Theses supervised by Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl

36 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal yardımların sosyal refah üzerindeki etkisi

Toplumların ve ülkelerin bireyleri sosyal ve ekonomik risklere karşı korumak için geliştirdikleri sosyal koruma sistemi, sosyal güvenlik, sosyal hizmet, sosyal transfer ve sosyal yardım uygulamaları olmak üzere farklı kurgulanmıştır. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarına göre değişkenlik gösteren sosyal koruma sistemi uygulamalarından sosyal yardımlar, ortak amaç olarak yoksulluğu, yoksunluk ve çeşitli sebeplerden kaynaklanan refah kaybını önlemeyi benimsemişlerdir. Ancak sosyal yardımların birçok ülkede hiçbir katkı alınmadan verilmesi, ekonomik etkinlik tartışmalarına yol açmıştır. Sosyal yardımların finansman kaynağının kamu olması ve kaynağın temel refah göstergesi olan ülke gelirinden sağlanması, sosyal yardımlar ve gelir ilişkisinin araştırılmasını gerekli kılmıştır. Türkiye'de sosyal yardımların kurumsallaşma sürecinin yakın bir geçmişi olmasına rağmen, sosyal yardımların ekonomide önemli bir maliyet oluşturduğu algısı yerleşmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 2002 yılından sonra kurumsallaşma sürecine giren sosyal yardımların ülkede kişi başı gelir üzerindeki etkisi tahmin edilmeye çalışılarak, sosyal yardımların uzun dönemde ekonomik üretimde nasıl bir etkisinin olduğu araştırılmıştır. Sosyal yardımların kişisel refah üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif olduğu bulunan çalışmada, üretim fonksiyonunda yer alan işgücü ve sermaye değişkenlerine eğitim, sağlık ve sosyal yardımları temsil eden değişkenler eklenmiştir. EKK yöntemiyle analiz edilen ekonometrik modelde, sosyal yardımların refah üzerindeki anlamlı ve pozitif etkisine karşın, sağlık ve eğitim göstergelerini temsil eden değişkenlerin refah üzerindeki pozitif etkisinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Sosyal yardımların eğitim ve sağlık alanında çeşitlenerek verilmesi, kişisel refahın artışında güçlü bir katkı sunacaktır. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardımlar, refah, ekonomik büyüme, gelir, sosyo-ekonomik eşitsizlik

Ekonomik büyümeGelirlerSosyal refah+1
Nergis Dama
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal yardımlar ve hizmetler bağlamında sosyal politikaların yerelleşmesi

Sosyal yardımlar ve hizmetler merkeziyetçi bir açısıyla, merkezden ya da yerindelik ilkesi gereği, yerel yönetimler eliyle yerelden sunulabilmektedir. Tercih edilen seçenek, ülkenin sahip olduğu çeşitli özellikler doğrultusunda belirlenmektedir. Ayrıca, ülkelerin kültürel, tarihi, demografik ve coğrafi yapıları da sosyal politikaların sunumunda nasıl bir yol benimseneceğini direkt olarak etkilemektedir. Ancak bazen, dünyada yaşanan olaylar ve değişen konjonktür doğrultusunda, ülkeler bir sistemi mecburen benimsemek durumda da kalabilmektedirler. II. Dünya Savaşı'na kadar daha çok sivil toplumla ve aile kurumuyla yürütülen sosyal politika faaliyetleri, sonraları devletlerin sorumluluğu altına daha fazla girmeye başlamış ve sosyal refah devleti uygulamaları, sosyal politika sunumunda ağırlık kazanmaya başlamıştır. İlerleyen süreçte, toplumsal yapılarda meydana gelen değişimler, başka bir dönüşümü daha zaruri kılmıştır. Artan nüfusla beraber, muhtaç sayısının yükselmesi ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının çeşitlenmesi, yerel yönetimlerin sosyal yardım ve hizmetlerin sunumunda daha fazla rol almalarını gerektirmiştir. Diğer taraftan, küreselleşme olgusuyla beraber, merkezi yönetimlerin ellerindeki yetkilerin bir kısmını yerel birimlere ve uluslararası kuruluşlara devretmeleri, merkezi otoritenin zayıflamasına sebep olmuştur. Sosyal alanda da zayıflayan devlet, yerel yönetimler aracılığıyla, tekrardan ağırlığını hissettirmeye çalışmaktadır. Bu yönüyle de yerel yönetimlerin, kaybolan devlet yetkilerini yeniden canlandırdığı söylenebilir. Bütün yetkilerin tek bir merkezde toplanması bazen halkın yönetime katılmasını engelleyebilir. Bu noktada yerelleşme, karar alma süreçlerine halkın dahil edilmesiyle birlikte, demokratikleşme aracı olarak görülebilir. Türkiye'de sosyal politika uygulamaları, diğer bütün kamusal alanlarda olduğu gibi, geçmişten gelen bir kültürün de etkisiyle merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Ancak, değişen toplumsal yapı ve ihtiyaçların çeşitlenmesi, Türkiye'de de bu alanda bir reformun yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, çünkü Ankara'da üretilen politikalar, Kars'ta yaşayan insanların ihtiyaçlarına tam olarak çözüm getirememektedir. Halka yakınlığı sayesinde, bölge insanının ihtiyaçlarını daha iyi tahlil edebilecek olan yerel yöneticiler, bu ihtiyaçların giderilmesi konusunda çok daha etkili hizmetleri vatandaşa sunabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal politika, yerelleşme, yerele devir, yerel yönetimler, yerindelik

Sosyal hizmetlerSosyal politikaSosyal yardım+2
Esat İpek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İslamda sosyal politika uygulamaları: İslam ülkeleri ve Türkiye

İslâmda sosyal politika uygulamaları sosyal adaletin ve eşitliğin sağlanması temeline dayanmaktadır. İslâm, kişilere ve devletlere toplumun refahına yönelik birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Bu anlamda İslâm'da sosyal devlet esastır. Devlet, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamakla ve yaşam koşullarını iyileştirmekle yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirirken de toplumun her kesimine adaletli olması gerekmektedir. İslâm'da eşitsizlikleri azaltıcı ve refah ortamını iyileştirici etkiye sahip olan en önemli araç zekâttır. Zekât yoksulluğun azaltılmasına, gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine ve istihdam artışına katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra faiz yasağı ekonomik kalkınma ve sosyal refahın artışına, toplumun her kesimine hitap etmesi ve sürdürülebilir olması bakımından katkı sağlamaktadır. Bazı çalışmalar göstermektedir ki, İslâm ülkeleri gerek ekonomik gerekse sosyal refahı artırmaya yönelik uygulamalarında İslâmi bir bakış açısı geliştirememişlerdir Dolayısıyla İslâm ülkelerinde refah politikaları oluştururken, mevcut politikaların toplumsal koşul ve ihtiyaçlara ne kadar uyum sağladığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tez çalışmasında, İslâm'da sosyal politika uygulamaları ve 57 İslâm ülkesinin sosyal politika uygulamaları incelenmiştir. Ayrıca İslâmi sosyal politika araçlarının İslâm ülkelerinde ne kadar yer edindiği araştırılmıştır. İslâm ülkelerinin sosyal politika uygulamalarına bakıldığında İslâmi uygulamaları tam anlamıyla benimsemedikleri görülmüştür. Bazı ülkeler İslâmi prensiplere göre belirlenen sosyal politikaları devlet aracılığıyla uygulamış olsa da, gerekli kurumsal altyapı oluşturulamadığı için sorunlar yaşanmaktadır ve sosyal politika uygulamaları merkezi hale getirilememektedir. Diğer bir husus ise, İslâm ülkelerinin politika geliştirmeye yönelik işbirliklerinde zayıf kaldıklarıdır. İslâm ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik işbirliklerinin artması, ortak platformlar kurularak sosyoekonomik düzeyi oldukça kötü olan ülkeleri kalkındırmada bir araya gelmeleri gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım ulusal kalkınma ve uluslararası işbirliklerinin dini ve kültürel temeller geçekleşmesine katkı sağlayacaktır.

