Pain measurement
128 theses under this subject heading
Kronik boyun ağrılı hastalarda propriosepsiyon ve taktil doğruluk eğitiminin, eklem hareket açıklığı, ağrı, propriosepsiyon, taktil doğruluk ve dizabilite üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma kronik boyun ağrılı bireylerde taktil doğruluk eğitimi ile proprioseptif eğitimin, ağrı, dizabilite, taktil doğruluk, eklem hareket açıklığı ve propriosepsiyon üzerine olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 20-60 yaş arasında kronik boyun ağrısı olan toplam 57 birey dahil edilmiştir. Bireyler yaşa göre (20.0-34.9 yıl ve 35.0-60.0 yıl) tabakalandırıldıktan sonra rastgele yöntem ile Taktil Doğruluk Eğitimi (TDE) Grubu (n=19), Propriosepsiyon Eğitimi (PE) Grubu (n=19) ve Kontrol (K) Grubu (n=19) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. TDE Grubu'nda yer alan bireylere taktil doğruluk eğitimi, PE Grubu'nda yer alan bireylere proprioseptif eğitim, haftada üç gün, dört hafta süre ile uygulanmıştır. Kontrol Grubu'na ise herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Tüm bireyler tedavi öncesi ve 4 haftalık tedavi sonrası değerlendirilmiştir. Bireylerin ağrı şiddetini değerlendirmek için "Sayısal Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Basınç ağrı algı eşiği, mekanik ağrının zamansal sumasyonu ve şartlandırılmış ağrı modülasyonu "Algometre" ile bilateral üst trapez kas gövdesinden ölçülmüştür. Ayrıca basınç ağrı algı eşiği dominant taraf tibialis anterior kas gövdesi üzerinden de ölçülmüştür. Taktil doğruluk duyusu, "Kaliper" ile, eklem hareket açıklığı ve proprisepsiyon (eklem pozisyon hissi) "Dijital Gonyometre" ile ölçülmüştür. Dört haftalık eğitimin sonunda Kontrol Grubu'na göre TDE Grubu'nda ağrı şiddeti, tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiği ve ağrılı bölgedeki taktil duyuda daha fazla (p<0,05), PE Grubu'nda ise ağrı şiddeti, dizabilite, diğer bölgedeki taktil doğruluk duyusu ile ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu görülmüştür (p<0,05). PE Grubu'nda TDE Grubu'na göre ağrı şiddetinde ve ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon hareketlerinin eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu (p<0,05), TDE Grubu'nda PE grubuna göre tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiğinde daha büyük gelişme olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronik boyun ağrısının yönetiminde ağrı şiddetinde daha fazla azalma için proprioseptif eğitim, ağrıda sistemik bir etki elde etmek için taktil doğruluk eğitimin tercih edilmesi gerektiği kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Somatosensoriyel Eğitim, Propriosepsiyon, Hiperaljezi, Rehabilitasyon.
Kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirmesinde Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin geçerlilik çalışması
Bu araştırma, "Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin" kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirilmesinde geçerliliğinin test edilmesi amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kasım 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, kardiyotorasik cerrahi geçiren 152 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Renk Çemberi Ağrı Ölçeği", "Wong Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır". Ölçeğin Türk toplumuna uyarlanması aşamasında, alan uzmanlarının görüşleri alınarak, Türk toplumunda ağrı yoğunluğunu yansıtan turuncu ve kahverengi renkleri ölçeğe dahil edilmiştir. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde kapsam ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Kapsam geçerliliği için tüm maddelerin kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerler kabul edilebilir bulunmuştur. Araştırmada, ölçüt geçerliliğinin test edilmesinde ve uyumun değerlendirilmesinde "Wong-Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Ölçekler arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki ve mükemmel uyum bulunmuştur. Renk Çemberi Ağrı Ölçeği, Türk toplumunda kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastalarda postoperatif ağrı değerlendirmesinde geçerli bir ölçüm aracı olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı değerlendirmesi, ağrı ölçeği, kardiyotorasik cerrahi, postoperatif ağrı, geçerlilik, hemşirelik bakımı
Perkutan koroner girişim yapılan hastalarda işlem öncesi ve sonrası ağrının anksiyete (kaygı) ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Amaç: Bu tez çalışması perkütan koroner girişim uygulanan hastalarda işlem öncesi ve sonrasında hastaların ağrı skorunun anksiyete ve yaşam bulguları ile arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, perkütan koroner girişim uygulanan ve işlem sonrası ağrısı devam eden 131 erkek ve 54 kadın olmak üzere 185 hasta oluşturdu. Veriler SPSS 22.0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.Çalışmaya katılan hastaların tanımlayıcı özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde analizleri, ölçeğin analizinde ortalama ve standart sapma istatistikleri kullanıldı. Verilerin karşılaştırılmasında Anova, Bağımsız Gruplar T-Testi kullanıldı. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediği Basıklık ve Çarpıklık değerleri ile incelendi. Bulgular:Katılımcılardan%66,5 (n=123) kişi anjio işlemi olmamışken, %35,5 (n=62) kişi işlem olmuş; 58 hastaya daha önceden stent takılırken, 127 hastaya stent takılmamıştır.Nrs skoru işlem öncesi 7,065, işlem sonrası 3,210 (p<0,05); Durumluk Kaygı Puanı işlem öncesi 61,568, işlem sonrası 32,362 (p<0,05) olarak saptandı ve işlem öncesi puanları işlem sonrası puanlarından yüksek ve anlamlıydı.İşlem öncesi ağrı, kaygı skorunda %78,7 değişim, işlem sonrası ağrı ise kaygı skorunda %29,8 değişim meydana getirdi.Ağrının etki büyüklüğü 2,906, kaygının etki büyüklüğü ise 3,101 olarak hesaplandı. Hastaların yaş, cinsiyet, medeni durumları, kronik hastalık işlem öncesi ve sonrası ağrının kaygı ve yaşam takiplerinde anlamlı (p>0,05) bir fark oluşturmadı.Hastaların öncesinde hastaneye yatmaları ve stent işlemi olmaları ile ağrı, kaygı ve yaşam bulguları ölçümleri arasında anlamlı (p=0,00 p<0,05) bir ilişki bulundu.Nrs ile NSAI envanteri arasında pozitif korelasyon (p<0,05) bulundu. İşlem öncesi ağrı skoru ve işlem sonrası ağrı ve işlem öncesi ve sonrası anksiyete, kalp hızı, kan basıncı, solunum sayısında anlamlı (p<0,05) değişiklik olurken, satürasyon ve vücut ısısında anlamlı değişiklik olmadığı (p> 0,05) gözlemlendi. Sonuç: Araştırma sonucunda ağrının artması hastaların kaygı düzeyi ve yaşam bulguları ölçümlerinin artmasına neden olurken, ağrı skorunun azalması ile kaygı düzeyinde ve yaşam bulguları takiplerinde iyileşme saptandı.Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların ağrıyı tanımlayabilmesi, ağrı skoru artmadan hastaneye erken başvurmasına yönelik eğitim verilmesi ile ilgili farklı araştırmalar önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Perkütan Koroner Girişim, Ağrı, Anksiyete, Yaşam Bulguları
İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi
Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.
Akut migren ataklarında aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisi
Çalışma, migren tanısı konmuş bireylerde, akut migren atağı sırasında tıbbi tedaviye ek olarak aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin saptanması amacıyla deneysel olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini acil kliniğe migren atağı ile başvuran, çalışma kriterlerine uyan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 35 deney 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Depresif Belirti Envanteri - Öz Bildirim- (IDS-SR), Migrende 24 Saatlik Yaşam Kalitesi Ölçeği-MYKÖ, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), tansiyon aleti ve pulseoximetre ile toplandı. Akut migren atağı esnasında tıbbi tedaviye ek olarak, deney grubu hastalara aromatik yağ karışımı kullanılarak 15 dakika alın, şakak ve boyun köküne masaj uygulandı ve uygulamaya üç hafta boyunca devam edildi. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, frekans) yanı sıra normal dağılım gösteren iki grup arası niceliksel verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. İkiden fazla grup arası değerlendirmelerde ise Kruskal Wallis testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise yine Mann Whitney U testi kullanıldı. Deney grubunun uygulama öncesi GKÖ skorlarının, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,030; p<0,05). Deney grubunda uygulama öncesine göre uygulama sonrasında GKÖ puanlarında görülen düşüşün, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Deney grubunun uygulama sonrası migrende yaşam kalitesi toplam ve alt boyut ölçek puanlarının kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Aromatik yağlarla yapılan masajın, deney grubunun tedavi sonrasındaki MYKÖ toplam puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,005; p<0,01). Çalışma sonucunda lavanta ve nane yağı kullanılarak yapılan masajın migren hastalarının ağrısının azaltılmasında etkili olduğu ve yaşam kalitelerini olumlu etkilediği görüldü.
Boyun ağrısında iki farklı ev egzersizi programının etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı boyun ağrısı şikayeti olan bireylerde, iki farklı ev egzersizi yönteminin egzersiz devamlılığına, boyun ağrısı ve boyun özürlülüğü üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. İstanbul Arel Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nda Şubat 2018 – Mayıs 2018 tarihleri arasında yürütülen çalışma, akademik ve idari çalışanlardan boyun ağrısı şikayeti olan, yaşları 25-60 yıl arasında değişen 60 kişi ile yapıldı. Olgular rasgele yöntemle iki gruba ayrıldı. Grup 1'e basılı materyal ile ev egzersiz yöntemi (B.M.E.Y) Grup 2'ye ise videolu telefon hatırlatıcı özellikli ev egzersiz yöntemi (V.H.E.Y) ile egzersiz verildi. Ağrı şiddeti 'Vizüel Analog Skala' (VAS), boyun özürlülük düzeyi 'Boyun Ağrı ve Disabilite Skoru' (BADS) ile egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet yönünden farklılık yoktu (p>0,05). Egzersiz devamlılığı yönünden iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulundu. Tanımlayıcı istatistiklere bakıldığında Grup 2'nin (V.H.E.Y) egzersiz devamlılığının daha fazla olduğu görüldü. Her iki grupta egzersiz öncesi ve sonrası boyun ağrısı ve boyun özürlülüğü değerlendirmelerinde iyileşme gözlendi (p<0,05). Tanımlayıcı istatistiklere bakıldığında VAS ve BADS değerlendirmelerinde Grup 2 (V.H.E.Y) lehine anlamlı düzeyde fark bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada egzersiz sonrası iki grubun da ağrı şiddeti ve boyun özürlülüğünde anlamlı düzeyde iyileşme izlendi. Basılı materyal ile verilen klasik ev egzersiz yöntemi yerine uygulanabilecek videolu ve telefon hatırlatıcı özellikli ev egzersiz yönteminin egzersiz devamlılığı, ağrı şiddeti ve boyun özürlülüğü üzerine daha etkilidir.
Tek taraflı alt ekstremite amputasyonu olan bireylerdeki ağrının aktivite ve katılım üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı tek taraflı diz altı amputasyona sahip bireylerdeki ağrının Uluslararası Fonksiyonel Sınıflandırma Sistemine (ICF) göre aktivite ve katılıma olan etkisini incelemektir. Yöntem: Katılımcıların demografik ve klinik özellikleri kaydedilecektir. Çalışmada ağrıyı değerlendirmek için McKill-Melzack Ağrı Anketi ve görsel analog skalası (GAS) kullanılacaktır. Aktivite ve katılım düzeyleri Alt Ekstremite Protez Kullanıcıları Mobilite Anketi (PLUS-M) ve Normal Yaşama Katılım Endeksi (RNLI) ile değerlendirilecektir.Unilateral diz altı amputelerin bağımsız ambulasyonunda ICF'e göre kapasite ve performansı değerlendirmek için amputelere yönelik oluşturulan ICF kısa set kullanılacaktır.
Fibromiyalji hastalarında hassas noktalarına uygulanan transkutanöz radyofrekans ve ıslak iğne tedavi yöntemlerinin ağrı üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Fibromiyalji yaygın muskuloskeletal ağrı, uyku bozukluğu ve aşırı yorgunluk hissi ile karekterize kronik bir hastalıktır. Hastalığın tedavisinde farmakolojik veya nonfarmakolojik bir çok tedavi modalitesi uygulanmasına rağmen semptomların nüksü oldukça yaygındır ve yaşam kalitesini anlamlı ölçüde negatif etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, fibromiyalji tanılı hastalarda transkutanöz radyofrekans (TCRF) ve ıslak iğne tedavilerinin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 - Eylül 2021 tarihleri arasında merkezimizde Fibromiyalji tanısı konulan toplamda 100 erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar TCRF ve ıslak iğne tedavisi uygulananlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Yanıt değerlendirilmesi amacıyla tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.inci ve 6.ıncı ay VAS (Visual Analogue Scale) ağrı skorları incelenmiştir. Zamanla tedavi modalitesinin VAS üzerindeki olan etkisi, tekrarlı ölçümler varyans analizi (Repeated Measures ANOVA) ile ortaya konulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %76'sı kadın, %24'ü ise erkek olup, hastaların ortanca yaşı 52 (22-60) idi. Tedavi kolları arasında cinsiyet ve yaş dağılımına göre istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (sırasıyla p=0.349 ve 0.745). Tedavi öncesi (giriş) VAS skoru ortalaması erkeklerde kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu öğrenilmiştir (8.25 vs. 7.78, p=0.037). Hastaların giriş VAS skoru ortalaması 7.89±0.97 iken, 2. ay VAS skoru ortalaması 5.5±1.7, 6.ay VAS skoru ortalaması ise 6.12±1.4 idi (p<0.001). Tedavi gruplarına göre VAS değişimi varyans analizinde TCRF uygulanan grupta tekrarlayan ölçümlerde VAS skoru ıslak iğne tedavisi uygulanan gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda fibromiyalji prevalansının kadınlarda erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Diğer yandan, erkeklerde tedavi öncesi VAS skorunun kadınlara göre daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Her iki tedavi modalitesi ile VAS skorunda anlamlı ölçüde azalma olmakla beraber, TCRF alan grupta VAS yanıtının ıslak iğne tedavisi uygulanan hastalara göre anlamlı ölçüde daha iyi olduğu gösterilmiştir.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında repozisyon manevraları öncesi ve sonrası otolit fonksiyonlarının karşılaştırılması
Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo,başın açısal hareketleriyle tetiklenen ani başlangıçlı kısa süreli ataklarla karakterize bir hastalıktır. BPPV patofizyolojisi çoğu zaman idiopatik olmakla birlikte kafa travması, viral enfeksiyon ve jelatinöz membranda yaşa bağlı değişiklikler sonucu otokonyaların utrikül makulasından ayrılıp semisirküler kanala geçmesi sonucu baş dönmesi, mide bulantısı ve dengesizlik semptomları meydana gelmektedir. Vestibüler test bataryalarından biri olan VEMP otolit organ fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan bir EMG kaydıdır. Bu çalışmada repozisyon manevrası öncesinde ve sonrasında c-VEMP ve o-VEMP testi kullanılarak BPPV'li hastalarda repozisyon manevrasının otolit organ fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-60 yaş aralığında dahil edilme kriterlerine uygun BPPV tanısı almış 33 birey dahil edildi. Tüm bireyler BDEE, VAS, VNG, c-VEMP ve o-VEMPtestleri ile değerlendirildi. Araştırmada 18'i (%54,55) kadın, 15'i (%45,45) erkek bireyden oluşan 33 BPPV'li hasta yer aldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 48 ± 6,81'dir. BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi BDEE ve alt gruplarından aldıkları puanlar repozisyon manevrası sonrasına göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi VAS puanları repozisyon manevrası sonrasına göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların hem c-VEMP hem de o-VEMP değerlendirmelerinde patolojik ve normaltaraf dalga varlıklarında manevra öncesi ve sonrası arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05).Ek olarak bu değerlendirmelerde patolojik ve normal taraflarında P1 latans, N1 latans, P1-N1 interpeak latans ve asimetri oranı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). BPPV'li hastaların patolojik taraflarında repozisyon manevra sonrası c-VEMP P1-N1 interpaek amplitüd değerleri repozisyon manevrası öncesine göre istatistiksel olarak yüksek saptandı(p<0,05).BPPV'li hastalarınhem c-VEMP hem de o-VEMP değerlendirmelerindepatolojik taraflarında repozisyon manevra sonrası P1-N1 interpaek amplitüd değerleri repozisyon manevrası öncesine göre istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0,05).BPPV'li hastaların repozisyon manevrası öncesi normal taraf c-VEMP ve o-VEMP P1-N1 interpeak amplitüd değerleri patolojik taraftan istatistiksel olarak yüksek saptandı(p<0,05).Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda BPPV'li hastalarda utriküler ve sakküler makula dejenerasyonu nedeniyle VEMP sonuçlarının etkilenebileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca BPPV'li hastaların repozsiyon sonrası takibi için VEMP değerlendirilmesi önerilmektedir.
Evre I,II ve III diz osteoartritli hastalarda diz içi hyalüronik asit enjeksiyonunun Ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerinde etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma, diz içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonunun diz osteoartriti (OA) tedavisinde ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 45 yaş üzeri ağrı ve hareket kısıtlılığı ile başvuran Kellgren-Lawrence radyolojik evrelemesine göre evre 1,2 ve 3 olan 60 kişi dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası sonuçları ağrı şiddeti Vizüel analog skalası (VAS) ile yaşam kalitesi ve fiziksel performans değerlendirmeleri SF-36 ile değerlendirilmiştir.
Farklı şekillendirme sistemleri kullanılarak yapılan kanal tedavilerinde post operatif ağrı değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrısız, asemptomatik, devital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc, Reciproc Blue ve Protaper Next döner eğe sistemlerini kullanarak yapılan kök kanal tedavisi sonrası hastaların postoperatif ağrılarının değerlendirilmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 18-65 yaş aralığında bulunan asemptomatik ağrısız, devital alt çene çok köklü toplam 36 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper Next (Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) ve Reciproc Blue (VDW, Münih, Almanya) olmak üzere 3 gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların 6, 12, 24 ve 72 saat ve 7. gündeki postoperatif ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, ağrısız, asemptomatik, devital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur.
Non-malign ağrılarda fentanil kullanımının değerlendirilmesi
Bu çalışmayla yatarak takip edilen non-malign ciddi ağrılı hastalarda analjezi amacıyla kullanılan fentanilin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Non-malign ağrılı 32 hastanın tekrarlayan yatışlarındaki fentanil kullanımları da ayrı ayrı incelenerek toplam 138 uygulama çalışmaya alındı. Hastaların yaş, tanı, fentanil uygulanma doz ve yolu, uygulanan gün sayısı, fentanil uygulaması öncesi alınan analjezik tedavi ve süresi, fentanil uygulanırken birlikte kullanılan ilaçlar (opioid/nonopioid), fentanil ilaç kullanımı başlamadan önceki VAS değeri, fentanil kullanım yolu (IV, dilaltı, TTS), yan etkiler, hemoglobin, hematokrit, böbrek (üre/kreatinin) ve karaciğer (ALT/AST) fonksiyon test sonuçları ve orak hücreli hastalar için fentanil uygulanması sırasında yapılan eritrosit süspansiyonu ve/veya kan transfüzyonu kaydedildi. İstatistiksel olarak p<0,05 anlamlı kabul edildi. Hastaların yaş ortalaması 27,0 ± 11,2 idi. Hastaların %65,6'sı (n:21) erkek ve %34,3'ü (n:11) kadındı. Cinse göre bolus fentanil dozlarının erkeklerde daha yüksek uygulandığı saptandı (p<0,002). Yaş gruplandırmasında 21-44 yaş arası hasta sayısının fentanil uygulanan en yüksek hasta grubu olduğu (%58,6 n:81) belirlendi. Yaş aralığı 21-44 arasında olanların, kullanılan TTS fentanilin dozu en yüksek grup olduğu saptandı (p<0,01). Yaş gruplarına göre TTS formun bir yatış süresince uygulanan en düşük doz ve en yüksek dozu yine 21-44 yaş grubunda daha yüksek bulundu (sırasıyla p<0,01; p<0,01). Fentanil kullanımı öncesi VAS ortanca değeri 6,0 ± 0,1 bulundu. Hastaların VAS değerleri ile bir yatış süresindeki takipte uygulanan TTS fentanilin en yüksek doz değeri arasında korelasyon anlamlı bulundu (p<0,033). Hastalara uygulanan bolus fentanilin ortanca değeri 200 ± 42,9mcq ve TTS fentanil ortanca değeri 25 ± 2,9mcq idi. Hastalara uygulanan bolus fentanilin ve TTS fentanilin hastaya ilk uygulama doza göre tekrarlayan uygulamalardaki dozların daha yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla p<0,026; p<0,01). OHA tanılı hastaların fentanil kullanımı tüm formlarında diğer tanılı hastalara göre daha yüksek bulundu (p<0,001). Hastaların %42'si (n:58) ek opioid kullanımına, %7,2'si (n:10) ek non-opioid analjezik kullanımına ve %14,5'i (n:20) ko-analjezik kullanımına ihtiyaç duyduğu belirlendi. Ek opioid ihtiyacı olan hastaların TTS kullanım miktarı ihtiyacı olmayanlara göre istatiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,01). Ek non-opioid ihtiyacı olan hastaların takip süresince en yüksek doz TTS miktarı ihtiyacı olmayanlara göre daha yüksek bulundu (p<0,033). Karaciğer fonksiyon testleri normal olan hastaların, takip süresince en düşük ve en yüksek doz TTS miktarı patolojik olanlara göre daha yüksek bulundu (sırasıyla p<0,003; p<0,039). Sonuç olarak; Non malign ağrılarda özellikle OHA tanılı hastalarda fentanilin bolus ve transdermal formlarının ağrının kontrol altına alınmasında etkin olduğu belirlendi. Hastanın altta yatan hastalıkları da göz önüne alınarak ciddi ağrılarda fentanil uygulanmasının yaşam kalitesinin kısa sürede arttırabileceği kanısına varıldı.
Süt molar dişlerin atravmatik restoratif tedavisinde enzim bazlı kemomekanik yöntemin etkinliğinin değerlendirilmesi
Diş çürüğü, dişin sert dokularındaki demineralizasyon ile karakterize mikrobiyal kökenli bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Çürük dokunun uzaklaştırılmasında en sık tercih edilen yöntem döner aletler ile çürük dokusunun uzaklaştırıldığı geleneksel yöntemdir. Bu yöntemin beraberinde getirdiği bazı dezavantajlar bulunmaktadır. Bu dezavantajlar işlem sırasında oluşan ağrı nedeniyle lokal anesteziye ihtiyaç duyulması, ses ve vibrasyon nedeniyle hastanın hissettiği rahatsızlık olarak sıralanabilir. Bu nedenle dental fobisi olan ve kooperasyonun sağlanamadığı çocuklarda ağrısız bir tedavi yöntemine ihtiyaç duyulmaktadır. Son zamanlarda tercih edilen bu yöntemlerden birisi ise kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemidir. Bu çalışmada kemomekanik bir ajan ile geleneksel Atravmatik Restoratif Tedavi (ART) yönteminin klinik ve radyografik başarıları ve ağrı düzeylerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne ebeveyni ile başvuran 3-8 yaş aralığındaki çocuklar dahil edilmiştir (n=38). Çalışmaya dahil edilen çocukların süt ikinci molar dişlerinin oklüzal yüzeylerinde çürük bulunan ve ART endikasyonu olan dişlerine; ekskavatör, mine keskisi ve sond ile geleneksel ART yöntemi ve Brix 3000 materyali ile kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemi uygulanmıştır. Çürük temizleme yöntemlerinin ardından yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (YVCİS) ile restorasyonlar tamamlanmıştır. Restorasyon uygulamalarından sonra Wong Baker Ağrı Skalasına göre değerlendirme yapılmıştır. Restorasyonların klinik başarıları modifiye USPHS kriterlerine göre 3,6 ve 12. aylarda takip edilmiştir. Radyografik değerlendirme ise 6 ve 12. aylarda yapılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS versiyon 25 paket programı ile yapılmıştır. YVCİS uygulanan iki çürük temizleme yönteminin klinik ve radyolojik değerlendirme kriterlerine göre zaman dilimlerinde birbirleri ile karşılaştırılmasında Compare Column Proportions Testi, aynı grubun kendi içinde değerlendirilmesinde Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile algılanan ağrı düzeylerinin yaşlara göre dağılımlarının değerlendirilmesinde Kruskal Walli H Testi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında hata değeri %5 olarak alınarak p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. 3. ve 6. ayda kemomekanik çürük temizleme ve geleneksel ART yöntemleri sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar arasında kenar uyumu kriterinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (3. ay p=0,040; 6. ay p= 0,047). Kemomekanik çürük temizleme yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar 6. ay takipte sekonder çürük kriterinde %2,8 oranında Charlie skor almıştır. Geleneksel ART yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlarda ise zaman dilimlerinin hiçbirinde sekonder çürüğe rastlanılmamıştır. 6 ve 12. ayda radyografik değerlendirme kriterleri göz önüne alındığında her iki grupta da hiçbir dişte patolojiye rastlanılmamıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile yapılan ağrı düzeyi değerlendirilmesinde iki grupta da en çok ağrı yok ifadesini temsil eden yüz ifadesi tercih edilmiştir. İki grup arasında tüm sonuçlar değerlendirildiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,536). Yaptığımız çalışma; Brix 3000 materyali kullanılarak uygulanan kemomekanik çürük temizleme yönteminin, geleneksel ART yöntemi ile benzer şekilde ağrısız ve kabul edilebilir bir çürük doku uzaklaştırma tekniği olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Minimal Girişimsel Diş Hekimliği, Atravmatik Restoratif Tedavi, Kemomekanik Çürük Temizleme, Brix 3000, Wong Baker Ağrı Skalası
Antikoagülan kullanan romatoid artrit hastalarında eklem tutulumunun şiddetinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada aktif romatoid artriti olan antikoagülan kullanan hastalarda (derin ven trombozu profilaksisi ya da atriyal fibrilasyon, koroner arter hastalığı, pulmoner emboli vb. ek hastalıkları nedeniyle) eklem tutulumunun şiddetinin antikoagülan kullanımı ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Romatoloji Servisinde yatan 2010 ACR/EULAR Romatoid Artrit Sınıflama Kriterleri'ne göre RA tanısı almış, 18-70 yaş arası, bilinen ek romatolojik hastalığı bulunmayan ve romatoid artrit aktivite indeksi DAS28-ESH ve/veya DAS28-CRP≥ 2.6 olan RA atak olarak kabul edilen toplam 42 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 23'ü immobilizasyon ve hareket kısıtlılığı nedeniyle venöz tromboembolizm (VTE) profilaksisi alıyor olup (DMAH) tedavi grubunu, VTE profilaksisi almayan 19 katılımcı ise kontrol grubunu oluşturmuştur. VTE profilaksisi alan (DMAH) RA atak hastalarının hastaneye yatışlarının ilk gününde profilaksi öncesi ve sonrasında bir gün arayla DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve görsel analog skala (VAS) hesaplandı. VTE profilaksisi almayan RA atak hastalarının ise bir gün ara ile DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve VAS hesaplandı. Her iki grupta da anlamlı fark yaratması ihtimaline karşı GLOBAL VAS iki gün de aynı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen grupların demografik verileri karşılaştırıldığında yaş ve tanı süreleri bakımından anlamlı farklılık saptanmamıştır. RA atakta olan DMAH proflaksisi alan ve almayan iki grup karşılaştırıldığında ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve VAS düzeylerinin ilk ölçümlerinin benzer olduğu görülürken; DMAH profilaksi grubu hastalarının ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, sabah tutukluğu, VAS düzeylerinin son ölçümlerinin gruplarda anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmüştür (p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01). DMAH profilaksisi alan grupta ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, sabah tutukluğu ve VAS düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Sonuç: Çalışmamızda VTE profilaksisi (DMAH) alan grupta hastalık aktivitesinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak düştüğü görülmüştür. RA hasta popülasyonu düşünüldüğünde eğer bir kontrendikasyon yok ise mevcut tedaviye eklenecek DMAH tedavisi ile hem hastanın artmış olan VTE riski hem de hastaya verilecek kortikosteroid dozu ve süresi azaltılabilir. Bu da hastalarda gelişebilecek VTE ve olası kortikosteroid komplikasyonlarını azaltmada fayda sağlayabilir
Karpal tünel sendromu tanılı bireylerde transkütanöz auriküler vagus sinir uyarımının sinir ileti hızı, kavrama kuvveti, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliğine etkisi
