Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Yağbasan

14 theses · Fırat University, Malatya Turgut Özal University

Master'sOpen AccessTR

Medya okuryazarlığının toplumsal karşılığı üzerine amprik bir çalışma (Elazığ ili özelinde akademisyenler ile vatandaşlar arasında karşılaştırmalı bir analiz)

Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde kitle iletişim araçlarının işlevleri artmakta ve kullanımı çeşitlenmektedir. Bu çeşitliliğe ayak uydurmak zorunlu bir hal almakla birlikte medya tarafından gönderilen yazılı, sözlü, işitsel iletileri zararlı ve yararlı ayrımına tabi tutarak almak medya iletilerinin bilinçli tüketimi konusunda önemlidir. Bu bilince medya okuryazarlığı donanımıyla erişmek mümkündür. Medya okuryazarlığı medya iletilerini doğru algılayabilecek donanıma sahip olma ve bu iletileri eleştirel bir bakış açısıyla yorumlama yetkinliğidir. Medya tarafından hedef kitleye gönderilen iletiler üzerinde kontrol sağlama gücüne sahip olan medya okuryazarlığı çocuk, genç, yetişkin, yaşlı fark etmeksizin toplumu oluşturan her birey için oldukça önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Elazığ ili özelinde bilgi düzeyi bakımından iki farklı kesimi temsil eden akademisyenler ile vatandaşların medya okuryazarlığı bilinci, medya okuryazarlığından haberdar olma durumları ve medya okuryazarlığı kavramını yaşamlarında ne kadar uyguladıkları konusunda karşılaştırmalı analizlerini yaparak medya okuryazarlığının toplumsal karşılığını ortaya çıkarmaktır. Yapılan araştırma nicel araştırma yöntemiyle yürütülmüştür. Çalışma 2018-2019 yılı Elazığ ilinde yaşayan 384 vatandaş ve Fırat Üniversitesinde çalışan 200 akademisyene rastgele (yansız) örneklem yoluyla yapılan yüz yüze anket çalışmasıyla ortaya konulmuştur. Elazığ ili özelinde akademisyenler ile vatandaşlar arasında karşılaştırmalı analizin yapıldığı anket çalışmasında, araştırmanın başlangıcında ortaya konulan hipotezler, test edilmeye çalışılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 22. programına girilerek değerlendirilmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda değer atfedilebilecek önemli bilimsel veriler elde edilmiştir. Bu bağlamda; medya okuryazarlığının bilinirliği, farkındalığı, düzeyi ve gündelik yaşam patriğindeki uygulanabilirliği belirgin ve açık farklar olmamakla birlikte yüzdelik dilimler açısından vatandaşlara oranla akademisyenlerde daha yüksek olduğu ve iki kesim (değişken) arasındaki (kay kare) X2 çözümlemesinde medya okuryazarlığının toplumsal karşılığının entelektüel düzlemde daha baskın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AkademisyenlerElazığKarşılaştırmalı analiz+2
Merve Barut
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon haberlerinde nesnellik ve magazinleşme dikotomisi: Magazinleşme kıskacındaki haber paradoksallığına üniversite öğrencilerinin bakış açısı (Fırat Üniversitesi örneği)

Televizyon yayın hayatına başladıktan günümüze kadar olan süreçte insan hayatının ayrılmaz bir parçası olmakta, görsel ve işitsel özellikleri nedeniyle insanların olup biteni anlaması, çevresinden haberdar olması açısından bir kurum haline dönüşmektedir. Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte ekonomik, sosyal ve politik gelişmelerde de televizyon önemli bir rol üstlenmektedir. İnsan, var olduğu ilk andan itibaren haberle ilgilenmiş ve dünyada neler olduğunu hep merak etmiştir. Televizyonculuğun en önemli programları arasında habercilik vardır. Aynı zamanda yayınlandığı kurumun prestiji olarak da kabul edilen haber bültenleri izlenme oranlarının en yoğun olduğu saatlerde yayınlanır ve toplum üzerinde yoğun etkisi vardır. İnsanın gördüğüne inanması ve televizyonun bunu sağlaması nedeniyle gündem oluşturma ve yaratmada en önemli iletişim biçimlerinden biri televizyon haberciliğidir. Günümüzde toplumsal yaşamın bir yansıması olan televizyon, rahatlama, sorunlardan kaçış ve eğlenme ihtiyacı olan bireyin bu duygusunu televizyon haberciliği ile gidermektedir. Bu noktada karşımıza en önemli bozulma olarak magazinleşme olgusu çıkmaktadır. En ciddi haberde bile karşımıza çıkan bu olgu sebebiyle televizyon haberleri ciddiyetten uzaklaşmakta magazinleşmiş öğelere büründürülen içeriksiz bültenler ortaya çıkmaktadır. Hazırlanan çalışmanın konusu haber içeriğinin ya da sunumunun magazinleşmesi sorunsalıdır. Haber, toplumun siyasal, ekonomik, kültürel değerlerinden bağımsız olarak yapılamaz. Bu yüzden oluşturulacak içerik bu değerlere bağlı olarak oluşturulmaktadır. Bu noktada haberde nesnellik olgusu gerçeği olduğu gibi yansıtma durumunda eksik kalmaktadır. Haberi oluşturacak muhabir, haberi hem toplumun değerlerinin hem çalıştığı kurumun politikasının hem de kendi düşüncelerinin süzgecinden geçirerek yazmaktadır. Haberciliğin ana ilkelerinden olan nesnellik olgusu burada işlevini yitirmekte ve bir ikileme yol açılmaktadır. Bu ikilem, haberin haber sayılabilmesi için nesnel olması gerektiği ve yine haberin izlenebilmesi için içeriğin magazinleşmiş olarak sunulması gerektiği fikridir. Çalışmada haberde nesnelliğin dikotomisi ve içinde bulunduğu paradoks durum kavramsal olarak incelenmiş ve Fırat Üniversitesi öğrencileri örnekleminde anket çalışması yapılmıştır. Bu araştırma ile yapılan anket çalışmasında, magazinleşmiş televizyon haberleri hakkında bireylerin düşüncelerini öğrenmek ve konu üzerinde dikkat çekmek amaçlanmıştır.

