Theses supervised by Prof. Dr. Canan Balkır
11 theses · Dokuz Eylül University
Avrupa Birliği komşuluk politikası: Azerbaycan örneği
Beşinci genişleme dalgası, AB'nin sınırları konusunda önemli bir ikilem yaratmıştır. Bu ikilemin bir yanında genişlemenin AB'nin işleyişine zarar vermesi endişesi, diğer yanında ise genişlemenin durması halinde çevre ülkelerde reform sürecinin zayıflaması ve bölgedeki istikrarsızlığın artması endişesi bulunmaktadır. Bu ikileme yanıt olarak Avrupa Komşuluk Politikası ortaya çıkmıştır. İlk adım, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin 11 Mart 2003'te sunduğu ?Daha Geniş Avrupa ? Komşuluk: Doğu ve Güney Komşularımızla İlişkilerimize Dair Yeni Bir Çerçeve? başlıklı belge ile atılmıştır.AKP, komşulara ekonomik işbirliğinin birçok alanına, özellikle AB iç pazarına erişim fırsatı sunmakta ve ?kurumlar hariç her şey? mantığına dayanmaktadır. Gerçekten de yeni Komşuluk Politikası ?içeridekiler? ile ?dışarıdakiler? arasındaki sınırların belirsiz hale getirildiği ve üye yapma sorumluluğu almadan AB'nin çevre ülkelerdeki gelişmelerde söz sahibi olabileceği bir yapıdır.Bu çalışmanın amacı, AKP'nin oluşturulmasının AB ? Azerbaycan ilişkilerine katkısını incelemektir. AKP'nin AB için önemi üyelik vaadi vermeden bütünleşmeyi sağlamak, reformların yapılmasını özendirmektir. AKP'nin Azerbaycan açısından önemi ise ekonomik, politik, sosyal, kurumsal reformların yapılmasında, demokrasi ve insan hakları gibi konularda gelişmelerin elde edilmesi için AB desteğinin sağlanmasıdır.Çalışmada, Sovyetlerin çöküşünün ardından AB'nin bölgeye yönelik yürüttüğü politikalar ve Azerbaycan'ın bu politika ve programlara verdiği karşılık detaylı incelenmiş ve AKP'nin AB ? Azerbaycan ilişkilerini bir adım ileriye götürdüğü ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Komşuluk Politikası, Azerbaycan, Karabağ, Bütünleşme, İç Pazar.
Göçün yeniliğe katkısı: Almanya'daki Türkler üzerine bir değerlendirme
Son yıllarda göç ve yenilik arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. İki olgu arasında pozitif bir ilişki kuran bu çalışmalar, göçün yeniliğe katkı sağladığı yönünde çıkarımlarda bulunmuştur. Göçün kültürel çeşitliliği ve bilgi transferini sağlayarak, beşeri sermayedeki çeşitliliği arttırarak ve yerli halkın bilgi ve becerilerini tamamlar nitelikte yeni bilgi ve becerileri ev sahibi ülkeye aktararak büyümeyi ve rekabeti arttırdığı ileri sürülmektedir. Bu tez çalışmasının amacı Almanya?da bulunan Türklerin Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere olan katkılarını değerlendirmektir. Çalışma kapsamında Türk girişimci sayıları, Türklerin Almanya?daki beşeri sermayeye katkıları, yarı tamamlanmış işgücü (semi-finished human capital) olarak Almanya?da öğrenim gören Türk öğrenciler, Türklerin istihdam edildikleri sektörler ve topluma yaptığı kültürel ve ekonomik katkılar ile patent başvurusunda bulunan Alman firmalarındaki Türk mucitler incelenmiştir. Çalışmada Türklerin beşeri sermayeyi çeşitlendirerek, topluma yeni bilgi ve beceriler getirerek, kültürel çeşitliliği arttırarak ve çok sayıda işyeri kurarak Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere katkıda bulundukları sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Yenilik, Yeniliğin Ölçümü, Almanya?daki Türkler, Almanya?daki Türk Girişimciler
Avrupa'da çokkültürcülük tartışması: Fransa ve Almanya üzerinden bir değerlendirme
Kültürel farklılık konusu son yıllarda Avrupa?nın politik gündeminde yerini alan başlıca konular arasındadır. Avrupa?da kültürel farklılıkların bir sorun olarak algılanmasına neden olarak genelde göçmenler gösterilmiş ve farklılıkların barış içinde bir arada yaşamasının sağlanabilmesi için çözüm önerisi olarak görülen çokkültürcülük yaklaşımının, yükümlülüğünü yerine getiremeyerek başarısız olduğu birçok Avrupalı politik lider tarafından ifade edilmiştir. Özellikle Angela Merkel, David Cameron ve Nicolas Sarkozy?nin çokkültürcü yaklaşımın ülkelerinde başarısız olduğu yönündeki açıklamaları bu konudaki tartışmaların artmasında önemli bir etken olmuştur. Yanı sıra liderlerin bu yöndeki ifadelerinin bir anda bu kadar artış göstermesi, birtakım soruları da beraberinde getirmiştir. Avrupalı pek çok lider tarafından tekrarlanan bu söylemlerin asıl anlamı nedir? Özellikle Fransa ve Almanya?nın liderlerinin ifade ettiği gibi ülkelerinde gerçekten çokkültürcü yaklaşım başarısız olmuş mudur? Ya da bu iki ülkenin gerçekten çokkültürcü yaklaşımı benimseyen ülkeler oldukları söylenebilir mi? Pek çok uluslararası analizci, akademisyen ve eleştirmen, liderleri bu söylemlerde bulunmaya iten şeyin ne olduğu ya da ülkelerin iç sorunlarının bu söylemlerde etkili olup olmadığı gibi konularla hiç ilgilenmemiştir. Onlar, genel olarak Avrupa?da çokkültürcülüğün başarısızlığı ve çokkültürcülüğün kuramsal sorunları üzerinden tartışmayı sürdürmüşlerdir. Diğer taraftan özellikle Fransa ve Almanya?nın aktif bir çokkültürcü yaklaşımı benimsediği bile söylenemezken, söz konusu liderlerin ülkelerinde çokkültürcülüğün başarısız olduğuna dair söylemleri ironik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Liderlerin, daha önce neredeyse hiç denenmemiş bir şey için başarısız oldu demelerinin altında yatan anlamın, Avrupalı liderlerin ülkelerindeki daha büyük sorunlarla yüzleşmek için çokkültürcülüğü dolaylı bir strateji olarak kullanmalarının olduğu söylenebilir. Bu açıdan, söz konusu söylemlerin göçmen karşıtlığının arttığı ve ekonomik krizin yaşandığı bir dönemde yapılması tesadüf değildir. Bu bağlamda bu çalışma sonucunda, Fransa ve Almanya?da çokkültürcü yaklaşımın neredeyse hiç benimsenmediği görülmüştür. Yanı sıra çokkültürcü yaklaşımın, Fransa ve Almanya?da farklı kültürlerin barış içinde bir arada yaşamasının nasıl sağlanacağı sorusuna bir çözüm önerisi olarak görülmekten ziyade, söz konusu ülkelerin mevcut bazı sorunlarının ifade edilmesinde çokkültürcülüğün başarısızlığı söylemi aracılığıyla dolaylı bir yöntem olarak kullanıldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çokkültürcülük, Çokkültürlülük, Avrupa, Fransa, Almanya, Ulus-devlet.
Avrupa Birliği göç politikasının güvenlikleştirilmesi ve dışsallaştırılması: Türkiye'ye yansımaları
AB ortak göç politikası iç politika ve dış politikada güvenlik odaklı bir şekilde geliştirilmektedir. AB göç politikasının etki alanı, dışsallaştırma stratejisi kapsamında Türkiye'nin de dahil olduğu aday ülkeler, komşu ülkeler ve diğer üçüncü ülkeleri kapsayacak şekilde genişlemektedir. Avrupa Komisyonu'nun ve Avrupa Parlamentosu'nun çoğunluğunun göçmen haklarını da dikkate alan kapsamlı göç politikası oluşturulması söylemine rağmen, bu alandaki politika ve uygulamalar güvenlik odaklı olarak devam etmektedir. Bu politika, düzensiz göçün önlenmesini sağlayamamakla birlikte, mali ve insani külfet getirmekte, insan kaçakçılığının ve suç ağlarının daha da güçlenmesine yol açmaktadır.AB, ortak göç politikasını içiçe geçmiş halkalar modeli şeklinde dışsallaştırmaktadır. Ancak bu süreçte uygulanan koşulluluk, aday ülkeler dışındaki üçüncü ülkelere sunulan teşviklerin bu ülkeler tarafından yetersiz görülmesi ve politikanın AB merkezli olarak algılanmasından dolayı etkin bir şekilde işlememektedir. Göçün kaynak, transit, hedef ülkeleri ve göçmenleri doğrudan etkileyen çok boyutlu bir olgu olmasından dolayı, politikanın etkinliğini sağlamak açısından bütün tarafların ihtiyaçlarını dikkate alan ?dörtlü kazanç? stratejisinin uygulanması gerekmektedir. Sadece böyle bir strateji düzensiz göçü bir sorun ve tehdit olmaktan çıkarıp yönetilebilir hale getirebilecektir.Türkiye, AB'ye yönelen göç hareketleri açısından temel bir transit ülke olduğundan güvenlikleştirme-dışsallaştırma dinamiklerinden etkilenen kilit ülkelerden biri haline gelmektedir. Üyelik sürecinde ve göç alan bir ülkeye dönüşüm sürecinde Türkiye'nin göç politikasını gözden geçirmesi, yeni koşullara ve AB politikalarına uyumlaştırması gerekmektedir. Bu süreçte, Türkiye için çeşitli fırsat ve maliyetler ortaya çıkacak olup, AB ve Türkiye tarafının uzlaşmacı tavrı ile ?kazan-kazan? durumu sağlanabilecektir. Bu kapsamda düzensiz göçün, kontrol edilmesi gereken bir sorun olarak ele alınmaktan ziyade kapsamlı bir yaklaşımla ele alınması bütün tarafların faydasına olacaktır.
Avrupalılaşma sürecinde siyasi koşulluluk ve elitler: Türkiye örneği
Siyasi koşulluluk, Avrupa Birliği'nin genişleme süreçlerinde kullandığı temel politika araçlarından birisidir. Bu araç, aday ülkelerin AB üyesi olabilmeleri için Birliğin belirlediği önkoşullara uyumunu zorunlu kılarken, aday ülkelerde AB normları ve politikaları doğrultusunda birçok kapsamlı reformu teşvik etmektedir. Bu bağlamda koşulluluk, aday ülkeler açısından hem bir dış etki aracı hem de Avrupalılaşma mekanizması olarak işlev görmektedir. Aday ülkelerin siyasi koşulluluğa uyumunda farklı düzeylerdeki faktörler ve aktörlerin tutumları etkili olmaktadır. Siyasi koşulluluk ve uyum arasındaki ilişki, AB ve aday ülke kaynaklı dinamikler arasındaki etkileşimlerin şekillendirdiği bir sürece dayanmaktadır. Aday ülkelerdeki siyasi elitler, bu sürecin iç aracıları olarak söz konusu ilişkide kilit bir rol oynamaktadırlar. Bu elitlerin, uyum için gerekli önlemleri alma veya uyuma direnç göstermeşeklindeki tutumları siyasi koşulluluğun işleyişini doğrudan etkilemektedir. Diğer taraftan, siyasi elitlerin koşulluluğa vereceği cevaplar, AB kaynaklı ve içsel faktörlerin etkileşiminden bağımsız değildir. Türkiye örneğinde siyasi koşulluluğun etkinliği, dönemsel olarak önemli farklılıklar göstermektedir. 1999-2002, 2002-2004 ve 2005 sonrası dönemlerde, AB kaynaklı ve iç dinamiklerin etkileşimlerine bağlı olarak, siyasi koşulluluğun işleyişinde inişli çıkışlı bir tablo ortaya çıkmıştır. Söz konusu dinamikler, siyasielitlerin koşulluluğa yaklaşımları açısından da belirleyici olmuştur. Bu tezde, siyasi elitlerin koşulluluğa yaklaşımları güvenlik kaygılarına odaklı mantık, çıkar mantığı, hak temelli mantık ve kimlik mantığı olmak üzere dört temel mantıksal dayanak temelinde açıklanmaktadır. Bu mantıksal dayanakların, siyasi elitlerin koşulluluk konusundaki tavırlarını ve bunun siyasi söylemlerine yansıma biçimlerini etkilediği sonucuna varılmıştır. Dönemsel dinamiklere paralel olarak, siyasi elitlerin yaklaşımlarında ve söylemlerinde bu dayanakların ağırlığı değişebilmektedir.
Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye ihracatının çekim modeli uygulaması
Coğrafi uzaklık, bir ekonomik bloka üyelik gibi dış ticareti etkileyen önemli faktörlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Coğrafi uzaklığın ticari ilişkileri ne yönde etkilediğini analiz etmek için iktisatçılar çekim modelini uygulamışlardır. Çekim modeli yaklaşımında, ülkelerin ekonomileri büyüdükçe ve aralarındaki mesafe kısaldıkça daha çok ticaret yapacakları kabul edilmektedir. Bu modelin kuramsal bir alt yapısının olmamasına rağmen, iki yönlü dış ticaret akımlarını tahminde ampirik başarısından dolayı tercih edilmektedir.Günümüzde önemli bir ekonomik blok olan Avrupa Birliği (AB) en gelişmiş gümrük birliği (GB) örneğidir. AB ile ortaklık ve bunun bir parçası olan GB, tarafların Ankara/Ortaklık Antlaşması'nı (1963) ve ek niteliğindeki Katma Protokol'ü (1970) imzalamasıyla oluşturulmuş, Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca 6 Mart 1995 tarihinde alınan kararla Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu çalışmada, çekim modeli ile uzaklık ve GB üyeliğinin Türkiye'nin ihracatına olan etkisi incelenmiştir. Çekim modeli, Türkiye'nin AB'ye olan dış ticaretinde en çok paya sahip olan ilk 20 AB ülkesine uygulanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde uluslararası ekonomik bütünleşme ve GB kavramı ve kuramı ele alınmaktadır. İkinci bölümde GB'nin ekonomik etkileri ve çekim modeli incelenmiştir. Son bölümde öncelikle GB çerçevesinde Türkiye ve AB ilişkileri incelenmekte ve çalışmanın amacı doğrultusunda Türkiye'nin AB'ye olan ihracatına çekim modeli uygulanarak sonuçlar değerlendirilmektedir.
Avrupa komşuluk politikasının ülkeler bazında değerlendirilmesi
Avrupa Komşuluk Politikası, amacı AB'nin doğusunda ve güneyinde bulunan ülkelerin AB ile bağlarını güçlendirmek olan bir Avrupa Birliği dış ilişkiler aracıdır. Avrupa Komşuluk Politikası (AKP); farklı komşular için farklı ilişkileri içerir. AKP ortakları; İsrail, Ürdün, Moldova, Fas, Filistin Hükümeti, Tunus, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Lübnan'dır. Mısır ile AKP Eylem Planı henüz uyarlanamamıştır. Cezayir ile 2005 sonlarından beri Ortaklık Anlaşması yürürlüktedir. Belarus, Libya ve Suriye ile de yürürlükte herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır. Rusya AB ile stratejik ortakklık anlaşması yapmıştır.Rusya ile 2005 yılında Stratejik Ortaklık temelinde dört ortak alan belirlenmiştir; ekonomik alan, özgürlük, güvenlik ve adalet, dış güvenlik, araştırma ve eğitim. AKP hedefleri; Avrupa Birliği'nin dış politika önceliğini baz alarak siyasi, ekonomik, sosyal konularda ortakların reform süreçlerinin desteklenmesi ve karşılıklı refah, istikrar ve güvenliği arttırmaktır.AKP Eylem Planı, siyasi dokümanlar baz alınarak, kısa ve orta dönem önceliklerin (3-5 yıl) belirlendiği operasyonel araçlardır. Siyasi diyalog ve reformlar, ekonomik ve sosyal işbirliği, ticaret ile ilgili konular, adalet, özgürlük ve güvenlik konuları AKP Eylem Planı'nın kapsamına giren hususlardır.Avrupa Komisyonu'nun AKP bütçesi 2007-2013 yılları arasında yaklaşık 12.4 milyar ? olarak planlanmıştır. AKP'nin bundan sonraki dönemlerde daha güçlü ve etkin rol oynaması için ele alınması gereken öncelikli konular; ekonomik ve ticari bütünleşme, hareketlilik, daha fazla insana ulaşmak, tematik boyutu güçlendirmek, siyasi işbirliğini geliştirmek, bölgesel işbirliğini artırmak ve daha fazla finansman desteği sağlamaktır.
Kamusal alanda Avrupa Birliği tartışmaları: Haber medyası incelemesi
Kamusal alan, toplumun sosyal konularda ortak kullandığı forum veya arena kavramına işaret etmektedir, medya ve iletişim yoluyla halk ile devlet arasında uygun tartışma arenası yaratmaktadır. En basit işlevsel tanımıyla medya, hükümete karşı halkın fikirlerini yansıtır ve bu nedenle kamusal alanın ortaya çıktığı en uygun arena olarak tanımlanır, çünkü vatandaşların politikaya ilişkin deneyimlerinde medya, aktörlerin ve konuşmacıların kamu tartışmaları için girdi sağlamalarını mümkün kılan bir alandır. Özellikle haber medyası, politika ve sivil toplum aktörlerinin ve hatta vatandaşların fikir ve bakış açılarını görünür kılar.Çeşitli Avrupa Birliği ülkelerindeki ulusötesileşme tartışmalarında medyanın rolü ve kamusal alanın Avrupalılaşması 1990'lardan bu yana devam eden bir tartışma alanıdır. Avrupa Birliği aday ülkesi olarak Türkiye'de ülkenin Avrupalılaşmasında medyanın rolü araştırmacılar ve medya profesyonelleri tarafından neredeyse tamamen görmezden gelinen bir konudur. Çalışma çerçevesinde Türkiye kamusal alanındaki politik aktörler, sivil toplum, ekonomik aktörler, çıkar gruplarının Avrupa Birliği konusundaki medyada temsil edilen iddiaları analiz edilmiştir. Araştırma kapsamındaki kaynaklar 1999-2005 yılları arasındaki popüler ve ciddi basından seçilen üç gazetenin?Cumhuriyet, Hürriyet, Zaman? haber sayfalarınındaki iddiaların incelenmesiyle ortaya konmuştur.Seçilen 1045 gazete nüshasının haber sayfalarında Avrupa Birliği konusunda 1228 iddia saptanmış ve belirlenen 54 değişkene göre analiz edilmiştir. Analiz sonuçları Türkiye medyasında Avrupalılaşmanın izlerini taşımaktadır. Yine araştırma, AB-Türkiye arasındaki soğuk ilişkinin tek sorumlusunun medya olmadığını göstermektedir. Medya aktörlerinin AB haberleri çerçevesindeki iddiaları hem diğer politik aktörlere göre daha Avrupalı hem de diğer aktör iddialarına göre daha pozitiftir.
Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'na Türk KOBİ'lerinin uyumu: İzmir örneği
KOBİ'ler gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler içinde sahip oldukları yerleri, istihdamdaki payları ve katma değer içindeki katkıları açısından ekonominin bel kemiği olarak kabul edilmektedirler. Avrupa Birliği'nde de istihdam yaratma gücü ve katma değer içindeki payları ile KOBİ'ler son derece stratejik bir öneme sahiptirler. Son yıllarda yaşanan küresel ve bölgesel ekonomik daralmalar ve krizler KOBİ'lerin çok daha önemli bir konumda değerlendirilmesini beraberinde getirmiştir. Ne var ki KOBİ'ler piyasalar içinde teknolojik, yönetimsel ve finansal açıdan dezavantajlı grup olarak tanınmaktadır. Bu durumun değiştirilmesi ve KOBİ'lerin teknolojik, yönetimsel ve finansal yeteneklerinin geliştirilmesi üretimin, istihdamın ve katma değerin arttırılması açısından büyük önem taşımaktadır. 2008 yılında Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin kabul ettiği Avrupa Küçük İşletmeler Yasası da bu gerekliliğin yerine getirilmesi açısından en kapsamlı ve güncel belge olma özelliğini taşımaktadır. KOBİ'ler için sağlıklı bir iş ortamı yaratmayı amaçlayan Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'na etkin uyum sağlanması ile genel ekonomi içinde girişimciliğin yaygınlaştırılması, inovasyon yeteneklerinin geliştirilmesi, istihdamın arttırılması ve KOBİ'lerin uluslararası rekabet güçlerinin arttırılması gibi sonuçların alınması amaçlanmaktadır. Türkiye'nin de kabul ettiği Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'nın tam anlamıyla uygulanması ile Türkiye'deki KOBİ'lerin daha iyi iş ortamlarında faaliyet göstermeleri, yönetimsel, teknolojik ve finansal gelişimlerinin desteklenerek istihdam ve katma değerde artışlar sağlanması beklenmektedir.
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Türkiye uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektörünün rekabet gücü analizi
Küreselleşme ile beraber dünya ticareti hareketli bir döneme girmiştir. Ülkeler küresel piyasadan daha fazla pay elde edebilmek için rekabet güçlerini arttırmaya yönelik yoğun bir çaba içerisine girerken, bu süreçte ulaştırma belirleyici bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Bulunduğu coğrafi konumu, büyüyen dış ticaret hacmi, artan üretim sahaları, genç nüfusu ve yürüttüğü bölgesel politikalar ile Türkiye, Avrasya lojistik pazarında önemli bir konuma sahiptir. AB müktesebatına uyum süreci ülke nakliyecilerini zorlasa da, bu uygulamalar sektörün yenilikçi, kaliteli ve daha rekabetçi bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır.Bu çalışmada Türkiye'nin uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektörünün özellikleri, kapasitesi, potansiyeli ve bölge ülkelerine karşı rekabet gücü ele alınmıştır. Çalışmada, uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektöründe Türkiye'nin rekabet gücüne sahip olduğu ve bir takım süreçleri hızla tamamlarsa, Avrasya ticaretinin en vazgeçilmez lojistik merkezlerinden biri olacağı hipotezi sorgulanmıştır.
Avrupa Birliği ulaştırma politikasına uyum sürecinde bir inceleme: Türkiye hava trafik kontrol hizmetleri
AB üyesi ülkelerin liderleri, 6 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan Avrupa Komisyonu raporu doğrultusunda, 17 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen Brüksel Zirvesi'nde ``Türkiye ile 3 Ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerinin başlatılması'' kararını almıştır. Bu karar, Türkiye-Avrupa Topluluğu ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Türkiye, adaylığının teyit edildiği Helsinki Zirvesi'nden bu yana Kopenhag siyasi kriterlerine uyum yönünde gerçekleştirdiği kapsamlı reformlarla üyelik yolunda önemli mesafe katetmistir. Ancak Birliğin toplumsal yaşamını düzenleyen tüm hukuk kurallarının oluşturduğu AB müktesebatının benimsenmesi ve uygulanması anlamına gelen müzakere süreci, Türkiye açısından her alanda çok daha kapsamlı bir dönüşümü gerektirmektedir. Bu da, önümüzdeki dönemde her alandaki Türk mevzuatını AB müktesebatına uyumlaştırma çalışmalarına özel önem verilmesini gerektirmektedir.Bu çalışmanın amacı, AB ile yürütülen katılım müzakereleri sürecinde ele alınacak müktesebat başlıklarından biri olan ``Ulaştırma Politikası'' başlığı ve bu politikada bir alt sektör olarak ele alınan Hava Ulaştırma Politikası kapsamında Türkiye Hava Trafik Kontrol Hizmetlerinin bu politikalara uyum durumunun, sivil havacılığı düzenleyen uluslararası antlaşmalar ve kurumlar hakkındaki bilgiler eşliğinde incelenmesidir. Yaşanan küreselleşmeyle birlikte hava taşımacılığı, taşımacılık türleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Her yıl katlanarak büyüyen sektör ve artan hava trafiği doğrultusunda ise uçuş emniyeti en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurum olarak hava seyrüsefer hizmet sağlayıcıları ve insan faktörü olarak hava trafik kontrolörleri ise bu unsurun önemli temsilcilerindendir. Bu bağlamda tezde çalışmanın önemli bir amacı olarak hava trafik kontrol hizmeti ve ülkemizde çok bilinmeyen ancak gelişmiş ülkelerde büyük saygınlık gören hava trafik kontrolörlüğü mesleği ayrıntılı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Hava trafik yönetimine ilişkin olarak ele alınan güncel konuların ve kavramların halen aktif olarak görev yapan hava trafik kontrolörlerine de faydalı olacak bilgiler içermesine çalışılmıştır. Türkiye ve AB üyesi ülkeler hava seyrüsefer hizmet sağlayıcıları hakkında özet bilgiler verilerek karşılaştırmalar yapılmış, AB hava trafik yönetimi mevzuatına yer verilerek Türkiye'nin bu mevzuata uyum durumu incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ulaştırma, Hava Trafik Kontrolörü,Hava Seyrüsefer.