Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Apaydın
18 theses · Çukurova University
Faik Baysal'ın romancılığı
Faik Baysal'ın RomancılığıBu çalışmada 1940'lı yıllardan itibaren Türk edebiyatında çeşitli edebi türlerde eser veren Faik Baysal'ın romancı yönü değerlendirilmiştir. İncelemeye konu olan romanların biçim ve içerik özellikleri belirlenmeye çalışılmış, yazarın Türk romancılığındaki yeri değerlendirilmiştir.`Faik Baysal'ın Romancılığı' başlıklı çalışma Sonuç bölümü dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Faik Baysal'ın yaşamı, yazarlık serüveni ve yapıtları hakkında bilgi verilmiştir. Baysal'ın yaşamının yapıtlarındaki etkileri üzerinde durulmuştur.`Faik Baysal'ın Romancılığı' başlıklı ikinci bölümde ise incelememizin temel malzemesini oluşturan altı roman `biçim' ve `içerik' açısından incelenmiştir. Romanlar `biçim' başlığı altında olay örgüsü, zaman, mekan, bakış açısı, anlatım teknikleri, kişiler ve üslup açısından incelenmiştir. `İçerik' başlığı altında ise romanlarda işlenen temalar ele alınmıştır.Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgular ışığında yazarın romanlarının ortak özellikleri ortaya konularak Faik Baysal'ın Türk romanındaki yeri değerlendirilmiştir.
Tomris Uyar'ın öykücülüğü
Bu doktora tezi Türk edebiyatında öykü alanında verdiği eserleriyle öne çıkan Tomris Uyar'ın öykücülüğünü araştırmak amacıyla ortaya konmuştur, böylece yazarın Türk öyküsünde gelinen noktada ne kadar var olduğu belirlenmiştir. Tezin girişinde kısa öykünün tanımı yapılarak diğer türlerden ayrılan yönleri belirlenmiş sonra öykünün Türk ve Dünya edebiyatında geçirdiği tarihi süreç ve 1950 kuşağında öykü anlatılmıştır.1950 kuşağı öykücülerinden olan Tomris Uyar, toplam on bir öykü kitabı ile yüz dört öykü yazmıştır. Öykü kitaplarından sadece birisi uzun öykü iken geriye kalanların hepsi kısa öykü özelliği taşıyan durum öyküleridir. Uyar'ın öykülerinde en önemli unsur kurgudur; mekân zaman kişiler ve bakış açısı ise kurgunun oluşumuna katkıda bulunan diğer unsurlardır. Tomris Uyar genel olarak öykülerinde biçim ve içeriğe aynı derecede önem verse de 1980 sonrasında yazdığı ikinci dönem öykülerinde kendini tekrar etmemek adına biçimsel kaygılar ön plandadır.Tomris Uyar, öykülerinde bireyin iç dünyasına eğilmiş, bireyin yalnızlığını, toplum tarafından sıkıştırılmışlığını ve çıkmazlarını anlatmıştır. Yazar öykülerinde bireysel temalara yer verse de arka planda toplumsal sorunlar her zaman var olmuştur. Bireyin özellikle kadınların yaşadığı toplumla girdiği çıkmaza eğilmiştir.Tomris Uyar'ın küçük insanın sıradan hayatını ele aldığı öykülerinde genellikle kadınların ön planda olduğunu, erkeklerin ise kadınlara oranla daha az karşımıza çıktığını, çocukların ise duygusal yanlarıyla hep var olduğunu söyleyebiliriz. Kişiler hem fiziksel hem psikolojik özellikleriyle bir bütün olarak değerlendirilirken, kadınların ve çocukların ruhsal portrelerini oluşturmada çok başarılıdır.Tomris Uyar, öykülerinde birinci ve üçüncü tekil kişili anlatıcıyı kullanmıştır. Kurguyu güçlendirmek için bir öyküde dönüşümlü olarak her iki anlatıcıya yer verdiği öykülerinin sayısı oldukça fazladır. Yazar, bazı öykülerinde mesafesini korurken bazı öykülerinde varlığını hissettirmiş ve nesnelliğini koruyamamıştır.Öykülerde mekân değişen İstanbul ve çevresidir. Bazı öykülerinde Anadolu'nun köy ve kasabalarına az da olsa yer vermiştir. Kaçış unsuru olarak ada ve yurtdışı da mekân olarak kullanılmıştır. Mekânı özellikle bireyin iç dünyasını yansıtmak için kurgulayan yazar, öykü kişileriyle özdeşim kurabileceğimiz mekânlar çizmiştir.Öykülerinde yaşamdan bir kesit sunma iddiasında olan sanatçı kısa öykünün kurallarına uygun olarak kısa zaman dilimlerini kullanmıştır. Zamanı kurgularken genellikle akronik zamanı tercih etmiş geriye dönüşlerle öykü kişilerinin geçmişleri hakkında bilgiler vermiştir. Tomris Uyar kurguyu oluştururken kullandığı anlatım tekniklerinden bilinçakışı ile şimdiyi ve geçmişi bir arada yaşatma imkânı yaratmıştır.Tomris Uyar öykülerinde Türkçenin bütün inceliklerini kullanan, konuşma dilinin özelliklerini yansıtan yalın bir dil tercih etmiştir. Mizah üslubunun yanında tasvir ve benzetme ögelerinin de bir araya gelmesiyle öykülerinde güçlü bir üslup oluşturmuştur.1950 kuşağının önemli öykü yazarları arasında yer alan sanatçı, hem kendi kuşağını hem de 1950 kuşağı sonrasında yetişen sanatçıları etkilemiş bir kurgu ustasıdır. Bu tez çalışması Tomris Uyar'ın Türk öykü edebiyatındaki yerini tespit etme amacı taşımıştır.