DikotomiHaberlerMagazin+4
Nesrin Leman Torun
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

TV haberlerinde siyasi aktörlerin siyasal söylem inşası (2017 Referandum örneği özelinde)

Siyaset ve medya arasında rızaya ve çıkara dayanan girift ilişkilerin hâkim olduğu hep dile getirilmektedir. Bu algının inşasında kuşkusuz siyasi söylemlerin yansıtılmasına aracılık eden medyanın dahli yadsınamaz bir gerçektir. Mesajlarını meşrulaştırarak kitlelere ulaştırmak elbette siyasi aktörlerin temel çabasıdır ve medya bu anlamda hedefe götüren en önemli temel araçlardan biridir. Söz konusu bu statüko içerisinde var olmaya çalışan siyasi aktörlerin ise, ekonomik çıkarlara paralel olarak kendini hegomonik yapıya hizmet etmekten alıkoyamayan medyada yeni kimliklerle şekillendikleri söylenebilir. Bu iletişimsel ortamlarda yer alan söylemlerin çoğu zaman siyasilerin değil, medya aktörlerinin istediği doğrultuda muhataplarına ulaştığını söylemek reele yakın bir yaklaşımdır. Söz konusu bu savı sınamak bu araştırmanın temel sorunsalını oluşturmuş ve çalışma; kitle iletişim araçları içinde en etkini ve yaygını olma konumunu hala muhafaza eden ve tarafsızlık ilkesinin uygulandığı var sayılan bir araç olması nedeniyle 'televizyon haberleri' özelinden yürütülmeye çalışılmıştır. Mecliste grubu bulunan siyasi parti liderlerinin siyasal söylem inşalarının belirlenmesinde etkin olanı/olanları saptamak amacıyla; yoğun seçim propagandalarının yaşandığı dönemlerden biri olan "2017 Anayasa Değişikliği Referandumu" sürecindeki televizyon haberleri seçilmiştir. Araştırmada ele alınan 3 örneklem kanalının (ATV, FOX, Kanal D) seçim sürecinde 13 günlük zaman dilimindeki ana haber bültenleri deşifre edilmiştir. Elde edilen veriler; kavramsal ve kuramsal çerçevede irdelendikten sonra niteliksel araştırma yöntemi olan Van Dijk'in söylem çözümlemesi esas alınarak ve gerekli durumlarda niceliksel veriler için içerik analizi yöntemine de başvurularak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışma ile medyadaki oligopolistik yapı içerisinde haber aktörlerinin, siyasal söylem inşası kontekstine dayalı metaforları ve netameli semantik içerikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak siyasi aktörlere dayalı haberlerin inşasında, haber aktörleri siyasi aktörleri istediği kimlikte yansıtabilir, savını destekler mahiyette değer atfedilebilecek önemli bulgulara ulaşıldığı ve çalışmada ortaya konulan hipotezlerin birçoğunun desteklendiği belirlenmiştir.

