Theses supervised by Prof. Dr. Nilgün Özçakar

18 theses · Dokuz Eylül University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet hastalarının kan şekeri regülasyon durumları ile eş uyumları arasındaki ilişki

Evlilik ilişkisi, evlilik doyumu, evlilik mutluluğu ve evlilik uyumu gibi kavramlar, pek çok araştırmaya temel oluşturmuştur. Evlilik uyumu, tatmin, mutluluk ve denge kavramlarıile eş uyumlarıyla hasta bireyin kronik hastalığa uyumlarını belirlemeye yönelik araştırmalar vardır. Çalışmamız evlilik uyumu ve diyabetli hastanın kan şeker regülasyonudeğerlendirmek üzeregözlemsel analitik kontrol gruplu çalışma olarak planlanmıştır. Sosyodemografik özelliklerden oluşan bir anket, ModifiyeMoritsky İlaç Kullanım Ölçeğive DAS (DyadicAdjustmentScale) uygulanmıştır. Çalışmamıza129 (%47,7) DiabetesMellitus (DM)ile 141DM olmayan (%52,3) olmak üzere toplam 270 birey alınmıştır. Katılımcılar arasında kadınlar çoğunlukta olup n:163(%60,3) çoğunluğu(38,51) üniversite mezunudur. Katılımcıların %27,4'ünün eşlerinde kronik hastalık vardı ve %72.96'sı evlilik öncesi birbirlerini tanıyorlardı. Olgu ve kontrol gurubu arasında yaş, cinsiyet, eğitim durumu, eşte kronik hastalık varlığı, evlilik öncesi birbirini tanıma ve çocuk sahibi olma açısından anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). DAS ölçeğinden alınan puanlara bakıldığında kadınlar ve erkeklerarasında fark vardı. (p<0.05). Katılımcılar arasında eşinde kronik hastalık olanların DAS skorları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Evlilik öncesi birbirini tanıyor olanların DAS skorları yüksekti(p<0.05).Çalışma grubunu oluşturanlar arasında DM olup HbA1c açısından regüle olanlar ve olmayanlar değerlendirilmiş,DAS skor ortalamalarıkan şekeri düzeyleri istenen sınırlarda olanlar regüle olmayanlara göre yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kan şekeri regülasyonu olmayan ya da tedaviye dirençli yahut uyumsuz diyabet hastasının ev hayatı aile ilişkileri özellikle de eş uyumunun da değerlendirilmesi sağlık hizmeti sunduğumuz bireyler için oldukça önem taşımaktadır. Tedaviye uyumu etkileyen faktörler üzerinde durulması, yaşam tarzı değişikliği için gereken desteğe ulaşıp ulaşamadığının sorgulanması birinci basamak hekimleri için önemlidir.

İzzet Akın Tütüncüler
Dokuz Eylül University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez bireylerde duygusal zeka, yaşam kalitesi ve sağlık algısı

Amaç: Sıklığı gün geçtikçe artan obezitenin gelişiminde genetik, psikolojik ve çevresel etmenlerinin rolü olduğu düşünülmektedir. Obezitenin psikososyal yönüyle ilgili çalışmalara ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada bireylerde duygusal zeka, sağlık algısı ve yaşam kalitesinin, obeziteyle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Gözlemsel analitik çalışma olarak planlanan araştırma için Dokuz Eylül Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu ve Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğinden gerekli izinler alınmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği ve Diyet polikliniklerine Mart-Kasım 2016 tarihlerinde herhangi bir nedenle başvuran 18-65 yaştaki gönüllü bireylere araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği, EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma 375 kişiyle tamamlanmış, olgu ve kontrol grubu sosyodemografik özellikler açısından benzer olacak şekilde 163 obez ve 163 obez olmayan toplam 326 bireyin istatistiksel analizi yapılmıştır. VKİ≥30 olan olgu grubunda 85 kadın, 78 erkek, VKİ<25 olan kontrol grubunda 97 kadın, 66 erkek olup obezlerin yaş ortalaması 39,69±12,43, kontrol grubunun ise 37,44±11,74 idi. İlaç kullanım öyküsü obez bireylerde daha fazlaydı (p=0.002). Diyet yapma durumuna göre gruplar arasında fark vardı (p=0.006). Obez bireylerin anne veya babalarında obezite, olmayanlara göre fazlaydı (p<0.05). Obez olanlar kilo almayı başlatıcı nedeni çoğunlukla "egzersizi bırakmak" olarak belirtmişti. Obezlerin % 84 (n:137)'ü doğru beden algısına sahip değildi. Obez bireylerin olmayanlara göre sağlık algısı daha yüksek (p=0.038), yaşam kalitesi düşük (p=0.00) ve duygusal zeka puanları benzer bulunmuştur (p=0.353). Sonuç: Obezitenin psikososyal yönüyle ilgili araştırmalara gereksinim vardır. Obezitenin çok boyutlu ele alınması, beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri açısından aile hekimlerinin farkındalığı önemlidir. Anahtar Kelimeler: Obezite, Duygusal zeka, Sağlık algısı, Yaşam kalitesi

Aslıhan Çiflik Bolluk
Dokuz Eylül University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personelinin motivasyonunu etkileyen faktörler

Amaç: Araştırmamızda , Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan sağlık personelinin motivasyon düzeyi, motivasyonunu etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki araştırmamıza, İzmir ili merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapmakta olan 568 sağlık personeli dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan anket formu sağlık çalışanlarının sosyodemografik özellikleriyle, motivasyonu etkileyen faktörler ve katılımcının motivasyon düzeyini araştıran sorulardan oluşmaktadır. Verilerin analizinde SPSS 22 programı kullanılmış, p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tüm katılımcıların yaş ortalaması 42,98± 8,93 idi. Katılımcıların büyük çoğunluğu %67 (n=382)'si kadın idi. Katılımcıların %51,7 (n=294)'si hekim, %22,4 (n=127)'ü ebe, %21,1 (n=120) 'i hemşire, %2,6 (n=15)'sı diğer, %2,1 (n=12) 'i ise acil tıp teknisyeni idi. Sağlık çalışanları açısından en önemli motivasyon aracı aylık gelirdir. Diğer yandan en az önem verilen motivasyon aracı iş yerinde rotasyondur. Sağlık çalışanlarının motivasyon skor ortalaması 66,71±19,59 idi. Araştırmamızda diğer sağlık çalışanları, doktorlardan daha motive idi. Sonuç: Sağlık çalışanlarının motivasyon düzeyleri konusunda en etkili faktörün aylık gelir olduğu tespit edilmiştir. Bulgular iş yeri güvenliğinin sağlanması konusunda özel dikkat gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İyi bir aylık gelir ve iş yeri güvenliğinin sağlanması gibi araçlardan yararlanılarak sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonlarının artırılabileceği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, Sağlık Çalışanları, Motivasyon Faktörleri

