Theses supervised by Prof. Dr. Nimet Ovayolu

25 theses · Sanko University, Gaziantep University

Master'sOpen AccessTR

Hematoloji hastalarında oral mukozit riskinin değerlendirilmesi

Bu araştırma kemoterapi alan hematolojik tanılı bireylerin oral mukozit riskini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Servisi ve Ayaktan Kemoterapi Ünitesine başvuran 97 birey oluşturmuştur. Araştırma Ekim 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama formu olarak 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Hematoloji Hastalarında Oral Mukozit Risk Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştır. Veriler Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Spearman sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; meslek grubunu diğer olarak belirten, çürük dişi olan, ağzında daha önce sık yara oluşan, ek ilaç kullanan, oral mukozayı korumak için herhangi bir solüsyon uygulayanların oral mukozit gelişmesi açısından riskli grupta olduğu belirlenmiştir. Ayrıca nötropenik olan, diş fırçasını uzun süre değiştirmeyen, kemoterapinin ilerleyen günlerinde değerlendirilen hastaların da riskli olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda hastaların risk durumlarının ve etki eden faktörlerin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması önerilebilir.

Ağız hastalıklarıAğız sağlığıHastalar+5
Hilal Benzer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastaların ve diyabetik hastalara bakım veren hemşirelerin hastalığa karşı tutumları

Çalışma Tip 2 diyabetli hastaların ve bu hastalara bakım veren hemşirelerin diyabete karşı tutumlarını değerlendirmek amacıyla, Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin dahiliye ve endokrinoloji polikliniği ve servislerinde, tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı ve 105 hasta ve 105 hemşire olmak üzere toplam 210 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Çalışmanın verileri; hasta ve hemşireler için oluşturulan Soru Formu ve Diyabet Tutum Ölçeği ile toplandı. Ölçek maddeleri 1'den 5'e kadar değişen likert tipi puanlama ile puanlandırıldı. Puan >3 ise pozitif tutumu, puan ≤3 ise negatif tutumu ifade etmektedir. Elde edilen veriler t testi, tek yönlü ANOVA, Kruskal Wallis, Ki kare, Mann Whitney U testi, Pearson Spearman sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan hastaların %56,2'sının erkek, yaş ortalamalarının 55,40±9,52 ve diyabet süresi ortalamalarının 10,27±6,68 yıl olduğu, %31,4'ünün okuryazar olmadığı, %34,3'ünün oral antidiyabetik ilaç kullandığı belirlendi. Kadınların Diyabet Tutum Ölçeği toplam puanlarının, erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek ve hastaların tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun diyabetin ciddiyeti alt grubu, en düşük tutumun özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu saptandı. Araştırmaya katılan hemşirelerin ise %81'inin kadın olduğu, %87,6'sının Lisans/Lisansüstü eğitim aldığı, %23,8'inin gündüz, %76,2'sinin vardiyalı çalıştığı ve diyabet tutumlarının negatif yönde olduğu tespit edildi. Diyabet tutum ölçeği alt gruplarından en yüksek tutumun hastanın yaşamına diyabetin etkisi alt grubu, en düşük tutumun ise özel eğitim gereksinimi alt grubu olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda, hastaların ve hemşirelerin negatif tutumlarının iyileştirilmesi, pozitif tutumlarının desteklenmesi ile başarılı diyabet yönetimine katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta; Hemşire; Tutum; Tip 2 diyabet.

Bakım verenlerBakım verme yüküDiabetes mellitus+4
Fatma Dinç
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lösemi ve lenfoma hastalarının düşme riskinin belirlenmesinde iki farklı ölçeğin karşılaştırılması

Bu araştırma, lösemi ve lenfoma hastalarının düşme riskini İtaki Düşme Riski Ölçeği ve Delmarva Vakfı Tarafından Geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirerek, elde edilen verileri karşılaştırmak ve uygun önerilerde bulunmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Servisinde yatan lösemi ve lenfoma tanısı alan 84 hasta oluşturmuştur. Mart 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olan bu çalışmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, İtaki Düşme Riski Ölçeği ve Delmarva Vakfı Tarafından Geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler Ki-kare, Fisher exact, Shapiro Wilk, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirilmiştir, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Yardımsız düşme korkusu yaşama durumunda; İtaki Düşme Riski Ölçeğinin duyarlılığının daha yüksek olduğu, ancak her iki düşme riski ölçeğine göre, cinsiyet, medeni durum, psikiyatrik tanı varlığı, hastalık evresi ve refakatçi varlığı ile ölçek puanları arasında bir ilişki olmadığı, yaş, yorgunluk ve ağrı puanları arttıkça düşme riskinin arttığı, yardımsız düşme korkusu yaşama durumunun da düşme riskini arttırdığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; özellikle eğitim durumu düşük, yardımsız düşme korkusu yaşayan, tedavi ve bakımında ekipman kullanılan, riskli ilaç verilen, yorgunluk ve ağrı puanları yüksek olan hastaların düşme riski açısından periyodik aralıklarla değerlendirilmesi, lösemi ve lenfoma hastalarına özel ve etkinliği kanıtlanmış düşme riski ölçeklerinin geliştirilerek bu hasta gruplarına uygulanması önerilebilir.

Düşme kazalarıKanser hastalarıLenfoma+3
Erdem Açıkel
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilir kardiyoverter defibrilatör ve pacemaker uygulanan hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve uyku kalitesi

