Theses supervised by Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl
37 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Türkiye'de sosyal yardımların sosyal refah üzerindeki etkisi
Toplumların ve ülkelerin bireyleri sosyal ve ekonomik risklere karşı korumak için geliştirdikleri sosyal koruma sistemi, sosyal güvenlik, sosyal hizmet, sosyal transfer ve sosyal yardım uygulamaları olmak üzere farklı kurgulanmıştır. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarına göre değişkenlik gösteren sosyal koruma sistemi uygulamalarından sosyal yardımlar, ortak amaç olarak yoksulluğu, yoksunluk ve çeşitli sebeplerden kaynaklanan refah kaybını önlemeyi benimsemişlerdir. Ancak sosyal yardımların birçok ülkede hiçbir katkı alınmadan verilmesi, ekonomik etkinlik tartışmalarına yol açmıştır. Sosyal yardımların finansman kaynağının kamu olması ve kaynağın temel refah göstergesi olan ülke gelirinden sağlanması, sosyal yardımlar ve gelir ilişkisinin araştırılmasını gerekli kılmıştır. Türkiye'de sosyal yardımların kurumsallaşma sürecinin yakın bir geçmişi olmasına rağmen, sosyal yardımların ekonomide önemli bir maliyet oluşturduğu algısı yerleşmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 2002 yılından sonra kurumsallaşma sürecine giren sosyal yardımların ülkede kişi başı gelir üzerindeki etkisi tahmin edilmeye çalışılarak, sosyal yardımların uzun dönemde ekonomik üretimde nasıl bir etkisinin olduğu araştırılmıştır. Sosyal yardımların kişisel refah üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif olduğu bulunan çalışmada, üretim fonksiyonunda yer alan işgücü ve sermaye değişkenlerine eğitim, sağlık ve sosyal yardımları temsil eden değişkenler eklenmiştir. EKK yöntemiyle analiz edilen ekonometrik modelde, sosyal yardımların refah üzerindeki anlamlı ve pozitif etkisine karşın, sağlık ve eğitim göstergelerini temsil eden değişkenlerin refah üzerindeki pozitif etkisinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Sosyal yardımların eğitim ve sağlık alanında çeşitlenerek verilmesi, kişisel refahın artışında güçlü bir katkı sunacaktır. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardımlar, refah, ekonomik büyüme, gelir, sosyo-ekonomik eşitsizlik
Sosyal yardımlar ve hizmetler bağlamında sosyal politikaların yerelleşmesi
Sosyal yardımlar ve hizmetler merkeziyetçi bir açısıyla, merkezden ya da yerindelik ilkesi gereği, yerel yönetimler eliyle yerelden sunulabilmektedir. Tercih edilen seçenek, ülkenin sahip olduğu çeşitli özellikler doğrultusunda belirlenmektedir. Ayrıca, ülkelerin kültürel, tarihi, demografik ve coğrafi yapıları da sosyal politikaların sunumunda nasıl bir yol benimseneceğini direkt olarak etkilemektedir. Ancak bazen, dünyada yaşanan olaylar ve değişen konjonktür doğrultusunda, ülkeler bir sistemi mecburen benimsemek durumda da kalabilmektedirler. II. Dünya Savaşı'na kadar daha çok sivil toplumla ve aile kurumuyla yürütülen sosyal politika faaliyetleri, sonraları devletlerin sorumluluğu altına daha fazla girmeye başlamış ve sosyal refah devleti uygulamaları, sosyal politika sunumunda ağırlık kazanmaya başlamıştır. İlerleyen süreçte, toplumsal yapılarda meydana gelen değişimler, başka bir dönüşümü daha zaruri kılmıştır. Artan nüfusla beraber, muhtaç sayısının yükselmesi ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının çeşitlenmesi, yerel yönetimlerin sosyal yardım ve hizmetlerin sunumunda daha fazla rol almalarını gerektirmiştir. Diğer taraftan, küreselleşme olgusuyla beraber, merkezi yönetimlerin ellerindeki yetkilerin bir kısmını yerel birimlere ve uluslararası kuruluşlara devretmeleri, merkezi otoritenin zayıflamasına sebep olmuştur. Sosyal alanda da zayıflayan devlet, yerel yönetimler aracılığıyla, tekrardan ağırlığını hissettirmeye çalışmaktadır. Bu yönüyle de yerel yönetimlerin, kaybolan devlet yetkilerini yeniden canlandırdığı söylenebilir. Bütün yetkilerin tek bir merkezde toplanması bazen halkın yönetime katılmasını engelleyebilir. Bu noktada yerelleşme, karar alma süreçlerine halkın dahil edilmesiyle birlikte, demokratikleşme aracı olarak görülebilir. Türkiye'de sosyal politika uygulamaları, diğer bütün kamusal alanlarda olduğu gibi, geçmişten gelen bir kültürün de etkisiyle merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Ancak, değişen toplumsal yapı ve ihtiyaçların çeşitlenmesi, Türkiye'de de bu alanda bir reformun yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, çünkü Ankara'da üretilen politikalar, Kars'ta yaşayan insanların ihtiyaçlarına tam olarak çözüm getirememektedir. Halka yakınlığı sayesinde, bölge insanının ihtiyaçlarını daha iyi tahlil edebilecek olan yerel yöneticiler, bu ihtiyaçların giderilmesi konusunda çok daha etkili hizmetleri vatandaşa sunabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal politika, yerelleşme, yerele devir, yerel yönetimler, yerindelik
Yoksul ailede yetişen çocukların sosyal dışlanması: Çorum ili örneği
Sosyal dışlanma, çocukluk döneminde yaygın karşılaşılan durumlardan biridir. Çocukluk döneminde deneyimlenen dışlanma, bireyin hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde olumsuz etkilere sahiptir. Sosyal dışlanma kavramı, çocukların yaşamları üzerindeki etkileri bağlamında pek fazla tartışılmamış bir konudur. Bu durumun temel sebebinin, kavramın ilk olarak iş piyasalarından dışlanmayla kaynaklı çıkışından olduğu söylenebilir. Bu sebeple literatürdeki sosyal dışlanmanın belirleyici özellikleri yetişkin odaklı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Çorum ilinde asgari gelir düzeyi altında yaşayan ve belli bir yoksulluk seviyesinde olan ailelerin çocuklarının yaşadıkları sosyal dışlanmalarını ortaya koyarak genel bir tablo çizmeye çalışmaktır. Bu doğrultuda çalışma Çorum ili merkez ilçesinde yaşayan ve asgari gelir altında bir gelire sahip olan, yaşları 6 ile 18 arasında değişen okul çağındaki 30 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Yitzhak Berman ve David Phillips (2000) ve Ridge (2002) tarafından geliştirilen sosyal dışlanma ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada nitel araştırmalarda kullanılan durum çalışması yöntemi benimsenmiştir. Çalışmanın amaçları doğrultunda hazırlanan görüşme formları ile derinlemesine görüşme tekniği kulanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre çocukların sosyal dışlanmayı yetişkinlerden daha farklı deneyimledikleri gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda çocuklara yönelik sosyal içerme politikalarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Enerji ve çevre ekonomisi üzerine üç makale