İlyas Gümüş
Dokuz Eylül University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez bireylerde kilo verme kararının beden imgesi ve yaşam niteliği ile ilişkisi

Amaç: Obezite, günümüz şartlarında önlenebilir ölümlerin ikinci en sık nedenidir. Günümüz dünyasında ülkelerin gelişmişlik seviyesine bakılmaksızın bir halk sağlığı sorunu haline gelmiş olmasına rağmen halen kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Beden algısı, kişinin kendi bedeninin zihnindeki yansımasıdır.(11) Bu yansıma bedene ve kendilik haline dair duygu ve deneyimleri içerir. Yaşam kalitesi kavramı sağlıklı olma durumunu kapsar ancak, tıbben sağlıksız olma durumu, yaşam kalitesinin yüksekliği algısını her zaman dışlanamaz. Yapılan çalışmalar kendini olduğundan daha sağlıklı değerlendiren insanların sağlık açısından riskli davranışlar sergilemeye yatkın olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışma kişinin kilo verme karar süreci ile beden algısı ile ilişkili yaşam kalitesinin ilişkisi olup olmadığını araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel tipte planlanan çalışmamıza 01.10.2021 ile 01.10.2022 Kasım tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi eğitim aile sağlığı merkezlerine başvurup dahil edilme kriterlerini karşılayan 215 kişi dahil edilmiştir. Çalışma yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirildi. Katılımcılardan sosyodemografik veri anketi, zayıflama karar verme dengesi ölçeği, beden imgesinin yaşam niteliğine etkisi ölçeği ve sağlık hizmetine başvuru durumu ile ilgili sorular anketi doldurmaları istenmiştir. Toplanan veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık düzeyi . p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların, beden kitle indeksi ortalamaları 31,3±3,6 olarak hesaplanmıştır. %69,3'ü fazla kilo yada obezitesinin farkında iken, %30,7'si fazla kilo ve obezitesi olduğunu düşünmüyordu. Katılımcılar beden imgesinin yaşam niteliğine etkisi ölçeğinden ortalama olarak 28,827±17,931 puan almışlardı. Kilo verme karar dengesi ölçeği pozitif alt grubundan ortalama olarak 26,116±8,508 puan, negatif alt grubundan 15,827±5,812 puan almışlardı. BMI ortalamaları kadınların erkeklerden, ilköğretim mezunlarının üniversite mezunlarından, bir işte çalışmayanların çalışanlardan, kronik hastalığı olanların olmayanlardan daha yüksek çıkmıştır. Sonuç: Beden imgesinin yaşam niteliğine etkisi ile kilo verme karar dengesi arasında istatistiksel anlamlı bil ilişki saptanmamıştır. Kilo verme kararı bireysel ve zamanla değişen bir süreç olduğu için bu kararın beden imgesi ve yaşam niteliği ile ilişkini değerlendirmek adına daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Obezite, kilo verme kararı, yaşam niteliği, beden imgesi

Beden imajıKarar vermeKilo değişimi+2
Fatma Yüksel
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evde sağlık hizmetlerine kayıtlı hastaların informal primer bakım verenlerinin bakım yükü ve stresle başa çıkma yöntemleri

Amaç: Bu çalışma evde bakım hizmeti veren kişilerin bakım yükünü ve stresle başa çıkma yöntemlerini sorgulayan kesitsel tanımlayıcı ve analitik, anket ve ölçek tabanlı olarak planlanmış olup bu araştırmada primer bakım veren kişilerin sosyal, fiziksel, mental, finansal yüklerini, bakım verme deneyiminde kendilerini güçlü ve zayıf hissettikleri yanlarını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Yöntem: Bu çalışmada İzmir Tire İlçe Devlet Hastanesi evde sağlık hizmetlerine kayıtlı 550 hastanın informal primer bakım verenlerine (n= Nt2pq / d2 (N-1) + t2pq) örneklem formülü kullanılarak hesaplanan 321 bakım verene ulaşılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik form, Zarit bakım veren yükü ölçeği ve stresle başa çıkma yöntemleri ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için SPSS 20.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis H testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmış, p< 0.05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 321 hastanın 218 (%67,9)'i yatağa tam bağımlıdır. 321 bakım verenin 294 (%91,6)'ü okuryazardır. 116 (%36,1) bakım verenin aylık ortalama maddi gelirinin 2500 TL den az olduğu bulunmuştur. Bakım verenlerin 249 (%77.6)'unun çalışmadığı saptanmıştır. 321 bakım verenin ZBYÖ puan ortalaması 50,86 ± 16,29 saptanmıştır. 321 bakım verenin 17 (%5,3)'sinde bakım yükü yok ya da çok hafif, 63 (%19,6)'ünde hafif-orta, 141 (%43,9)'inde orta-ağır, 100 (%31,2)'ünde ağır şiddetli bakım yükü bulunmuştur. Hastası yatağa tam bağımlı olan bakım verenlerin bakım yükü, hastası yatağa yarı bağımlı ve yataktan bağımsız olan bakım verenlerden daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Bakım yükü; hastalarında nörolojik hastalık, Diyabetes Mellitus ve hipertansiyon-Diyabetes Mellitus multimorbiditesi bulunan bakım verenlerde bulunmayanlara göre daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Bakım vermeye başladıktan sonra; hipertansiyon, psikiyatrik hastalık, Diyabetes Mellitus ve hipertansiyon-Diyabetes Mellitus ile hipertansiyon-psikiyatrik hastalık multimorbidite tanısı alan bakım verenlerin bakım yükü, aynı tanısı bulunmayan bakım verenlere göre daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). SBÇYÖ alt ölçeklerinden çevre desteği arama alt ölçek skoru ile ZBYÖ skoru arasında ve profesyonel destek arama alt ölçek skoru ile ZBYÖ skoru arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon gözlenmiştir (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızda bakım yükünü üstlenmede çaresiz kalan bakım verenlerin dışarıdan destek aramaya çalıştıkları fakat bunun bakım yükünü azaltmada yeterli olmadığı bilakis bu davranış biçiminin daha çaresiz hissetmelerine neden olduğu saptanmıştır. Toplumumuzda bakım verenlerin de evde sağlık hizmetleri kapsamına alınması ile bakım verenlere yönelik psikolojik yüklerini anlamada onlara destek olunan bir sistem geliştirilebilir. Sosyal hizmetler birimine bağlı çalışan sosyal hizmet uzmanları ve evde sağlık hizmeti personelinin katılımıyla bakım verenlerin sorunlarına yönelik daha sık ve sistematik bir şekilde eğitim toplantıları düzenlenebilir ve koordinasyon içinde çalışma prensipleri geliştirilebilir. Anahtar kelimeler: Bakım veren, yük, stres, başa çıkma