Selçuk Baran'ın romanlarına göstergebilimsel bir yaklaşım
Dünyadaki bilimsel, teknolojik ve toplumsal gelişmelere paralel olarak uyum sağlayan edebi eleştiri yöntemleri 20 yy.ın başlamasıyla çeşitlilik kazanır. 20. yy.dan önce bir yapıt eleştiri çatısı altında değerlendirilirken ?yapıt odaklı değil de- yapıtı ortaya koyan yazara, yazarın yetiştiği çevreye, eğitime vb. etmenlere göre bir değerlendirme yapılmakta idi. 20. yy.da akılcı düşünce ile hareket eden modernist sanatçılar eski sanat eleştirmenleri gibi yapıtı dışsal faktörlerle değerlendirme yerine, dil bilim ve dilbilgisi gibi kavramların ışığı altında değerlendirmeye başlarlar. Kazanılan bu anlayış da yapısalcılık ve post-yapısalcılık gibi yöntembilimlerini ortaya çıkarır. Yapısal kökenli olan göstergebilim ise göstergeleri temel alarak incelemeye ve eleştirmeye başlayarak kendi yöntembilimini ortaya koyar. 20. yüzyılın en önemli ve en önde gelen kuramı olan göstergebilim, mimariden sinemaya, reklamdan televizyona, antropolojiden dilbilime kadar pek çok sahada kendine uygulama alanı bulur ve zaman içinde edebî eserlerin anlaşılmasında da kullanılan bir metot olmaya başlar. Hangi metotla gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin göstergebilim incelemelerinin temel amacı insanı kuşatan anlamlar evrenini ve bu evren içindeki anlamların üretilme sürecini kavramaktır.İki ana bölümden oluşan çalışmamızın birinci kısmında göstergebilimsel eleştiri yönteminin temel ilkeleri açıklanmış ve ek olarak Selçuk BARAN'ın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Selçuk Baran'ın Güz Gelmeden, Bozkır Çiçekleri ve Bir Solgun Adam adlı romanlarına göstergebilim eleştiri yöntemi uygulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, Selçuk Baran, Bir Solgun Adam, Bozkır Çiçekleri, Güz Gelmeden
Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam romanına Bahtin'in diyaloji kuramı eksenli bir yaklaşım
XX. yüzyılın önde gelen edebiyat kuramcılarından biri olan Mihail Bahtin (1895-1975) edebiyat eleştiri ve kuramları sahasına diyaloji, heteroglossia, çok seslilik ve karnavalesk gibi özgün kavramlar kazandırmış ve bu kavramlar ışığında modern romanların yorumlanmasında farklı bir bakış açısı sunmuştur. Bu çalışmamızda Bahtin'in roman sanatının temelini oluşturan kavramlardan hareketle diyaloji kuramı eksenli bir yaklaşım doğrultusunda modern Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam adlı romanının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmamız üç ana başlık altında yapılmıştır. "Aylak Adam'da Diyaloji" adlı birinci bölümde diyaloji kavramı temel alınarak romanda yer alan söylem tiplerinin analizi yapılmış ve romanın diyalojik özelliklere sahip olduğu gösterilmiştir. "Aylak Adam'da Heteroglossia" adlı bölümde ise romandaki temanın farklı dil ve türler aracılığıyla ilerlediği tespit edilerek romanın farklı seslerden oluşan heteroglot bir yapısı olduğu ortaya konulmuştur. "Aylak Adam'da Polifoni" isimli bölümde de kahramanların kendi seslerinin temsilcisi konumunda kendilerine özgü fikirlerini diyalojik ilişkilerle dışa vurmaları açısından Aylak Adam'ın çok sesli bir roman olduğu ortaya konulmuş ve Bahtin'in çok sesli romanla ilişkilendirdiği "karnavalesk" kavramından hareketle romanda yer alan fikirlerin içerik analizi yapılmıştır.
