Theses supervised by Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi

14 theses · Haliç University

Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu körfez ülkelerinden gelen 30-55 yaş arası bireylerde BKİ ile insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransının ilişkisi

Bu araştırma Ortadoğu Körfez ülkelerinde yaşayan bireylerin BKİ ile insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2017- Mayıs 2018 tarihleri arasında Doku Tıp Merkezi, Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvurmuş olan 30- 55 Yaş arasında çalışmaya katılmaya gönüllü 40 yetişkin katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-4) ve laboratuvar bilgileri formu (Ek-3) kullanılarak toplanmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında anlamlılık p<0,05 düzeyinde non- parametrik yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar arasında, biyokimya ortalamaları BKI gruplarına göre Kruskal-Wallis Testi ile karşılaştırılmıştır. Yalnızca BKI ≥30 grubunun HDL ortalaması diğer iki BKI grubunun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. BKI ile HOMA IR (p: 0,376), açlık insülin düzeyi (p: 0,341), açlık glikoz düzeyi (p: 0,349), LDL kolesterol (p: 0,330), HDL kolesterol (p: 0,629) arasında anlamlı korelasyon olduğu bulunmuştur. HOMA IR ile açlık insülin düzeyi (p: 0.910), açlık glikoz düzeyi (p: 0.660), LDL kolesterol (p: 0.386) değerleri arasında da anlamlı korelasyon bulunmuştur. Son olarak açlık insülin düzeyi ile açlık glikoz düzeyi (p: 0.327); açlık glikoz düzeyi ile LDL kolesterol (p: 0.368) ve LDL kolesterol ile trigliserid arasında da anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma BKİ değerinin artması ile Homa IR, açlık glikoz düzeyi, açlık insülin düzeyi, HDL ve LDL kolesterol düzeylerinde önemli bir artışa neden olduğu görülmüştür. Bu nedenle sağlıklı BKİ aralığında olmayan bireylerde insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransının kontrolünün sağlanması için beslenmenin önemi anlatılmalı ve önerilen uygulamaların yaşam tarzı haline getirilmesi sağlanmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+7
Nida Çeliksoydan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda besin tüketimi ve BKİ ile uyku düzeni arasındaki ilişki

Çalışma, yetişkin kadınlarda Beden Kitle İndeksi (BKİ) ile günlük besin tüketimi ve uyku düzeni arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında, İstanbul' da özel diyet ofisine başvuran 19-58 yaşları arasında yer alan 65 kadın üzerinde yürütülen bu çalışmanın verileri, önceden hazırlanmış bir anket formu ile elde edilmiştir. Kişilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ölçümleri yapılarak Beden Kitle İndeksleri bulunmuştur. Bireylerin günlük beslenme durumu ''günlük besin tüketim formu'', uyku kalitesi "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi" kullanılarak elde edilmiştir. Günlük tüketilen besinler BeBİS programı ile çalışmanın verileri ise SPSS programıyla analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların BKİ ortalaması 34,72 kg/m2 bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınların %76,9'u obezite grubunda yer alırken %23,1'i ise normal kilo aralığındadır. Çalışmada yer alan kadın bireylerin günlük aldıkları kalori miktarlarının ortalaması ise 1996,10 ± 359,01 kaloridir. Günlük alınan karbonhidrat miktarının ortalaması ise 231,64 ± 45,89 gramdır. Günlük alınan karbonhidrat yüzdesi ortalama olarak ise bireylerin günlük yüzde 47,58 ± 6,95 oranında karbonhidrat aldığı belirlenmiştir. Bireylerde günlük alınan yağ ortalama olarak 86,31± 23,83 gram olarak belirlenmiştir. Günlük alınan yağ yüzdesi ortalama olarak 38,50 ± 6,05 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınların ortalama olarak, 67,94 ± 15,51 gram protein aldıkları belirlenmiştir. Günlük alınan protein yüzdesi ortalama 14,07 ± 2,67 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınlardan %23,1'i iyi uyku kalitesine sahipken %76,9'u kötü uyku kalitesine sahiptir.Günlük tüketilen besinlerin uyku kalitesini etkilediğini, uyku kalitesinin de obeziteyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. İstenilen normal vücut ağırlığına sahip olabilmek için günlük tüketilen besinler ile uyku düzenine dikkat edilmesi gerektiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Beden Kütle İndeksi, Kadın, Uyku düzeni, Uyku kalitesi

