Theses supervised by Prof. Dr. Yasemin Güneş
11 theses · Çukurova University
Çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller levobupivakaine eklenen intravenöz ve peritonsiller deksametazonun etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller Levobupivakaine eklenen İntravenöz (IV) ve peritonsiller Deksametazonun postoperatif ağrı, kanama, bulantı ve kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Etik Kurul Onayı ve çalışma hakkında bilgilendirilen ailelerin yazılı onamı alındıktan sonra, elektif tonsillektomi veya adenotonsillektomi operasyonu yapılması planlanan 3-12 yaş arası American Society of Anesthesiologist (ASA) I- II sınıfında toplam 60 hasta dahil edildi.Operasyona alınan tüm hastalar randomize edilerek 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi sonrası cerrahi başlamadan önce Grup ? (n=20) olgulara % 0,5'lik levobupivakain 0,4 mg/kg en fazla 4'er ml olacak şekilde her bir tonsile peritonsiller infiltrasyon yapıldı. Grup II (n=20) ve Grup III (n=20) olgulara ise levobupivakain aynı şekilde ve miktarda uygulanırken Grup II'ye IV deksametazon 0,25 mg/kg; Grup III'e ise 4mg deksametazon peritonsiller ek olarak infiltre edildi. Her üç gruba da postoperatif analjezik olarak 1mg/kg tramadol intravenöz uygulandı.Preoperatif ve ilaçların enjeksiyonunu takiben hemodinamik parametreler kaydedildi. Postoperatif dönemde, hastaların uyanma odasında 1 saat(erken dönem) ve sonraki 24 saat (geç dönem) veya taburcu olana kadar bulantı ve kusma sıklığı, analjezi düzeyleri, ilk analjeziğe ihtiyaç duyduğu zaman Vizüel Analog Skala (VAS) ve CHEOPS (Children's Hospital of Eastern Ontario Pain Scale) kullanılarak 1, 10, 20, 30 ve 45. dakikalar ile 1, 2, 4, 6 ve 24. saat (Taburcu olmadıysa) kullanılarak kaydedildi. Postoperatif erken ve geç dönem kanama olup olmadığı ziyaret edildiklerinde veya telefon ile kendilerine sorularak öğrenildi ve kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Grup I'de bulantı, kusma yüzdesinin Grup II ve ve Grup III'ten daha yüksek olduğu saptandı. Ek analjezik başlama süresi Grup I'de 3,15±0,88, Grup II'de 4,85±1,09 ve Grup III'de 5±1,21 olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup II Vizüel Analog Skala skorunun Grup I ve III'ten daha düşük olduğu tespit edildi. Hiç bir hastada kanama ve diğer yan etkilere rastlanmadı.Sonuç: Çocuklarda tonsillektomilerde, intravenöz ve peritonsiller deksametazonun postoperatif ek analjezik başlama süresini, tek başına peritonsiller levobupivakaine göre uzattığı; bulantı, kusmayı azalttığı ve deksametazonun tonsillektomi sonrası kanamaya etkisinin olmadığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Deksametazon, Levobupivakain, Peritonsiller infiltrasyon, Postoperatif analjezi, Postoperatif bulantı ve kusma, Kanama
Adana ve çevresinde anestezi ve reanimasyon hekimlerinde tükenmişlik sendromunun araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, Adana ve çevresinde anestezi ve reanimasyon hekimlerinde tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntem: Bakanlık Etik Kurul onayı ve hekimlerin yazılı onayları alındıktan sonra, Adana ve çevresinde 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşlarında anestezi, reanimasyon ve algoloji birimlerinde çalışan anestezi ve reanimasyon uzmanları, Çukurova Üniversitesi'nde 1 yıldan uzun süredir anestezi ve reanimasyon uzmanlığı eğitimi alan araştırma görevlisi hekimler bu çalışmaya dahil edildi.Amaca yönelik olarak duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıyı araştıran Maslach Tükenme Ölçeği (MTÖ) ile kişisel özellikler, alışkanlıklar ve çalışma koşullarını araştıran sosyodemografik veri toplama formu ve bilgilendirilmiş olur formu 88 hekime ulaştırıldı ve elde edilen veriler değerlendirilmeye alındı.Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 18.0 paket programı kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen sayısal ölçümlerin iki grup arasında karşılaştırmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen sayısal ölçümleri ikiden fazla grup arasında genel karşılaştırmada Kruskal Wallis testi kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0,05 olarak alındı.Bulgular: Araştırmaya katılan anestezi hekimlerinin % 36,4 (n=32)'ü erkek; % 63,6 (n=56)'sı ise kadın cinsiyetindedir. Grubun yaş ortalaması 36,9±5,7'dir. Katılan anestezistler yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde; en yüksek MTÖ-DT puanı (20,09±6,38), en yüksek MTÖ-DYS puanı (7,64±3,64) ve en yüksek MTÖ-KB puanı (11,50±2,68) 25-30 yaş grubundadır. Hekimlerin 18'inde kronik bir hastalık mevcutken 69'unda bir kronik hastalık yoktur. Katılımcıların % 67'si (n=59) en az bir hobiye sahiptir. Anestezistlerin % 30,7'si (n=27) asistan iken % 68,2'si (n=60) uzmandır. Asistan hekimlerin her üç alt kategori için aldıkları puanlar arasında istatistiksel fark belirgin olarak anlamlıdır ve p değerleri sırasıyla 0,001, 0,001 ve 0,002'dir. Çalışılan kurum oranları devlet hastanesi % 34,1 (n=30) özel hastane % 26,1 (n=23) ve üniversite hastanesi % 35,2 (n=31) olmak üzere birbirine yakındır. Hekimlerin % 39,8'i (n=35) herhangi bir yoğun bakımda çalışmazken % 45,5'i (n=40) reanimasyonda çalışmaktadır. Anestezistlerin meslek yılı, ihtisas yılı, haftalık çalışma süresi, aylık nöbet sayısı ve aylık gelir gibi değişkenlerine ait veriler alındı sonuç olarak sırasıyla 12,6±5,9 yıl, 6±4,8 yıl, 57,2±23,3 saat, 6,4±5,4 ve 4730±2240,9 TL ortalama değerleri elde edildi. Katılımcıların MTÖ'den aldıkları puanlar ölçeğin alt başlıklarına göre hesaplandı. Alınan ortalama MTÖ-DT puanı 15,57±6,11; MTÖ-DYS puanı 5,35±3,08 ve MTÖ-KB puanı 9,26±3,41 olarak belirlendi.Sonuç: Çalışmaya katılan anestezi hekimlerinin kişisel başarı alt tükenmişlik puanları incelendiğinde istatistiksel olarak pozitif yönde bulgulara ulaşıldı. Hekimlerin kendilerini başarılı bulmalarına rağmen yüksek oranda duygusal tükenme ve duyarsızlaşma yaşadıkları görülmektedir. Tükenmişlik üzerinde etkin rol oynayan bu problemler için çalışma koşullarının düzenlenmesi, eğitime ağırlık verilmesi, psikolojik destek birimlerinin oluşturulması ve örgütsel düzenlemelerin yapılması gibi çözümler önerilebilir.Anahtar kelimeler: Anestezi ve reanimasyon hekimi, Tükenmişlik sendromu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Adana ve çevresi
Preemptif oral tramadol-pregabalin ile tramadol-parasetamol kullanımının postoperatif tramadol tüketimi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda meme küçültme operasyonu uygulanan hastalarda preemptif oral tramadol-pregabalin ve tramadol ?parasetamol kombinasyonlarının postoperatif tramadol tüketimi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya meme küçültme ameliyatı yapılacak yaşları 18-65 arasında, ASA I-II grubu 60 hasta alındı. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Operasyondan bir saat önce her üç gruba tramadol 35 mg damla ve I. Gruba (n=20); pregabalin 75 mg tablet, II. Gruba (n=20); parasetamol 500mg tablet verildi. Grup III (n=20) kontrol grubu olarak kabul edildi. Yine her üç gruba operasyon bitiminden 30 dakika önce 1 mg/kg iv tramadol ve 10 mg metoklopramid HCL yapıldı ve postoperatif hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulaması ile tramadol (100cc % 0,09 serum fizyolojik içerisine 300 mg konulup, 0,2 mg/kg HKA doz,15 dk kilitli kalma süresi) infüzyonuna başlandı. Grupların peroperatif hemodinamik parametreleri, postoperatif ekstübasyon, göz açma, sözlü uyaranlara yanıt süreleri, 24 saatlik ağrı skorları (Verbal Rating Skala; Vizüel Analog Skala),toplam tramadol tüketimleri, ek analjezik ihtiyaçları ve olası yan etkiler kaydedildi ve değerlendirildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri benzerdi ve peroperatif hemodinamik parametrelerde klinik açıdan anlamlı farklılık yoktu. Yine postoperatif ekstübasyon, göz açma, sözlü uyaranlara yanıt süreleri, ağrı skorları, toplam tramadol tüketimleri birbirine benzerdi. Bununla birlikte Verbal Rating Skala 24. saat ölçüm değeri Grup I'de diğer gruplardan daha düşük saptandı (p=0,023). Tramadol tüketiminde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamış olmakla birlikte tüketilen toplam tramadol miktarı 120 mg ve altı 121 mg ve üzeri olarak gruplandırıldığında Grup I'de tramadol tüketimi diğer iki gruptan daha düşük saptandı. Postoperatif 12. saatteki ek analjezik gereksinimi de Grup II'de diğer gruplara göre daha yüksek bulundu. Yan etkiler açısından karşılaştırıldıklarında ise postoperatif 5. dakikada; çift görme Grup II'de Grup I ve Grup III'den daha yüksek oranda (p=0,020), sersemlik hissi ise Grup I'de Grup II ve Grup III'den daha düşük oranda (p=0,045) saptandı.Sonuç: Meme küçültme operasyonlarında preemtif oral yoldan uygulanan düşük doz tramadol (35 mg), tramadol-parasetamol ve tramadol-pregabalinin intraoperatif hemodinamiyi etkilemediği, postoperatif HKA ile kombine edildiğinde postoperatif ağrı skorlarının ve 24 saatlik total tramadol tüketiminin ve 12. saat dışında ek analjezik gereksiniminin fark göstermediği, tek başına oral tramadole göre tramadol-pregabalin veya tramadol-parasetamolun üstünlük sağlamadığı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Preemptif analjezi, pregbalin, tramadol damla, hasta kontrollü analjezi
65 Yaş üstü hastalarda tek doz Esmololün, Desfluran ve Sevofluran anestezisinde trakeal entübasyon sırasındaki Bispektral indeks düzeyi ve derlenme üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda, yaşlı hastalarda trakeal entübasyon öncesi tek doz uygulanan esmololün entübasyon sonrası oluşan hemodinamik yanıt, bispektral indeks düzeyi ve postoperatif derlenme üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metod: Çalışmamız elektif operasyon planlanan Amerikan Anestezi Derneğine göre II-III grubu 65 yaş üstü 80 hastada gerçekleşti. Olgular rutin monitörize edildi. Ayrıca peroperatif anestezi derinliğini belirlemek için bispektral indeks monitörizasyonu yapıldı. Hastalar rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup I de sevofluran ve entübasyon öncesi intravenöz salin, Grup II de desfluran ve entübasyon öncesi intravenöz salin, Grup III de sevofluran ve entübasyon öncesi tek doz esmolol 1 mg/kg, Grup IV de desfluran ve entübasyon öncesi tek doz esmolol 1 mg/kg uygulandı. Operasyon öncesi kaydedilen bispektral indeks , sistolik ve diyastolik kan basınçları ve kalp atım hızı değerleri bazal değerler olarak kabul edildi. Hastaların indüksiyon ajan uygulanması sonrası, esmolol uygulanması sonrası, kas gevşetici uygulanması sonrası, entübasyon esnasında, entübasyon sonrası 30.saniyede, entübasyon sonrası 1.dakikada, entübasyon sonrası 3.dakikada, entübasyon sonrası 5.dakikada saturasyon, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı ve bispektral indeks değerleri kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon süresi, göz açma ve uyanıklık süresi kaydedildi. Peroperatif komplikasyon oluşan olgular bildirildi. P< 0,05 istatiksel olarak anlamalı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda grupların demografik verileri birbirine benzerdi (0,30-0,97) . Sistolik ve diyastolik kan basınçları esmolol kullanılan gruplarda daha düşüktü. Hiçbir hastanın sistolik kan basıncı 80 mmhg'nın altına düşmedi. Tüm hastalarda yeterli anestezi derinliğine ulaşıldı. Tek doz esmolol uygulamasının sevofluran ve desfluran anestezinde endotrakeal entübasyona bağlı bispektral indeks değerlerindeki artışı engellediği görüldü. Gruplar karşılaştırıldığında esmolol uygulanan gruplarda göz açma , uyanıklık , derlenme süreleri daha kısaydı ( p=0,0001). Grupların postoperatif 5., 15., 30 . dakikadaki Aldrete skorları birbirine benzerdi. Sonuç: Yaşlı hastalarda , sevofluran ve desfluran anestezisinde tek doz esmolol uygulaması endotrakeal entübasyona bağlı hemodinamik değişiklikleri ve bispektral indeks değerlerindeki artışı baskılamıştır. Tek doz esmolol uygulanması ile göz açma, uyanıklık ve ekstübasyon zamanı kısalmıştır Anahtar kelimeler:Sevofluran, desfluran, esmolol, bispektral indeks, postoperatif derlenme
Alt ekstremite cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda genel ve rejyonel anestezi sonrası görülen deliryum sıklığı ve risk faktörlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada; ortopedik cerrahi geçiren yaşlı hastalarda genel anestezi veya rejyonel anestezi sonrası görülen deliryum insidanslarının ve risk faktörlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Etik Kurulu onayı ve hastaların yazılı onamı alınarak, total kalça protezi, total diz protezi, femur kırığı cerrahisi geçiren toplam 120 hastada (65 yaş üzeri) gerçekleştirildi. Tüm hastaların, preoperatif fizik muayeneleri ve kan basıncı, kalp hızı, SpO2, ASA I-III, deliryum testleri (CAM ve DRS-R-98 ) kaydedildi. Hematolojik parametreler; hematokrit, kırmızı ve beyaz küre sayısı, Na, K, kreatinin, glukoz ölçümleri yapıldıGenel anestezi (n: 70) ve kombine spinal epidural anestezi (KSEA) (n: 50) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup I; (Genel anestezi n: 70) ; olgularda 1,5-2 mg/kg propofol intravenöz ve 0,6 mg/kg rokuronyüm bromid ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Anestezi idamesi sevofluran ve % 65 N2O - %35 O2 ile sağlandı. Postoperatif analjezi amacıyla operasyon bitiminden 30 dakika önce morfin ( 0,1 mg / kg) uygulandı. Grup II; (KSEA n:50) : Olgulara spinal aralıktan, % 0,5 izobarik bupivakain (10- 15 mg) + fentanil (25 mcg) enjekte edildi. Postoperatif dönemde 5 ml % 0,5 izobarik bupivakain+ 1mg morfin epidural kateterden uygulandı. Hastalar, postoperatif 24 ve 72. saatte, hemodinamik parametreler, laboratuar tetkikleri ve deliryum testleri (CAM ve DRS-R-98 ) tekrarlandı. CAM (+) ve DRS-R-98 değerleri ≥ 17 olan hastalar ağır deliryum olarak kabul edildi ve haloperidol uygulandı. Bulgular: demografik veriler, operasyon zamanı, preoperatif ve postoperatif hemodinamik ve laboratuar değerlerinin her iki grupda aynı olduğu görüldü. Tüm hastalar için deliryum insidansı % 12,5 idi. Genel anestezi grubunda 6 hastada (%8,6), KSEA uygulanan grupta 9 hastada (%18,0) deliryum görüldü (p: 0,3). Hiperaktif tip 4 hastada ( %3,3) görülmüşken, hipoaktif tip 11 hastada (%9,1) saptandı. En önemli risk faktörlerinin ileri yaş(≥ 75 yaş) ve polifarmasi olduğu saptandı. Ağır deliryum görülen hastalarda hastanede yatış süresi ve maliyet yüksekti. Sonuç: Bu çalışma total kalça- diz artroplastisi, femur kırığı cerrahisi geçiren yaşlı hastaların % 12,5 unda deliryum geliştiğini göstermiştir. Deliryum insidansı rejyonel veya genel anestezi ile değişiklik göstermedi. İleri yaş ve polifarmasi deliryum için risk faktörleridir. Deliryum gelişen hastalarda diğer hastalara göre hastane maliyeti ve hastanede yatış süresinin arttığı sonucuna varıldı.
Elektrokonvülzif tedavi anestezisinde ketamin, tiyopental, ketamin-tiyopental kombinasyonunun depresyon üzerine etkisi
Amaç: İlaç tedavisine dirençli major depresyon vakalarında elektrokonvulzif tedavide (EKT) anestezi indüksiyonunda tiyopental, ketamin ve ketamin- tiyopental kombinasyonunun Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği (HDDÖ), Hamilton anksiyete değerlendirme ölçeği (HADÖ) ve hemodinami üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalı ve Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından yürütüldü. Çalışma kapsamına yaşları 18-65 yaş arasında değişen ASA I-III grup hastalar dahil edildi. Çalışma prospektif randomize kontrollü olup 3 gruptan oluştu. HDDÖ 17 ve 17'den büyük olan hastalar çalışmaya kabul edildi. Anestezi indüksiyonunda Grup I de tiyopental (4mg/kg), Grup II'de ketamin (1mg/kg), Grup III'de ise ketamin (1mg/kg) ve tiyopental (4mg/kg) kombinasyonu uygulandı. Tüm olgularda kas gevşetici olarak süksinilkolin (1mg/kg) kullanıldı. HADÖ ve HDDÖ, EKT öncesi, 3. EKT, 6. EKT sonrası ve EKT bitiminde değerlendirildi. Hastaların, indüksiyon öncesi, sonrası, EKT sonrası, sistolik ve diastolik kan basıncı, kalp atım hızı, oksijen saturasyonu, nöbet süresi takibi yapıldı. EKT sırasında ve sonrasında olası yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Çalışma 58 hasta üzerinde yürütüldü. Hastaların 30'u (%52) erkek, 28'i (%48) kadınlardan oluşmaktaydı. Grup 1'deki hastaların yaş ortalaması 42,7±15,8 yıl, grup 2' dekilerin 44,8±11,6 yıl; grup 3'deki hastaların ise 38,6±6,8 yıl olarak saptandı. EKT sonrasında, tüm gruplarda HDDÖ değerleri bazal değerlere göre azalma gösterirken gruplar arasında HDDÖ değerleri açısından istatistiksel fark saptanmadı. HADÖ değerleri ise ketamin verilen gruplarda daha yüksek tespit edildi. Sistolik ve diyastolik tansiyon değerleri grup 1'de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü. Sonuç: Bu çalışma ilaç tedavisine dirençli depresyon nedeniyle EKT uygulanan olgularda tiyopental, ketamin ve tiyopental- ketamin kombinasyonun depresyon semptomlarını düzettiğini, fakat gruplar arasında fark olmadığını gösterdi. EKT öncesinde 1 mg/kg verilen ketaminin EKT'nin etkisini artırmadı, buna karşın ketamin anksiyete skorlarını artışa neden oldu. Anahtar Kelimeler: Depresyon, anksiyete, tiyopental, ketamin, EKT
Laparoskopik kolesistektomi cerrahisi geçiren hastalarda neostigmin ve sugammadeks uygulamasının postoperatif bulantı kusma üzerine etkilerinin karşılaştırılması
ÖZET Laparoskopik Kolesistektomi Cerrahisi Geçiren Hastalarda Neostigmin ve Sugammadeks Uygulamasının Postoperatif Bulantı Kusma Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmada laporaskopik kolesistektomi yapılan hastalarda sugammadeks ve neostigmin uygulamasının postoperatif bulantı kusma üzerine etkilerinin karşılaştırılması. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ve Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınarak gerçekleştirildi. ASA I-III statüsünde olan, öngörülen cerrahi süresi 150 dakikayı aşmayan, APFEL Skoruna göre %40 ın üzerinde olan 60 hasta çalışmaya dahil edildi . Basit rasgele yöntemle randomize edilen hastalar iki gruba ayrıldı. Birinci grup neostigmin grubu (Grup I), ikinci grup sugammadeks grubu (Grup II). Premedike olmayan olgular operasyon odasına alındığında rutin kalp atım hızi non invaziv sistolik ve diyastolik kan basınçları ve periferik oksijen satürasyonları monitorize edildi. Anestezi indüksiyonunda tüm hastalara tiyopental 5-7 mg/kg, rokuronyum 0,5 mg/kg intravenöz olarak uygulanarak endotrakeal entübasyon gerçekleştirldi. Oksijen (%33) + azot protoksit (%67) +desfluran ile anestezi idamesi sağlandı. Postop analjezik olarak 1,5 mg/kg tramadol uygulandı. Anestezi uygulamasının sonlandırılmasında son cilt dikişi atılırken iki grupta da desfluran ve N2O kesilerek %100 oksijene geçildi. Eş zamanlı olarak kas gevşeticiyi antagonize etmek için grup I'e neostigmin,grup II'ye sugammadeks uygulandı. Ekstübasyon ve derlenme süresi, bulantı ve kusma ile diğer yan olası yan etkiler değerlendirildi. Bulgular: Grupların demografik verileri birbirine benzerdi. Postoperatif esktübasyon ve derlenme süresi sugammadeks grubunda nesotigmin grubundan daha kısa idi. Postoperatif bulantı ve kusam ilk 30 dakikada sugammadeks grubunda nesotigmin grubundan daha az olmasına rağmen istaistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Bulantı ve kusma riski yüksek olgularda desfluran ile oluşturulan genel anestezide dekürarizasyon amacıyla neostigmin ya da sugammadeks uygulamasının bulantı kusma açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Tiyopental, roküronyum, desfluran, neostigmin, sugamadeks bulantı kusma
Pediatrik olgularda rokuronyum enjeksiyon ağrısının azaltılmasında rokuronyum uygulama hızı ve remifentanilin etkisi
Amaç: Çalışmamızda pediatrik olgularda yavaş ve hızlı rokuronyum enjeksiyonu öncesi uygulanan remifentanilin hemodinamik değişiklikler ve rokuronyum enjeksiyon ağrısı üzerine olan etkisinin plasebo ile karşılaştırılması hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza genel anestezi altında elektif cerrahi planalanan, yaşları 5-15 yaş arasında, ASA - grubu 120 pediatrik hasta alındı. Premedikasyon yapılmayan hastalar operasyon odasına alınıp rutin monitorize edildi. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu % 2,5 tiyopental (5 mg/kg) ile gerçekleştirildi. Ardından rokuronyum enjeksiyonu (0.6 mg/kg) yapıldı. Hastalara rokuronyum enjeksiyonu sonrasında anestezi idamesinde % 50 O2+ % 50 azot protoksit+ desfluran (% 6) başlandı. Olgular rastgele 4 gruba ayrılarak; Grup A'ya rokuronyum yavaş enjeksiyon- salin, Grup B'ye rokuronyum (0.6 mg/kg IV) yavaş enjeksiyonuremifentanil, Grup C'ye rokuronyum hızlı enjeksiyonu-salin, Grup D'ye rokuronyum hızlı enjeksiyonu-remifentanil uygulandı. Rokuronyum yavaş enjeksiyonu 1dk'da, rokuronyum hızlı enjeksiyonu 5sn'de yapıldı. Rokuronyum enjeksiyonu sırasında hastaların çekme yanıtları 0-3 puanlı çekme yanıt skoruna göre kaydedildi. Preoperatif, anestezi indüksiyonu öncesi ve sonrası, rokuronyum enjeksiyonu sonrası, entübasyon sonrası 1. ve 3.dk'da, ekstübasyon ve postoperatif dönemde SAB, DAB, KAH'ları ve O2 saturasyonu takip edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri birbirine benzerdi (p>0,05). SKB, DKB ve SpO2 ölçümleri karşılaştırıldığında dört grup arasında bir fark saptanmadı. Remifentanil yapılan gruplarda (Grup B ve D'de sırasıyla p: 0,0001;101,4±22,1, p: 0,003; 99,8±18,3), plasebo yapılan gruplara (Grup A ve C'de sırasıyla p:0,025; 107,4±21,7 , p: 0,012; 114,0±16,4) göre KAH rokuronyum enjeksiyonu sonrası 1.dk'da daha düşük bulundu. Hastaların çekme yanıt skorları incelendiğinde yanıtsızlık oranının en yüksek olduğu gruplar B (% 66,7) ve D grupları (% 70) idi. Yanıt olmayan hasta sayısı A ve C gruplarında 9 iken, remifentanil uygulanan B grubunda 20, D grubunda 21 idi. Jenarilize yani tüm vucütta olan yanıt ise en çok A (% 20, n=6) ve C (% 20, n=6) gruplarında görüldü. Sonuç: Pediyatrik olgularda rokuronyuma bağlı gelişen enjeksiyon ağrısında enjeksiyon hızının etkisinin olmadığı, rokuronyum öncesi yapılan remifentanilin ciddi hemodinamik deişikliklere yol açmaksızın enjeksiyon ağrısını enjeksiyon hızı ile ilişkisiz olarak önemli oranda azalttığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Rokuronyum, enjeksiyon ağrısı, pediyatrik hasta, hızlı enjeksiyon, yavaş enjeksiyon, remifentanil
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde çalışan sağlık personelinin covıd-19 ile ilgili farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: COVID-19, küresel olarak 2,4 milyondan fazla insanın hayatını tehdit eden halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda ameliyathanede görevli sağlık çalışanın; COVID-19 hastalığı ile ilgili bilgi ve farkındalık düzeylerini araştırarak, olası hastaya müdahale durumunda bireysel ve klinik olarak güncel kılavuzlar ışığında gerekli hazırlıklarının olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışma olup Adana Çukurova Tıp Fakültesi ameliyathanesinde görevli 213 sağlık çalışanına (uzman hekim, asistan hekim, postoperatif derlenme hemşiresi, anestezi teknikeri, ameliyathane teknikeri) internet yoluyla ulaşılarak anket uygulanmıştır. Oluşturulan 40 maddelik anket, sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özellikleri, COVID-19 hastalığı hakkında epidemiyolojik bilgileri, kesin/olası tanı COVID-19 hastalarına yönelik ameliyat odalarındaki müdahele prosedürleri ve hastaların ameliyat edildiği odanın fiziki koşulları hakkında bilgi ve tutumları hakkında sorular içermektedir. Bulgular: Katılımcıların % 53,0'ünün (n: 124) hekim (asistan hekim, uzman hekim), % 14,5'inin (n: 34) anestezi teknikeri, % 21,8'inin (n: 51) ameliyat ve postoperatif derlenme hemşiresi, % 10,7'sinin (n: 25) ameliyathane teknikeridir. Katılımcıların % 49,1 (n: 115)'inin COVID-19 ile ilgili eğitim aldıkları belirlendi. Sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı, hastalığın bulaşma (n:199, % 85,0) ve semptom başlangıcı (n:219, %93,6) hakkında yeterli bilgiye sahiptir. COVID-19 hakkında eğitim alma, meslek ve mesleki deneyim gibi faktörler, COVID-19 bilgi ve tutum algısı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç: Katılımcıların çoğunluğu COVID-19 ile ilgili olumlu bilgi ve farkındalığa sahip fakat uygulamanın belirli yönlerinde boşluklar olduğunu belirlenmiştir. Sonuç olarak, COVID-19 önleme ve korunma ilgili eğitim farklı faktörlere (eğitimsel kazanım, meslek, mesleki tecrübe vb.) göre düzenlenmeli, bilgi içerikli eğitimlerin yanı sıra davranış ve tutumların değiştirilmesine yönelik planlamalar yapılmalıdır. Bu çalışmanın bulgularının, oluşturulan prosedürler açısından COVID-19 hastalarına daha güvenli ve daha iyi sağlık hizmeti sunulmasına katkı sağlayacağına ve mücadelede farkındalığı artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Sağlık çalışanı, SARS-CoV-2, Coronavirüs, Pandemi, bilgi, tutum ve uygulama, farkındalık
İntrakranial kitle cerrahisinde urapidil ve remifentanilin ekstübasyon sırasındaki hemodinamik değişiklikler ve ekstübasyon kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda intrakranial cerrahisi geçiren hastalarda, selektif α-1 antagonisti olan urapidil ile remifentanilin ekstübasyon sırasındaki hemodinamik değişiklikler ve ekstübasyon kalitesi üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-65 yaş arası ASA skoru I-II olan,intrakranial cerrahi geçiren 90 hasta dahil edildi. Propofol rokuronyum ile anestezi indüksiyonunu takiben sevofluran-remifentanil anestezisi uygulanan hastalar ekstübasyondan 15 dakika önce üç gruba ayrıldı. Grup I'de son 15 dakika remifentanil infüzyonu 0,02-0,03 µg/kg/dk dozuna düşürüldü ve ekstübasyonla birlikte sonlandırıldı. Grup II'de son 15 dk.'da remifentanil infüzyonu durdurulduktan 5 dk sonra bolus urapidil (12,5 mg) verilip, ardından ekstübasyon yapılana kadar uradipil infüzyonu (3,2.-4,8 µg/kg/dk) uygulandı. Grup III'de son 15 dk.'da remifentanil infüzyonu durduruldu ve hemen ardından ekstübasyon yapılana kadar uradipil infüzyonu (3,2-4,8 µg/kg/dk) uygulandı. Tüm hastalarda ameliyatın son 15 dk.'sında ve ekstübasyondan sonrası ilk 5 dakika vital parametreler ile ekstübasyon zamanı ve ameliyat süresi kaydedildi. İlaçların uyanıklığa etkisini değerlendirmek için vital parametrelerle birlikte entropi değerleri de kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik bulgular, ekstübasyon süresi, ameliyat süresi açısından anlamlı (p>0,05) fark saptanmadı. Grup I'de bazal SAB, OAB ve DAB değerlerin ortalamasının ekstübasyon sonrası 0.,1.,3. ve 5. dakikalardaki SAB, OAB, DAB değerleri ortalamalarından düşük olduğu belirlendi. Grup II ve III'de SAB, OAB, DAB bazal değerlerin ortalamasının ekstübasyon sonrası 0.,1.,3. ve 5. dakikalardaki SAB, OAB, DAB değerleri ortalamalarından yüksek olduğu saptandı. Entropi değerleri açısından gruplar arasında bir fark saptanmadı.Ekstübasyon kalitesi gruplarda benzerdi. Sonuç:Bu çalışma ile, intrakranial cerrahi geçiren hastalarda ekstübasyon öncesi başlanan ve iki faklı yöntem (bolus+infüzyon veya tek başına infüzyon) ile uygulanan urapidil uygulamasının, düşük dozda remifentanil uygulamasına (0,2-0,3 µg/kg/dk) göre ekstübasyon sırasında hemodinamik yanıtın kontrolünü daha iyi sağladığı ve uygulanan dozlarda uyanıklığı etkilemediği kanısına varıldı.
Serbest flep cerrahisinde anestezi yönetiminin perioperatif sonuçlar üzerine etkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı, plastik ve rekonstrüktif cerrahisinde anestezi uygulanan serbest flep cerrahisi vakalarının perioperatif komplikasyonlarını ve bu komplikasyonların ortaya çıkmasıyla ilgili süreçlerin korelasyonunu retrospektif olarak analiz edip literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde Ocak 2021-Kasım 2024 yılları arasında plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi tarafından ameliyat edilip serbest flep cerrahisi gerçekleştirilen 52 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, preoperatif ve postoperatif laboratuvar verileri, intraoperatif dönemdeki anestezi ve cerrahiye ilişkin özellikleri, postoperatif dönemde gelişen komplikasyonlar, hastanede kalış süresi, yoğun bakımda kalış süresi, reoperasyon durumu ve postoperatif exitus hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden ve arşiv dosyaları üzerinden taranarak kaydedildi. Bulgular: Çalışma periyodu boyunca hastanemizin plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi bölümü tarafından ameliyat edilip serbest flep cerrahisi gerçekleştirilen 54 hastanın verileri incelenip değerlendirildi. 54 hastadan 2 hasta veri yetersizliği nedeniyle çalışma dışı bırakılarak 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 18'i kadın (% 34,6), 34'ü erkek (% 65,4), yaş ortalaması ise 43,1±20,9 yıl idi. 19 hasta (% 36,5) ASA I, 28 hasta (% 53,9) ASA II, 4 hasta (% 7,7) ASA III, 1 hasta (% 1,9) ASA IV grubundaydı. Yandaş sistemik hastalığı olan hasta sayısı 33 (% 63,5) idi; bunların 17'sinde sigara bağımlılığı (% 32,7), 9'unda diyabetes mellitus (% 17,3), 7'sinde hipertansiyon mevcuttu. En sık görülen intraoperatif komplikasyon hipotansiyon (% 9,6) idi. En sık görülen postoperatif komplikasyonlar yara yeri enfeksiyonu (% 28,8), flep nekrozu (% 15,4) idi. Reoperasyon oranı % 28,8 idi. 30 günlük postoperatif mortalite oranı % 3,8 idi. Postoperatif komplikasyon gelişen hastalarda; preoperatif medyan trombosit sayısı istatistiksel anlamlı olarak düşük, intraoperatif dönemde verilen medyan kristalloid sıvı miktarı istatistiksel anlamlı olarak fazla ve ortalama ameliyat süresi istatistiksel anlamlı olarak uzun çıktı (p<0,05). Diğer incelenen parametrelerin ise postoperatif komplikasyon gelişimi üzerine etkisi gösterilemedi (p>0,05). Komplikasyon gelişen hastalarda reoperasyon oranının istatistiksel anlamlı olarak yüksek, hastanede kalış sürelerinin ise istatistiksel anlamlı olarak daha uzun olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Yaş, ASA skoru, cinsiyet, yandaş sistemik hastalık, preoperatif hemoglobin, anestezik ajan seçimi gibi faktörlerin postoperatif komplikasyonlar üzerinde etkili olmadığı; preoperatif trombosit sayısının düşük olması ve intraoperatif dönemde aşırı sıvı resüsitasyonu gibi faktörlerin ise postoperatif komplikasyonları artırdığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Flep fizyolojisi, postoperatif komplikasyon, serbest flep cerrahisi, sıvı yönetimi, trombosit sayısı