DinRefah ekonomisiSosyal adalet+6
Ülkü İstiklal Ortakaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve gruplara yönelik sosyal içerme politikaları: Konya Tatlıcak mahallesi örneği

Toplumla bütünleşememe ve sonucu olan diğer sorunlar, sosyal hizmeti ve onun makro boyutu olan sosyal politikayı doğrudan ilgilendirmektedir. Tatlıcak Mahallesi, yaşam tarzı bakımından Konya'nın geri kalanından farklı, görece şehir merkezine uzakta, dağınık bir yerleşime sahip, içerisinde göçlerle gelen farklı sosyal grupları barındıran, sosyo-ekonomik düzeyi düşük, suç potansiyeli yüksek bir mahalledir. Bölgedeki sosyal çeşitlilik, hizmetlerden yeterince yararlanamama ve mahalledeki diğer sorunlar, mahalle halkının kendi aralarında ve Konya halkı ile bütünleşmelerini engellemektedir. Dışarıdan mekânsal gibi görünse de Tatlıcak, kimlik, ekonomik ve sosyokültürel yönlerden de dışlanmanın yaşandığı bir mahalledir. Böylesine bir sosyal dışlanmanın yanısıra, sosyal refah kaynak ve hizmetlerine erişim sorunlarının yaşandığı bir yerde, sosyal demokrasinin, sosyal adaletin, sosyal barışın ve sosyal bütünleşmenin sağlanması mümkün değildir. Karma metotlu olarak tasarlanan bu araştırmanın nicel kısmında, sosyal dışlanma algılarını, sosyal mesafe tutumlarını ve yaşam doyumlarını ölçmek üzere 358 mahalle sakiniyle yüz yüze anket yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında suç potansiyeli yüksek iki sosyal grup, mahallenin yerlileri ve mahalleyi bilen ve orada görev yapan meslek elemanlarından oluşan toplam 32 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Alan araştırmasında elde edilen veriler analiz edilerek bulgular birleştirilmiştir. Sonuç kısmında bulguların gömülü teori yaklaşımıyla ele alınmasıyla mahalledeki sorunların kompozit yapısı ortaya çıkarılmış ve bu yapı üzerinden sosyal içerme süreci planlanmıştır. Sosyal risk teşkil eden bu sorunların giderilmesi, mahalle sakinlerinin toplumla bütünleşebilmeleri ve ortak yaşam kültürünü benimseyebilmeleri amacıyla sosyal içerme politikaları önerilmiştir. Ayrıca, Tatlıcak Mahallesi gibi içerisinde farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve grupları barındıran ve toplumla bütünleşme sorunlarının yaşandığı yerleşim alanları için toplumsal değişmeyi sağlayıcı genel sosyal içerme politikaları önerilmiştir.

KonyaSosyal hizmetlerSosyal içerme+4
Dilara Ustabaşı Gündüz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal politika çerçevesinde barınmada Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun (KYK) rolü - Ankara ili örneği -

Sosyal politikalar bireylerin sağlık, eğitim, güvenlik, barınma ve istihdam olanaklarına eşit şekilde ulaşmasını sağlamak için devlet tarafından sağlanan uygulamalardır. Sosyal politikanın öncelikli amacı bireyler arasındaki sosyal adaleti sağlamaktır. Üniversite öğrencilerinin yaşadığı barınma sorunlarının da sosyal politika çerçevesinde ele alınması gerekir. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK), sosyal devlet anlayışının bir tezahürü olarak, yıllardır ülkemizde yükseköğrenim öğrencilerine hizmet vermektedir. Bu çalışmada sosyal politika, barınma ve yükseköğrenim öğrencileri açısından barınma sorunları, KYK'nin öğrencilere ve sosyal devlet anlayışına katkısı gibi başlıklar detaylıca ele alınmıştır. Ankara ili Merkez KYK yurtlarında kalan öğrencilere anket düzenlenerek KYK'nin barınma konusunda öğrencilere yaptığı katkılar incelenmiştir. Anket çalışması sonucunda öğrencilerin KYK yurtlarını tercih etme nedenleri, yurt hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri, KYK yurtlarından beklentileri ve öğrencilerin demografik yapıları arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca, Öğrencilerin sosyal politika kavramına yönelik algıları incelenmiş ve sorulara verilen cevaplarla, KYK yurtlarının sosyal politika ve eşitlik kavramları çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır.

AnkaraBarınmaSosyal politika+3
Rüveyda Uslu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of oil price changes on economic growth in the case of Azerbaijan

Oil is a crucial part of Azerbaijan economy. Without oil revenues it is impossible to imagine economic growth in Azerbaijan. This study is an attempt to analyze the relationship between oil price changes and economic growth rate. Oil price, GDP, inflation and real effective exchange rate were selected as a variable on the basis of monthly data from 2008 M1 to 2016 M12. All variables were found to be integrated of order I. Then Johanson cointegration test was employed and as a result of that VECM was performed. The result from VECM showed that oil has a positive and significant effect on economic growth of Azerbaijan in the long-term.

AzerbaijanEconomic growthEconomic effect+2
Sarkhan Piriyev
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Türkiye için enerji talebi modellemesi ve tahmini