Besin tercihleriKadınlarUyku+2
Tuğba Yaprak
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

18-25 yaş arası üniversite öğrencilerindeki internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi

Bu araştırma; Mart 2021 – Eylül 2021 tarihleri arasında, Haliç Üniversitesi'ndeki 18-25 yaş arası olan öğrencilerinden seçilen 64'ü kadın, 20'si erkek katılımcıda, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ve internet bağımlılığı düzeyleri arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Demografik Bilgi Formu, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum ölçeği (SBİTO) ve Young İnternet Bağımlılığı Testi – Kısa Formu (YİBT-KF) uygulanmıştır. Katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ile ilişkisi, internet bağımlılık düzeyinin internette meşgulken yemek yeme durumuna etkisi, yaşa göre internet bağımlılık düzeylerinin incelenmesi, maddi güçlük çekme durumunun sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi, baba eğitim durumunun sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatiksel analizleri SPSS 22.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatiksel metotlar (sıklık) ve niteliksel verilerin kıyaslanmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ile Young İnternet Bağımlılığı Testi arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) ve %42'lik negatif yönlü orta şiddette bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ile yaş, maddi güçlük çekme, baba eğitim durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi – Kısa Formu ile internetle meşgulken atıştırma ve fiziksel aktivite değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Katılımcıların cinsiyeti, öğrencisi olduğu bölüm, birlikte yaşama durumu, anne eğitim durumu ve gece uyku problemi yaşama değişkenleri ile SBİTÖ ve YİBT-KF arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Gençlerde internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerinde etkisi olduğu, gençlik döneminin sağlıklı yaşam tarzı edinme konusunda önemli bir yeri olduğu için bu konuda gençlerin ve ailelerin bilinçlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı, Sağlıklı Beslenme, Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği

BağımlılıkBeslenmeSağlıklı beslenme+4
Meryem Nur Alamehmet
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Glütensiz diyet tüketen yetişkin çölyak hastalarının beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı glütensiz diyet tüketen çölyak hastalarının beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-62 yaş arasında çölyak tanısı almış, 34 kadın, 26 erkek olmak üzere 60 çölyak hastası katılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için online anket yöntemi uygulanmıştır. Beslenme durumlarının değerlendirebilmek için 3 günlük besin tüketim kaydı ve geriye dönük besin tüketim sıklığı kaydı alınmıştır. Çalışmaya katılan kadın hastaların yaş ortalaması 32,47±11,01 dir. Erkek hastaların ise ortalaması 37,46 ±10,88'dir. Erkek hastalarda beden kitle indeks ortalama 23,4±2,14, kadın hastalarda 24,33±5,55 dir. Tüm hastaların %53,ü yüksekokul mezunudur. Katılımcılar %33,4'ü 21-30 yaş arası çölyak hastalığı tanısı almıştır ve %68,3'ünün ise ailesinde çölyak hastası birey yoktur. Hastaların %70,0'ı glütensiz diyete her zaman uymaktadır. Diyete uyum ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ana öğün tüketim değerlendirmesi kadın ve erkek hastalar arasında anlamlı bulunmuştur (p= 0,017). Hastaların %41,7'si öğün atlamaktadırlar. Kadın hastaların ortalama aldıkları enerji 1725,86±314,64 kcal, erkek hastaların aldıkları ortalama enerji 2373,26±359,21 kcal'dir. Kadın ve erkek hastaların aldıkları günlük protein miktarı sırasıyla 56,22±16,56 gr, 70,84±21,81 kcal bulunmuştur. Kadın ve erkek hastalar arasında enerji ve protein alımları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,005). Hastaların beyanlarına göre, günlük alması gereken vitamin ve minerallerden B6 vitamini, folat, D vitamini, kalsiyum ve demir ve magnezyum alımları düşük bulunmuştur. Sonuç olarak çölyak hastalarının yaşam boyu glütensiz diyete uyum göstermeleri gerektiği için uzman bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Hastaların glütensiz diyete uyumları önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+2
Semra Dürüs Metin
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ofis çalışanlarında iş stres düzeyi ile yeme bozukluğu davranışı arasındaki ilişki