Alan değişikliğiHaberlerReferandum+6
Elvan Toprak Sarıtaş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk medyasında hukuk ihlalleri ve cezai müeyyidelerin hukuksal dayanakları

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde görülen baş döndürücü hızdaki gelişim ve değişim, insanların özel hayatlarına müdahale yöntemlerini de kolaylaştırmış ve oldukça çeşitlendirmiştir. Bu bağlamda basın, radyo, televizyon ve internet yolu ile kişilere ve mala karşı işlenen suçlarda önemli bir artış görülmeye başlanmıştır. Günümüzde toplumsal hayatı etkilemede dördüncü kuvvet sayılan medyadaki baş döndürücü hızlı gelişmeye paralel bir şekilde, insanın sadece ve sadece insan olması sebebiyle sahip olduğu en temel ve vazgeçilmez haklardan olan özel hayatın gizliliği ve diğer kişilik haklarının da ciddi şekilde korunması gerekmektedir. Bu da özel hayatın gizliliği, ifade ve iletişim özgürlüğü gibi kavramların karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. İnsanların düşünce ve ifade özgürlükleri ile haber alma özgürlüklerini rahatlıkla kullanabilme hakları nasılki medya sayesinde mümkün oluyor ise; medyanın da bu işlevini yerine getirirken hukuka uygun şekilde hareket etmesi gerekmektedir. Medya organları görevlerini ifa ederken hukuka uygun hareket etmez ise veya hukuka uygunluk sınırını aşar ise toplum ve devlet düzeninin korunması için çeşitli müeyyideler söz konusu olabilecektir.

CezaCeza yaptırımıCezai sorumluluk+7
Muhammed Emin Yalçınkaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küfür ve argonun gündelik iletişimdeki yeri (Üniversite öğrencileri üzerinde bir alan araştırması)

Argo ve küfür her ne kadar kavram olarak soğuk, uzak durulması gereken, istenilmeyen bir durumu andırsa da günlük yaşamda hemen her kültürde kendine yer edinmiş ve iletişimin bir parçası haline gelmiştir. Böylelikle gerek bireyler arası iletişimde gerekse de kitle iletişim araçlarındaki kullanımına sıkça rastlanılmaya başlanmıştır. Bu yoğun kullanımına karşılık akademik anlamda yeterince incelendiğini söylemek pek mümkün değildir. Bu çalışmada günlük iletişimde argo ve küfür kullanımına dair tutumların ve bireyleri argo ve küfür kullanımına iten faktörler, üniversite öğrencileri özelinde incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Türkiye'nin yedi bölgesinden seçilen üniversitelere mensup öğrenciler üzerinde nicel bir araştırma yapılmıştır. Anket yöntemiyle toplanan verilerin sonuçlarına göre küfür ve argo kullanımının günlük iletişimin vazgeçilmez bir parçası olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ArgoDilbilimGünlük yaşam+6
Ahmet Çiçek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nefret söylemi ve linç kültürünün sosyal medya özelinde distopik açıdan analizi

İletişim alanı teknoloji geliştikçe yenilenip gelişmekte ve bu dönüşümlere yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı kolaylıklarla toplumsal yapı çok daha hızlı bir şeklide uyum sağlayabilmektedir. Dolayısıyla yeni iletişim teknolojileri ile birlikte yeni medya diye adlandırılan mecralar hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumdadır. Yeni medya kavramsal olarak kitle iletişim araçlarının ve sosyal ağ bağlantılarının tümünü kapsamaktadır. Evde, sokakta, iş yerinde veya akla gelebilecek her yerde; telefon, televizyon, tablet vb. teknolojik araçlar ile iletişim sağlanabilmektedir. Toplumsal açıdan bu sürece kayıtsız kalınması kuşkusuz mümkün görünmemektedir. Diğer bir anlatımla birey, herhangi bir yolla yeni medyanın içene dâhil olmaktadır. Ancak kullanıcısına sınırsız enformasyon imkânı sağlayan söz konusu bu kitle iletişim araçları, diğer yandan pek çok değer yargılarının törpülenmesine, kaybolmasına veya yozlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Son zamanlarda siber âlemdeki kriminal vakaların artması bu öngörüyü doğrular niteliktedir. Bunun temel nedenin şüphesiz denetim mekanizmasının sağlanamamasında veya sınırlı olmasında aranması gerekmektedir. Zira sosyal medya araçları marifetiyle kişisel saygı sınırları sıvılaşmakta veya gün geçtikçe yok olmaktadır. Sosyal mecraların; bireylerin bir birlerine istediği şekilde nefret, hakaret ve küfür söyleminde bulunabildiği, hatta toplu olarak gerçekleştirildiğinde linç oluşumuna dahi neden olabildiği bir platforma dönüşmesi sosyal bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Söz konusu bu sorunların boyutunu ölçmek ve soruna matuf olarak çözüm önerileri geliştirmek bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Sosyal medya kullanıcılarının daha ziyade gençler olması nedeniyle Üniversite öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir anketle desteklenen bu çalışmada değer atfedilebilecek önemli bulgulara ulaşılmıştır.