This thesis consists of three independent empirical essays on energy and environmental economics for OECD countries. The first paper explores the impacts of environmental policy stringency index (EPS) (and its subcomponents) on FDI inflows through novel panel data techniques in 26 OECD countries covering 1995-2012. According to findings, variables move together in the long-run. Besides, we find that an increase in aggregate EPS and non-market EPS decrease FDI inflows in these countries. The second essay has three main aims: a) constructing an energy intensity, energy efficiency, and activity indexes through the decomposition analysis for 27 OECD countries for 1971-2018, b) detecting the stochastic convergence behavior of energy efficiency index through recent panel data techniques that consider both sharp and smooth breaks, and c) estimating the income and price elasticities of these three energy indexes. Our empirical findings demonstrate that an improvement in the energy intensity can be attributed to the increase in energy efficiency rather than a change in economic composition in OECD countries. Besides, the findings show that most of the countries' energy efficiency index does not converge to the OECD average. We also find that per capita income level negatively affects both the energy intensity index and the energy efficiency index for most countries. The last paper examines the impact of income level, disaggregated energy consumption, types of globalization level, and urbanization on per capita ecological footprint by utilizing machine learning techniques for 27 OECD countries during 1971-2016. The empirical results exhibit that oil product consumption, electricity consumption, and GDP are the most significant variables for our model. These findings have important implications for both developed and developing countries for designing proper energy and environmental policies.
Zorunlu eğitim çağındaki Suriyeli çocukların eğitime erişimi önündeki engeller: Ankara ili örneği
Bu çalışma, 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı ikinci döneminde Ankara'da yaşayan, geçici korumadan yararlanan ve zorunlu eğitim çağında çocuğu olduğu halde çocuğu okula gidemeyen, eğitime erişim sorunu yaşayan Suriyeli aileler arasında, çocuklarının okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerin yaşanma yaygınlıklarını belirler, bu etkenlerin eğitime erişime etkisini açıklar ayrıca katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaşadıkları yere göre ilişkisini analiz eder. Başlıca bulgular göstermiştir ki; Suriyeli çocukların okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerden katılımcılar arasında en yaygın olarak yaşanan etkenlerin ekonomik kaynaklı etkenler olduğu görülmektedir. Okul ve okul ortamı ile güvenlik yetersizliği kaynaklı etkenler de yaygın olarak yaşanmaktadır. Bu etkenlerin yaygın olarak yaşanması çocukların eğitime erişimini olumsuz olarak etkilemektedir.
Türkiye için enerji talebi modellemesi ve tahmini
This thesis analyses the elasticities of electricity and natural gas demand in Turkey in terms of sub-sectors and aggregate levels by using five econometric approaches, namely Engle-Granger Two-Step, Fully Modified Ordinary Least Squares, Johansen Cointegration, Auto Regressive Distributed Lag Bounds Testing and Structural Time Series Modelling method. In addition, by using the elasticity results and several scenario assumptions, Turkey's possible future energy demands are forecasted for all sectors up to 2025. The results show that the price and income elasticities of industrial and aggregate electricity demand are lower than one in both short- and long-term. On the other hand, while the short-run residential income elasticities are also found as smaller than one, the long-run income elasticities are estimated as greater than one by conventional cointegration methods. In terms of natural gas demand, while the industrial own-price elasticities are smaller than one in the short- and long-run, the residential and electricity generation sectors price elasticities are greater than one in absolute value, especially in the long-term. Furthermore, the electricity generation sector's own-price elasticities are found to be positive. In the context of income, on the other hand, the highest elasticities are estimated for the residential sector. Moreover, the short-term income elasticities of the industrial sector are greater than that of the long-term, whereas the exact opposite of this situation is observed in the residential and electricity generation sectors. In this study, along with the elasticity estimations, the forecast results of Turkey's electricity and natural gas demand are also presented. The reference scenario's average estimations for the industrial, residential and aggregate electricity demand in 2025 are approximately 125 TWh, 97 TWh, and 345 TWh, respectively. Also, the average natural gas demands for the reference case are estimated as about 25 bcm, 22 bcm, 30 bcm and 90 bcm in terms of the industrial, residential, electricity generation sector and aggregate level, correspondingly. The main motivation of this thesis is to compare the performances of several econometric techniques in modelling and forecasting Turkey's energy demand. Considering the econometric methods used in this study, the Structural Time Series Modelling (STSM) method coupled with Underlying Energy Demand Trend (UEDT) concept has come into prominence, both methodologically and empirically. In addition, the prediction results of this approach are more stable than the conventional cointegration methods. In summary, the conventional cointegration methods and STSM/UEDT approach are used in this thesis for modelling and forecasting Turkey's energy demand in terms of electricity and natural gas. According to the findings of this research, in general, the STSM/UEDT method has given more consistent and significant results than other techniques. Consequently, since the STSM/UEDT approach uses a stochastic trend instead of the deterministic one, several factors that cannot be estimated by the conventional cointegration methods can be included in the model. In this way, the major structural changes in the energy demand trend can be determined. Therefore, for countries such as Turkey of which energy consumption changes over time, using the STSM/UEDT approach can provide advantages to observe the energy demand tendencies better.