Modernist Türk romanında depresif ve nevrotik karakterlere psikanalitik bir yaklaşım
Bilinçli olarak tanımlanan pek çok olay, davranış ve rastlantının altında bilinçaltında yatan nedenler etkili olmaktadır. Görüneni değil, görünenin altında yatan etkenleri anlama yoluyla bireyi ve sorunlarını tanıma, insan davranışlarının nedenlerini daha iyi yorumlayabilme için kullanılan Freud'un geliştirdiği psikanalitik eleştiri yöntemi, sanat eserlerinin anlaşılıp yorumlanmasında geniş olanaklar sunmuştur. Bu tez çalışması, modernist Türk romanlarında önemli bir yere sahip olan depresif ve nevrotik karakterleri seçtiğimiz romanların özelinde psikanalitik açıdan irdelemeyi amaçlar. Araştırmada, yöntem olarak başta Freud olmak üzere, onu takip eden ya da küçük farklılıklarla ondan ayrılan psikanalistler ve nevroz çözümlemesinde Karen Horney'in yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Çalışmada, modernist Türk romanının öncülerinden sayılan Ahmet Hamdi Tanpınar, Hikmet Erhan Bener, Leyla Erbil, Oğuz Atay, Selim İleri, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan, Pınar Kür, Tezer Özlü gibi çoğu Freud öğretisini benimseyen yazarların seçilen romanlarında, klinik depresif, manik depresif ve nevrotik tanısı olan ana karakterlerin ruhlarındaki saplantıların, açmazların, acıların, korkuların, yalnızlığın ve parçalanmışlığın nedenlerinin çocukluk dönemindeki travmatik yaşantılara bağlı olduğunu, Freud'un öne sürdüğü psikanalitik görüşlerden hareketle ortaya koyduk. Analiz edilen her romanın ardından kısa bir değerlendirme yaparak, yetişkin dönem yaşamındaki uyumsuzlukların nedenini Freud'un bakış açısına göre yorumlayıp çocukluk döneminde yaşanan olaylara ve önemlisi ebeveynin yetersiz sevgi ve ilgisine dayalı olduğu tespitinde bulunduk. Tezimizde vardığımız sonuçları belirttikten sonra, çalışmamıza konu olan romanların ve yararlandığımız kuramsal kitapların kaynakçasını sunduk. Anahtar kelimeler: Psikanalizm, Sigmund Freud, modernizm, depresyon, nevroz.
Adalet Ağaoğlu'nun Dar Zamanlar Dörtlemesine anlatıbilimsel bir yaklaşım
Modern Türk Edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Adalet Ağaoğlu'nun Dar Zamanlar dörtlemesinde yer alan Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır ve Dert Dinleme Uzmanı adlı romanları anlatımbilimsel tekniklerle farklı amaçlar doğrultusunda kurgulanmıştır. Bu çalışma, Gérard Genette'in Anlatının Söylemi adlı yapıtından hareketle Ağaoğlu'nun Dar Zamanlar dörtlemesini anlatımbilimsel bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamıştır. Söz konusu romanlarla ilgili yapılan incelemelerde zaman kurgusu, anlatıcı sorunsalı, anlatı mesafesi ve perspektifinin nasıl inşa edildiği üzerinde durulmuştur. Genette'in ortaya koyduğu kuramsal çerçeveye ve bu çerçeve kapsamında belirtilen teorik kavramlara bağlı olarak inceleme nesnesi olan anlatılarda zaman kurgusu, incelenirken bir taraftan analepsis ve prolepsislerle zamanın nasıl düzenlendiğine diğer taraftan da özet, ara, eksilti ve sahne gibi tekniklerle zamanın nasıl biçimlendirildiğine dair çözümlemeler yapılmıştır. İncelemeye tabi tutulan eserlerde bakış açısı sorunu irdelenerek anlatıcının, hangi odak noktasından olay ve durumları anlattığı tespit edilmiş ve bu tespitler ışığında hikâye dünyasında olup bitenleri algılayan ile bunları anlatan kurmaca varlıkların, aynı veya farklı kişiler olup olmadıkları sorgulanarak anlatı perspektifi ile anlatı sesi arasındaki ayrım ortaya konulmuştur. Dar Zamanlar dörtlemesinde anlatıcının; anlatı kişilerinin söylemlerini ne tür anlatım teknikleriyle aktardığı saptanmış, hangi tür anlatı düzeyinde konumlandırıldığı tespit edilmiş, anlatıda ne gibi işlevlere sahip olduğu gözlemlenmiş ve anlatıda olup bitenleri hangi zamana bağlı olarak anlattığı belirlenmiştir. Bu çalışmada, sadece anlatımbilimsel unsurları tespit etmekle yapısal bir analiz yapılmamış; aynı zamanda söz konusu unsurların hangi amaçlar doğrultusunda kullanıldığı sorgulanarak anlatı stratejisinin nasıl kurgulandığı gözler önüne serilmiştir.