Bakım verenlerBakım verme yüküEvde sağlık hizmetleri+4
İbrahim Yurtseven
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

0-2 yaş çocuğu olan ebeveynlerin bağışıklama tutumları ile sağlık okuryazarlığı ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 0-2 yaş çocuğu olan ebeveynlerin sağlık okuryazarlığının sağlık inanç modeline göre bağışıklamaya yönelik tutumlarında ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı modelindeki bu çalışmanın evrenini Dokuz Eylül Üniversitesi E-ASM'lere kayıtlı 0-2 yaş çocuğu olan ebeveynler oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak; Sosyodemografik veri formu, Aşıyla ilgili toplum tutumu-sağlık inanç modeli ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 319 ebeveynin 287'si kadın (%90)dı. Katılımcılar Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32'nden ortalama 37,44±9,72 puan almışlardır. Aşıyla ilgili toplum tutumu-sağlık inanç modeli ölçeğinin alt boyutu olan duyarlılık algısından 16,54±2,33 puan, yarar algısı alt boyutundan 19,89±3,11 puan, ciddiyet algısı alt boyutundan 15,80±3,22 puan, engeller algısı alt boyutundan 14,76±5,36 puan, sağlık sorumluluğu alt boyutundan 20,87±2,66 puan almışlardır. Sağlık okuryazarlığı sınıfları ile sağlık inanç modeli alt bileşenleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir ((p<0,001). Sağlık okuryazarlığı sınıfları ile algılanan duyarlılık, ciddiyet, yarar, sağlık sorumluğu alt bileşenleri arasında anlamlı pozitif korelasyon, algılanan engeller alt boyutunda ise anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (p<0,001). Ayrıca yapılan çoklu doğrusal regresyon analizinde bir yaşından büyük çocuğu olan ve aşıların güvenliği hakkında endişe duymayan ebeveynlerin istatistiksel anlamlı olarak duyarlılık, ciddiyet, yarar algısı daha yüksek olduğu engeller algısınının da daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Çocuklarına özel aşı yaptıran ebeveynlerin de duyarlılık, ciddiyet, yarar ve sağlık sorumluluğu algısının daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışma ebeveynlerin aşılar hakkındaki tutumlarının sağlık okuryazarlığından etkilenebildiğini düşündürmektedir. Aşılar hakkındaki bu olumsuz tutumlar ise tereddüt veya aşı reddi gibi durumların oluşmasına yol açabilir.

Ana-babaAşı okuryazarlığıAşılama+4
Duygu Damka
Dokuz Eylül University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta çalışan aile hekimlerinin sık görülen benign ve malign cilt lezyonları ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları

Amaç: Türkiye'deki Aile hekimlerinin sık görülen benign ve malign cilt lezyonlarını ne kadar tanıyabildiği ve bu lezyonlara nasıl bir yaklaşım sergilediğini göstermektir. Yöntem: Evreni tüm Türkiye'deki Aile hekimleri olan kesitsel analitik bir çalışmadır. Türkiye'nin 12 istatistiki bölgesinden tabakalı rastgele örneklemeyle seçilen illerdeki tüm aile hekimlerine e-posta yoluyla ulaşılmıştır. Anketin ilk ve ikinci bölümde genel bilgiler ve dermatolojik hasta başvuruları sorgulanırken, üçüncü bölümde önceden belirlenen lezyonlar ve olguları içeren benign/malign ayrım sorusu ve bu lezyonlara yaklaşım durumu sorgulanmıştır. Lezyon görüntüleri Yeni Zelanda menşeili Dermnet sitesinden izin alınarak kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS (24.0) programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Analizler katılım sağlayan 416 katılımcıdan uygunluğu belirlenen 401 katılımcı üzerinden yapılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 48,7±7,5 yıl olup, %70,1'i (n=281) erkektir, %7,5'u Uzman Aile Hekimi'dir. Malign Melanoma ait iki lezyondan ilkini katılımcıların %65,3'ü Bazal hücreli karsinoma ait ilk lezyonu %63,6'sı, ikinci lezyonu ise %79,1'i, Skuamöz hücreli karsinoma ait olan iki lezyondan ikincisini %85,8'i yanlış yanıtlamışlardır. Seboreik Keratozis'e ve Malign melanoma verilen doğru/yanlış yanıtların görev tanımına göre karşılıklı analizinde Uzman Aile Hekimlerinin çok daha yüksek oranda doğru yanıt vermiş olduğu görülmüştür. (p=0,00, p=0,00) Sonuç: Aile hekimlerinin benign lezyonlara, malign ve premalign lezyonlara kıyasla daha net bir şekilde benign/malign ayrımı yapabildikleri görülmüştür. Birinci basamakta çalışan hekimin prekanseröz lezyonları ve malign lezyonları tanıyıp, gerekli durumlarda sevk etmesi, bu hastalıkların erken tanı almasını sağlamak ve hastaların sağ kalımını arttırmak için önemlidir. Anahtar kelimeler: Cilt kanseri , Birinci basamak, Aile hekimliği, Malign Melanom,

Aile hekimliğiBilgi düzeyiBirinci basamak sağlık hizmetleri+5
Aslıhan Burcu Ay Budak
Dokuz Eylül University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı okul öncesi çocukta ailenin çocuk besleme davranışları ile çocuk yeme alışkanlıkları ve VKI arasındaki ilişki

Amaç: Okul öncesi çocukta ebeveyn çocuk besleme davranışları ile çocuk yeme davranışı arasındaki ilişkiyi ve VKI'ne etki eden faktörleri araştırmak, ebeveynin davranışları ile çocuk yeme davranışının çocuk VKI'ne etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel analitik olarak planlanan çalışmamız, İzmir ili merkezilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 2-5 yaş arası 800 sağlıklı çocuğun demografik özelliklerini sorgulayan anket formu ile 'Çocuk Yeme Davranışı Anketi(ÇYDA)' ve 'Çocuk Besleme Anketi (ÇBA) yüz yüze görüşme yöntemi uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Veri analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak Ki-Kare, Fisher's Exact test, Spearman Korelasyon Analizi yapılmış, p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çocukların %8,8'i zayıf ve %11,5'u obezdir. Çocukların %94,3'ünün anne sütü aldığı, %47,4'ünün mamayla beslendiği, %68,9'unun 4-6 ay arasında ek besine geçtiği belirlenmiştir. Çocukların çoğunluğunun (%80,1) atıştırdığı, %51,8'inde yeme problemi olduğu ve yeme problemi olanlarda %62,2 ileen sık "iştahı az" olma probleminin olduğu bulunmuştur.Çocuk zayıftan obeze doğru gittikçe anne ve baba VKI'nin arttığı, babanın eğitim durumu arttıkça zayıf, fazla kilolu, obez çocuk oranlarının azaldığı (p=0,031),mamayla beslenmenin fazla kilolu ve obezite oranlarını artırdığı belirlenmiştir.Çocukta yeme problemi olduğu belirtilen çocukların daha zayıf, yeme problemi olmadığı belirtilenlerin ise daha fazla kilolu ve obez olduğu bulunmuştur. Yapılan korelasyon incelemesinde ÇBA alt faktörlerinden algılanan çocuk (β=0.137; p<0.01)ve ebeveyn vücut ağırlığı (β=0.237; p<0.05) ile VKI arasında düşük derecede; ÇYDA alt faktörlerinden gıda heveslisi (β=0.191; p<0.01), gıdadan keyif alma (β=0.175;p<0.01) ile VKI arasında düşük derecede ve ÇYDA ile ÇBA arasında orta ve düşük derecede olmak üzere anlamlı ilişki görülmüştür. Sonuç: Obezitenin genetik rolü yadsınamamakla birlikte çocukların sağlıklı olabilmeleri ve ileriki yaşamlarında sağlıklı yetişkinler olabilmelerinin temel koşulunun sağlıklı beslenme ortamında büyümelerine bağlı olduğu söylenebilir. Bu temel çocukluk yıllarında atılmaktadır ve okul öncesi dönem yetişkinlik için temel oluşturan pek çok alışkanlığın geliştirildiği, çocuk beslenmesine özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönemdir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+4
Nilüfer Kıdış
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta reçetesiz ilaç kullanımı ve sağlık hizmetinin değerlendirilmesi

Amaç: Reçetesiz ilaç kullanımı sosyodemografik özelliklerle beraber birçok etkenlere bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışma; hastaların birinci basamak sağlık hizmetinden duydukları memnuniyet düzeyini, reçetesiz ilaç kullanım durumlarını ve ikisi arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu araştırma kesitsel analitik çalışma modelinde olup, Dokuz Eylül Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na bağlı Gaziemir 10 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 333 hasta ile yüz yüze anket uygulayarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, reçetesiz ilaç kullanımı ile ilgili sorular içeren bir anket ve EUROPEP ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın verileri IBM SPSS (statistical package for social sciences) 24.0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Tanımlayıcı sürekli değişkenler için ortalama, standart sapma; kategorik değişkenler için sıklık ve yüzde dağılımları, kategorik bağımsız değişken ve bağımlı değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare testi, sayısal bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında ise t-testi veya ANOVA testleri yapıldı, p değeri<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların genel memnuniyet düzeyi %92,2 olarak bulunmuştur. Genel olarak bakıldığında hastaların hekimlerinden en memnun oldukları başlıklar sırasıyla; 'Sizi muayene etmesi', 'Kayıt ve bilgileri gizli tutması' ve 'İşini tam yapması' şeklindeydi. Çalışmamızda hastaların memnuniyetsizliğinin en yüksek olduğu konular ise ulaşılabilirlikle ilgili olan 'Doktorunuza telefonla ulaşabilmeniz', 'ASM'ye telefonla ulaşabilmeniz' ve 'Bekleme odasında harcadığınız zaman' başlıklarıydı. Reçetesiz ilaç kullanım oranı tüm hastalar içinde %77,2 olarak saptanmıştır. Hekim önerisi veya reçetesi olmadan en sık kullanılan ilaçların %94,1 ile ağrı kesiciler olduğunu saptadık. Hastaların hekimlerinden memnuniyet düzeyleri ile reçetesiz ilaç kullanımı arasında bir ilişki yoktu. Sonuç: Bir EASM'de yapılmış olan bu çalışmada hastaların memnuniyet düzeyi ülke genelinin üzerinde bulunmuştur. Reçetesiz ilaç kullanım oranı mevcut çalışmaların da desteklediği üzere oldukça yüksektir. Fakat reçetesiz ilaç kullanımının bu denli yüksek olmasının altta yatan sebepleriyle ilgili daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Reçetesiz ilaç kullanımı, hasta memnuniyeti, EUROPEP ölçeği, birinci basamak sağlık hizmeti

Birinci basamak sağlık hizmetleriHasta memnuniyetiReçetesiz ilaçlar+4
Erhan İlhan
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadınlarda meme kanseri tarama davranışı ve hasta aktiflik düzeyi