The effects of oil price changes on economic growth in the case of Azerbaijan
Oil is a crucial part of Azerbaijan economy. Without oil revenues it is impossible to imagine economic growth in Azerbaijan. This study is an attempt to analyze the relationship between oil price changes and economic growth rate. Oil price, GDP, inflation and real effective exchange rate were selected as a variable on the basis of monthly data from 2008 M1 to 2016 M12. All variables were found to be integrated of order I. Then Johanson cointegration test was employed and as a result of that VECM was performed. The result from VECM showed that oil has a positive and significant effect on economic growth of Azerbaijan in the long-term.
Sosyal politika çerçevesinde barınmada Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun (KYK) rolü - Ankara ili örneği -
Sosyal politikalar bireylerin sağlık, eğitim, güvenlik, barınma ve istihdam olanaklarına eşit şekilde ulaşmasını sağlamak için devlet tarafından sağlanan uygulamalardır. Sosyal politikanın öncelikli amacı bireyler arasındaki sosyal adaleti sağlamaktır. Üniversite öğrencilerinin yaşadığı barınma sorunlarının da sosyal politika çerçevesinde ele alınması gerekir. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK), sosyal devlet anlayışının bir tezahürü olarak, yıllardır ülkemizde yükseköğrenim öğrencilerine hizmet vermektedir. Bu çalışmada sosyal politika, barınma ve yükseköğrenim öğrencileri açısından barınma sorunları, KYK'nin öğrencilere ve sosyal devlet anlayışına katkısı gibi başlıklar detaylıca ele alınmıştır. Ankara ili Merkez KYK yurtlarında kalan öğrencilere anket düzenlenerek KYK'nin barınma konusunda öğrencilere yaptığı katkılar incelenmiştir. Anket çalışması sonucunda öğrencilerin KYK yurtlarını tercih etme nedenleri, yurt hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri, KYK yurtlarından beklentileri ve öğrencilerin demografik yapıları arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca, Öğrencilerin sosyal politika kavramına yönelik algıları incelenmiş ve sorulara verilen cevaplarla, KYK yurtlarının sosyal politika ve eşitlik kavramları çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır.
Farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve gruplara yönelik sosyal içerme politikaları: Konya Tatlıcak mahallesi örneği
Toplumla bütünleşememe ve sonucu olan diğer sorunlar, sosyal hizmeti ve onun makro boyutu olan sosyal politikayı doğrudan ilgilendirmektedir. Tatlıcak Mahallesi, yaşam tarzı bakımından Konya'nın geri kalanından farklı, görece şehir merkezine uzakta, dağınık bir yerleşime sahip, içerisinde göçlerle gelen farklı sosyal grupları barındıran, sosyo-ekonomik düzeyi düşük, suç potansiyeli yüksek bir mahalledir. Bölgedeki sosyal çeşitlilik, hizmetlerden yeterince yararlanamama ve mahalledeki diğer sorunlar, mahalle halkının kendi aralarında ve Konya halkı ile bütünleşmelerini engellemektedir. Dışarıdan mekânsal gibi görünse de Tatlıcak, kimlik, ekonomik ve sosyokültürel yönlerden de dışlanmanın yaşandığı bir mahalledir. Böylesine bir sosyal dışlanmanın yanısıra, sosyal refah kaynak ve hizmetlerine erişim sorunlarının yaşandığı bir yerde, sosyal demokrasinin, sosyal adaletin, sosyal barışın ve sosyal bütünleşmenin sağlanması mümkün değildir. Karma metotlu olarak tasarlanan bu araştırmanın nicel kısmında, sosyal dışlanma algılarını, sosyal mesafe tutumlarını ve yaşam doyumlarını ölçmek üzere 358 mahalle sakiniyle yüz yüze anket yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında suç potansiyeli yüksek iki sosyal grup, mahallenin yerlileri ve mahalleyi bilen ve orada görev yapan meslek elemanlarından oluşan toplam 32 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Alan araştırmasında elde edilen veriler analiz edilerek bulgular birleştirilmiştir. Sonuç kısmında bulguların gömülü teori yaklaşımıyla ele alınmasıyla mahalledeki sorunların kompozit yapısı ortaya çıkarılmış ve bu yapı üzerinden sosyal içerme süreci planlanmıştır. Sosyal risk teşkil eden bu sorunların giderilmesi, mahalle sakinlerinin toplumla bütünleşebilmeleri ve ortak yaşam kültürünü benimseyebilmeleri amacıyla sosyal içerme politikaları önerilmiştir. Ayrıca, Tatlıcak Mahallesi gibi içerisinde farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve grupları barındıran ve toplumla bütünleşme sorunlarının yaşandığı yerleşim alanları için toplumsal değişmeyi sağlayıcı genel sosyal içerme politikaları önerilmiştir.
2012-2017 döneminde madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının süreç analizi
Eski çağlardan beri var olan uyuşturucu madde kullanımına insanların ve toplumların bakış açıları, zaman içinde değişmiş ve dönüşmüştür. Ülkemizde de geçmişte şifa verdiği düşünülerek hekimlikte yoğun şekilde kullanılan uyuşturucu maddelerin tüketimi, zamanla suç olarak kabul edilmiştir. Gün geçtikçe duruma tek bir açıdan bakmanın doğru olmayacağı anlaşılmış ve bağımlıların tedavi edilmesi gereken hasta kişiler olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş, sosyal devlet olmanın da gereğiyle devlet politikalarına yansımış ve böylece madde bağımlılığı ile mücadele, sosyal politika alanında yer bulmuştur. Bu çalışmada öncelikle geçmişten günümüze madde bağımlılığının değişim süreci, madde bağımlılığı ve sosyal politika ilişkisi ele alınmıştır. Akabinde kamu politika süreci, 2012-2017 yılları arasındaki madde bağımlılığı ile mücadele politikalarına uygulanmış ve Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikaları süreç analizi (gündeme gelme, formüle edilme, kanunlaştırma, uygulama ve değerlendirme) yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda, Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının, gündeme gelme aşamasından değerlendirme aşamasına kadar sistematik olarak ve büyük oranda sürece uygun şekilde işlediği görülmüştür. Bununla birlikte ülkemizde akademik olarak madde bağımlılığı konusunda düzenli ve yeterli verileri elde edebilecek çalışmalar yapılmamakta ve sürecin birçok boyutunda hükümetlerin bakış açısı politikaların şekillenmesinde rol oynamaktadır.