Bu çalışma masa başı çalışanların iş stres düzeyini belirlemek ve bu yeme davranışların personellerin yeme davranışı, iştah üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya toplam 97 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Anketler, yüzyüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Anket formunda katılımcıların ilk olarak demografik özellikleri, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri gibi genel özellikleri sorgulanmıştır. İş stresi, yeme tutum testi (EAT-26) ve duygusal iştah ölçeği ise diğer formlarda yer alan anketlerdir. Erkek bireylerin BKİ'sinin kadın bireylerden anlamlı bir şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Su tüketimi ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). BKİ grupları ile yeme tutum (EAT-26) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). İş stresi skoru ve alt boyutları arasında pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Negatif duygu ve olayların artışı iş stresini arttırdığı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kadın katılımcıların BKİ ile negatif olay ve negatif duygu durumları arasında pozitif yönlü anlamlı bir bağıntı saptanmıştır (p<0,05). Erkek katılımcılarımızda ise BKİ ile pozitif olay, negatif toplam ve negatif duygu durumları arasında negatif yönlü anlamlı bir bağıntı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların yeme tutum ile pozitif olay ve pozitif duygu durumunda negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Kadınlarda negatif toplam ve negatif olay durumunda yeme tutum düzeyleri arasında pozitif, erkek katılımcılar arasında negatif yönlü anlamlı bir bağıntı olduğu bulunmuştur(p<0,05). Verileri pozitif ve negatif alt gruplarına göre değerlendirdiğimizde ise istatiksel olarak anlamlı pozitif yönlü korelasyon olduğu görülmüştür(p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda; iş stresi ile yeme bozuklukları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmazken, iş stresi ile duygusal iştah arasında bağıntı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelime: iş stresi, yeme bozuklukları, duygusal iştah

Beslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozukluklarıDuygusal yeme+3
Lina Bahap
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaneye yatan 0-6 yaş çocuklarda malnütrisyon durumunun tespit edilmesi ve malnütrisyona etki eden faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma ile, hastaneye yatan çocuklarda malnütrisyonun tespit edilmesi ve buna etki eden faktörlerin incelenmesi böylelikle erken tarama ile malnütrisyon tesbiti ve koruyucu önlemlerin alınmasının etkinliğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya 16.02–12.06.2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi'nde farklı servislerde yatışı gerçekleştirilen 0-6 yaş arası toplam 300 hasta alınmıştır. Hastalara yüzyüze görüşme yöntemiyle sosyo-ekonomik ve demografik verilerin yer aldığı anket formu ve strongkids tarama yöntemi uygulandı. Tüm hastaların vücut ağırlığı, boy uzunluğu, baş çevresi (3 yaşın altında) üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığını içeren antropometrik ölçümleri alındı. Verilerin Analizi:Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test, ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 300 hastanın %58'ini erkek, %42'sini kız hasta oluşturmaktadır. Doğumdan sonra bebeklerin ilk beslenmesi % 81.7 ile anne sütü olmuştur. Doğumu takiben ilk 1 saat içinde anne sütü alanların oranı %78'dir. Çalışmada hastaların akut malnütrisyon oranı %14, kronik malnütrisyon oranı %20,6 olarak bulunmuştur. Akut ve kronik malnütrisyonu olan çocukların doğum ağırlıkları anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Yapılan bu çalışmada tüm antropometrik ölçüm sonuçlarının akut ve kronik malnütrisyonu olan çocuklarda olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.05). Akut ve kronik malnütrisyonu olan her iki grup hastanın normal kıvamlı besin tüketimlerinin anlamlı oranda düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Kronik malnütrisyonu olan grupta 1 öğünde beslenme süresinin anlamlı olarak daha uzun sürdüğü belirlendi (p<0.05). akut ve kronik malnütrisyonu olan her iki grubun da anlamlı oranda iştahsızlıkları olduğu bulundu (p<0.05). Çalışmaya katılan hastaların besin tüketim sıklığına bakıldığında; hayvansal kaynaklı gıda tüketiminin akut ve kronik malnütrisyonlu grupta anlamlı şekilde daha düşük olduğu görüldü (p<0.05). Çalışmada yer verilen Strongkids tarama testine göre hastaların %55.3'ünün orta, %8'inin yüksek malnütrisyon riskine sahip olduğu belirlendi. Hasta grubunda malnütrisyonlu olgulara rağmen yatış tanılarında malnütrisyon tanısının yer almadığı görüldü. Sonuç: Tarama testleri ve antropometrik ölçümlerle yatan hastalarda hızla malnütrisyonun değerlendirilmesi erken tanı ve tedavisini mümkün kılarak mortalite ve morbiditeyi azaltmak adına büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: protein enerji malnütrisyonu, kronik malnütrisyon, strongkids