Dünyada birçok ülkede kanser sebebiyle oluşan ölümler arasında ikinci sırada yer alan meme kanseri sık görülen bir hastalık türüdür. Mevcut tarama yöntemleri ile erken tanı sağlanarak bu ölümlerin önüne geçilebilmektedir fakat ülkemizde meme kanseri tarama oranları oldukça düşüktür. Hasta aktifliği kavramında, hastaların sağlıklarını ve bakımlarını yönetebilmeleri için bağımsız olarak eyleme geçebilme becerileri ve istekleri vurgulanmaktadır. Hasta aktiflik düzeyi ölçüm aracı (PAM), bireyin sağlığını ve sağlık bakımını yönetebilmesi için, bilgi, beceri, inanç ve güvenini değerlendirir. İnsan davranışlarını açıklayan teoriler, hasta aktifliği ile yakından ilişkilidir. Günümüze kadar insan davranışlarını ve davranış değişikliğini tanımlayan ve öngören birçok teori (sağlık kontrol odağı, öz etkililik-yeterlik teorisi, sağlık inanç modeli) geliştirilmiştir. Bu ölçek ve yöntemler incelendiğinde, aktivasyonun tüm elemanlarını içermedikleri görülmektedir. Hibbard, dar bir davranış aralığını öngörmeye odaklanma eğiliminde olmalarının, günümüze kadar tanımlanan davranış teorilerinin dezavantajı olduğunu ortaya koymuş ve hasta aktifliğinin daha geniş aralıktaki unsurları içerdiğini belirtmiştir (1). Tarama oranlarını arttırmak için öncelikle hastanın hangi aktiflik aşamasında olduğunu bilmek önemlidir. Çalışmamızın amacı kadınlarda hasta aktiflik düzeyi ile meme kanseri tarama davranışı ilişkisini araştırmaktır. Kesitsel analitik çalışma modelinde planlanmış olan bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi'ne bağlı Gaziemir 11 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezine başvuran 20-69 yaş arası 386 kadına sosyodemografik veri formu ve hasta aktiflik düzeyi ölçeği yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. 20-69 yaş arası kadınlarda kendi kendine meme muayenesi yapma davranışı ile hasta aktiflik düzeyi arasında (p < ,05), klinik meme muayenesi yaptırma davranışı ile hasta aktiflik düzeyi arasında (p < ,01) ve mamografi çektirme davranışı ile hasta aktiflik düzeyi arasında (p < ,01) istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca hasta aktiflik düzeyi ile sosyodemografik ilişkiler arasında da anlamlılıklar tespit edilmiştir.

Hastalık şiddeti indeksiKadınlarMeme hastalıkları+2
Özge Alduran
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bireylerin deri kanseri risk algısı ve etkileyen faktörler

Giriş: Dünyada ve ülkemizde insidansı giderek artan kanserlerden biri de deri kanseridir. Ultraviyole ışınları deri kanserinin etiyolojisinde en önemli faktördür. Bu çalışmanın amacı bireylerin deri kanseri risk düzeyi, risk algıları ve risk algısını etkileyen faktörleri ve güneşten korunma davranışlarını belirlemektir. Yöntem: Kesitsel analitik desendeki bu çalışma İzmir Merkez İlçelerine bağlı aile sağlığı merkezlerine başvuran 18 yaş üstü bireyler ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü bireylere sosyodemografik özellikleri, deri kanseri risk düzeyi, risk algısı ile ilgili özellikleri içeren araştırmacı tarafından oluşturulan anket formu, Güneşten Korunma Davranış Ölçeği araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 490 katılımcının 324'ü kadın (%66,1), yaş ortalaması 36.27±13.38 yıl, büyük çoğunluğunun evli (%76.3), %37.8'nün ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların bildirimlerine göre yarısından fazlasının 2000TL ve altı geliri olduğu, %53,1'i herhangi bir işte çalışmadığı belirlenmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%93.2), Deri Tipi 3 ve Deri Tipi 4 grubunda yer alan orta riskli bireylerdir. Deri kanseri için risk faktörlerinden olan ailede deri kanseri öyküsü olan birey yüzdesi %1 iken, deri kanserine yakalanmış birey yüzdesi %0.4 olarak bulunmuştur. Bireylerin %67.5'i vücudunda 10 ve altında bene sahip olduğunu ifade ederken, % 19.6'sı hayatının herhangi bir döneminde en az bir defa güneş yanığı geçirdiğini belirtmiştir. Katılımcıların %81.6'sı güneş alerjisi olmadığını, %98'i şüpheli bir deri eksizyonu yapılmadığını, %76.7'si de güneş lekeleri olmadığını belirtmiştir. Çalışmaya katılan bireylerden evli olanların, güneş lekesi olanların, deri eksizyonu öyküsü olanların risk algısı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur . Kadınların, bekâr olanların, eğitim seviyesi ve gelir seviyesi yüksek olanların, ben sayısı fazla olanların anlamlı olarak daha fazla güneşten korunma davranışı sergilediği saptanmıştır. Aksine yaş arttıkça güneşten korunma davranışı anlamlı olarak azalmaktadır. Sonuç: Deri kanseri ile mücadelede hastalık hakkında toplumdaki riskli grupları, koruyucu önlemleri tanımlamak ve topluma tanıtmak gereklidir. Deri kanserinden sekonder korunma için erken tanı yanında kişilerin risk durumlarının farkında olması ve güneşten korunma davranışlarının yerine getirilmesi önemlidir. Bu kapsamda kişilerin kendi kendini muayene etmesi ve riskin doğru tanımlanması ile kişilerin güneşten korunma davranışlarını buna göre düzenlemeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: deri kanseri, birey risk algısı, güneşten korunma davranışı

Deri hastalıklarıDeri neoplazmlarıGüneş ışınları+4
Hasan Koyunsever
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir ili ilköğretime devam eden çocuklarda uyku sorunları ve ilişkili faktörler