The effects of economic variables on voting behavior in Turkey: A probit model approach
This thesis analyzes the effects of economic variables on voting behavior in Turkey by a probit model approach. It investigates the economic variables which affect the probability of incumbent political party's re-election. The direction and size of effects' of each selected economic variable also measured in details. The main findings reveal that economic voting exists in voting behavior in Turkey and Turkish voters are sensitive to changes in economy.
Kamu desteklerinden yararlanan kadın girişimciler: Ankara ili örneği
Kadın girişimciliği, küreselleşmeye bağlı artan rekabet ortamında, oluşturacağı yeni ekonomik değerler ve fırsatlar sebebiyle büyümenin ve kalkınmanın önemli bir aktörü olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmak adına, ülkenin yarı nüfusunu oluşturan kadınların; girişimciliğini destekleyerek teşvik etmek ve sayılarını artırmak, var olan kadın girişimcileri güçlendirmek ve global bir köy haline gelen dünya pazarıyla entegrasyonunu sağlamak amacıyla kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarınca yapılacak tüm çalışmalar önemlidir. Türkiye'nin ekonomisi dikkate alındığında, ekonomiyi büyütmenin, kullanılmayan kadın potansiyelinin etkin hale getirmenin, refaha ulaşmanın ve yeni iş alanları oluşturmanın yolunun kadınların girişimcilik çalışmalarının desteklenmesinden geçtiğini önemle ifade etmek gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, Ankara'da yaşayan çeşitli kurumlardan destek almış girişimci kadınların tecrübelerinden hareketle, bu kadınların ne tür projeler yaptıklarını, işlerini nasıl kurduklarını ve ne çeşit engellerle karşılaştıklarını incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve bu nitel çalışmayı yürütmek için fenomenolojik araştırma stratejisi uygulanmıştır. Ayrıca derinlemesine görüşme yöntemi ile 15 kadın girişimciyle araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara ulaşmak için özellikle bu alanda çalışan STK'lar ziyaret edilmiş ziyaret esnasında birkaç kadına ulaşılmış sonrasında destek almış bu kadınların yönlendirmeleri ile diğer katılımcılara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda; kadınların girişimci olmak için cinsiyet perspektifli engellerinin ve sorunlarının yanında, sermaye eksikliğinden, bürokratik engellerden, eğitiminden ve örgütlenmesinden de kaynaklı engellerinin bulunduğu görülmüştür. Girişimci kadınların kendi işletmelerini kurma ve yürütme sürecinde aldıkları danışmanlık, hibe ve kredi, mentorlük vb. destekler onları bu süreçte cesaretlendirmektedir. Fakat özellikle kamu desteklerinden yararlanması esnasında destek veren kurumdan kaynaklı yaşanılan sorunların kadınları, o desteği almaktan vazgeçirecek kadar motivasyonlarını etkilediği görülmüştür. Elde edilen bulgular, kadın girişimciliğini büyük ölçüde destekleyen, sürdürülebilirliğini sağlayan ve teşvik eden kurumsal bir desteğin olmadığını ortaya koymuştur. Bu doğrultuda çalışmada kadın girişimcilik kavramı, girişimci olan kadının topluma sağladığı faydalar, kadının çalışma hayatındaki durumu incelenmiştir. Kadın girişimciliğinin özellikleri, tipleri, erkek ve kadın girişimcilerin karşılaştırılmaları, sorunları ve engelleri, Dünya'da ve Türkiye'de kadın girişimciliği, kadın girişimciliğini teşvik eden kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ile uluslararası kurumlar araştırma içinde ayrı başlıklar halinde sunulmuştur.
An empirical analysis of business cycles in Turkey
Turkish economy had many ups and downs in its history. Fırst, Turkey had attempted to adopt a liberal economic model after the establishment of the Republic of Turkey, but Lausanne Treaty constrained the ability of the government to establish an independent economic strategy. While expecting the expiration of restrictions imposed by the Lausanne Treaty, then this time the world's economic crisis started. After the great depression, Turkey has started the planned industrialization economy to minimize the effects of the crisis. After that, the share of industry in national income increased while that of the agricultural sector decreased. In 1950, Democrat Party (DP) came to power and attempted to follow a liberal economic model again. The government tried to transform the economy from etatism to market economy. The agricultural sector was supported and taxes on agriculture were abolished. On the other hand, the government gave importance to scale economies, efforts were made to facilitate the work of the private sector by taking steps in the fields of infrastructure investments, energy and transportation-communication. During the DP period, Turkish economy experienced high growth level until 1953, but due to unhealthy economic structure; increased size of public enterprises, public deficits and inflation, growth started to slow down thereafter. In 1961, planning became a constitutional rule and compulsory for the public sector. This, in somewhat, was the return to etatism, which was a development attempt in a closed economy with the state initiatives. Military government at this period started five-year development plans with import-substitution and high degree of protectionism policies. In 1973, with the oil shock, the current account deficit had been widened and external financing requirements had been increased. The main issue was that planners ignored scale economies and capacity utilization. They created artificial price structures and unrealistic exchange rates. In this period, Turkey had closed, but import oriented economy. Thus, each time, it encountered with balance of payment deficits, currency crises, and unemployment and inflation problems. In order to overcome these problems, on January 24th, 1980 stabilization program was started with the support of the IMF. One of the important goals of this program was to transform the import-substitution economy to export-oriented economic structure. In this regard, one important step was the liberalization of financial market. Thus, the capital account was liberalized in 1989. In later years, economic structure which is governed with political business cycles led increase in the budget deficit and money supply growth, and then high inflation rate. Due to short term opportunistic policies, currency crises and devaluations were never ended in the pre-2001 period. The institutions established to regulate real and financial markets with stability programs have an important place in minimizing distortions. Some of these important institutions are the Capital Markets Board, the Banking Regulation and Supervision Board and the Independent Central Bank. In 2001, with the independence of the Central Bank, governments had been prevented from monetizing economy for populist purposes. Improvements in independent institutions through a strengthening of the legal and regulatory infrastructure have supported the proper functioning Turkish economy. In this study, we employed the business cycle method to analyze aggregate economic activity and to examine whether any structural break take place in the post-2001 crisis, with looking at the volatility changes obtained from the business cycles model. To evaluate pre- and post-2001 crisis period, the data sets on real GDP and its components have been modified, rebased and extended to recent years. The results of business cycle facts show that the structural change took place in the post-2001 crisis period. The econometric model has also been utilized for the indication of structural change. In this regard, Chow stability test have been used. Results of test show that the structural break took place in Turkish economy in the post-2001 period. These indicate that including EU accession, social, political, institutional and structural economic reforms had contributed to structural transformation of the economy in the post-2001 crisis period. In addition, we investigated the business cycles facts of the Turkish economy using quarterly data from 1987:1 to 2016:2 with the methodology used by Kydland and Prescott (1990). We found that both the consumption and investment are procyclical and fluctuates more than output; exports and imports are procyclical; prices and inflation are countercyclical; and M1, M2 and M3 definitions of money give different results with different period of data. On the other hand, employment at the intensive and extensive definition, productivity, manufacturing indices, all are procyclical and consistent with the results of other studies in literature on developing economies.