This thesis analyses the elasticities of electricity and natural gas demand in Turkey in terms of sub-sectors and aggregate levels by using five econometric approaches, namely Engle-Granger Two-Step, Fully Modified Ordinary Least Squares, Johansen Cointegration, Auto Regressive Distributed Lag Bounds Testing and Structural Time Series Modelling method. In addition, by using the elasticity results and several scenario assumptions, Turkey's possible future energy demands are forecasted for all sectors up to 2025. The results show that the price and income elasticities of industrial and aggregate electricity demand are lower than one in both short- and long-term. On the other hand, while the short-run residential income elasticities are also found as smaller than one, the long-run income elasticities are estimated as greater than one by conventional cointegration methods. In terms of natural gas demand, while the industrial own-price elasticities are smaller than one in the short- and long-run, the residential and electricity generation sectors price elasticities are greater than one in absolute value, especially in the long-term. Furthermore, the electricity generation sector's own-price elasticities are found to be positive. In the context of income, on the other hand, the highest elasticities are estimated for the residential sector. Moreover, the short-term income elasticities of the industrial sector are greater than that of the long-term, whereas the exact opposite of this situation is observed in the residential and electricity generation sectors. In this study, along with the elasticity estimations, the forecast results of Turkey's electricity and natural gas demand are also presented. The reference scenario's average estimations for the industrial, residential and aggregate electricity demand in 2025 are approximately 125 TWh, 97 TWh, and 345 TWh, respectively. Also, the average natural gas demands for the reference case are estimated as about 25 bcm, 22 bcm, 30 bcm and 90 bcm in terms of the industrial, residential, electricity generation sector and aggregate level, correspondingly. The main motivation of this thesis is to compare the performances of several econometric techniques in modelling and forecasting Turkey's energy demand. Considering the econometric methods used in this study, the Structural Time Series Modelling (STSM) method coupled with Underlying Energy Demand Trend (UEDT) concept has come into prominence, both methodologically and empirically. In addition, the prediction results of this approach are more stable than the conventional cointegration methods. In summary, the conventional cointegration methods and STSM/UEDT approach are used in this thesis for modelling and forecasting Turkey's energy demand in terms of electricity and natural gas. According to the findings of this research, in general, the STSM/UEDT method has given more consistent and significant results than other techniques. Consequently, since the STSM/UEDT approach uses a stochastic trend instead of the deterministic one, several factors that cannot be estimated by the conventional cointegration methods can be included in the model. In this way, the major structural changes in the energy demand trend can be determined. Therefore, for countries such as Turkey of which energy consumption changes over time, using the STSM/UEDT approach can provide advantages to observe the energy demand tendencies better.

Natural gasElectricityEnergy+6
İsmail Kavaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Zorunlu eğitim çağındaki Suriyeli çocukların eğitime erişimi önündeki engeller: Ankara ili örneği

Bu çalışma, 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı ikinci döneminde Ankara'da yaşayan, geçici korumadan yararlanan ve zorunlu eğitim çağında çocuğu olduğu halde çocuğu okula gidemeyen, eğitime erişim sorunu yaşayan Suriyeli aileler arasında, çocuklarının okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerin yaşanma yaygınlıklarını belirler, bu etkenlerin eğitime erişime etkisini açıklar ayrıca katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaşadıkları yere göre ilişkisini analiz eder. Başlıca bulgular göstermiştir ki; Suriyeli çocukların okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerden katılımcılar arasında en yaygın olarak yaşanan etkenlerin ekonomik kaynaklı etkenler olduğu görülmektedir. Okul ve okul ortamı ile güvenlik yetersizliği kaynaklı etkenler de yaygın olarak yaşanmaktadır. Bu etkenlerin yaygın olarak yaşanması çocukların eğitime erişimini olumsuz olarak etkilemektedir.

AnkaraEğitim hakkıEğitim sorunları+5
Mithat Büyükhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

X ve Y kuşağı'nın sosyal refah algısı

Yaşamın her alanında kendisini hissettiren değişim ve dönüşümlerin kuşkusuz ki insanların karakteristik özellikleri, hayata karşı beklentileri, bakış açıları, algıları ve öncelikleri üzerinde de tesiri söz konusudur. Değişimler, her bireyin bu değişimlere uyumu konusunda zorlukları da ortaya çıkarmıştır. Uyum doğal bir süreçtir. Fakat insanların hayatlarını doğrudan etkileyen bu tarz köklü değişimler önceki alışkanları devam edenler için ve direkt olarak bu hayatın içine doğanlar için uyum ayrımı göstermektedir. Bu noktada kuşaklar arasında farklılaşma kendini açığa çıkartmaktadır. İnsanların karakterleri üzerinde doğdukları dönem ve şartların, yetiştikleri aile veya ortamlardan çok daha etkili olduğu görülmektedir. Strauss ve Howe'un 1990'lı yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kuşaklardaki değişiklikler üzerine yaptıkları çalışmalar doğrultusunda belirli on yıllarda doğan insanların çeşitli konularda farklı tutum ve düşünceleri olduğu görülmüştür. Son yıllarda teknolojinin hızla ilerlemesi, dünyada olup bitenlerin çabuk yayılması, ekonomik değişimler insanların yaşam biçimlerine ve algılarına yönelik çeşitli tutumlara bürünmelerini de beraberinde getirmiştir. Z Kuşağı'nın yaşları itibarıyla henüz tam olgunlaşmayıp, kendilerini tam anlamıyla ifade edemedikleri düşünüldüğünde, hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde nüfus bakımından en büyük kuşakları oluşturan iki grubu temsil eden X ve Y Kuşağı'na mensup bireylerin sosyal refah algısını konu alan bu çalışma ile bireyin mutluluğu, rahatı olarak tanımlanabilecek refah kavramından doğan sosyal refah kavramı eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, teknoloji erişimi, tüketim alışkanlıkları, sosyal ilişkileri gibi konularda kaynakların dağılımıyla meslek ve mülk edinmeyi kapsayan sosyal süreç kuşakların algısı üzerinden incelenmiştir. Araştırmada hem nitel hem nicel çalışma tekniklerinden faydalanılmış olup anket formu ve derinlemesine mülakat tekniği uygulanmıştır. Özellikle Y Kuşağı'na mensup bireylerin gerek eğitim gerekse de istihdamda yer almasıyla refah algısı noktasında değişimlerin yaşandığı görülmüştür. Araştırma kapsamında X ve Y Kuşağı'na mensup bireylerin özellikle yaşam memnuniyeti ve doyumu noktasında farklılaştığı tespit edilmiştir. X Kuşağı'nın daha çok mevcut hayatından ödün vermemek olarak algıladığı sosyal refah, Y Kuşağı tarafından hep bir ileriye gitme olarak ifade edilmiştir.

KuşaklarRefahSosyal refah+2
Merve Çağlayan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların kariyer engelleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik Ankara'daki OSB'lerde bir araştırma

Bu çalışmanın temel amacı, kadınların kariyer engelleri algıları ile çalıştıkları işyerlerindeki örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma için gerekli veriler, Ankara'da faal halde bulunan Organize Sanayi Bölgeleri'ndeki kadın çalışanlardan anket yoluyla elde edilmiştir. Kariyer engellerini ölçmek için İnandı (2009) tarafından geliştirilen 26 ifadeden oluşan ölçek ve örgütsel bağlılık için de Dağlı vd. (2018) tarafından geliştirilen 18 ifadeden oluşan ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, bu OSB'lerde çalışan kadınlar arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen 600 kişiden oluşmaktadır. Araştırma hipotezlerini test etmek için öncelikle geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Daha sonra ölçeklere faktör analizi uygulanmıştır. Bunlardan sonra tek faktörlü varyans analizi ve kariyer engelleri ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi ölçmek için korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, kadınların kariyer engellerine ilişkin algılarının örgütsel bağlılık üzerinde negatif bir kısmi etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca kadın çalışanların medeni durumuna göre toplumsal cinsiyet kalıp yargıları durumuna ilişkin görüşlerinde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularının özellikle imalat sanayinde faaliyet gösteren firmalarda çalışan kadınlar üzerinde yapılmış ilk çalışma olması açısından literatüre önemli bir katkı sağlayacağı ve uygulama açısından da önemli ipuçları taşıdığı değerlendirilmektedir.