MalnütrisyonProtein enerji malnütrisyonuYatan hastalar+1
Burcu Özen Yeşil
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da bilinen diyabeti olmayan bir popülasyonda beslenme biçimi, beden kitle indeksi ve yaşla artaryel damar basıncının ilişkileri

Bu çalışma Şişli Aile Sağlık Merkezi'ne gelen diyabet hastası olmayan, yaşları 20 ve üzeri olan 99'u kadın, 101'i erkek bireylerde yürütülmüştür. Bu çalışmanın amacı, beslenme alışkanlıkları, Beden Kitle İndeksi ve bel çevresinin diyastolik ve sistolik kan basıncına etkilerinin değerlendirilmesi ile bel çevresi ve BKİ değerlerinin cinsiyet, yaş grubu ve beslenme alışkanlıklarıyla ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya katılan bireyler, kadın ve erkek olarak yaşlarına göre 20-40, 41-60 ve 61 ve üzeri olarak üç gruba ayrılmıştır. Katılımcılara yemek yeme alışkanlıkları ve beslenme durumu ile ilgili bilgilerini içeren anket formu ile bir günlük besin tüketim sıklığı formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri tarafımızdan sağlanmış, sistolik ve diyastolik kan basıncı bilgileri çalıştığımız sağlık kuruluşundan temin edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS 22.0 Paket programı, verilerin değerlendirilmeside Independent Samples Test, Pearson korelasyon analizi, Ki-Kare testi ve Varyans (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Erkeklerde artan BKİ oranı sistolik ve diyastolik kan basıncını etkilemezken, kadınlarda BKİ'nin artmasının sistolik ve diyastolik kan basıncını anlamlı düzeyde etkilediği bulunmuştur (p=0.0005)(p=0.0109). Kadın ve erkek tüm bireylerin bel çevresi değerleri diyastolik kan basıncını etkilemezken, sistolik kan basıncını anlamlı düzeyde etkilediği tespit edilmiştir (p=0.0005)(p=0.010). Kadınlarda yaş ile bel çevresi ve BKİ değerleri arasında pozitif yönde korelasyon saptanırken(p=0.0005); Erkeklerde bel çevresi ile yaş arasında pozitif yönde korelasyon bulunurken(p=0.0005), BKİ ve yaş arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.3460). Beslenme alışkanlıklarının cinsiyetler arası farklılıklar gösterdiği görülmüş, kadınların erkeklere göre daha fazla yemek yeme alışkanlıklarını değiştirme eğiliminde olduğu saptanmıştır (p=0.046). Kadınların sebzeleri (p=0.0091), erkeklerin ise daha çok nişastalı gıdalar(p=0.001) ve et ürünlerini(p=0.027) tüketmeyi tercih ettikleri saptanmıştır.

