Theses supervised by Prof. Dr. Hamdi Nezih Dağdeviren
28 theses · Trakya University
Edirne il merkezinde 55-65 yaş arası nüfusun sağlık okuryazarlığı ve aktif yaşlanma tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, yaşlı bireylerin aktif yaşlanma sürecini ve bu sürecin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamayı, böylece hem sağlık profesyonellerinin hem de politika yapıcıların yaşlı nüfusa yönelik daha bilinçli stratejiler geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır, Çalışmaya Trakya Üniversitesi Hastanesinden 27.02.2023 tarih ve 03/24 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya dahil olma kriterleri; çalışma süresinde Edirne il merkezinde bulunan aile sağlığı merkezine başvurmuş olmak, çalışmaya katılmaya gönüllü olmak ve 55-65 yaş arası olmak olarak belirlenmiştir. Çalışmaya toplamda 387 hasta (E=183, K=204) dahil edilmiştir. Ortalama yaş 59,913,15 yıldır. Cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, emekli olma durumu, mesken durumu, sigara ve alkol kullanım durumu, kronik hastalık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği, yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Ancak eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gelir düzeyi durumu, sağlık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sağlık okuryazarlığının artırılması, yaşlı bireylerin yaşam kalitelerini iyileştirmeye ve aktif yaşlanma süreçlerini desteklemeye yönelik önemli bir strateji olarak değerlendirilmelidir Sağlık okuryazarlığını geliştirmeye yönelik eğitim programları ve politikalar, yaşlı bireylerin sağlıklı yaşam bilgisini artırabilir ve onları sağlıkla ilgili daha bilinçli kararlar almaya teşvik edebilir, böylece aktif ve sağlıklı yaşlanmalarını destekleyebilir. Anahtar Kelimeler: Aktif yaşlanma, yaşlı hasta, yaşam kalitesi
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinde beden algısı ve etkileyen faktörler
Çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinde beden algısı ve buna etkileyen faktörleri irdelemeyi amaçladık. Örneklemimizi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 6. sınıfta okuyup, çalışmaya katılmayı kabul eden 226 öğrenci oluşturmuştur. Verilerimiz 79 soruluk bir anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formumuzda sosyodemografik özellikler ve yaşam alışkanlıklarıyla ilgili 23 soru, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği'ni içeren 16 soru ve Vücut Algısı Ölçeği'ni içeren 40 adet soru bulunmaktadır. Çalışmamıza katılanların 111'i (%49,1) kadın, 115'i (%50,9) ise erkektir. Kadın öğrencilerin ölçek ortalaması 99,15±20,12 puan iken, erkek öğrencilerinki ise 86,10±24,36 puandır. Analizlerimizde erkek öğrencilerin, düzensiz bile olsa romantik ilişkisi bulunanların, öz saygı düzeyleri yüksek olanların, egzersiz türü olarak direnç/ağırlık egzersizi tercih edenlerin, vücut kitle indeksine göre kilolu olarak kategorize edilen öğrencilerin beden memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. (İstatiksel olarak anlamlılıkları sırasıyla; p:0,001 , p:0,001 , r<0,001 p:-0,488 , p: <0,001 , p: 0,022) Katılımcıların fiziksel ya da ruhsal bir hastalığa sahip olup olmaması, diyet ve yeme tutumları, sigara/alkol kullanım alışkanlıkları ve egzersiz süresiyle beden algısı arasında bir ilişki saptanamamıştır. (İlgili parametrelerin p değerleri >0,05'tir.) Bakım harcamaları için ayrılan bütçe ve sosyal medyada geçirilen süre arttıkça ise beden memnuniyetinin düştüğü tespit edilmiştir. (İlgili parametrelerin p değerleri sırasıyla; r:0,010 p:0,172 , r:0,021 p:0,154) Beden algısını etkileyen pek çok parametre olduğu bu çalışmayla birlikte bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Bulgularımızdan yola çıkarak; bireyleri düzenli fizik aktiviteye yönlendirerek, sahip oldukları sosyal destek ağlarını güçlendirerek, sosyal medyada geçirdikleri süreyi ve maruz kaldıkları içerikleri düzenleyerek sahip oldukları beden algısının olumlu yönde değiştirebiliriz. Anahtar kelimeler: Beden algısı, öz saygı, sosyal medya
Trakya Üniversitesi Hastanesindeki klinisyen araştırma görevlilerinin besin-ilaç etkileşimi konusundaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesi
Besin-ilaç etkileşimlerinin klinik tedavi süreçlerindeki öneminden hareketle, klinisyen araştırma görevlisi hekimlerin bu konudaki bilgi düzeylerini ve farkındalık durumlarını değerlendirmektir. Ayrıca, bu bilgi ve farkındalık düzeylerinin demografik özellikler, uzmanlık alanı, klinik deneyim süresi ve hasta yoğunluğu gibi değişkenlerle olan ilişkisini inceleyerek, sağlık hizmeti sunumunda olası bilgi eksikliklerine dikkat çekmek ve eğitimsel gereksinimleri belirlemek hedeflenmiştir. Çalışmamız, 1 Haziran 2024 ile 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan 511 klinisyen asistan hekim ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Veriler, Besin ve İlaç Etkileşimi Bilgi Düzeyi Saptama Ölçeği'nin 21 bilgi sorusu, hekimlere yönelik farkındalık soruları ve sosyodemografik bilgileri içeren toplam 43 soruluk bir anket aracılığıyla toplanmıştır.Katılımcıların 252 kişinin %50,8'i kadın, %49,2'si erkek olmakla birlikte yaş ortalaması 29.3 ± 4,4 olarak hesaplandı. Katılımcıların ölçekten aldığı ortalama puan 11,4 ± 4,2 olarak belirlenmiştir. Bilgi düzeyi sınıflandırmasına göre, hekimlerin %7,5'i düşük, %31,3'ü orta, %44,4'ü iyi ve %16,7'si yüksek bilgi düzeyine sahiptir. Çalışmamızda meslekte aktif çalışma süresi, uzmanlık eğitimindeki süre, günlük ortalama hasta sayısı ile bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Dahili bölümlerdeki hekimlerin bilgi düzeyleri ve farkındalıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kadın hekimlerin BİE toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların farkındalıkları arttıkça bilgi düzeyleri de artmaktadır (r = 0,286, p <0,001). Daha önce BİE ile karşılaşan katılımcıların farkındalıkları ve bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (χ²(3) = 9,525, p = 0,023).Hekimlere yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, vaka temelli uygulamalı eğitimlerin artırılması ve klinik uygulamalarda farkındalık oluşturacak rehberlerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Besin-ilaç etkileşimleri, araştırma görevlisi, farkındalık
İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki intörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerini ve etkileyen faktörleri değerlendirmek, eksik yönleri belirlemek ve farkındalık yaratmaktı. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 295 intörn hekimden oluşmaktadır. Veriler 33 adet sorudan oluşan sosyodemografik özellikleri ve periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgilerini sorgulayan araştırmacı tarafından hazırlanmış anket ile toplanmıştır. İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi ile ilgili sorulan 25 soruda doğru yanıt ortalamaları 11,91±3,32 (%47,6) olarak hesaplanmıştır. Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayenesi rehberi hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünen intörn hekimlerin bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aile hekimliği ve iç hastalıkları rotasyonunu alan ve almayan katılımcılar arasında bilgi düzeyi açısından anlamlı bir fark olduğu görülse de diğer rotasyonların istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı görüldü. Çocuklara yönelik periyodik sağlık muayenelerinde halk sağlığı rotasyonunun, yetişkinlere yönelik periyodik sağlık muayeneleri hakkında aile hekimliği rotasyonunun, geriatrik dönem için ise halk sağlığı ve aile hekimliği rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu görülmüştür. Kanser taramaları için ise halk sağlığı ve genel cerrahi rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturduğu izlenmiştir. İntörn hekimlerin folik asit desteği, prematüre retinopatisi ve gelişimsel kalça displazisi taraması, yetişkinlere yönelik kilo takibi, kolonoskopi ile kolon kanseri taraması gibi konularda bilgi düzeylerinin 61 yüksek, çocuklarda D vitamini desteği, özgül öğrenme güçlüğü taramaları, yetişkinlerde lipit taraması, tiroit hormon taramaları, bazı kanser taramaları gibi konularda bilgi eksiklikleri olduğu görülmüştür. Sonuç olarak intörn hekimlerin Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayeneleri hakkında belli konularda bilgi düzeyi yüksek olsa da geliştirilmeye açık yönleri bulunmaktadır. Uygulamalı eğitimin teşviki ve uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesine önem verilebileceğini ayrıca koruyucu hekimlik uygulamalarının hekimliğin temeli olduğunu ve tüm branşların bu konuda söz hakkı ve katkı imkanı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: periyodik sağlık muayenesi, bilgi, intörn hekimler, Aile Hekimliği
Edirne ilinde aile sağlığı merkezlerinde görev alan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi tanısı ve tedavisi hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumları
Gelişimsel kalça displazisi, doğum öncesinde normal gelişen kalça ekleminin çeşitli faktörler nedeniyle anatomik ilişkisinin bozulduğu dinamik bir hastalıktır. Erken teşhis edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu araştırmada, Edirne'de aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumları değerlendirilmiştir. Çalışma, 01.06.2024 - 31.08.2024 tarihleri arasında birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan 135 aile hekiminden çalışmaya katılmayı kabul eden 106 aile hekimi ile yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendiren 41 sorudan oluşmaktadır. Katılımcıların genel bilgi puanı ortalaması 19,93 (±3,78), tarama bilgi puanı 9,77 (±2,47), tedavi bilgi puanı 19,36 (±3,22) ve toplam bilgi puanı 49,07 (±7,5) olarak bulunmuştur. Aile hekimliği süresi, çalışma statüsü ve gelişimsel kalça displazili çocukları takip etme durumu ile bilgi düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, kliniğinde daha fazla bebek tarayan (p=0,013), Sağlık Bakanlığı'nın hizmet içi eğitimlerine katılan (p=0,042), rehberlerini kullanan (p=0,002), literatür okuyan (p<0,001) ve bilgisini yeterli gören (p=0,001) hekimlerin bilgi düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, aile hekimlerinin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, ancak güncel bilimsel verilere erişimin artırılması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, hekimlerin düzenli eğitimlerle desteklenmesi, rehber dokümanların erişilebilirliğinin artırılması ve kanıta dayalı uygulamalara teşvik edilmesi önerilmektedir. Aile hekimleri, gelişimsel kalça displazisinin erken teşhisinde ve yönlendirilmesinde kritik bir role sahiptir. Bu nedenle, tarama ve takip süreçlerinin daha etkin hale getirilmesi, hastalığın erken tanısını ve tedavisini kolaylaştıracaktır.
Algılanan beden okuryazarlığı ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması
Bu çalışmada, Sum ve arkadaşları tarafından geliştirilen ''Perceived Physical Literacy Instrument'' ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması hedeflenmiştir. Çalışmamızda orijinalinden Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik analizleri sonucunda 3 alt boyut ve 9 maddeden oluşan beşli likert tipi bir ölçek elde edilmiştir. Alt boyutlar; bilgi ve anlayış, fiziksel yeterlilik, kendini ifade etme ve iletişim olarak tanımlanmıştır. Ölçek toplam varyansın %66,28'ini açıklamaktadır. Ölçeğin güvenirlik bulguları; Cronbach alfa değeri = 0,836; McDonald omega katsayısı = 0,894 ve test-tekrar test katsayısı = 0,69 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğimiz Trakya Üniversitesi'ndeki 14 fakülte ve Devlet Konservatuvarı'nda görev yapan, yaş ortalaması 47,70 olan; 160'ı (%49,4) kadın, 164'ü (%50,6) erkeklerden oluşan 324 öğretim üyesine rastgele seçilerek uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan öğretim üyelerinin; %34,6'sı Dr. Öğr. Üyesi, %33'ü Doç. Dr. ve %32,4'ü Prof. Dr. unvanına sahip olup üniversitedeki görev süresi 4 yıldan az ile 30 yıl ve üzeri arasında değişmekteydi. Çalışmamızda fiziksel aktiviteleri kısıtlayan sağlık sorunu bildiren bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyleri sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Akademik yaşamda daha uzun süre geçiren gruplardaki bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyi diğer gruplardaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların algılanan beden okuryazarlığı düzeyi ile yaş, cinsiyet, unvanları, çalıştıkları birimler, çalışma süreleri, vücut kitle indeksi, sigara kullanımları, alkol kullanımları ve kronik hastalıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen veriler, Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin ülkemizde yüksek eğitim düzeyine sahip yetişkin bireyler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçeğimizin daha geniş topluluklarda geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak yeni çalışmalarla desteklenmesine ve beden okuryazarlığının sağlık üzerindeki etkilerini ele alan daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Beden okuryazarlığı, sağlık okuryazarlığı, egzersiz, ölçek, geçerlik
Hipertansif hastalarda sistemik immün-inflamasyon indeksi: Olgu-kontrol çalışması
Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine hipertansiyon tanısıyla başvuran hastalar ve sağlıklı bireyler arasında Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi'ni (SII) karşılaştırmak, SII değerlerinin hipertansif bireylerde inflamatuar yanıtı yansıtma potansiyeli incelemek ve elde edilecek bulguların SII'nın hipertansiyon için erken dönemde kullanılabilecek bir belirteç olup olamayacağının anlaşılmasına ışık tutmaktır. Çalışmamız retrospektif tipte bir olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmamız Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran 655 hasta ve 669 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 61,25±12,7 idi ve %46'sı kadınlardan oluştuğu saptanmıştır. Sağlıklı bireylerin yaş ortalaması 46,24±8,7 olarak hesaplanmış olup, %61'i kadınlardan oluşmaktadır. Hasta grubunun %27,2'sinde yalnızca hipertansiyon tanısı mevcut olup, %76,8'inde ek komorbid hastalıklar mevcuttu. Hasta grubunun %97'si eski tanılı HT, %3'ü yeni tanılı HT hastasıydı. Hasta ve sağlıklı grup arasında SII değerleri arasında anlamlı farklılık vardı. Sadece hasta grubu dikkate alındığında yeni HT tanısı almış hastaların SII düzeyleri eski tanılı HT hastalarına göre daha yüksekti. Yalnızca HT olan ve HT ile beraber diğer komorbid hastalığı olan hastalarda SII düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta grubunda kadın ve erkeklere ait SII değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuş olup, kadın hastalarda SII düzeylerinin daha yüksek olduğu dikkat çekmiştir. SII değeri 520.45 olarak alındığında hipertansif hastaları öngörmede tanısal değeri olduğu görülmüştür. Bu değer için öngörülen sensitivite %52,4, spesifite %83,6, pozitif prediktif değer %75,7 ve negatif prediktif değer %64,2 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi, hipertansiyonun inflamatuvar bileşenlerini yansıtabilen, kolay erişilebilir ve düşük maliyetli bir biyobelirteç olarak öne çıkmakta olup; bu sayede birinci basamak sağlık hizmetlerinde erken tanı ve izleme katkı sunabileceği gibi, hipertansiyon tedavisinde inflamasyon baskılayıcı stratejilerin de hedeflenmesine olanak sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, inflamasyon, sistemik immün-inflamasyon indeksi
Edirne il merkezindeki postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesine etkisi
Kadınların yaşam sürelerinin önemli bir kısmını menopoz sonrası dönemde geçirmesi, bu dönemde yaşam kalitesinin artırılmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hedef haline getirmiştir. Bu araştırma, 50–65 yaş arası postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi, sosyodemografik özellikler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcılara Birinci Basamakta Fiziksel Aktivite Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu-Türkçe ve sosyodemografik özellikleri içeren bir anket uygulanmıştır. Daha yüksek eğitim ve gelir düzeyi, evli olma ve çalışma hayatına katılım yaşam kalitesini olumlu etkilerken; yüksek beden kitle indeksi, bel çevresi, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı ve fazla doğum sayısı yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Yapılan regresyon analizinde; eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, doğum sayısı ve fiziksel aktivite düzeyinin fiziksel sağlık puanını; bel çevresi, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlığı; medeni durum, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin sosyal sağlığı; medeni durum, mesleki durum ve fiziksel aktivitenin ise çevresel sağlığı anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların büyük kısmı hareketsiz grupta yer almış, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin tüm alanlarında anlamlı artış saptanmıştır. Sonuçlar, düzenli fiziksel aktivitenin postmenopozal dönemde yaşam kalitesini artırdığını göstermekte olup, bu doğrultuda fiziksel aktiviteyi teşvik eden, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen birinci basamak programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: postmenopozal kadın, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite
Edirne il merkezindeki 18 yaş üstü bireylerde antibiyotik kullanımına dair bilgi ve tutumların değerlendirilmesi
Enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir silah olan antibiyotiklerin yanlış kullanımları sonucu oluşan antibakteriyel direncin hızlı artışı küresel çapta sağlık sorunu oluşturmaktadır. Bu araştırmada Edirne merkez nüfusunun antibiyotikler hakkında bilgi ve tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özelliklere ve antibiyotiklere yönelik sorular ve Akılcı Antibiyotik Kullanımına Yönelik Bilgi-Tutum Ölçeği içeren anket uygulanmıştır. Katılımcıların bilgi ölçeği puan ortalaması 47,80 ± 8,79 ; tutum ölçeği puan ortalaması 68,47 ± 10,34 olup, bilgi ve tutum düzeyi orta-yüksek olarak belirlenmiştir. Ek olarak, aralarındaki ilişkinin pozitif yönde orta düzeyde olduğu ve bilgi arttıkça tutumun da artığı saptanmıştır. Katılımcıların %60,76'sı son bir yıl içinde antibiyotik kullandığını, %52,91'i antibiyotik direncini duyduğunu belirtmiş ve bilginin kaynağı olarak en çok hekim veya diğer sağlık çalışanlarının olduğu gözlemlenmiştir. Direnç nedenleri konusunda insan davranışları hakkında farkındalık olumlu düzeyde iken çevre, atıklar, tarım ve hayvancılık konusunda hala bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Genç yaş, memur olmak, eğitim düzeyinin yüksek olması ve kronik hastalık olmayışı bilgi puanını arttırırken, yapılan regresyon analizinde, puanı etkileyen en belirleyici faktörün eğitim olduğu görülmüştür. Tutumu arttıran faktörlerin kadın cinsiyet, yüksek eğitim ve gelir düzeyi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kişilerin akılcı antibiyotik kullanımı hakkında bilgi ve tutumları yeterli olsa da, yaygın kullanım ve Tek Sağlık konusundaki bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Aile hekiminin bireylerle ilk temas noktası ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle toplumda doğru ve güvenilir bilginin yayılımı konusunda önemli bir konumdadır. Anahtar kelimeler: akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, Tek Sağlık
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı
Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Edirne il merkezindeki evlilik raporu için başvuran bireylerin cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyleri
Çalışmamızın amacı, Edirne il merkezindeki evlilik raporu almak için başvuran bireylerin cinsel sağlık bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Edirne il merkezinde bulunan 59 aile hekimliği birimine başvuran 380 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik özellikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bulaş yolları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma davranışları ile 40 maddeden oluşan Cinsel Sağlık Bilgi Testi'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 28.9±4,089 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %57,63'ü kadın, %42,37'si erkektir. Katılımcıların %74,5'i evlendikten sonra aile planlaması kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. En çok tercihe edilen yöntem kondom olup, seçim nedeni kolay kullanım olarak ifade edilmiştir. Cinsel sağlık bilgi testi puan ortalaması genel olarak orta düzeyde bulunmuş, kadınların puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Yapılan regresyon analiziyle öğrenim düzeyi (p<0,040), sağlık çalışanı olma (p<0,016), yerleşim yeri (p<0,007) ve aile planlaması düşüncesi (p<0,047) toplam puan üzerinde artırıcı etki göstermiştir (R2=0,026). Bilgiyi okuldan veya sağlık personelinden alanların puanı daha yüksektir. Katılımcıların çoğu evlilik öncesi cinsel sağlık eğitimi almak istediğini ve sağlık personelini en güvenilir kaynak olarak gördüğünü belirtmiştir. Sonuç olarak toplumda cinsel sağlık farkındalığını artırmak içim aile hekimleri ve sağlık personelinin aktif rol alması gereklidir. Aile hekimliği birimlerinde verilecek düzenli eğitimler, bireylerin sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli kazanımlar sunacaktır
Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki
Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.
Trakya Üniversitesi Hastanesindeki klinisyen araştırma görevlilerinin besin-ilaç etkileşimi konusundaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesi
Besin-ilaç etkileşimlerinin klinik tedavi süreçlerindeki öneminden hareketle, klinisyen araştırma görevlisi hekimlerin bu konudaki bilgi düzeylerini ve farkındalık durumlarını değerlendirmektir. Ayrıca, bu bilgi ve farkındalık düzeylerinin demografik özellikler, uzmanlık alanı, klinik deneyim süresi ve hasta yoğunluğu gibi değişkenlerle olan ilişkisini inceleyerek, sağlık hizmeti sunumunda olası bilgi eksikliklerine dikkat çekmek ve eğitimsel gereksinimleri belirlemek hedeflenmiştir. Çalışmamız, 1 Haziran 2024 ile 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan 511 klinisyen asistan hekim ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Veriler, Besin ve İlaç Etkileşimi Bilgi Düzeyi Saptama Ölçeği'nin 21 bilgi sorusu, hekimlere yönelik farkındalık soruları ve sosyodemografik bilgileri içeren toplam 43 soruluk bir anket aracılığıyla toplanmıştır.Katılımcıların 252 kişinin %50,8'i kadın, %49,2'si erkek olmakla birlikte yaş ortalaması 29.3 ± 4,4 olarak hesaplandı. Katılımcıların ölçekten aldığı ortalama puan 11,4 ± 4,2 olarak belirlenmiştir. Bilgi düzeyi sınıflandırmasına göre, hekimlerin %7,5'i düşük, %31,3'ü orta, %44,4'ü iyi ve %16,7'si yüksek bilgi düzeyine sahiptir. Çalışmamızda meslekte aktif çalışma süresi, uzmanlık eğitimindeki süre, günlük ortalama hasta sayısı ile bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Dahili bölümlerdeki hekimlerin bilgi düzeyleri ve farkındalıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kadın hekimlerin BİE toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların farkındalıkları arttıkça bilgi düzeyleri de artmaktadır (r = 0,286, p <0,001). Daha önce BİE ile karşılaşan katılımcıların farkındalıkları ve bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (χ²(3) = 9,525, p = 0,023).Hekimlere yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, vaka temelli uygulamalı eğitimlerin artırılması ve klinik uygulamalarda farkındalık oluşturacak rehberlerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Besin-ilaç etkileşimleri, araştırma görevlisi, farkındalık
Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyi
Küresel ısınma ve atmosferdeki değişimler sonucunda yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınları her geçen gün artarak bireylerin güneşe maruziyetini arttırmaktadır. Bunun sonucunda da cilt kanserinin insidansı yıllar içerisinde artmaktadır. Cilt kanserleri koruyucu davranışlar yardımıyla önlenebildiği için koruyucu sağlık hizmeti veren hekimlere önemli görevler düşmektedir. Bu çalışmada Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmaya 392 kişi katılmıştır. Katılımcılara uygulanan ankette sosyodemografik bilgiler, cilt, fenotipik özellikler (Fitzpatrick skalası kullanılarak), Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların ölçek puanlarının ortalaması 14,09±3,30 olarak saptanmış olup bilgi düzeyi ortalama düzeyde bulunmuştur. Güneşten korunmak için koruyucu önlem almayanların oranı %16,33 olarak bulunurken %60,2'sinin güneş koruyucu krem kullandığı, ancak kremi yıl boyunca kullananların oranı %32,63 olarak saptanmıştır. Krem kullanmama sebepleri %42,86'sının alışkanlıklarının bulunmaması, %18,37'sinin gerekliliğine inanmamaları, %10,20'si unuttukları için, zararlı olabileceğini düşündükleri içindi. Kadınların bilgi düzeyleri erkeklerden, açık tenlilerin, buğday ve koyu kahverengi tenlilerden, güneş koruyucu ürünleri tüm yıl kullananların, güneşten koruyucu krem alırken güneş koruma faktörü, fiyat, deri tipi uygunluğu, emilim düzeyine göre tercih edenlerin bilgi düzeyleri diğerlerinden daha yüksek saptanırken göz renginin, doğal saç renginin, çil varlığının, güneş yanığı olmasının bilgi düzeyini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bireylerin bilgi düzeyleri yeterli olsa da güneşten korunma davranışlarına bilgiyi aktaramadıkları görülmekte olup bireyleri cilt kanseri, güneşin zararlı etkileri konusunda bilgilendirirken bir yandan da bu bilgileri davranışlara dönüştürme ile ilgili çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aile hekimliği disiplini bireylerin ilk temas noktasıdır bu nedenle hastaların hem primer korunmasında hem de sekonder ve tersiyer korunmasında çok önemli yere sahiptir. Anahtar kelimeler: Fitzpatrick cilt skalası, cilt kanseri, güneş kremi.
Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyi
Küresel ısınma ve atmosferdeki değişimler sonucunda yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınları her geçen gün artarak bireylerin güneşe maruziyetini arttırmaktadır. Bunun sonucunda da cilt kanserinin insidansı yıllar içerisinde artmaktadır. Cilt kanserleri koruyucu davranışlar yardımıyla önlenebildiği için koruyucu sağlık hizmeti veren hekimlere önemli görevler düşmektedir. Bu çalışmada Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmaya 392 kişi katılmıştır. Katılımcılara uygulanan ankette sosyodemografik bilgiler, cilt, fenotipik özellikler (Fitzpatrick skalası kullanılarak), Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların ölçek puanlarının ortalaması 14,09±3,30 olarak saptanmış olup bilgi düzeyi ortalama düzeyde bulunmuştur. Güneşten korunmak için koruyucu önlem almayanların oranı %16,33 olarak bulunurken %60,2'sinin güneş koruyucu krem kullandığı, ancak kremi yıl boyunca kullananların oranı %32,63 olarak saptanmıştır. Krem kullanmama sebepleri %42,86'sının alışkanlıklarının bulunmaması, %18,37'sinin gerekliliğine inanmamaları, %10,20'si unuttukları için, zararlı olabileceğini düşündükleri içindi. Kadınların bilgi düzeyleri erkeklerden, açık tenlilerin, buğday ve koyu kahverengi tenlilerden, güneş koruyucu ürünleri tüm yıl kullananların, güneşten koruyucu krem alırken güneş koruma faktörü, fiyat, deri tipi uygunluğu, emilim düzeyine göre tercih edenlerin bilgi düzeyleri diğerlerinden daha yüksek saptanırken göz renginin, doğal saç renginin, çil varlığının, güneş yanığı olmasının bilgi düzeyini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bireylerin bilgi düzeyleri yeterli olsa da güneşten korunma davranışlarına bilgiyi aktaramadıkları görülmekte olup bireyleri cilt kanseri, güneşin zararlı etkileri konusunda bilgilendirirken bir yandan da bu bilgileri davranışlara dönüştürme ile ilgili çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aile hekimliği disiplini bireylerin ilk temas noktasıdır bu nedenle hastaların hem primer korunmasında hem de sekonder ve tersiyer korunmasında çok önemli yere sahiptir. Anahtar kelimeler: Fitzpatrick cilt skalası, cilt kanseri, güneş kremi.
Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyi
Küresel ısınma ve atmosferdeki değişimler sonucunda yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınları her geçen gün artarak bireylerin güneşe maruziyetini arttırmaktadır. Bunun sonucunda da cilt kanserinin insidansı yıllar içerisinde artmaktadır. Cilt kanserleri koruyucu davranışlar yardımıyla önlenebildiği için koruyucu sağlık hizmeti veren hekimlere önemli görevler düşmektedir. Bu çalışmada Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmaya 392 kişi katılmıştır. Katılımcılara uygulanan ankette sosyodemografik bilgiler, cilt, fenotipik özellikler (Fitzpatrick skalası kullanılarak), Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların ölçek puanlarının ortalaması 14,09±3,30 olarak saptanmış olup bilgi düzeyi ortalama düzeyde bulunmuştur. Güneşten korunmak için koruyucu önlem almayanların oranı %16,33 olarak bulunurken %60,2'sinin güneş koruyucu krem kullandığı, ancak kremi yıl boyunca kullananların oranı %32,63 olarak saptanmıştır. Krem kullanmama sebepleri %42,86'sının alışkanlıklarının bulunmaması, %18,37'sinin gerekliliğine inanmamaları, %10,20'si unuttukları için, zararlı olabileceğini düşündükleri içindi. Kadınların bilgi düzeyleri erkeklerden, açık tenlilerin, buğday ve koyu kahverengi tenlilerden, güneş koruyucu ürünleri tüm yıl kullananların, güneşten koruyucu krem alırken güneş koruma faktörü, fiyat, deri tipi uygunluğu, emilim düzeyine göre tercih edenlerin bilgi düzeyleri diğerlerinden daha yüksek saptanırken göz renginin, doğal saç renginin, çil varlığının, güneş yanığı olmasının bilgi düzeyini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bireylerin bilgi düzeyleri yeterli olsa da güneşten korunma davranışlarına bilgiyi aktaramadıkları görülmekte olup bireyleri cilt kanseri, güneşin zararlı etkileri konusunda bilgilendirirken bir yandan da bu bilgileri davranışlara dönüştürme ile ilgili çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aile hekimliği disiplini bireylerin ilk temas noktasıdır bu nedenle hastaların hem primer korunmasında hem de sekonder ve tersiyer korunmasında çok önemli yere sahiptir. Anahtar kelimeler: Fitzpatrick cilt skalası, cilt kanseri, güneş kremi.
Hekim adaylarının hekimlik algısı
Tıp fakültesi öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, meslekleriyle ilgili farkındalık kazanmaları açısından önemlidir. Biz bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gören 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarını, etkili olan faktörleri belirlemeyi vehekim adaylarının tutumlarının arasında fark olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Çalışmanın evrenini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören toplamda 301 katılımcı ile 4, 5 ve 6.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Hazırlanan ankette sosyodemografik özellikler ile ilgili sorularla birlikte Hekimlik Mesleği Tutum Ölçeğinin önermeleri olmak üzere toplam 55 sorudan oluşmaktadır.Bağımsız değişkenlerin ölçek ile karşılaştırılmasında Mann Whitney-U, Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Ölçek puanı ile sayısal verilerin karşılaştırılması Spearman Korelasyon testi ile yapılmıştır.Çalışmaya dahil edilen 301 katılımcının %53,8'i kadın, %46,1'i erkek olarak, %34,8'i 4.sınıf, %31,8'i 5.sınıf, %32,2'si 6.sınıf öğrencisi olarak tespit edildi. Ortalama yaş 23,47±1,2 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmada, Hekimlik MesleğiTutum Ölçeği'nden alınan toplam puan 30,00 ile 90,00 arasında değişmekte olup, ortancası 64,00 idi. Çalışmada ölçekten alınan toplam puan ortancası (min-max) erkeklerde 63(55-70), kadınlarda ise 65(60-71) olup; kadınların ölçekten aldıkları puanların daha yüksek olduğu görülmüş kadın öğrencilerin hekimlik mesleğine yönelik daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Hekimlik mesleğine yönelik tutumlarda 4 sınıftan 6. sınıfa doğru ölçek puanında bir düşüş olduğu saptandı ve COVİD-19 pandemisinde tıp fakültesine başlamış olan 5.sınıfların mesleğe bağlılıkları daha düşüktü. Tıp fakültesini isteyerek ve kendi isteği seçen, insanlara yardım etme isteği ile seçen, okuduğu fakülteden memnun olan, beklentilerinin karşılanacağını düşünen ve geleceğinden endişe etmeyen hekim adaylarının hekimlik mesleğine yönelik tutum seviyeleri daha yüksek belirlendi. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre hekim adaylarının, hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, öğretim üyelerinin öğrencilere rol model olması tutumlarını olumlu yönde etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Tutumların değişmesine yönelik adımların, sağlık hizmetleri ile ilgili yasa ve düzenlemelerin mesleğe yönelik tutumlar üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde hekimlik mesleğine yönelik tutum ve ilişkili faktörlerin daha ayrıntılı olarak ortaya konması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: tutum, tıp öğrencileri, hekimlik mesleği
Hekim adaylarının hekimlik algısı
Tıp fakültesi öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, meslekleriyle ilgili farkındalık kazanmaları açısından önemlidir. Biz bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gören 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarını, etkili olan faktörleri belirlemeyi vehekim adaylarının tutumlarının arasında fark olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Çalışmanın evrenini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören toplamda 301 katılımcı ile 4, 5 ve 6.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Hazırlanan ankette sosyodemografik özellikler ile ilgili sorularla birlikte Hekimlik Mesleği Tutum Ölçeğinin önermeleri olmak üzere toplam 55 sorudan oluşmaktadır.Bağımsız değişkenlerin ölçek ile karşılaştırılmasında Mann Whitney-U, Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Ölçek puanı ile sayısal verilerin karşılaştırılması Spearman Korelasyon testi ile yapılmıştır.Çalışmaya dahil edilen 301 katılımcının %53,8'i kadın, %46,1'i erkek olarak, %34,8'i 4.sınıf, %31,8'i 5.sınıf, %32,2'si 6.sınıf öğrencisi olarak tespit edildi. Ortalama yaş 23,47±1,2 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmada, Hekimlik MesleğiTutum Ölçeği'nden alınan toplam puan 30,00 ile 90,00 arasında değişmekte olup, ortancası 64,00 idi. Çalışmada ölçekten alınan toplam puan ortancası (min-max) erkeklerde 63(55-70), kadınlarda ise 65(60-71) olup; kadınların ölçekten aldıkları puanların daha yüksek olduğu görülmüş kadın öğrencilerin hekimlik mesleğine yönelik daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Hekimlik mesleğine yönelik tutumlarda 4 sınıftan 6. sınıfa doğru ölçek puanında bir düşüş olduğu saptandı ve COVİD-19 pandemisinde tıp fakültesine başlamış olan 5.sınıfların mesleğe bağlılıkları daha düşüktü. Tıp fakültesini isteyerek ve kendi isteği seçen, insanlara yardım etme isteği ile seçen, okuduğu fakülteden memnun olan, beklentilerinin karşılanacağını düşünen ve geleceğinden endişe etmeyen hekim adaylarının hekimlik mesleğine yönelik tutum seviyeleri daha yüksek belirlendi. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre hekim adaylarının, hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, öğretim üyelerinin öğrencilere rol model olması tutumlarını olumlu yönde etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Tutumların değişmesine yönelik adımların, sağlık hizmetleri ile ilgili yasa ve düzenlemelerin mesleğe yönelik tutumlar üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde hekimlik mesleğine yönelik tutum ve ilişkili faktörlerin daha ayrıntılı olarak ortaya konması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: tutum, tıp öğrencileri, hekimlik mesleği
Hekim adaylarının hekimlik algısı
Tıp fakültesi öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, meslekleriyle ilgili farkındalık kazanmaları açısından önemlidir. Biz bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gören 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarını, etkili olan faktörleri belirlemeyi vehekim adaylarının tutumlarının arasında fark olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Çalışmanın evrenini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören toplamda 301 katılımcı ile 4, 5 ve 6.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Hazırlanan ankette sosyodemografik özellikler ile ilgili sorularla birlikte Hekimlik Mesleği Tutum Ölçeğinin önermeleri olmak üzere toplam 55 sorudan oluşmaktadır.Bağımsız değişkenlerin ölçek ile karşılaştırılmasında Mann Whitney-U, Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Ölçek puanı ile sayısal verilerin karşılaştırılması Spearman Korelasyon testi ile yapılmıştır.Çalışmaya dahil edilen 301 katılımcının %53,8'i kadın, %46,1'i erkek olarak, %34,8'i 4.sınıf, %31,8'i 5.sınıf, %32,2'si 6.sınıf öğrencisi olarak tespit edildi. Ortalama yaş 23,47±1,2 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmada, Hekimlik MesleğiTutum Ölçeği'nden alınan toplam puan 30,00 ile 90,00 arasında değişmekte olup, ortancası 64,00 idi. Çalışmada ölçekten alınan toplam puan ortancası (min-max) erkeklerde 63(55-70), kadınlarda ise 65(60-71) olup; kadınların ölçekten aldıkları puanların daha yüksek olduğu görülmüş kadın öğrencilerin hekimlik mesleğine yönelik daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Hekimlik mesleğine yönelik tutumlarda 4 sınıftan 6. sınıfa doğru ölçek puanında bir düşüş olduğu saptandı ve COVİD-19 pandemisinde tıp fakültesine başlamış olan 5.sınıfların mesleğe bağlılıkları daha düşüktü. Tıp fakültesini isteyerek ve kendi isteği seçen, insanlara yardım etme isteği ile seçen, okuduğu fakülteden memnun olan, beklentilerinin karşılanacağını düşünen ve geleceğinden endişe etmeyen hekim adaylarının hekimlik mesleğine yönelik tutum seviyeleri daha yüksek belirlendi. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre hekim adaylarının, hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, öğretim üyelerinin öğrencilere rol model olması tutumlarını olumlu yönde etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Tutumların değişmesine yönelik adımların, sağlık hizmetleri ile ilgili yasa ve düzenlemelerin mesleğe yönelik tutumlar üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde hekimlik mesleğine yönelik tutum ve ilişkili faktörlerin daha ayrıntılı olarak ortaya konması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: tutum, tıp öğrencileri, hekimlik mesleği
Aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerin serviks kanseri ve human papilloma virüs hakkında bilgi ve tutumları
Kanser global anlamda en önemli toplum sağlığı sorunlarının başında gelmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumunun 2020 yılında yaptığı araştırmada kadınlarda en sık görülen kanser meme kanseri olarak saptanmıştır. Serviks kanseri ise kadınlarda 4. sırada yer almaktadır. Serviks kanseri en önemli etmeni HPV'dir. Serviks kanseri erken tanı, tedavi ve korunması olan bir hastalık olup ebeveynlerin bilgilerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamız, Edirne'de bulunan 23 aile sağlığı merkezine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş arası çocuğu olan 388 ebeveyne kesitsel ve gözlemsel yapılmıştır. Etik kurul onayı (Ek-1) ve Edirne İl Sağlık Müdürlüğü onayı (Ek-2) alındıktan sonra 01.08.2023-29.12.2023 arasında yapılmıştır. Çalışmamızda hazırladığımız anket ile veri toplanmıştır. Ankette sosyodemografik bilgiler, rahim ağzı kanseri bilgileri, HPV bilgisi, HPV aşısı bilgi ve tutumları ile ilgili sorular mevcuttur. Ankete ek olarak Human Papilloma Virüs-Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ) dahil edilmiştir. Ölçek sahibinden izin alınmıştır. Analiz yapılırken tanımlayıcı istatistiksel methodlar, Ki-Kare, Kruskal-Wallis, Oneway Anova testleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin %81,44'ünün anne, %18,56'sının baba olduğu, yaş ortalamasının 38,84±6,8 olduğu, öğrenim durumlarının %40,46'sının üniversite ve üzeri olduğu, %27,84'ünün gelirinin giderinden fazla olduğu, %36,86'sının sigara kullandığı, %76,03'ünün cinsel yolla bulaşan hastalıkları bildiği saptanmıştır. Ebeveynlerin %93,3'ünün rahim ağzı kanserini duyduğu, %49,48'inin siğil ile ilişkili olduğunu bildiği, %18,3'ünün HPV'yi bilmediği saptanmıştır. Ebeveynlerin PAP smear testini 79,64'ünün duyduğu ancak %55,15'inin yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin %13,14'ünün HPV aşısı yaptırdığı, çocuklarına ise %7,73'ünün yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin human papilloma virüs bilgi ölçeği ile öğrenim durumları yüksek olanların, sağlık çalışanlarının, gelirleri giderden daha fazla olanların yüksek, sigara kullananların daha düşük puana sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin %76,03'ü cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgi sahibi iken, yılda bir kontrole gitme oranı %17,53'tür. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %93,3'ü daha öncesinde rahim ağzı kanserini duymuş olup, büyük çoğunluğu öncelikle TV ve internetten daha sonra da ASM'lerden bilgi edinmiştir. HPV aşısı yaptırmayı düşünenlerin büyük çoğunluğu doktor tavsiye ederse, hemen ardından ücretsiz olursa yaptıracağını bildirmiştir. Anahtar kelimeler: Human Papilloma virüs, Serviks Kanseri, HPV aşısı
Aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerin serviks kanseri ve human papilloma virüs hakkında bilgi ve tutumları
Kanser global anlamda en önemli toplum sağlığı sorunlarının başında gelmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumunun 2020 yılında yaptığı araştırmada kadınlarda en sık görülen kanser meme kanseri olarak saptanmıştır. Serviks kanseri ise kadınlarda 4. sırada yer almaktadır. Serviks kanseri en önemli etmeni HPV'dir. Serviks kanseri erken tanı, tedavi ve korunması olan bir hastalık olup ebeveynlerin bilgilerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamız, Edirne'de bulunan 23 aile sağlığı merkezine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş arası çocuğu olan 388 ebeveyne kesitsel ve gözlemsel yapılmıştır. Etik kurul onayı (Ek-1) ve Edirne İl Sağlık Müdürlüğü onayı (Ek-2) alındıktan sonra 01.08.2023-29.12.2023 arasında yapılmıştır. Çalışmamızda hazırladığımız anket ile veri toplanmıştır. Ankette sosyodemografik bilgiler, rahim ağzı kanseri bilgileri, HPV bilgisi, HPV aşısı bilgi ve tutumları ile ilgili sorular mevcuttur. Ankete ek olarak Human Papilloma Virüs-Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ) dahil edilmiştir. Ölçek sahibinden izin alınmıştır. Analiz yapılırken tanımlayıcı istatistiksel methodlar, Ki-Kare, Kruskal-Wallis, Oneway Anova testleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin %81,44'ünün anne, %18,56'sının baba olduğu, yaş ortalamasının 38,84±6,8 olduğu, öğrenim durumlarının %40,46'sının üniversite ve üzeri olduğu, %27,84'ünün gelirinin giderinden fazla olduğu, %36,86'sının sigara kullandığı, %76,03'ünün cinsel yolla bulaşan hastalıkları bildiği saptanmıştır. Ebeveynlerin %93,3'ünün rahim ağzı kanserini duyduğu, %49,48'inin siğil ile ilişkili olduğunu bildiği, %18,3'ünün HPV'yi bilmediği saptanmıştır. Ebeveynlerin PAP smear testini 79,64'ünün duyduğu ancak %55,15'inin yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin %13,14'ünün HPV aşısı yaptırdığı, çocuklarına ise %7,73'ünün yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin human papilloma virüs bilgi ölçeği ile öğrenim durumları yüksek olanların, sağlık çalışanlarının, gelirleri giderden daha fazla olanların yüksek, sigara kullananların daha düşük puana sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin %76,03'ü cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgi sahibi iken, yılda bir kontrole gitme oranı %17,53'tür. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %93,3'ü daha öncesinde rahim ağzı kanserini duymuş olup, büyük çoğunluğu öncelikle TV ve internetten daha sonra da ASM'lerden bilgi edinmiştir. HPV aşısı yaptırmayı düşünenlerin büyük çoğunluğu doktor tavsiye ederse, hemen ardından ücretsiz olursa yaptıracağını bildirmiştir. Anahtar kelimeler: Human Papilloma virüs, Serviks Kanseri, HPV aşısı
Aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerin serviks kanseri ve human papilloma virüs hakkında bilgi ve tutumları
Kanser global anlamda en önemli toplum sağlığı sorunlarının başında gelmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumunun 2020 yılında yaptığı araştırmada kadınlarda en sık görülen kanser meme kanseri olarak saptanmıştır. Serviks kanseri ise kadınlarda 4. sırada yer almaktadır. Serviks kanseri en önemli etmeni HPV'dir. Serviks kanseri erken tanı, tedavi ve korunması olan bir hastalık olup ebeveynlerin bilgilerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamız, Edirne'de bulunan 23 aile sağlığı merkezine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş arası çocuğu olan 388 ebeveyne kesitsel ve gözlemsel yapılmıştır. Etik kurul onayı (Ek-1) ve Edirne İl Sağlık Müdürlüğü onayı (Ek-2) alındıktan sonra 01.08.2023-29.12.2023 arasında yapılmıştır. Çalışmamızda hazırladığımız anket ile veri toplanmıştır. Ankette sosyodemografik bilgiler, rahim ağzı kanseri bilgileri, HPV bilgisi, HPV aşısı bilgi ve tutumları ile ilgili sorular mevcuttur. Ankete ek olarak Human Papilloma Virüs-Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ) dahil edilmiştir. Ölçek sahibinden izin alınmıştır. Analiz yapılırken tanımlayıcı istatistiksel methodlar, Ki-Kare, Kruskal-Wallis, Oneway Anova testleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin %81,44'ünün anne, %18,56'sının baba olduğu, yaş ortalamasının 38,84±6,8 olduğu, öğrenim durumlarının %40,46'sının üniversite ve üzeri olduğu, %27,84'ünün gelirinin giderinden fazla olduğu, %36,86'sının sigara kullandığı, %76,03'ünün cinsel yolla bulaşan hastalıkları bildiği saptanmıştır. Ebeveynlerin %93,3'ünün rahim ağzı kanserini duyduğu, %49,48'inin siğil ile ilişkili olduğunu bildiği, %18,3'ünün HPV'yi bilmediği saptanmıştır. Ebeveynlerin PAP smear testini 79,64'ünün duyduğu ancak %55,15'inin yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin %13,14'ünün HPV aşısı yaptırdığı, çocuklarına ise %7,73'ünün yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin human papilloma virüs bilgi ölçeği ile öğrenim durumları yüksek olanların, sağlık çalışanlarının, gelirleri giderden daha fazla olanların yüksek, sigara kullananların daha düşük puana sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin %76,03'ü cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgi sahibi iken, yılda bir kontrole gitme oranı %17,53'tür. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %93,3'ü daha öncesinde rahim ağzı kanserini duymuş olup, büyük çoğunluğu öncelikle TV ve internetten daha sonra da ASM'lerden bilgi edinmiştir. HPV aşısı yaptırmayı düşünenlerin büyük çoğunluğu doktor tavsiye ederse, hemen ardından ücretsiz olursa yaptıracağını bildirmiştir. Anahtar kelimeler: Human Papilloma virüs, Serviks Kanseri, HPV aşısı
Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı
Bu araştırmada Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 410 ebeveynden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezinde ikamet eden, ebeveyn olan bireyler dahil edilmiştir. 18 yaşından küçük olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 12 soru ile İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu (18 soru) yer almaktadır. Elde edilen veriler SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı orta düzeyde bulunmuştur. 18-24 yaş grubu ebeveynlerde yüksek, 40 yaş ve üzeri ebeveynlerde ise düşük düzeyde istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin eğitim seviyesi ile çocuk istismarı farkındalığı arasında doğru orantılı olacak şekilde anlamlı bir ilişki bulunmuş olup üniversite ve üzeri eğitimi olanlarda düşük düzey istismar, ortaokul mezunu olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin çalışma durumu ile ilgili memur olanlarda düşük düzeyde, ev hanımlarında yüksek düzeyde istismar saptanmıştır. Geliri giderinden fazla olanlarda düşük düzey istismar, geliri giderine eşit olanlarda orta düzey istismar, geliri giderinden az olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. 18-24 yaş aralığında iken çocuk sahibi olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Alkol kullanan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Çocuklarında kronik hastalığı olan ebeveynlerde düşük düzey istismar saptanmıştır. Kendi çocukluğunda fiziksel istismara uğrayan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda bireylerin sosyodemografik özelliklerine göre çocuk istismarı farkındalığının farklılaştığı izlenmiştir. Çocuk istismarı ve ihmali ile mücadelede ailelere ve çocuklara düzenli aralıklarla eğitim programları sunulmalı ve risk altındaki ailelere sosyal destek ile danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Bu yaklaşımlar, çocuk istismarı ve ihmalinin önlenmesine yönelik önemli adımlardır. Birinci basamak sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetlerini içermekte olup, aile hekimleri bu hizmetlerin sunumunda kritik bir rol oynar. Aile hekimleri, hasta ve sağlık sistemi arasındaki ilk temas noktası olarak hem bireysel hem de sosyal çevresel faktörleri göz önünde bulundurarak değerlendirme yapabilir. Çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili olarak, aile hekimleri, çocuğun korunması, tanı ve tedavi süreçlerinde, istismarın süreğen etkilerinin azaltılması ve destek sürecinde aktif olarak rol oynamalıdır.
Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı
Bu araştırmada Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 410 ebeveynden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezinde ikamet eden, ebeveyn olan bireyler dahil edilmiştir. 18 yaşından küçük olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 12 soru ile İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu (18 soru) yer almaktadır. Elde edilen veriler SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı orta düzeyde bulunmuştur. 18-24 yaş grubu ebeveynlerde yüksek, 40 yaş ve üzeri ebeveynlerde ise düşük düzeyde istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin eğitim seviyesi ile çocuk istismarı farkındalığı arasında doğru orantılı olacak şekilde anlamlı bir ilişki bulunmuş olup üniversite ve üzeri eğitimi olanlarda düşük düzey istismar, ortaokul mezunu olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin çalışma durumu ile ilgili memur olanlarda düşük düzeyde, ev hanımlarında yüksek düzeyde istismar saptanmıştır. Geliri giderinden fazla olanlarda düşük düzey istismar, geliri giderine eşit olanlarda orta düzey istismar, geliri giderinden az olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. 18-24 yaş aralığında iken çocuk sahibi olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Alkol kullanan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Çocuklarında kronik hastalığı olan ebeveynlerde düşük düzey istismar saptanmıştır. Kendi çocukluğunda fiziksel istismara uğrayan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda bireylerin sosyodemografik özelliklerine göre çocuk istismarı farkındalığının farklılaştığı izlenmiştir. Çocuk istismarı ve ihmali ile mücadelede ailelere ve çocuklara düzenli aralıklarla eğitim programları sunulmalı ve risk altındaki ailelere sosyal destek ile danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Bu yaklaşımlar, çocuk istismarı ve ihmalinin önlenmesine yönelik önemli adımlardır. Birinci basamak sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetlerini içermekte olup, aile hekimleri bu hizmetlerin sunumunda kritik bir rol oynar. Aile hekimleri, hasta ve sağlık sistemi arasındaki ilk temas noktası olarak hem bireysel hem de sosyal çevresel faktörleri göz önünde bulundurarak değerlendirme yapabilir. Çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili olarak, aile hekimleri, çocuğun korunması, tanı ve tedavi süreçlerinde, istismarın süreğen etkilerinin azaltılması ve destek sürecinde aktif olarak rol oynamalıdır.