İnsan yaşamında uyku, olmazsa olmaz ihtiyaçlardandır. Bütün yaş gruplarında olduğu gibi uyku, çocukluk çağında da fiziksel büyüme ve akademik performans üzerine pozitif etkilidir. Çocukların gelişimsel fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için yeterli düzeyde uyumaları ve dinlenmeleri gerekmektedir. Okul dönemi çocuğun okul öncesinde edindiği olumlu davranışların pekiştirildiği, çocuk gelişim dönemlerinin içinde yer alan en önemli dönemlerdendir. Yetersiz uyku, okul çocuklarında tedirginlik, dikkat eksikliği ve okul başarısında düşüşlere neden olmaktadır. Araştırmamızda İzmir genelindeki ilkokula devam eden çocuklarda uyku sorunlarının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Kesitsel tanımlayıcı tipteki çalışma, İzmir il merkezindeki 11 ilçenin her birinden rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM), 01.05.2018-30.06.2018 tarihleri arasında başvuran ilköğretime devam eden çocuğu olan ebeveynler ile yüz yüze görüşülerek yapılmış ve toplam 1152 kişi ile tamamlanmıştır. Katılımcıların %68.9'unun ÇUAA toplam puanına göre (>41 puan) klinik olarak anlamlı uyku sorunu olduğu bulunmuştur. Çok değişkenli analizlerde daha üst sınıfta olmak, kardeşinin olmaması, daha geç saatte uyuması, uyumadan önce kitap okumaması, uyumadan önce televizyon izlemesi, davranış ve duygusal problemlerinin olması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun olması uyku bozukluğu riskini anlamlı olarak arttırmaktadır (p<0.05). Kötü uyku hijyenine sahip olan ve daha geç uyuyan çocuklarda uyku sorunları daha fazlaydı (p<0.05). Artan uyku sorunlarıyla birlikte DEHB, duygusal problemler, akran sorunları ve davranış problemleri de anlamlı olarak artış göstermektedir (p<0.05). Ebeveyn ve çocukların uyku hijyeni, düzenli ve uygun saatlerde uyku konusunda bilgilendirilmeleri farkındalıklarını artırarak düzenlemelerin yapılmasını sağlayacaktır. Aileler ve hekimlerin uyku sorunlarına eşlik edebilecek duygusal ve davranışsal problemler ile ilgili farkındalıklarının artırılması toplum sağlığı açısından önem taşımaktadır.

UykuUyku bozukluklarıUyku kalitesi+3
Ece Saykan Balatacı
Dokuz Eylül University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir ilindeki aile hekimlerinin sağlık tarama davranışları, uygulamaları ve iş yükü ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada İzmir ilindeki aile hekimlerinin sağlık tarama davranışlarını, uygulamalarını ve iş yükü ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma İzmir ili 11 merkez ilçedeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimlerine yüz yüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. 2018 yılı İzmir merkez ilçelerinde çalışan 875 aile hekimine örneklem formülü (n= Nt2pq / d2 (N-1) + t2pq) kullanılarak hesaplanan 259 aile hekimiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri anketi, sağlık tarama davranışı anketi ve iş yükü ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmış, p< 0.05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların % 43,6'sı kadın, % 56,4'ü erkektir. Yaş ortalaması 53,53±5,96 yıldır ve %59,5'i 46-55 yaş aralığındadır. Katılımcıların %89,2'si evlidir. Hekimlerin %83,8'i pratisyen hekim, %13,1'i aile hekimliği uzmanıdır. Hekimlerin günlük baktıkları hasta sayısı ortalaması 61, birime kayıtlı birey sayısı ortalaması 3430 bulunmuştur. Aile hekimliği uzmanlarının sağlık tarama davranışı anketi doğru sayısı (7,02±4,10) pratisyen hekimlerin doğru sayısına (4,99±3,77) göre istatiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p: 0,016). Kanser taramalarını daha fazla yapan hekimlerin hem sağlık tarama davranışı anketi puan ortalaması hem de sağlık tarama davranışı anketi doğru sayısı az yapan hekimlere göre istatiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. İş yükü ölçeği puan ortalaması, hem günlük bakılan hasta sayısı ortalaması yüksek olan grupta (3,62±0,46; p: <0,001) hem de birime kayıtlı kişi sayısı ortalaması fazla olan grupta (3,57±0,54; p: 0,012) istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç: Ülkemizdeki aile hekimliği birimlerine kayıtlı birey sayısının azaltılmasıyla aile hekimlerinin iş yüklerinin azalacağı düşünülmektedir. Buradan kazanılacak zamanla, birinci basamakta sağlık taramalarının daha yaygın ve düzenli bir şekilde yapılması sağlanabilir. Toplum sağlığı açısından önemli rolü olan aile hekimlerinin kanserlerin erken tanısı için tarama testi uygulamaları yetersiz görünmekte olup, yaygınlaştırılması aile hekimlerinin önemli görevleri arasındadır. Anahtar kelimeler: sağlık tarama davranışı, aile hekimi, iş yükü

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziKitle taraması+3
Aysel Aydoğan Köken
Dokuz Eylül University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellitus tanılı hastalarda diyabetik ayak eğitiminin hastaların bilgi, tutum ve davranışları üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı Tip 2 DM tanılı hastalardan diyabetik ayak eğitiminin verildiği müdahale grubu ile eğitimin verilmediği kontrol grubunda bilgi tutum ve davranış düzeylerindeki değişimi belirlemektir. Yöntem: Randomize kontrollü müdahale çalışması olarak planlanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Gaziemir 10 nolu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'nde 1 Eylül 2017 – 30 Nisan 2018 tarihleri arasında 114 hasta ile gerçekleştirilmiştir. 18 yaş üstü, Tip 2 DM tanılı olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hastalar dâhil edilmiştir. Müdahale grubuna birebir, yüz yüze, yaklaşık 15 dakikalık, gerçek materyaller kullanılarak uygulamalı eğitim ve broşür verilmiştir. Kontrol grubuna eğitici broşür verilmiştir. Eğitimden 1 hafta ve 3 ay sonra, aynı anketler uygulanmıştır. Çalışmanın verileri IBM SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 22 paket programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı analizler, t testi, ilişkili örneklem tek yönlü varyans analizi ki kare analizi, tekrarlayan ölçüm analizleri, ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Hem müdahale hem de kontrol gruplarında 1 hafta sonra ve 3 ay sonra ölçülen bilgi, tutum ve toplam puanı ortalaması randomizasyon öncesi duruma göre anlamlı olarak artmıştır (p<0,001). Müdahale grubunda randomizasyon öncesi duruma göre 1.hafta sonunda ve 3.Ay sonunda ölçülen davranış puan ortalamasında anlamlı artış sağlanamamıştır (p=0,591 ve p=0,901). Kontrol grubunda 3.ay sonunda ölçülen davranış puan ortalaması başlangıçtaki ortalamaya göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p=0,023) Sonuç: Diyabet hastaları sürekli olarak diyabetik ayak konusunda eğitici çalışmalarla desteklenmelidir. Bu çalışmalarda davranış değişikliği oluşturmanın ancak uzun vadede sağlanabileceği dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diyabet, ayak, eğitim, bilgi tutum ve davranış Anahtar Kelimeler: Diyabet, ayak, eğitim, bilgi tutum ve davranış

AyakAyak hastalıklarıBilgi düzeyi+4
Ali Kırdağ
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kurumuna başvuran hastalarda erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon ve anksiyete bozukluğunun ilişkisi

Giriş ve Amaç: Erken dönem uyumsuz şemalar yaşamın erken döneminde öğrenilen, kişinin kendisi ve dünya hakkındaki katı inançlarıdır. Major depresyon ve anksiyete bozuklukları toplumda yaygın görülen ruhsal hastalık/bozuklukların başında gelmektedir. Bu çalışmada birinci basamak sağlık kurumuna başvuran hastalarda erken dönem uyumsuz şemalar ile birinci basamakta sık görülen ruhsal hastalıklardan duygudurum ve/veya anksiyete bozukluğu ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. 1-31 Mayıs 2018 ve 3-28 Eylül 2018 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği ve Buca DEÜ Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne herhangi bir nedenle başvuran 416 hastayla tamamlanmıştır. Katılımcılar sosyodemografik anket formu ve Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3'ü (YŞÖ-KF3) doldurduktan sonra her biri ile Primary Care Evaluation of Mental Disorders (PRIME-MD) ölçeği kullanılarak yaklaşık 20 dakikalık yapılandırılmış klinik görüşme gerçekleştirildi. Bulgular: Duygudurum bozuklukları grubunun şema toplam puan ortalaması sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,008). Anksiyete bozuklukları grubunun şema toplam puan ortalaması sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,047). Duygudurum bozuklukları grubu ile anksiyete bozuklukları grubu arasında şema toplam puan ortalamaları farkı açısından istatistiksel anlam bulunmadı (p=0,23). Duygudurum bozuklukları grubunu sağlıklı grupla karşılaştırdığımızda karamsarlık, sosyal izolasyon ve dayanıksızlık şema puanlarının sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,002). Anksiyete bozukluğu grubunu sağlıklı grupla karşılaştırdığımızda karamsarlık, sosyal izolasyon, onay arayıcılık, terk edilme ve yüksek standartlar şema puanlarının sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Birinci basamak ortamındaki depresyon ve anksiyete bozukluğuna sahip hastalarımız sahip oldukları şemalar açısından değerlendirilmelidir. Hastalara şemalar ile başa çıkma yöntemleri anlatılabilir, bilişsel çarpıtmaları, işlevsel olmayan düşüncelerine yönelik kişinin kendi uygulayabileceği yöntemler öğretilebilir. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyumsuz şemalar, depresyon, anksiyete, birinci basamak

AnksiyeteBirinci basamak sağlık hizmetleriDepresyon+1
Hüseyin Fişek
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde emzirme tutumunun ilk altı ay emzirme süresiyle ilişkisi

Gebelerde Emzirme Tutumunun İlk Altı Ay Emzirme Süresiyle İlişkisi Dr. Öznur HERDEM KAÇAR, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, İZMİR Anne sütü, yaşamın ilk aylarında ihtiyaç duyulan besin maddelerini ve enerjiyi içeren, bebeği enfeksiyonlara karşı koruyan, kronik ve alerjik birçok hastalık riskini ve bebek ölümlerini azaltan ilk doğal gıdadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) gibi sağlık kuruluşları 'yaşamın ilk altı ayı sadece anne sütü ile beslenmeyi, sonraki dönemde de tamamlayıcı gıdalarla birlikte en az iki yaşın sonuna kadar emzirmenin sürdürülmesini' önermektedir. Bu çalışmada; gebelerin emzirmeye ilişkin tutumlarını Iowa Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IIFAS) ile değerlendirmek ve postpartum 6. ayda emzirme durumlarını ve ilk altı ay sadece anne sütü (SAS) verme oranlarını sorgulayarak tutumla emzirme süresi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma, İzmir il merkezindeki 11 ilçenin her birinden rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM), 01.05.2018-30.06.2018 tarihleri arasında başvuran son trimester gebeler ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır ve ikinci aşamada, postpartum 6. ayda telefonda görüşülerek 333 kişi ile çalışma tamamlanmıştır. Katılımcıların IIFAS puanı ortalama 64,48±5,96 idi. Altıncı ay dolduktan sonra yapılan görüşmede annelerin %86,2'sinin emzirmeye devam ettiği görüldü. İlk altı ay SAS verme oranı %46,80 iken ortalama SAS ile besleme süresi 4,07±2,40 ay idi. Annenin emzirme tutumunu etkileyen faktörler eğitim durumu, çalışma durumu, aile gelir düzeyi, emzirme eğitimi alma durumu olarak bulunurken (p<0,05); emzirme tutumu ile anne yaşı, aile tipi, gebeliğin planlı olma durumu, çoğul gebelik, parite, kronik hastalık arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Altıncı ayda emzirmeye devam edenler ile etmeyenler arasında ve en az altı ay SAS ile besleyenler ile altı aydan az SAS verenler arasında da tutum puanı açısından anlamlı fark yoktu. Çalışmamızdaki ortalama SAS verme süresiyle tutum puanını incelediğimizde ise dört aydan az SAS verenler ile en az dört ay SAS verenler arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Çalışmamızda emzirme oranı yüksek olmasına rağmen SAS ile beslemenin istenilen düzeyde olmadığı görülmüştür. Gebelikte emzirmeye ilişkin pozitif tutum olmasına rağmen bu tutumun ilk altı ay SAS vermede yetersiz olduğu düşünülmektedir. Özellikle birinci basamakta, anne sütü ve emzirme üzerine sürekliliği olacak eğitim ve takiplerin, annelerin yanlış uygulamalarının önüne geçebileceği ve istenilen sürede SAS ile besleme oranlarını arttırabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Sadece Anne Sütü, gebelik, tutum, emzirme

Anne sütüAnne sütüEmzirme+4
Öznur Herdem Kaçar
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir il merkezi'nde 4-9 yaş arası çocuklarda irritabl barsak sendromu sıklığının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

İZMİR İL MERKEZİNDE 4-9 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA İRRİTABL BARSAK SENDROMU SIKLIĞI VE ETKİLEYEN FAKTÖRLER Dr. Leyla DOĞAN, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, İnciraltı/İZMİR Amaç: Kronik veya tekrarlayıcı karın ağrısı, barsak alışkanlığında değişiklik, karında gerginlik yakınmalarının görüldüğü bir bozukluk olan İrritabl Barsak Sendromu (İBS), çocukluk dönemi tekrarlayan karın ağrılarının en sık nedeni olarak bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; İzmir il merkezindeki 4-9 yaş arası çocuklarda İBS sıklığını ve etkileyen faktörleri saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki araştırmamıza İzmir ili merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerine, 1 Mart 2017-30 Nisan 2017 tarihleri arasında, çeşitli nedenlerle başvuran 4-9 yaş arasındaki 1176 çocuk dahil edilmiştir. Gönüllülere yüzyüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından oluşturulmuş anket, Pediatrik Gastrointestinal Semptomlar Anketi, Roma III Versiyon (QPGS-RIII) ve anneleriyle sağlık hizmeti almak için birinci basamağa gelen çocukların annelerine Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen çocukların 603'ü (%51,9) kız, 559'u (%48,1) erkek olup ortalama yaşları 74,5±24,9 ay (Min:37-Maks:119 ay) idi. Ortalama kiloları, 22,5±7,8 kg (Min:11-Maks:61 kg) idi. Uygulanan QPGS-RIII İBS tanı kriterleri ile değerlendirildiğinde, 137 çocukta İBS saptanmış olup, İBS sıklığı % 11,8 (%95 GA) bulundu. Sosyoekonomik düzey, beslenme "sebze yeme" alışkanlıkları, TV izleme alışkanlıkları, annede anksiyete varlığı ile çocukta İBS durumu açısından anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Annelerin %16,5'inde hafif düzey, %7,3'ünde orta düzey, %2,8'inde yüksek düzeyde anksiyete saptanırken; %73,4'ünde anksiyete yoktu. Sonuç: Toplumdaki yüksek prevalansı, tanı ve tedavi maliyetinin yüksek oluşu, hayat kalitesini olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle İBS tanısının koyulması büyük öneme sahiptir. Çocukların büyüme ve gelişim takibinin yapıldığı birinci basamakta, ailenin doldurabildiği, pratik, standardize tarama araçları ile irritabl barsak sendromu ve risk faktörleri belirlenebilir. Böylece, irritabl barsak sendromu olan çocuklarda uygulanacak yaşam tarzı değişiklikleri ve farmakolojik tedavi ile hayat kaliteleri artırılabilir. Anahtar kelimeler: İrritabl barsak sendromu, çocuk, prevalans, Roma III Kriterleri, birinci basamak

Gastrointestinal hastalıklarPrevalansÇocuklar+2
Leyla Doğan
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlılarda ölüm kaygısının sosyal yaşamla ve mutlulukla ilişkisi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı İzmir ilindeki yaşlılarda ölüm kaygısının sosyal yaşam ve mutlulukla ilişkisini belirlemek, ölüm kaygısı düzeyi belirlenerek bazı sosyodemografik ve klinik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya İzmir 11 merkez ilçe aile sağlığı merkezlerine başvuran 65-74 yaş arası 386, 75 yaş ve üzeri 396 toplam 782 kişi (476 kadın, 306 erkek) alındı. Çalışmaya alınan yaşlılara yüzyüze görüşme yöntemiyle Standardize Mini Mental Test, eğitimsiz gruba Saat Çizme Testi yapılıp, sosyodemografik verileri kaydedildi. Geriatrik Depresyon Ölçeği Kısa Form (GDÖ Kısa Form), Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Form (OMÖ Kısa Form), Barthel İndeksi, Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) uygunlanmıştır. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen yaşlıların %61'i kadındı, ortalama yaşları 73,9 ± 5,5 idi.Ortalama ÖKÖ puanı 8,8 ± 1,5 bulundu. 75 yaş ve üzeri grupta ölüm kaygısı skoru 65-74 yaş arası gruptan anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Cinsiyet durumuna göre bakıldığında ölüm kaygısı skoru, literatürdeki bir çok çalışmanın aksine, erkeklerde kadınlardan anlamlı olarak daha yüksekti. Ölüm kaygısı olanlarda bekar-dul oranı ölüm kaygısı olmayan gruptan anlamlı olarak daha yüksekti. Bekar-dul olanlarda ölüm kaygısı skoru evli olanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Emeklilerde ölüm kaygısı skoru çalışan ve çalışmayan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksekti. Yas reaksiyonu olmayan grupta ölüm kaygısı skoru yas reaksiyonu olan gruptan anlamlı olarak daha yüksekti. Depresyon olmayan grupta ölüm kaygısı skoru depresyon olan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksekti. Ek hastalık olan ve olmayan grupta ölüm kaygısı skoru anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. SONUÇ: Bu çalışmada yaşlı bireylerde eğitim durumunun, ek hastalık varlığının ölüm kaygısını etkilemediği, ancak ölüm kaygısı skorunun yaş, yaş dağılımı, cinsiyet gelir düzeyiyle ve çalışma durumu ile ilişkili olduğu saptandı. Yaşlı bireylerde ölüm kaygısı bir gerçektir birinci basamakta sağlık hizmeti sunumu sırasında bunun farkında olmak aile hekimleri için yaşlıların yaşam kalitesini artıracak müdahalelerde bulunmayı kolaylaştırabilir. Farklı değişkenler gözeterek yapılacak uzunlamasına çalışmalar ölüm kaygısının yaşamsal önemini ortaya koyacak ve bireyin sosyal yaşam ve mutluluğunu etkileyecek durumları belirleyerek daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ölüm kaygısı, yaşlılar, mutluluk, sosyal yaşam

AnksiyeteGeriatriMutluluk+4
Efsun Akın
Dokuz Eylül University
2018
00

Other supervisors