Oğuz Atay'ın romanlarında varoluşçuluk
Sınırları tam olarak belli olmayan fakat etki alanı son derece geniş olan ve tanımı filozoftan filozofa farklılıklar arz edebilen bir felesefi akımdır varoluşçuluk. Özellikle 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Avrupa düşün hayatına damgasını vurmuş olan bu akımın temsilcileri arasındaki isimler üzerine de tam bir mutakabat yoktur. Buna karşın adları Varoluşçuluk akımıyla anılan filozofların başlıcaları şunlardır: Soren Kierkegaard, Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Karl Jaspers, Albert Camus, Gabriel Marcel, Maurice Merleau - Ponty… Adı bu gruba eklenebilecek yahut adı bu gruptan çıkaralıbilecek isimler olmakla birlikte genel kanı bu isimlerin Varoluşçuluk akımının temsilcisi olduğu yönündedir. Varoluşçuluk, özellikle Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi filozoflar tarafından edebiyat alanına taşınmış ve bundan ötürü de başka hiçbir felsefi akımda olmadığı kadar edebiyatla iç içe olmuştur. Varoluşçuluğun edebiyatla yoğun iç içeliğinin bir diğer nedeni de Rus yazar Dostoyevski'nin yapıtlarının barındırdığı varoluşçu unsurların adı varoluşçulukla anılan filozoflar tarafından yoğun bir şekilde kullanılmasıdır. Türk Edebiyatında da bir çok yazarı derinden etkilemiş olan varoluşçuluk akımı özellikle 1950'li yıllardan sonra edebiyatımızda yoğun bir şekilde görülmeye başlanır. İşte araştırmamızın amacı da Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar romanlarında da etkisi yoğun bir şekilde görülen varoluşçu unsurları ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızda öncelikle birincil kaynaklardan varoluşçuluk okumaları, bu okumalardan elde edilen veriler doğrultusunda da varoluşçu fenomenleri belirleyip bu fenomenlerin tezimize konu romanlar üzerinden tespitini yaptık.
Bahtin'in diyaloji kuramı çerçevesinde modern Türk romanına bir yaklaşım
Biçimin, söylemin ve içeriğin bütüncül bir yaklaşımla ele alındığı diyaloji kuramı, Mihail Bahtin (1895-1975) tarafından edebiyat eleştirisi sahasına kazandırılır. Romanda öznenin ve ötekinin ilişkisini inceleyerek söylemin çift sesli doğasına vurgu yapan "diyaloji"; karakterlerin kendi sesinin temsilcisi olup olmadığını sorgulayan, bir söylemde yer alan diğer seslerin de keşfedilmesini sağlayan "polifoni"; edebî, işitsel, görsel, sanatsal, bilimsel ve retorik gibi türlerin romanda nasıl konumlandığını değerlendiren, romandaki farklı dilleri ve söylemleri ortaya koyan "heteroglassia"; güldürü unsurlarıyla hiyerarşik düzeni altüst eden karnavalın edebiyata yansıyaşını sergileyen "karanavalesk" gibi kavramlar diyalojinin temelini oluşturur. Çalışmamızda, Bahtin'in diyaloji kuramından hareketle modern Türk romanları arasından seçilen "Tutunamayanlar", "Tehlikeli Oyunlar", "Yenişehir'de Bir Öğle Vakti", "Kimse", "Yaz Sonu", "Yaşarken ve Ölürken", "Üç Beş Kişi", "Mektup Aşkları", "Ruh Üşümesi", "Kırık Deniz Kabukları" romanlarındaki diyalojik ilişkiler açığa çıkarılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen romanların dilsel, türsel ve söylemsel analizi yapılarak romanlardaki "diyaloji", "polifoni", "heteroglassia" ve "karnavalesk" gibi diyalojik unsurlar ortaya konulmuştur. Diyalojik yönü ağır basan modern Türk romanlarının içerik, biçim, üslup ve tür açısından bir bütün olarak tek bir çatı altında incelenmemiş olduğu saptanmış ve bu eksikliği gidermek adına incelenen romanlardan elde edilen veriler ışığında modern Türk romanı ile diyaloji arasındaki ilişki irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Modern Türk romanı, diyaloji, heteroglossia, çokseslilik, karnavalesk.