AnkaraBağlılıkKadınlar+4
Büşra Koru Uzkurt
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu desteklerinden yararlanan kadın girişimciler: Ankara ili örneği

Kadın girişimciliği, küreselleşmeye bağlı artan rekabet ortamında, oluşturacağı yeni ekonomik değerler ve fırsatlar sebebiyle büyümenin ve kalkınmanın önemli bir aktörü olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmak adına, ülkenin yarı nüfusunu oluşturan kadınların; girişimciliğini destekleyerek teşvik etmek ve sayılarını artırmak, var olan kadın girişimcileri güçlendirmek ve global bir köy haline gelen dünya pazarıyla entegrasyonunu sağlamak amacıyla kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarınca yapılacak tüm çalışmalar önemlidir. Türkiye'nin ekonomisi dikkate alındığında, ekonomiyi büyütmenin, kullanılmayan kadın potansiyelinin etkin hale getirmenin, refaha ulaşmanın ve yeni iş alanları oluşturmanın yolunun kadınların girişimcilik çalışmalarının desteklenmesinden geçtiğini önemle ifade etmek gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, Ankara'da yaşayan çeşitli kurumlardan destek almış girişimci kadınların tecrübelerinden hareketle, bu kadınların ne tür projeler yaptıklarını, işlerini nasıl kurduklarını ve ne çeşit engellerle karşılaştıklarını incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve bu nitel çalışmayı yürütmek için fenomenolojik araştırma stratejisi uygulanmıştır. Ayrıca derinlemesine görüşme yöntemi ile 15 kadın girişimciyle araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara ulaşmak için özellikle bu alanda çalışan STK'lar ziyaret edilmiş ziyaret esnasında birkaç kadına ulaşılmış sonrasında destek almış bu kadınların yönlendirmeleri ile diğer katılımcılara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda; kadınların girişimci olmak için cinsiyet perspektifli engellerinin ve sorunlarının yanında, sermaye eksikliğinden, bürokratik engellerden, eğitiminden ve örgütlenmesinden de kaynaklı engellerinin bulunduğu görülmüştür. Girişimci kadınların kendi işletmelerini kurma ve yürütme sürecinde aldıkları danışmanlık, hibe ve kredi, mentorlük vb. destekler onları bu süreçte cesaretlendirmektedir. Fakat özellikle kamu desteklerinden yararlanması esnasında destek veren kurumdan kaynaklı yaşanılan sorunların kadınları, o desteği almaktan vazgeçirecek kadar motivasyonlarını etkilediği görülmüştür. Elde edilen bulgular, kadın girişimciliğini büyük ölçüde destekleyen, sürdürülebilirliğini sağlayan ve teşvik eden kurumsal bir desteğin olmadığını ortaya koymuştur. Bu doğrultuda çalışmada kadın girişimcilik kavramı, girişimci olan kadının topluma sağladığı faydalar, kadının çalışma hayatındaki durumu incelenmiştir. Kadın girişimciliğinin özellikleri, tipleri, erkek ve kadın girişimcilerin karşılaştırılmaları, sorunları ve engelleri, Dünya'da ve Türkiye'de kadın girişimciliği, kadın girişimciliğini teşvik eden kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ile uluslararası kurumlar araştırma içinde ayrı başlıklar halinde sunulmuştur.

AnkaraDevlet desteğiEkonomik yardımlar+6
Sevgi Yavuz Özgül
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of economic variables on voting behavior in Turkey: A probit model approach

This thesis analyzes the effects of economic variables on voting behavior in Turkey by a probit model approach. It investigates the economic variables which affect the probability of incumbent political party's re-election. The direction and size of effects' of each selected economic variable also measured in details. The main findings reveal that economic voting exists in voting behavior in Turkey and Turkish voters are sensitive to changes in economy.

EconomyEconomic variablesEconomic situation+4
Mevza Kurtulmuşlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The role of the credit channel in monetary policy transmission: A Survey based analysis of Turkey

The amount of loans granted by the financial sector to the real sector can be accelerated beyond the implications of the classical interest channel as a result of external financing premium. This effect is called "credit channel of monetary policy" in the central banking literature. This study analyses the credit channel of monetary policy in Turkey and its effect on inflation and output for the period of 2004Q3-2016Q4. In the study, to identify the sub components of credit channel, Bank Loans Tendency Survey (BLTS) of the Central Bank of the Republic of Turkey on quarterly frequency have benefited. The credit channel is decomposed as the borrower's balance sheet channel and the bank lending channel using the methodology in Ciccarelli et al. (2015). Identification of the sub channels and through which mechanism monetary policy is transferred to financial intermediation and to the real economic activity will contribute to the policy implementation process. The results of the study would be beneficial to determine the appropriate policy mix. The results of the study of Ciccarelli et al. (2015) imply that credit channel amplifies the impact of monetary policy on production and price level. In Euro Area, all sub channels of credit channel seem important whereas the bank lending channel is more powerful for corporate loans and demand channel is more effective for mortgage loans. In the US, firms' balance sheet is effective in transmission of monetary policy to real economic activity, however, bank lending channel seems ineffective. In Turkey, credit supply channel is more effective than credit demand channel in terms of monetary policy transmission mechanism. Moreover, monetary policy is transmitted to real activity via firm's balance sheet channel. When monetary policy, real economy and credit developments are considered for Turkey, the result of the study show that borrower's balance sheet channel should be included into the analysis of monetary policy transmission mechanism.

Bank creditsEconomyHousing credit+7
Meltem Topaloğlu Önen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