ArterlerBel çevresiBeslenme+7
Ayşegül Saroğlu
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

18-30 yaş arası bilinen diyabeti olmayan bireylerde yaş ve beden kitle indeksi (BKI)'ne göre sakkaroza karşı toleransın incelenmesi

18-30 yaş arası bilinen diyabeti olmayan bireylerde yaş ve beden kitle indeksi(BKI)'ne göre sakkaroza karşı toleransın incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Bu çalışmanın verilerini toplamada, Demografık Özellikler (17 soru), Antropometrik Ölçümler (3 soru), Beslenme Alışkanlıkları (15 soru), Kan Şekeri Takibi (4 soru) içeren toplam 39 soruluk bir anket formu kullanılmıştır. Bireylerin boy ve kilo bilgileri öğrenilerek BKI (Beden Kitle Indeksi) =Vücut ağırlığı (kg) / boy uzunluğu(m2) formülü ile hesaplanmıştır. Bireylerin açlık kan şekeri Bayer Contour Plus kan şekeri cihazıyla ölçülüp insülin direnci (HOMA-IR) hesaplanmıştır. İnsülin direnci ise HOMA IR=AKŞxİnsülin/405 formülü ile bulunmuştur. Bireylere 60 gr (15 küp) şeker verilmiştir. Şeker verildikten sonra 1. Saat, 2. Saat ve 3. saat kan şekeri ölçümü yapılmıştır. Tüm kan değerleri, yaş ve BKI ile ileri düzeyde ilişkilidir (p=0,001) Yaşın artmasıyla insülin direnci (HOMA IR) çıkma ihtimali daha yüksek olarak görülmüştür. (p=0,001) Ve açlık kan şekeri (AKŞ), insülin, 1. Saat, 2. Saat ve 3. Saat kan şekeri değerleri de artmaktadır. (p=0,001) Beden kitle indeksi (BKI) arttıkça insülin direnci (HOMA IR) çıkma ihtimali daha yüksek olduğu görülmüştür. (p=0,001) Beden kitle indeksi (BKI) arttıkça açlık kan şekeri (AKŞ), insülin, 1. Saat, 2. Saat ve 3. Saat kan şekeri değerleri de artmaktadır. (p=0,001) Bulgularımın sonucuna göre; yaş ve BKI arttıkça insülin direnci çıkma ihtimali ve dolayısıyla ilerde diyabet hastalığı çıkma riski de artmaktadır. Yani yaş ve BKI artmasıyla birlikte sakaroza karşı tolerans azalmaktadır.

SukrozToleransVücut kitle indeksi+3
Yağmur Atılgan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkin bireylerde çay şekerinin ve balın kan glikoz düzeylerine etkilerinin karşılaştırılması

BalKan glükozuKan glükozu ölçümü-bireysel+3
Zeynep Arzu Özlen
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerine başvuran 19- 65 yaş arası bireylerin yaş ve BKİ ile kan lipidleri korelasyonunun değerlendirilmesi

ÖZET ​Bu çalışma Şubat 2018-Mart 2018 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Araştırma Ve Uygulama Hastanesi Dahiliye Kliniklerine başvuran, 19-65 yaş arası 54 kadın ve 36 erkeğin genel özelliklerinin saptanması, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktive, sigara ve alkol tüketimleri, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri arasındaki olası etkileşimleri incelemek amacıyla yapıldı. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, 3 günlük besin tüketim kaydı araştırmacı tarafından oluşturulan anket formunda sorgulandı. Bireylerin antropometrik ölçümleri alındı ve biyokimyasal analizleri kayıtlı hastane verilerinden yararlanılarak saptandı. Laboratuvar kayıtlarından bireylerin trigliserit, total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol ve açlık kan şekeri düzeyleri elde edildi ve elde edilen bilgilerin istatistiksel analizi yapıldı. 19- 34 yaş arası grubun BKI, kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserit ortalamaları 35- 49 ve 50-65 yaş arası gruplara göre daha düşük saptandı. AGD ve HDL ortalamaları yaş grupları arasında istatistiksel olarak farklılık göstermedi. Çalışmaya katılan erkeklerde kadınlara göre sigara içen kişi sayısı daha çok (p=0,0108) ve günlük içilen sigara miktarı erkeklerde daha fazla (p=0,0004) olarak saptandı. Alkol kullanımı ise; çok düşük olmakla beraber kadınlarda %3,7, erkeklerde ise %5,6 oranında bulundu. Düzenli fiziksel aktivite yapanların genel yüzdesi az olmakla birlikte kadınların (%9,3) yüzde dilimi erkeklere (%17,1) göre daha düşük saptandı. Çalışmaya katılan kadın olguların BKİ ortalaması 29,57±6,91, erkek katılımcıların ise 28,10±4,66 olarak bulundu. Katılımcıların hafta içi yağ alım düzeyi ortalama 63,98±25,76 gram iken; hafta sonu ortalama 59,76±27,11 gram, hafta içi çoklu doymamış yağ alım düzeyi ortalama 12,98±7,94 gram iken; hafta sonu ortalama 10,11±7,26 gram, hafta içi karbonhidrat alım düzeyi ortalama 319,73±134,38 gram iken; hafta sonu ortalama 307,10±118,80 gram olarak saptandı. Bu çalışmanın sonucunda yüksek BKİ, ilerleyen yaş, sedanter yaşam şekli ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının kan lipidlerini etkileyen ve önlenebilir faktörler olduğu gözlemlendi. Bu faktörlerin kan lipidlerine olan etkisini önlemek amacıyla tıbbi tedavinin yanı sıra fiziksel aktivitenin arttırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması gibi yaşam tarzı değişikliklerinin de oldukça önemli olduğu anlaşıldı.