DistopyaLinçNefret söylemi+2
Sevim Dilay Ercan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Basın kuramları çerçevesinde medya- siyaset ilişkisinin etik açıdan incelenmesi: Türkiye örneği

Etik tartışmaların sürekli yaşandığı çağımızda, metalaşan değerlerin gölgesinde toplumsal değerleri korumak gittikçe zorlaşmıştır. Toplumun kültürel benliğinin esaslarından olan etik ilkeler, sermaye güçlerinin temayülü altında bulunan medya tarafından yozlaştırılmakta, değerlerin ihlal edilmesi ise normalleştirilmektedir. Kamuoyunun üzerinde önemli tasarruf haklarına sahip olduğu siyaset alanı ve siyasi unsurlarda da etik sıkıntılara her daim rastlanmaktadır. Ancak son dönemlerde medyanın siyaset ile olan yakınlaşması ve bu yakınlaşmada etken olan faktörler, toplumun yanlış yönlendirilmesi ve manipüle edilmesi ile kalmamış, her iki alanda yapısal değişikliklere sebep olmuştur. Siyaset alanında; medya üzerinde devletin hukuki yapısından kaynaklanan yaptırım gücünü elde eden iktidarın, siyasal sistem yapısına göre medyayı hangi amaçlar doğrultusunda kullandığı ve medya üzerinden yaptırım gücünden kaynaklanan avantajları nasıl değerlendirdiği görülebilmektedir. Medya alanında ise, sermaye gruplarının güç olarak sektörde ortaya çıkmasıyla beraber siyasi unsurları çıkar ve fayda amaçlı kullanım şekline ve asıl amacından sapmasına şahit olunmaktadır. Bu çalışmada siyasal sistemlerin medya ile olan ilişkisi ortaya konmaya çalışılmış ve ülkemizdeki yansımasına değinilmiştir. Ayrıca basın kuramlarının ana dayanağı olan siyasi sistemler ile medya arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Bununla beraber medya etiği ilkeleri üzerinden medya ve siyaset ilişkisi değerlendirilmiş ve oluşturulan hipotezlerle pratikteki uygulamaları "Gezi Parkı Eylemi" ve "17 Aralık Operasyonu" ile ilgili haberler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Etik, Siyaset, Medya Sistemleri

BasınBasın sektörüEtik+5
Nida Sümeyya Öztürk
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Entegrasyon sürecinde medyanın paralel toplum üzerindeki rolü (Almanya özelinde bir araştırma)

Bulundukları ülkede yarım asrı çoktan deviren Almanya'daki Türkler artık Almanya'da dördüncü nesle erişmektedir ve kalıcı oldukları anlaşılan Türkler dört nesil sonra "misafir işçi"likten "göçmen" statüsüne yükselmiş, göçmenlikten de "Avrupalı Türk" statüsüne terfi etmiştir. Ancak bu terfi, onları hala, Almanya'da yabancı (Ausländer),Türkiye'de Al(a)mancı olarak adlandırılmalarından kurtaramamıştır. Yeni kuşaklar geldikçe evlatlarının kendi kültürünü ve kimliğini kaybetmesinden endişe eden Almanyalı Türkler kimliklerini ve kültürlerini koruma çabası içerisine girmekte ancak bu noktada da Almanya'ya hala uyum sağlayamadıkları girdabına takılmaktadır. Tarafların uyumdan ne anladıkları ise hala tartışma konusudur. Almanyalı Türkleri uyum konusunda olumlu ya da olumsuz, bilinçli ya da bilinçsiz yönlendiren pek çok araç bulunmaktadır. Bu araçlardan biri de Almanya'daki Türkler tarafından ilgi ile takip edilen medya organlarıdır. İnsanlar üzerinde etkileri olduğu bilinen ve yönlendirme, eğitme, eğlendirme, bilgilendirme gibi pek çok işlevi yerine getiren kitle iletişim araçlarının Almanya'daki Türkleri entegrasyon konusunda ne şekilde yönlendirdiği ise merak konusudur. Ele alınan çalışmada, Almanya'da yaşayan Türk toplumunun kimlik ve aidiyet duygusu desteklenen bir anket çalışmasıyla birlikte belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca Avrupalı Türklerin kitle iletişim araçlarını takip etme sıklığı ölçülmüş ve kitle iletişim araçlarının Almanya'daki Türkleri entegrasyon konusunda ne şekilde yönlendirdiği ele alınmıştır. Araştırmada Avrupalı Türklerin kimliklerini korudukları tespit edilmiş ve kitle iletişim araçlarının katılımcılar tarafından ilgi ile takip edildiği saptanmıştır. Ayrıca kitle iletişim araçlarının, Türkleri uyum konusunda yönlendirme işlevini yetersiz yaptığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Paralel Toplum, Getto, Entegrasyon, Etnik Medya, Avrupalı Türkler.