The role of the credit channel in monetary policy transmission: A Survey based analysis of Turkey
The amount of loans granted by the financial sector to the real sector can be accelerated beyond the implications of the classical interest channel as a result of external financing premium. This effect is called "credit channel of monetary policy" in the central banking literature. This study analyses the credit channel of monetary policy in Turkey and its effect on inflation and output for the period of 2004Q3-2016Q4. In the study, to identify the sub components of credit channel, Bank Loans Tendency Survey (BLTS) of the Central Bank of the Republic of Turkey on quarterly frequency have benefited. The credit channel is decomposed as the borrower's balance sheet channel and the bank lending channel using the methodology in Ciccarelli et al. (2015). Identification of the sub channels and through which mechanism monetary policy is transferred to financial intermediation and to the real economic activity will contribute to the policy implementation process. The results of the study would be beneficial to determine the appropriate policy mix. The results of the study of Ciccarelli et al. (2015) imply that credit channel amplifies the impact of monetary policy on production and price level. In Euro Area, all sub channels of credit channel seem important whereas the bank lending channel is more powerful for corporate loans and demand channel is more effective for mortgage loans. In the US, firms' balance sheet is effective in transmission of monetary policy to real economic activity, however, bank lending channel seems ineffective. In Turkey, credit supply channel is more effective than credit demand channel in terms of monetary policy transmission mechanism. Moreover, monetary policy is transmitted to real activity via firm's balance sheet channel. When monetary policy, real economy and credit developments are considered for Turkey, the result of the study show that borrower's balance sheet channel should be included into the analysis of monetary policy transmission mechanism.
Kadınların kariyer engelleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik Ankara'daki OSB'lerde bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, kadınların kariyer engelleri algıları ile çalıştıkları işyerlerindeki örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma için gerekli veriler, Ankara'da faal halde bulunan Organize Sanayi Bölgeleri'ndeki kadın çalışanlardan anket yoluyla elde edilmiştir. Kariyer engellerini ölçmek için İnandı (2009) tarafından geliştirilen 26 ifadeden oluşan ölçek ve örgütsel bağlılık için de Dağlı vd. (2018) tarafından geliştirilen 18 ifadeden oluşan ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, bu OSB'lerde çalışan kadınlar arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen 600 kişiden oluşmaktadır. Araştırma hipotezlerini test etmek için öncelikle geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Daha sonra ölçeklere faktör analizi uygulanmıştır. Bunlardan sonra tek faktörlü varyans analizi ve kariyer engelleri ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi ölçmek için korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, kadınların kariyer engellerine ilişkin algılarının örgütsel bağlılık üzerinde negatif bir kısmi etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca kadın çalışanların medeni durumuna göre toplumsal cinsiyet kalıp yargıları durumuna ilişkin görüşlerinde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın bulgularının özellikle imalat sanayinde faaliyet gösteren firmalarda çalışan kadınlar üzerinde yapılmış ilk çalışma olması açısından literatüre önemli bir katkı sağlayacağı ve uygulama açısından da önemli ipuçları taşıdığı değerlendirilmektedir.
X ve Y kuşağı'nın sosyal refah algısı
Yaşamın her alanında kendisini hissettiren değişim ve dönüşümlerin kuşkusuz ki insanların karakteristik özellikleri, hayata karşı beklentileri, bakış açıları, algıları ve öncelikleri üzerinde de tesiri söz konusudur. Değişimler, her bireyin bu değişimlere uyumu konusunda zorlukları da ortaya çıkarmıştır. Uyum doğal bir süreçtir. Fakat insanların hayatlarını doğrudan etkileyen bu tarz köklü değişimler önceki alışkanları devam edenler için ve direkt olarak bu hayatın içine doğanlar için uyum ayrımı göstermektedir. Bu noktada kuşaklar arasında farklılaşma kendini açığa çıkartmaktadır. İnsanların karakterleri üzerinde doğdukları dönem ve şartların, yetiştikleri aile veya ortamlardan çok daha etkili olduğu görülmektedir. Strauss ve Howe'un 1990'lı yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kuşaklardaki değişiklikler üzerine yaptıkları çalışmalar doğrultusunda belirli on yıllarda doğan insanların çeşitli konularda farklı tutum ve düşünceleri olduğu görülmüştür. Son yıllarda teknolojinin hızla ilerlemesi, dünyada olup bitenlerin çabuk yayılması, ekonomik değişimler insanların yaşam biçimlerine ve algılarına yönelik çeşitli tutumlara bürünmelerini de beraberinde getirmiştir. Z Kuşağı'nın yaşları itibarıyla henüz tam olgunlaşmayıp, kendilerini tam anlamıyla ifade edemedikleri düşünüldüğünde, hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde nüfus bakımından en büyük kuşakları oluşturan iki grubu temsil eden X ve Y Kuşağı'na mensup bireylerin sosyal refah algısını konu alan bu çalışma ile bireyin mutluluğu, rahatı olarak tanımlanabilecek refah kavramından doğan sosyal refah kavramı eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, teknoloji erişimi, tüketim alışkanlıkları, sosyal ilişkileri gibi konularda kaynakların dağılımıyla meslek ve mülk edinmeyi kapsayan sosyal süreç kuşakların algısı üzerinden incelenmiştir. Araştırmada hem nitel hem nicel çalışma tekniklerinden faydalanılmış olup anket formu ve derinlemesine mülakat tekniği uygulanmıştır. Özellikle Y Kuşağı'na mensup bireylerin gerek eğitim gerekse de istihdamda yer almasıyla refah algısı noktasında değişimlerin yaşandığı görülmüştür. Araştırma kapsamında X ve Y Kuşağı'na mensup bireylerin özellikle yaşam memnuniyeti ve doyumu noktasında farklılaştığı tespit edilmiştir. X Kuşağı'nın daha çok mevcut hayatından ödün vermemek olarak algıladığı sosyal refah, Y Kuşağı tarafından hep bir ileriye gitme olarak ifade edilmiştir.