BeslenmeFiziksel aktiviteLipidler+4
Gamze Taş
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

20-60 yaş arası kadın popülasyonunda yaş, beden kütle indeksi ve bel çevresi değerlerinin insülin direnci ile ilişkisinin belirlenmesi

ÖZET İnsülin direnci, glikoz heomeostazisinde insülinin bozulmuş etkisi veya insüline verilen cevapta eksiklik olarak tanımlanmaktadır. Genetik faktörler, fetal malnütrisyon, fiziksel inaktivite, obezite ve yaşın ilerlemesi insülin direncine neden olur. Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, obezite, dislipidemi, glikoz intoleransı gibi metabolik hastalıkların fizyopatolojisindeki temel etken olan insülin direnci, toplumun %25'inde bulunan ve genetik olarak geçen hücre içi bir patolojidir. İnsülin direnci ile başlayan metabolik hastalıklar düşünüldüğünde önemi iyice artmaktadır. Yaşlanmayla birlikte, kan glikozunun düzenlenmesinde insülinin etkinliği azalır. İnsülin mekanizmasının ve glikoz toleransının bozulmasında, yaşlanma sürecine eşlik eden başka sebepler de olabilir. Fiziksel aktivitedeki azalma ve yağ dokusundaki artış, özellikle de abdominal bölgenin yağlanması insülin direnci gelişmesinde rol oynar. Bu araştırma Ocak 2018-Nisan 2018 tarihleri arasında Özel Bilge Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran ve biyokimyasal tetkikler sonucunda insülin direnci tanısı almış bireylerle yapılmıştır. Çalışmaya, katılmayı gönüllü olarak kabul eden 20-60 yaş arası 36 yetişkin kadın dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin boy uzunlukları, vücut ağırlıkları, vücut yağ yüzdeleri alınmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları ve genel beslenme alışkanlıkları anket formu kullanılarak, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Çalışmaya katılan bireyler üç ayrı yaş grubunda değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş dağılımı incelendiğinde; %36,1'i (13 birey) 20-35 yaş arasında, %33,3'ü (12 birey) 36-45 yaş arasında, %30,6'sı (11 birey) 46-60 yaş arasındadır. Bireylerin yaş sınıflamasına göre Beden Kütle İndeksi (BKİ), yağ oranı (%), bel çevresi (cm), açlık kan glikozu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p≤0,05). Yaş grupları, BKİ ve bel çevresi değerleri ile HOMA-IR test sonuçları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: abdominal yağlanma, açlık kan glikozu, insülin direnci, metabolik sendrom, obezite,