AlmanyaBütünleşmeDış Türkler+7
Emine Sırmalı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ulusal gazetelerin algı yaratma işlevi (16 kasım 2013 Diyarbakır buluşması haberleri bağlamında bir analiz)

Teknolojik gelişmelerle birlikte hayatımıza yön veren kitle iletişim araçları, gün geçtikçe etkisini arttırmaktadır. Kitle iletişiminin giderek hız kazandığı günümüz dünyasında, medyanın enformasyon üzerindeki yaptırım gücüde açıkça görülmektedir. Medya iktidar ilişkisi bağlamında, kitlelere iletilen mesajların nasıl bir süreçten geçtiği, ne şekilde aktarıldığı ve hangi etkenlerle oluşturulduğu analiz edilmiştir. Söylemin habere dönüştürülürken işlendiği editöryal süreç ve hedef kitleye yönelik yansıması, "Haber Söylem Çözümlemesi" tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Araştırmada ulusal gazetelerin algı yaratma işlevi irdelenmiştir. Ayrıca iletişim kuramlarının ana dayanağı olan siyasi sistemler ile medya arasındaki ilişki yorumlanmıştır. Ulusal gazetelerde ideolojilerin, kitle üzerinde algı oluşturmaya yönelik amaçladığı çıkar ve fayda politikası, oluşturulan hipotezlerle, "16 Kasım 2013 Diyarbakır Buluşması Haberleri" üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimler: Medya, İdeoloji, Söylem, Haber, Algı

AlgıAlgı yönetimiBasın+7
Erkan Solmaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Terörle mücadelede psikolojik harekât ve psikolojik harekâtın PKK terör örgütü mensuplarının aileleri üzerindeki etkisi

Türkiye'de yıllardır devam eden terör sorununun oldukça büyük ekonomik maliyete ve insan kayıplarına sebebiyet verdiği bilinmektedir. Terörle mücadelede askeri önlem konseptine yönelik çabaların yetersiz kaldığı, bu tür gayretlerin yanı sıra; 'Bilgilendirme ve Önleme Faaliyetleri' kapsamında psikolojik harekât çalışmalarının da problemin çözümü için gerekli olduğu artık tartışma götürmez bir gerçektir. Bu faaliyetler, şüphesiz sadece güvenlik birimlerinin 'Bilgilendirme ve Önleme Faaliyetleri' ile sınırlı kalmamalıdır. Mücadele, şüphesiz devletin tüm organları ile topyekûn gerçekleştirildiği takdirde başarıya ulaşılabilir. Bu tez, Türkiye'nin kronikleşen sorunlarından biri olma konumunu sürdüren 'terör' gerçeğini bugüne kadar yürütülmüş olan psikolojik harekât çalışmaları bağlamında ve 'PKK' özelinde bilimsel verilere dayalı olarak değerlendirerek, şu ana kadar ortaya konulmuş olan parametreleri daha sağlıklı analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu paradigma doğrultusunda örgüt mensuplarının aileleri ile 'derinlemesine mülakat' yöntemiyle yürütülen araştırmada; devlet kurumlarının bilgilendirme ve önleme faaliyetleri kapsamında uyguladığı psikolojik harekâtın bir değerlendirilmesinin yapılması hedeflenmiştir. Bu çalışma, sadece güvenlik birimlerinin önleme faaliyetlerinin nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini değil, aynı zamanda tüm devlet organları tarafından yapılabilecek iş ve işlemlerin kuramsal dayanaklarının betimlemesini içermesi açısından da ayrıca öneme arz etmektedir. Bilimsel yöntemlere sadık kalınarak yürütülen bu araştırmada, sonuçları itibariyle değer atfedilmesi gereken bulgulara ulaşılmıştır. Bu bağlamda, "ÇÖZÜM" olarak adlandırılan ve 'toplumsal uzlaşı arama süreci' şeklinde ifade edilmesi mümkün olan sürecin bir değerlendirmesinin de yer aldığı bu çalışmanın; bugüne kadar eksik ve hatalı aşamaların tespit ve revize edilmesine ve toplumsal bir mutabakata zemin hazırlanmasına katkı sağlayacağı beklenmektedir.

