Theses supervised by Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel
11 theses · Sakarya University, İstanbul University
Afrika kültürü içerisinde kanga kumaşlarının tarihsel, kültürel ve siyasal önemi üzerine: Zanzibar örneği
Bu çalışma, Swahili kültüründe Kanga kumaşlarının sosyal, kültürel ve tarihsel bir iletişim aracı olarak nasıl işlev gördüğünü incelemektedir. Araştırmanın amacı; Kanga kumaşlarının, özellikle Zanzibar örneğinde, toplumsal normların, kimliklerin ve mesajların aktarılmasındaki rolünü anlamaktır. Bu doğrultuda, Swahili kültürüne mensup 15 kadınla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle MAXQDA yazılımı kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Kanga'nın yalnızca bir giyim eşyası olarak görülmediğini, aynı zamanda kadınlar arasında sosyal statüyü, dini ve siyasal mesajları, ahlaki değerleri ve toplumsal cinsiyet rollerini ileten çok yönlü bir kültürel sembol olduğunu göstermektedir. Katılımcıların açıklamaları; Kanga'nın düğün, doğum, cenaze gibi ritüellerde ve günlük yaşamdaki önemini, renk ve desenler yoluyla aktarılan mesajların çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle hediyeleşme ve miras bağlamında Kanga'nın, aile hikâyeleri ile değerlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan manevi bir değer taşıdığı vurgulanmıştır. Ayrıca Kanga kumaşları, doğaya saygı, çevre bilinci ve toplumsal dayanışma gibi mesajları sembolize ederek, bireylerin kimliklerini ve duygularını ifade etmelerine aracılık etmektedir. Bu yönüyle Kanga, Zanzibar'da yaşayan kadınların sosyal ilişkilerini, kültürel kimliklerini ve gündelik hayat pratiklerini biçimlendiren önemli bir iletişim aracıdır.
Dezenformasyon ile mücadelede açık veri kullanımı: Türkiye'deki göçmenler örnekleminde bir araştırma
Bu araştırma kapsamında, Türkiye'deki medya ortamında göçmenler hakkında üretilen dezenformasyonun tespitinde açık verinin ne ölçüde etkili bir araç olabileceği analiz edilmiştir. Nitel analiz teknikleri temelinde yürütülen bu çalışma; içerik analizi, söylem çözümlemesi ve açık veri karşılaştırmalarını birleştiren çok katmanlı bir model önererek, iletişim biliminde dezenformasyonla mücadelede yeni bir analitik çerçeve sunmayı hedeflemiştir. Araştırmada incelenen 101 haber, beş ana tema altında sınıflandırılmıştır: göçmen istatistikleri, suç ile ilişkilendirme, afet, seçim gibi olağan üstü dönemler sonrası temsiller, siyasal söylemler ve genel kanaat içerikleri. Bu temaların tümünde, göçmenlerin negatif, indirgemeci ve genelleyici biçimde sunulduğu tespit edilmiştir. Göçmenler çoğunlukla istatistiksel fazlalık, güvenlik tehdidi, sosyal yük ya da siyasi argüman olarak temsil edilmiş; insani boyut ihmal edilmiştir. Dezenformasyonun yalnızca yanlış bilgi sunumu yoluyla değil, bağlamın çarpıtılması, sayısal verilerin abartılması ya da görsellerin yanıltıcı şekilde kullanılması gibi yollarla da üretildiği gözlemlenmiştir. Bu yapıların, özellikle seçim dönemleri, afet süreçleri veya güvenlik krizleri gibi olağanüstü durumlarda daha da yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla dezenformasyon, sistematik bir bilgi üretim biçimi olarak da değerlendirilebilir. Var olan açık veri kaynakları, medya içeriklerinin doğrulanmasında etkin biçimde kullanılabilmiş; özellikle sayısal içerikli haberlerin değerlendirilmesinde güçlü bir referans sunmuştur. Göç İdaresi, TÜİK, UNHCR gibi kurumların yayımladığı veriler, dezenformatif içeriklerin yanlış ya da bağlam dışı olduğunu göstermiştir. Bu kapsamda veri yoksunluğu, veri temelli doğruluk kontrolünün önündeki en büyük engeldir. Ayrıca spekülatif yorumlar, niyet atıfları ve siyasi retorikler söz konusu olduğunda açık veri zaman zaman yeterli olmamıştır. Bu iki durum, veri temelli doğruluk kontrolünün sınırlılıklarını da ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu çalışma, Türkiye'deki medya ortamında göçmen temsillerine ilişkin sistematik bir eleştiri ortaya koymakta; dezenformasyonla mücadelede açık veri temelli doğruluk kontrolü uygulamalarının hem gerekliliğini hem de uygulanabilirliğini göstermektedir. Ayrıca medya okuryazarlığı, açık veri politikaları ve doğruluk kontrolü mekanizmalarının geliştirilmesi gerekliliği vurgulanmakta; iletişim bilimine veriye dayalı bir analiz modeli sunulmaktadır.
Bir iletişim aracı olarak mobil uygulamalar ve yeni ekonomi politik: Yerli uygulamalar için büyüme ve rekabet analizi modelinin geliştirilmesi
Bu tez, Türkiye'de geliştirilen yerli mobil uygulamaların büyüme ve rekabet stratejilerine yol göstermesi amacıyla bütüncül bir "büyüme ve rekabet analizi modeli" geliştirmeyi amaçlamıştır. Çalışma, literatür olarak bir yeni medya aracı olan mobil uygulamaların ekosistemini yeni medyanın ekonomi politiği ve platform ekonomisi kapsamında ele almış; bu platformların veriyi metalaştırarak sermaye üretiminde oynadığı rolü, kullanıcı emeğinin ekonomik değere dönüşümünü, üretim-tüketim döngüsündeki konumunu ve global tekelleşmeyi incelemiştir. Tezde anket, doküman incelemesi ve yarı yapılandırılmış görüşme olmak üzere üç araştırma tekniği kullanılmıştır. Her bir araştırma için hipotez ve araştırma soruları geliştirilmiştir. Anket için güvenilirlik analizi, açıklayıcı faktör analizi, Barlett Küresellik Testi, korelasyon analizi ve Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) analizi kullanılmıştır. Doküman incelemesi kapsamında, analiz araçları ve sektörel raporlardan elde edilen dijital medya ve mobil uygulama sektörüne ilişkin veriler tablolar halinde analiz edilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ise MAXQDA aracılığıyla tematik ve ilişkisel analiz teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Analizler, yerli mobil uygulamaların büyüme ve rekabet gücünü şekillendiren temel unsurların; kullanıcı odaklı geliştirme ve tasarım süreçleri, veri temelli karar alma, çeşitlendirilmiş pazarlama ve rekabet stratejileri, güçlü teknik altyapı, ekosistemle etkin entegrasyon, yereli güçlendirme ve sürdürülebilir gelir modelleri olduğunu ortaya koymuştur. Modeli oluşturmak için her bir araştırmayla elde edilen bulgular, MAXQDA aracılığıyla yeniden analiz edilmiş; modelin ağırlık noktaları ve süreçleri belirlenmiştir. Bu doğrultuda geliştirilen model; girdiler, destekleyici faktörler, süreçler, çıktılar ve stratejik yaklaşımlar/kuramlar şeklinde kurgulanmış; akış mantığını ve ilişkisel yapıyı ortaya koyacak şekilde flowchart diyagramı kullanılarak görsel olarak modellenmiştir. Bu çalışma, yerli mobil uygulama geliştiricilerine, politika yapıcılara ve akademik araştırmacılara; uygulamaya dönük ve kuramsal açıdan referans olabilecek bir yol haritası ve referans sağlamayı amaçlamaktadır.
Sanat eserlerinde protest duruşun incelenmesi: Türkçe rap müzik örneği
Araştırmada sanat eserlerinin protest yönelim barındıran özellikleri incelenecektir. Yönelimin nedenleri ve sonuçları örneklemler üzerinden tartışılarak araştırma ilerleyecek ve Protest yönelimin toplum üzerindeki etkisi anlaşılmaya çalışılarak yeni nesil siyaset ortamlarının doğası gözler önüne serilecektir. Özellikle siyasetin yeni medya ortamlarına kaydığı göz önüne alınarak düşünüldüğünde protest yönelime sahip sanat eserlerinin artık daha görünür yerlerde karşımıza çıktığı ve insanları eleştirdiği konularda iletişime ve etkileşime yönlendirerek bir tür cemaatleşmeye yol açtığı farklı araştırmalarca konu alınan bir durum haline gelmektedir. Görünür hale gelen protest yönelimin özelliklerini anlamak için son birkaç yılda yükselişini sürdüren ve z kuşağı üzerinde büyük etkisi olan Rap Müzik eserleri içerik analizi ve söylem analizi kullanılarak incelenecektir. Bu müzik türü 1970'lerde Amerika'nın siyahi vatandaşlarının yoğunlukta yaşadığı bir bölgede isyan müziği olarak çıkmış ve farklı formları olsa da gelişimini bu doğrultuda sürdürmüştür. Bu nedenle günümüz protest yönelimin popüler bir örneği haline gelmekte ve akademik yazına katkı sağlaması açısından incelenmesi gereken bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Rap müziğin popülerliği barındırdığı düşüncelerin daha fazla insan tarafından benimsenmesine yol açmaktadır. Sayısal bağlamda düşünüldüğünde bu müzik tarzının sanatçıları son birkaç yıldır Türkiye'de en çok dinlenen sanatçılar konumundadır. Öyle ki 2021 yılında en çok dinlenen 3 sanatçının 2 tanesi Rap müzik sanatçısıdır. Bu şarkılarda geçen protest öğeleri gözler önüne sermek ve bu öğeleri analize tabi tutmak araştırmanın ana amacını oluşturmaktadır. Araştırma sonunda bu popüler müzik türünün protest yönelim bağlamında hangi konuları ne şekilde ele aldığı anlaşılmaya çalışılacaktır.
The role of social media on political participation and voting tendency
An important element of democracy is political participation, which gives citizens a voice in decisions that affect both their personal lives and social progress. By participating in politics, individuals and organizations can shape public policy and hold elected officials accountable for their actions. Political participation can take many different forms and can be influenced by a variety of factors such as level of education, socio-economic status, and availability of resources and information. In order to maintain a fair and representative democracy, it is essential that everyone has the opportunity to participate in politics and make their views heard. Voting patterns and political participation have been strongly influenced by social media in recent years. Social media sites such as Facebook, Twitter and Instagram have become effective political campaign tools, allowing candidates to interact with voters in real time and reach a wider audience. When completed, the study will show how the use of social media improves political participation and voting propensity. It will also provide insight into the impact of social media use on voting tendencies before and after elections. The study examines the link between political views and political participation as well as the impact of social media use on voting behavior. The survey will include 367 participants from Sakarya via Google Forms. The survey results will show that voters are the primary users of political information on social media and that having civil and productive conversations about politics is important to them. Participants in the study will complete a questionnaire that provides information about their frequency of social media use and how this affects their voting habits, political attitudes and levels of political participation. The aim of the survey questions is to collect information on the pre-election decision-making process. After the elections, some results based on the responses will be discussed to determine whether social media has a significant impact on voting preferences. Using the same survey of people around the world, these results will be compared in different cultural contexts. We hope to find evidence when the results are released. The same survey will be distributed to people around the world and the results will be compared in different cultural contexts. When the results are in, we hope to see evidence on whether social media influences people's political views and how they vote.
Yerel gazetelerin dijitalleşme süreci:Doğu Marmara Kalkınma Ajansı bölgesi örneği
Teknolojideki buluşlar ve gelişmeler, geçmişten günümüze toplumsal yapıyı da önemli ölçüde değiştirmiştir. Teknolojik deterministlerin bu görüşü kapsamında iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerin de sonuçlarının günümüzde oldukça etkili oldukları söylenebilmektedir. 1990'lı yılların başında internetin iletişim sektöründe kullanılmaya başlanması ise adeta bir devrime yol açmıştır. İnsanlık var olduğundan beri büyük bir ihtiyaç olarak gördüğü habere, internet sayesinde artık zaman ve mekandan bağımsız ulaşma imkanına erişmiştir. Bu olağanüstü gelişmeler gazeteleri ve gazetecileri etkilemiş, internet ortamında gazetecilik pratikleri de büyük ölçüde değişmiştir. Türkiye'de, yeniliklerin yayılması kuramı çerçevesinden bakıldığında yeniliği erken benimseyen yaygın/ulusal gazeteler dijital dönüşümlerini tamamlayarak, yeni haber mecralarında da başarılı olmaktadırlar. Yerel gazeteler için ise durum çok farklıdır. Yenilik karşısında geride kalanlar ve hatta halen dönüşüm dirençleri olan yerel gazetelerin her sene sayıları azalmaktadır. Bu da beraberinde binlerce gazetecinin işsiz kalmasını getirmektedir. Araştırmanın amacı, yerel gazetelerin dijital dönüşümlerini tamamlayamamalarının etkenlerini ortaya çıkarmak ve öneriler sunmaktır. Karma yöntem tekniklerinin kullanıldığı araştırma kapsamında Doğu Marmara Kalkınma Ajansı bölgesinde bulunan Bolu, Düzce, Sakarya, Kocaeli ve Yalova illerinde faaliyet gösteren yerel gazetelerin sahibi veya yöneticileri ile anket ve mülakat tekniği ile veriler toplanmıştır. Nicel ve nitel analizlerin ardından bölgedeki yerel gazetelerin dijital dönüşüm için teknik altyapı kapasitelerinin yeterli olmasına rağmen, yönetimsel ve personel açısından dönüşüm dirençlerinin bulunduğu ve dijital gazetecilik uygulamalarında başarısız oldukları ortaya çıkmıştır. Ekonomik sıkıntıları bulunan gazeteler, nitelikli personel istihdam edememekte, baskı maliyetleri artmakta, tirajları azalmakta ve reklam gelirleri düşmektedir. Dijital dönüşümlerini gerçekleştiremeyen yerel gazeteler kapanmaya doğru gitmektedir. Gazetelerin dijital dönüşümleri için danışmanlık ve finans destekleri verilmeli, mevcut personelin eğitimleri sağlanmalı ve nitelikli işgücü ihtiyaçları karşılanmalıdır.
Dijital iletişim çağında beğenilerin oluşumundaki yeni aracılar: Influencerların bireylerin beğenileri üzerindeki etki araştırması
Bireylerin sosyal medya platformlarında geçirdikleri sürenin her geçen gün arttığı günümüz dijital iletişim çağında; bilgi almak, haberdar olmak, eğlenceli vakit geçirmek, boş zamanları değerlendirmek, maddi manevi ihtiyaçlarını tatmin etmek başta olmak üzere çeşitli amaç ve nedenlerle bu platformlara bağımlı hale geldiğini söylemek mümkündür. Dijital medya platformlarındaki inluencerlar ise bu amaç ve nedenlerin hem oluşturulmasında ve yönlendirilmesinde hem de giderilmesinde önemli birer aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum dijital iletişim çağının önemli bir meselesi olarak görülmekte ve influencerların bu konumunu sorgulamaya açmaktadır. Bu çalışmada iletişim bilimleri literatürünün önemli bir araştırma sahası olan medya etkileri probleminden yola çıkarak, dijital medyanın bireyler üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda çalışmada Lazarsfeld vd.'nin "kanaat önderi", Bourdieu'nün "kültürel aracılar" kavramı temel alınarak; influencerların kültürel aracı konumu ve bireylerin beğenileri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; dijital iletişim çağı, sosyal medya ve medyanın kültürel etkilerine yönelik literatür yazımından oluşmaktadır. İkinci bölüm; kültürel aracı, kanaat önderi, influencerlar ve beğeni kavramına ilişkin kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Üçüncü bölüm araştırma yöntemine odaklanırken, dördüncü bölümde araştırma bulgularına ve bulguların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde anket tekniği uygulanmış; influencerların bireyler üzerinde birer etkileyici olup olmadığının belirlenmesi için Tam'ın (2020) "Takipçiler Nezdinde Sosyal Medya Fenomenlerinin Kanaat Önderliği Ölçeği", influencerların bireylerin beğenileri üzerindeki etkisinin anlaşılması için ise yazar tarafından hazırlanan Influencerların Takipçilerin Beğenileri Üzerindeki Etkileri Ölçeği uygulanmıştır. Anket formlarından elde edilen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma örneklemini Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) "Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması" (İBBS) Düzey 1'den Türkiye'yi temsil etme kabiliyeti olan 12 bölgeden seçilen 26 ilde yaşayan bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel bölümünde bireylerin zihnindeki influencer algısını ortaya koymak ve influencerların bireylerin beğenileri üzerindeki etkisine ilişkin elde edilen nicel verilerin güçlendirilmesi ve daha detaylı bilgiler elde edilebilmesi amacıyla mülakat tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda araştırma örneklemi içerisinde yer alan 17 ilden toplamda 26 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Mülakat çalışmasından elde edilen verilerle MAXQUDA 2024 programı kullanılarak tematik analiz yapılmıştır. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde; Türkiye'deki bireylerin influencerları ilgi alanlarına göre kültürel aracı olarak gördükleri ve onların beğenilerinden etkilendiği ortaya konmuştur. Ayrıca dijital medya platformlarındaki çeşitlilik ve influencer sayısındaki artış göz önünde bulundurulduğunda medyanın güçlü etkiler döneminin dijital medya ile şiddetini artırarak devam ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dijital İletişim, Kanaat Önderi, Influencer, Kültürel Aracı, Beğeni
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde uluslararası göçün toplumsal etkileri
Doğu Karadeniz ve Gürcistan sınır coğrafyasında, tarihi yüz elli yıla yaklaşan sınır asimetrilerine dayalı bir göç sisteminin var olduğu iddiası ile yola çıkan bu çalışmanın öncelikli amacı bu göç sistemini genel hatları ile tanımlamak ve sonrasında Sarp Sınırının 1988 yılında geçişlere açılmasının ardından gerçekleşmeye başlayan nüfus hareketlerinin etkisi ile Doğu Karadeniz Bölgesi'nde meydana gelen toplumsal değişim dinamiklerini nüfus hareketi dahilindeki Türk aktörlerin deneyimlerine odaklanarak ortaya koymaktır. Konunun kavramsal ve teorik dayanaklarını göç çalışmaları literatürü açısından göç sistemleri ve ulusaşırı alan yaklaşımları; sosyal teori açısından ise Zygmunt Bauman'ın modernite açıklamaları ile Thorstein Veblen'in aylak tanımı oluşturmaktadır. Ayrıca, Sarp Sınırındaki nüfus hareketliliğinin özelleşmiş bir türünü açıklamak için "döngüsel sınır turizmi" kavramı türetilmiştir. Belirlenen amaca ulaşabilmek için ilk olarak genişletilmiş bir tarihsel arka plan çalışması ile sınırın Türkiye ve Gürcistan tarafında kalan sınır bölgelerinin nüfus hareketi temelli toplumsal değişim dinamikleri incelenmiştir. Sonrasında niteliksel olarak dizayn edilen bir etnografik bir saha çalışması aracılığıyla, Rize ve Batum arasında kalan coğrafyada katılımcı gözlem ve görüşme metotları kullanarak aktörlerin deneyimleri verileştirilmiş, bu veriler tematik analize tabi tutularak bulgulara ulaşılmıştır. Sonuç olarak ortaya konulan analizde Doğu Karadeniz-Gürcistan Göç sisteminin kapalı sınır döneminin birbirinden ayırdığı, aynı zamanda Bauman 'sal anlamda katı ve akışkan modernite dönemlerine denk gelen iki parçası resmedilmiştir. 19.yy. ve 20.yy.'ın ilk çeyreğindeki nüfus hareketlerinin yer aldığı ilk dönem göçlerin belirleyicisi olan sınır asimetrileri bölgedeki ekonomik yapılanmalar arasındaki fark ve Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya arasındaki politikalardır. Dönemin göçmen tipolojisi daha çok kahramanlığa dair sıfatlarla anılan ekonomik motivasyona sahip göçmen aktörler ile politik sebeplerle göçe teşvik edilen (zorunlu olsun-olmasın) kişilerden oluşmaktadır. Bu göçler, günümüz göçleri açısından hafıza oluşturmaları anlamında güncel göç hareketlerinin bilinç altı görünümü olarakta değerlendirilmiştir. Göç sisteminin 20.yy'ın sonu ve 21. yy 'ın başına denk gelen ikinci dönemi ise, çağdaşlarına nazaran her anlamda (insan, sermaye, meta) hareketliliğe vurgu yaparak kuramını açıklayan Bauman'ın tanımladığı akışkan modernizm evresine denk gelir. Bu dönemin nüfus hareketliliğinde baskın sebepler, sınır ticareti, iş gücü arzı, turizm ve illegal ilişki ağlarına dahil olmadır. Bireysel aktörler dikkate alındığında, katı evreye nazaran Türk nüfus için dolanım ticari ve turistik hareketlilik alanlarında yoğunlaşmakta ve daha anti kahraman yaklaşan bir görünüm oluşturmaktadır. Sınırın bu dönemdeki asimetrileri ticari açıdan değerlendirilecek olursa 2000'li yıllara kadar ülkelerin periferilerinde yer alan sınır bölgeleri oluştururken, özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi ticaretin aktif mekanıdır. 2000'li yıllardan sonra ticari hat Türkiye ve Gürcistan'ın merkez illerinden domine edilirken, sınırın ticari ilişkiler yoğunluğu Gürcistan'a kaymıştır. Bunun yanında Batum'un bir turizm ve kumarhaneler şehri olarak kentleştirilmesi, şehri Türk turistler için bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Söz konusu turizm hareketi tanımı, literatürdeki turizm tanımlarını zorlayarak tekrar eden ve ilişki ağlarını genişleten bir tipolojiye evrilerek bu çalışmada döngüsel sınır turizmi olarak tanımlanmıştır. Bunun yanında bu turizm aktivitesi içinde kumar ve ticari seks odaklı geçiş gerçekleştiren, bölgede hemen herkes tarafından bilinirliği olan bir turist grubu oluşmuştur. Bu çalışmada bu gurup "Olmamış" olarak adlandırılan bir sosyal tip olarak tanımlanarak incelenmiştir. 1988'den günümüze kadar gerçekleşen nüfus hareketleri toplumsal değişim özelinde değerlendirildiğinde "Olmamış" sosyal tipinin oluşumu, bölgenin geleneksel sosyolojik dokusunun çözülmesinin bir görünümü olarak en çok dile getirilen konudur. Bunun yanında Türk ve Gürcü kimliklerine yüklenen anlamlar zamanla her iki ülke halkı nezdinde de değişime uğramış, ön yargılar kimi zaman kırılırken kimi zaman yeniden üretilmiştir. Süreç Türk ve Gürcü kimlikleri arasında belirgin bir hiyerarşi oluşmamasına rağmen, zaman zaman Türk nüfusun ekonomik güce dayalı bir üst konum talebi oluşmaktadır. Ancak bu durumun en beliğin tezahürü 2000'li yıllarda Doğu Karadeniz'de vasıfsız işçi pazarında Türklerin işveren, Gürcülerin ise emektar konumunda olmalardır. İlk bakışta Türklerin "lehine" gibi görünen bu konumlanma, Türklerin vasıfsız işlerden el çekmesine sebep olmakta, özellikle çay tarımı üzerinden arazi sahipliğine dayalı üretime katılmadan kazanç elde etmeleri yoluyla Türk nüfusu Veblen'sel anlamda aylaklaştırmaktadır. Bu aylaklaşmanın en önemli sosyal bedeli özellikle genç nesil açısından vasıfsız işçilik becerilerinin yitirilmesi ve işsizliktir. Bunun yanında sınırda deneyimlenen ulusaşırı kriminializasyon faaliyetleri sonucu bölge daha öncesinde deneyimlenmemiş ulusaşırı sivil toplum pratiklerinin de icra edildiği bir coğrafya haline dönüşmüştür. Kısaca ifade etmek gerekirse bahsi geçen bu ikinci dönem Doğu Karadeniz Bölgesi için uluslararasılaşma dönemidir. Çalışmada, nüfus hareketliliği ve toplumsal değişimin temel aktörleri olan bireylerin deneyimleri ile ortaya koyulan bu bulguların değerlendirilmesinin akabinde, bölgede çok aktörlü bir dengenin daha ideal olacağı kanaati ile; Türkiye-Gürcistan sınır bölge ortaya koyulan problem ve fırsat alanlarını daha detaylı betimlemek ve mevcut durumu daha iyiye taşımak adına sosyal araştırma ve sosyal politika yapma-uygulama için geliştirilmiş, sınırın her iki tarafındaki devlet sistemlerine entegre ve sivil toplumuda kapsayan bir sınır yönetim modeli önerisi ile nihayetlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğu Karadeniz-Gürcistan göç sistemi, döngüsel sınır turizmi, sınır ticareti, Sarp Sınırı, ulusaşırı göç
Orta sınıfın utancı: Duygu sosyolojisi açısından 1980'ler Türkiye'sinde toplumsal değişme
Sosyolojide duyguların önemi uzun süredir kabul edilmiş olsa da duyguları merkeze alarak toplumu analiz eden yaklaşımlar sosyoloji tarihinde nispeten yakın tarihlidir. Genellenmiş ve müphem atıflar yapmak yerine duyguların psikolojinin alanını aşan toplumsal bir boyutunun olduğuna işaret ederek analiz yapan duygu sosyolojisi, müstakil bir alt alan olarak varlık göstermektedir. Duygu sosyolojisinin tartışmalarından yola çıkarak utanma duygusunun analiz edildiği bu tezde, Türkiye'de 1980 sonrası değişen toplumsal tabakalaşma ve utanmanın toplumsal anlam ve işlevlerindeki dönüşüm ele alınmıştır. Bu dönüşüm toplumsal yapı içerisinde anlam kazanarak toplumsal eylemlerin motivi olarak işlev gören utancın, toplumsal yapının temel bileşenlerinin dönüşmesiyle birlikte tanım ve işlev açısından dönüşümler geçirdiği fikrine dayanır. Bu minvalde literatürde iktidar ve statü ilişkilerinin duygular üzerindeki etkisi bağlamında yapılan tartışmalardan hareketle, Türkiye'de 1980'li yıllarda ivme kazanan orta sınıflaşma bağlamında utanma duygusunun dönüşümü ele alınmıştır. Yeni orta sınıfların yaşam tarzıyla öne çıkmasından hareketle yaşam tarzı inşasında önemli bir işlev gösteren dergiler analizin merkezinde yer almaktadır. Hayat, Ses, Elele, Genç Kadın ve Kadınca dergilerinin nitel araştırma yöntemlerinden Eleştirel Söylem Analizi ile ele alındığı bu çalışma ideal orta sınıf öznenin ve ideal orta sınıf yaşam tarzının bileşenlerini göstererek, eskiden utanılandan utanmama ve eskiden utanılmayandan utanma çerçevesinde utanma duygusuna yol açan saiklerin dönüşümünü ortaya koymaktadır.
Post-Sovyet süreçte Gagauz kimliğinin yeniden üretilmesi üzerine sosyolojik bir araştırma
Soğuk Savaş sonrasında Sovyetler Birliği'nin etkili olduğu coğrafyadaki devlet yapıları değişmiş, dağılan Birlik yerini yeni bağımsız ve özerk ulus-devletlere bırakmıştır. Moldova Cumhuriyeti içerisinde 1994'te kurulan Gagauz Yeri Özerk Bölgesi de bu yeni siyasal oluşumlardan biridir. Söz konusu siyasi değişimle birlikte bölge, toplumsal olarak birçok alanda değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Bu değişim ve dönüşümler, Gagauz kimliğinin yeniden üretimi ve inşasını da etkilemiştir. Bu çalışmada günümüzde Gagauz Yeri Özerk Bölgesi'nde, yerel coğrafyalarında yaşayan Gagauz halkının gündelik yaşamında kimliğini nasıl yeniden ürettiği ve inşa ettiği araştırma konusu edilmiştir. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemlerinden etnografi tekniği ile alan araştırması yapılmıştır. Gagauz bireylerin gündelik yaşamlarında aile, okul, basın-yayın, kilise vb. sosyalleşme alanlarındaki pratikleri ve eylemleriyle etnik kimliklerini yaşama, üretme ve aktarma durumları; gözlem, derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Alan araştırması sonucunda Gagauzların yerel coğrafyalarında, günümüz gündelik yaşam pratikleri çerçevesinde aile, eğitim, basın-yayın, kilise vb. kurumlarının her birinde etnik kimliklerini bütüncül değil, aksine "sınırlı" olarak yaşadıkları, aktardıkları ve yeniden üretmekte oldukları bulgulanmıştır. Gagauz kimliğinin etnik dil ve soy sınırlarının, özerklik sürecinde beklenenin aksine, güçlenmek yerine aşınmaya başladığına dair güçlü işaretler mevcuttur. Etnik dil sınırlarının, kendi dilleri ile birlikte Rusça'yı da anadilleri olarak algılamaları ve kabul etmeleri; etnik soy sınırlarının ise yeni nesilde grup dışı karma evliliklerin yaygınlaşması ile aşındığı gözlemlenmiştir. Ayrıca bölgedeki dış göç eğilimi nedeniyle kimliklerini sabit, yerel eksenli bir üretimden ziyade ulus-aşırı hareketlilik beklentileri doğrultusunda küresel alanlara göre inşa ettikleri tespit edilmiştir.
Fransız bütünleşme modelinin Fransa'daki Türklerin kamusal yaşama katılımına etkisi
Göçmenlerin uyum süreçlerine ilişkin konular yakın döneme kadar genellikle ekonomik, siyasi ve sosyal meseleler çerçevesinde ele alınmış ve daha çok sorun odaklı değerlendirilmiştir. Ancak ev sahibi ülkelerde doğup büyüyen üçüncü kuşak göçmen çocuklarının toplumsal alanda daha görünür olmaya başlaması ile birlikte kamusal alana katılım ve kimliğin oluşumunda belirleyici olan etmenler de müstakil olarak incelenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Fransa'da yaşayan üçüncü kuşak Türkler özelinde Fransız bütünleşme politikalarının kamusal alandaki yansımaları ele alınmıştır. Zira üçüncü kuşak gençler göç alan toplumların pek çoğu için vatandaşlık politikaları ile kimlik oluşumu süreçlerinin yeniden değerlendirilme süreçlerinde öne çıkmaktadırlar. Fransa, geliştirdiği cumhuriyetçi entegrasyon düşüncesinden hareketle uyguladığı politikaları kurumları aracılığıyla bir "model" haline dönüştürmüştür. Dolayısıyla Fransa'nın göçmenlere ve göçmen çocuklarına yönelik bütüncül bir tavır geliştirdiğini söylemek mümkündür. Bugün gelinen noktada üçüncü kuşak göçmenlerin Fransız toplumuyla ilişkileri ekonominin, siyasetin ve sosyal hayatın önemli tartışma konuları arasına girmiştir. Bu çalışmada üçüncü kuşak göçmen gençlerin sosyal, ekonomik ve kentsel alandaki bütünleşme süreçleri incelenirken Fransa'nın yıllardan beri uygulamakta olduğu entegrasyon politikalarının etkisinin ne yönde olduğu anlaşılmaya çalışılacaktır.