Karpal tünel sendromunun(KTS) toplumdaki görülme sıklığı yüksektir. KTS için uygulanabilecek altın standart tedavi protokolünün olmaması KTS'de yeni tedavilerin etkinliğinin araştırılmasını sağlamaktadır. Transkütanöz auriküler vagus uyarımının(taVNS) KTS'de sinir ileti hızı, kavrama kuvveti, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliği gibi parametrelerdeki etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Yaşları 18-58 aralığında değişen 51 hasta (90 el) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler deney, sham ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Tedavi öncesi ve sonrasında olacak şekilde median sinirin duyusal dalının ileti hızını ölçmek amacı ile elektromyografi(EMG) değerlendirmesi, bir dijital dinamometre yardımı ile el kavrama kuvveti, vizüel analog skalası(VAS) ölçeği ile ağrı sorgulaması ve üst ekstremitenin fonksiyonelliğini ölçmek amacı ile üst ekstremite fonksiyonel indeksi(ÜEFİ) ölçeği uygulanmıştır. Tedavide tüm katılımcılara konvansiyonel rehabilitasyon programı uygulanmış ve deney grubuna ayrıca vagus sinir uyarımı Vagustim cihazı yardımı ile gerçekleştirilmiştir. Sham grubuna ise cihaza ait kulaklıklar takılmış ancak akım verilmemiştir. Çalışma için yapılan değerlendirmelerde anlamlılık derecesi p<0.05 olarak hesaplanmıştır. Çalışmada gruplar arasında VKİ, yaş, cinsiyeti eğitim durumu, sigara kullanma durumu gibi parametreler açısından anlamlı farklılıklar bulunmamıştır(p>0.05). Grup içi yapılan değerlendirmelerde kavrama kuvveti dışında kalan sinir ileti hızı, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonelliği açısından başlangıç durumuna göre anlamlı farklılık bulunmuştur(p<0.05). Grupların karşılaştırılması için yapılan analizde ise kavrama kuvveti parametresi dışında kalan tüm parametrelerde deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunurken(p<0.05), sham ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p>0.05). Çalışma sonucunda KTS tanısı almış bireylerde konvansiyonel rehabilitasyon programına ek olarak uygulanan taVNS'nin duyusal sinir ileti hızını ve üst ekstremite fonksiyonellik seviyesini yükselttiği, ağrıyı azalttığı ancak kavrama kuvveti üzerinde herhangi bir etki oluşturmadığı bulunmuştur.
Kronik mekanik boyun ağrılı hastalarda konvansiyonel fizik tedavi ile birlikte servikal manipülasyonun ağrı şiddeti, yaşam kalitesi ve eklem hareket açıklığı üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı kronik mekanik boyun ağrılı olgularda fizik tedavi uygulamalarına servikal manipülasyon eklenmesinin etkinliğinin incelenmesidir. Araştırmada hastalar Fizik tedavi (n=20) ve Fizik tedavi + Servikal manipülasyon (n=20) uygulanacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Araştırma kapsamında olgularda ağrı (VAS), boyun disabilite (BDI), eklem hareket açıklığı (EHA) ve yaşam kalitesi parametreleri değerlendirilmiştir. Araştırma grupları arasında yaş, cinsiyet, eğitim durumu, sağlık durumu ve egzersiz durumu gibi sosyodemografik verilerin gruplar arsında farklılık göstermediği bulunmuştur(p≥0,05). Fizik tedavi yöntemleri uygulanan grupta VAS, eklem hareket açıklığı, boyun disabilite indeksi, yaşam kalitesi, canlılık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyut puanlarının tedavi öncesi ve sonrasında farklılık gösterdiği saptanmıştır (p≤0,05). Fizik tedavi ve kayropraktik uygulanan grupta VAS, BDI, EHA ve yaşam kalitesi alt boyut düzeylerinin tedavi öncesi ve sonrasında farklılık gösterdiği saptanmıştır(p≤0,05). Ayrıca gruplar arsında tedavi sonrasında VAS, BDI, EHA ve yaşam kalitesi alt boyut düzeylerinin farklılık gösterdiği saptanmıştır(p≤0,05). Kronik boyun ağrılı olgularda fizik tedavi + kayropraktik uygulamasının sadece fizik tedavi uygulamasına göre daha etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kronik, Boyun Ağrısı, Fizik Tedavi, Kayropraktik
Multipl Sklerozlu Hastalarda Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi
Multipl Sklerozlu (MS) hastalarda ağrı yakınımı en sık karşılaşılan klinik bulgulardan biridir. MS?li hastaların birçoğunda ağrı yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemekte ve bu yüzden tedaviye gereksinim duymaktadırlar. Bu çalışma MS?li hastalarda genel ağrı düzeyinin değerlendirilmesi ve ağrının yaşam kalitesine olan etkisini belirlemek için yapılmıştır. 30 olgunun verileri analiz edilmiştir. Yaş aralığı 20-60 yıldır, son 1 ay içerisinde atak geçirmemiş ve kesin MS tanısı konmuş erkek ve kadın olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Olağan günlük yaşam aktivitlerinin ve normal vücut hareketlerinin yerine getirilmesini engelleyen sistemik ve konjenital hastalıkları olan ve direktifleri anlamakta ve yerine getirmekte güçlük çeken olgular çalışmadan çıkarılmıştır. Olgulardan demografik ve hastalıkla ilgili bilgileri alındıktan sonra genel ağrı düzeyi ile ilgili özellikler McGill Pain Questionnaire, yaşam kalitesi düzeyi ise Türkçe Multipl Skleroz Uluslararası Yaşam Kalitesi Formu (MusiQoL) kullanılarak değerlendirilmiştir. İki nicel değişken arasında ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemek amacıyla verilerin normal dağılım özelliği gösterip göstermemesine göre Pearson veya Spearman bağıntı analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bağımsız iki grup ortalamasının karşılaştırılmasında, verilerin normal dağılım özelliği gösterip göstermemesine göre bağımsız gruplar t-testi, veya Mann Whitney-U Testi kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda MS?li hastalarda ağrı şiddeti ve nitelikleri ile yaşam kalitesi düzeyi arasında pozitif yönde orta kuvvette ilişki olduğu görülmüştür. Ağrı şiddetinin ağrı niteliklerine kıyasla yaşam kalitesi düzeyi ile daha kuvvetli ilişkisi olduğu görülmüştür. Psikolojik durum, hastalıkla mücedele becerisi ve günlük yaşam aktivitleri becerisi ağrı ile ilgili özelliklerden en çok etkilenen alan olarak belirlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bilgiler MS?li hastaların tedavisinde ve takibinde başarı arttırmaya yönelik girişimlerde yol gösterici olabilir.