Edward W. Said'in oryantalizm kuramından hareketle postmodern Türk romanlarında oryantalist temsiller üzerine bir inceleme
Batı ile Doğu dünyası arasındaki diyalektikle şekillenen Batı merkezli bir bilgi alanı olan oryantalizm, Edward W. Said'in 1978 yılında yayımlanan Şarkiyatçılık Batı'nın Şark Anlayışları adlı kitabı ile kurgusal bir atmosferde metinler aracılığıyla oluşan bir söylem olma niteliği kazanmıştır. Bu çalışmada Said'in kuramsal çerçevesini çizdiği oryantalizmin postmodern anlatıdaki görünümünün açığa çıkartılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada postmodern Türk romanının önde gelen isimlerinden İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, Elif Şafak ve Orhan Pamuk'un romanlarının oryantalist bir okumaya tabi tutulmasıyla, Doğu'ya ilişkin temsil biçimleri saptanan romanlarda bu temsil biçimlerinin postmodern bir kurmacada bir söylem biçimine nasıl dönüştüğü gösterilmiştir. Postmodern yazarların oryantalist bir bakış açısına sahip olup olmadıklarını ve bu bakış açısını anlatının bir parçası haline getirerek yansıtıp yansıtmadıklarını tartışan çalışmada, oryantalist unsurların postmodern anlatının popüler bir malzemesi haline gelmesinde etkili olan kuramsal çerçeve açıklığa kavuşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Oryantalizm, Edward W. Said, oryantalist söylem, temsil, bilgi-iktidar, postmodernizm.
Edebiyatta ve sinematografik uyarlamalarda Orhan Kemal karakterlerinin kronotopik yapısı
Mihail Bahtin'in edebiyatta sanatsal olarak ifade edilen, zamanla uzam arasında çeşitli toplumsal deneyimler aracılığıyla değişik biçimlerde kurulabilen içsel bağlar olarak tanımladığı 'kronotop', bir romanın öyküsel yapısının, temalarının, karakterlerinin ve imgelerinin analizi ve yorumlanmasında uygulanabilmektedir. Bahtin'in sadece roman için öngördüğü bu kavram, uzamsal ve zamansal göstergeleri biçimlendirerek üretimini gerçekleştiren sinema çalışmaları için de uygun görünmektedir. Bu çalışmada, anlattığı dönemin kültürel olgularını yansıtabilen ve karakterlerini toplumsal yaşamın içinde edindikleri konum bağlamında tanımlayan Orhan Kemal'in sinemaya uyarlanmış romanlarında yer alan karakterlerin oluşumunu etkileyen kronotopların filmlerde nasıl kullanıldığı araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Kronotop, Mihail Bahtin, anlatı, zaman-uzam, yazar-karakter ilişkisi, Orhan Kemal, sinema.