Türkiye'de çocuk yoksulluğunu etkileyen faktörler
Bu çalışma kapsamında çocuk yoksulluğunun zaman ve bölgesel dinamiklerinin etkileşimini incelemek ve çocuk yoksulluğunun azaltılmasına yönelik politika önerileri sunmak amaçlanmıştır. Öncelikle Türkiye ve AB ülkelerinde çocuk yoksulluğu ile ilgili mevcut durum ve uygulanan politikalar karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Daha sonra literatürde yoksulluğun faktörleri olarak görülen ebeveynlerin eğitim, sağlık, istihdam durumu ve hanenin ev sahipliği durumu ile hanede çocuk işçiliği bulunması durumu göstergeleri Gelir ve Yaşam Koşulları Anketinin 2006 – 2018 yılları mikro verilerinden İBBS düzey 1 bölgesel bazında üretilmiş ve bu veriler ile Genelleştirilmiş En Küçük Kareler Tahmini yöntemi ile sabit etkili panel veri regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular, AB ülkelerine kıyasla Türkiye'de yüksek bir oranda olan çocuk yoksulluğunun, yoksulluk faktörlerindeki iyileşmeler ile birlikte 2006 – 2018 döneminde azaldığını göstermektedir. Hane reisinin eğitim seviyesinin artması, sağlık durumunun iyileşmesi ve hane reisinin çalışması ile çocuk işçiliği görülen hanelerin azaltılması ve oturulan evin sahiplik oranının artırılması, yoksulluk oranlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaltmaktadır. Yoksulluk faktörlerinin yoksulluğu etkilemesinin yanında kendi aralarında da bulunan ilişkileri panel Granger nedensellik testi ile incelendiğinde, çocuk yoksulluğu, eğitim, sağlık, istihdam, ev sahipliği ve çocuk işçiliği faktörleri arasında da çok yönlü nedensellikler olduğu bulunmuştur. Çocuk yoksulluğunun azaltılması için bölgesel farklılıkları dikkate alan çok boyutlu sosyal politika uygulamalarının koordineli ve sistematik bir şekilde devam etmesi gerekmektedir.
Migration balance in the northern part of Montenegro
Throughout history, migrations have been common and have occurred, either voluntarily or forcibly, within a country or across borders, in small or large groups, which have certainly affected the migration balance of the place. Various causes have been identified for the emergence of migration, such as reasons related to religion, class, nationality or economy. Montenegro is characterized by significant regional differences in the level of development, mainly due to the less developed northern region and the more developed central and southern regions. Throughout history, Montenegro has traditionally been a country of emigration and the main reasons that led to that are socio-economic factors. In this study, the focus is on the main reasons that influenced the occurrence of emigration of residents from the north of Montenegro focusing on the period 2010-2019. The main motives that influenced the emergence of emigration from the north of Montenegro are the reasons that were identified as unemployment, then for personal development. In this study, a quantitative research method was used, and a survey was used as an instrument. However, due to an unforeseen outbreak of Covid 19 surveys were done through online platforms. As a researcher, who is very careful in the current environment, I have used internet platforms, such as Google Forms, as a secure method of collecting data that did not put people at risk of spreading Covid 19. After analyzing the samples, the conclusion is that the biggest reason that leads to the emergence of emigration are economic conditions, such as unemployment and low wages. Such a fact leads to the appearance of a negative migration balance, which leads to the possible occurrence of depopulation in the northern region.
The economics of unemployment in India: Okun's Law revisited
This study aims to predict the nature of the relationship between unemployment and gross domestic product in India in the light of Okun's law. Moreover, this thesis analyses and examines the impact of GDP on youth unemployment and checks the presence of jobless growth in India. Furthermore, to check if there exists a certain relationship between the dependent variable (youth unemployment rate) and independent variable (real GDP US$) in India, the Vector Error Correction model is adopted for the time series data of 1991-2019. Additionally, the ADF and Perron (1989) unit root test, lag selection, and cointegration tests of long run relationship between the youth unemployment rate and GDP are done before estimating the VEC model. The results show that the unemployment and GDP in India are positively related with Okun's coefficient = 2.76 resulting in the conclusion of the presence of long run jobless growth in India. Also, the Wald Test confirms the presence of short run causality between the youth unemployment rate and GDP in India. Wherein, the causality is running from GDP to youth unemployment rate. Conclusively, this thesis negates the presence of Okun's law in India and instead confirms the presence of jobless growth in India post economic reforms of 1991.