An empirical analysis of business cycles in Turkey

Turkish economy had many ups and downs in its history. Fırst, Turkey had attempted to adopt a liberal economic model after the establishment of the Republic of Turkey, but Lausanne Treaty constrained the ability of the government to establish an independent economic strategy. While expecting the expiration of restrictions imposed by the Lausanne Treaty, then this time the world's economic crisis started. After the great depression, Turkey has started the planned industrialization economy to minimize the effects of the crisis. After that, the share of industry in national income increased while that of the agricultural sector decreased. In 1950, Democrat Party (DP) came to power and attempted to follow a liberal economic model again. The government tried to transform the economy from etatism to market economy. The agricultural sector was supported and taxes on agriculture were abolished. On the other hand, the government gave importance to scale economies, efforts were made to facilitate the work of the private sector by taking steps in the fields of infrastructure investments, energy and transportation-communication. During the DP period, Turkish economy experienced high growth level until 1953, but due to unhealthy economic structure; increased size of public enterprises, public deficits and inflation, growth started to slow down thereafter. In 1961, planning became a constitutional rule and compulsory for the public sector. This, in somewhat, was the return to etatism, which was a development attempt in a closed economy with the state initiatives. Military government at this period started five-year development plans with import-substitution and high degree of protectionism policies. In 1973, with the oil shock, the current account deficit had been widened and external financing requirements had been increased. The main issue was that planners ignored scale economies and capacity utilization. They created artificial price structures and unrealistic exchange rates. In this period, Turkey had closed, but import oriented economy. Thus, each time, it encountered with balance of payment deficits, currency crises, and unemployment and inflation problems. In order to overcome these problems, on January 24th, 1980 stabilization program was started with the support of the IMF. One of the important goals of this program was to transform the import-substitution economy to export-oriented economic structure. In this regard, one important step was the liberalization of financial market. Thus, the capital account was liberalized in 1989. In later years, economic structure which is governed with political business cycles led increase in the budget deficit and money supply growth, and then high inflation rate. Due to short term opportunistic policies, currency crises and devaluations were never ended in the pre-2001 period. The institutions established to regulate real and financial markets with stability programs have an important place in minimizing distortions. Some of these important institutions are the Capital Markets Board, the Banking Regulation and Supervision Board and the Independent Central Bank. In 2001, with the independence of the Central Bank, governments had been prevented from monetizing economy for populist purposes. Improvements in independent institutions through a strengthening of the legal and regulatory infrastructure have supported the proper functioning Turkish economy. In this study, we employed the business cycle method to analyze aggregate economic activity and to examine whether any structural break take place in the post-2001 crisis, with looking at the volatility changes obtained from the business cycles model. To evaluate pre- and post-2001 crisis period, the data sets on real GDP and its components have been modified, rebased and extended to recent years. The results of business cycle facts show that the structural change took place in the post-2001 crisis period. The econometric model has also been utilized for the indication of structural change. In this regard, Chow stability test have been used. Results of test show that the structural break took place in Turkish economy in the post-2001 period. These indicate that including EU accession, social, political, institutional and structural economic reforms had contributed to structural transformation of the economy in the post-2001 crisis period. In addition, we investigated the business cycles facts of the Turkish economy using quarterly data from 1987:1 to 2016:2 with the methodology used by Kydland and Prescott (1990). We found that both the consumption and investment are procyclical and fluctuates more than output; exports and imports are procyclical; prices and inflation are countercyclical; and M1, M2 and M3 definitions of money give different results with different period of data. On the other hand, employment at the intensive and extensive definition, productivity, manufacturing indices, all are procyclical and consistent with the results of other studies in literature on developing economies.

Empirical analysisEconomic policiesTurkish economy+2
Sadık Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2012-2017 döneminde madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının süreç analizi

Eski çağlardan beri var olan uyuşturucu madde kullanımına insanların ve toplumların bakış açıları, zaman içinde değişmiş ve dönüşmüştür. Ülkemizde de geçmişte şifa verdiği düşünülerek hekimlikte yoğun şekilde kullanılan uyuşturucu maddelerin tüketimi, zamanla suç olarak kabul edilmiştir. Gün geçtikçe duruma tek bir açıdan bakmanın doğru olmayacağı anlaşılmış ve bağımlıların tedavi edilmesi gereken hasta kişiler olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş, sosyal devlet olmanın da gereğiyle devlet politikalarına yansımış ve böylece madde bağımlılığı ile mücadele, sosyal politika alanında yer bulmuştur. Bu çalışmada öncelikle geçmişten günümüze madde bağımlılığının değişim süreci, madde bağımlılığı ve sosyal politika ilişkisi ele alınmıştır. Akabinde kamu politika süreci, 2012-2017 yılları arasındaki madde bağımlılığı ile mücadele politikalarına uygulanmış ve Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikaları süreç analizi (gündeme gelme, formüle edilme, kanunlaştırma, uygulama ve değerlendirme) yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda, Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının, gündeme gelme aşamasından değerlendirme aşamasına kadar sistematik olarak ve büyük oranda sürece uygun şekilde işlediği görülmüştür. Bununla birlikte ülkemizde akademik olarak madde bağımlılığı konusunda düzenli ve yeterli verileri elde edebilecek çalışmalar yapılmamakta ve sürecin birçok boyutunda hükümetlerin bakış açısı politikaların şekillenmesinde rol oynamaktadır.

BağımlılıkDevlet politikalarıMadde bağımlılığı+4
Esra Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksul ailede yetişen çocukların sosyal dışlanması: Çorum ili örneği

Sosyal dışlanma, çocukluk döneminde yaygın karşılaşılan durumlardan biridir. Çocukluk döneminde deneyimlenen dışlanma, bireyin hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde olumsuz etkilere sahiptir. Sosyal dışlanma kavramı, çocukların yaşamları üzerindeki etkileri bağlamında pek fazla tartışılmamış bir konudur. Bu durumun temel sebebinin, kavramın ilk olarak iş piyasalarından dışlanmayla kaynaklı çıkışından olduğu söylenebilir. Bu sebeple literatürdeki sosyal dışlanmanın belirleyici özellikleri yetişkin odaklı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Çorum ilinde asgari gelir düzeyi altında yaşayan ve belli bir yoksulluk seviyesinde olan ailelerin çocuklarının yaşadıkları sosyal dışlanmalarını ortaya koyarak genel bir tablo çizmeye çalışmaktır. Bu doğrultuda çalışma Çorum ili merkez ilçesinde yaşayan ve asgari gelir altında bir gelire sahip olan, yaşları 6 ile 18 arasında değişen okul çağındaki 30 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Yitzhak Berman ve David Phillips (2000) ve Ridge (2002) tarafından geliştirilen sosyal dışlanma ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada nitel araştırmalarda kullanılan durum çalışması yöntemi benimsenmiştir. Çalışmanın amaçları doğrultunda hazırlanan görüşme formları ile derinlemesine görüşme tekniği kulanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre çocukların sosyal dışlanmayı yetişkinlerden daha farklı deneyimledikleri gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda çocuklara yönelik sosyal içerme politikalarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.

DışlanmışlıkSosyal dışlanmaYoksul aileler+2
Tuba Kılınçkıran
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlik merkezlerinden hizmet alan gençlerin sosyal politika algısına yönelik yaklaşımları

Bireyin ömrü süresince gençlik dönemi yaşamının önemli bir aşamasıdır. Gençlik dönemlerinde birey olumlu veya olumsuz çeşitli çevresel faktörlere maruz kalmaktadır. Bu önemli aşamada bir genç için serbest zamanını nasıl değerlendirileceğinin farkında olmak, serbest zamanlar için yapılabilecek aktivitelere nasıl ulaşabileceğini bilmek ona fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak birçok alanda pozitif etkiler bırakmaktadır. Serbest zaman bir genç için iki farklı şekilde değerlendirilebilir: Birincisi günün stresini atmak için yapılan çeşitli rahatlama aktivitelerinin yanında kişisel gelişimine katkı sunacak, sosyal davranış biçimlerini iyi yönde şekillendirecek aktiviteler; ikincisi ise onu çevresel risklere karşı koruyacak güvenilir bir ortam. Yapılan araştırmalar dâhilinde bir genç için serbest zamanını doğru değerlendirmenin stresi azaltmasıyla birlikte akademik performansını iyileştirmesinin yanı sıra sosyal hayatına da faydalar sağladığı tespit edilmiştir. Serbest zaman aktiviteleri, mutluluğu arttırmanın yanı sıra yaşam kalitesinin yükselmesine de fayda sağlamaktadır. Bu kapsamda tasarlanan gençlik merkezleri, gençlerin serbest zaman hakkında bilgi edinmelerini sağlayarak gelişimlerine katkı sunmaktadır. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde bugün her genç için erişilebilir olan bu merkezler gençlerin hayatında olumlu etkiler bırakmaktadır. Merkezi devlet eliyle hizmete konulabildiği gibi yerel yönetimlerce de kurulabilen gençlik merkezleri önemli iyi bir sosyal politika örneğidir. Ancak bu merkezlerden hizmet almasına karşın, sosyal politika kavramının ve bu merkezlerinin sosyal politika örneği olduğunun farkında olmayan gençler mevcuttur. Çalışma kapsamında esasında bir nevi teorinin uygulamaya dönüşmüş halinin bireylerde ne derece algı yarattığı ve etki uyandırdığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuçlar analiz edildiğinde özellikle kadınlar ve 12 – 15 yaş aralığındaki ortaokul öğrencisi gençlerin sosyal politika kavramına ve bu anlayışta hayata geçirilen uygulama örneklerine daha hâkim olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum özellikle mevcut hükümetin politika söylemlerinde sosyal devlet kavramını sıkça kullanması ile ilişkilendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Genç, Gençlik, Serbest Zaman, Gençlik Merkezleri, Sosyal Politika

Boş zamanBoş zamanları değerlendirmeGençler+2
Kübra Davulcu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin kalkınma yardımı anlayışı ve donör-faydalanıcı ilişkisi bağlamında özgünlüğü: Balkanlar örneği

Kalkınma yardımları kavramının ortaya çıkışı, tarihsel olarak 1800'lere kadar gitmektedir. O dönemde dış yardım olarak anılan bu kavram, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bugünkü şeklini almıştır. Geleneksel kalkınma yaklaşımı doğrultusunda kurumsallaşan kalkınma yardımları kavramı, zamanla pek çok açıdan değişime uğramış olsa da yardım sunan ülkelerin amaç ve hedefleri açısından, geleneksel yapısını büyük oranda muhafaza etmektedir. En basit haliyle, gelişmiş ülkelerin sahip oldukları kaynakları, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere aktarmaları olarak tanımlanabilecek olan kalkınma yardımları; sunum yöntemlerine göre, uygulama şekillerine göre ve donör ülkelerin amaçlarına göre farklılaşmaktadırlar. Kalkınma yardımları alanındaki başat aktörler; yardım sunan ülkeler ve uluslararası kuruluşlar olan donörlerdir. Bahse konu yardımın hedefi olan faydalanıcı ülkeler de sahip oldukları edilgen rol doğrultusunda, bu alandaki diğer aktörlerdir. Donör ülkeler; yardım faaliyetlerine başladıkları tarih, benimsedikleri anlayış, güttükleri amaç ve hedefler, tercih ettikleri proje ve program türleri ve yardım sunumu yöntemlerine göre farklı kategorilere ayrılmaktadırlar. Genellikle, modern anlamdaki kalkınma yardımlarını sunmaya başlayan ilk ülkeler, geleneksel donörler olarak anılmaktadırlar. Donör ülke sıfatıyla, sonradan kalkınma yardımları alanına dahil olan ülkelerse, yükselen donörler olarak anılmaktadırlar. Geleneksel donörlerin aksine, homojen bir yapıya sahip olmayan yükselen donörler, sahip oldukları karakteristik özelliklere göre kendi içlerinde de farklı gruplara ayrılmaktadırlar. Çeşitli kategorilere ayrılan donör ülkelerin yardım sunma motivasyonları da bu doğrultuda farklılaşmaktadır. Geleneksel donörler açısından; sahip oldukları sömürgecilik mirası, stratejik çıkarları, özellikle Batı dünyasının güvenliği ve serbest piyasa anlayışının yaygınlaştırılması öne çıkan motivasyon kaynaklarıdır. Yükselen donörler açısından ise faydalanıcı ülkeler ile kazan-kazan anlayışı doğrultusunda çeşitli ortaklıklar ve işbirlikleri kurmak ve uluslararası arenada daha fazla görünür olmak temel motivasyon kaynaklarıdır. Hem yükselen hem de geleneksel donörler açısından Balkan coğrafyası, kalkınma yardımlarının dünyada en fazla sunulduğu bölgeler arasındadır. Bir taraftan; bu bölgedeki ülkelerin karşı karşıya oldukları imkansızlıklar ve yüzleşmek zorunda oldukları problemler; diğer taraftan da söz konusu bölgenin sahip olduğu jeo-stratejik önem; Balkan coğrafyasını, kalkınma yardımlarının en fazla ulaştığı bölgelerden birisi yapmaktadır. Bölge ülkeleri arasından da Bosna Hersek, Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya, yardımlar bağlamında, öne çıkan ülkelerdir. Bu doğrultuda, bahse konu dört ülkede yapılan bir saha çalışması üzerine kurgulanan bu tez, donör ülkeler ile faydalanıcı ülkeler arasındaki ilişkinin ideolojik bağlamını ortaya çıkartmayı, faydalanıcı ülkeler nezdinde kalkınma kavramının siyasal ve toplumsal açıdan tartışılmasını, kalkınma yardımlarının ortaya çıkardığı somut etkiyi ve faydalanıcılar için ifade ettiği anlamı incelemeyi hedeflemektedir. Ayrıca, bütün bunlar doğrultusunda, Türkiye'nin Balkan coğrafyasında sunduğu yardımların; mahiyeti, niteliği, amaçları ve güçlü ve zayıf yönleri de bu tez kapsamında, sahadaki pratik üzerinden, ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalkınma yardımları, Uluslararası sosyal politika, Donör ve faydalanıcı ilişkisi, Yardımların etkisi

BalkanlarDonör faydalanıcı ilişkisiKalkınma+2
Esat İpek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sanayi 4.0 kapsamında Türkiye'de işgücünün yeni becerilerinin belirlenmesi: Beceri talebi ve arzının karşılaştırılması