AileBilgilendirmePKK+5
Cüneyt Kıyak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında ana konusu erkek eşcinselliği olan filmlerde eşcinselliğin temsili

Eşcinsellik sinemada, sinemanın başladığı günden itibaren kendisine yer bulmuştur. Eşcinselliğin sinemada temsil ediliş biçimi ve gösterilmesi ise her zaman bir çekişme ve mücadele alanı olarak var olmuştur ve bu durum Türk sineması gibi doğu ve batı ekseninde devam eden ve eşcinselliğe yeterli değerin henüz verilmemiş olduğu bir kültürde de daha da şiddetli olarak kendini göstermektedir. Bu çalışma, eşcinselliğin Türk sinemasındaki durumunu, sinema yapıtlarında eşcinsel bireylerin yaşam alanını ve erkek eşcinselliğinin nasıl işlendiğinin anlaşılması amacı ile hazırlanmıştır. Bu amaçtan yola çıkılarak öncelikle cinsiyet ve cinsiyetle ilgili temel kavramlar ele alınmıştır. Ardından da Türkiye'deki eşcinselliğin tarihi süreci, daha sonra ise eşcinselliğin Türk sinemasına yansıması irdelenmiştir. Bu amaçla aynı zamanda Türk sinemasında 1989-2011 yılları arasında yapılmış ana konusunu erkek eşcinselliğinin oluşturduğu filmler, bu filmlerde eşcinselliğin sunumu ve bu bilgiler ışığında Türk sinemasının erkek eşcinselliğe karşı tutumu incelenmiştir. Konusu erkek eşcinselliği üzerine kurulmuş filmlerde erkek karakter ya da karakterlerin temsil ediliş biçimlerine göre Türk sinemasının erkek eşcinselliğe karşı tutumunun analizi bu çalışmanın temel dayanağını oluşturmaktadır. Buradan hareketle; eşcinsel erkeklerin Türk sinemasında nasıl temsil edildiği, erkek eşcinsellere yönelik nasıl bir duruş sergilediği ve zamanla bu temsillerin ve tutumunun değişiklik gösterip göstermediği gibi problemlere çalışma kapsamında yanıtlar aranmıştır. Çalışma kapsamında incelenen örnek filmler ışığında, Türk sinemasının 80'li yılların sonuna kadar genel olarak homofobik bir tutum içinde olduğu fakat 90'lı yıllarla beraber bu tutumda bir yumuşama gerçekleştiği ve Türk sinemasında erkek eşcinsel bireylerin 90'lı yıllara kadar "stereotipler" (hastalıklı, komik, kadınsı, sakar, küçükken yaşadığı olumsuzluklar nedeniyle sapkın davranışlara yönelmiş vs.) olarak derinlikten yoksun ve olumsuz bir şekilde temsil edildiği fakat 90'lı yıllarla beraber ana konusu erkek eşcinselliği olan filmlerin yapılmaya başlanmasıyla erkek eşcinsel bireyleri olumlayan bir yaklaşım içine girildiği sonuçlarına varılmıştır. Bu çalışma kapsamında Acılar Paylaşılmaz (1989), Dönersen Islık Çal (1992), Lola ve BilidiKid (1999), Teslimiyet (2010) ve Zenne (2011) filmleri detaylı olarak incelenmiştir. Yöntem olarak nitel bir yol izlenmiş ve incelemelerde söylem analizi ile göstergebilimsel analiz kullanılarak filmler irdelenmiştir Anahtar Kelimeler: Türk sineması, eşcinsel erkek karakterler, temsil

ErkeklerEş cinsellikFilm+5
Ayşe Şebnem Yolcu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze Malatya yerel medyası