Bel çevresiKadınlarKarın yağı+5
Tuğçe Özge Özyön
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastalarda beslenme durumu, biyokimyasal bulgular ve sezgisel yeme arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma; Tip 2 DM'li bireylerde beslenme durumu, biyokimyasal parametreler, antropometrik ölçümler ve sezgisel yeme ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın 1 Aralık 2019 - 1 Haziran 2020 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran Tip-2 diyabetli minimum 46 bireyin katılımıyla gerçekleşmesi planlanmıştır. Ancak Mart 2020'den itibaren tüm dünyada etkisini gösteren COVID-19 salgını ve Tip 2 DM'li hastaların risk grubunda bulunması nedeniyle anketler 9 Mart 2020 – 1 Haziran 2020 tarihleri arasında Hocalı Aile Sağlığı Merkezi (n=38) ve Akkapı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde (n=10) kayıtlı olan ve rutin istenen kan tahlil sonuçlarına göre Tip 2 diyabetli 48 hastanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin, demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, sezgisel yeme davranışlarını saptamak amacıyla Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2), biyokimyasal testleri ve hafta içi 1 gün ve hafta sonu 1 günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Çalışmada bireylerin enerji ve besin ögesi tüketimi BeBİS (Beslenme Bilgi Sistemleri) programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Grup t-Testi, Kikare Testi ile Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre Tip-2 DM'lilerin %77.1'i düzenli olarak günde 3 ana öğün ve %41.7'si düzenli olarak günde 3 ara öğün tüketmekte, %22.9'si gün içinde ana öğün ve %43.8'i de ara öğün atlamaktadır. En sık atlanan ana öğün "öğle" (%54.5) ve ara öğün de "gece" öğünü (%50.0) olarak belirlenmiştir. Öğün atlama nedenleri arasında zayıflama isteği, zaman yetersizliği, alışkanlık olmaması öne çıkmaktadır. Katılımcıların cinsiyeti ile BKI, bel çevresi ve vücut yağ oranı arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Tip-2 DM'li bireylerin biyokimyasal parametrelerinden LDL ile Toplam Kolestrol parametreleri referans değer aralığında yer almakta, HbA1c, AKŞ ve HDL parametreleri ise referans değerlerin üstünde bulunmaktadır. Günlük enerji tüketim ortalaması kadınlarda 1722.66±162.92 kkal, erkeklerde 2195.94±217.89 kkal'dir. Cinsiyet ve yaşa göre günlük enerji alımının önerilen düzeyi karşılama oranı kadınlarda %53.1, erkeklerde %56.3'dür. Yaş ve cinsiyete göre önerilen günlük enerji düzeyi karşılama oranı istatiksel açıdan farklılık göstermemektedir (p>0.05). Günlük diyetle alınan enerjideki karbonhidrat, protein ve yağ düzeyleri kadınlarda %59.72±2.34, %17.43±2.98 ve %22.83±3.46, erkeklerde %60.98±1.85, %15.64±1.31 ve %23.36±2.35'dir. Cinsiyete göre diyabetli bireylerin günlük enerji alımındaki makro besin öğeleri farklılaşmamaktadır (p>0.05). Cinsiyete göre katılımcıların sezgisel yeme ölçeği toplam puanı ile UPE, EPR, RHSC puanları anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). Kadınların B-FCC puan ortalaması erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). Sezgisel yeme ölçeğinin bazı alt boyutları ile HbA1c ve AKŞ değerleri arasında (p<0.05), BKI, bel çevresi ve vücut yağ oranı arasında (p<0.05) ve günlük enerji ile yağ alımı arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak Tip-2 DM'li bireylerde sezgisel yeme ile antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametreler, beslenme durumu ile ilişkisini kısmen destekleyen sonuçlara ulaşılmıştır. Daha kapsamlı sonuçlar elde etmek üzere, farklı bölgelerde ve daha büyük örneklemler ile çalışmalar yapılması önerilmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBiyokimyasal özellikler+3
Merve Pazar
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin probiyotik besinler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim durumlarının belirlenmesi