Bir öğrenci gönüllülüğü tecrübesi olarak Kredi ve Yurtlar Genel Müdürülüğü gönül bağı etkinlikleri: Samsun il Müdürlüğü örneği
KYK yükseköğrenim düzeyinde eğitimlerine devam eden gençlere barınma, beslenme, burs/kredi imkânları sunmakta ve özellikle 2013 yılından bu yana düzenli olarak eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler düzenlemektedir. KYK'nın öğrencilere sunduğu imkânların tamamı ücretsiz olup katılım gönüllülük esasına dayanmakta böylece öğrencilerin ders dışı zamanlarını verimli ve kaliteli değerlendirmelerinin de yolu açılmaktadır. KYK özellikle sosyal sorumluluk faaliyetlerine her bir yurt öğrencisinin katılımını teşvik etmekte ve araştırmaya konu gönüllülük ruhunun gençlerin dünyasında daha fazla yayılmasına önem vermektedir. Çalışmanın temel amacı KYK'ya bağlı yurtlarda kalan öğrencilerin, "Gönül Bağı" başlığı altında yürütülen sosyal sorumluluk faaliyetlerinden ne ölçüde haberdar olduğunu, bu faaliyetleri nasıl algılandığını, katılım düzeylerini ve katılım motivasyonlarını tespit etmektir. Yıllar boyunca barınma, burs/kredi ve beslenme ile anılmış bir Kurumun yurtlarını eğitim mekânlarına çevirme ve belki de ikinci bir okul olma iddiası içine girmesi araştırılmaya değer bir konu olarak görülmektedir. Çalışma çerçevesinde araştırmanın evrenini 2019-2020 öğretim yılı güz döneminde Samsun İl Müdürlüğüne bağlı 17 devlet yurdunda barınan 13 750 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada ihtiyaç duyulan verilerin toplanabilmesi maksadıyla "KYK Öğrencilerinin Gönül Bağı Faaliyetlerine Katılım Anketi" kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; katılımcıların yarıdan fazlasının (% 53,2) Gönül Bağı faaliyetlerinden haberdar olduğu, "yaşlılar, KYK Ormanı ve çevre" başlıklı gönüllülük çalışmalarının öğrenciler tarafından en fazla tercih edilen faaliyetler olarak ortaya çıktığı, gönüllülük projelerine katılım amaçları incelendiğinde; öğrencilerin en fazla boş zamanlarını anlamlı bir faaliyetle değerlendirme eğiliminde olduğu, cinsiyete ve yaş gruplarına göre katılım oranlarında anlamlı bir fark saptanmadığı, yurt yönetiminin sosyal sorumluluk projelerine ilgisine göre öğrencilerin katılımlarının anlamlı düzeyde etkilendiği ortaya çıkmıştır.
Aktif yaşlanma ve yerel yönetim uygulamaları: Ağrı ili örneği
Günümüzde sağlık alanındaki ve toplumsal yapıdaki değişimlerle birlikte insanların yaşam süreleri uzamakta tüm dünyada doğum oranı düşmekte ve yaşlı birey sayısı artmaktadır. Şehirleşme ile toplumsal alandaki bu değişimler yaşlı bireyleri de etkilemektedir. Yaşlılık, sosyal, psikolojik ve fizyolojik olarak bireylerin değişime uğradığı engellenemeyen bir süreçtir. Aktif yaşlanma, bireylerin yaşamları boyunca faaliyet gösterdikleri bir süreçtir. Yaşlanmayla birlikte yaşlı bireylerde görsel ve işitsel kayıplar, hafıza zayıflığı gibi olumsuzluklar yaşanmaktadır. Aktif yaşlanma ile yaşlılık döneminde yaşanan bu olumsuz durumların en düşük seviyede yaşanması hedeflenmektedir. Yaşlı birey nüfusundaki artış ile yaşlılara yönelik sosyal hizmetler alanında yeterli düzeyde çalışmaların olması, yaşlıların hayat kalitelerinin artırılması, yaşlılara yaşlanma bilincinin kazanılması ve aktif yaşlanma sürecinin başarılı bir şekilde yaşanabilmesi için bazı politikaların üretilmesi ve çalışmaların yapılması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde sosyal politika uygulamalarında yerel yönetimler önemli bir yapıdır. Aktif yaşlanma bağlamında yapılan politika ve çalışmaların kapsamlı bir şekilde yerel yönetimler düzeyinde de yaşlılara yönelik hizmetlerin sunularak onları sosyal olarak güvence altına alınması önemlidir. Şehirleşmeyle birlikte şehir hayatında yaşlıların günlük yaşamlarını nasıl geçirdikleri, ihtiyaçlarının neler olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Bu değişime yerel yönetim uygulamalarının yansımasının nasıl olması gerektiği önemli konular arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, çalışmada aktif yaşlanma çalışmalarının uygulanmasında yerel yönetimlerin önemi ve yaşlanma, aktif yaşlanma kavramları literatür olarak incelenmiştir. Çalışmada Ağrı Belediyesinin yaşlılara yönelik yerel yönetim olarak yaşlılarla ilgili hizmetleri ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla nitel çalışma yönteminden faydalanılarak hazırlanan görüşme formu ile mülakat yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda yaşlı bireylerin belediyenin yaşlılar için ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak sunduğu imkânlardan ve belediye uygulamalarından genel anlamda memnun oldukları gözlenmiştir. Yapılan hizmetlerin yaygınlaştırılması ve duyurulması için birtakım çözüm önerilerinin uygulanması gerektiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Aktif Yaşlanma, Yaşlanma, Yaşlılık, Yerel Yönetimler
Sivil toplum kuruluşlarının sosyal yardımlardaki rolü
Yoksulluk, insanlığın yaşadığı en önemli problemlerden biridir. Kaynakların dengesiz dağılımı ve eşitsizlik bu durumun sebeplerinin başında gelmektedir. Farklı yoksulluk türleri, ülkelerin ve toplumların sosyoekonomik gelişme düzeyine göre tanımlanmıştır. Yoksulluk; mutlak, insani ve göreli yoksulluk şeklinde üçe ayrılmaktadır. Mutlak yoksulluk, insanların temel ihtiyacı olan başta gıda ve belirli yaşam gereksinimlerini dahi karşılayamamasıdır. Göreli yoksulluk, ülkelerin gelişmişlik seviyesi dikkate alınarak yaşamsal ihtiyaçlarının yanı sıra belirli refah standardına ulaşamaması durumudur. İnsani yoksulluk ise insanların kültürel, sağlık, eğitim alanlarında yaşadığı yoksunluktur. Birden fazla aktörün etkin mücadelesini gerektiren yoksullukla mücadelede, devletin etkin rolünün yanında sivil toplum kuruluşları (STK) önemli bir unsurdur. Farklı alanlarda faaliyette bulunan STK'lar, 19. yüzyılın başından itibaren etkinliğini artırmaya başlamış, daha kurumsal ve geniş kitlelere ulaşabilen bir rol üstlenmiştir. Devlet yardımları, sivil toplum ve yerel yönetimlerin birlikte hareket etmesi bu mücadeleyi daha etkin hale getirmektedir. STK'ların tarihsel geçmişinde yaptıkları ilk faaliyet alanlarından biri yoksullara, yaşlılara ve mahkûmlara yapılan yardım faaliyetleridir. Türkiye'de özellikle 1999 yılında meydana gelen depremle birlikte sivil toplum unsurları üstlendikleri sorumluluk ve gerçekleştirdikleri uygulamalarla anılmış ve dikkat çekmiştir. Bu süreçten sonra gittikçe kurumsallaşan ve sayıları artan STK'lar günümüzde çeşitli alanlarda faaliyetlerine devam etmektedir. STK'lar faaliyetleriyle daha görünür olduğu bu dönemde kamunun da sosyal yardım alanındaki uygulamalarına yardımcı olmak için sosyal yardıma ayırdığı bütçenin arttığı görülmektedir. Bu bütçenin artması, yardım faaliyetlerinin çeşitlenmesiyle ilgilidir. STK'ların yardımlaşma alanında ulaştırdıkları yardım türlerine bakıldığında bu çeşitlilik ortaya çıkmaktadır. Bu yardımların bir bölümü ayni yardım iken bir bölümü de nakdî yardımlardır. Sosyal yardım ihtiyacı olan ve talepte bulunan kişilerin özelliklerine bakıldığında bu grubu, kimsesizler, kırılgan bireylerden oluşan aileler, yoksul haneler, iş bulamayan veya aramayanlar, borçlular, madde bağımlıları, çalışamayacak durumda olan engelliler oluşturmaktadır. Talep edilen ve yapılan yardımlar ise daha çok nakdi yardımlardır. Bu çalışma ile yoksulluk, yoksulluk türleri, sosyal yardım kavramları açıklanmış ve sivil toplum kuruluşlarının sosyal yardım uygulamaları ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, STK'ların sosyal yardım alanında son dönemde üstlendiği rol ve sorumluluğun değişimini ortaya koyarak sosyal yardımların uygulanmasında önemli bir aktör olan STK algısını değerlendirmektir. Sosyal yardım alanında başlıca sorun olan hak sahipliği ve yardımların hak sahiplerine ulaştırılması, çalışmanın sorunsalını oluşturmaktadır.
Türkiye'de gümüş ekonomi
Sanayi Devrimi ile birlikte toplumlarda modernleşme süreci yaşanmaya başlanmıştır. Bu süreç içerisinde dünyada doğum oranı düşmeye ve insanların yaşam süreleri uzamaya başlamıştır. Yaşam sürelerinin uzamasıyla birlikte yaşlı nüfusta da artış gözlenmiştir. Yaşlanma ve yaşlılık, doğumdan ölüme kadar yaşanan doğal bir süreç olup toplumların sosyal ve ekonomik yapısını etkileyen yaş olgusunun önemli kavramları arasında yer almaktadır. Türkiye'nin demografik yapısına bakıldığında insanların yaşam süresi artmakta ve dünyada olduğu gibi nüfus yaşlanmaya devam etmektedir. Yaşlanma, Türkiye'de de önemli kavramlar arasında yer almaktadır. Yaşlanma sürecinin dünya ekonomisindeki iş gücü piyasalarını ve istihdamı etkilemesinden dolayı gümüş ekonomi bu süreçteki yaşlıların ihtiyaçlarını karşılayacak istihdam olanaklarının oluşturulması için ortaya çıkmıştır. Aktif yaşlanma, kişilerin yaşamlarında sosyal, psikolojik vb. ihtiyaç durumunda yeterli düzeyde bakım ve koruma olanakları ile toplumsal faaliyetlerde bulunmalarıdır. Gümüş ekonomi ise insanların, yaşlılık dönemlerinde de sağlıklı olmaları, yaşadıkları toplum içerisinde faydalı olarak çalışmaya devam edebilmeleri için yapılan çalışmaları içermektedir. Yaşlanma ve yaşlılık doğumdan ölüme kadar yaşanan bir süreçtir. Bu nedenle bu kavramlar ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları ile çok yönlüdür. Artan yaşlı nüfus ile birlikte yaşlanma ve yaşlılık ile ilgili araştırmalar gün geçtikçe artmaktadır. Yaşlı nüfusun artması ile yaşlılık süreci ile ilgili bir takım düzenlemelerin belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple çalışmada öncelikle yaşlılık, yaşlanma, aktif yaşlanma ve gümüş ekonomi kavramları ele alınarak, dünyada ve Türkiye'de aktif yaşlanma bağlamında yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Türkiye'de gümüş ekonomi kapsamında yaşlıların istihdamı ve istihdama katılıp katılmama durumlarının incelenmesi amacıyla Ankara'da ikamet eden 65 yaş ve üzeri seçilen kişilerle nitel çalışma yöntemlerinden görüşme formu ile katılımcılarla görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, 65 yaş ve üzeri nüfusun aktif yaşlanma kapsamında istihdama katılmayı istedikleri ancak katılamadıkları tespit edilmiştir. Bu durum özellikle aktif yaşlanma kapsamında yapılması gereken çalışmaların önemini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Gümüş Ekonomi, Aktif Yaşlanma, Yaşlanma, Yaşlı İstihdamı
The impact of crude oil exports on economic growth in GCC countries
The discovery of the oil in the Gulf Cooperation Council (GCC) countries increased their strategic and economic significance in the Middle East, specifically, and the world, generally. The GCC countries have reaped the benefits of the oil revenues making them one of the affluent countries in the globe. Therefore, the crude oil exports massively participate in financing the governmental spending and development plans. Accordingly, studying the relationship between crude oil exports and economic growth shows significance nowadays, especially because of the variations occurring in the oil markets. This study aimed to assess the impact of the crude oil exports on the economic growth in GCC countries during the periods from 1970 to 2018 using a balanced panel data set. First, cross-sectional dependence in series and errors and the slope heterogeneity of the cross sections were approved. Furthermore, Panel unit root tests from 2nd generations were used to examine the stationarity of the variables in the presence of both the cross-sectional dependency and the structural breaks. Then, the panel cointegration tests from 2nd generations that taking account for crosssection dependency, structural breaks and unobserved factors approved the cointegration relationship, and accordingly the breaks were estimated. After that, the long-run elasticities were estimated using several estimators (i.e. AMG, CS-ARDL and CS-DL). Finally, the bootstrap panel causality with 10000 replications supported the causality direction from the crude oil exports to the economic growth in most of GCC countries, and the inverse case was also detected in some countries. However, the pooled causality supported the bidirectional causal linkages. The outcomes illustrate that crude oil exports positively affect the economic growth in the short and long term. This contradicts the hypothesis of the curse of resource abundance and provide evidences that support the hypothesis of oil exports-led growth, in the GCC countries.