Aziz Nesin'in seçilmiş romanlarında mizah
Aziz Nesin'in romanlarının en önemli özelliği kendini gösteren mizah anlayışıdır. Romanlarında farklı kurgular oluşturan Nesin'in komik ve gülmeyi tek bir yolla sağladığını söylemek doğru olmaz. Her roman ele aldığı meseleler ve karakterlerle komiği oluşturan farklı unsurlar içermektedir. Bu açıdan bakıldığında mizah kuramlarının önemli bir işleve sahip olduğu görülür. Mizah kuramları üstünlük, uyuşmazlık ve psikoanalitik olmak üzere üç temel kuramdan oluşur. Üstünlük kuramı, kişinin kendini bir başkasından ya da önceki durumundan daha iyi görerek güldüğü durumları açıklar. Bu çalışma, üstünlük kuramının Aziz Nesin'in romanları üzerinde nasıl görünür kılındığı düşüncesinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Seçili romanlar üstünlük kuramının özellikleri bağlamında incelenerek romanlardaki mizahi unsurlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aziz Nesin, üstünlük kuramı, mizah
Gülten Akın'ın Seyran Destanı ve Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı eserlerinin edebiyat sosyolojisi açısından incelenmesi
Geçmişte ve günümüzde edebiyat sosyolojisi üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında romanın ön plana çıktığını görürüz. Bunun sebebi, romanın biçim ve içeriğinin edebiyat sosyolojisi için veri toplamaya daha uygun olduğu görüşüdür. Fakat şiirin de toplumun belli dönemlerinde oluşan bilincin ve kültürün bir yansıması olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Hayat sanatla ve dolayısıyla şiirle iç içe olduğuna göre romanı edebiyat sosyolojisinde tek ölçüt almanın doğru olmadığı görüşündeyiz. Yukarıda bahsedilen nedenlerle Gülten Akın'ın "Seyran Destanı", "Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı" adlı eserleri incelenerek edebiyat sosyolojisi bağlamında veriler elde edildi. Edebiyat sosyolojisinin kuramsal özellikleri çalışmada anlatılıp edebiyat sosyolojisinin ülkemizdeki ve dünyadaki gelişimine değinildi. Ayrıca eserin yazıldığı dönemdeki Türkiye'nin siyasi ve sosyal yapısının, yazarın içinde bulunduğu bilinç ortamına etkisini ve bu etkinin eserlere nasıl yansıdığı incelendi. Bir edebiyat eseri yazıldığı çağın toplumu ve tarihi hakkında bize ipuçları verebilir. Fakat bu, edebiyat eserinin tarihi belge olduğunu göstermez. Edebiyat sosyolojisi bağlamında inceleme yapılırken eserlerin edebî değeri göz ardı edilmemelidir. Anahtar sözcükler: Gülten Akın, edebiyat sosyolojisi, "Seyran Destanı", "Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı"
Hasan Ali Toptaş'ın romanlarına Foucault'nun özne kavramları çerçevesinde bir yaklaşım
XX. yüzyıl düşünürlerin önde gelen felsefecilerinden ve kuramcılarından olan Michel Foucault (1926-1984) özne kavramına yönelik dile getirdiği eleştiri ve araştırmalarıyla modern felsefede özgün bir yer edinmiştir. Öznenin tarihsel gelişimi, kurumu ve tahribatına yönelik kullandığı kavramlarla modern ve postmodern felsefede öne çıkmıştır. Foucaultcu özne arayışlarında tarihsel bağlamın, iktidar çözümlemelerin, söylemsel pratiklerin sonucu oluşan öznellik deneyimi düşünceleri incelenmiştir. Bu bağlamda da delilik, cinsel/lik,entelektüel, belirleyen ve belirlenen öznellik deneyimleri çözümlenmiştir. Bu kavramların dil, edebiyat vb. alanlarda araştırılmasına ve romanlarda uygulanmasına yönelik farklı yorumlamalara ve bakış açılarına olanak sunmuştur. Bu çalışmamızda Foucault'nun özne arayışları çerçevesinde postmodern Türk edebiyatının önemli yazarlarından Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler, Sonsuzluğa Nokta, Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu, Kuşlar Yasına Gider, Kayıp Hayaller Kitabı,Heba romanlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmamız yedi ana başlık altında yapılmıştır. 'Gölgesizler'de Özne Arayışı' adlı birinci bölümde Foucault'nun özne tanımı esas alınarak romandaki özneler irdelenmiştir. 'Sonsuzluğa Nokta'da Özne Arayışı' adlı bölümde de özne arayışları, 'Bin Hüzünlü Haz'da Özne Arayışı' bölümünde de yine öznelerin arayışı üzerinde durulmuştur. 'Uykuların Doğusu'nda Özne Arayışı' adlı bölümde özne arayışları incelenmiştir. 'Kuşlar Yasına Gider' de Özne Arayışı' adlı bölümde özne arayışları sürdürülmüştür. 'Kayıp Hayaller Kitabı'nda Özne Arayışı' adlı bölümde özneler bulunmaya çalışılmıştır. 'Heba'da Özne Arayışı' isimli de bölümde öznelerin varlığı incelenmiştir. Foucault'nun özne anlayışından hareketle romanlarda özne kavramı incelenip romanlardaki karakterlere uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Hasan Ali Toptaş, Michel Foucault, Postyapısalcılık, Özne Arayışı.
