erkekler için 10,7, evre 4 kızlar için 11,2 erkekler için 13,4, evre 5 kızlar için 15,4 erkekler için 16,9, evre 6 kızlar için 18,9 erkekler için 19,1 olarak bulundu. Her bir 5 cinsiyet için sesamoid kemik görülen bireylerin %50'sine karşılık gelen yaş değerini saptamak amacıyla uygulanan probit regresyon analizi (p50) sonucu sesamoid kemiğin kızlardaki p50 değeri 10,2 erkeklerde 12,7 saptandı. Bireylerin ulna ve sesamoid kemik incelemeleri tek bir hekim tarafından yapıldı. Ayrıca çalışmadan rasgele seçilen 149 bireyin (%69) ulna ve sesamoid kemik değerlendirmesi ikinci hekim tarafından da yapıldı iki hekim arasında ulna için istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek düzeyde uyum sesamoid için iyi düzeyde uyum saptandı. (Ulna için ICC=0,941 p<0,001) (sesamoid için Kappa=0, 0,784). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda sesamoid kemiğin ulna gelişiminde belirli bir evreye karşılık geldiği ve ulna gelişiminde evre 4'ü fiili olarak iki bölüme ayırabileceği düşünülmüş olup, sesamoid kemiğin çok geniş bir zaman aralığında ortaya çıkması toplumda küçük bir oranda da olsa hiç oluşmayan kişilerin bildirilmesi sebebiyle yaş tayininde kesin bir gösterge olarak kullanılamayacağı düşünülmüştür. Bunun yanında 12 yaşının altında hiç evre 5 görülmemesi ve 15 yaşın altında hiç evre 6 görülmemesi adli tıp için önemli yaş sınırları olan 12 ve 15 yaşın değerlendirilebilmesinde kullanılabilir. Ultrasonografik değerlendirme kolay ulaşılabilir olması kısa süre içerisinde vücudun farklı bölgelerindeki kemikleri değerlendirmeye elverişli olması, gebelere uygulanabilmesi ve radyasyon içermemesi sebebiyle yaş tayini için uygun bir araçtır. Bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Adli bilimlerAdli tıpKemik ve kemikler+2
Enes Emre Öztürk
Düzce University
2020
00

Other supervisors