Bu çalışma, implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) ve pacemaker uygulanan hastaların günlük yaşam aktivitelerinin ve uyku kalitesinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Nisan 2022-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya bir üniversite hastanesinin kardiyoloji bölümünde tedavi alan, dahil edilme kriterlerini karşılayan, 30 pacemaker ve 30 ICD uygulanan hasta olmak üzere toplam 60 hasta alınmıştır. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılmış olup, veri toplama araçlarının uygulanması yaklaşık olarak 15-20 dakika sürmüştür. Araştırmaya başlamadan önce ölçeğin Türkiye geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapan yazarlardan, Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulundan, çalışmanın yapılacağı hastaneden ve katılımcılardan gerekli izinler alınmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Ki-kare, Fisher Exact, Student t, One way ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Tukey, Pearson ve Spearman's rho korelasyon testleri kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamalarının 63,7±14,7 yıl (ICD uygulananların 57,8±15,6; pacemaker uygulananların 69,7±11,2 yıl) ve %51,7'sinin erkek olduğu, %80'inin ilköğretim ve altında eğitim aldığı, %91,7'inin eşi ve çocukları ile birlikte yaşadığı, % 93,3'ünün çalışmadığı ve %33,3'üne kalp yetmezliği nedeniyle pacemaker veya ICD takıldığı belirlenmiştir. Pacemaker uygulanan hastalardan evli olanların (p=0,024) ve başka bir kronik hastalığı olmayanların Günlük Yaşam Aktivite puanlarının daha yüksek (p=0,037) olduğu ve diğer değişkenler ile PUKİ ve Katz ölçek puanları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). ICD uygulanan hastalardan eğitim düzeyi ilköğretim ve altı olanların, lise ve üstü eğitim alanlara göre uyku kalitesinin düşük olduğu (p=0,021), diğer değişkenler ile PUKİ ve Katz ölçek puanları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Pacemaker uygulanan hastaların Katz ölçek puanının, ICD uygulanan hastalara göre daha düşük olduğu (p=0,018), diğer ölçek puanları ile uygulanan girişimler arasında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda ICD ve pacemaker uygulanan hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve uyku kalitelerinin değerlendirilmesi sosyo demografik özelliklerin ve ek kronik hastalık varlığının dikkate alınması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör, Pacemaker, Günlük Yaşam Aktivitesi, Uyku Kalitesi

DefibrilatörlerDefibrilatörler-implante edilebilirGünlük yaşam aktiviteleri+3
Ahmet Coşkun
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artriti olan hastalarda ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan bireylerde ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi ve semptomların birbiriyle ilişkisini belirleme amacı ile tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Çalışma için etik kurul, kurum izni ve hasta onayı alındıktan sonra, bir üniversitenin romatoloji polikliniği ve servisinde tedavi gören 332 RA tanılı hasta araştırmaya dahil edildi. Ocak 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasına gerçekleştirilmiş olan bu çalışmada, veri toplama araçları olarak 'soru formu' ve 'McGill Melzack Ağrı Soru Formu' kullanıldı. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Pearson KiKare, Ki-Kare, Kruskal-Wallis testleri ile değerlendirildi. p<0,001 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların cinsiyet, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanma durumları ile Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunduğu, şiddetli ve aşırı düzeyde yorgunluk hisseden hastaların yorgunluk puanının, hafif ve orta düzeyde yorgunluk hisseden hastalardan yüksek olduğu, hissedilen ağrı şiddetinin kadın hastalarda daha yüksek olarak ifade edildiği ve bu durumun anlamlı olduğu, cinsiyet ile ek hastalık durumu, eklemlerde şişlik ve hissedilen yorgunluk şiddeti arasında ilişki olduğu tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların ağrı, yorgunluk ve sabah tutukluğu şikayetleri öncelikli olmak üzere tüm semptomlarının değerlendirilmesi, bu semptomlarla baş etmelerini sağlayacak planlamaların yapılması ve özellikle kadın hastaların ağrısının daha sık değerlendirilerek, ağrı kontrolü için uygun yöntemlerin kullanılması önerilebilir.

Artrit-romatoidAğrıCinsiyet farkları+2
Nida Oturakcıibogil
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı nedeniyle inhaler ilaç kullanan hastaların ağız sağlığının değerlendirilmesi

KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI NEDENİYLE İNHALER İLAÇ KULLANAN HASTALARIN AĞIZ SAĞLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ Bu araştırma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) nedeniyle inhaler ilaç kullanan hastaların ağız sağlığının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya, Gaziantep Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesinin Göğüs Hastalıkları Polikliniği ve Kliniğine Aralık 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında başvuran hastalardan, dahil edilme kriterlerine uyan 61 KOAH'lı birey alınmıştır. Veriler Hasta Tanıtım Formu ve Oral Mukoz Membran Bütünlüğünü Değerlendirme ve İzleme Formu kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Oral mukoz membranı değerlendirme formu puanı en az 8, en çok 24 puan arasında değişmektedir ve düşük puan ağız sağlığının iyi olduğunu ifade ederken, yüksek puan ağız sağlığının yetersiz olduğunu göstermektedir. Çalışmaya başlamadan önce çalışmanın yapılacağı kurumdan, hastalardan ve etik kuruldan gerekli izinler alınmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilk testi, t testi ve Varyans Analizi kullanılmıştır. p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Hastaların oral mukoz membran bütünlüğünü değerlendirme ve izleme formu puan ortalamalarının 13,73±2,30 olduğu, %85'inin erkek, %49,18'inin 57-69 yaş aralığında, %88,52'sinin evli, %11,48'inin bekar olduğu ve %31,15'inin okuryazar olmadığı belirlenmiştir. İnhaler kullanan hastaların %52,46'sının kullandığı ilacın steroid içerdiği, %88,52'sinin düzenli olarak dişlerini fırçalamadığı, %93,44'ünün inhaler ilaç kullanmadan önce sağlık personeli (doktor, hemşire, diş hekimi) tarafından ağız sağlığı ile ilgili eğitim almadığı, %95,08'inin periyodik olarak ağız sağlığını değerlendirmediği, %62,3'ünün inhaler ilaç kullandıktan sonra ağız sağlığına yönelik herhangi bir uygulama (su ile gargara yapma vb.) yapmadığı saptanmıştır. Bu veriler ile oral mukoz membran bütünlüğünü değerlendirme ve izleme formu puanı arasında bir ilişki bulunmadığı, ancak düzenli diş fırçalama ve periyodik olarak ağız sağlığını değerlendirme durumu ile oral mukoz membran bütünlüğünü değerlendirme ve izleme formu puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu veriler doğrultusunda hastaların oral mukoz membran bütünlüğünü değerlendirme ve izleme formu puan ortalamasının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar dikkate alınarak inhaler ilaç kullanan KOAH hastalarının tedavi öncesi, sırası ve sonrasında ağız sağlığı konusunda bilgilendirilmesi ve inhaler ilaç kullanımı ile ağız sağlığı arasındaki ilişkiyi değerlendiren araştırmaların yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: KOAH; inhaler ilaç kullanımı; ağız sağlığı; hemşirelik.

