Adults
421 theses under this subject heading
Tek taraflı ve bilateral sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin hastalarda vestibüler fonksiyonların araştırılması
Tek Taraflı ve Bilateral Sensörinöral İşitme Kaybı OlanYetişkin Hastalarda Vestibüler Fonksiyonların Araştırılması Koklea ve işitme sinirinde meydana gelen bozulmalar vestibüler sistemi de etkileyebilmektedir. Çalışmamızda amacımız sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin bireylerde vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesidir. Çalışmaya 19-50 yaş aralığında tek taraflı S/N işitme kaybı olan 20 kişi, bilateral S/N tip işitme kaybı olan 20 kişi ve normal işitmeye sahip 20 kişi olmak üzere toplam 60 gönüllü birey katılmıştır.Sağ ve sol servikal VEMP ve oküler VEMP latanslarında ve servikal VEMP sağ-sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0.05). oVEMP testinde sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). VHIT lateral semisirküler ortalama kazanç değerlerinde ve asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır (P>0.05). Sağ ve sol anterior ve posterior semisirküler kanal ortalama kazanç değerleri ve anterior semisirküler kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (P>0.05). Sağ ve sol posterior kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.05). Sakkad testte sol gözde sağa ve sola bakışta doğruluk yüzdesinde, pursuit testte 0.2 Hz'de sağa bakışta asimetri oranında ve optokinetik testte sağ gözde sağa bakışta kazançta gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Kalorik testte kanal parezisinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (P<0.05). BDEA'da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir (p>0.05). Kısa form 36 (KF-36) da genel sağlık parametresinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiş (P<0.05), diğer parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda, S/N işitme kayıplı bazı yetişkinlerde vestibüler sistem fonksiyonlarının etkilendiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Baş dönmesi engellilik anketi, Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Sensörinöral İşitme Kaybı, Vestibüler Fonksiyon, Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri, Videonistagmografi, Video Baş İtme Testi.
Subjektif tinnituslu yetişkin bireylerde kinesio tape tedavisinin etkinliğinin araştırılması
Tinnitus en yaygın otolojik semptomlardan biridir ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Tinnitusun patofizyolojisi tam olarak bilinmemektedir ve tinnitusta etkin bir tedavi yöntemi konusunda fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızın amacı, Kinesiotape (KT) yönteminin subjektif tinnitus tedavisindeki etkinliğini değerlendirmektir. Subjektif tinnitusu ve normal işitmesi olan 34 birey çalışmaya dahil edildi. Tüm bireylere tinnitus ölçümleri frekans, şiddet, Minimal Maskeleme Seviyesi (MMS), Rezidüel İnhibisyon (Rİ), Tinnitus Engellilik Anketi (TEA), Vizüel Analog Skalası (VAS), SF-36 ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Çalışma grubuna (n=17) tinnitus konusunda bilgilendirme ve 4 hafta süreyle KT uygulaması yapıldı, kontrol grubuna (n=17) sadece tinnitus konusunda bilgilendirme yapıldı. Tüm değerlendirmeler 4 hafta sonunda tekrarlandı. Tinnitus şiddeti ve frekansında çalışma grubunda KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunurken (p0.05), kontrol grubunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmedi (p0.05). MMS ve Rİ skorlarında ilk ve son değerlendirme arasında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p0.05). Her iki grupta da VAS ile çınlamanın şiddeti, çınlamadan rahatsızlık derecesi, çınlamanın yaşam kalitesine etkisi ve yüksek sesten rahatsızlık skorlarında, TEA'nın katastrofik ve toplam skorlarunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p0.05). Çalışma grubunda kontrol grubundan farklı olarak VAS ile işitme kaybı ve TEA'nın emosyonel skorunda KT ile anlamlı iyileşme elde edildi(p<0.05). Çalışma grubunda BDÖ skorlarında KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edildi. (p<0.05). Kontrol grubunda ilk ve son değerlendirmeler arasında BDÖ skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç olarak KT ile tinnituslu bireylerde hem odyolojik hem algısal değerlendirmeler ile; tinnitus şiddeti, tinnitustan rahatsızlık düzeyi, yaşam kalitesi ve depresyon algısında anlamlı iyileşme elde edilmiştir.
Erişkinlerde D vitamini ve lipid düzeylerinin insülin direnci ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İnsülin direnci ve dislipidemi, dünyada kardiyovasküler mortaliteye en sık neden olan sorunların başında gelmektedir. Obezite, sigara kullanımı, sedanter yaşam gibi çağımızın problemleri ile birlikte, risk altındaki toplumlarda ciddi sağlık yüküne sebep olmaktadır. Diğer yandan bütün bu risk faktörlerinin kontol altına alınabildiği bilinmektedir. Yapılan çalışmalar hücresel düzeyde dislipidemi ve insülin direnci ilişkisini ortaya koymakta ve klinik araştırmalar bu durumu desteklemektedir. D vitamini eksikliği, ülkemiz için önemli ve yaygın bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Son yıllarda D vitamininin keşfedilen yeni reseptör dokuları ve ilişkili olduğu muhtemel hastalıklar nedeniyle, D vitamini önemli bir çalışma konusudur. Bu çalışmada Tip 2 Diyabetes Mellitüs (T2DM) için öncü olarak kabul edilen insülin direnci; güncel bir kardiyovasküler risk belirleyicisi olarak öngörülen, plazma trigliserid (TG) ile HDL-K (yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol) oranını yansıtan plazma aterojenik indeksi (Atherogenic Index of Plasma, AIP) ve D vitamini düzeylerinin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine 01/06/2016 ile 01/06/2017 tarihleri arasında başvuran, başvuru esnasında serum 25(OH)D₃, insülin, glukoz ve lipit paneli değerlendirilen hastaların dosya kayıtlarının retrospektif olarak incelenmesi şeklinde yapılan kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında, gebe olmayan, kronik hastalığı ve düzenli ilaç kullanımı olmayan 738 hasta dahil edilmiştir. İnsülin direnci hesabı için HOMA-IR, AIP oranı belirlenmesi için Log₁₀ (TG/HDL-K) formülasyonu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS programının 21.0 versiyonu kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler uygulanmış ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada yer alan bireylerin 533'ü kadın, 205'i erkektir. İnsülin direnci ile D vitamini düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.031). İnsülin direnci ve AIP ortalama oranları arasında anlamlı farklılık bulunamamış ancak matematiksel farklılık gözlenmiş, D vitamini düzeyleri ve AIP ortalama oranları arasında istatiksel anlamlı farklılık bulunamamış ancak yine matematiksel farklılık gözlenmiştir. Sonuç: Güncel çalışmalar, D vitamini düzeyinin optimal aralıkta tutulmasının prediyabetik dönemden T2DM' ye geçişi geciktirdiği ve T2DM hastalarında glisemik kontrole yardımcı olduğu yönünde sonuçlar vermekte, D vitamininin ateroskleroza karşı koruyucu etkisi olduğunu belirtmektedir. Diğer yandan insülin direnci ve dislipidemi ilişkisi, aterosklerozun geciktirilmesi veya önlenmesi anlamında büyük önem kazanmıştır. Kardiyovasküler risk öngörüsünde, duyarlı, ucuz ve kolay uygulanabilir oluşuyla AIP oranı öne çıkmaktadır. AIP oranının kılavuz yayınlarında vurgulanması ve rutin laboratuar hizmetine entegre edilmesi gibi hedefler, risk altındaki toplumun tespiti, mortalite ve sağlık harcamalarının azaltılması gibi faydalar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: D vitamini, insülin direnci, plazma aterojenik indeksi, dislipidemi
Çocukluk ve yetişkinlik döneminde ayrılık anksiyetesinin yetişkinlik döneminde görülen anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi
ÖZET Giriş ve Amaç: Anksiyete içeriden veya dışarıdan gelebilecek bir tehlike beklentisinin neden olduğu kaygı ve endişe durumudur. Fizyolojik olan ve stresle baş etmeye yarayan anksiyete, şiddetli ve uzun yaşanması veya kişinin yaşamını olumsuz etkilemesi durumunda anksiyete bozukluğu olarak değerlendirilir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, kişinin temel bağlanma figüründen ayrılmaya veya ayrılma riskine karşı aşırı ve yaygın bir korkuyla karakterize bir durumdur. Geçmişte çocukluk çağına özgü bir bozukluk olarak kabul edilirken DSM-5 ile tüm yaşlarda görülebilen bir bozukluk olarak tanımlanmıştır. Literatürde çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin; yetişkin dönemde görülebilecek anksiyete (örn; yetişkin ayrılık anksiyetesi, panik bozukluğu gibi) ve anksiyete dışı (major depresif bozukluk, bipolar bozukluk gibi) psikiyatrik bozukluklar için risk faktörü olabileceği yönünde çalışmalar mevcuttur. Biz de çalışmamızda çocukluk çağında sık gördüğümüz ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-35 yaş arası herhangi bir ruhsal hastalığı olmayan 311 katılımcı alındı. Tarafımızca hazırlanmış sosyodemografik verilerden oluşan bir anket formunu, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanterini, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketini, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM-1) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI FORM-2) anketlerini uygun biçimde yanıtlayan 311 katılımcıyla çalışma tamamlanarak istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre çocukluk ayrılık anksiyetesi belirtilerini karşılayan 166 kişinin 123'ünde (%74,09) ayrılık anksiyetesi belirtilerinin yetişkinlikte de devam ettiği görüldü. Katılımcıların 43'ünde (%13,03) sadece çocukluk dönemi, 42'sinde (%12,7) sadece yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi puanı yüksek saptandı. Çocukluk dönemi ayrılma anksiyetesi puanı yüksek bireylerin süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F= 46,21, p<0,001 Adjusted R2= 0,13). Yetişkin ayrılık anksiyete puanları yüksek olan bireylerin hem durumsal hem de süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F=46,50, p<0,001, Adjusted R2= 0,23). Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem ayrılık anksiyetesiyle yüksek oranda ilişkili olduğunu aynı zamanda yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesinin çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinden bağımsız olarak da ortaya çıkabileceğini saptadık. Çalışmamızda elde ettiğimiz bir diğer önemli sonuç; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin süreğen anksiyete ile ilişkili olmasıdır. Bu durum çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin kronik anksiyete için önemli bir risk faktörü olabileceğini gösterir. Sınıflama sistemlerine yeni girmiş olan yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi durumsal ve süreğen anksiyeteyle ilişkili olması sebebiyle bu kategorinin anksiyeteye yatkınlığın bir görünümü olabileceğini düşündürmektedir. Bu konuda yapılan çalışmaların ülkemizde az olması ve farklı sonuçlar elde edilmiş olması nedeniyle daha büyük örneklemlerle yapılacak ileriye dönük izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ayrılık anksiyetesi, süreğen anksiyete, durumsal anksiyete
Sağlıklı erişkinlerde sigaranın uyku kalitesi üzerine etkisinin araştırılması
GiriŞ: Sigara tüm dünyada pek çok kronik hastalığın etiyolojisinde yer alan halk sağlığı sorunudur. Toplumumuzda buna rağmen sigara kullanımı yaygındır. Sigaranın suçlandığı sağlık sorunlarından biri de uyku bozukluklarıdır. Nikotinin kendisinin uyandırma etkisine sahip olduğu bilinmektedir ve genellikle sigara içimi uyku bozukluklarıyla birliktelik göstermektedir. Bu nedenle çalışmamızda sigara içiciliğinin uyku kalitesi üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza hastanemizin aile hekimliği polikliniklerine başvuran ve dâhil etme kriterlerini karşılayan sağlıklı gönüllüler katıldı. Katılımcılara demografik bilgi anketi, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi, Epworth uykululuk ölçeği ve Fagerström nikotin bağımlılık testi uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza toplam 513 sağlıklı gönüllü katıldı (312 aktif ve pasif sigara içicisi, 201 kontrol grubu). Sigara maruziyeti olan grupta kötü uyku kalitesine sahip olanların oranı kontrol grubunun oranına göre anlamlı derecede yüksekti(%45,83'e karşı %32,33, p<0,001). Kötü uyku kalitesine sahip olanların oranının yüksekliği alt grup (aktif içici / pasif içici / kontrol grupları) analizlerinde de bulundu (sırasıyla oranlar %46,90, %44,06, %32,33, p=0,009). Sonuç: Sigara maruziyeti olanlarda uyku kalitesi hiç sigara içmeyenlere göre anlamlı derecede bozulmuştu. Bu bozukluk hem aktif hem de pasif sigara içicilerinde mevcuttu. Pasif sigara maruziyeti de en az aktif içiciler kadar kötü uyku kalitesi ile ilişkiliydi.
Birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumları
Amaç: Bu araştırmada birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yetişkinlerin deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve güneş ışınlarından korunma durumlarını belirlemek amaçlandı. Yöntem: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tasarıma sahip olup Şubat-Eylül 2020 tarihleri arası arasında belirlenen dört ASM'ye herhangi bir neden ile başvuran, erişkinlere yapılmıştır. Anket sosyodemografik bilgiler ve fiziki yapı ile ilgili 12 soru, güneş kremi kullanma durumu ve güneş ışınlarının korunmayla ilgili 14 soru, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeğinin 25 sorusu olmak üzere toplam 51 sorudan oluşmaktaydı. Bulgular: Çalışmaya 815 gönüllü katıldı. Katılımcılardan 458 (%54.9) kişi kadın, 377 (%45.1) kişi erkek olup yaş ortancası 27 (min:18-maks:65) idi. Güneş kremi kullanan 319 (%38.2) kişinin 83'ü (%26) her mevsim düzenli kullanıyordu. 119 (%23.1) kişi pahalı olduğu için güneş kremi kullanmıyordu. Katılımcılardan 738 (%88.4) kişi güneşten korunmak için aldığı önlem gölgede durmaktı ve ortalama alınan önlem sayısı ise 3.32±1.33 idi. Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği puan ortancası 14 (min:3-maks:23) bulundu. Yaş ile ölçek puanları arasında negatif korelasyon olduğu görüldü (r=-0.185; p˂0.001). Gelir seviyesi iyi olanların ve üniversite/yüksekokul mezunlarının kendi kategorilerinde ölçek puanı yüksekti (p˂0.001). Kadınların 258 (%56.3) kişi, erkeklerin ise 61 (%16.2) kişi güneş kremi kullanıyordu (p˂0.001). Ayrıca gelir seviyesi iyi olanlarda ve üniversite/yüksekokul mezunlarında güneş kremi kullanma oranı daha fazlaydı (p˂0.001 ve p˂0.001). Cilt kanserine yakalanma fiziksel risk faktörü olmayan katılımcılardan 19 (%46.3) kişi 50 faktör ve üstü güneş kremi kullanmaktaydı. Sonuç: Toplumun, özellikle ileri yaş ve düşük öğrenim durumuna sahip kişilerin güneşin zararlı etkilerini bilme, güneşten korunma, cilt kanseri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaçları vardı. Ayrıca güneş kremi kullananlar da krem kullanımı hakkında yetersiz bilgiye sahipti. Anahtar kelimeler: Cilt kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği
Yetişkinlerde online yapılan kuvvet geliştirme egzersizlerinin fiziksel uygunluk, kas gelişimi ve bazı fizyolojik özellikler üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, dünya genelinde pandemi nedeniyle insanların evlerinde uzun süre kapalı bir ortamda kalma zorunlulukları, egzersiz yapmak istenilse bile birçok spor tesisinin kapalı olması, kalabalık ortamda egzersiz yapmanın bulaş riskini arttırması gibi birçok faktör dikkate alındığında hareketsiz devam eden bir yaşamın insanları gerek fizyolojik gerekse psiklojik açıdan önemli ölçüde yıprattığı düşünülmektedir. Bu nedenle pandeminin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla yetişkin bireyler için hazırlanmış bir egzersiz protokolünü ev ortamında uygulayarak onlara daha sağlıklı bir yaşam sunmaya çalışmaktır. Bu çalışmaya Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı bünyesinde çalışan yetişkin kadın (12) ve erkek (9) olmak üzere toplam 21 güvenlik görevlisi dahil olmuştur. Güvenlik görevlilerine 12 hafta süreyle haftada 3 gün ve günde 1 saat elde bir çift dambıl (erkekler için 5 kg kadınlar için 3 kg) ve kendi vücut ağırlıklarıyla uygulanan kuvvet geliştirme egzersiz programının güvenlik görevlilerine 12 hafta süreyle haftada 3 gün ve günde 1 saat olmak üzere kendi vücut ağırlıkları ve bir çift dambıl kullanarak uygulanan kuvvet geliştirme egzersiz programının fiziksel uygunluk, kas gelişimi ve bazı fizyolojik özellikler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yapılan çalışmada kontrol grupsuz ön test- son test yarı deneysel yöntem uygulanmıştır. Kadın ve erkek güvenlik görevlilerine 12 hafta uygulanan kuvvet geliştirme egzersiz programı öncesi ve sonrasında Brockport Fiziksel Uygunluk Test Bataryasından alınan 5 fiziksel uygunluk testi (el kavrama kuvveti, sırt kuvveti, bacak kuvveti esneklik, dikey sıçrama) ve mezura ile vücut ölçü parametreleri alınmıştır. Kuvvet geliştirme egzersiz programı haftada 3 gün, günde 1 saat uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 23.0 paket programına girilerek, analizler bu program dahilinde yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistik kullanılarak, bu değerlerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları bulunmuştur. Yapılan çalışmanın amacı doğrultusunda oluşturulan hipotezleri test etmek için Paired Samples T analizinden faydalanılmıştır. Çalışma grubunu oluşturan yetişkin kadın ve erkek güvenlik görevlilerinin ön test ve son test parametreleri incelendiğinde el kavrama kuvveti, sırt kuvveti, bacak kuvveti, dikey sıçrama, esneklik, sağ ve sol kol, omuz, göğüs, karın ve kalça genişlikleri parametre değerlerinde istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilirken (p<0.05), beden kütle indeksi ve vücut ağırlığı parametrelerinde anlamlı farklılık görülmemiştir (p<0.05). Çalışma bulgularına göre evde bir çift dambıl ile yapılan, temel basit hareketlerden oluşan, kuvvet geliştirme egzersiz programının yetişkin kadın ve erkek güvenlik görevlilerinde fiziksel uygunluk, kas gelişimi ve bazı fizyolojik özellikler üzerine olumlu etkileri olduğu söylenebilir. Ayrıca katılımcıların gerek pandemi gerekse normal koşullarda bu tür egzersiz protokollerini bir yaşam tarzı haline dönüştürmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: "Pandemi", "Covid-19", "Fiziksel Uygunluk", "Kas gelişimi", "Kuvvet Geliştirme"
15-17 yaş çocuklar ve 18 yaş üstü yetişkinlerin semantik ve eylem akıcılık becerilerinin incelenmesi
Semantik ve eylem akıcılığını barındıran sözel akıcılık ölçümleri nöropsikologlar ve dil ve konuşma terapistleri tarafından nöropsikolojik değerlendirmede sıkça kullanılmaktadır. Her iki akıcılık türü, bir kategori (isim ya da eylem) üzerinden belirli sözel ipuçlarının sunulması sonrasında kişinin kısıtlı bir zaman diliminde ürettiği sözcükler aracılığıyla ölçülmektedir. Bu çalışmada semantik akıcılık ölçümü için "Kahvaltılıklar, Tanınmış Kişiler, Yemekler, İçecekler, Ev Eşyaları" kategorileri ve eylem akıcılığı için "İnsanlar ne yapar?" bağlamında 1.5 dakika boyunca üretilen eylemler değerlendirilmiştir. Ayrıca, demografik (eğitim, yaş ve cinsiyet) ve süre (ilk, orta ve son 30 saniye) değişkenlerinin ölçümler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen veriler betimsel ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntem kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Türkçe konuşan ve yaşları 15-81 arasında değişen 150 katılımcı yer almıştır. Katılımcılar beş yaş (15-17, 18-29, 30-44, 45-59, 60 ve üstü) ve dört eğitim (Lise öğrencileri, 1-8 yıl, 9-11 yıl, 12 yıl ve üstü) grubuna ayrılmıştır. Ölçümler sonucu elde edilen ortalamaların yaş grupları arasında en yüksek 15-17, en düşük ise 60 yaş ve üstü gruptan elde edildiği gözlenmiştir. Eğitim değişkeninde, 1-8 yıl eğitim grubundaki katılımcılardan en düşük, 12 yıl ve üstü grubundan ise en yüksek ortalama sözcük sayılarının elde edildiği görülmüştür. Cinsiyet değişkeninde, kadın katılımcıların "Kahvaltılıklar ve Yemekler" kategorilerinde anlamlı olarak daha fazla ortalama sözcük ürettiği saptanmıştır. Süre dilimlerinde ise, ilk süre diliminde üretilen ortalama sözcük sayıları diğer dilimde üretilenlerden daha yüksek olmakla beraber, sonraki süre dilimlerinde bu değerlerin anlamlı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Son olarak, kategoriler arasındaki üretim farklılıkları incelenmiş ve her bir kategoride üretilen sözcüklerin toplam ve ilk beş sıradaki üretim sıklığı hesaplanmıştır.
Yetişkin bireylerde vokal ısınma egzersizlerinin etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmada, profesyonel ses kullanıcısı olmayan ve ses bozukluğu olmayan kişilere uygulanan vokal ısınma egzersizlerinin, Çok Boyutlu Ses Analiz Programı (MDVP) ve Fonatuvar Aerodinamik Sistem (PAS) ses analiz programları kullanılarak etkililiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplamda 10'u kadın 18'i erkek olmak üzere 28 yetişkin dahil edilmiştir. Vokal ısınma egzersizleri yaklaşık 20 dakika süren nefes, esneme, fonasyon ve rezonans egzersizlerinden oluşmuştur. Katılımcılar seslerini ısıtmadan önce MDVP ve PAS ölçümleri alınmış ve seslerini ısıttıktan sonra aynı ölçümler tekrarlanmıştır. MDVP programı ile sese ilişkin akustik parametreler, PAS programı ile sese ilişkin akustik ve aerodinamik parametreler değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışma kapsamında kadın ve erkek katılımcılar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, vokal ısınma sonrası MDVP parametrelerinden jitter ve shimmer değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş bulunmuştur. PAS parametrelerinden frekans aralığı, ekspiratuvar hava akımı süresi, ortalama hava basıncı tepe noktası ve ekspiratuvar volüm parametrelerinde de vokal ısınma sonrası anlamlı bir artış olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, vokal ısınmanın sesin bazı akustik ve aerodinamik özelliklerini değiştirerek, objektif ses kalitesini arttırdığı ve sesi olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir.
Yetişkinlerin açık ve uzaktan öğrenmeyi tercih etme nedenlerinin demografik özelliklerine göre andragojik bir yaklaşımla incelenmesi
İçinde bulunduğumuz yüzyılda eğitim anlayışımız büyük bir değişim içerisine girmiştir. Bu değişim sosyoloji, ulaşım, ekonomi, teknoloji, bilişim ve iletişim gibi birçok alandan önemli ölçüde etkilenmektedir. Bütün bu ve benzeri alanlardaki hızlı gelişim göz önünde bulundurulduğunda, kişilerin eğitimden beklentileri de artmaktadır. Bilgiye ulaşmadaki kolaylık ve günlük yaşamdaki yüksek tempo, eğitimde zaman ve mekân kısıtlamasını ortadan kaldırmaktadır. Özellikle yetişkin eğitimi için birçok özelliğiyle daha avantajlı bir model olan açık ve uzaktan öğrenme her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Bunun öneminin farkındalığıyla, bu tez araştırmasının amacı yetişkinlerin açık ve uzaktan öğrenmeyi tercih etme nedenlerinin yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, çalışma durumu, medeni durum ve yerleşim yeri türü gibi demografik özelliklerine göre andragojik bir yaklaşımla incelenmesidir. Andragoji, en temel anlamıyla, yetişkin öğrenmesine yardım etme bilim ve sanatı olarak tanımlanabilir. Andragoji yaklaşımına dayalı yetişkin eğitimi, günlük yaşam problemlerine acil çözüm getirebilen, öğrenenlerin öğrenme süreçlerinin her aşamasına dâhil oldukları, yetişkinlerin günlük yaşamdaki sorumluluklarıyla sürdürebildikleri, yetişkinlerin deneyimlerini öğrenme süreçlerinde kullanabildiği ve bireysel farklılıklardan kaynaklanan farklı eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilen bir modeldir. Araştırmanın katılımcılarını Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesine kayıtlı öğrencilerden online anketi dolduran ve cevapları geçerli olan 4247 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada nicel baskın karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde, öncelikle konuyla ilgili alan yazında mevcut olan araştırmalar incelenmiştir. Daha sonra, uzman görüşleri ve pilot uygulama tekniğiyle Açık öğretim öğrencilerinin görüşleri de alınarak, Açık ve Uzaktan Öğrenmeyi Tercih Nedenleri Anketi hazırlanmıştır. Anket öğrencilere online olarak sunulmuştur. Veri toplama sürecinin sonunda, nicel ve nitel verilerden elde edilen bulguların açık ve uzaktan öğrenmeyi tercih nedenleri ile ilgili olarak birbirlerini destekler nitelikte olduğu görülmüştür. Bu bulgu açık ve uzaktan öğrenmenin, örgün öğretime ulaşmada yaşanan zorluklar ve kısıtlı imkânlardan dolayı değil sahip olduğu esnek yapı, hizmet çeşitliliği ve yükseköğretimde yeni fırsatlar sağlayan özelliklerinden dolayı tercih edildiğini gösterir niteliktedir. Yetişkinler zaman ve mekân esnekliği, yeni kariyer fırsatları elde etmek, yaşam boyu öğrenme ve kişisel gelişim gibi nedenlerle açık ve uzaktan öğrenmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca, nitel bir veri olarak yetişkinlerden açık ve uzaktan öğrenmeyle ilgili alınan öneriler incelendiğinde, yetişkin öğrenenlerin açık ve uzaktan öğrenme modeli konusunda farkındalık ve bilinçli olma düzeylerinin yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın alana sağlayacağı katkı bakımdan önemi, alan uzmanlarının öğrenenlerin tercih nedenleri ve alanla ilgili görüşleriyle ilgili bilgi sahibi olarak, sistemin gelişmesinde hedef kitle olan yetişkin öğrenenlerin görüş ve beklentilerine bağlı olarak düzenlemeler ve öğrenme faaliyetler yapılabilecek olmasıdır.
Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin popülasyonda sesin akustik ve aerodinamik özellikleri norm çalışması
Bu araştırmada, Fonatauar Aerodinamik Sistem (PAS) ses değerlendirme aracı kullanılarak Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin popülasyonda sesin akustik ve aerodinamik özelliklerine dair normatif veri oluşturmak ve elde edilen ölçümler üzerinde yaş ve cinsiyetin etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma deseni, gruplar arası karşılaştırma yapan prospektif araştırma modelidir. Araştırmaya katılımcı olarak yaşları 18-87 arasında değişen 206 sağlıklı yetişkin (106 kadın, 100 erkek) dahil edilmiş ve bu katılımcılar üç yaş grubuna ayrılmıştır (18-39, 40-59, 60+). Katılımcılara PAS protokollerinden, Vital kapasite, Maksimum sürdürülen fonasyon, Rahat sürdürülen fonasyon, Ses basınç düzeyi değişiklikleri ve Sesleme yeterliliği protokolleri 3 er kez uygulanmış ve elde edilen verilerin ortalaması alınarak 45 fonatuar aerodinamik ve akustik ölçüm için normatif veri elde edilerek istatistiksel analiz yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre 30 ölçüm üzerinde cinsiyet değişkeninin (Örneğin; En yüksek SBD, En yüksek ekspiratuar hava akım süresi), 19 ölçüm üzerinde yaş değişkeninin (Örneğin; En yüksek SBD, Ekspiratuar hacim) ve 6 ölçüm üzerinde yaş*cinsiyet etkileşiminin (Örneğin; Ortalama perde, En düşük SBD) istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunurken; 10 ölçüm üzerinde yaş ve cinsiyet değişkenlerinin anlamlı etkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak çalışmada 35 fonotuar aerodinamik ve akustik ölçüm üzerinde yaş ve cinsiyet değişkeninin anlamlı etkisi bulunmuştur. Dolayısıyla PAS kullanılarak yapılan ses değerlendirmelerinde yaş ve cinsiyet değişkenlerinin etkisi dikkate alınmalıdır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri erişkinlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) kullanım sıklığı, bu konudaki bilgi ve tutumlarının incelenmesi
Çalışmamızın amacı aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri erişkinlerin Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kullanım durumu, bilgi ve tutumlarını incelemektir. Çalışmamız Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 325 katılımcıya anket verilerek uygulanmıştır. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, GETAT yöntemlerinin hangileri hakkında bilgi sahibi olduğu, bu bilgileri nereden öğrendiği, hangilerini kullandığı ve bu konudaki tutumunu ölçen daha önceki çalışmalar ve literatür eşliğinde hazırlanan anket uygulanmıştır. GETAT uygulamaları ile ilgili tutumu değerlendirmek için Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 21 paket programında değerlendirilmiş ve p<0.05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 33.56±11.94, %56.6'sı kadın ve %56.3'ü bekârdır. Kronik hastalığı olan ve devamlı ilaç kullananlar bireylerin %20.3'ünü oluşturmaktadır. Bireylerin %32.6'sı GETAT uygulamaları ile ilgili hiçbiri hakkında bilgi sahibi olmadığını belirtmiştir. En çok bilgi sahibi olunan uygulamalar sülük, kupa ve hacamat, fitoterapi ve akupunktur olarak sıralanmaktadır. Daha önce GETAT uygulamalarını en az bir kez kullananların sıklığı %28.9 olarak bulunmuştur. En çok kullanılan GETAT uygulamaları ise fitoterapi, kupa ve hacamat, akupunktur olarak bulunmuştur. GETAT kullanımı ile yaş aralığı, medeni durum, meslek, kronik hastalık ve devamlı ilaç kullanımı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların BTATÖ puan ortalama ve standart sapması 32.19±5.4147'dir. BTATÖ puanı ile GETAT kullanımı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0.000). Çalışmanın sonucu olarak GETAT kullanımı yaygın olarak görülmektedir. GETAT uygulamalarını kullanacak olan bireylerin bu konu ile ilgili bilgi sahibi olması sağlanmalı, kanıta dayalı tıp ile kullanılmalıdır.
Yetişkin din eğitimi açısından dini iletişim ve sabır değeri
Çalışmamız yetişkin din eğitiminde başarılı bir sonuç elde edebilmek için tüm problemlere rağmen kaynak konumunda olan yetişkin din eğitimcisinin ve alıcı konumundaki yetişkinlerin arasında meydana gelmesini istediğimiz faydalı bir dini iletişim sürecini ve bu süreçte sabır değerinin yetişkin din eğitimcisine olan katkısını içermektedir. Giriş kısmında konu problem, amaç, önem ve çalışmanın yöntem ve sınırlılıkları açısından ele alınmıştır. Birinci bölümde yetişkin din eğitiminin neliği kavram ve tanımları ile ele alınmış ayrıca yetişkin din eğitiminin alanlarından bahsedilerek yetişkin din eğitimindeki tarihsel süreç anlatılmıştır. Yine bu bölümde yetişkin din eğitimcisinde aranan ve beklenen özellikler işlenmiştir. İkinci bölüm dini iletişim, yetişkin din eğitiminde etkili iletişim ilkeleri ve dini iletişimde sosyo-psikolojik engelleri içermektedir. Üçüncü ve son bölüm de ise yetişkin din eğitiminde sabır değeri, Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Muhammed'in hayatında yer alan sabır örnekleri ele alınarak ve yetişkin din eğitimi kurumlarındaki eğitim sürecinde sabır değerinin yetişkin din eğitimcisine olan katkıları çerçevesinde işlenmiştir. Anahtar Kavramlar: Yetişkin din eğitimi, dini iletişim, yetişkin, yetişkin din eğitimcisi, sabır
Türkiye’de 40 yaş üzeri bireylerde finansal sömürü düzeyinin incelenmesi
Yaşlı nüfusun artması ve finansal işlemlerin giderek dijitalleşmesi, yetişkinlerin ekonomik güvenliğini tehdit eden finansal sömürünün belirlenmesini ve önlenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de yaşayan 40 yaş ve üzeri yetişkinlerin finansal sömürü düzeylerini belirlemek ve finansal sömürü ile finansal bilgi, finansal tutum ve finansal davranış arasındaki ilişkileri incelemektir. Nicel, kesitsel ve ilişkisel desende yürütülen araştırmanın örneklemini kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 409 katılımcı oluşturmuştur. Veriler anket yoluyla toplanmış; betimsel istatistikler, korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların finansal sömürü puan ortalamasının ölçek orta noktasına yakın olduğu belirlenmiştir. Finansal sömürü ile finansal davranış arasında pozitif ve orta düzeyde (r=0,410), finansal bilgi arasında ise pozitif ve düşük düzeyde (r=0,213) anlamlı ilişki bulunurken, finansal tutumla anlamlı bir ikili ilişki saptanmamıştır. Regresyon modeli finansal sömürüdeki değişimin %18,8’ini açıklamış; finansal davranış en güçlü pozitif yordayıcı (β=0,400), finansal tutum negatif yordayıcı (β=-0,104) olmuş, finansal bilginin bağımsız katkısı anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, finansal sömürünün önlenmesinde yalnızca bilgi aktarımına değil, güvenli finansal davranışları ve koruyucu tutumları geliştiren uygulamalı eğitimlere, yaş dostu bankacılık önlemlerine ve kurumsal destek mekanizmalarına öncelik verilmesi önerilmektedir.
Yetişkinlik döneminde dini başa çıkma üzerine bir araştırma
Bireylerin yaş dönemlerine bakıldığında, yetişkinlik dönemi kimlik arayışının olduğu bir dönem olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda bu araştırmanın temel amacı, yetişkinlik dönemindeki bireylerin kimlik statüleri ile kullandıkları başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bununla beraber yetişkinlik dönemindeki insanın anlam ve mutluluk arayışı, bir psikoterapi ekolü olarak Logoterapi, Logoterapinin dine bakış açısı, anlam arayışında kişinin dini inancının ne derece ve ne yönde etkisi ya da katkısı olduğu konuları ele alınıp araştırılmıştır. Yetişkin bireyin anlam arayışı ve anlamsızlık gibi konulara yer verilmiş olup onun dini inancının, dindarlık düzeyinin psikolojik iyi oluşuna ve bu bağlamda başına gelen olumsuzluklarla başa çıkma çabasına bulunduğu katkı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kişinin sahip olduğu Tanrı inancı, dindarlık düzeyinin başa çıkma yolculuğunda inanan insana bir dünya görüşü ve kalıcı anlamlar sunarak rehberlik etmek suretiyle destek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Trakeal entübasyon gerektiren erişkin hastalarda videolaringoskopa karşı macintosh laringoskopun karşılaştırılması
Amaç: Elektif cerrahi olması planlanan erişkin hastalarda genel anestezide videolaringoskopinin Macintosh laringoskopiye göre entübasyonu kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının, komplikasyonları azaltıp azaltmadığının prospektif olarak gözlemlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi uygulanacak erişkin 200 hastanın; 100'ü videolaringoskop, 100'ü Macintosh laringoskopla entübe edildi. Hastaların hangi laringoskopla entübe edilmiş olduğu, yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi, sigara ve alkol kullanım durumu, ek hastalık, boyun çevresi, takma, protez veya kayıp diş durumu kaydedildi. Hastaların ayrıca ağız açıklığı, tiromental mesafe, Mallampati skoru, boyun hareket durumu, prognat yeteneği, vücut ağırlığı, zor entübasyon öyküsü parametrelerinden oluşan El Ganzouri Risk İndeks skoru hesaplanarak kaydedildi. Entübasyon süreleri kaydedildi. Entübasyon sonrasında girişim sayısına, zor entübasyon olup olmadığına, Cormack-Lehane skoruna, travma ve komplikasyon durumuna bakıldı. Bulgular: Entübasyon süresinde, videolaringoskop kullanılan grupta ortalama süresi Macintosh laringoskop kullanılan gruba göre anlamlı olarak daha düşük ölçüldü. Glottisin görüntüsünü değerlendirmek için baktığımız Cormack-Lehane skoru zor entübasyon hasta sayısı fazla olmasına rağmen videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha düşük cıktı. Entübasyona bağlı komplikasyonda videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha az görüldü. Sonuç: Genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanacak hastalarda videolaringoskopun glottik görünümü arttırması, entübasyon sürelerini kısaltması ve entübasyonu daha kolay hale getirmesi nedeniyle daha az travmaya neden olması Macintosh laringoskopa üstün olduğu sonucuna varıldı.
Birinci basamakta yetişkin hastalarda polifarmasi, akılcı ilaç kullanımı ve tedavi uyumunu etkileyen faktörlerin araştırılması
Dünya genelinde giderek artan nüfusla birlikte özellikle kronik hastalıklar ve ilaç kullanımı artmaktadır. İlaç kullanımının artması ile beraber 'polifarmasi' dediğimiz çoklu ilaç kullanımı durumu ortaya çıkmaktadır. Akılcı ilaç kullanımı ise, doğru tanı ve tedavi yöntemi ile hastanın uygun ilacı, uygun süre ve dozda, en düşük fiyat ile kolayca sağlayıp kullanabilmesidir. Bu tez çalışması, Bursa ili 36 nolu Ertuğrul Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde takibi yapılan ve kronik ilaç kullanımı olan hastalar arasında birinci basamakta yetişkin hastalarda polifarmasi, akılcı ilaç kullanımı ve tedavi uyumunu etkileyen faktörlerin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışma grubunu oluşturan 249 hastanın yaş ortalaması 51 yıl olup; %64,7'si (n:161) kadın, %35,3'ü (n:88) erkektir. Hastaların kronik hastalık takiplerini %35,2'sinin düzenli yaptırmadığını, %37,8'inin çok fazla ilaç kullandığını ve azaltılması gerektiğini düşündüğünü, %28,8'inin ilaç yan etkisine maruz kaldığı görülmüştür. Hastaların %44,3'ü kullandığı ilaçların yan etkisini bilmemekte, %43,2'si kronik ilaçları harici ek tedavi kullandığını belirtmektedir. Genel Sağlık Anketi-12 Ölçeği total puan ortalaması 2,24 olup katılımcıların %42,6'sı psikolojik hastalık açısından risklidir. Polifarmasi dediğimiz yani 4 ve üzeri ilaç kullanımı olanların genel sağlık anketi puanı anlamlı olarak daha yüksektir (p=0,039). Genel sağlık anketinden yüksek risk grubunda puan alanların kronik ilaçları harici ek tedavi kullanımları %48,5 ile diğer gruplara oranla yüksek olduğu gösterilmiştir (p=0,014). İlaç yan etkisinin görülenlerin genel sağlık anketi puanı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=<0,001). İlaç yan etkisi görülmeyen bireylerde 1-3 adet ilaç kullanımı olanlar %76,2 ile 4 ve üzeri ilaç kullanımı olanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir (p=<0,005). Kadınlarda reçetesiz ağrı kesici kullanımı %58,4 (p=0,01) ve vitamin/mineral kullanımı %35,4 (p=<0,001) ile erkeklere göre daha yüksek kullandığı görülmüştür. Bireylerin bitkisel tedavi kullanımları yaş grupları ile kıyaslandığında yaş arttıkça bitkisel tedavi kullanımlarının arttığı görülmüştür (p=0,005). Polifarmasi varlığının istenmeyen ilaç reaksiyonları, ilaç-ilaç etkileşimleri, hastaneye yatış ve mortalite gibi risk faktörlerini beraberinde getirmesi nedeniyle bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemesi olasıdır. Birinci basamakta yaşlanma ile beraber polifarmasi oranlarının arttığı, polifarmasi oranlarının artması ile ilaç yan etkilerine maruz kalmanın arttığı yine genel sağlık anketinden alınan puanın artması ile beraber polifarmasi ve ilaç yan etiklerine maruz kalma oranlarının arttığı görülmüştür. Birinci basamakta hasta popülasyonun önemli bir kısmını oluşturan yaşlı ve kronik ilaç kullanımı olan hastalarda polifarmasi ve ilaç yan etkilerine maruz kalma açısından akılcı ilaç kullanım esasları özellikle dikkate alınmalı. Hastalık ve ilaç takipleri açısından hastaların bilgi düzeyi artırılmalıdır.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.
Yetişkin tenis oyuncularına uygulanan direnç lastiği egzersizlerinin tenis performanslarına etkisi
Bu çalışma, yetişkin tenis oyuncularına uygulanan direnç lastiği egzersizlerinin tenis performanslarına etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Gaziantep DEFİ (Tenis Turnuvası) liginde aktif olarak tenis oynayan 30 erkek birey gönüllü olarak katılmış ve bu bireyler rastgele yöntem ile kontrol (n=15) ve deney (n=15) grubuna ayrılmışlardır. Çalışmaya katılan sporcuların demografik bilgileri (yaş, boy, kilo) alınmış ve tenis becerilerini ölçmek amacıyla ITN (Uluslararası Tenis Numarası) testi uygulanarak 8 haftalık tenis ve direnç lastiği antrenmanlarına başlanmıştır. Elde edilen verilerin karşılaştırılmasında Tekrarlanan Ölçümlü Varyans Analizi ve Profil Analizi Tekniği ile Bonferroni Çoklu Karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Söz konusu istatistiksel analizler SPSS for Windows (ver. 20) istatistik paket programından yararlanılarak yapılmıştır. Grupların ilk ve son testlerinin gruplara göre değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla yapılan Tekrarlanan Ölçümlü Varyans analizi ve Bonferroni Çoklu Karşılaştırma testi sonuçlarına göre Yer Vuruşları Derinlik ve Güç testi (P=0.001), Yer Vuruşları Hassasiyet ve Güç testi (P=0.000), Vole Vuruşları Derinlik ve Güç testi (P=0.000), Servis Vuruşları testi (P=0.002), Toplam ITN Puanı (P=0.000) deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Aynı zamanda Kontrol ve Deney gruplarının son test değerleri, ilk test değerlerine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda, tenis antrenmanları ile birlikte yapılan direnç lastiği egzersizlerinin tenis vuruş performansına olumlu bir etkisi olduğu ve direnç lastiği egzersizlerinin tenis antrenmanlarında uygulanabilir bir yöntem olduğu söylenebilir.
Değişik vücut kitle indeksine sahip yetişkinlerde cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, değişik vücut kitle indeksine sahip yetişkinlerin cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma, Gaziantep ilinde yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 210 erkek ve 207 kadın olmak üzere toplam 417 gönüllü yetişkin dahil edilmiştir. Verilerin toplanması amacıyla demografik özellikler bilgi formu ve bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu uygulanmıştır. Bireylerin vücut kitle indeksi (VKI) değerleri ile tespit edilen özellikler arasındaki ilişkilerin araştırılmasında Çok Boyutlu Ölçeklendirme (ÇBÖ) Analizi Tekniğinden yararlanılmıştır. ÇBÖ analiz sonuçları VKI ile yaş, cinsiyet ve 10 dakika yürüyüş yapılan gün sayısının birbirlerine oldukça yakın ve aynı grupta yer aldığı görülürmüştür. Dolayısıyla VKI değerleri, bireylerin yaşları, cinsiyetleri ve 10 dakika spor yaptıkları gün sayısından anlamlı düzeylerde etkilenmektedir. Sonuç olarak bireylerin son 7 gün içerisinde şiddetli fiziksel aktivite yaptığı gün sayısı, bu günlerin birinde şiddetli fiziksel aktivite yaparak ne kadar zaman harcadığı ve hafif fiziksel aktiviteye ayırdığı zaman durumları VKI ile olan ilişkileri bireylerin yaş, cinsiyet ve 10 dakika yürüyüş yapılan gün sayısı kadar güçlü bir ilişki içerisinde bulunmasa da bu üç özellikte VKI değerlerini anlamlı düzeylerde etkileme kapasitesine sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan oturma, yürüme ve hafif fiziksel aktivite için ayrılan zamanın VKI değerleri ile anlamlı düzeyde ilişkili olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Vücut Kitle İndeksi, Yetişkin, Fiziksel Aktivite, Obezite, Sağlıklı Yaşam Biçimi
Acil serviste kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanan erişkin hastalarda serum SCUBE 1 düzeyinin spontan dolaşımın geri dönüşü ile ilişkisi
Amaç: Signal peptide-CUB (complement C1r/C1s, Uegf, and Bmp1)-EGF (epidermal Growth factor)-like domain-containing protein 1 (SCUBE 1)'in son güncel çalışmalarda miyokart enfarktüsü, inme, mezenter iskemi, gastrik kanser gibi hastalıklarda biyobelirteç olarak kullanılabilirliği üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uygulanan hastalardaki SCUBE 1 değerinin spontan dolaşımın geri dönüşü (SDGD) ile ilişkisi araştırıldı. Materyal ve Metod: Acil serviste KPR yapılan 18 yaş üzerindeki gebe olmayan hastalar, KPR sonucuna göre exitus kabul edilenler (grup I) ve SDGD sağlananlar (grup II) olarak iki gruba ayrıldı. İki gruba da 25 hasta alındı. İlk başvuru anında alınan kan örneğinden SCUBE 1 ve diğer rutin biyokimyasal parametreler çalışıldı. Bulgular: İki grup arasında cinsiyet dağılımı ve hastaların yaşı arasında anlamlı farklılık görülmedi (p=0.248). SCUBE 1 değerleri SDGD sağlanan grupta exitus kabul edilen gruba göre anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0.002). Cut off 9 ng/mL değerinde duyarlılığı %100, pozitif kestirim değeri %65.8, özgüllük %48, negatif kestirim değeri %100 olan sonuçlar elde edildi. Bakılan diğer parametreler( Hgb, pH, PCO₂, HCO₃, nötrofil lenfosit oranı, lökosit sayısı, Trombosit sayısı, AST, ALT, LDH, CK, CK-MB, Troponin-I, üre, D-Dimer, INR, kreatinin) için iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p > 0.05). Sonuç: Çalışmamızda KPR sırasında ölçülen SCUBE 1 değeri SDGD sağlanan hastalarda exitus olanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0.002). Bu veriler bize KPR'nin sonucu ile ilgili bir öngörüde bulunulabileceğini, ancak daha net yargılar ortaya konulabilmesi için kardiyopulmoner arrest (KPA) etyolojilerine göre daha büyük alt gruplar ile daha kapsamlı çalışma yapılmasına gerek olduğunu düşündürmektedir.
Erişkin vezikoüreteral reflü hastalarında endoskopik tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada vezikoüreteral reflü (VUR) sebebiyle endoskopik yöntemle opere olan yetişkin hastaların tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Şubat 2014 ve Ocak 2020 tarihleri arasında VUR sebebiyle endoskopik girişim yapılan 18 yaş ve üstü hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. VUR tipi ve cerrahi girişim endikasyonlarındaki farklar sebebiyle hastalar 3 gruba ayrıldı: 1. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu (İYE) veya ultrasonografide (USG) piyelonefrit sekel bulguları saptanan primer VUR'lu hastalar 2. Nativ böbreğe VUR'u olan renal transplantasyon adayı hastalar 3. Transplante böbreğe VUR'u olan hastalar Her hastaya işeme sistoüretrografisi (VCUG) ile tanı konuldu. Bilateral olguların sonuçları her üreter için ayrı kaydedildi. Tüm hastalarda enjeksiyon materyali olarak dekstranomer / hiyaluronik asit (DX-HA) kopolimeri (DEXELL VUR ®) kullanıldı. Hastaların renal sintigrafi ve USG bulguları, ateşli İYE hikayesi, cerrahi işlem sayısı kaydedildi. Bulgular: Toplam 42 hasta üzerinden değerlendirme yapıldı. Hastaların 38'i kadın (%90,4) , 4'ü erkektir (%9,5) , yaş ortalaması ise 35'tir (18-46). Birinci grupta 31 üreteral üniteye yapılan ilk enjeksiyon işlemi sonucunda %62,5, ikinci işlem sonrası %42,8 başarı oranı gözlendi, genel başarı oranı ise %71 olarak bulundu. Tekrarlayan ateşli İYE oranına bakıldığında bu grupta işlem sonrası %85,7 oranında iyileşme kaydedildi. Bu grubun ortalama takip süresi 48 aydır. Nativ böbreğe VUR'u olan renal transplantasyon adaylarında totalde 16 üreteral üniteye girişim yapıldı. Hastaların hepsi kadındı. Bu grupta birinci ve ikinci enjeksiyonun başarı oranı sırası ile %56,2, %40 olarak bulundu, genel başarı oranı ise %68,7'dir. Transplante böbreğe VUR'u olan 7 hastanın ise tek işlem sonrası görüntülemelerinde 2 hastada tam düzelme gözlendi (%28). Sonuç: Endoskopik DX-HA enjeksiyonu VUR'u düzeltmede ve tekrarlayan ateşli İYE ataklarını iyileştirmede etkin bir yöntemdir ve erişkin hastalar tarafından iyi tolere edilmektedir. Endoskopik tedavi aynı zamanda nativ böbreğe VUR'u olan renal teransplantasyon adaylarında ve transplate böbreğe VUR'u olan hastalarda da güvenle kullanılabilir. Anahtar kelimeler VUR, Tekrarlayan ateşli İYE, DX-HA, Endoskopik, VCUG
Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma
Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.
Epilepsisi olan erişkinlerde eşlik eden psikolojik bozukluklar, uyku sorunları, gastrointestinal semptomlar araştırması
Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni (MBBE) ve epilepsi arasındaki ilişki bir süredir preklinik olarak araştırılmaktadır. Bu konuda yapılan klinik çalışma sayısı azdır. Fonksiyonel gastrointestinal sistemin (FGIS) patolojisinde MBBE'nin önemli rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar MBBE'nin anksiyete, depresyon, aleksitimi gibi nöropsikiyatrik bozuklukların gelişimi ve ilerlemesi ilişkisine odaklanmıştır. Sirkadiyen ritim ve epilepsi arasındaki etkileşim FGİS hastalıkları ile psikolojik ve uyku sorunları arasındaki ilişkiler de ayrı ayrı çalışılmıştır. Çalışmamızda bu dört durumun erişkinde birlikteliği araştırılacaktır.