Bu çalışmada, Sanayi 4.0 sürecinin başlaması ile birlikte değişen işin doğasına bağlı olarak, Sanayi 4.0'ın işgücü becerileri üzerindeki dönüştürücü etkisi incelenmiştir. Çalışma iki ayrı nitel çalışma grubundan oluşmaktadır. İlk olarak işgücü talep tarafını oluşturan iş dünyası ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, firmaların üst düzey yöneticileri ile gerçekleştirilmiş olup, çoğunlukla her firmanın hem insan kaynakları direktörleri hem de Sanayi 4.0 sürecine hâkim üst düzey yöneticileri ile görüşülmüştür. Böylelikle firmaların hem Sanayi 4.0 sürecine geçiş hikayeleri hem de bu dönüşümün işgücü becerileri üzerindeki etkisi konusunda daha detaylı veri toplama olanağı sağlanmıştır. Bu kapsamda işgücü talep tarafını oluşturan katılımcı sayısı 41'dir. Talep tarafını oluşturan çalışma grubu, Türkiye'nin ilk 500 büyük firması arasında yer alan Sanayi 4.0 alt yapısını oluşturmaya başlamış, 11 farklı sektörde ve Türkiye'nin 4 farklı bölgesinde iktisadi faaliyet gösteren, 19 büyük ölçekli imalat firmaları ile sınırlandırılmıştır. Saha çalışmaları neticesinde, söz konusu firmaların Sanayi 4.0 sürecinde ihtiyaç duydukları işgücünde değişen becerilerin neler olduğuna dair veriler toplanmıştır. Bu sayede elde edilen veriler neticesinde beceri setleri oluşturulmuştur. Talep yönlü nitel çalışma grubundan elde edilen beceri setleri teknik, sosyal ve duygusal, bilişsel, dijital ve çoklu görev becerileri olarak beş grupta tasnif edilerek incelenmiştir. Ayrıca hem mavi yaka hem de beyaz yaka için ayrı ayrı düzenlenen beceri setleri neticesinde, işgücü talep tarafının (iş dünyasının) hem mavi yakalı işgücü hem de beyaz yakalı işgücü için benzer nitelikte becerileri talep ettikleri görülmüştür. Ancak özellikle teknik ve dijital beceriler noktasında mavi yakalı işgücüne kıyasla beyaz yakalı işgücünden daha yüksek nitelikte beceri ihtiyacının bulunduğu belirtilmiştir. İşgücü talep tarafının, beyaz ve mavi yakalı işgücü için benzer nitelikte beceri ihtiyacının bulunması, yakın gelecekte, söz konusu iki yaka arasındaki ayrımın giderek kapanacağının sinyallerini vermektedir. Ayrıca işgücü talep tarafı, Türkiye'deki eğitim sisteminin sanayi sektörünün ihtiyacına uygun nitelikte ve becerilere sahip öğrenci yetiştirmediği gerekçesi ile birçok eğitimin firma içerisinde sağlanmak zorunda kalındığı ifade edilmiştir. Bu noktada işgücü arz tarafının görüşleri önem kazanmıştır ve eğitim sisteminde söz konusu becerilerin öğrencilere nasıl kazandırılması gerektiğine dair verilerin toplanması için arz yönlü nitel çalışma grubu oluşturulmuştur. İşgücü arz yönlü nitel çalışma grubu ile ilk olarak talep yönlü nitel çalışma grubundan elde edilen beceri tasnifleri paylaşılmıştır ve yeni becerilerin işgücüne kazandırılması noktasında neler yapılması gerektiğine dair görüşler alınmıştır. Çalışmanın ikinci nitel çalışma grubu olan işgücü arz tarafı (10 kişi) eğitim sektöründe faaliyet gösteren uzman, akademisyen, üst düzey politika yapıcılarından oluşmaktadır. Bu kapsamda 10 katılımcı ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Dolayısıyla talep yönlü çalışma grubu ve arz yönlü çalışma grubu toplamda 51 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın işgücü arz tarafı meslek liseleri ve teknik okullar ile üniversiteler ile sınırlandırılmıştır. Çünkü, öğrencilerin eğitim sisteminde işgücüne hazırlandıkları en son aşama, mesleki ve teknik eğitim okulları ve üniversitelerdir. Elde edilen veriler neticesinde beceri arz ve beceri talep tarafının uyumsuzluğu ortaya çıkmıştır. Bu noktada sanayi sektörünün ihtiyaçları ile eğitim sisteminin çıktıları arasında tespit edilen uyumsuzluk her iki paydaşın yüksek koordinasyon ihtiyacını gündeme getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanayi Devrimi, Sanayi 4.0, İşgücü, Beceriler

BeceriBeceri kazandırmaBeceri performansı+4
Didem Koca
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da öğrenim gören Suriyeli lisansüstü öğrencilerin çok kültürlülük ve kimlik bağlamında sosyal uyum algıları

Türkiye'de güncelde yaşanan yoğun Suriyeli göçü ile Türkiye toplumunun halihazırda barındırmış olduğu çok kültürlü toplum yapısında bir çeşitlilik artışı yaşanmıştır. Zenginlik olarak değerlendirmenin ideal olduğu farklılık, çeşitlilik hali ile kimlik farklılıkları ve bununla birlikte doğal olarak gelen sosyal uyum konusu Türkiye toplumunun içerisinde barındırdığı çeşitli dinamiklerden etkilenmektedir. Tarihsel kökleri itibariyle çok kültürlülüğe yabancı olmayan Türkiye'de Suriyeli göçüne ilk zamanlarda Ensar-Muhacir bakış açısıyla yaklaşılmış ve bu durum misafir statüsü kapsamında değerlendirilmiştir. Ancak zamanla Suriye'deki rejim zulmü sona ermemiş, aksine şiddetini artırarak devam etmiştir. Bu durum ise Türkiye'deki Suriyelilerin kalıcı olmaya başlamasını beraberinde getirmiştir. Yaşanan birtakım olumsuz olayların medyada çarpıtılması ve abartılması ile Türkiye toplumunun misafir olana, kalıcı olmaya başlayana, hoşgörülü tavrı tersine dönmüştür. Suriyeliler toplum içerisinde farklı olan kimliklerinin de kolaylaştırıcılığıyla, hedef gösterilen bir öteki haline gelmiştir. Bu minvalde tez çalışması kapsamında nitel araştırma yöntemi kullanılarak bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Saha araştırmasında; çok kültürlülüğün etkisi çerçevesinde, kimlik farklılığının Ankara toplumuna uyum noktasındaki etkileri, Suriyeli göçü üzerinden Suriyeli lisansüstü öğrenciler özelinde ele alınmış ve bu kapsamda Ankara'daki devlet ve vakıf üniversitelerinde lisansüstü düzeyde öğrenim gören 14 Suriyeli öğrenci ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen mülakatlar neticesinde elde edilen bulgular ışığında Ankara toplumunda Suriyelilere yönelik bir önyargı halinin mevcut olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, önyargı halinin Suriyeliler özelinden çıktığı ve tüm Arapları kapsayan bir hal aldığı ve bu durumun çeşitli zemin ve şekillerde pratiğe yansıdığı ortaya çıkmıştır. Çoğunlukla sözlü saldırı şeklinde ortaya çıkan önyargı halinin körüklenmesinde medya faktörünün belirgin bir biçimde öne çıktığı görülmüştür. Önyargının ortaya çıkışı ve hakimiyetinin devam edişi halinin aşılıp çözüme ulaştırılmasının ise doğru bir iletişim ile mümkün olabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Çok kültürlülük, Kimlik, Uyum, Suriyeli, Öteki

AnkaraKimlikLisansüstü öğrenciler+7
Nurgül Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadınların sendikal örgütlenmedeki yeri