Fadia Kaplan
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda mandala sanat terapisinin konfor düzeyine etkisi

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalara uygulanan mandala boyamanın konfor düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel olarak yapılan bu çalışma; Aralık 2023- Mart 2024 tarihleri arasında Gaziantep ilinde bulunan özel bir diyaliz merkezinde, dahil edilme kriterlerine uyan ve örneklem sayısı güç analizi (alpha=0.05, güç=0.80) ile belirlenen 98 hasta (49 müdahale grubu, 49 kontrol grubu) ile yapıldı. Yaş, cinsiyet ve konfor ölçeğinden alınan puanlar dikkate alınarak minimizasyon yöntemiyle gruplar belirlendi. Çalışmaya başlamadan önce çalışmanın yapılacağı kurumdan, hastalardan ve etik kuruldan gerekli izinler alındı. Veriler Soru Formu ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği Versiyon- II (26-130 puan aralığında puanlanır ve puan arttıkça konfor düzeyi artar) kullanarak, yüz yüze görüşme yöntemi ile ön test ve son test şeklinde toplandı. Verilerin analizinde ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için ortalama ve standart sapma veya medyan ve minimum-maksimum değerleri, nitel değişkenler için frekans ve yüzde değerleri, grup karşılaştırmalarında iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA, nitel değişkenlerin grup karşılaştırmaları için ki-kare testi kullanıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Her iki gruba ön test uygulandıktan sonra, müdahale grubundaki dominant kolunda fistülü olmayan hastalara sekiz seanstan oluşan mandala boyama, hemodiyaliz seansı sırasında uygulandı. Müdahale ve kontrol grubunun homojen dağılım gösterdiği belirlendi. Mandala boyama öncesi müdahale grubunun ön test Hemodiyaliz Konfor Ölçeği Versiyon- II toplam puan ortalamasının 88,22±14,86, kontrol grubunun 89,92±13,71 olduğu ve her iki grup arasında ön test puan ortalaması açısından fark olmadığı saptandı (p>0,05). Müdahale grubunun ön teste göre (88,22±14,86) son testte (96.53±10.71) toplam puan ve tüm alt boyut puan ortalamalarının yükseldiği, kontrol grubunda ise ön teste (89,92±13,71) göre son testte (88,761±2,81) toplam puan ortalaması, psikospirütel rahatlama ve psikospirütel güçlenme alt boyut puan ortalamalarının daha düşük olduğu ve bu sonuçların anlamlı farklılık yarattığı belirlendi (p<0,05). Her iki grupta konfor ölçeği son test puanları arasında anlamlı bir fark olduğu ve müdahale grubunun konfor ölçeği son test puanının, kontrol grubundan daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; hemodiyaliz tedavisi sırasında uygulanan mandala boyamasının konfor düzeyini ve psikospirütel boyutları arttırdığı saptandı. Bu doğrultuda, hemodiyaliz tedavisi alan hastaların konfor düzeyini arttırmak amacıyla nonfarmakolojik bir yöntem olan mandala boyamasının hastalar tarafından kullanılması önerilmektedir.

Gül Kırıcı
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Skleroderma hastalarının geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumları

Bu çalışma skleroderma tanısı alan hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Şubat 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında bir ilde bulunan uygulama ve araştırma hastanesinin romatoloji polikliniği ve kliniğinde tedavi gören hastalar ile yapıldı. Araştırmanın evrenini romatoloji polikliniğine başvuran 90 hasta, örneklemini ise Güç Analizi ile belirlenen 37 hasta oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler alındıktan sonra veriler, soru formu ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GTTTÖ) ile toplandı. Üç alt boyuttan oluşan ölçekten en düşük 7, en yüksek 189 puan alınmaktadır ve yüksek puan olumlu tutum olarak değerlendirilmektedir. Çalışmaya dahil edilen hastaların ölçek toplam puan ortalamasının 104,98±20,62, olduğu saptandı. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) yöntemi kullanan hastaların %88,2'si bitkisel ürünleri kullandıklarını belirtti. Tanı süresi 0-3 yıl olan hastaların ölçek toplam ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının, tanı süresi sekiz yıl ve daha fazla olan hastalara göre daha düşük olduğu saptandı. Hastalıkla ilgili bilgi sahibi olanların sağlığa bütüncül bakış alt boyut puanının bilgi sahibi olmayanlara göre daha yüksek olduğu (p<0,05) belirlendi. Göz kuruluğu ve yutma güçlüğü yaşayan ve GETAT yöntemi kullanan hastaların ölçek toplam puanının ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak skleroderma hastalarının ölçek toplam puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu ve çoğunlukla sağlık personeline bilgi vermeden GETAT yöntemlerine başvurdukları saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık personelleri tarafından hastaların GETAT yöntemlerini kullanıp kullanmadıkları konusunda bilgi sahibi olması ve bu yöntemler konusunda hastalarla birlikte toplumun da bilgilendirilmesi önerilebilir.

Elif Seray Ede
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı alan hastalarda yorgunluk ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişki

Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı alan hastalarda yorgunluk ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı tipteki araştırma, Ocak- Temmuz 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesine başvuran 132 KOAH tanısı alan hasta ile yürütüldü. Çalışma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın verileri, Soru Formu, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (KGYAÖ), KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği (KAYÖ) kullanılarak toplandı. KGYAÖ'den alınan puan 13-18 ise kişi bağımsız, 7-12 ise kısmen bağımsız, 0-6 ise bağımlı kabul edilmektedir. Ölçekten alınan puan arttıkça bağımlılığın azaldığı, puan azaldıkça günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmekte zorlanma ve bağımlılıkta artma olduğu kabul edilmektedir. KAYÖ ise 0-100 puan aralığında olup, puanın artması kişinin yorgunluk düzeyinin yüksek olduğunu göstermektedir. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde t testi, ANOVA, Tukey Post Hoc, Tamhane's T2 ve Levene Testleri, Pearson Korelasyon Katsayısı,Lineer Regresyon Binary Lojistik Regresyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Hastaların yaş ortalamasının 66,12±12,73, KOAH tanı süresinin 9,29±7,69 yıl, KAYÖ 65,89±20,85 ve KGAYÖ toplam puan ortalamasının 15,53±3,80 olduğu saptandı. Hastaların orta düzeyin üzerinde yorgunluk puanına sahip oldukları, çoğunluğunun bağımsız oldukları ve KAYÖ toplam puanı ile KGYAÖ toplam puanı arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlendi, Yaş, BKİ ve KOAH tanı süresi ile yorgunluk düzeyi arasında pozitif yönde, yaş ve tanı süresi ile KGAYÖ arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı. Sonuç olarak, KOAH tanısı alan hastaların orta düzeyde yorgunuk yaşadığı ve çoğunluğunun bağımsız olduğu saptandı. Bu doğrultuda, KOAH tanılı bireylerde yorgunluk düzeyi ve günlük yaşam aktiviteleri değerlendirilerek bireyselleştirilmiş hemşirelik bakımı önceliklendirilmelidir.

Meliha Kuru
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci derece yakınlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığının değerlendirilmesi

Bu araştırma, kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci derece yakınlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Nisan-Mayıs 2025 tarihleri arasında bir üniversite hastanesine başvuran ve Güç Analizi ile belirlenen 106 birey ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, Soru Formu ve Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği (KHRFDÖ) kullanılarak toplandı. Ölçeğin ilk sekiz maddesi bilgi sorusu olup, diğer 14 maddesi üç alt boyuttan oluşmaktadır. Ölçekten en düşük 14, en yüksek 56 puan alınabilmektedir, ölçek toplam ve alt boyut puanlarının yükselmesi kardiyovasküler hastalıklara yönelik farkındalığın arttığını göstermektedir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplar arasındaki farklar için parametrik testler, ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için t-testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise tek yönlü varyans analizi kullanıldı. Araştırma bulgularına göre katılımcıların yaş ortalamasının 34,0±11,0 olduğu, KHRFDÖ toplam puan ortalamasının 32,1±6,8 algılanan kalp krizi/inme riski alt boyut puan ortalamasının 15,6±4,2, sağlıklı beslenme niyetleri alt boyut puan ortalamasının 10,9±2,4, algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puan ortalamasının 4,9±1,3, bilgi düzeyi puan ortalamasının ise 6,7±1,6 olduğu tespit edildi. KHRFDÖ puanının genel olarak orta düzeyde olduğu, medeni durum ile sağlıklı beslenme niyetleri ve algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puanları arasında, çocuğu olmayan ve eğitim düzeyi lise ve üzeri olan katılımcılar ile sağlıklı beslenme niyetleri alt boyutu arasında, düzenli egzersiz yapanlar ile sağlıklı beslenme niyetleri alt boyut puan ortalamaları arasında, kronik hastalığı olanlar ile algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark olduğu saptandı. Yaş ile BKİ arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu ancak, yaş ve BKİ değişkenlerinin, KHRFDÖ'yü yordamada yetersiz olduğu belirlendi. Sonuç olarak, KHRFDÖ puanının genel olarak orta düzeyde ve risk farkındalığının bireysel ve ailesel sağlık öyküsü ile yakından ilişkili olduğu belirlendi. Bu doğrultuda farkındalığı artırmaya yönelik yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programlarının yaygınlaştırılması ve bireylerin davranış değişikliğini destekleyecek müdahalelerinin güçlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler hastalık; Risk farkındalığı; Hasta yakınları; Hemşirelik.

Abdullah Cafer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisi

Bu çalışmada KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma Kilis Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Klinik ve Polikliniği'nde Temmuz-Kasım 2015 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni alındı. Bununla birlikte çalışmanın yapıldığı kurumdan ve hastalardan da izinler alındı. Hasta sayılarının belirlenmesi için power analizi yapıldı. Katılımcılar basit rastgele örnekleme yöntemiyle müdahale ve kontrol grubuna ayrıldıktan sonra, literatür doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak hazırlanan veri formu yüz yüze görüşme yöntemiyle dolduruldu. Çalışmanın başlangıcında hastaların geliş zamanına ait bazı verileri (pH, PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu) kaydedildi. Müdahale grubundaki hastalara eğitim verildikten sonra araştırmacı tarafından hazırlanan eğitim kitapçığı verildi. Dört hafta arayla toplam üç kez telefonla aranılarak hastaların uyum problemleri düzeltilmeye çalışıldı. Son görüşmeden sonra her iki gruptaki hastaların veri formları tekrar doldurularak, sonuçlar eski klinik bulgularla karşılaştırıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Student t testi, Ki-Kare, Paired t testi, tek yönlü Anova testi, frekans ve yüzde dağılımları kullanıldı. Çalışmanın sonunda kontrol grubuna da eğitim kitapçığı dağıtıldı. Hastaların %65,1'inin daha önceden sigara kullandığı, %95,5'inin OK kullanımı hakkında bilgi almadığı belirlendi. Eğitim öncesi ve sonrası klinik bulgular kıyaslandığında müdahale grubundaki hastaların günlük OK kullanım süreleri ile PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu değerlerinde anlamlı bir iyileşme görülürken (p<0.05), kontrol grubunda sadece son üç ayda yaşanan alevlenme sayısında bir iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Eğitim verilen gruptaki hastaların günlük OK kullanım sürelerinde ve klinik parametrelerinde anlamlı bir iyileşme görülmüştür. Bu doğrultuda hastalara verilecek eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması ve hasta sonuçlarının yakından izlenmesi önerilebilir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifHemşirelikOksijen+3
Uğur Doğan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda motivasyonel görüşme tekniğinin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisi

Çalışma diyabetik hastalara uygulanan motivasyonel görüşmenin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışma Nisan-Temmuz 2015 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları polikliniğine başvuran, Amerikan Diyabet Birliği kriterlerine uygun olarak son altı ay içinde hekim tarafından Tip 2 diyabet tanısı konulan yetişkin hastalarla deneysel olarak yapıldı. 30 müdahale, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, ölçek kullanımı için ve çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın verileri; hasta tanılama formu ve Diyabette Öz Yönetim Algısı Skalası (DÖYAS) ile toplandı. Müdahale grubuna motivasyonel görüşmeler yapılıp, görüşmeler sonrasında her iki gruba tekrar anket formunun hasta bilgilerini sorgulayan bölümü ve DÖYAS uygulandı. Araştırmanın verileri Student t, One way anova, Mann whitney U, Kruskal wallis testi, paired t ve korelasyon analizi ile değerlendirildi. Motivasyonel görüşme sonrası müdahale grubundaki hastaların beden kütle indeksi, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c, trigliserit, LDL ve HDL kolesterol, sistolik-diyastolik kan basıncı puan ortalamaları azalırken, öz yönetim algı puan ortalamalarının belirgin düzeyde arttığı, HDL ve diyastolik kan basıncı dışındaki değerlerde gözlenen bu değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. (p<0,001). Kontrol grubunda ise; trigliserit ve diyastolik kan basıncı dışındaki metabolik kontrol kriteri değerlerinde belirgin olarak artış görüldüğü ve öz yönetim algı puan ortalamalarında ise azalma olduğu tespit edildi. Tip 2 diyabet tanısı alan hastalara uygulanan motivasyonel görüşme tekniğinin hastaların metabolik kontrol göstergelerini olumlu yönde etkilediği ve öz yönetim algılarını yükselttiği saptandı. Bu doğrultuda motivasyonel görüşme tekniğinin diyabetik hastalarda kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Hemşirelik, Öz Yönetim Algısı, Motivasyonel Görüşme

Diabetes mellitusHemşirelerHemşirelik+3
Ayşe Doğru
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hematolojik maligniteli hastalarda kullanılan farklı solüsyonların oral mukoziti önlemede etkisi

Çalışma hematolojik maligniteli hastalara uygulanan farklı solüsyonların oral mukozite etkisini değerlendirmek amacıyla; randomize, kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Hasta sayısını belirlemek için power analizi yapıldı. Birinci gruba klorheksidin glukonat ve benzidamin klorür (29 hasta), ikinci gruba kalsiyum ve fosfat (28 hasta) ve üçüncü gruba karadut şurubu içeren solüsyon (24 hasta) uygulandı. Tedavileri başlamadan bir gün önce uygulamaya başlanıp, hastalar nötropeniden çıkana kadar uygulamaya devam edildi. Araştırmanın verileri soru formu ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün "Mukozit Evreleme Skalası" ile toplandı. Hastaların mukozit düzeyleri her gün değerlendirilip kayıt edildi ve elde edilen veriler ki-kare ile analiz edildi. 7. günde tüm gruplarda Evre 3 ve 4 mukozit görülmediği, Evre 0, 1 ve 2 açısından fark olmadığı belirlendi. 14. günde; üçüncü grupta Evre 2 mukozit %8,0 oranında görülürken, bu oranın ikinci grupta %17.9, birinci grupta %16.7 olduğu; Evre 3 mukozit ise birinci grupta %6.7 oranında görülürken, ikinci ve üçüncü grupta hiç görülmediği tespit edildi. 21. günde; Evre 3 mukozitin üçüncü grupta %8.0, ikinci grupta %7.1, birinci grupta ise %13.3 olduğu saptandı (p>0.05). Birinci gruba göre ikinci ve üçüncü gruptaki hastalarda mukozit sıklığının daha az olduğu belirlendi. Bu nedenle oral mukoziti önleme ve tedavisinde özellikle karadut ve kalsiyum-fosfat içeren solüsyonların kullanılması önerilebilir.

Ağız mukozasıBenzidaminKan hastalıkları+7
Merve Harman
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrı düzeyine etkisi

Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrıya etkisini değerlendirmektir. Araştırmaya başlamadan önce Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan, çalışmanın yapılacağı her iki hastaneden ve çalışmaya alınacak olan hastalardan gerekli izinler alındı. İki kurumun fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine Mart 2017-Haziran 2017 tarihleri arasında yatan hastalarla, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklem sayısı power analizi yapılarak belirlendi ve çalışma toplam 61 kronik bel ağrısı olan hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri, hasta özelliklerini içeren soru formu, 'Vizuel Analog Skala (VAS) ve 'Oswestry Disability Ölçeği ile toplandı. Ölçeğin toplam skoru 0-50 arasında değişmektedir. Toplam skor arttıkça fonksiyonel yetersizlik düzeyi de artmaktadır. Kronik bel ağrısı tanısı olan hastalar balneoterapi ve fizik tedavi alan müdahale grubu ve sadece fizik tedavi alan kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Balneoterapi alan müdahale grubundaki hastalar üç hafta boyunca, her gün 20 dakika süreyle, 40 derece sıcaklıktaki termo-mineralli suyun bulunduğu havuzlara tüm vücutları girecek şekilde balneoterapi tedavisi aldı. Aynı zamanda müdahale grubu eş zamanlı olarak yine üç hafta süreyle haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi aldı. Sadece fizik tedavi alan kontrol grubuna ise üç hafta boyunca haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi uygulandı. Tüm hastalara; tedavilerinin başında soru formu, Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası; tedavilerinin sonunda ise Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen değerlendirilmesinde t testi, Paired samples t testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney-U, Kruskall Walls ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan ger iki gruptaki hastaların tedavi öncesi gruplar arasında VAS puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık (p=0,788) yokken, tedavi sonrasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı. Yine her iki grubun tedavi öncesi Oswestry skoru ortalaması açısından aralarında anlamlı bir fark yokken (p>0,05), tedavi sonrasındaki fark anlamlı bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada rutin olarak uygulanan fizik tedavi programına eklenen balneoterapinin, hastaların ağrı düzeylerinde ve fonksiyonel yetersizliklerinde olumlu etki yarattığı saptandı. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kronik bel ağrısı olan hastaların mevcut tedavileri ile birlikte balneoterapi almaları önerilebilir.

AğrıBalneolojiBel ağrısı+1
Sevcan Özkan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastaların fonksiyonel durumu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma; kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarının fonksiyonel durumunu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, Mart–Haziran 2017 tarihleri arasında, Gaziantep onkoloji hastanesine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 305 kanser hastası araştırma kapsamına alındı. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu, (EORTC QLQ-C30) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi kullanıldı. Hastaların %50,5'inin erkek, %93,8'inin evli, %71,1'inin eşi ve çocukları ile yaşadığı, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu, %76,1'inin çalışmadığı ve %36,1'inin gelirinin gideri kısmen karşıladığı, %73,4'ünün hastalığını bildiği, %92,2'sinin bu bilgiyi doktordan aldığı, %66,2'sının 4.evrede olduğu, %74,4'ünün başka bir kronik hastalığının bulunmadığı, %68,5'nin ailesinde kanser tanısı alan birisinin olmadığı, %87,5'inin hastalığı nedeniyle sorumluluklarını yerine getiremediği ve %48,2'sinin aldığı tadavinin yaşamını olumsuz etkilediği saptandı. Hastaların yaş, cinsiyet, birlikte yaşadığı bireyler, medeni durum, eğitim durumu ve mesleğinin yaşam kalitesini etkilemediği tespit edildi. Hastaların EORTC QLQ-C30 ölçeği toplam puanının ve ölçeğin tüm alt boyut puan ortalamalarının düşük olduğu, en yüksek üç semptom skorunun ağrı, bulantı-kusma ve yorgunluk olduğu, fonksiyonel yaşam ölçeği toplam puan ortalamalarının ve özellikle sosyal fonksiyonlar ve gastrointestinal semptomlar alt boyut puan ortalamalarının oldukça düşük bulunduğu ve hastaların fonksiyonel durumlarının istendik düzeyde olmadığı belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kemoterapi alan kanser hastalarının yaşam kalitesinin ve fonksiyonel durumunun değerlendirilerek uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanser, kemoterapi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, hemşirelik.

NeoplazmlarYaşam kalitesiÖlçekler+1
Halime Satan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarının tedaviye uyumları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma; epilepsili hastaların ilaç tedavisine uyumu ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla, Mart 2017–Haziran 2017 tarihleri arasında, bir devlet hastanesinin nöroloji polikliniğine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 325 epilepsili hasta araştırma kapsamına alındı. 18 yaş üstü olan, iletişim kurulabilen, çalışmaya katılmayı kabul eden, epilepsi tanısıyla izlenen, antiepileptik tedavi alan, psikiyatrik sorunu olmayan tüm hastalar çalışmaya dâhil edildi. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu ve Morisky uyum ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Hastaların %58.2'sinin erkek, %28.5'inin üniversite mezunu, %32.3'ünün işsiz, %47.7'sinin hastalık süresinin 10 yıldan fazla olduğu, %40.6'sının tek ilaç kullandığı, %82.5'inin düzenli kontrole gittiği ve %59.7'sinin nöbet sıklığının ayda birden az olduğu saptandı.Hastaların %27,7'sinin yüksek, %58,5'inin orta ve %13,8'inin düşük düzeyde tedaviye uyum gösterdiği belirlendi.Hastaların yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, meslek, yaşanılan yer ve ekonomik durumunun tedaviye uyum düzeyini etkilediği tespit edildi.Ayrıca hastalık süresi, hastalıkla ilgili bilgi alma, tıbbi tedavi dışında başka bir yöntem kullanma, kontrole gitme, kullanılan antiepileptik ilacın adını ve sayısını bilme, ilaç hakkında bilgi alma, ilaçla ilgili sorun yaşandığında yapılan girişim, ilaç düzeyini ölçtürme ve son bir yılda geçirilen nöbet sayısı ile tedaviye uyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda hastaların tedaviye uyum düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin analiz edilerek, olumsuzlukların giderilmesine yönelik girişimlerin yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Epilepsi, tedaviye uyum, etkileyen faktörler, hemşirelik

EpilepsiHasta uyumuHemşirelik+1
Salih Akoluk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bronkoskopi işleminde müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin işlemin başarısına, hasta memnuniyetine ve bazı fizyolojik parametrelere etkisi

Bu çalışma, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin; hastanın nabzına, oksijen satürasyonuna, kan basıncına, memnuniyetine ve işlemin başarısına olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma bronkoskopi endikasyonu olan ve hekimin işleme uygun gördüğü hastalar ile randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan, etik kuruldan ve hastalardan yazılı onay alındı. Araştırmanın örneklemini her grupta 30 kişi olmak üzere toplam 60 hasta (α=0.05, 1-β=0.80) oluşturdu. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Hasta memnuniyetini ve işlemin başarısını değerlendirmek için Visual Analog Scala/VAS kullanıldı. Müdahale grubuna bronkoskopi işlemi başlamadan beş dakika öncesinden ve işlem süresince toplam 15 dakika süre ile müzik eşliğinde rehberlikli imgelem uygulaması yapıldı. Tüm hastaların uygulama öncesi ve işlem süresince kan basıncı, nabız ve solunum hızı ve satürasyonu her beş dakikada bir kayıt edildi. Elde edilen veriler student t, Mann Whitney U ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile değerlendirildi. Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla; işlem sırasında ve sonunda sistolik (p<0.05), diyastolik kan basıncında daha az bir artışın yaşandığı, işlem sırasında artan nabız ve satürasyon değerinin düştüğü belirlendi. Kontrol grubunda ise; işlem sırasında sistolik, diyastolik kan basıncı artışının müdahale grubuna kıyasla daha fazla yaşandığı, benzer şekilde nabız ve solunum hızının arttığı, satürasyon değerinin düştüğü saptandı. Müdahale grubunda yer alan hastaların işlem sırasında daha az bulantı yaşadığı (p<0.05), işlem süresinin daha kısa ve işlemden memnuniyetin daha yüksek olduğu (p>0.05) belirlendi. Bu çalışma sonuçları, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemin hasta sonuçlarına olumlu katkı sağladığını ve güvenle uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Bronkoskopi, mennuniyet, müzik, yönlendirilmiş imgelem, vital bulgular

BronkoskopiHasta memnuniyetiKan basıncı+4
Cihat Aktürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarına uygulanan acupressure'un yorgunluğa etkisi

Bu çalışma multiple sklerozu olan hastalara uygulanan akupresürün yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma öncesinde etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Çalışmanın verileri soru formu ve yorgunluk ölçeği ile toplandı. Ölçekte patolojik yorgunluk için kesme değeri dört ve üstü olup, toplam skorun (maksimum 7) yüksekliği yorgunluğun arttığını göstermektedir. Çalışma sırasında kontrol grubu rutin tedavisini alırken, müdahale grubuna rutin tedavisi ile birlikte, sertifikalı akupresür eğitimi alan araştırmacı tarafından haftada üç kez, toplam dört hafta, Li4, ST36 ve SP6 noktaları kullanılarak akupresür uygulandı. Bu sürecin sonunda her iki grubun yeniden yorgunluk düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro Wilk, Student t, Mann Whitney U, ANOVA-LSD, Ki-kare, Allpairwise, Kruskal Wallis testleri kullanıldı. akupresür uygulaması sonrası müdahale ve kontrol grupları arasında yorgunluk puan ortalamaları açısından anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0,05). Çalışmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; MS'e bağlı yaşanan yorgunluğun azaltılması için akupresürün uygulaması konusunda MS hastalarına eğitim verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akupresür, hemşirelik, multiple skleroz, yorgunluk

AkupresürHemşirelikMultipl skleroz+2
Meltem Sungur
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıkları

Türkiye'de yaşanan yoğun göç süreci; ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel sorunları beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda hemşireler de uygulama alanlarında farklı kültürlerden gelen bireylere bakım verirken farklı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu doğrultuda etik sorunların yaşanmaması için bakım verilen grubun hastalık ve sağlığı nasıl algıladığını ve buna nasıl tepki verdiğini kavramak oldukça önemlidir. Bu nedenle bu araştırma, yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıklarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini Gaziantep'te yer alan bir kamu hastanesinde görev yapan hemşireler oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmeden, evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve araştırma 203 hemşire ile tamamlandı. Veriler soru formu, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ve Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ile toplandı. KDÖ; Bulduk ve ark. tarafından Türkçe'ye uyarlanarak geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Ölçek; iletişimde sorumluluk, kültürel farklılıklara saygı, iletişimde kendine güvenme, iletişimden hoşlanma, iletişimde dikkatli olma alt boyutları ve toplam puandan oluşmaktadır. Ölçekten alınabilecek en düşük toplam puan 24, en yüksek toplam puan 120'dir. Ölçekten alınan toplam puanın artması kültürlerarası duyarlılık düzeyinin arttığını göstermektedir. EEÖ ise; kişilerin günlük yaşamda empati kurma düzeyini ölçmek amacıyla Dökmen tarafından 1988 yılında geliştirilmiştir. Ölçekten alınacak puan 20 ile 100 arasında olup, puanın yüksek olması, empatik eğilimin yüksek olduğunu, düşük olması empatik eğilimin düşük olduğunu gösterir. Araştırmadan elde edilen veriler Student t, One Way Anova ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirildi. Hemşirelerin %35,5'inin 26-33 yaş grupları arasında, %65,0'ının lisans mezunu olduğu, %37,9'unun meslekte 10-20 yıldır, %52,2'sinin nöbet-vardiya şeklinde çalıştığı, %59,6'sının mesleği isteyerek seçtiği, %45,8'inin 0-3 yıldan beri yabancı uyruklu hastalara bakım verdiği ve bu süreçte %97,0'ının sorun yaşadığı belirlendi. KDÖ alt boyut puan ortalamalarının sırasıyla; iletişimde sorumluluk 24,8±4,5, kültürel farklılıklara saygı 21,7±3,7, iletişimde kendine güvenme 16,4±3,5, iletişimden hoşlanma 10,9±2,3, iletişimde dikkatli olma 10,6±2,2 ve toplam puan ortalamasının 84,9±11,2 olduğu saptandı. EEÖ toplam puan ortalamasının ise 67,3±8,6 olduğu görüldü. Hemşirelerin empatik eğilim düzeyi ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında, pozitif yönde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlılık olduğu belirlendi. Sonuç olarak bu çalışmada yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empatik eğilim ve kültürlerarası duyarlılığının "orta düzeyin üzerinde" olduğu, empatik eğilim arttıkça kültürlerarası duyarlılığın da arttığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda; yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin bu süreçte yaşayabileceği sorunların yönetimi konusunda desteklenmesi önerilebilir.

Bakım verenlerEmpatiHastalar+7
Haydar Çevik
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisi

Bu araştırma hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma iki özel hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 155'i erkek 145'i kadın toplam 300 hasta ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, sıvı kontrol ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 24 programında; Ki-Kare, Student t, One Way Anova ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların sıvı kontrol ölçeği puan ortalaması 50.07±8.05, yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 18.52±8.29 olarak bulunmuştur. Hastaların sıvı kontrolü ölçeği alt bölümlerinin puan ortalamalarına bakıldığında en fazla davranış (24.88±4.76) daha sonra sırasıyla tutum (13.77±4.41) ve bilgi (11.42±2.15) alt bölümlerinin geldiği belirlenmiştir. Sıvı kontrol ölçeği ortalama puanının bakımıyla ilgilenenin var olma durumuna, sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümünün cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Yaşam doyumu ortalama puanının gelir durumuna göre karşılaştırılması sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, gelir durumu yüksek olan hastaların yaşam doyumu ortalamalarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Sıvı kontrol ölçeği bilgi düzeyi ortalamasının eğitim duruma göre negatif yönde anlamlı bir farklılık gösterdiği, eğitim seviyesi attıkça bilgi düzeyi ortalama puanının düştüğü belirlenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bir diğer anlamlı sonuç da sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümü ortalama puanlarının gelir düzeyi arttıkça azalma eğiliminde olmasıdır. Bu araştırmaya konu, sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu veriler doğrultusunda; eğitimde davranış değişikliği oluşturmak adına kadın hastalara öncelik verilmesi, hastalara sosyal kurum ve kuruluşlardan ekonomik katkı sağlanması, bakımıyla ilgilenecek yardımcısı olmayanlara da kişisel bakım ve sosyal hizmet desteği sağlanmasının hastaların yaşam doyumunu arttırmaya katkı sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar sözcükler: Hemodiyaliz, hemşirelik, sıvı kontrolü, yaşam doyumu.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikRenal diyaliz+3
Ayyuş Gebel
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyinin belirlenmesi

Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemi Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi yoğun bakımda görev alan 122 hemşireden oluşturuldu. Çalışmaya başlamadan önce etik kuruldan, kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alındı. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 15 dakikada toplandı. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Kruskal Wallis ve Mann Withney U testleri kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 30,04±5,20, %60,7'sinin kadın, %58,2'sinin evli, %53,3'ünün çocuk sahibi ve %89,3'ünün lisans mezunu olduğu, çalışma sürelerinin ortalaması 89,11±58,85 ay olarak saptanırken, yoğun bakım ünitesinde çalışma sürelerinin ortalaması 62,08±42,71 ay olarak belirlendi. Hemşirelerin çoğunun cerrahi yoğun bakım ünitelerinde görev yaptığı, %73,0'ının 24:00-08:00 saatleri arasında çalıştığı, sadece %13,9'unun fazla mesai yapmadığını belirttiği ve %20,5'inin mesleğini sevmediğini ifade ettiği saptandı. Hemşirelerin %38,59'unun yorgunluk nedeni olarak nöbetleri söylediği, hemşirelere yorgunluklarını nasıl ifade edebilecekleri sorulduğunda %52,5'i "stresli çalışma ortamının yol açtığı gerginlik" derken, yorgunlukla baş edebilmek için ne yaptıkları sorulduğunda ise en sık "uyumak" ve "dinlenmek" sırayla (%41,0) yanıtlarının verildiği belirlendi. Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puanının ve alt boyutlarından alınan puanların 24:00 – 08:00 saatlerinde çalışmakta olan hemşirelerde en yüksek olduğu belirlendi. Ölçek toplam puanı ve bütün alt boyut puanlarının mesleğini seven bireylerde en düşük olduğu tespit edildi. Bu çalışmada yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluğunun orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu nedenle kurumda hemşirelerin yorgunluğunu azaltacak girişimlerin planlanması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Sevgi Metin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeyleri

Bu çalışma acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeylerini değerlendirmek amacıyla, bir ilin Sağlık Müdürlüğüne bağlı; dört devlet hastanesinin acil servislerinde çalışan hemşirelerle yapılmıştır. Araştırmaya dahil edilecek hemşire sayısı yapılan power analizi sonucu 37 olarak belirlenmiştir ve çalışma 49 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hemşirelerden gerekli izinler alınmıştır. Veriler, hemşirelerin bazı özellikleri ile ilgili 33 soruyu içeren soru formu ve d2 dikkat testi ile toplanmıştır. d2 dikkat testi seçici dikkatin zamanlı ölçümünü sağlar. Bu çalışmada seçici dikkatin belirlenmesinde d2 dikkat testinin sıklıkla kullanılmakta olan alt boyutlarından toplam madde-hata (TN-E), konsantrasyon performansı (KP) ve hata yüzdesi(%E) ile ilgili puanlamalar kullanılmıştır. Elde edilen veriler, frekans dağılımı, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, tek yönlü varyans analizi, Levene testi, çoklu karşılaştırma testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda mesai öncesi ve sonrası KP, TN-E ve %E değerlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Buna göre, mesai/vardiya sonrası hata oranları (%E) ortalaması artmakta, konsantrasyon performansı(KP) ve seçici dikkat(TN-E) azalmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda acil serviste çalışma esnasında hata oranının arttığı, dikkat ve konsantrasyon düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu nedenle özellikle kaza ve tıbbi uygulama hatası riskinin artabileceği ve buna bağlı olarak personelin kendisine ve bakım verdiği hastalara zarar verebileceği düşünülerek kurumların gerekli önlemleri alması önerilmektedir.

Acil hemşirelikAcil hemşirelikAcil servis-hastane+6
Eren Tümkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyon uygulanan hastalara dinletilen müziğin ağrı, nabız, kan basıncı ve oksijen satürasyonuna etkisi

Bu çalışma müziğin, yoğun bakımda yatan ve mekanik ventilasyon uygulanan hastaların nabzına, sistolik ve diyastolik kan basıncına, satürasyonuna ve ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırmaya dahiI edilecek hasta sayısı yapılan power analizi ile 68 (34 müdahale grubu-34 kontrol grubu) olarak belirlendi. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan, hastalardan ve yakınlarından gerekli izinler alındı. Veriler soru formu, fizyolojik parametrelerin kayıt edildiği form ve Davranışsal Ağrı Skalası ile toplandı. Müdahale grubuna günde iki kez, 60'ar dakika süreyle, toplam üç gün boyunca, sabahları Rast makamı (enstrumantel), akşamları ise Hüseyni makamı (enstrumantel) dinletildi. Müzik dinletilirken her hastaya özel kulaklık kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda müdahale grubundaki hastaların nabız ve kan basıncı değerlerinin birinci, ikinci ve üçüncü günde değişmediği ancak gün içinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı; ağrı değerlerinin ise birinci, ikinci ve üçüncü gün sabah, akşam ve gün içerisinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı tespit edildi. Hem müdahale hem de kontrol grubunda oksijen satürasyon değerlerinin bütün ölçümlerde değişiklik göstermediği belirlendi. Müziğin dinletilme süresi uzadıkça nabız, kan basıncı ve ağrı düzeylerinin olumlu etkilendiği ve bu nedenle müziğin gün içinde uzun süreli dinletilmesi önerilebilir.

AğrıKan basıncıMüzik+7
Ece Belli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalarına verilen eğitimin hastalık yönetimine etkisi

Koroner arter hastalığı; gerekli korunma önlemleri alınmadığında yaşamı tehdit eden kronik bir hastalıktır. Bu nedenle önerilen tedavi ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum hastalığın seyrinin kötüleşmemesi açısından önemlidir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı koroner arter hastalarına akademisyen hemşire tarafından verilen eğitimin hastalık yönetimine etkisinin belirlenmesidir. Randomize kontrollü ve yarı deneysel olarak planlanan araştırma Eylül 2018-Mart 2020 tarihleri arasında Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bir devlet hastanesinin kardiyoloji kliniğinde yatarak tedavi gören ve koroner arter hastalığı tanısı konan hastalarla yürütüldü. Çalışmaya alınacak olan hasta sayısı güç analizi ile belirlendi ve örnekleme 58 hasta (müdahale grubu=30, kontrol grubu=28) alındı. Veriler bireysel bilgi formu ve uyum soru formu (USF) ile toplandı. Uyum soru formundan alınan puanın artması uyum düzeyinin arttığını göstermektedir. Çalışmanın başlangıcında tüm hastalara bireysel bilgi formu ve USF uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara 0. 2. 4. 8. ve 12. haftalarda eğitim verildikten sonra, tüm hastalara USF tekrar uygulandı. Çalışmanın sonunda kontrol grubuna da eğitim verildi. Verilerin analizinde frekans, mann-whitney U test, independent t-test, paired sample test, wilcoxon test ve ki-kare testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Hastaların %60.3'ü erkek, %87.9'u evli, %94.8'i okuryazar/ilkokul/ortaokul mezunu, %63.8'i giderinden daha az bir gelire sahip olduğu ve hiçbirinin daha önce koroner arter hastalığı hakkında eğitim almadığı belirlendi. Hastaların eğitim öncesi USF puanının müdahale grubunda 22.53±5.48, kontrol grubunda ise 22.25±7.02 iken, (p>0.05), eğitim sonrası müdahale grubunda 32.33±4.82, kontrol grubunda ise 24.04±5.98 olduğu tespit edildi (p<0.001). Koroner arter hastalarına verilen planlı eğitimin hastalığa uyumu arttırdığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda, koroner arter hastalarına planlı ve tekrarlı eğitim verilmesi önerilebilir.

Hasta eğitimiHastalıkHemşirelik+2
Uğur Doğan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00

Other supervisors