Theses supervised by Prof. Dr. Yasemin Beyhan
21 theses · Hasan Kalyoncu University
Yetişkinlerde sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyinin ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirilmesi
Dünya nüfusunun hızlı artışı çevre ve beslenme sorunlarını beraberinde getirmektedir. Besinlerin üretiminden tüketimine kadar birçok aşamada çevreye zararlı birçok unsur bulunmaktadır. Beslenmenin, çevre ve insan sağlığı ile ayrılamaz bir bütün olduğu son yıllarda daha iyi anlaşılmış ve besin üretim sistemlerinde iyileşmeye gerek olduğu kadar kişisel olarak yaşama biçimi ve besin tercihlerinde de değişime gerek olduğu saptanmıştır. Bu çalışma 18-64 yaşlarındaki yetişkin bireylerin sürdürülebilir beslenme bilgi düzeyinin ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya 18-64 yaş aralığında gönüllü 140 (90 kadın ve 50 erkek olmak üzere) yetişkin bireyin katılımı sağlanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden bireylere, araştırma hakkında bilgilendirme yapılmış, hazırlanan anket formu bireylere yüz yüze yöneltilmiştir. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları (öğün sayısı, öğün atlama durumu ve nedenleri vd.), besin tüketim sıklıkları, günlük (24 saat) besin tüketim kaydı, fiziksel aktivite durumlarına yönelik sorularla birlikte Akdeniz diyetine uyumları, sürdürülebilir beslenme bilgileri düzeylerini içeren sorular bulunmaktadır. Toplanan veriler SPSS-26 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 25,9 ± 9,04 yıldır. Beden kütle indeksleri erkeklerde 23,5±4,03 kg/m2 kadınlarda 19,6±4,26 kg/m2'dir (p<0.05). Katılımcıların %79,3'ü normal BKİ aralığındadır. Ortalama fiziksel aktivite düzeyi (PAL) 1,75±0,19'dur. Katılımcıların Akdeniz diyetine uyumu düşük, orta ve yüksek olma durumu sırasıyla %25,0, %62,1 ve %12,9'dur (p<0,05). Erkeklerin %62,0'si kadınların %62,2'si sürdürülebilir beslenme kavramını önceden duymuştur (p>0,05). Sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışları ölçeğine verilen yanıtların toplam puan ortalaması erkekler ve kadınlar için sırasıyla 113,951±1,0053 ve 114,182±1,1980 (p>0,05). Katılımcıların sağlıklı ve dengeli beslenme, kalite işaretleri (yöresel/organik), et tüketiminin sınırlandırılması, yerel gıda, daha az miktarda yağ tüketimi, gıda israfından kaçınma, hayvan sağlığı-refahı ve mevsime özgü besin tutumu cinsiyete göre anlamlı bir fark göstermemiştir (p>0,05). Katılımcıların sürdürülebilir beslenme bilgisi ile Akdeniz diyeti bağlılık skoru arasında pozitif anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların Sürdürülebilir beslenme bilgisi ile BKI değeri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların Akdeniz diyeti bağlılığı skoru ile yaşı arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır(p>0,05).
Bir üniversite yemekhanesinde çıkan menülerin karbon ve su ayak izinin belirlenmesi ve öğrencilerin memnuniyet durumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma, Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi yemekhanesindeki menülerin çevresel etkilerini incelemek, öğrencilerin sürdürülebilir beslenme bilgi ve tutum düzeylerini belirlemek ve memnuniyetlerini değerlendirmek amacıyla 2024-2025 güz döneminde yaş ortalaması 22,2±3,11 yıl olan 120 öğrenci ile yürütülmüştür. Anket yöntemiyle toplanan verilerle demografik bilgiler, sürdürülebilirlik algısı, memnuniyet düzeyleri ölçülmüş, ayrıca menülerin karbon/su ayak izi ile enerji-besin ögesi içerikleri analiz edilmiştir. Katılımcıların sürdürülebilirlikle ilgili olarak en çok bildiği kavramlar çevresel etki (%79,2), biyoçeşitlilik (%78,3) ve yerel besindir (%70,8); yalnızca yerel besin bilgisi ile gelir düzeyi arasındaki fark anlamlıdır (p=0,046). "Ekonomik olması" ifadesi erkeklerde daha önemli görülmüş ve anlamlı bulunmuştur (p=0,011). Diğer değişkenlerde fark anlamsızdır (p>0,05). Katılımcıların %75'i sürdürülebilir ürünleri önemli bulurken, %50,9'u bu ürünler için daha fazla ödeme yapmaya isteklidir. Yemekhane kullanım sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermiş; erkeklerin kullanım sıklığı kadınlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p=0,014); "ucuzluk" tercihi gelir düzeyiyle ilişkilidir (p=0,017). Genel memnuniyet puanı kadınlarda 35,2±6,10, erkeklerde 34,4±4,89'dur (p>0,05); yalnızca meyve grubu memnuniyeti açısından, kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek memnuniyet bildirdiği ve bu farkın anlamlı olduğu görülmüştür. (p<0,05). Menülerin ortalama günlük karbon ayak izi 1,46–1,67 kg CO₂, su ayak izi ise 1,40 m³ olarak hesaplanmış; aylara göre anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). I. kap yemekler her iki ayak izinde de en yüksek değeri göstermiştir (p<0,001). Erkeklerin ayak izi değerleri kadınlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksektir (karbon: p=0,002; su: p=0,001). Menülerin karbon ve su ayak izi arasında pozitif ilişki saptanmıştır (r=0,867; p<0,001). Menülerin aylara göre enerji değerleri 631,3–702,9 kcal arasındadır, aylar arasında fark anlamsızdır (p>0,05). Enerjinin proteinden gelen oranı %14,6–17,6 ile önerilen düzeylerdedir. Kalsiyumun karşılanma oranı düşüktür (%44,6–58,0), A vitamini yüksek (%142,2), tiamin ise en düşüktür (%76,1). Menülerin enerji ve bazı besin ögeleri içeriği ile memnuniyet düzeyi arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak, çevresel etkisi düşük, öğrenci memnuniyetini arttıran menülerin planlanması ve sürdürülebilir beslenmeye yönelik farkındalık çalışmalarının desteklenmesi önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinin kampüs içerisinde farklı toplu beslenme hizmeti veren yerleri tercih etme durumu ve bunu etkileyen etmenlerin saptanması
Bu araştırma T.C. Hasan Kalyoncu Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan ve dört farklı toplu beslenme hizmeti (TBH) veren işletmeyi öğrencilerin tercih etme durumları ve bu durumları etkileyen etmenleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 278'i Sağlık Bilimleri Yüksekokulu, 239'u Mühendislik Fakültesi öğrencisi olmak üzere toplam 517 öğrenci katılmıştır. Kampüste bulunan TBH işletmeleri, sırasıyla yiyecekler ve içecekler, restoran özellikleri, hizmet kalitesi, hijyen ve fiyat başlıklı beş temel etmen altında gruplandırılmış, çeşitli toplu beslenme kalite kriterlerine öğrenciler tarafından 1 ile 4 arasında bir puan verilerek değerlendirilmiştir. Her bir etmenden en yüksek puanı yemekhane almıştır (Etmen 1 X=2.14±0.92, Etmen 2: X=1.89±0.83, Etmen 3: X=2.08±1.01, Etmen 4: X=2.20±1.08, Etmen 5: X=2.00±1.03). İşletmelerin, etmenlerin tümünden aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla yemekhane (X=2.00±1.03), kantin (X=1.97±0.80), özel kafe (X=1.83±0.82), özel restoran (X=1.82±0.89) şeklindedir. Sonuçlar arasındaki fark önemli bulunmuştur (p<0.01). İşletmelere araştırmacı tarafından "TBH Veren Kuruluşlara Yönelik Hizmet Kalitesi Değerlendirme Formu" uygulanmıştır. İşletmelerin 4 üzerinden aldıkları toplam puanlar sırasıyla yemekhane (3.37), kantin (3.03), özel kafe (2.88), özel restoran (2.55) şeklindedir. Öğrencilerin değerlendirme sonuçları ile araştırmacının değerlendirme sonuçları karşılaştırılmış, her iki durumda işletmelerin puan sıralamaları aynı çıkmış ve sonuçlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda öğrencilerin TBH tercihi ve TBH hizmet kalitesi değerlendirme sonuçlarının, araştırmacının elde ettiği sonuçlar ile paralel olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İnsülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat oranının biyokimyasal ve antropometrik parametrelere etkisi
ÖZET Çelik, A. İnsülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat oranının biyokimyasal ve antropometrik parametrelere etkisi. HKÜ Beslenme ve Diyetetik yüksek lisans tezi, Gaziantep,2018. Bu araştırmada, insülin direnci olan kadınlarda diyetteki iki farklı karbonhidrat düzeyinin antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırma Mart 2017–Mayıs 2017 tarihleri arasında Gaziantep ili Kamu Hastaneleri Kurumu Şehitkamil Devlet Hastanesi diyet polikliniğine başvuran, insülin direnci tanısı alan, 20-50 yaş arası, 25-35kg/m2 BKİ'ne sahip 30 birey üzerinde yapılmıştır. Bireyler yaş, BKİ'ne göre düşük karbonhidratlı (DKH) ve yüksek karbonhidratlı (YKH ) grup olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. DKH grubuna enerjisinin % 45-50'si; YKH grubuna enerjisinin % 55-60'ı karbonhidrattan gelen, ağırlık kaybı sağlayan tıbbi beslenme tedavisi planlanmıştır. Araştırma öncesinde bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, üç günlük besin tüketimleri ve fiziksel aktivite düzeyleri araştırmacı tarafından saptanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri araştırma öncesinde (A.Ö) ve araştırma bitene kadar her ay, biyokimyasal parametreleri ise araştırma öncesi ve araştırma sonrası(A.S) alınmıştır. DKH grubunda bulunan bireylerin A. Ö'si ve A. S'sı BKİ (31,35±1,67; 29,41±2,24), bel çevresi (98,67±4,40; 89,93±6,31), vücut yağ kütlesi (30,62±40,30; 27,57±4,07), vücut yağ oranı (38,44±3,12; 36,54±3,32) ölçümlerinde azalma görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). YKH grubunda bulunan bireylerin A.Ö'si ve A.S'sı BKİ (31,67±1,80; 28,90±2,23), bel çevresi (98,93 ±5,45; 89,40 ±6,39), vücut yağ kütlesi (30,13±3,11; 24,89±3,33), vücut yağ oranı (38,01±1,99; 34,95±2,90) ölçümlerinde azalma görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Araştırmanın sonucunda A.Ö'si ve A.S'sı DKH ve YKH grubu arasında BKİ, bel çevresi, vücut yağ kütlesi, vücut yağ oranı, yağsız vücut kütlesi ve vücut su miktarları, HOMA –IR, AKŞ, insülin, vitamin D, HDL kolesterol, trigliserid değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamıştır (p>0,05). Gruplar karşılaştırıldığında sadece Total kolesterol ve LDL kolesterol değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak yapılan bu araştırmada yüksek ve düşük karbonhidratlı diyetlerin ağırlık kaybı, antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametreler üzerinde önemli ölçüde benzer etkileri olduğu saptanmıştır. Bireye özgü, beslenme ilkelerine uygun ve dengeli bir zayıflama diyeti hastaların kilo vermesinde altın standart olarak benimsenmelidir. Anahtar Kelimeler: Obezite, insülin direnci, karbonhidratlar
Malatya'da bir aile sağlığı merkezine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması
Bu çalışma; Malatya il merkezindeki 3-18 yaş arası bireylerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde kırmızı renk veren Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Malatya ilinde bulunan Bostanbaşı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yürütülmüştür. Kasım 2016 – Aralık 2017 tarihleri arasında ASM'ye başvuran 3-18 yaş grubu 46 erkek ve 58 kız çocuk olmak üzere toplam 104 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarını saptamak için 1 günlük besin tüketim kaydı tartı yöntemiyle alınmıştır. Besin tüketim kaydı değerlendirilmesi ise BEBİS 7.1 öğrenci sürümü ile yapılmıştır. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve Beden Kütle İndeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaş gruplarına göre vücut ağırlıkları (kg) Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi'yle karşılaştırıldığında; 1-3 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu çocukların vücut ağırlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Çocukların enerji alımları değerlendirildiğinde; 1-3 yaş grubu, 4-6 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu kız çocukların enerji gereksinimini sırasıyla %123.8, %76.0 , %71.9 ve %75.9'unu karşıladığı; 10-13 yaş grubu erkek, 14-18 yaş grubu erkek ve kız çocukların enerji gereksinimini ise sırasıyla %56.0, %54.1 ve %61.6'sını karşıladığı bulunmuştur. Allura Red AC (E129) içeren besinleri tüketen bireylerin oranı %5.8'dir. Tüm yaş gruplarında günlük ortalama E 129 (Allura Red AC) tüketim miktarının Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarını (ADI) aşmadığı görülmüştür.
Gaziantep ili kamu hastanelerinde verilen taşımalı yemek hizmetlerinin değerlendirilmesi
Begüm UĞURLU, Gaziantep İli Kamu Hastanelerinde Verilen Taşımalı Yemek Hizmetlerinin Değerlendirilmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışma Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep il merkezindeki dört kamu hastanesinde, hastane yemekhanesinde yemek yiyen toplam 575 hastane personeline verilen taşımalı yemek hizmetinin toplu beslenme sistemleri açısından değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya katılan personele verilen toplu beslenme hizmeti ile ilgili görüşleri sorulup, 5'li Likert tipi ölçeklendirme ile çok kötü, kötü, orta, iyi ve çok iyi şeklinde değerlendirilmiştir. Çalışmada yapılan değerlendirme sonuçlarına göre, yemeklerin beğeni kriterlerinin dağılımına bakıldığında; bireyler toplam olarak sırasıyla yemeklerin kıvamını (%40,3), görüntüsünü (%36,0), sıcaklığını (%35,0), pişme oranını (%34,0), kokusunu (%33,5), yeterli ve dengeli beslenme açısından elverişliliğini (%33,0) ve ekmeğin kalitesini (%32,0) orta düzeyde beğenmiştir. Çok kötü değerlendirilen seçenekler ise sırasıyla yemeklerin yağ oranı (%35) ile yemeklerin uyumu (%23,0) olmuştur. En yüksek beğeni oranı ise; yemek miktarının yeterliliğinin/doyuruculuğunun (%31,0) iyi olarak değerlendirilmesinde görülmüştür. Yemekhanelerin fiziki özelliklerinden havalandırmanın çok kötü (%40,0) olarak değerlendirildiği, hastanede yemek kokusundan şikâyetin de yüksek düzeyde (%36,0) olduğu saptanmıştır. Taşımalı yemek hizmeti verilen kurumlarda bireyler yemekhane genel temizliğini (%37,4) ve yemek takımlarının temizliğini (%35,7) orta düzeyde değerlendirirken, yemekhane personelinin temizliğini (%43,0) iyi olarak değerlendirmişlerdir. Benzer şekilde yemekhane personelinin servis sırasındaki tutum ve davranışı da (%41,2) iyi olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; çalışmanın yapıldığı hastanelerde verilen taşımalı yemek hizmeti sunum biçiminden memnuniyetin orta düzeyde (%38,0) olduğu saptanmıştır. Hastaneler arası değerlendirmede de yemeklerin yağ oranı hepsinde çok kötü olarak değerlendirilirken, yemek miktarının yeterliliği/doyuruculuğu iyi olarak değerlendirilmiş ve değerlendirmelerde anlamlı bir fark bulunmuştur (p≤0,05). Memnuniyet oranının artırılması için yemeklerin sübjektif özellikleri iyileştirilmeli, standart yemek tariflerine bağlı aynı kalitede yemek üretimi verilmeli ve servis sırasında yemek kalitesini etkileyecek iyileştirici önlemler alınmalıdır. Anahtar sözcükler: toplu beslenme, yemek hizmeti, memnuniyet, hastane, hijyen.
Üniversite öğrencilerinin duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, Gaziantep ili Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde Ekim 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında Beslenme ve Diyetetik (BDB), Hemşirelik (HEM) ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) bölümlerinin 3.ve 4. sınıflarında öğrenim gören, çalışmaya katılmaya gönüllü öğrencilerin (n:325), duygusal yeme davranışları ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Öğrencilerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, bir günlük besin tüketimleri, duygusal yeme davranışını sorgulamak için üç faktörlü beslenme (TFEQ) anketi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığı (EESQ) anketleri uygulanmıştır.Öğrencilerin antropometrik ölçümleri de (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi ve kalça çevresi) Biyoelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile ölçülmüştür.Bir günlük enerji ve besin öğeleri tüketimleri Beslenme Bilgi Sistemi (BEBİS) programı kullanılarak analiz edilmiş ve bulunan değerler Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi (TÖBR) ile karşılaştırılmıştır.Çalışmaya katılan öğrencilerin %77,2 'si kız ve bekar (%94,2) olup %22,8 'i erkektir.Yaş ortalaması( ±S) sırasıyla kızlarda 22,2±1,9 ve erkeklerde 23,2±1,9 'dur.Öğrencilerin yarıya yakınının (%47,4) en az bir ana öğünü atladığı, %36,6 'sının bir ara öğün tükettiği, %28,9 'unun öğün atladığı ve genelde sabah öğününü (%51,4) atladıkları saptanmıştır. BDB 'nün %28,5 'i, HEM bölümünün %29,7 'si ve FTR bölümünün ise %41,6 ' sının doktor tarafından tanısı konulmuş bir hastalığının olduğu ve FTR bölümündeki öğrencilerde ülserin (p˂0,05) ve ailelerinde ise osteoporozun (p˂0,05) önemli düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır.Beden Kitle İndeksi (BKİ) açısından öğrencilerin %68,0'i normal, %21,5'i ise hafif şişmandır. TÖBR'e göre öğrencilerin enerjinin proteinden (BDB Kız:%118,1 ve Erkek:%119,4 ; HEM Kız:%112,2 ve Erkek:%101,9 ; FTR Kız:%113,6 ve Erkek:%119,3) ve yağdan(BDB Kız:%126,1 ve Erkek:%118,3 ; HEM Kız:%133,7 ve Erkek:%136,6 ; FTR Kız:%138,7 ve Erkek:%128,4) gelen oranlarının önerilenden yüksek olduğu ve karbonhidrat oranlarının (BDB Kız:%81,0 ve Erkek:%84,6 ; HEM Kız:%78,5 ve Erkek:%79,6 ; FTR Kız:%75,0 ve Erkek:%79,1) ise önerilenden düşük olduğu anlaşılmıştır.Tüm öğrencilerin büyük çoğunluğunun canı sıkıldığında, endişeli olduğunda, arkadaşları kendini ikna etmeye çalıştığında, üzgün olduğunda, yalnız hissettiğinde daha fazla yemek yediği bu durumun ise en fazla kızlarda olduğu belirlenmiştir.Bölümlere göre kontrolsüz yeme düzeyi en fazla FTR bölümünde (p˂0,05), açlığa duyarlılık düzeyinin ise HEM bölümünde (p˂0,05) olduğu, cinsiyete göre bilişsel kısıtlama düzeyi ve duygusal durumlarda yeme alışkanlığının (EESQ) en fazla kızlarda olduğu görülmüştür (p˂0,05). Duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiye bakıldığında; ağırlık(kg), bel çevresi(cm), kalça çevresi(cm), Beden Kitle İndeksi (BKİ), Bazal Metabolizma Hızı (BMH), vücut yağ oranı (%) ve miktarı (%) ile ölçek puanları arasında pozitif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu; boy uzunluğu(cm), vücut sıvı oranı (%), vücut sıvı miktarı (kg), yağsız vücut oranı (%), yağsız vücut miktarı (kg) arasında ise negatif yönde (p˂0,05) anlamlı ilişki olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak duygusal yeme davranışı ile antropometrik ölçümler arasında güçlü bir ilişki olduğu, beslenme davranışlarına ek olarak duygu ve stres yönetimine odaklanan multidisipliner bir yaklaşımın üniversite çağındaki gençlerde duygusal yemeye bağlı olarak gelişebilecek ağırlık artışı riskini azaltacağından yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Üniversite döneminde beslenme, Duygusal yeme, Kontrolsüz yeme, Bilişsel kısıtlama, Açlığa duyarlılık
Tip 2 diyabetli bireylerin metabolik kontrollerinin diyabet güçlendirme ölçeği ile değerlendirilmesi
Bu çalışma Tip 2 DM'li bireylerin matabolik kontrollerini Diyabet Güçlendirme Ölçeği ile değerlendirilmesi amacıyla Şubat 2019-Nisan 2019 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nde Tip 2 DM tanısı konulmuş121 birey üzerinde yapılmıştır. Bireylere diyabeti algılama ve uyumluluklarını belirlemek amacıyla geliştirilen ''Diyabet Güçlendirme Ölçeği'' uygulanmıştır. Bu ölçek ABD'de geliştirilmiş ve 2012 yılında Türkçe'ye uyarlanmıştır. Bireylere ayrıca soruşturma yöntemi ile bir soru formu uygulanmıştır. Soru formunda demografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı sorgulanmış olup antropometrik ölçüm sonuçları ve açlık kan glukoz düzeyleri kaydedilmiştir. Araştırmada erkek ve kadınların yaş ortalamaları sırasıyla 47,1 ±18,3 ve 47,6 ±18,1 olarak bulunmuştur (p>0,05). Tüm bireylerin %62,0'ının ev dışında en az bir öğün beslendiği saptanmıştır. Erkeklerde ve kadınlarda BKI değerleri sırasıyla 26,8 ±4,0 ve 27,8 ±5,5 olup hafif şişmanlık düzeyinde olmaları yönünden benzer bulunmuştur (p>0,05). Erkeklerde hafif şişman ve obez olanların oranı %50,0 ve %16,0 iken kadınlarda bu oran %28,2 ve %36,6'dır. Obez sınıfında yer alan kadınların oranı erkeklere göre daha fazladır (p<0,05). Yine bel çevresi yüksek risk grubunda olan kadınların oranı da daha fazladır (p<0,05). Bireylerin ortalama açlık kan glukoz düzeyleri 225,1 ±74,1 mg/dl'dir ve cinsiyetler arasında farklılık yoktur (p>0,05). Diyabet Güçlendirme Ölçeği uygulandığında cinsiyet açısından bir fark bulunmamıştır. Ölçekten alınan puanlar sınıflandırıldığında iyi puan (105-140 puan) alan hiçbir birey bulunmazken orta puan (67-104 puan) alanların oranı erkeklerde %92 kadınlarda %83,1 bulunmuştur. Kan bulgularına göre bireylerin HbA1C düzeyleri çoğunlukla(%86,0) orta ve kötü, Trigliserit düzeyleri çoğunlukla(%80,2) normal ve sınırda yüksek, Total kolesterol düzeyleri çoğunlukla (%93,4) normal ve sınırda yüksek, HDL düzeyi %86,8 oranıyla düşük, LDL düzeyi %83,5 oranıyla normal bulunmuştur. Diyabet Güçlendirme Ölçeğinden alınan toplam puan ile yaş, BKI, bel çevresi, açlık kan şekeri, HbA1C, diyabet yaşı, trigliserit, total kolesterol, HDL, LDL arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Burada bireylerin Tip 2 DM diyetlerine uyumlarının uzman yardımıyla ve bilinçlendirilerek diyabet diyetlerine uyumlarının daha üst düzeye çıkarılabileceği söylenebilir. Sonuç olarak bu ölçek diyabetli bireylerin tedavilerinin planlanmasında ve yeniden düzenlenmesinde kullanılabilirdir. Anahtar Kelimeler: diyabet, diyette uyum, diyabet güçlendirme ölçeği, metabolik kontrol, antropometrik ölçüm
Üniversite öğrencilerinin toplu beslenme hizmetlerinden memnuniyet durumu ve yemeklerde oluşan artık düzeyinin belirlenmesi
Üniversite öğrencileri, günlük enerji ve besin öğeleri gereksinmelerinin 2/3'ünü üniversitede geçirdiği süre içerisinde sunulan toplu beslenme hizmetlerinden yeterli ve kaliteli bir düzeyde sağlamak durumundadır. Bu çalışma Kasım/Aralık 2019 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi öğrencilerinin üniversite yemekhanesinde sunulan toplu beslenme hizmetlerinden memnuniyet durumlarını belirlemek ve bir haftalık (beş gün) süreçte üniversite yemekhanesinde tüketilen çeşitli yemeklerde oluşan artık miktarının saptaması amacıyla sübjektif ve objektif olmak üzere iki kısımda yürütülmüştür. Araştırmanın birinci kısmında, beyana dayalı/sübjektif hizmet memnuniyetine ilişkin veriler 273 öğrenciye (Kadın:%50.5; Erkek:%49.5) verilen toplu beslenme hizmeti ile ilgili görüşleri sorulup, 5'li Likert tipi ölçekleme ile çok kötü, kötü, orta, iyi, çok iyi şeklinde değerlendirilmiş ve puanlanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin beyanlarına dayalı olarak porsiyon cinsinden bıraktıkları artık miktarları sorgulanmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında, objektif yöntemle oluşan artık miktarlarını belirlemek amacıyla her gün (beş gün) yemekhanede rastgele seçilen 300 öğrencinin (Kadın:%50; Erkek:%50) artık miktarları tartım yöntemiyle hesaplanmıştır. Çalışmada birinci kısmında elde edilen verilere göre; öğrencilerin beyanları doğrultusunda, servis edilen yemeklerin organoleptik özelliklerinden sırasıyla; yemeklerin lezzeti, salata/meyvelerin tazeliği, görünümü, pişme düzeyi, temizliği, (%89.0, 86.9, %86.8, %86.5, %86.5) menü özelliklerinden; sağlıklı beslenme ilkelerine uygunluğunu (%83.6) ve servis özelliklerinden; servis personelinin davranışları, temizliği ve servis saatlerinin uygunluğu (%93.4, %89.0, %87.9) orta ve orta düzey üzeri olarak bulunmuştur. Buna rağmen hizmetin sunduğu yemeklerin organoleptik özelliklerden sırasıyla; yemeklerin sıcaklıkları ve porsiyon miktarları (%20.5, %16.5) menü özelliklerinden; uyum, çeşitlilik ve tekrar sıklıkları (%77.7, %77.2, %64.1) servis özelliklerinden; tepsi temizliği, tabak temizliği ve yemek takımlarının temizliği ve servis şekli (%39.2, %38.0, %36.7, %19.5) kötü ve çok kötü olarak bulunmuştur. Öğrencilerin organoleptik ve menü özelliklerinden memnuniyetleri ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05) ancak servis özelliklerinden memnuniyetleri ile cinsiyetleri arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin yemekhaneden yararlanma sıklıkları, aylık ortalama harçlık miktarları ve yaş ortalamalarının sunulan hizmetteki memnuniyet durumlarına etkisi bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin sunulan yemeklerde artık bırakma/tüketmeme nedenleri sıralandığında; %28.9 ile yemeklerin lezzetsiz olması, %25.3 ile porsiyon miktarının fazla olması, %15.8 ile alışık tatların olmaması gibi nedenler bulunmuştur. Çalışmanın ikinci kısmında objektif yöntemle elde edilen verilere göre; ana yemeklerdeki artık oranının toplam çıkan ana yemek porsiyonuna göre %21.2, 2. kap yemeklerde %17.2, 3. kap yemeklerde %11.8 olduğu bulunmuştur. Ayrıca artık bırakma oranı tüm yemek çeşitlerinde kadın öğrenciler için %22.1, erkek öğrenciler için %12.6 olarak bulunmuştur. Bu da, bu üniversitede çıkan yemeklerin maliyetinde %19-20 arasında bir kayıp/zarar olduğunu göstermektedir. Çalışmanın her iki yönteminde de kadınların erkeklere oranla yemeklerde daha fazla artık bıraktığı ve öğrencilerin cinsiyetleri ile yemeklerde bıraktıkları artık miktarları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05) ayrıca, artık toplama yüzdeleri arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Dolayısıyla artık oranları en doğru ve pratik olarak, öğrencilere sorulan tabaklarında bıraktıkları artık porsiyonları sorgulanarak saptanabilmektedir. Sonuç olarak; çalışmanın yürütüldüğü yemekhaneden yararlanan öğrencilerin, sunulan hizmetteki memnuniyetsizlikleri ile doğru orantılı olarak oluşan artık düzeyleri göz ardı edilemeyecek boyutlardadır. Hizmetin kalite özelliklerinin daha da iyileştirilerek, öğrencilerin memnuniyet durumlarının artırılması ve artık miktarlarının azaltılmasına gereken önem verilmelidir.
Bir hastanenin polikliniklerine başvuran yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi
Bu araştırma yaşlı bireylerin beslenme durumunun taranması ve sıvı tüketiminin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Gaziantep ilinde bulunan bir özel hastanenin polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri 200 yaşlı (93 erkek, %46,5, 107 kadın, %53,5) birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylere uygulanan anket formunda demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları/besin tüketim sıklığı, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA) ve antropometrik ölçümler yer almaktadır. Yaşlı bireylerin yaş ortalamaları benzerdir (p=0,884; p>0,05). Hipertansiyon (erkek %35,5, kadın % %65,4) ve diyabet(erkek %34,2, kadın % 52,3) özellikle kadınlarda en çok görülen hastalıklar olarak saptanmıştır. İki grup arasında diyabet ve hipertansiyon hastalıkları açısından anlamlı bir fark bulunmazken diğer hastalıklar ile istatistiksel olarak çok anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Türkiye Beslenme Rehberi'ne (TÜBER)'e göre erkekler alınması gereken enerjinin %92,4'ünü kadınlar ise enerjinin %97,4'ünü karşılamıştır. Enerjinin karbonhidrattan (erkeklerde %45,36±7,76, kadınlarda %46,33±7,05) ve proteinden gelen oranı (kadınlarda %18,48±2,00 erkeklerde %18,80±1,89) önerilen düzeyde, yağdan gelen oranı (erkeklerde %36,02± 6,70, kadınlarda %34,88±6,37) önerilenin üzerinde olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerde (kadın %40,2, erkek %45,1) toplam iki cinsiyette %42,6'sı ise önerilen düzeyin altında su tükettiği bulunmuştur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflamasında erkeklerin %36,0'sının fazla kilolu, kadınların %49,5'inin şişman olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerin cinsiyete göre BKI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,000; p<0,01). Kadınların %51,7'si, erkeklerin ise %48,3'si MNA puanına göre normal (12-14 puan) nütrisyonel duruma sahip olduğu, erkeklerin %35,7'si, kadınların %64,3'ü malnütrisyon riski (8-11 puan) altında olduğu saptanmıştır. Cinsiyete göre nütrisyonel durum arası bir fark bulunmamıştır (p=0,229; p>0,05). Bu çalışmada sonuç olarak, yaşlıların beslenme ve sıvı tüketimleri açısından bazı sorunları olduğu saptanmıştır, buna yönelik olarak yaşlı beslenmesi konusunda gerekli politikaların geliştirilmesi ve bu konuda yaşlıların bilinçlendirilmesi sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: yaşlı, sıvı tüketimi, malnütrisyon, Mini Nütrisyonel Araştırma (MNA)
Ebeveyn besleme tarzının okul çağı çocuklarının beslenme alışkanlıkları, uygulamaları, antropometrik ölçümleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisi
Bu çalışma ebeveyn besleme tarzının okul çağı çocuklarının beslenme alışkanlıkları, uygulamaları, antropometrik ölçümleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini saptamak amacıyla planlanmış ve yapılmıştır. Çalışma Ekim 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında Gaziantep Doğa Koleji'ne giden 3. 4. Ve 5. Sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Çalışmaya toplam 128 çocuk (Erkek:72, %56,3; Kadın:56, %43,8) ve bunların ebeveynleri dahil edilmiştir. Çocukların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı, ebeveynlerin besleme tarzları,hem ebeveyn hem çocuk formu şeklinde yaşam kaliteleri ve antropometrik ölçümleri belirlenmiştir. Araştırma kapsamında yer alan okul çağı kız çocuklarının beden kütle indeksi ortalaması ise 19,64±3,80 olup erkek çocuklarının beden kütle indeksi ortalaması 19,87±3,83'tür. Kız çocuklarının en yüksek oranla %50'si yaşa göre boy, %50'si yaşa göre ağırlık, %55,4'ü boya göre ağırlık sınıflamasında; erkek çocuklarının ise %45,8'i yaşa göre boy, %45,8'i yaşa göre ağırlık, %50'si boya göre ağırlık sınıflamasında normal aralıklarda bulunmuştur. Kız ve erkek çocuklarının ebeveynlerin besleme tarzı düzeyleri incelendiğinde, en fazla (sırasıyla 28,69±4,54, 28,56±4,49) cesaretlendirici/ yiyeceği sevmeyi teşvik edici besleme tarzını benimsedikleri ve genel ortalama olarak ebeveynlerin en az düzeyde tercih edilen besleme tarzının ödüllendirici besleme tarzı olduğu (13,222±4,418), bunun da cinsiyete göre dağılımının kadın ve erkeklerde sırasıyla 9,660±3,47, 9,666±3,444 olduğu belirlenmiştir. Kız çocuklarında ebeveyn besleme tarzı düzeyleri ile yaş ve BKİ değerleri arasında ilişki yoktur. Erkek çocuklarının ebeveynlerinin duygusal, ödüllendirici ve toleranslı kontrollü (beslenme kararını çocuğa bırakan) besleme tarzı azaldıkça BKİ değerleri azalmakta, sıkı kontrollü (takip edici) beslenme düzeyleri azaldıkça BKİ değerleri artmaktadır. Kız ve erkek çocukların yeme davranışı düzeylerine bakıldığında, büyük çoğunluğunun (sırasıyla 18,375±5,45, 19,61±4,65) kendini tok hissettiği ve çoğunun (sırasıyla 16,87 ±4,34, 17,27 ±4,32) iştahlı ve yemek yemeyi sevdiği bulunmuştur. Her iki cinsiyette de çocukların en az içecek tüketme bağımlılığı (sırasıyla 8,51±3,35, 8,79±3,01) davranışı sergiledikleri bulunmuştur. Kız ve erkek çocuğa sahip olan ebeveynlere göre çocukları en yüksek yaşam kalitesine sosyal fonksiyonda, en düşük yaşam kalitesine ise fiziksel fonksiyonda sahiptir. Bu çalışmada yaş ve cinsiyet ile yaşam kalitesi düzeyleri ile her iki cinsiyette de çocukların yaşam kalitesi düzeyleri ile ebeveyn besleme tarzları arasında ilişki tespit edilmemiştir.
Spor bilimleri fakültesi 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları, sporcu beslenme bilgi düzeyi ve antropometrik ölçümlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 1. ve 4.sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanları, sporcu beslenme bilgi düzeyi ve antropometrik ölçümlerinin değerlendirmesi amacıyla Gaziantep ilinin Gaziantep Üniversitesinde 105 kadın, 186 erkek gönüllü öğrenciyle Şubat-Nisan 2021 tarihleri arasında covid-19 salgını dolayısıyla anketler uzaktan internet üzerinden yapılmıştır. Çalışmada "Sporcu Beslenmesi Bilgi Ölçeği (SBBÖ)" uygulanmıştır. Soru formunda demografik özellikler, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlığı, son 1 ay için besin tüketim sıklığı ve antropometrik ölçümleri(boy, kilo, bel çevresi, kalça çevresi) yer almaktadır. Araştırmaya 1. sınıf toplam 111 öğrenci ve 4. sınıf 180 öğrenci katılmıştır. 1.sınıf öğrencilerin % 46,8'i ve 4.sınıf öğrencilerin %51,7'si öğün atladığını belirtmiştir. Öğün atlama ve öğün sayısı benzerlik görülmüş anlamlı farklılık bulunmamıştır(p>0,05). Öğrencilerin su tüketimleri incelendiğinde 1. sınıfların %46,8'i, 4. sınıfların %60'ı, 2 litre ve üzeri günlük su tükettiklerini belirtmişlerdir. Dördüncü sınıf öğrencileri daha fazla su tüketmiştir (p=0,019). Çalışmaya katılan 1. ve 4. sınıf öğrencilerin Beden Kütle İndeksi (BKİ) değeri ortalaması sırasıyla 22,9±2,3 kg/ m2 ve 23,2±2,7 kg/ m2 'dir(p>0,05). Bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı ve bel/kalça oranı öğrenim görülen sınıflarda benzerlik gösterdiği görülmüştür(p>0,05). SBBÖ'den aldıkları puanlar incelendiğinde 1.sınıf öğrencileri 40,4±26,5 ve 4. sınıf öğrencileri 48,9±33,1 puan almışlar ve öğrenim görülen sınıf ile SBBÖ'den alınan puan arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,023). Ölçek alt boyutlarında faktör 1-ağırlık kontrolü, faktör 4-sporcu beslenmesi ve faktör 5-suplemandan alınan puan ortalaması 4.sınıf öğrencilerinde 1.sınıf öğrencilerine göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak Spor Bilimleri Fakültesi 4.sınıf öğrencilerinin, 1. Sınıf öğrencilerine göre sporcu beslenmesi hakkında daha fazla bilgili olduğu tespit edilse de; genel olarak öğrencilerin sporcu beslenmesi bilgi düzeyi açısından yetersiz oldukları görülmüştür. Bu konu ile ilgili okullarda derslere ek olarak seminerler, konferanslar verilerek bu konuda bilgi düzeyi artırılabileceği düşünülmektedir.
Kırsal ve kentsel bölgedeki ilkokul öğrencilerinde annenin beslenme bilgi düzeyi ile çocukların beslenme durumu ve diyet kalitesi arasındaki ilişki
Bu çalışma Ekim 2020 – Nisan 2021 tarihleri arasında kentsel bölgede bulunan Kahramanmaraş İsmail Kurtul İlkokulu ile kırsal bölgede bulunan Kahramanmaraş Türkoğlu Sultan Alparslan İlkokulu'nda öğrenim gören çocuklar ve anneleri üzerinde annenin beslenme bilgi düzeyi ile çocukların beslenme durumu ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya toplam 200 öğrenci (Kırsal: 100; Kentsel: 100; Kız:%55,0; Erkek:%45,0) ve anneleri dahil edilmiştir. Çocukların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin tüketimleri ve Akdeniz Diyetine Uyum İndeksi (KIDMED) puanı ile annelerin demografik özellikleri ve Yetişkinler için Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) puanı belirlenmiştir. Sekiz yaş grubunda olan çocukların boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve beden kütle indeksi (BKİ) değeri kentsel bölgede yaşayan erkek çocuklarda (sırasıyla, 130,5±6,7 cm, 31,4±6,1 kg, 18,3±2,0 kg/m2), kırsal bölgedekine göre (sırasıyla, 123,9±3,1 cm, 23,9±2,1 kg, 15,5±1,2 kg/m2) yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çocukların BKİ değeri iki cinsiyette de kentsel bölgede yaşayan çocuklarda, kırsal bölgedekilere göre yüksek bulunmuştur. Çocukların günlük tükettikleri enerji ortalaması iki cinsiyette de kentsel bölgede yaşayanlarda (Erkek: 1007,7±150,5 kkal, Kız: 1028,7±148,9 kkal), kırsal bölgedekine göre (Erkek: 932,8±173,6 kkal, Kız: 951,0±171,7 kkal) yüksek bulunmuştur (p<0,05). A, E ve B12 vitaminleri hariç tüm enerji ve besin ögelerini iki cinsiyette de kentsel bölgede yaşayan çocukların, kırsal bölgedekilere göre daha fazla aldıkları tespit edilmiştir (p<0,05). Kentsel bölgede yaşayan çocukların KIDMED puan ortalaması (7,5±1,5), kırsal bölgedekilere göre (5,3±1,6) yüksek olup, iyi puan kategorisinde bulunma oranı kentsel bölgede yaşayanlarda (%60,0), kırsal bölgedekine göre (%10,0) yüksek bulunmuştur (p<0,05). Temel beslenme ve besin tercihi bilgisi puan ortalaması kentsel bölgede yaşayan annelerde (sırasıyla, 56,7±5,7, 40,4±4,4), kırsal bölgedekine göre (sırasıyla, 37,5±5,5, 31,9±3,1) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Annenin besin tercihi puanı arttıkça çocukların Akdeniz diyetine uyumları artmaktadır (p<0,05). Her iki bölge için bakıldığında annelerin beslenme bilgi puanı ile çocuklarının BKİ, boy uzunluğu ve vücut ağırlığı arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak sağlıklı beslenme açısından bakıldığında, kentsel ve kırsal kesimdeki annelerin beslenme bilgi düzeyi ile KIDMED ve annenin beslenme puanı arasında bazı önemli farklılıklar olduğu saptanmış, bu doğrultuda da sağlıklı beslenme bilincinin çocuklar açısından önemi de düşünülerek, toplumun her kesiminde geliştirilmesine önem verilmelidir.
Piyasada tüketime sunulan karpuz çekirdeğinin yağ asidi örüntüsü, mineral ve makro besin öğeleri içeriğinin saptanması
Bu çalışma, tüketim amacıyla piyasaya sunulan karpuz çekirdeklerinin makro besin öğeleri, yağ asit örüntüsü ve bazı minerallerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Numuneler Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir illerindeki üreticilerden temin edilmiştir. Deneysel olan bu çalışmada tüm analizler AOAC metotlarına göre yapılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi metodu (One-way ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Analiz sonucu değişkenler arasında görülen farklılığın belirlenmesi için Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Siirt ili çekirdekleri, diğer iller göre daha yüksek oranda yağ, protein, nem ve kül (sırasıyla %50,63±0,57, %31,46±2,54, %2,57±0,14, %3,70±0,13) içerirken, Şanlıurfa ili çekirdeklerinin ham lif içeriği (%5,69±0,22) diğer illere göre daha yüksektir. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdeklerinin karbonhidrat miktarları sırasıyla %6,52 %8,12 ve %8,79; enerji miktarları ise sırasıyla 607,59 kkal/100g, 600,91 kkal/100g ve 612,98 kkal/100g'dır. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdekleri, en fazla linoleik asit (sırasıyla %42,73±0,40, %46,83±0,06, %43,77±0,03) içerirken, en az araşidonik asit (sırasıyla %0,90±0,03, %0,78±0,01, %0,85±0,01) içermektedir. Karpuz çekirdeğinin içerdiği yağ asitleri gruplandırıldığında, en az tekli doymamış yağ asidi (Siirt %23,08, Şanlıurfa %20,08, Nevşehir %23,38), en fazla çoklu doymamış yağ asidi (Siirt %42,73, Şanlıurfa %46,83, Nevşehir %43,77) içermektedir. Tüm numunelerde mineral olarak potasyum içeriği en yüksek miktarda bulunurken (Siirt 601,59±0,07 mg/100g, Şanlıurfa 601,37±0,05 mg/100g, Nevşehir 608,39±0,03 mg/100g), en az nikel minerali (Siirt 0,18±0,01 mg/100g, Şanlıurfa 0,15±0,00 mg/100g, Nevşehir 0,11±0,01 mg/100g) içerdiği saptanmıştır. Hiçbir numune bakır içermemektedir. Protein hariç, karpuz çekirdeklerinin diğer tüm besin öğelerinde şehirlerarası farklılık anlamlıdır (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde tüketimi oldukça fazla olan karpuz çekirdeklerinin besin örüntüsünün oldukça değerli olduğu belirlenmiştir.
Yetişkin bireylerde uyku kalitesinin 25-OH D vitamini düzeyi ve akdeniz diyet kalite indeksi ile olan ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Sağlıklı yaşam kliniğine başvuran yetişkin bireylerin beslenme durumlarının, serum 25 OH D vitamini düzeylerinin ve Akdeniz Diyetine uyumlarının uyku kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya bu çalışmanın süreci olan 6 ay içinde serum 25 OH D vitaminine bakılmış olan yaşları 19 - 65 arasında değişen 75 kadın, 25 erkek olmak üzere toplam 100 birey katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere genel özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını sorgulayan anket formu uygulanmıştır ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmıştır. Katılımcıların uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Akdeniz Diyetine uyumlarını değerlendirmek için Akdeniz Diyeti Kalite Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 37,6±12,3 yıldır. Erkeklerin ve kadınların BKİ ortalamaları sırasıyla 27,80±6,45 kg/m2 ve 27,51±7,37 kg/m2 bulunmuştur. Katılımcıların D vitamini düzeyi ortalaması 20,74±10,2 ng/ml olarak bulunmuştur. Katılımcıların D vitamini düzeyleri sınıflandırıldığında %52'sinde D vitamini eksikliği (<20,00 ng/ml) olduğu görülmüştür. Katılımcıların PUKİ puan ortalaması 5,99±2,84 olarak bulunmuştur. Katılımcıların %69,0'u kötü uyku kalitesine sahiptir. Uyku kalitesi ile D vitamini düzeyi ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin ortalama D vitamini düzeyi kötü uyku kalitesine sahip bireylerden daha yüksektir. Üç ana öğün tüketme ile uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p <0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin %71,0'nin üç ana öğün tükettiği saptanmıştır. Uyku kalitesi ile KİDMED toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin KİDMED ortalama toplam puanı kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ortalama puanından daha yüksektir. D vitamin yetersizliği, toplumda önemli sağlık sorunlarına yol açabilme potansiyelinde olduğundan üzerinde önemle durulması, ulusal ve uluslarası beslenme plan, politikalarında yer verilmesi gereken bir konudur. Uyku kalitesini etkileyen faktörlerin daha net anlaşılabilmesi için uyku kalitesinin klinik cihazlarla ölçüldüğü büyük örneklem gruplarında yapılan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Ultra işlenmiş besin tüketiminin obezite üzerinde etkisinin incelenmesi
Gelişen ekonomiyle birlikte yaygınlaşan ultra işlenmiş besinler; hayatımızda daha çok yer almaya başladı. Bu çalışmanın amacı Gaziantep ilindeki bir Sağlıklı Yaşam Merkezine başvuran yetişkin bireylerin ultra işlenmiş besin tüketimlerinin; obezite durumu ile diğer bazı değişkenlerle arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma bu merkeze başvuran 18-64 yaş arası toplam 393 kişi (206 kadın, %52.4; 187 erkek, %47.6) üzerinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan soru kâğıdı yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite durumlarını saptamak için; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Formu (IPAQ-Short Form) ve besin tüketim alışkanlıklarını saptamak için; Besin Tüketim Sıklığı Formu uygulanmıştır. Beden kütle indeksi (BKİ), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınıflamasına göre bireylerin %49.76'sı fazla kilolu ve %25.1'i şişmandır. Katılımcıların günlük enerji ve makro besin ögesi alımlarının önerilen miktarın üzerinde, lif alımlarının ise yetersiz olduğu görülmüştür. Tüm katılımcılar A vitamini, B2, niasin, B12, sodyum, fosfor gereksinmelerini önerilen miktarda karşılarken; D vitamini, E vitamini, B1, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir gereksinmesini önerilen miktarda karşılayamamaktadır. Ayrıca kadın katılımcıların biyotin, B6 alımları da yetersizdir. Analiz sonucuna göre; günlük alınan enerjinin %34.27'si; şekerin %28.1'i; sodyumun %17.89'u; doymuş yağın %35.35'i; kolesterolün %14.15'i ultra işlenmiş besinlerden sağlandığı görülmüştür. Katılımcılara ait BKİ ile ultra işlenmiş besin tüketim değerleri arasında istatistiksel olarak doğrusal yönde, anlamlı yüksek bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). IPAQ skoru değeri ile ultra işlenmiş besin tüketim düzeyleri arasında istatistiksel negatif yönde anlamlı, bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Aynı zamanda abdominal obezite sınıflandırma sonuçlarına göre ultra işlenmiş besin tüketim miktarları karşılaştırıldığında; aralarında istatistiksel olarak doğrusal yönde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlardan hareketle sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi için toplumun bilinçlendirilmesi fayda/ zarar farkındalığı oluşturulmalıdır.
Hepatik tutulum ile giden glikojen depo hastalarında Diyet İnflamatuvar İndeksinin karaciğer enzimleri yüksekliği ile ilişkisi
Bu çalışmada hepatik tutulumlu ile giden glikojen depo hastalığı (GDH) tanılı hastaların beslenme durumlarının değerlendirilerek diyetin inflamatuvar etkisinin karaciğer enzimleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Polikliniğinde, Hepatik Tutulumlu GDH tanısı ile takip edilen 2-18 yaş arası, 22'si (%55) erkek ve 18'i (%45) kadın olmak üzere 40 hasta üzerinde yapılmıştır. Akrabalık durumuna göre, katılımcıların %72,5'i kuzen olduğunu belirtirken, %27,5'i böyle bir akrabalık ilişkisi olmadığını ifade etmiştir. Hastalık tiplerine göre, katılımcıların %20' sinin tip Ia, %27,5'inin tip III, %10'unun tip VI, %35'inin tip IX ve %7,5'inin tip XI tanısı ile takip edildiği belirtilmiştir. Bazalda ve 3. ayda hastalara diyet inflamatuvar indeks (Dİİ) skorunu azaltacak diyet önerileri verilmiştir. Besin tüketim kaydı (BTK) ve besin sıklık formlarından elde edilen bilgiler ile Dİİ skorları hesaplanmıştır. Bazal değerlendirmede hastaların boy uzunluğu Z-skoru -1,55±2,50 SDS iken, çalışma sonunda -1,45±1,84 SDS olduğu, yağsız kas kütlesinin başlangıçta 25,60±13,61 kg iken, çalışma sonunda 26,17±12,64 kg olduğu görüldü. Boy uzunluğu Z-skoru ve yağsız kas kütlesinde görülen artışın istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (sırasıyla p˂0,05, p=0,001). Yavaş salınımlı karbonhidrat desteği (çiğ mısır nişastası veya glycosade) kullanımına göre çalışma süresince gruplar arasında Dİİ skorunun farklılık göstermediği saptandı (p>0,05). Antiinflamatuvar özellikte diyet tüketimi sonrasında bazale göre 6. ayda hastaların aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) ve trigliserid (TG) düzeylerindeki düşüş istatiksel olarak anlamlı değilken, kolesterol düzeyindeki düşüş anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızda, Dİİ skoru göz önüne alınarak düzenlenen diyetin farklı alt tiplerdeki GDH hastalarında büyüme, yağsız vücut kitlesi, karaciğer fonksiyon testleri ve hiperlipidemi üzerine istatistiksel olarak anlamlı olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonunda daha fazla sayı/alt tiplerdeki hastalarda yapılacak Dİİ değerlendirmeleriyle oluşturulacak diyetlerin, Dİİ'nin hastalığın seyri üzerine doğrudan/dolaylı etkileri konusunda daha net bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Morbid obez bireylerde uygulanan zayıflama diyeti ile farmakolojik tedavinin ağırlık kaybı ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma morbid obez bireylere uygulanan yağ oranı farklı ( enerjinin % 25-30' u ile enerjinin %20-24 'ü yağdan gelen düşük yağlı diyet) 2 zayıflama diyeti ile farmakolojik tedavinin ve diyetle kombinasyonunun ağırlık kaybı başta olmak üzere bazı önemli kan parametreleri üzerine etkilerini ortaya koymak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'nde gerçekleşmiştir. Çalışmaya, bu çalışmanın süresi olan 3 ay içinde, 18-65 yaş arasında, 63 morbid obez (Beden Kütle İndeksi> 40 kg/m2) birey katılmıştır. Araştırmaya katılan tüm bireylerin demografik özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını saptamak amacıyla anket formu uygulanmıştır. Beslenme durumunun değerlendirmesi amacıyla besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı formu, temel beslenme ve besin-sağlık bilgi düzeylerini ölçmek için yetişkinlere yönelik hazırlanan beslenme bilgi düzeyi ölçeği (YETBİD), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için fiziksel aktivite formu kullanılmıştır. Morbid obez bireyler randomize olarak üç gruba ayrılmıştır. 1.grup (n=21); standart diyet tedavisi, 2.grup (n=21); standart diyet tedavisi + farmakolojik tedavi, 3. grup (n=21); düşük yağlı (%20-24 yağ) diyet tedavisi+ farmakolojik tedavi almıştır. Üç aylık çalışma sonucunda gruplar sırasıyla (1., 2., ve 3. Grup) %8.7 (104,1 ± 7,15 kg'den 94,97 ± 6,81), %11.3 (105,3 ± 8,59 kg'den 93,47 ± 7,67 ), %12.9 (106,81 ± 10,26 kg'den 93,04 ± 8,84) vücut ağırlık kaybı yaşamıştır (p<0.05). Gruplar arası bel ve kalça çevresindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05) Üçüncü grupta ağırlık kaybı diğerlerine göre daha fazla olmuştur. Açlık kan glukozu (mg/dL), total kolesterol (mg/dL), LDL – kolesterol (mg/dL) gibi bazı kan parametrelerindeki azalma, tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmış olup, bu açıdan gruplar arasında bir fark bulunmamıştır (p <0.05). Obezite tedavisinde yaşam tarzı değişikliği ve bireye özgü planlanmış diyet programı kabul edilebilir bir sonuç vermezse farmakolojik tedavi düşünülmelidir.
Çalışan ve çalışmayan kadınlarda hedonik açlık ile akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, 18-65 yaş arası çalışan ve çalışmayan kadınlarda; hedonik açlık varlığı ile Akdeniz diyetine uyum düzeyinin karşılaştırılması ve hedonik açlık ile Akdeniz diyetine uyum durumunun; Beden Kütle İndeksi (BKI) (kg/m2), sigara kullanımı, alkol tüketimi, hızlı-hazır besin tüketimi ve öğün atlama gibi durumlar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 200 kadın katılmıştır. Katılımcıların seçiminde çalışan ve çalışmayan kadınların sayısının eşit ve/veya yakın olmasına dikkat edilmiştir. Kadınların demografik verileri, beslenme bilgi düzeyleri ve alışkanlıkları ile ilgili veriler yüz yüze anket yöntemiyle alınmış olup; hedonik açlık düzeyleri 'Besin Gücü Ölçeği (BGÖ)' ve Akdeniz diyetine uyum düzeyleri ise 'Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS)' kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerinin analizi SPSS 23.0 programıyla yapılmıştır. Verilerinin analizi sonucunda kadınların toplamda %61,6'sının 18-34 yaş arası, %22,6'sının 35-49 yaş arası ve %15,7'sinin de 50-65 yaş arasında olduğu belirlenmiştir. Kadınların çoğunun yüksekokul mezunu olduğu, bu oranı lise mezunu olanların takip ettiği saptanmıştır. Kadınlardan %43,8'inin BKI (kg/m2) değerlerinin 25 ve üzerinde olduğu, %35,5'inin hızlı-hazır besin tükettiği, %42.0'sinin öğün atladığı, %37,5'inin kahvaltı yapmadığı belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, çalışan kadınların %74,0'ünde, çalışmayan kadınların %72,0'sinde hedonik açlık olduğu ve çalışan kadınların %48,0'inin, çalışmayan kadınların %42,0'sinin Akdeniz diyetine diğerlerinden daha düşük skorda uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınların eğitim düzeyleri, hızlı-hazır besin tüketme ve öğün atlama alışkanlıkları ile alkol tüketme oranları, hedonik açlık düzeyleri ve Akdeniz diyetine uyum skorları benzerlik gösterirken, çalışmayan kadınlarda BKİ değerleri ile kahvaltı yapma alışkanlıkları çalışan kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hedonik açlığı yüksek düzeyde olan kadınlarda Akdeniz diyetine uyum skorlarının daha düşük olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Hedonik açlığı olmayan kadınlarda ortalama Akdeniz diyeti uyum skoru 9,1 iken, hedonik açlığı olan kadınlarda bu skor 5,5 olarak bulunmuştur. Hedonik açlığı olan kadınlar ile olmayan kadınlar arasında; BKİ (kg/m2) değeri ortalamaları (23,7 kg/m2; 23,4 kg/m2), eğitim düzeyleri, kahvaltı yapma alışkanlıkları ve alkol tüketme alışkanlıkları arasında benzerlik (p>0,05) bulunurken; hedonik açlığı olan kadınların sigara içme (%85.0) ve hızlı-hazır besin tüketme alışkanlığı (%88,7) oranının, hedonik açlığı olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek (p<0,05) olduğu saptanmıştır. Ayrıca Akdeniz diyetine uyum skorları düşük kadınların (%45) Akdeniz diyetine uyum skoru yüksek kadınlara (%21) kıyasla daha fazla öğün atladıkları ve hızlı-hazır besin tüketme alışkanlıklarının daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05).
Sürdürülebilir menülerin tasarlanması ve planlanması: Dijital modelleme yönteminin uygulanmasına ilişkin bir çalışma
Bu çalışma, toplu beslenme hizmetlerinde (TBH) sürdürülebilir menülerin tasarlanması ve planlanmasında dijital modelleme yönteminin uygulanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmada öncelikle, Google Forms aracılığı ile TBH'nde dijital menü planlanmasına ilişkin yaklaşım, görüş ve önerilerine ilişkin kurum diyetisyenlerine bir anket uygulanmıştır. Daha sonra okul öncesi-çağı çocukları, işyerleri-işçiler, hastaneler, huzurevleri, cezaevlerinde bulunan beş hedef kitlesine yönelik 3 kap set-seçimsiz öğle öğünlerine yönelik dijital menü planlamak amacıyla Excel programı tasarlanıp, geliştirilmiştir. Dijital programlama ile oluşturulan bu menüler, aynı beş hedef kitle için Ulusal Menü Planlama Rehberi'ndeki (UMPR) ve internet ortamından erişilen menülerin; sürdürülebilirlik ölçütleri olan karbon ayak izleri, su ayak izleri, besin ögesi örüntü profilleri ve maliyetleri yönünden değerlendirilip, karşılaştırılmıştır. Dijital program menüleriyle ilgili beş uzman diyetisyenden oluşturulan panelistlerden uzman görüşü alınmış ve bu doğrultuda program yenilenmiştir. Dijital programlamayla menü planlama konusunda görüş ve önerileri alınan diyetisyenlerin (n:70) yarıya yakını (%48,5) dijital programlamayla menü planlamanın kolay olmadığını ve bu konuda kararsız olduklarını belirtmiş; çoğu da standart tarife geliştirirken (%97,1) ve menü planlarken (%94,3) dijitalleşmenin mesleğe yararlı olacağını, pratiklik-kolaylık sağlayacağını belirtmiştir. Ayrıca katılımcıların önemli bir kısmının menü planlarken dijital bir platformdan destek almanın (%71,4) ve bir veri bankasının işi kolaylaştıracağı (%84,3) konusunda olumlu düşündüğü bulunmuştur. Menüler yemek kapları/grupları, sürdürülebilirlik ölçütleri açısından değerlendirildiğinde; tüm menülerin I. kap yemeklerin II. ve III. kap yemeklere göre, karbon ayak izi, su ayak izi ve maliyetleri yönünden daha yüksek olduğu görülürken; NRF (Nutrient Rich Food) 9.3 puanı yönünden daha iyi bir düzeyde olduğu saptanmıştır. Dijital program menüleriyle UMPR menüleri, I., II. ve III kap yemeklerinin karbon ayak izi ve maliyeti; I. ve II kap yemeklerin su ayak izi; I. kap yemeklerin NRF 9.3 puanı; III. kap yemeklerin SAIN-LIM sınıf puanı yönünden benzerdir (p>0,05). Dijital program menülerinin II. kap ve III. kap yemeklerinin hem UMPR hem de internet erişimli menülere göre NRF 9.3 puanları (p<0.001) daha yüksek ve III. kap yemeklerinin su ayak izi (p:0,004) ve SAIN-LIM sınıf puanı (p<0.001) daha düşüktür. Her bir menü (bir aylık/öğle öğünü) üç kap yemeğin ortalamalarıyla değerlendirildiğinde; dijital program menüleriyle UMPR menüleri, karbon ayak izi, su ayak izi, SAIN-LIM sınıf puanı ve maliyet yönünden benzerdir (p>0,05). Dijital program menülerinin NRF 9.3 puanı hem UMPR hem de internet erişimli menülere göre daha yüksektir (p<0.001). Dijital program ve UMPR menülerinin karbon ayak izi (p<0.001), su ayak izi (p<0.001) ve maliyetleri (p<0.001) internet erişimli menülere göre yüksektir. Sonuç olarak, dijital program menüleri, UMPR menüleri ile karşılaştırıldığında, sürdürülebilir nitelikler açısından benzerlikler gösterdiği bulunmuştur. Her ne kadar internet erişimli menülerin olumsuz çevresel etkileri daha az olsa da; besin ögesi örüntü profilleri yönünden daha olumsuz bulunmuştur. İnternet erişimli menüler ile dijital program menüleri arasında sürdürülebilir ölçütlerinde oluşan farklılıkların ana yemeklerdeki et, tavuk, balık gibi maliyeti yüksek olan besinlerin yer alma sıklığının ticari kaygılarla daha düşük olmasından, bütçenin kısıtlılığı vb. nedenlerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Dolayısyla, TBH'nde dijitalleşme ile hazırlanan menülerin hem çok kısa sürede hazırlanması; hem de sürdürülebilirlik ölçütlerine kolaylıkla ulaşılmasına olanak sağlaması gibi nedenlerle menü planlamada büyük yararlar sağlayabileceği sonucuna varılmıştır.
Paketli atıştırmalık besinlerin besin ögesi örüntü profillerinin üç farklı önyüz etiketleme yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma paketli atıştırmalık besinlerin besin ögesi örüntü profillerinin üç farklı önyüz etiketleme yöntemi ile değerlendirilmesi, sağlıklı atıştırmalıkların belirlenmesi ve tüketicinin sağlıklı seçimler yapabilmesi için bilinçlendirilmesi ve gıda sanayinin ürünlerinde reformülasyona gidebilmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma için Migros sanal market tercih edilmiştir. Çalışmaya barlar, bisküviler, mısır bazlı cipsler, patates bazlı cipsler, meyve-sebze cipsleri, kurubaklagil (mercimek-nohut) bazlı cipsler, çikolatalar, gofretler, kekler, krakerler, kuruyemişler, kahvaltılık gevrekler, meyve bazlı atıştırmalıklar, mısır patlakları ve şekerlemeler dahil edilmiştir. Atıştırmalık ürünlerin 100 gram etiket verileri dikkate alınarak enerji ve besin ögeleri forma kaydedilmiştir. Daha sonra Nutri-score, Choices Programı ve Trafik İşaretleri besin ögesi örüntü profillerine göre değerlendirmeleri yapılmıştır.Verilerin analizi IBM SPSS v27 ile yapılmıştır. Nicel verilerin gösteriminde tanımlayıcı istatistik olarak ortalama±standart sapma ile minimum-maksimum verilmiştir. Kategorik verilere ait tanımlayıcı istatistiklerde ise n ve % verilmiştir. Ürünlerin etiket verilerine ulaşılma oranı %89,9 olarak bulunmuştur. Etiket verisine en çok ulaşılan %100 oranıyla mısır patlakları olurken en az ulaşılan ise %71,4 oranıyla diğer cipsler olmuştur. Genel olarak paketli atıştırmalık ürünlerin enerji, karbonhidrat, şeker, yağ, doymuş yağ asidi, trans yağ asidi değeri yüksekken; posa ve protein değeri düşük çıkmıştır. Nutri-score besin ögesi örüntü profiline göre değerlendirildiğinde bütün atıştırmalıkların %69,6'sı D ve E kategorisinde yer almaktadır. Choices Programı besin ögesi örüntü profiline göre değerlendirildiğinde çikolata ve gofretlerin tamamı (%100) keklerin ise %94,2'si doymuş yağ asidi bakımından; kuruyemişler ve çikolatalar hariç diğer bütün atıştırmalık ürünlerin tamamı (%100) ve çikolataların %99,5'i toplam şeker bakımından kriterleri sağlamamıştır. Trafik ışığı etiketleme sistemine göre çikolataların ve gofretlerin tamamı (%100), keklerin %98,8'i ve bisküvilerin %93,4'ü doymuş yağ asidi bakımından; gofretlerin tamamı (%100), çikolataların %96,7'si ve cipslerin %93,2'si yağ bakımından kırmızı renk kodlu olarak bulunmuştur. Bu çalışmada paketli atıştırmalık ürünlerin sağlıklı yiyecekler açısından çok sınırlı olduğu saptanmıştır. Toplumun bilgilendirilmesi ve paket önü etiketleme sistemi üzerinde kanun yapıcıların eyleme geçmesi gerekmektedir.