"Geçmişten Günümüze Malatya Yerel Medyası" adlı bu çalışmada Malatya'nın yerel basını üzerine bir inceleme sunmaktadır. Malatya'nın sosyo-kültürel dokusunu yansıtan yerel medya organları, kentin toplumsal dinamiklerini anlamak açısından önem taşımaktadır. Çalışma, Malatya'daki yerel gazetelerin tarihçesini, içerik yapılarını ve toplum üzerindeki etkilerini ele alarak, medyanın bu bölgedeki rolünü anlamaya yönelik bir çaba içerir. Ayrıca, dijitalleşme sürecindeki yerel medyanın dönüşümü ve bu dönüşümün Malatya'daki bilgi akışına olan etkileri de incelenmektedir. Bu tez çalışması, Türkiye'nin tarihi ve kültürel dokusuyla zenginleşen şehirlerinden biri olan Malatya'da yerel basının evrimini, mevcut durumunu ve geleceğini detaylı bir şekilde incelemeyi hedeflemektedir. Malatya, Anadolu'nun kalbinde yer alan ve köklü bir geçmişe sahip olan bir şehir olarak, kendi içinde zengin bir medya tarihi barındırmaktadır. Bu çalışma, Malatya yerel basınının geçmişten günümüze kadar olan serüvenini, bu süreçte karşılaştığı zorlukları ve başarıları, dijital çağın getirdiği değişimleri ve bu değişimlerin yerel basın üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde irdeleyecektir. Çalışmanın ana amacı, Malatya yerel basınının sosyal, ekonomik ve politik bağlamda nasıl bir evrim geçirdiğini ve bu evrimin şehrin sosyo-kültürel yapısına nasıl yansıdığını anlamak ve analiz etmektir. Ayrıca, yerel basının toplum üzerindeki etkileri, medya okuryazarlığı ve halkın medyaya bakış açısını da ele alarak, Malatya yerel medyasının toplumsal rolüne dair derinlemesine bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerini kullanarak, yerel gazeteciler, medya uzmanları ve Malatya halkı ile yapılan röportajlar, anketler ve alan çalışmalarını içerecek şekilde tasarlanmıştır. Bu çok yönlü yaklaşım, Malatya yerel basınının mevcut durumunu daha iyi anlamak ve geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak için kritik bir öneme sahiptir. Son olarak, bu çalışma, dijitalleşme, globalleşme ve teknolojik gelişmelerin Malatya yerel basını üzerindeki etkilerini, bu etkilerin yerel gazetecilik pratiklerine ve medya tüketim alışkanlıklarına nasıl yansıdığını ayrıntılı bir şekilde ele alacak. Bu çalışmanın, hem akademik çevrelerde hem de medya ve iletişim sektöründe çalışan profesyoneller için değerli bir kaynak oluşturması ve yerel basının geleceğine dair önemli tartışmaları beraberinde getirmesi beklenmektedir. Bu çalışma dört bölüm şeklinde ele alınmıştır. İlk bölümde medyanın genel bir çerçeve çizerek ulusal ve yerel medyanın tanımlarına ve önemine odaklanılmıştır. Ardından Osmanlı dönemindeki basın tarihçesine geçiş yaparak, bu dönemde ki gazetecilik, matbaacılık, fotoğrafçılık ve dergicilik gibi önemli unsurlara detaylı bir bakış sunulmuştur. Osmanlı döneminde medyanın evrimini anlamak, bu evrimin günümüz medya ortamını nasıl etkilediğini değerlendirebilmek adına temel bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu çalışma, medya tarihine dair geniş bir bakış sunmanın yanı sıra, Osmanlı dönemi basın kültürünün günümüz medyasının temellerini nasıl attığını anlamamıza da yardımcı olacaktır. İkinci bölümde ise Cumhuriyet dönemindeki önemli kilometre taşlarına odaklanarak, Anadolu Ajansı'nın kuruluşu, 1935 -1950 seçimleri ve 1960 darbesi gibi kritik dönemlere ışık tutulmuştur. Bu önemli olaylarda basının rolünü anlamak, Türkiye'nin medya geçmişini daha detaylı bir şekilde değerlendirmemize ve günümüz medya ortamını anlamamıza olanak sağlayacaktır. Üçüncü bölümde ise araştırmanın temeli olan Malatya yerel basını detaylı bir şekilde incelenmiş ve çalışmanın kuramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde Malatya Yerel Medyasının geçmişten günümüze olan basın tarihi incelenmiş, Malatya yerel medyasındaki önemli kişiler ve olaylara yer verilmiş, Malatya'daki basın ile ilgili önemli kişilerle yarı- yapılandırılmış mülakatlar yapılmış olup 102 yıllık basın tarihi incelenmiştir.

Kübra Acır
Malatya Turgut Özal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir dekadenz durumu olarak deprem sürecinde komşuluk ve iletişim (Malatya ili özelinde ampirik bir araştırma)