Bu çalışmada, işçi ve memur sendikalarında kadınların temsiliyet düzeyi üzerine araştırma yapma amaçlanmıştır. Araştırmada kadınların sendikal örgütlenmede bir yeri var mıdır sorusuna cevap aranacaktır. Literatürde dünya ve Türkiye'de sendikalarda kadın örgütlenme yapısı çoğunlukla mevcut olmayıp yönetim kademelerinde de temsiliyet oranının çok düşük olduğu görülmektedir. Bu durumdan hareketle sendikalarda kadın yapılanmasına dair öncelikle literatür taraması gerçekleştirilmiş, temel problemler ortaya konulmuştur. Sonrasında Türkiye'nin en önemli işçi ve memur konfederasyonları olan TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, TÜRKİYE KAMU-SEN, KESK ve bağlı sendikalarla nitel araştırma yöntemi doğrultusunda sendikaların çeşitli yönetim kademelerinde görev alan 33 sendikacı kadın ile derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kadınların sendikal faaliyetlere katılımı düşük ve kadınlar yönetim kademelerinde yeterince temsil edilmemektedir. Temsil edilmemelerinde sendikalarda erkek egemen yapının hakim olması, kadınlara atfedilen toplumsal roller, kadınların çalışmış olduğu sektörlerin sendikalaşmaya elverişli olmaması, sendikaların kadın sorunlarının çözümünde yeterli ilgi göstermemesi, kadınların yaşamış olduğu cam tavan sorunları nedeniyle sendikalaşmaya sıcak bakmaması literatürde temel gerekçeler olarak gösterilmektedir. Bu gerekçelerden yola çıkarak araştırma kapsamında literatüre paralel bulgular elde edilmiş; sendikalarda erkek egemen yapının ağırlıkta olduğu, kadınların önyargı ve güven eksikliğinin mevcut olduğu, kadın yönetici sayısının artması ile kadın üye sayısındaki artışın doğru orantılı olduğu, uluslar arası kuruluşlarla işbirliğinin kadın yapılanması üzerine olumlu etki yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Son zamanlarda sendikalarda kadınların örgütlenme yapılarının ve temsiliyet düzeylerinin eskiye nazaran arttığı da gözlemlenmiştir. Fakat bu artış çoğunlukla nitelikli seviyeye ulaşmamakla birlikte hala yeterli düzeyde değildir. Bütün bunlar doğrultusunda sendikalar tüzük güvencesi ile birlikte kadın yönetici sayılarını ve yapılanmalarını artırmalıdır. Kadınların sendikalara katılımını artırmaya yönelik projeler geliştirmelidir. İş-aile-sendika üçgeninde kadınlara yönelik uyumlaştırma politikaları oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sendika, Sendikal Örgütlenme, Kadın

Kadın işçilerKadınlarMemur sendikacılığı+6
Fatma Merve İnan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki nitelikli Suriyeli sığınmacıların vatandaşlığa geçiş sürecinde sosyo-ekonomik kapasitenin rolü

Bu çalışma, nitelikli sığınmacılara sağlanan hak ve özgürlüklerin, sosyo-kültürel sermayelerine bağlı sahip oldukları nitelik ve kapasitelerini işlevselleştirmelerindeki rolünü, vatandaşlık hakkı bağlamında ele almıştır. Türkiye'nin göç ve vatandaşlık politikalarındaki tarihi gelişim süreçleri takip edilerek, 2011 yılından sonra sınırlardan giren kitlesel Suriyeli sığınmacılardan nitelikli olanlar için başlatılan 'istisnai vatandaşlık' statüsü özelinde uyum politikaları araştırılmıştır. İkincil kaynaklar ve mevzuat incelenmiş ve üç ayrı şehirde, 35'i Suriye kökenli Türk vatandaşı, 15'i konunun ilgilisi kamu kurum, kuruluş, yerel ve sivil toplum yetkili ve uzmanları olmak üzere toplam 50 kişiyle nitel araştırma yöntemiyle derinlemesine yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sığınmacıların 'vatandaşlık pratikleri ile sosyo-ekonomik kapasiteleri' çalışmanın temel vurgusu olmuştur. Bu noktada sığınmacıların i) göç etmeden önceki sahip oldukları sosyo-ekonomik ve kültürel sermayeleri, ii) vatandaşlığa davet süreci, uyum, istek ve beklentileri, iii) toplumsal imkânlara eşit erişim, istihdam, denklik, mesleki tanınma gibi vatandaşlık pratiklerini nasıl deneyimledikleri iv) kamu politikalarının yeni vatandaşlara bakış açısı ve uyum süreçleri araştırılmıştır. Çalışma, vatandaşlık hakkının nitelikli sığınmacıların sosyo-ekonomik kapasitelerini geliştirmelerinde etkili olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını savunmaktadır. Mesleki tanınmama ve denklik sorunu nitelikli Suriyelilerin kapasitelerini gerçekleştirmelerini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, nitelikli Suriyeliler, kültürel benzerlikler, diğer hak ve özgürlüklere erişim imkanı ve benzeri hususlar dolayısıyla Avrupa ve diğer ülkelere kıyasla Türkiye'de yaşamayı tercih etmektedirler. Bu çalışma, Türkiye'nin değişen vatandaşlık politikalarıyla, sığınmacıların vatandaşlığa bakış açısını inceleyerek metodolojik olarak analizini birey odaklı ampirik verilere dayandırmaktadır. Çalışma, ampirik ve kuramsal katkının yanı sıra göçmenlerin ülkeye girişlerinden itibaren karşılaştıkları pratik sorunları ele alarak politika üretme süreçlerine yönelik çözüm önerileri sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, sosyo-ekonomik kapasite, sosyo-kültürel sermaye, uyum, vatandaşlık

GöçlerMültecilerNitelik+7
Safure Cantürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of military expenditure on economic growth of Afghanistan

This empirical and analytical study for the period of 2004-2018 estimates and considers the impact of arms expenses on economic growth of Afghanistan by applying the VAR model and VAR Granger causality (1980). The model is run by having the dependent(predicted) variable of economic growth and independent(predictors) variable of military spending and employment. Ultimately, this analysis revealed that arm expenses does not have a significant effect on the economic growth of Afghanistan for the 15 years period from 2004-2018. And after running the Var Granger causality it revealed that if some policy changes accrue to the GDP or economic then it will cause the military expenditure (unidirectional causality) and policy changes to the military expenditure will not cause GDP. According to the joint test, it is seen that if some policy changes accrue to the employment and military expenditure so it will cause GDP, if some policy changes accrue to the employment and GDP so it will cause military expenditure.

AfghanistanMilitary expendituresEconomic growth+5
Khalılullah Hassanı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Ekonomik faktörlerin Zimbabve'de göç üzerindeki etkisi (2008-2019)

The emigration of Zimbabwe to other countries was triggered by many factors that included economic, social and political factors. The major cause for emigration of Zimbabwe was the hard-economic conditions between the year 2008 and 2019. Zimbabweans used emigration as a way of surviving the unliveable conditions that existed in Zimbabwe. Emigration of Zimbabweans had both favourable and unfavourable effects on Zimbabwe's economy. Remittances were a favourable effect on the economy and were used for the development of infrastructure and were also used to reduce poverty. However, brain drain had negative impact on the economy of Zimbabwe. The author used a mixed methodology to investigate the reasons for emigration and to what extent the factors influenced the decision of emigrants to emigrate from Zimbabwe to other destinations. Due to the outbreak of COVID- 19 pandemic, the researcher utilised online platforms to administer questionnaires of the research. After a deep analysis of the responses from the participants, the research found that a significant percentage of Zimbabweans emigrated for advancing their economic status in destination countries they emigrated to. Apart from emigrating for economic reasons, the research also discovered that Zimbabweans emigrated for other reasons that included education and family reunion. The researcher provided recommendations the government of Zimbabwe can implement to balance migration in Zimbabwe.

Economic effectEconomic factorsMigrations+4
Noah Maulanı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Other supervisors