Sema Kaygusuz'un eserlerine feminist eleştiri merkezli bir yaklaşım
18.yüzyılın sonları ile 19.yüzyılın başlarında ortaya çıkan feminizm ataerkil gelenek içinde kadınlara yönelik bu cinsiyetçi sömürü ve baskıyı ortadan kaldırmayı amaçlayan bir harekettir. Feminizm kadını tahakküm altına alan bu baskı mekanizmalarından kurtulmak için kadının kamusal ve özel alandaki yerini görünür kılma için mücadelesi vermiştir. Feminist eleştiri ise ataerkil gelenek içindeki erkek egemen ideolojilerin, cinsiyetçiliğin yazı üslubunda da görünür hale geldiğini, eril dilin edebiyat eserlerine de yansıdığını ve kadınların aşağılandığını, hor görüldüğünü belirtir. Bu sebeple feminist eleştiri edebiyat yapıtlarında kadınlara karşı olan erkek egemen kodları ortaya çıkarmayı amaçlar. Bu çalışmada, Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Sema Kaygusuz'un eserleri feminist eleştiri yöntemiyle incelenmiştir. Feminist eleştirel yaklaşımla incelenen eserlerde feminist unsurlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Sema Kaygusuz'un eserlerinde eril zihniyetin kadına biçtiği rolleri, kadının doğayla olan yakın ilişkisini, heteronormativitenin koyduğu normların dışında kalan bireylere karşı gelişen homofobik, saldırgan tutumu, dilde var olan cinsiyetçi üslubun kadınlar üzerindeki olumsuz etkilerini feminist bir yaklaşımla irdelediği görülmüştür.
Leyla Erbil'in eserlerine Lacancı özne merkezli bir yaklaşım
Bu çalışmada Leyla Erbil'in romanlarındaki ve anlatılarındaki özneleri oluşturan dinamikler ele alınmıştır. Bu öznelerin hem bireysel hem toplumsal düzeyde özne olma durumları incelenmiştir. Öznelerin oluşmasını sağlayan yapılar sadece içerik değil; anlatım teknikleri, edebi tür, kullanılan dilin çözümlenmesi gibi metni oluşturan öğelerin çözümlenmesiyle de tetkik edilmiştir. Çalışmanın kuramsal temeli, Jacques Lacan'ın özne kuramına ve bu kuramı oluşturduğu düşünülen kavramlara dayanmaktadır. Bunun sebebi ise Leyla Erbil'in eserlerindeki eksik ve arzulayan öznelerin, Lacan'ın simgesel düzeninde yer alan devlet, aile, toplum, dil, kültür, aşk, öteki, milliyet, din, cinsellik, siyaset gibi yapılar içerisinde konumlanmalarıdır. Lacan'ın negatif öznesinin izleri, Leyla Erbil'in Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Kalan, Tuhaf Bir Erkek adlı eserlerinde aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde özne kavramının tarihi gelişimi, Lacan'ın özne kuramı ve Leyla Erbil'in edebi hayatına ve eserlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, adı geçen eserler içerik, anlatım teknikleri ve dil kullanımına göre Lacancı Özne Kuramının çeşitli kavramlarına göre değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Leyla Erbil, Lacan, Özne, Psikanalitik Edebiyat Kuramı
Vüs'at Orhan Bener'in eserlerinin varoluşçu psikanalitik yaklaşımla incelenmesi
Varoluşçu psikanalitik yaklaşım; psikoloji dünyasında yirminci yüzyılın sonlarında yer edinmeye, yirmi birinci yüzyılın ilk dönemlerinde popülerleşmeye başlaması nedeniyle yazın alanında kuram olarak yabancı kalınan bir felsefedir. Varoluşçu psikanaliz bir terapi yöntemi olmasına rağmen felsefe olarak değerlendirme nedenimiz ise varoluşçu psikanalistlerin terapi yöntemlerinde varoluşçu filozofların görüşlerini temele aldıklarını açıkça ifade etmeleridir. Bu nedenle varoluşçu psikanalitik yaklaşım yalnızca bir terapi ve analiz kuramı değil varoluşla içkin bir felsefe olarak değerlendirilebilir. Ancak çalışmamızda, varoluşçu psikanalistlerin söz konusu kuramın çerçevelerini çizdikleri sınırlarda ele alındığını belirtmeliyiz. Türk edebiyatı incelemelerinde varoluşçu psikanalitik yaklaşım henüz kuram olarak değerlendirmeye alınmamıştır. Çalışmamızın amacı, Vüs'at O. Bener'in roman ve öykülerini varoluşçu psikanalitik yaklaşımla incelemekle beraber varoluşçu psikanalitik yaklaşımın edebi değerlendirmeye uygunluğunu tartışabilmektir. Vüs'at O. Bener'in eserlerindeki kompleks yapı ve yarattığı karakterlerin felsefi sorgulamalarının zenginliği çalışmamızın kuramı ile örtüşen bir akış sunmaktadır. Bu nedenle Bener'in eserleri çalışmamıza örneklem olarak alınmıştır. Anahtar kelimeler: Varoluşçu psikanaliz, varoluşçu psikanalitik yaklaşım, Vüs'at O. Bener.
Oya Baydar'ın romanlarına toplumsal cinsiyet odaklı bir yaklaşım
18. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan feminizm, kadına yönelen cinsiyetçi baskı ve sömürüye karşı mücadele veren bir hareket olarak hukuki bir zeminde ortaya çıkmış, bu mücadele siyasi talepler içeren ve kadının varlığının tanınmasını sağlayan kimi kazanımları beraberinde getirmiştir. Toplumsal cinsiyet adını verdiğimiz kabullerin kadını tutsak kılmasını reddeden feminizm, eleştirilerinin hedefine kadının iradesini yok sayan ataerkil toplumu ve kurumlarını oturtmuştur. Kadın ve erkeğin biyolojik farklılığını gerekçe gösteren toplumsal cinsiyet, kadını erkeğin hizmetinden sorumlu kılarak eve hapsetmiştir. Evlilik ve annelikle birlikte kadının kuşatılmışlığı derinleşmiş, benliğini keşfedememesi ve toplumun dayattığı rollere bürünmesi yabancılaşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Oya Baydar romanları, toplumsal cinsiyet rollerine uygunluk ve aykırılıkları açısından incelenmiştir. Feminist yaklaşımlardan yola çıkılarak yapılan bu incelemede Baydar'ın kadın karakterleri farklı kuşakları temsil etmekte, kuşaklararası bu farklılık kadınların mücadelesinin çıkış noktasında da değişikliklere neden olmaktadır. Kadınlık hâllerinde tek faktör zaman değildir, sınıfsal farklılıklar da kadınlığı belirleyen faktör olarak sunulmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında değerlendirdiğimiz kadın karakterlerin ortak paydası ise anneliği geleneksel kalıpların gölgesinde yaşamalarıdır. Baydar, kadın meselesini varoluşsal yaklaşımla ele alırken toplumsal cinsiyetin erkekleri mahkûm ettiği gerçeğini de irdelemiş, ataerkil normları aykırı erkeklikler üzerinden de eleştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Feminizm, toplumsal cinsiyet, varoluşçuluk, Oya Baydar
Tek kişilik edebiyat uyarlaması tiyatro oyunlarının anlatı yapısı ve dramaturjik incelemesi
Tarihsel anlamda pek çok sanat dalını kapsayacak biçimde kullanılan anlatı geleneği; sözün metne, oradan sahneye taşınması sürecinde önemli kırılmalar yaşamıştır. Kuramsal açıdan edebiyatın gücünün etkili olduğu bu dönemde okur- yazar/ seyirci- oyuncu ikiliği ile diyalojik söylem türünden monolojik söylem türüne geçiş, anlatı yapısındaki önemli değişimlerden biridir. Çalışmamızda oyunlaştırılan metinlerin dili incelenmiş, yapılan dramaturji çalışması ile diyalojik yapının oluşumu ortaya çıkarılmış, edebiyat ve tiyatronun kendine özgü terimleri kullanılarak her iki sanat dalının birbiri üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Eğitim, psikoloji, gazetecilik, reklamcılık gibi pek çok alanda kullanılan oyunlaştırma kavramının tiyatrodaki karşılığı, sahne üstünde icra edilecek olan tiyatro oyunu için farklı bir sanatsal üründen yaratılan özgün metindir. Oyunlaştırma kavramı ile birlikte hem edebiyat hem de tiyatro literatüründe yer almasına karşın uygulamada iki alanın birbirinden uzaklaşması sonucu okur/ seyirci nazarında görülen yabancılaşma da üzerinde durulan konulardandır. Oyunlaştırmalar aracılıyla edebi bir metinden dramatik dil aracılığıyla tek kişilik oyuna dönüştürülen kurmaca metinlerin yapısındaki değişimler ortaya çıkarılmış; 2000 yılından sonra gerçekleştirilen tek kişilik edebiyat uyarlaması tiyatro oyunları görüşlerimizi desteklemek üzere incelenmiş, bu doğrultuda çeşitli sonuç ve önerilere ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Oyunlaştırma, anlatı, tek kişilik oyun, uyarlama, oyun metni