Sosyal ve toplumsal ilişkiler, insanların deprem gibi kriz durumlarında gösterdikleri tavır ve dayanışma pratikleri üzerinden yeniden yapılandırılması gereken dinamik bir yapıya sahiptir. Doğal afetler gibi geniş ölçekli krizler bu sosyal ilişkilerin görünürlüğünü ve niteliğini daha fazla ortaya çıkarmaktadır. Komşuluk, doğal afetler vb. kriz durumlarında sosyal dayanışmanın en fazla yaşandığı bir alan olarak öne çıkmaktadır. Fakat modernleşmeyle birlikte artan bireyselleşme, sosyal yabancılaşma ve güvensizlik olguları nedeniyle geleneksel dayanışma şekli olan komşuluk ilişkilerinde çözülme riskini de beraberinde getirmiştir. Depremler, sadece fiziksel yapıları değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri de derinden etkileyerek, bireylerin hayatında büyük değişimlere yol açar. Türkiye'de 6 Şubat 2023'de merkezi Kahramanmaraş olan depremlerde sadece fiziki yıkımlar değil, psikolojik, sosyolojik ve kültürel seviyede derin yıkımlara da neden olmuştur. Kahramanmaraş merkezli depremler, hem bireylerin gündelik yaşamında hem de toplumsal bağların yapısında önemli değişimlere neden olmuştur. Deprem sürecinde depremzedelerin, kurulan yeni yaşam alanlarında (konteyner kentler gibi) kurdukları komşuluklar, sosyal destek mekanizmalarının fonksiyonelliğinin test edilebildiği önemli bir bağlamdır. Çalışmanın temel problemi, deprem sonrasında komşuluk ilişkilerinin nasıl değişip şekillendiği ve bu ilişkilerde toplumsal ve sosyal çözülme (dekadenz) yaşanıp yaşanmadığı, iletişim araçlarının bu süreçteki etkileridir. Bu çalışma, kriz dönemlerinde modern toplum yapılarındaki, toplumsal değerlerin devamlılığı, yardımlaşma ve dayanışma pratiklerinin işlevselliği, ruhsal açıdan dayanıklılık ve iletişim kanallarının sosyal bağlara etkilerinde, geleneksel değerlerin varlığını araştırmaktadır. Araştırma, nitel bir yaklaşım benimsemiş ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem, Malatya'daki konteyner kentlerde yaşayan ve farklı sosyoekonomik özelliklere sahip 12 bireyden oluşmaktadır. Görüşmeler, bireylerin deprem sonrası deneyimlerini anlamak ve komşuluk ilişkilerindeki değişimi derinlemesine analiz etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın teorik çerçevesi, Nietzsche'nin "dekadenz" (çöküş/yozlaşma) kavramı ve Emile Durkheim' in toplumsal dayanışma yaklaşımları olan mekanik ve organik dayanışma temelleri üzerine inşa edilmiş, deprem sonrasındaki komşuluk ilişkileri ve iletişimlerine yönelik fenomenolojik yaklaşımla toplumsal değerlerdeki değişimin göstergesi olan komşuluk ilişkilerindeki dönüşüm analiz edilmiştir. Bu çalışmanın asıl amacı, depremden sonra kurulan konteyner kentlerdeki yeni yaşam alanlarında bireylerin deneyimlerinin neler olduğu, kazanılan deneyimlerin psikolojik, sosyal, kültürel ve toplumsal yansımalarını deprem gibi afetlerden sonra insanların sosyal çevresini oluşturan komşuluk ilişkilerindeki değişim ve dönüşümü katılımcı deneyimleri aracılığıyla fenomenolojik açıdan inceleyerek ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bulgular anlam birimlerine ayrılarak, tema, kategori ve kodlar oluşturulmuş ve sosyal deneyimler kendi özgünlük çerçevesinde açıklanmıştır. Katılımcı ifadelerine göre komşuluğun, bazen yardımlaşma ve dayanışma ile yeniden yorumlandığı; bazen ise güvensizlik, iletişimsizlik ve sosyal izolasyon gibi durumların yaşanmasında dekadenz (çöküş) etkilerinin varlığı gözlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda, deprem sonrası kurulan konteyner kentlerde ki komşuluk ilişkilerinde; dayanışmanın, güvenin ve aidiyetin yeniden yapılandırılma potansiyelini barındırırken, aynı zamanda kalıcı olmayan, güven problemlerini ve sosyal alanlarda çözülmeleri içinde barındırdığı bulgusuna ulaşılmıştır.

Dekadan
Emine Duman
Malatya Turgut Özal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin-İsrail çatışmasının tarihi seyri ve tarafların uluslararası basında temsili: 7 Ekim 2023 Gazze saldırısı

İsrail-Filistin savaşı, uzun bir geçmişe sahip olan karmaşık bir çatışmadır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Filistin, tüm Orta Doğu ülkelerinin yanı sıra gerek dini gerek jeopolitik ve gerekse de stratejik konumuyla tüm dünya ülkelerinin odak noktası haline gelmiştir. Aynı zamanda dünya tarihinin en uzun süren savaşlarından biri olmaya aday olan bu savaş, hakkında yazılıp çizilenler açısından gündemde yer işgal etmeye devam etmeye adaydır. Bu çalışmada İsrail- Filistin çatışması tarihi süreçleriyle birlikte ele alınmış ve bu çatışmayla ilgili söylemlerin ulusal basında ve medyada nasıl algılandığı ya da çatışmayla ilgili nasıl algı oluşturulmaya çalışıldığı, çeşitli kitap, makale ve tezler taranarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma, yayınlanan haber çerçevelerinde tarafların haberlerde nasıl konumlandırıldığını anlayabilmek için Teun Adrianus Van Dijk' in eleştirel söylem analizi yöntemi ve içerik analizi yöntemiyle desteklenerek incelenmiştir. Çalışma için seçilen 6 yayın organından 30 günlük haber manşeti random yöntemiyle belirlenmiş ve toplamda 180 adet haber manşeti incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca uluslararası yayın organlarında ideolojilerin, kitleler üzerindeki oluşturduğu algı politikası 7 Ekim-5 Kasım Hamas-İsrail çatışması haberlerinde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: İsrail, Filistin, Hamas, Uluslararası Basın, Algı, Kamu Diplomasisi, Medya, Söylem, Çerçeveleme, Eleştirel Söylem Çözümlemesi, İçerik Analizi

Şayeste Bağ
Malatya Turgut Özal University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Other supervisors