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastalarında ağrı yönetimine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
ÖZET Hemşirelik Son Sınıf Öğrencilerinin Yoğun Bakım Hastalarında Ağrı Yönetimi Konusunda Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Öğrencinin Adı: Merve KIYMAÇ Danışmanı: Prof. Dr. Zehra DURNA Anabilim Dalı: Hemşirelik Amaç: Bu araştırma; hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastalarında ağrı yönetimi konusunda bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örnekleminini, Hemşirelik Yüksekokulu 4. Sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmayı kabul eden 128 kişi oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Yoğun Bakımda Ağrı Yönetimi ile İlgili Bilgi Düzeyleri Ölçme Formu" kullanılarak toplandı. Ölçme formu puanlarının dağılımı gösterilerek formun puanları, öğrencilerin sosyo-demografik ve öğrenim özelliklerine göre karşılaştırıldı. Verilerin çözümlenmesinde; frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde gibi betimsel istatistiklerden yararlanıldı. Bulgular: Bu araştırmada, Yoğun Bakımda Ağrı Yönetimi ile İlgili Bilgi Düzeyleri Ölçme Formu puanları arasındaki ilişkiler incelendi. Analiz sonuçlarına göre ağrı alt boyutu ile ilgili puanlar 8,19 ± 1,546 (potansiyel dağılım 0-10) ile öğrencilerin en çok doğru yanıtladığı bölüm olmuştur. Ağrı tanılaması ve yönetimi alt boyutu ise 22,47 ± 4,463 (potansiyel dağılım 0-30) ile en az doğrunun olduğu bölüm olarak saptanmıştır Sonuçlar: Çalışma sonuçlarına göre, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin yoğun bakım hastasında ağrı yönetimi ile ilgili bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Hemşire, öğrenci hemşire, ağrı yönetimi, yoğun bakım, ağrı değerlendirme
Sağlıklı term yenidoğanlarda topuk kanı alma öncesi uygulanan sıcak uygulamanın ağrı düzeyi, konfor düzeyi ve işlem süresine etkisi
Bu araştırma sağlıklı term yenidoğanlarda topuk kanı alma öncesi uygulanan sıcak uygulamanın ağrı düzeyi, konfor düzeyi ve işlem süresine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma, Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Kadın Doğum Servisi-4 'te Haziran- Eylül 2015 tarihleri arasında anne yanında yatan ve çalışmayı kabul eden 80 sağlıklı term yenidoğan ile gerçekleştirildi. Araştırmada "NIPS Ölçeği", "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği" kullanıldı. Araştırmada kan alma işlem süresi ile kontrol ve deney grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonucunda sıcak uygulamanın (65,53±32,09) rutin uygulamaya (97,00±71,80) göre toplam işlem süresini kısalttığı saptandı. Yenidoğan bebek ağrı ölçeği puanı ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu görüldü (p<0,05). Ağrılı işlem öncesi sıcak uygulamanın yapıldığı deney grubu puanın (5,27±1,38) kontrol grubuna göre düşük olduğu belirlendi. Ağrılı işlem öncesi uygulanan sıcak uygulama rutin uygulamaya göre, topuk delme sayısını azaltmaktadır. Yenidoğan konfor ölçeği ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu görüldü (p<0,05). Ağrılı işlem öncesi sıcak uygulamanın yapıldığı deney grubu puanının (19,78±3,05) kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. Yenidoğan konfor ölçeği puanın yüksek olması yenidoğanın konforlu olmadığını göstermektedir. Ağrılı işlem öncesi uygulanan sıcak uygulamanın yapılan işlem süresini, delme sayısını ve ağrısını azaltırken, konfor düzeyini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler; Term, Yenidoğan, