Traditions
340 theses under this subject heading
Çağdaş Türk resim sanatında gelenek
Bu araştırmanın amacı; Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramının yansımalarını, sanatçıların ve konuyla ilgili uzmanların görüşleri ile saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmada gelenek ve resim sanatı ilişkisine yer verilmiştir. Araştırmada geleneğin Çağdaş Türk Resim Sanatı'ndaki, yansımaları değerlendirilmiştir. Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramı ile ilgili uzmanların belirttikleri görüşler, analiz edilmiştir. Sanatçıların eserleri gelenek bağlamında ele alınıp, betimsel olarak değerlendirilmiştir. Gelenek, insanları tarihle bütünleyen, insan kültürüyle ilerleyen bir olgudur. Geleneğin insanları bütüncül bir bakış açısıyla aynı çatı altında topladığı söylenebilir. Küreselleşme ile geleneğin toplumdaki baskın rolü, değişmiştir. Küreselleşme kültürlerarası etkileşimi artırmıştır. Gelenek kimi zaman küreselleşmenin karşıtı olarak görülmüştür. Küreselleşme güncel sanatın çerçevesini olabildiğince genişletmekte ve yeni kavramlar, malzeme ve düşünceler sanatçının yaratıcı itkisine müdahil olmaktadır. Bu bağlam da Çağdaş Türk Resim Sanatı içerisinde, sanatçının gelenek ile ilişkisini araştırmak araştırmanın ereklerinden biridir. Sanat eleştirmenlerinin ve sanatçıların görüşlerinden, Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda geleneğin farklı boyutlarını ve çağdaş sanata yansımalarını çözümlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Gelenek, Türk Resmi, Sanatçı
Selçuklularda düğün gelenekleri
Tarihin başlangıcından bugüne, toplumu oluşturan en küçük kurum kabul edilen "aile" müessesesine bir kutsiyet atfedilmektedir. Aileye yüklenen kutsi misyon, bu müessesenin oluşturulması sırasında bir takım usullerin, kutlamaların, merasimlerin ve ritüellerin uygulanmasını sağlamaktadır. "Düğün gelenekleri" şeklinde ifade edilen bu uygulamalar, bütün toplumlar tarafından büyük bir titizlik ve ihtimamla yerine getirilmektedir. Büyük Selçuklularda hanedan üyelerinin yapmış olduğu evliliklerde ve Türkiye Selçuklularında hem hanedan hem de toplumda gerçekleşmiş evliliklerde aracı, nişan, nikâh, çeyiz, saçı, gelin alayı, düğün, yüz görümlüğü, gerdek adı altında, her biri ayrı özen ve titizlikle uygulanan düğün gelenekleri, eski Türk düğün geleneklerinin devamı niteliğinde görülmektedir. Sıralanan bu geleneklerle birlikte, İslamiyet'in benimsenmesinin akabinde İslam hukukunda yer alan "mehir" usulü de Selçuklular tarafından büyük bir hassasiyetle uygulanmaktadır. Değişen dini inançla birlikte, zaman içinde değişen coğrafyaya ve yaşam biçimine rağmen bu usullerin, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları düğün gelenekleri içinde yerini koruyabilmesi ve hatta günümüze kadar ulaşmış olması, Türk toplumunun geleneklerine olan bağlılığına işaret etmektedir.
Kültür ve gelenek aktarımı bağlamında coğrafi işaret sisteminin işlevleri
Coğrafi işaret sistemi, birtakım hukuki yaptırımlara sahip üreticiyi, tüketiciyi ve ürünü koruyan bir sistemdir. Sistem; kalitesi, ait olduğu yöreden elde edilen hammaddesi, gelenekselliği ile belli bir üne sahip ürünlerin korunmasını sağlar. Coğrafi işaret tescili alan ürünler, kendine ait karakteristik özellikleri sayesinde yöresiyle özdeşleşen ürünlerdir. Bu ürünlerin oluşumunu belirleyen temel faktörler mevcuttur. Bu faktörler doğal ve beşeri kaynaklıdırlar. Doğal kaynaklı faktörler, ürünün oluştuğu coğrafyayı, iklimi, toprak yapısını, su kaynaklarını kapsarken beşeri kaynaklı faktörler ise, insan faaliyetlerini kapsar. Bu yönüyle coğrafi işaret tescili alan ürünler, yöre halkının kültürünü ve geleneğini yansıtır. Ürüne benzersizliğini veren faktörlerin birleşimiyle meydana gelen ürünler, yöre insanının maddi kültür ürünleridir ve kültürel miras niteliğindedir. Bu bağlamda halkbilimi disiplini kapsamına giren coğrafi işaret tesciline sahip ürünler, kültürü, kültürel mirası, geleneği ve geleneksel bilgiyi gelecek nesillere aktarma işlevine katkı sunar. Bu çalışmada, Türkiye'de coğrafi işaret uygulamasının mevcut durumu hakkında bilgi verilmiş ve coğrafi işaret tescili alarak koruma altına alınan geleneksel bilgi ve becerilerle üretilen ürünlerin kültür ile gelenek aktarımı bağlamında işlevleri, İşlevsel Kuram temelinde incelenmiştir. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi ile Yaşayan İnsan Hazineleri Sistemi kültür ve gelenek aktarımı noktasında coğrafi işaret sistemiyle benzer işlevlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Böylece coğrafi işaretler sisteminin işlevleri halkbilimi disiplini kapsamında incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Coğrafi İşaret, Kültür, Kültürel Miras, Gelenek, Geleneksel Bilgi, Halkbilimi, İşlevsel Kuram.
Geleneksel bilginin günümüz beslenme kültürüne etkileri: Ankara Güdül Tahtacıörencik köyü
İnsanın yaşadığı çevreye uyum sağlayabilmek ve temel ihtiyaçlarını giderebilmek için doğa ile etkileşime girerek ürettiği her şey ve üretme yolları, geleneksel bilgi belleğinin oluşmasını sağlamıştır. Geleneksel bilgi belleği, kuşaktan kuşağa aktarılırken insanın ve ihtiyaçlarının değişken doğası gereği değişmekte, yeni gözlemler ve deneyimler yoluyla da zenginleşmekte olan birikimsel, değişken bir bellektir. Geleneksel bilgi belleğinin halk mutfağı, halk ziraatı, halk botaniği gibi kendine has uzmanlık alanları bulunmaktadır. Bu çalışmada geleneksel bilgi belleği konusu, tarım ve gıda alanıyla sınırlandırılmıştır. Tarım ve gıda meselesi, pek çok konunun merkezinde yer almaktadır. Özellikle günümüzde çevrecilik hareketleri, Covid-19 gibi salgın hastalıklar ve gıda güvenliğinin sağlanmasında yaşanan sorunlar doğal, organik gibi kavramların ön plana çıkmasına neden olmuştur. Geleneksel üretim yöntemleri, atalık tohum arayışları geleneksel bilgi temelli pratiklerin sıklıkla gündeme gelmesini sağlamıştır. Geleneksel bilginin nesillerin ihtiyaçları ve şartları doğrultusunda nasıl güncellendiği noktasından hareketle bu belleğin tarım ve gıda alanında insanlık için hem yerel hem de evrensel düzeyde nasıl bir konumda olduğuna odaklanılmıştır. Geleneksel bilginin dönüşümünü insan, kültür ve çevre üçgeninde gözlemleyebilmek amacıyla Ankara ili Güdül ilçesine bağlı Tahtacıörencik köyünde bu çalışmanın alan araştırması kısmı gerçekleştirilmiştir. Araştırma alanı olarak Tahtacıörencik köyünün seçilmesinin başlıca nedenleri, burada tarımsal üretim faaliyetlerinin devam ediyor olması ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde yönlendirici olan Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kolektifinin bulunmasıdır. Bu çalışma, toprağın insana verdikleri, veremedikleri, o eksikleri insanın nasıl tamamladığı, bunu tamamlarken ticarileştirmesi, dönüştürmesi, dijitalleştirmesi gibi noktaları ve bu noktaların etkilerini göstermeyi hedeflemektedir. Çalışmada tarım temelli sosyal ve ekonomik sürdürülebilir kalkınmada geleneksel bilginin insanı, çevreyi ve kültürü birlikte temeline alan bir model olarak hem yerel hem de evrensel düzlemdeki öneminin, uygulanabilirliğinin ve getirilerinin ortaya konulması sağlanmaya çalışılmıştır.
Geleneksel bilginin değişim ve dönüşümü: Cudibey ve Elmaalan mahalleleri örneği
Geleneksel bilgi, belirli bir bölgeye ait atalardan kalan ve sözlü olarak nesilden nesle aktarılan inanış, düşünce ve eylemlerin bütünüdür. Bu çalışmanın amacı, Trabzon İli'nin Arsin İlçesi'ne bağlı Cudibey ve Elmaalan mahallelerindeki geleneksel bilgiyi tespit etmek ve incelemektedir. Trabzon'un 2012 yılında büyükşehir olmasıyla mahalle statüsüne kavuşan söz konusu bölge, hâlâ köy özelliklerini korumaktadır. Bununla birlikte, göç, teknolojik gelişmeler, eğitim durumunun yükselmesi ve kent olanaklarının kırsala yayılması gibi etkenler, geleneksel bilginin kuşaklar arasında değişim ve dönüşüm yaşamasına etkili olmaktadır. Tez kapsamında, Yöre'ye ait halk mimarisi, geçiş dönemleri, çocuk oyunları, halk takvimi, halk hekimliği, halk inanışları, tarımla ilgili uygulamalar ve mutfak kültürüyle ilgili geleneksel bili ve uygulamalar kaynak kişilerle yapılan mülâkatlar doğrultusunda, yukarıda bahsi geçen etkenler bağlamında analiz edilmektedir.
Kültür ve ekonomi ilişkisi bağlamında fındık folkloru
Etkileşimler ürünü ve bütünü kültürün özünü oluşturan geleneksel bilgi belleği insanoğlunun birbirleriyle ve doğayla etkileşimleri sonucunda yaratılmış, aktarılmış ve devinimsel özelliği ile yaşatılmaya devam etmektedir. Bu etkileşim sürecinde genetik kaynaklar çevresinde oluşan geleneksel bilgi ve deneyim belleğine dayalı gelenek kültürünün kültürel ekonomik boyutları bulunmaktadır. Bu tezin temel amacı kültürel ekonomik boyutuylarıyla gelenek kültürünün esasını oluşturan geleneksel bilginin Türkiye ve üretim bölgeleri için ekonomik ve kültürel anlamda önemli bir genetik kaynak olan fındık ve folklorunun WIPO ve UNESCO yaklaşımlarını da kapsayan yaklaşımla çözümlenmesidir. Bu kapsamda çalışmada öncelikle kültür ekonomisi, geleneksel bilgi, genetik kaynaklar, fındık kavramları örnek çözümlemeler için ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde geleneksel bilgi ve deneyim belleği ile yaratılan folklor fındık örneği ile, ilgili literatür tarama ve alan araştırmasında tespit edilen malzemeler ile değerlendirilmiştir. Geleneksel bilgi ve deneyim belleğine dayalı gelenek kültürü ve geleneksel kültürel ifadelerin genetik kaynak olarak fındık örneği ile kültürel ekonomik boyutunun belirginleştirilmesi ise çalışmanın üçüncü bölümünü oluşturmaktadır. Araştırmanın bu son bölümünde geleneksel bilgi kaynaklı folklorun fındık örneği ile kültürel ekonomik ve endüstriyel alanlardaki kullanımları ile işlevsel çözümlemeler bulunmaktadır. Böylelikle halkbilimi, dolayısıyla kültür bilimi araştırmalarında geleneksel bilgi ve dış dinamikleri de önemseyen disiplinler arası yaklaşımlar genetik kaynak örneği fındık ile açıklanmaktadır.
Colonization in Chinua Achebe's novels things fall apart and no longer at ease
Many novels display an intense interest in culture, traditions and the conflict between two different cultures. Colonization is a topic which is also a major concern of contemporary literary criticism and cultural history at large. The present study is concerned with the issue of Colonization in Chinua Achebe's novels Things Fall Apart (1958) and No Longer at Ease (1960). Chinua Achebe's novels are important to the emergent principle of modern African literature. His novels provide an image of an African society, represented both as a living entity and in its historic circumstance. He also provides an image of a social structure modelling the institutional foundation of the re-establishing of African meanings and values. This study is divided into five chapters. Chapter one which is the introduction examines the reasons behind writing this study and review of the literature which illustrates the approaches and arguments of scholars and authors in this area. Chapter Two has three sections. Section one is devoted to uncovering the process of colonization, and its impact. In Section Two the topic of colonialism is discussed in relation to its role in creating the idea of culture diversity. Since the issue of colonization is related to identity, Section Three is devoted to tackling this important issue. Chapter Three is dedicated to the study of Chinua Achebe's novel, Things Fall Apart. It also has three sections. Section One is dedicated to a discussion of the issue of colonization in the novel, while Section Two is concerned with the relationship between the colonized and colonizer. Section Three examines the issue of racism in the novel. Chapter Four of the study examines Achebe's novel, No Longer at Ease. As in the other chapters it is also divided into three sections. The first maps the clash between traditions in the novel. The second section studies the conflict of identities. The last section of this chapter is dedicated to dealing with self-destructive tendencies in the novel. Chapter Five concludes the thesis summing up the findings of the study, and is followed by a list of consulted.
Kültürün yeniden üretimi bağlamında halk edebiyatı metinlerinin kullanımı: Dede Korkut çizgi film örneği
Bu çalışma Dede Korku kitabının, çizgi film üzerinden kültürel değerlerimizin çocuklara aktarımını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Vatikan ve Dresden nüshaları bulunan Dede Korkut anlatıları Türk kültürünün yapı taşını oluşturmaktadır. Eserin içeriğinde günümüze değin etkisini yitirmeyen kültürel değerler ve öğretiler yer almaktadır. Çalışma, bu eserin 2014-2015 yılları arasında Mavi Rüya Film Prodüksiyon tarafından güncellenerek TRT Çocuk kanalına hazırlanan "Dede Korkut Hikayeleri" çizgi filmini ele almaktadır. Bu çizgi filmden kültürün nesiller arası değişimi, yeni araçlarla güncellenmesi, çocuğun gelişim dönemlerine uygun hale getirilirken yaşadığı değişimler, çizgi film vasıflarıyla çocuklara aktarımı, çocuğun bu yolla kişilik kazanımı ve toplumsallaşması adına incelemeler sunmaktadır. İnceleme sonucu çizgi filmlerin çocuk eğitimi üzerindeki etkisinden faydalanarak kültürel değerlerimizin aktarıldığı görülmüştür. Çizgi filmde Dresden nüshasında yer alan cinsellik ve saldırganlık içeren bölümlerin sadeleştirildiği, değiştirildiği yahut işlenmediği gözlemlenmiştir. Çizgi filmde eserden bağımsız olarak nevruz, Ramazan Bayramı, Ramazan ayı ve oruç, birlik ve beraberliğin önemi gibi mesajlar içeren bölümlerin de yaratıldığı görülmektedir. Bu çalışmayla birlikte yerel çizgi film sektörümüze gerekli destek sağlanarak yabancı kültürlerin yerelleştirilmesinin önlenebileceği ve Türk kültürü, örfü, âdetini bilen bireyler yetiştirilebileceği kanısına varılmıştır.
Musahipzade Celâl'in tiyatro eserlerinde eski İstanbul hayatı
Yeni Türk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalar nicelik olarak fazla olsa da özellikle zaman geçtikçe konu bakımından kendini tekrarlamaktadır. Yapılan çalışmalara bakıldığında çoğunlukla edebiyat alanındaki belli isimler ve belli konular üzerine inceleme çalışmaları yapıldığı görülmektedir. Yaptığımız çalışmada edebiyat alanında büyük bir eksiklik olan bu durumu giderebilmek amacıyla, genç yaştan itibaren tiyatro türünün gelişmesi için çaba sarf etmiş olan fakat hakkında yeterli sayıda akademik çalışma bulunmayan Musahipzade Celâl'in eserlerini inceledik. Bu süreçte yazarın tiyatro eserlerindeki eski İstanbul hayatının eserlerde hangi yönüyle ele alındığı, yazarın eski İstanbul'daki âdetlere bakış açısı ve oyunlarda anlatılan, halk nazarında değerli olan kültürel unsurlara yaklaşımı araştırmamızın içeriğini oluşturmaktadır. Dört bölümden oluşan çalışmamızı; semtler, âdetler gelenek ve görenekler, meslekler, eğlence hayatı şeklinde alt başlıklara ayırarak eski İstanbul yaşamının eserlere ne şekilde yansıdığını, yazarın tiyatrolarının sosyal yaşama nasıl ev sahipliği yaptığını gün yüzüne çıkartmayı amaçladık. Bu amaçla Musahipzade Celâl'in tiyatrolarını inceleyerek edindiğimiz bilgileri, konuyla ilgili diğer yardımcı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerle destekleyerek çalışmamızı zenginleştirdik
Animelerde Japon gelenekselliği ve kadın temsili: Naruto örneği
Bir kültür, çevre kültürlerle girdiği etkileşimlerin sonucunda bir takım değişikliklere uğrayarak özünü kaybetmeye meyillidir. Japon halkı, diğer kültürlerden aldığı öğeleri bir derece Japonlaştırmadan kullanmamış, böylece geleneksel kültürünü günümüze kadar yaşatmaya devam etmiştir. Kültürde yaşanan bu değişimleri en açık biçimde yansıtan ise Japon kadınıdır. Japonya, globalleşmenin yaşandığı bu çağda bile geleneksel değerlerini hala koruyabilmesi özelliği ile dikkat çekicidir. Bu geleneksel kültürü Dünya geneline tanıtmanın en iyi yollarından biri de popüler kültürün araçlarından biri olan Japon animasyonu "anime"dir. Bu çalışmada öncelikle Japon geleneksel kültürü, kadının bu kültürdeki konumunun kavranması açısından kültürel ve tarihsel çerçevede incelenmiştir. Araştırma kapsamında popüler anime dizisi Naruto ve Naruto Shippūden üzerinden Japon geleneksel kültüründe kadının konumu betimsel yöntemle analiz edilmiştir.
Gümüşhane ili Kelkit ilçesi Akdağ köyü Alevilerinin gelenek ve görenekleri
Toplayıcılıktan ve avcılıktan, tarım ve çobanlık aşamasına ardından yerleşik hayata geçen insanlık, tarih boyunca bir inanca ihtiyaç duymuştur. Mitlerle, totemlerle gelişen bu süreç, dinsel düşünüşün de süreklilik kazanmasıyla insani kültürün önemli bir unsuru haline gelmiştir. Türk İslam inançları ışığında Alevi- Bektaşi inancı, Türk İslam inançlarını kültür bakımından zenginleştiren bir inanç sistemidir. Alevilik, Anadolu'da gelişerek yayılan Türk tarikatlarındandır. Tasavvuftan etkilenen bu tarikatın felsefesi, örf ve adetleri Türklere ait özellikler gösterir. Bu inanç sistemi, Eski Türk din inançları ile Müslümanlığı kaynaştıran, tasavvufi olarak ifade edilen zengin kültürü, dili ve duyguları ile ulusal yapıda çevreleyen, akla ve bilime değer veren tarikatlardandır. Hacı Bektaş Veli önderliğinde, Güvenç Abdal halifeliğinde gelişen Gümüşhane Aleviliği 16. yüzyıla kadar büyüyerek gelmiştir. Güvenç Abdal'ın bölgeye intikalinden sonra gelişen süreç bir başarıdır. Kürtün'de Güvenç Abdal'ın şahsında temsil edilmeye başlayan ve kurduğu inanç-dede ocağı ile Doğu ve Orta Karadeniz'e yayılan öğreti; bölge insanına yaşamsal, inançsal ve tarihsel bir çıkış olmuştur. Alan araştırmasında Akdağ Köyünün âdet, gelenek ve göreneklerini derleyebilmek için gözlem ve görüşme yöntemi kullanılmıştır. Derlenen bu çalışmanın incelenmesinde, bağlam merkezli halk bilimi yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler çerçevesinde "Karşılıklı Görüşme (Mülakat) Yöntemi" ve "Derleme Yöntemi" ile Akdağ Köyü Alevilerinin âdetleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Bektaşilik, İnanç, Türk İslam, Gümüşhane
Hans-Georg Gadamer'de dil ve gelenek
Gadamer göre dil, modern dönemin araçsal yaklaşımının aksine bütün bir varlık aleminin temelini oluşturan bir ortam olarak asli bir konumda bulunur. Bununla birlikte insanın dışına çıkamayacağı bir tarihsellik içerisinde bulunması onun daima gelenek içerisinde yaşadığı anlamına gelir. Her ikisi de varlık aleminin zemini olarak görülen dil ve gelenek arasında dilin daima bir gelenek içerisinde yaşadığı ve aynı şekilde geleneğin de daima dilsel bir ortamda varlığını sürdürdüğü karşılıklı bir ilişki söz konusudur. Dilin iletişimi sağlayıp varlığını sürdürmesi sabit, değişmeyen bir dil geleneğine dayalıdır. Aynı şekilde gelenek de en temel anlamı itibariyle otoriteyi yani sabitliği betimler. Diğer yandan Gadamer'de dilin yalnızca insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç olmaktan öte yaşayan bir dil olması onun değişmekte olduğunu ifade eder. Gelenek de sabit bir otoriteye işaret etmekle beraber aktarıldığı ortamdaki insanlar tarafından yeniden yorumlanıp değiştirilmeye müsaittir. Bu açıdan dil ile geleneğin bu münasebeti sabitlik ve değişkenlik diyalektiği içerisinde gerçekleşmektedir. Anahtar Kelimeler: Dil felsefesi, dil, gelenek, varlık, hermeneutik, anlama, yorum.
Yönelişler dergisinde şiir ve poetika
Yönelişler, 1981'den 1990'a dek aralıklarla toplamda 53 sayı yayımlanmış bir edebiyat dergisidir. Dergide yayımlanan şiir üzerine metinlerde 1970 Kuşağı şairlerinin epik şiirine karşılık lirik şiiri savunan ve şiirde ideolojilerin yer almasına olumsuz yaklaşan bir tavır geliştirilmiştir. Bu çalışmada, derginin söz konusu tutumunun da ideolojik bir içeriğe sahip olabileceği göz önünde bulundurulmuştur. Dergide yayımlanan poetik metinlerde sıkça vurgulanan imge, gelenek ve metafizik kavramlarından hareketle dergide yer verilen şiirlerin incelemesi yapılmıştır. Bu incelemelerin ışığında, söz konusu kavramların ele alınışında ve dergide yayımlanan şiirlerin arka planında bir ideolojik perspektifin bulunduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Gelenek ve ideoloji bağlamında dilsellik: Gadamer-Habermas tartışması
Doğru bilgi ve anlama ulaşma imkanını tartışan Gadamer ve Habermas'ın hareket noktası birbirine yakındır. Her iki filozof da bilginin ve tecrübenin nesnesi ile öznesi arasında her zaman dilsel mesafe olduğunu düşünmektedir. Anlama, dilsel bir dolayım ile dilin sınırları içinde gerçekleşmektedir. Gadamer'e göre dil, insanı kuşatan ve anlamayı şekillendiren ortamdır. Gelenek dil ile insana bir anlam dünyası oluşturmaktadır. Habermas'a göredilin kullanımı ile insanın dünya tecrübesi ve bilgisi belirlenmektedir. Dilsel dolayımın kaçınılmazlığından dilin yönlendirilmesi ve deforme olması sorunu doğmaktadır. İki düşünür bu soruna getirmeye çalıştıkları çözümde farklılaşmaktadırlar. Habermas, Gadamer'in gelenek teorisi ile otoritenin baskısının ve önyargıların yönlendirilmesinin meşrulaştırıldığını ve dolayısıyla eleştirel aklın baskı altında kalmasından kaynaklı olarak, doğru bilgiye ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu düşünmektedir. Gadamer ise Habermas'ın dili hasta olarak farz eden ve onu psikanaliz ile iktidarın ve otoritenin baskısından arındırma çabasını pratik olarak uygulanamaz görmekte ve önyargı eleştirisinin bir önyargı olduğunu düşünmektedir. O halde yöntem olarak psikanaliz tatbik edilmeksizin ve geleneğin dolayımından çıkmak mümkün olmadan, doğru bilgiye ulaşmak ve eleştiri imkânı nasıl mümkün olmaktadır? Çalışmamızda bu soruya cevap bulmayı hedeflemekteyiz. Dilin deforme edilme ihtimali içinde doğru bilgiye nasıl ulaşılabildiği ve bilginin doğruluk kriterleri tartışılmaya çalışılacaktır.
Cumhuriyet Dönemi tiyatro eserlerinde aile (1923-1969)
Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Muhip Dıranas, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Orhan Asena ve Turgut Özakman'ın aile ve kadın odaklı bir yaklaşım güderek yazdığı tiyatro eserleri, toplumsal gerçekliklerin ve modernizm hareketlerinin aile hayatı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koyar. Bu bağlamda, tiyatro eserlerindeki gelenek ve kültürel değerlerle bütünleşmiş aile modelleri tasnif edilerek incelenmiş ve toplumun zihin dünyasındaki ideal kadın ve aile olgusunun nasıl olduğu, kırsal ve kentsel bölgelerdeki aile ilişkilerini belirleyen dinamiklerin neler olduğu sorularına cevap aranmıştır. Türk ailesinin hayat tarzını değiştiren modernizm hareketinin etkileri "Toplumsal Değişim ve Aile" ve "Kadınlar ve Evlilik Hayatı" olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Kadın, Toplum, Gelenek
Türk geleneğinde kına ve Sivas yöresinde geline kına yakma örneği
Bu tez çalışmasında binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan Kına Geleneği, Sivas Yöresindeki gelin kınaları üzerinden incelenmiştir. Sivas kentinin tarihi ve kültürel yapısı çözümlenmiş, gelin kınası ve yöredeki uygulamaları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Kına törenlerindeki yöreye has uygulamalar ve türküler üzerindeki etkileri de bu bağlamda değerlendirilmiştir. Sivas yöresindeki gelin kınalarının incelenmesinde, kuramsal temel oluşturması için öncelikle kültür ve gelenek kavramlarına yer verilmiştir. Uygarlık tarihi içinde önemli bir yere sahip olan kültür ve gelenek kavramlarının ne olduğu, kuramsal geçmişi ve bugündeki anlamı incelenmiştir. Ardından kına geleneğinin tarihsel süreci ve özellikleri aktarılarak Sivas Yöresindeki Gelin Kınalarının çok daha kapsamlı karşılaştırılması için zemin oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Yapılan bu akademik çalışmada yöntembilim olarak Nitel Araştırma Yöntemleri içerisinde yer alan Durum Çalışması ve İçerik Analizi kullanılmıştır. Elde edilen yazılı ve görsel belgeler ile Sivas Yöresinde çekilmiş belgeseller ve kaynaklar bu yöntembilim üzerinden incelenmiştir.
Konya yerel müzik geleneğinde varyant olgusu
Halk müziğinin en önemli özelliği olan anonimleşme süreci, türkülerin bu güne kadar sözlü aktarımla yakıcısı bilinmeden gelmesine olanak sağlamıştır. Anonimlik ve sözlü aktarım, ulusal ezgilerimizi günümüze kadar getirmekle beraber melodik, makamsal ve tartımsal değişikliklere uğratmıştır. Bu değişikliklere çeşitlenme yani "Varyant" denilmiştir. Konya halkı, kendi içerisinde "Konya Oturakları" ile müzikten uzak kalmamış ve bu oturakları gelenekselleştirmiştir. Konya tüküleri, Mevlevi müziğinin de etkisiyle makam geçkili, ara sazlı ve geniş usûllü bir yapıda icra edilmiştir. Musikiye gönül vermiş Konya'lı icracıların yöresel müzikleri içerisinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak uyguladıkları bu yapılar, sözlü aktarım yoluyla halk türkülerinde bir çok varyant oluşmasına imkân sağlamıştır. Konya mahalli sanatçılarının müzikal yeteneklerine göre de şekil alan ezgilerin yöredeki icrası, TRT'nin kayıt altına aldığı icra ile farklılık göstermektedir. Bu nedenlerden yola çıkarak, Konya türkülerinin varyantlaşma sebepleri ve Konya yöresine ait beş türkünün TRT ve yöre içerisindeki icra şekilleri kaynak taraması, görsel ve işitsel mataryal çözümlemesi ve yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla incelenerek makam, usûl ve melodi farklılıklarının olduğu saptanmıştır. Bu çalışmanın yapılmasındaki amaç; Konya türkülerinin varyantlaşma sebeplerini ve müzikal yapısını inceleyerek yörenin ve müziği icra eden toplumun müzikal zenginliğinin ortaya konulmasıdır.
Dengbêjlik geleneği ve kültürel bağlamları; Diyarbakır örneği
Dünya üzerindeki sözlü tarih ve sözlü kültür geleneğine sahip toplumlarda olduğu gibi dengbêjlik geleneği de kendi toplumunun tarihini ve kültürel değerlerini geleceğe taşıyarak sahiplenmiştir. Kültürel değerleri koruyarak topluma aktaran bu gelenek, sözlü ürünlerinde ait oldukları toplumun bütün sıkıntılarını; acı, keder, isyan, aşk, destan, tarihsel ve toplumsal birçok konuyu ele alarak toplumsal belleğe işlemiştir. Yaşadığı döneminin olaylarıyla birlikte geçmişte yaşanan olayları da eserlerinde işleyen dengbêjler, toplumun gözüyle yaşayan tarih ve değer niteliğindedir. Bu doğrultuda dengbêjlik geleneğinin bu öneminin ve kültürel bağlamlarının ortaya konulması, Diyarbakır özelinde dengbêjliğin kültürel yansımalarının incelenmesi bu çalışmanın temel amacıdır. Anahtar Kelimeler: Dengbêjlik, Diyarbakır, Mala Dengbêjan
Anadolu Alevi ve Bektaşî müzik geleneği üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Haliç Üniversitesi Lisansüstü Enstitüsü Türk Musikisi Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans tez çalışması olarak yapılmıştır. Bu çalışmada, Türk toplumunun zengin kültür yapısını, saz ve söz birlikteliği ile geçmişten günümüze yaşatıp aktaran, Anadolu âşıklık geleneğinin büyük bir bölümünü oluşturan ve Orta Asya Türk uygarlıklarının dini inanç sistemleri ve uygulamaları ile benzerlik gösteren, Anadolu Alevi ve Bektaşî müziği incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Türk halk müziği ve bu müziğin ulusal kültür aktarıcılığı rolü ve önemi işlenmiş, Türk halk müziğinin temelini oluşturan, Orta Asya ozanlık geleneği ve bu geleneğin devamı olan âşıklık geleneği ve geleneğin temsilcileri olan ozan/aşık'lar genel olarak incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Anadolu insanının yüzyılları aşkın dini inanç değerlerinin ve kültürel birikiminin müzikal ifadesi olan, tasavvuf müziği içerisinde yer alan Alevi ve Bektaşî inanç değerlerini konu alan müziğin oluşumu, âşıklık geleneği içerisindeki yeri ve önemi, tarihsel bir perspektif oluşturularak genel hatlarıyla incelenemiştir. Çalışmanın son bölümünde Anadolu Alevi ve Bektaşî kültürü içerisinde yetişmiş ve bu müziğin önemli temsilcilerinden olan Ali Ekber Çiçek, Aşık Davut Sularî ve Aşık Daimi'nin hayatları, müzik çalışmaları incelenmiş, Alevi ve Bektaşî dini inanç değerlerini konu alan eserlerinden birer örnek incelenip açıklanmaya çalışılmış, gerekli çıkarımlar yapılarak sonuç kısmına yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi- Bektaşî, Tasavvuf, Müzik.
Rize Çamlıhemşin'de düğün adetleri ve düğünlerde okunan türkülerin incelenmesi
Çamlıhemşin; Rize ilinin Pazar ve Ardeşen ilçelerinin arasındaki Fırtına deresinin döküldüğü sahilden 20 km kadar içeride, Kaçkar dağlarının eteklerindeki şirin bir ilçesidir. Burada yaşayan Hemşinlilerin hayatlarından bir kesit sunmak amacıyla "Rize Çamlıhemşin'de Düğün Adetleri ve Düğünlerde Okunan Türkülerin İncelenmesi" isimli çalışmada; yöre insanı ile var olan yaşanmışlıkların, bir nebze de olsa akademik hayata aktarılmasında etkili olması düşünülmektedir. Bu çalışmada yöre ile ilgili olarak coğrafik, sosyal ve kültürel faktörler değerlendirilerek; tarih ve coğrafya ışığında bir ayna tutulmuştur. Literatür çalışmaları ve kaynak kişilerden alınan bilgilerle; horon, tulum, türkü ve düğün adetlerinin Çamlıhemşin insanının yaşamındaki rolü incelenmiştir. Düğünlerde sıklıkla kullanılan Horon çeşitleri notaya alınmıştır. Pek bilinmeyen bazı türkü ve kaydeler de bu çalışmada kayıt altına alınmıştır. Yapılan görüşmelerde, izlenen videolarda tabiatın kendisinde yaşattığı canlılığı, ayniyle Hemşin insanında görmek mümkündür. Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen bu kadim topluluğun düğün adetlerinde de Anadolu'nun diğer bölgelerinde yaşayan Türk boylarıyla ortak paydaları çoktur. Düğünlerde gelin evine götürülen boynuzlar, elma takılı koçlar, düğün evinde herkese açık yemek verilmesi, çeyiz sandığı hazırlanması, kutlamaların şerbet ve tatlılarla devam etmesi, orta oyunu tarzı oyunların oynanması, insanların yüksek hoşgörüsü gibi âdetler yaşatılmıştır.Tulum, Türkü ve Horonu hayatlarının her aşamasında kullanan hemşinliler her ne kadar eski adetlerini yaşatamasalar da o günleri unutmadıkları aşikardır. Anahtar Kelimeler: Düğün, Hemşin, Türkü.
Van-Gevaş yöresi anlatı geleneği(Hikâye-masal)
Geleneksel sözlü kültür ürünleri, toplumun yaşayan kültürel belleğinin önemli bir unsurudur. Bu sözlü kültür ürünleri belli bir gelenek içerisinde oluşur ve yayılır. "Anlatı geleneği" diye adlandırılabilecek bu ürünlerin yaşatılması anlatımına ve aktarımına bağlıdır. Halkın kültürel birikiminin birer yansıması olan halk anlatılarının derlenip incelenmesi, toplumun da incelenmesidir. Çünkü bu ürünlerin her biri aynı bölgesel şartlarda gelişen ortak bir hafızayı temsil etmektedir. Sözlü kültür ürünlerinin aktarımı anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamının karşılıklı etkileşim ve iletişimi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu etkileşim içerisinde bölgesel ve sosyal şartlar da barınmaktadır. Dolayısıyla sözlü kültür ürünlerinin incelenmesi çok yönlü bir bakış açısı gerektirmektedir. Bu da Performans Teori'nin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. Halk bilimi araştırmalarında Performans Teori'nin kullanımıyla birlikte halk anlatıları, sadece bir "metin" olmaktan çıkıp "sosyal bir olay" şeklinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Böylece bugüne kadar sürekli ihmal edilen sosyal çevre ve şartlar da önemsenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Performans Teori kullanılarak derlenen halk anlatıları; canlı, yaşayan bir unsur olarak ele alınıp anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamı bağlamında incelenmeye çalışılacaktır. Elde edilen sonuçlar dâhilinde Gevaş'ın anlatı geleneğinin nasıl şekillendiği ve aktarıldığı sorunsalı incelenecektir.
Mardin ili Artuklu ilçesindeki Süryanilerde ölü gömme gelenekleri ve tarihi mezar taşlarından örnekler
Sanat tarihi açısından birçok bilim dalının ana kaynakları arasında yer alan mezar taşları, yazı ve süsleme kompozisyonları ile bize bulunduğu dönemle ilgili fikirler vermektedir. Mardin'deki Süryani Kiliselerinde bulunan Süryani mezar taşlarını, konu olarak seçmemizdeki amaç; daha önce çalışılmamış olan Süryani mezar taşlarını incelemek, gün geçtikte harap olan bu mezar taşlarını katalog halinde belgelemektir. Ayrıca Süryanilerin, diğer İslami dönem mezar taşı örnekleri ile bağını belirlemek, tarihsel açıdan önemini ortaya koymaktır. Mardin İli'nde yaptığımız bu tez çalışması kapsamında 5 adet Süryani kilisesinde bulunan Süryani mezarlıklarındaki 33 adet Süryani mezar taşı incelenmiştir. Mezar taşları incelenen mezarlıkların tümü, Osmanlı Devleti'nin son döneminden (18.yy. sonu 19.yy. başları) kalma örneklerdir. Tespit ettiğimiz bu mezar taşlarının 9'u kadın, 24'ü ise erkek merhuma aittir. Hazirelerde yer alan mezar taşlarının tümünün süslemeleri, kazıma ve oyma tekniği ile yapılmıştır. Yuvarlak ya da çok dilimli kemer formundaki mezar taşlarında, kemer yüzeylerinde ve bordürlerde en çok karşılaşılan süsleme kıvrık dal ve yaprak motifidir. Mezar taşlarındaki formlar ise; dikdörtgen, kare, prizmatik sanduka, kaide kapak, dikdörtgen prizma şeklinde görülmektedir. Mezar taşlarının en erken tarihli olanı 1731 miladi yılına ait olup, Kırklar Kilisesi'nde bulunan metropolitlere ait mezarlara da rastlanmıştır. Mezar taşlarında ağırlıklı olarak kullanılan malzeme, kalker taşıdır. İncelenen mezar taşlarında doğrudan toprağa gömülenler ile kilise beden duvarına gömü şeklinde olmak üzere iki farklı gömü tarzı ile karşılaşılmaktadır. Önemli din adamları, özellikle kilise içindeki nişler içine oturur vaziyette gömüldükten sonra niş, taş malzeme ile örülerek kapatılmaktadır. Bu niş bir sonraki gömü olayına kadar kapalı kaldıktan sonra, yeni cenazenin gömülmesi için örülen duvar yeniden açılarak tekrar uygulama yapılmaktadır. Önceki cesedin kemikleri uygun bir şekilde nişin bir tarafına istif edildikten sonra yeni ceset yerleştirilmektedir. Örneğin, Kırklar Kilisesi'ndeki Metropolitlere ait mezarda 3 kişi gömülüdür. Doğrudan toprağa gömü ise, diğer toplum ve dinlerde de olduğu gibi, toprak içine açılan dörtgen formundaki mezar şeklindedir. Bu şekildeki gömüler genellikle halktan insanlar için uygulanmıştır. Kişinin sosyal, ekonomik ya da dini statüsüne göre mezar taşı ve lahitler farklılıklar göstermektedir. Kiliselerde yer alan mezar taşlarının büyük bir bölümü kitabelidir ve kitabesi celi sülüs yazı karakteri ile yazılmıştır. Süryaniler, Mardin ve bölgesinde alfabe olarak M.Ö. 2. yy'dan itibaren Süryani Ebced'ini kullanmışlardır. Süryani Ebcedi Arami alfabesinden türeyen Sami Ebced'lerinden biri olup Fenike, İbrani ve Arap alfabesi ile bağlantılıdır. Bölgede Arap ve Süryaniler bir arada yaşadıkları için Arapça'dan da etkilenmiştir. Bu nedenle Süryaniler, mezar taşlarında Arapça ve Aramice dillerini kullanmışlardır. Bazı mezar taşlarında yer alan yazılar, zamanla dış etkilerin sonucu olarak giderek kaybolmuştur. Sanat Tarihi açısından önemli veriler ortaya koyan bu mezar taşlarının korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasında yarar bulunmaktadır.
Van-Erciş geçiş dönemleri ve geçiş dönemleri bağlamında kadın
Bu çalışma Erciş'i kapsayan bir çalışmadır. Çalışmada Erciş'in geçiş dönemleri etrafında şekillenen inanış ve ritüeller "gelenek" kavramı etrafında ele alınmış ve elde edilen verilerde kadın olgusuna değinilmiştir. Çalışma giriş ile birlikte iki bölümden oluşmakta ve ikinci bölüm ise altı döneme ayrılarak sunulmuştur. Bu geçiş dönemleri "doğum, sünnet, askerlik, evlenme, hac ve ölüm" başlıkları altında incelenmiştir. Çalışmanın sonuna çalışmada yararlanılan yazılı kaynaklar, bilgilerinden yararlanılan sözlü kaynak kişiler, alan araştırması sırasında kullanılan soru listesi ve fotoğraflar eklenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde çalışmanın konu, amaç ve yöntemi ile ilgili bilgi ve temel verilere değinilmiş; çalışmanın dayandığı temel kavramlar ele alınmış ve çalışma alanının tarih, coğrafya ve demografik özellikleri ile ilgili sınırlı bilgi verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü, alan araştırmasına dayanan ve geçiş dönemleri olarak kabul edilen inanış, ritüellerin açıklanması oluşturmaktadır. Alan araştırması ile elde edilen veriler kadın olgusu ışığında değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler değerlendirildiğinde Erciş'te geçiş dönemleri etrafında şekillenen inanış, ritüel ve bunların toplamı olan geleneklerin halen korunurluluğunu sürdürdüğü görülmektedir.
Tarihi Mardin evlerinin başoda plan geleneği
Mardin, Güney Anadolu ile Kuzey Mezopotamya'nın kesiştiği bir bölgede yer almaktadır. İpekyolu'nun önemli güzergâhlarından biri olması sebebi ile erken dönemlerden itibaren önemli yerleşim alanları arasında yer almıştır. Yerleşim kültürünün özgün taş malzeme ile kendine has özellikleriyle korunduğu şehirde mimari geleneğin gelişim sürecinin takip edilebildiği alanlardan biri de Tarihi Mardin Evleri olmuştur. Tarihi Mardin Evlerinin Başoda Geleneği'nin araştırıldığı bu çalışmada, tarihi Mardin evlerinin tasarım süreçleri, plan özellikleri ile yaşam birimleri arasında önemli görülen Başoda geleneğinin plan, malzeme ve süsleme özellikleri incelenmiştir. Çalışmada Tarihi Mardin Evlerinin Başoda geleneğini yansıtan yapıların tespit edilmesi, incelenmesi, mevcut durumlarının belirlenmesi, korunması ve tanıtılması üzerinde durulmuştur. Bu amaç ile yapılan çalışmalar neticesinde incelenmek üzere Mardin İli merkez Artuklu ilçesinde 15 ev seçilmiştir. Bu evlerin seçiminde esas olarak Başoda geleneğini yansıtan unsurlar ölçüt olarak kabul edilmiştir. Evler şehrin farklı mahallelerinden tüm özellikleri ile ele alınarak araştırmaya dâhil edilmiştir. İncelenen evler arasına farklı dönemlerde çeşitli amaçlar ile ve halen kullanılan evler de dâhil edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilen evler; plan anlayışı, malzeme-teknik ile süsleme bakımından kendi içlerinde değerlendirilmiştir.