Bu araştırma; Aralık 2018 - Mart 2019 tarihleri arasında, İstanbul ilinde bulunan özel bir beslenme ve diyet kliniğine başvuran, 20-65 yaş aralığındaki 72'si kadın, 28'i erkek toplam 100 yetişkin bireyin probiyotik besinler hakkındaki bilgi düzeyleri ve tüketim durumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada anket formu uygulanmış, katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu değerleri, probiyotikler hakkındaki bilgi düzeyi, tüketim durumları ve nedenleri, tüketilen probiyotik besin çeşidi ve tüketim sıklığı gibi bilgiler sorgulanmıştır. Katılımcıların probiyotik besinlerle ilgili öngörülerine yönelik ifadelerin bulunduğu tablo değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri SPSS 20.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (frekans) ve niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Katılımcıların %85'i probiyotik terimini bildiğini belirtmiştir. Katılımcıların %97'si doğal probiyotik besin tükettiğini, %44'ü probiyotik katkılı besin tükettiğini, %11'i ise probiyotik besin takviyesi kullandığını belirtmiştir. Probiyotiklerin sindirim sistemine faydalı olduğunun düşünülmesi %70,1 oranla en yaygın tüketim nedeni olarak saptanmıştır. En çok tüketilen probiyotik besinin yoğurt olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcıların %93'ü probiyotik besinlerden fayda gördüğünü belirtmiştir. Çalışmada, probiyotik terimini bilme durumu ile probiyotik besin tüketim durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, probiyotik terimini bilenlerin tamamının probiyotik besin tükettiği görülmüştür (p<0,05). Probiyotik besinlerden fayda gördüğünü düşünen bireylerde, probiyotik besin tüketim sıklığının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlığa birçok yararı olan probiyotik besinlerin tanınması ve yeterli düzeyde tüketiminin sağlanması toplum sağlığı bakımından büyük önem taşımaktadır. Probiyotiklerin sağlığın korunması ve geliştirilmesinde olumlu etkilerini gösteren çalışmaların giderek artmasıyla beraber, probiyotik tüketimi ve bilgi düzeyinde de artış olduğu görülmüştür.

Besin tercihleriBeslenmeBilgi düzeyi+4
Avşin Aslantürk
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Glisemik yükü düşük besinleri içeren diyetin insülin direncine erken dönem etkisi

Bu çalışma, insülin direnci üzerine glisemik yükü düşük besinleri içeren bir diyetin erken dönemde etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat-Ağustos 2018 tarihleri arasında, Fark Etmeden Diyet Beslenme ve Eğitim Danışmanlığı'na başvuran 20-45 yaş arası insülin direnci olan 14 yetişkin birey (7 erkek, 7 kadın) ile yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalamaları kadınlarda 34,4±8,3 yıl; erkeklerde ise 40,1±3,8 yıldır. Bireylerle yapılan ilk görüşmede genel bilgileri, sağlık ve beslenme durumunu saptamak amacıyla anket yapılmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca açlık kan glikozu, açlık insülin ve HOMA-IR parametreleri değerlendirilmiştir. Tüm bireylere 21 gün süresince 110-130 gr karbonhidrat, %20-%25 protein, %25-30 yağ ve glisemik yükü düşük besinleri içeren hipokalorik bir diyet uygulanmıştır. Çalışma sonucunda; toplam grupta diyet sonrası antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerin hepsinde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Kadınlarda bel/kalça oranı dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde ise VFA, bel/kalça oranı ve açlık kan glikozu dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde kas kütlesinde saptanan azalma kadınlara göre daha fazladır (p=0,002). VFA değeri ise kadınlarda erkeklere göre daha fazla azalmıştır (p=0,018). Erkek ve kadınlar ayrı ayrı incelendiğinde her iki grupta da bel çevresinde anlamlı azalma görülürken bel/kalça oranında azalmanın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Erkeklerde açlık kan glikozunda düşüş olmasına rağmen anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). HOMA-IR'de azalma kadınlarda 3,01; erkeklerde ise 1,96 olarak saptanmıştır. Kadınlarda azalma daha yüksek olmasına rağmen cinsiyetler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır. BKİ ile yağ kütlesi (r=0,775; p=0,001), VFA (r=0,618; p=0,018) ve bel çevresi (r=0,868; p=0,005) arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Diyet öncesi açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR değerleri arasında korelasyon gözlenmez iken diyet sonrası açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç olarak; düşük kalori, düşük karbonhidrat ve düşük glisemik yük içeren diyetler insülin direncinin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: glisemik indeks, glisemik yük, insülin direnci.

BesinlerDiyetGlisemik indeks+2
Selin Sezgin
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors