Theses supervised by Prof. Dr. Nafiz Bozdemir
18 theses · Çukurova University
Adana'da lise öğrencilerinde hepatit B hakkındaki bilgi düzeyelerinin ve hepatit B serprevalansının değerlendirilmesi
Adolesan dönemi çocuklukla erişkinlik arasındaki gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir ve 10-19 yaşlarını kapsar. Genel anlamda halk sağlığı bakımından önemli olan enfeksiyon hastalıklarından korunma ve bağışıklama nüfusunun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülkemiz için özellikle önemlidir. Bu çalışmanın amacı Adana il merkezindeki liselerde eğitim gören öğrencilerin hepatit B ile ilgili bilgileri hakkında fikir sahibi olmak ve aynı gruptaki hepatit B seroprevalansını saptamaktır. Araştırmaya Adana il merkezindeki liselerden tabakalı örneklem yöntemiyle rastgele seçilen on liseden 2352 öğrenci katıldı, aynı gruptan 1512 öğrenci hepatit B belirteçleri belirlemek üzere seçildi. 1512 öğrenciden %78.3'ünün hepatit B ile hiç karşılaşmamış olup %21.7'sinin virüsle karşılaştığı bulundu. Öğrencilerin %28'i hepatit B'nin karaciğeri etkilediğinin bilicindeydi, öğrencilerin sadece %3,9'u hepatit B'nin vücut sıvıları ile temas yoluyla yayıldığını bildi, %9.7'si ise hepatit B açısından yüksek riskli grupları bildi. Hepatit B ile ilgili bilgi düzeyi anne ve babanın eğitim düzeyi ile paralel bir ilişki gösteriyordu ve sorulardan biri dışında hepsinde ailenin ortalama aylık geliri arttıkça doğru cevap verme oranının arttığı gözlendi (p<0.05). Sınıf, okul, yaş ve cinsiyet ile doğrudan ilişki bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, Adana'daki lise öğrencilerinin hepatit B hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bu durum, okulardaki eğitim programlarında değişiklik yapılarak ve yaygın eğitim yöntemleri ile bilgi düzeylerinin artırılması ile düzeltilebilir. Hepatit B ile karşılaşmamış olanların aşılanmaları gerektiğini, karşılaşmış olanların da komplikasyonlar yönünden izlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
Birinci basamak sağlık hizmetleri uygulamalarında bakımda sürekliliğin durumu
Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Uygulamalarında Bakımda SüreklilikSüreklilik kavramı, aile hekimliği disiplininin ilkelerinden biridir. Çalışmamızda birinci basamak sağlık hizmeti uygulamaları yapan, farklı bölge ve kurumda çalışan hekimlerin bakımda süreklilik konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını ?telefon ile anket? yöntemi ile araştırdık. Çalışmaya Düzce ve Adana illerinde çalışan birinci basamak hekimleri dahil edildi. Çalışmada kullanılan anket formu, Stokes ve arkadaşlarının aile hekimliğinde süreklilik anketi modifiye edilerek hazırlandı. Telefon görüşmeleri, Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde gerçekleştirildi.Düzce'de Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan 98 hekimden 91'ine (%92.8), Adana ilinde ise 108 hekimden 101'ine (%93.5) ulaşılabildi. Adana'daki hekimlerin yaş ortalaması 40.7±5.7 yıl, Düzce'deki hekimlerinki ise 33.0±4.5 yıl idi. Kayıtların sürekliliği puanı sırasıyla Düzce ve Adana'daki hekimler için, ortalama 3.3±1.0 ve 2.8±1.1 (p<0.001), yönetimsel süreklilik puanı 2.6±1.2 ve 2.5±1.0 (p>0.05), kişisel süreklilik puanı ise 4.2±0.9 ve 4.0±1.0 (p>0.05) olarak saptandı.Düzce'deki hekimlerin bilgisel, kişisel ve yönetimsel süreklilik kavramlarını daha iyi bildikleri ve uyguladıkları düşünülmektedir. Bu bağlamda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalitesinin arttırılması için, aile hekimliği uygulamaları yaygınlaştırılmalı ve geliştirilmelidir.Anahtar kelimeler:Adana, bakımda süreklilik, birinci basamak sağlık hizmetleri, Düzce.
Türkiye'de aile hekimliği alanında yapılan yayınların kalitatif değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı, Türkiye'de aile hekimliği alanında ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan makalelerle ilgili kalitatif bir değerlendirme yapmaktır.Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na gönderilen akademik aşama yapacak adayların dosyalarındaki yayınlar değerlendirmeye alındı. Türkiye'deki tıp fakültelerinin aile hekimliği anabilim dallarında akademik kadroda görev yapan hekimlerin yayınlarına ise internet aracılığıyla ulaşıldı.Bulgular: Yayınları yapan hekimlerin % 96'sı üniversitelerin aile hekimliği anabilim dallarında çalışan hekimlerdi. 1987-2008 yılları arasında yapılan yayınlardan 916'sına ulaşıldı. Bunların 503'ü (% 54,9) Türkçe, 413'ü (% 45,1) İngilizce olarak 385 farklı dergide yayınlanmıştı. Yayınların konularının, en fazla diğer uzmanlık alanlarıyla ilgili (% 46,8) olduğu, aile hekimliği disiplin ilkeleri ile ilgili yayınların ikinci (% 32,0) sırada, aile hekimliği klinik uygulamaları ile ilgili yayınların üçüncü (% 19,8) sırada olduğu görüldü. Yayınların türlerinin çoğunluğunu (% 68,4) orijinal çalışmalar oluşturmaktaydı. Türkçe dergiler arasında Türkiye Aile Hekimliği Dergisi'nin (% 10,3), İngilizce dergiler arasında ise Saudi Medical Journal'ın (% 5,3) en çok yayın yapılan dergi olduğu saptandı. Yazar sayısı ortalaması 4,33±2,15 olarak saptandı ve yayınların % 52,4'ünde aile hekimliği ile ilgili yazar birinci sıradaydı. Araştırma evreni olarak en çok tercih edilen poliklinikler İç Hastalıkları (% 13,4) ve Aile Hekimliği (% 9,1) poliklinikleriydi.Sonuç: Aile hekimliğinde sağlam bir araştırma temeli oluşturulması disiplinimizin geleceği için önemlidir. Aile hekimliği halen gelişmekte olan bir uzmanlık dalı olmasına rağmen ulusal ve uluslararası dergilerde yayınları giderek artmaktadır ancak daha yapılması gereken çok şey vardır.
Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.
Adana ili ilçelerinde yaşayan bireylerin davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Çalışmamızda, Adana İli İlçelerinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova hariç) yaşayan bireylerin sağlıkla ilişkili davranışsal risk faktörlerini araştırdık.Materyal ve Yöntem: Araştırma yöntemi olarak ?telefon ile anket? yöntemini kullandık. Örneklem seçimini, Adana İli İlçelerindeki tüm sabit telefon numaraları arasından ?rasgele örneklem? yöntemi ile yaptık. Çalışmamızda kullandığımız anket formunu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki "Davranışsal Risk Faktörleri Araştırma Sistemi"ne (Behavioral Risk Factor Surveillance System: BRFSS) ilişkin özellikle telefon ile uygulanmak üzere yapılandırılmış anketten modifiye ederek hazırladık. Görüşmelerde, anket sorularını yöneltirken ve verileri toplarken ?CATI sistemini? (CATI=Computer Assisted Telephone Interviewing=Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) kullandık ve bu sistemi, "Uysal WebQ 1.0" anket yönetim yazılımı ve "Epi info" bilgisayar programı ile yürüttük. Görüşmelerimizi Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde (TİSAM) gerçekleştirdik. Bulgular: Çalışmamızda örnekleme çıkan 1888 kişinin 1096'sı (% 58,05) ile başarılı görüşme yaptık. Çalışmamıza katılanların; yaş ortalaması 43,36±14,31 yıl, düzenli fizik egzersiz yapanların oranı % 41,7, örneklemin sigara içme prevalansı % 23,5, alkol kullanma prevalansı erkeklerde % 17,3 ve kadınlarda % 0,8 olarak bulundu.Sonuç:Çalışmamızda bulduğumuz sonuçlar, daha önce bu konularda yapılmış olan çalışmaların sonuçları ile uyumludur. Çalışmamız; geniş bir coğrafyada fazla sayıda kişiye ulaşılması planlanan saha araştırmalarında telefonla görüşme yönteminin kullanılmasının, maliyet ve zaman kazancının yanı sıra elde edilen verilerin güvenirliği açısından da uygun bir yöntem olacağını göstermektedir.Anahtar kelimeler:Adana, davranışsal risk faktörleri, telefonla anket, bilgisayar destekli telefon görüşmesi.
Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmetlerini kullanma davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmet basamakları kullanımının ve bunun sosyodemografik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesi ve tıbbi bakım ekolojisinin gösterilmesidir.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezinde, sosyoekonomik açıdan `iyi'. `orta' ve `kötü' olarak belirlenen üç bölgede yaşayan 685 erişkin birey çalışmamıza alındı. Çalışma 1 Mayıs 2009-15 Haziran 2009 tarihleri arasında yürütüldü. Bireylere sosyodemografik veri toplama anketi, sağlık tutum davranış değerlendirme anketi ve kısa form-12 (SF-12) kısa sağlık ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Veriler, istatistik paket programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Araştırmamıza katılan 685 bireyin 504'ü (% 73,6) kadın, 181'i (% 26,4) erkek, yaş ortalaması 36,68±13,89 yıl (18-83) idi. Bireylerin 273'ünün (% 39,9) eğitim düzeyinin ilköğretim, 520'sinin (% 75,9) evli, 479'unun (% 69,9) Adana'ya göç etmiş, 577'nin (% 84,2) sosyal güvencesinin olduğu, 368'inin (% 53,7) sosyoekonomik olarak kendini ve ailesini `orta' düzeyde değerlendirdiği saptandı. Eğitim düzeyi, sosyal güvence, sosyoekonomik durum ve medeni durum ile SF-12 alt ölçeği olan MCS-12 arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yaş ile MCS-12 ve PCS-12 arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hem akut, hem kronik sağlık sorunlarında en sık tercih edilen sağlık hizmet basamağı; ikinci basamak olup, sağlık hizmet basamakları tercihi ile sosyodemografik özellikler (cinsiyet, eğitim düzeyi, yaş, sosyal güvence, sosyoekonomik durum) arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). Son bir ay içinde 540 kişi (% 78,8) en az bir sağlık sorunu yaşamış, bunların 433'ü (% 38) kendi kendine bakım yaparken, 323'ü (% 28,4) ikinci basamak, 309'u (% 27,1) birinci basamak sağlık kurumuna başvurmuş ve 2 kişi (% 0,5) hastaneye yatırılarak tedavi edilmiştir.Sonuç: Sağlık hizmet basamaklarının kullanımı, sosyodemografik özelliklerden etkilenmektedir. En çok tercih edilen sağlık hizmet basamağı, ikinci basamaktır. Birinci basamak sağlık kurumları geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.Anahtar sözcükler: Sağlık hizmetleri kullanımı, SF-12, tıbbi ekoloji, birinci basamak
Adana İli Ceyhan, Karaisalı, Pozantı, Yumurtalık, Kozan, İmamoğlu, Saimbeyli, Tufanbeyli, Feke, Aladağ, Karataş, ilçelerinde yaşayan bireylerin davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada, Adana İli İlçelerinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova hariç) yaşayan bireylerin astım, diyabet, ağız sağlığı ve engellilik durumlarını araştırdık.Gereç ve Yöntem: Veriler telefonla anket yöntemin ile toplanmıştır. Adana İli İlçelerindeki tüm sabit telefon numaraları arasından ?sistematik küme örneklem yöntemi? ile aranan numaralar belirlenmiştir. Aranan telefonlarda sadece 18 yaşından büyük kişilerle görüşülmüştür. Çalışmada kullanılan anket formu, Behavioral Risk Factor Surveillance System'e ilişkin özellikle telefonla uygulanmak üzere yapılandırılmış anketten uyarlanarak oluşturulmuştur. Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi kullanılmış ve görüşme sonuçları, görüşme sırasında bilgisayara kaydedilmiştir. Bu sistem, "Uysal WebQ1.0" anket yönetim yazılımı ve "Epi info" bilgisayar programı ile birlikte yürütülmüştür. Görüşmeler, Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Biriminde (TİSAB) gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Örnekleme çıkan 1888 kişiden 1096'sı (% 58,0)'i ile başarılı görüşme yapılmıştır. Çalışmamıza katılanlarda astım prevalansı % 6,6, diyabet prevalansı % 10,1, son bir yıl içinde diş hekimine gidenlerin oranı % 40,0 geçici veya kalıcı sakatlığı olanların oranı % 7,0 bulunmuştur.Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar, ulusal ve bölgesel çalışmalarla uyumlu bulunmuştur. Diyabet ve astım gibi kronik hastalıkların önlenmesi için yeni stratejiler geliştirilmelidir. Bölgemizde ağız sağlığı kötüdür ve ihmal edilmektedir. Koruyucu hekimliğe ve birinci basamak sağlık hizmetlerine daha fazla önem verilmelidir.
Adana il Merkezindeki lise öğrencilerilerinde tütün ve tütün mamullerinin kullanımı
Amaç: Önemli bir toplum sağlığı sorunu olan tütün ve tütün mamulleri kullanımının başlaması genellikle ergen ve gençlik döneminde olmaktadır. Bu çalışmamızda, gençlerin tütün ve tütün mamullerini kullanma sıklıklarını ve ilişkili faktörleri araştırmayı amaçladık.Yöntem: Evrenimiz Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki liselerdir. İlçeler ve liselerin özellikleri dikkate alınarak ve ağırlıklı küme örnekleme yöntemi kullanılarak 2640 öğrenci örnekleme alındı. Okullar rastgele sayılar tablosuna göre belirlendi. Örneğe çıkan şubelerdeki tüm öğrenciler çalışmaya alındı ve 3025 öğrenci çalışmaya katıldı. Dokuz öğrenci, anketlerindeki iç tutarsızlık nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Toplam 3016 öğrencinin anketleri değerlendirildi.Bulgular: Öğrencilerin 1444'ü (% 47,9) erkek, 1572'si (% 52,1) kızdır. Yaş ortalamaları 16,49±1,21 yıldır. Sigarayı deneme oranı % 34,6, halen içenlerin oranı % 14,6 bulunmuştur. Nargile içtiğini belirtenlerin oranı ise % 19'dur. Tütün ve tütün mamullerinin temin edilmesinde, ?bakkaldan satın alma? ilk sırada yer alırken bunu ?açık ve adet olarak satın alma? izlemektedir. Öğrencilerin yaşları, sınıfları, ailelerinin gelir miktarları, harçlık miktarları ve sigara kullanma süreleri arttıkça tütün ve tütün mamullerini kullanma sıklıkları ve miktarları da artmaktadır. Sigaraya başlamada en etkili etkenlerin başında % 30,3 ile arkadaş çevresi, % 21,7 ile sorunlardan uzaklaşma isteği, % 17,1 ile en yakın üç arkadaştan en az birinin sigara içiyor olması gelmektedir.Sonuç: Dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olan tütün ve tütün mamulleri kullanımı ile mücadeleye ergen-gençler henüz sigara ile karşılaşmadan önce başlanmalıdır. Sigara kadar önemli bir diğer sorun, nargile kullanımı olup bu konuda acil önlemler alınması gerekmektedir.Anahtar kelimeler: Ergen-genç, nargile, sigara, tütün ve tütün mamulleri, lise, öğrenciler.
Adana il merkezindeki lise öğrencilerinin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı içinde Adana ilindeki lise öğrencilerininin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Evrenimiz Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki liselerdir. Çalışmaya ağırlıklı küme örneklemi yöntemi ile 2640 öğrenci alınmıştır. Okullar rastgele sayılar tablosuna göre belirlenmiştir. Modified Youth Risk Behaviors Surveilance anket formu kullanılmıştır. Toplam 3115 öğrencinin anketleri değerlendirilmiştir.Bulgular: Araştırmaya katılan 3115 öğrencinin 1419'u erkek, 1634'ü kız olup genel yaş ortalaması 16±1,2 (14-21) yıl idi. Öğrencilerin Beden Kitle İndeksleri Türkiye standartlarına göre değerlendirildiğinde % 14,8'i zayıf, % 69,9'u normal, % 9,3'ü kilolu ve % 6'sı obez idi. Beden Kitke İndeksi ile öğrencilerin cinsiyeti, anne baba eğitimi ve öğrencinin haftalık harçlık miktarı arasındaki ilişki anlamlı bulundu. Öğrencilerin mevcut beden ağırlıklarına göre yarısına yakını kendi beden ağırlıklarını hatalı algıladıkları belirlendi. Kızlar, mevcut beden ağırlıklarını, fazla kilolu ve çok kilolu olarak değerlendirirken, erkekler daha zayıf olarak değerlendirdiler. Beden ağırlık algısı çok kiloluya doğru gittikçe kilo verme girişimlerinin arttığı bulundu. Kilo korumak veya vermek amaçlı girişimlerin kızlarda daha fazla olduğu görüldü. Ana öğünlerden kahvaltıyı atlayan öğrenci oranı % 14,2 olarak bulundu. En sık tüketilen yiyeceklerin dağılımında; yöresel yiyeceklerden Adana kebab, sağlıklı yiyeceklerden meyve, sağlıklı olmayan içeceklerden kola yer alıyordu. Son yedi gün içinde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmama ve beden eğitim dersine katılmama kızlarda, erkeklere göre daha fazla oranda bulundu. Öğrencilerin % 85'inin sağlık dersi dışında sağlık eğitimi almadığı bulundu.Sonuç: Takip ettiği bireyleri bir bütün olarak değerlendiren Aile Hekimliği uzmanı, ergenlerdeki beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili riskli davranışları dikkate almalıdır. Bu durumda ergen, hekim, aile ve okul arasında işbirliği sağlanmalıdırAnahtar Kelimeler:Ergen, lise, beslenme alışkanlıkları, beslenme konusunda riskli davranışlar, fiziksel aktivite, algı, sağlık eğitimi
Çukurova Üniversitesi doktora öğrencilerinin öz yeterlilik algılarının ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Doktora öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ve öz yeterlilik algılarının değerlendirilmesi ve bunları etkileyen parametrelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Çukurova Üniversitesinde öğrenim gören 430 doktora öğrencisi oluşturdu. Veriler, isimsiz olarak doldurulan sosyodemografik anket formu, SYBD-II ölçeği ve ÖEYÖ ile e-mail ve yüz yüze görüşme yoluyla toplandı. Bulgular: Örnekleme çıkan 430 kişiden 338'ine (%78,6) ulaşıldı. Öğrencilerin %48,5(n=164) kadındı. Yaş ortalaması 32,6±5,2 yıldı. SYBD -II ölçeği toplam puan ortalaması 129.3±18.3; en yüksek puanın tinsellik, en düşük puanın fiziksel aktivite alt ölçeğinden alındığı saptandı. SYBD ölçeği toplam puanı erkekler de, kadınlara göre daha yüksekti. Erkeklerin, fiziksel aktivite alt ölçeğinden, kadınların ise beslenme ve sağlık sorumluluğu alt ölçeklerinde daha yüksek puan aldıkları saptandı. Sağlık Bilimleri doktora öğrencilerinin puan ortalamaları, fiziksel aktivite hariç tüm alt ölçeklerde ve ölçek toplamında diğer enstitülere göre daha düşüktü. Sağlık algılarını mükemmel olarak değerlendirenlerin SYBDÖ toplam puanı daha yüksek bulundu. ÖEYÖ ortalama toplam puanları 57.6 ± 7.0 olup orta düzeydeydi. Sağlık algısına göre ÖEYÖ değerlendirildiğinde davranışı tamamlama ve engellerle mücadele alt ölçekleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Fiziksel aktivite ile stres yönetimi, tinsel gelişim ile kişilerarası ilişki alt ölçekleri arasında pozitif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sağlık sorumluluğu alt ölçeğinin; beslenme, fiziksel aktivite, engellerle mücadele ve sigara içilmeyen ortamı tercih etmeden %61,8; tinsel gelişim alt ölçeğinin; cinsiyet, kaçıncı çocuk, kişiler arası ilişki ,stres yönetimi, davranışı tamamlama, engellerle mücadeleden %77,2 ; kişilerarası ilişki alt ölçeğinin tinsel gelişim,fiziksel aktivite, davranışa başlama ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için önlem almadan %66,7; stres yönetimi alt ölçeğinin beden kitle indeksi,tinsel gelişim,davranışı sürdürme parametrelerinden %57,5 oranında etkilenmekte olduğu bulunmuştur. Sonuç: Toplumun eğitim görmüş bireyleri olan doktora öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları beklenen düzeyde değildir. Genç erişkinlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etki eden parametreler dikkate alınarak eylem planları hazırlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Doktora öğrencisi, Öz etkililik yeterlilik, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları
Adana il merkezinde aile hekimleri ve hastalarının hasta merkezli bakım algıları
Amaç: Bu çalışmanın amacı; aile hekimleri ve hastalarının, hasta merkezli bakım algılarının belirlenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Adana İl Merkezi'nde görevli 64 aile hekimi ve bu hekimlere başvuran 352 kişi dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik anket ve konuyla ilgili ölçeklerden oluşan bilgi formu ile (hekimlerde kendi kendine değerlendirme, hastalarda yüz yüze görüşme yöntemiyle) toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin; %64,1'i erkek, %35,9'u kadın olup, yaş ortalaması 47,8 ± 5,2 idi. Çalışmamızda, görüşme yapılan toplam kişilerin; %24,7'si erkek, %75,3'ü kadın olup, yaş ortalaması 38,2 ± 14,5 idi. Hastalarla İletişimde Kendi Kendini Değerlendirme ve Geri Bildirim-Hasta ve Hekim Değerlendirmesi Ölçekleri puan ortalaması sırası ile 3,2 ± 0,6 ve 3,1 ± 0,5 olarak bulunmuştur. Görüşülen kişilerden ölçek sorularına en yüksek değerli puanı verenlerin yüzde değerlerinde; en büyük yüzde (%97,2), ana başvuru sorunlarının konuşulma derecesi (1. Soru), en düşük yüzde (%7,4), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Ölçek sorularına en yüksek değerli puanı veren hekim yüzdelerinde; en büyük yüzde (%62,2), hekimlerin hastalarını dinleme dereceleri (3. Soru); en düşük yüzde (%13,1), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Görüşülen kişiler ve hekimlerin ölçek soruları ile ilgili değerlendirmede uyum durumlarında; değerlendirme konusunda en yüksek oranda fikir birliğine (%61,4) vardıkları konu, hastaların hekimleri tarafından dinlenme dereceleri (3. Soru); en düşük oranda fikir birliğine (%32,7) vardıkları konu, hastalar için uygun ve sürdürülebilir bir tedavinin belirlenmesi konusunun gerektiği gibi tartışılması (7. Soru) olarak ortaya çıkmıştır. Sonuç: Hasta merkezli bakımın geliştirilmesi için, hasta merkezli klinik yöntemin bileşenleri doğrultusunda; hastanın bir ortak olarak kabul edilerek sürece dahil edilmesi, hasta için uygun ve sürdürülebilir tedavilerin belirlenmesi, sağlık sorunları ile ilgili kişisel ve aile meselelerinin tartışılması ile hastanın bağlamının anlaşılması gibi konularda hekimlerin yaklaşımlarını geliştirmelerinin uygun olabileceği düşünülmektedir.
Adana İl merkezinde aile hekimleri ve gebelerde prekonsepsiyonel bakımın değerlendirilmesi
Amaç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimlerinin prekonsepsiyonel bakım konusundaki farkındalıkları ve verdikleri önemi ortaya koymak, aynı zamanda gebelerin bu konudaki farkındalıklarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Adana ili merkez ilçelerinde görev yapmakta olan 48 aile hekimi ve takibinde olan 250 gebe oluşturdu. Veriler; tarafımızca oluşturulan, her hekime genel tutum ve davranışlarını, farkındalığını incelemek amacıyla 22 sorudan oluşan bir anket ve her gebe için yapılan spesifik uygulamaları incelemek amacıyla 19 sorudan oluşan ikinci bir anket, gebelere ise ayrıca yüz yüze yapılan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya 250 gebe ve 48 hekim katıldı. Katılan gebeleri yaş ortalaması 27,8±5,6 yıldı. Yaş grubu olarak baktığımızda % 2,8'i 18 yaş ve altı, % 12,8'i 35 yaş ve üzeri olup riskli gruba girmekteydi. Gebelerin % 89,2'sinin gebeliği planlıydı. Gebe kalmadan önce danışmanlık hizmeti aldığını belirten gebelerden; % 35,4'ü aile hekiminden, % 29,5'i kadın doğum uzmanından, % 18,5'i ebeden, % 9'u hemşireden, % 7,6'sı da diğer sağlık çalışanlarından danışmanlık aldığını belirtmişti. Hekimlerin % 60,4'ü üreme çağındaki hastalarına gebelik planı olup olmadığını sorduğunu, tamamı gebelik düşündüğünü söyleyen hastalara gebelik öncesi danışmanlık verdiğini belirtti. Sonuç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimleri gebelik öncesi bakımı kısmen uyguluyor olsalar da bu konuda standart bir uygulama bulunmamaktadır. Gebelerin de gebelik öncesi bakım hakkındaki farkındalıkları düşük bulunmuştur. Gebelik öncesi bakım ile ilgili standart bir taslak oluşturulup uygulamaya konulması önerilir. Anahtar Kelimeler: Prekonsepsiyonel bakım, gebelik öncesi bakım, farkındalık
Adana il merkezi lise öğrencilerinde internet bağımlılığı, öfke ve saldırganlık arasındaki ilişki
Amaç: İnternet kullanımı 1960'lı yıllarda Amerika'da başladı ve kısa süre içinde tüm dünyaya hızla yayıldı. Günümüzde toplumsal yaşamda önemli bir araç olan internet, sağlıksız kullanımı nedeniyle bireylerin yaşamlarında çeşitli problemlere yol açabilmektedir. Bu çalışmada Adana ili merkez ilçelerinde öğrenim gören lise öğrencilerinde internet bağımlılığı ile öfke ve öfke ifade etme biçimleri ve saldırganlık arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Evrenimiz 2014 - 2015 eğitim - öğretim yılında Adana ili merkez ilçelerindeki lise öğrencileridir. Liselerin özellikleri dikkate alınarak ve ağırlıklı küme örnekleme yöntemi kullanılarak 1254 öğrenci örnekleme alındı. Okullar ve sınıflar rastgele sayılar tablosuna göre belirlendi. Toplam 1435 öğrencinin anketi değerlendirildi. Veriler, sosyodemografik bilgiler, internet bağımlılık testi, sürekli öfke ve öfke tarzı ölçeği ve saldırganlık ölçeğini içeren bilgi formu ile toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin % 43,7'si erkektir. Yaş ortalaması 16,08 + 0,95 yıldır. Öğrencilerin % 4,7'si internet kullanmadıklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin % 17,4'ü riskli internet kullanıcısı ve % 2,4'ü internet bağımlısıdır. Toplam internet bağımlılık puanı arttıkça sürekli öfke, içte tutulan öfke, dışa vurulan öfke, fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke, düşmanlık, dolaylı saldırganlık ve toplam saldırganlık ortalama puanlarının da arttığı bulunmuştur. Sonuç: Özellikle ergen ve gençlerde sık görülen problemli internet kullanımının öfke ve saldırganlık ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu konuda ailelere ve ergenlere kapsamlı eğitim vermek gerekir. Anahtar Kelimeler: Adana, internet bağımlılığı, öfke, öğrenci, saldırganlık
Sağlıklı görünen kişilerde; kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyi ölçeğinin kardiyak incelemelerle birlikte değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada üniversitemiz bünyesinde çalışan sağlıklı görünen katılımcılarda kardiyovasküler sistem hastalık farkındalıkları ve 10 yıllık kardiyovasküler hastalık gelişme riski hesaplanıp nabız dalga hızı (NDH) ile arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, üniversitemiz bünyesinde çalışan ve örnekleme çıkan 192 gönüllü katılımcı ile yapılmıştır. (89 erkek, 103 kadın, yaş ortalaması 45,3 ± 8,0). Katılımcıların farkındalığı kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı bilgi düzeyi ölçeği (KARRİF-BD) ile 10 yıllık kardiyovasküler sistem hastalık gelişim riski ise Framingham risk skoru ile değerlendirildi. NDH değerleri invaziv olmayan arteriografi cihazı ile değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların ortalama yaşı 45,3 ± 8,0 yıl,% 53,6' sı kadın, % 62'si doktora mezunu, %13,5'i obez , ortalama KARRİF-BD puanı 20,4 ± 4,0, ortalama Framingham skoru 6,9±5,6 ve NDH ortalama 7,9±1,5 idi. NDH hem Framingham skoru hem de KARRİF-BD ile ilişkili olduğu bulundu (sırasıyla p<0.001,p=0.009). Ayrıca Framingham skorunun, vücut kitle indeksi, açlık kan şekeri, LDL-K, total kolesterol, Trigliserit, high sensitive C-reaktif protein (Hs-CRP) ve Vitamin D3 seviyeleri ile pozitif yönde HDL-K değerleri ile negatif yönde korelasyonu saptanmıştır. Framingham skoru arttıkça NDH değerleri artmakta idi (p=0.002). En yüksek KARRİF-BD skoru 10 yıllık Framingham risk skoru >20 olan katılımcılarda saptandı (p=0.024). Sonuç: Çalışmamızın bulgularına göre Framingham risk skoru, NDH ve kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı bilgi düzeyi ölçeği skoru arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Bu sonuçlar kronik hastalıklara karşı birincil korunma için farkındalığın pratiğe yeterince aktarılmadığını ortaya koymaktadır. Birinci basamağa başvuran bilinen kardiyovasküler hastalık veya risk faktörü olmayan sağlıklı bireylerde koruyucu hekimlik adına farkındalığın arttırılması ve uygulamaya dönüştürülmesi için daha fazla gayret gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: KARRIF-BD skoru, Framingham skoru, Nabız Dalga Hızı,
Çukurova Üniversitesi öğrencilerinde uyku kalitesinin mental iyi oluş ile ilişkisi
Uyku; doğumdan itibaren insanların büyüme ve gelişmesine katkıda bulunan, vü-cudu dinlenmiş şekilde bir sonraki güne hazırlayan bir dönemdir. Bireylerin fiziksel ve mental gelişimini etkileyerek tüm yaşlarda sağlık ve yaşam kalitesi için önemli bir yer tutar. Uyku ile ilgili yakınmalar toplumda sık görülmekte ve uyku kalitesinin kötü olması birçok tıbbi hastalığı işaret edebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin de sık uyku sorunu yaşadıkları ve uyku kalitelerinin kötü olduğu bilinmektedir. Yeterli uyku uyuyamayan öğrencilerin fiziksel, bilişsel ve mental durumları olumsuz etkilenebilir. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi kampüsünde yer alan fakülte ve yüksek okullarda okuyan 943 öğrenci katılmıştır. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin uyku kalitesi, gündüz uykululuk hali ve mental iyi oluş hali ile birlikte uykuyu etkileyen faktörlerin ve uyku kalitesi ile mental iyi oluş ilişkisinin değerlendirilmesidir. Bu çalışma kapsamında katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, Epworth Uykululuk Ölçeği ve Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan öğrencilerin % 61,2'sinin uyku kalitesinin kötü olduğu bu-lunmuştur. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, fakülte, gün içinde/akşam kahve tüketimi, sigara, kronik hastalık, mavi ışık yayan cihazların kullanımı, yaşanılan yer, kalınan odadaki kişi sayısı, uykuyu etkileyebilecek kişisel/ailesel problemler ve ailede uyku bozukluğu olması ile uyku kalitesi arasında ilişki olduğu saptandı (p<0,05). Ayrıca gündüz aşırı uykululuk yaşayanların uyku kalitelerinin daha kötü olduğu bulundu (p<0,01). Sınıf, VKİ, gün içinde/akşam çay tüketimi, gece sigara içmek için uykudan uyanma, alkol ve fiziksel ak-tivite ile PUKİ puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). VKİ ve alkol ile PUKİ kategorik değişkenleri arasında ise anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışma-mızda uyku kalitesi ile mental iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulun-muştur (p<0,01). Üniversite öğrencilerinin uyku kalitesi genel olarak kötüdür ve uyku kalitesi men-tal iyi oluşu etkilemektedir. Öğrencilerin uyku kalitesinin arttırılması ve dolayısıyla men-tal sağlıklarının iyileştirilebilmesi için bu konudaki olumsuz faktörlerin düzeltilmesine yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Üniversite öğrencilerinde kişisel ve ailesel işlevselliğin depresyon-anksiyete riskine etkisi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada üniversite birinci sınıf öğrencilerinde kişisel ve ailesel işlevselliğin belirlenmesi ve depresyon anksiyete riskine olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız üniversite birinci sınıf öğrencilerinden, örnekleme çıkan ve gönüllü olan 383 katılımcı ile yapılmıştır. (197 kadın,186 erkek, yaş ortalaması 19,8±1,7) Katılımcıların sosyal işlevselliği sosyal atom ölçeği, ailesel işlevselliği aile apgar ölçeği, depresyon duygudurumu Beck depresyon ölçeği(BDÖ) ve anksiyete duygudurumu Beck anksiyete ölçeği(BAÖ) ile belirlendi. Bulgular: Katılımcılarımızın % 51,4'ü kadın, % 48,6'sı erkektir. Ortalama BDÖ puanı 13,5±8,0'dır. BDÖ'ye göre % 72,6'sı normal, % 27,4'ü depresif duygu durumunda olduğu belirlenmiştir. BAÖ'ye göre % 35,8'i hafif, % 21,9'u orta ve % 15,7'si şiddetli düzeyde anksiyete olduğu belirlenmiştir. Depresif duygu durumunun kadınlarda, parçalanmış ailelerde, ailesel işlevselliğin düşük olduğu kişilerde anlamlı olarak daha çok görüldüğü ortaya konmuştur (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0,001). Sosyal atom puanları ile depresyon duygu durumu arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. Sosyal atom anne ve baba puan ortalamaları ile depresyon duygu durumu arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. (sırasıyla p<0,05, p<0,01) Anksiyetenin kadınlarda daha fazla görüldüğü bulunmuştur. (p<0,01) Anksiyete düzeyleri arttıkça sosyal atom genel toplam puan ortalamalarının düştüğü gözlenmiştir. (p<0,05) Sonuç: Üniversite öğrencilerinde depresyon ve anksiyete duygu durumunun görülme sıklığının azalması, ailesel ve kişisel işlevselliğin arttırılmasıyla mümkün olabileceği düşünülmektedir. Aile hekimlerine düşen en büyük sorumluluk hem kişisel hem de ailesel işlevselliğin arttırılmasına yönelik yaklaşımlarda bulunmaktır. Anahtar kelimeler: Sosyal atom, aile apgarı, anksiyete, depresyon
Çukurova Üniversitesi öğrencilerinde sigara içme durumu ve tütün kontrol yasası ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları
Amaç: Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde tütün kullanım yaygınlığı, halen yürürlülükte olan 'Tütün Kontrol Yasası' ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmamızın evrenini, 2018-2019 akademik yılında Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören lisans öğrencileri oluşturmuştur. Çalışmamıza; fen bilimleri (mühendislik), sosyal bilimler (eğitim) ve sağlık bilimleri (tıp) fakülteleri dahil edilmiştir. Bu üç fakülte rastgele örneklem yoluyla elde edilmiştir. Veriler anket yoluyla elde edilmiştir. Anketler; öğrencilere sınıflarında, önce açıklama yapıp daha sonra dağıtılarak uygulanmıştır. Veriler bilgisayar ortamına girilip değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Parametrik ve parametrik olmayan koşullara göre analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan toplam 1412 üniversite öğrencisi dahil edildi. Çalışmamıza katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,78±2,811 (min: 16, max: 57) olarak belirlenmiştir. Öğrencilerden 400'ü ise halen tütün veya tütün ürünü kullandığını ve 326'sı (%23,0) sigara içmekte olduğunu belirtti. Sigara içen öğrencilerinin anne ve babalarının yaşı sigara içmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Sigara içenler içinde arkadaşları arasında ve yaşadığı ortamda sigara içenlerin bulunma yüzdesi sigara içmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların %43,2'si Tütün Kontrol Yasası'nın uygulanmadığını belirtti. Sonuç: Öğrencilerin %88'i sigara kullanmaya üniversiteden önce başlamışlardır. Bu yüzden sigara kullanımı ile ilgili mücadeleye ergen-gençler sigara ile karşılaşmadan başlanmalıdır. Tütün Kontrol Yasası'nın kapsamı ve yaptırımları hakkındaki farkındalık oranı çok düşüktür. Ve Tütün Kontrol Yasası ile ilgili farkındalık ve sorumluluk eğitimleri düzenlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sigara Kullanımı, Üniversite Öğrencileri, Tütün Kontrol Yasası.
Adana'da aşı reddi nedenleri ve aşılarla ilgili görüşler
Amaç: Aşılar uzun geçmişine ve günümüzde etkinliği, faydaları ve güvenliği üzerine pek çok şey söylenmesine rağmen özellikle de yakın zamanda artan bir tartışmanın odağı olmuştur. Önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülen ve üzerinde tartışmaların sürdüğü bu konu yapılacak yeni çalışmalarla daha iyi anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu çalışmayla dünya genelinde ve ülkemizde giderek artan aşı reddinin sebeplerini daha iyi anlayabilmek, aşılarla ilgili sahip olunan düşünceleri değerlendirebilmek ve sonuçta edinilen bilgilerle bu alanda atılacak adımlara ışık tutabilmek amaçlanmıştır. Yöntem: Adana il merkezinde 2017-2018 yıllarında çocukları için aşı reddinde bulunduğu belirlenen ebeveynler ve kontrol grubu olarak da yine Adana il merkezinde çocuğuna aşı yaptıran ebeveynlerden seçilen örneklem grubu çalışmamızın evrenini oluşturmaktadır. Aşı reddi grubunda 61 ebeveyn, kontrol grubunda 148 ebeveyn yer almaktadır. Her iki gruba bazı ortak soruların da yer aldığı, sosyodemografik verilerin ve aşılarla ilgili düşüncelerin sorgulandığı anket formları uygulandı. Bulgular: Katılımcıların %84,7'sini anneler oluşturmaktadır. Aşı reddinde bulunulan çocukların %80,3'ü daha önce aşı olmuştur. Ebeveynler açısından aşı reddinin en sık sebebi aşılara güven duymamaları/yan etkileri hakkında endişe sahibi olmaları (% 89,9) olarak belirlendi. Kontrol grubundaki ebeveynlerin %27,4'ü aşılarla ilgili medyada çıkan olumsuz haberin düşüncesini etkileyebileceğini belirtmektedir. Sonuç: Aşı reddi tek bir sebebe bağlı olmayıp aksine birçok faktörden etkilenen kompleks bir durumdur. Ülkemizde aşılarla ilgili tereddütlerin giderilmesi sadece aşı reddinde bulunan aileler için değil aynı zamanda aşı tereddüdü olan diğer tüm bireyler için de önemlidir.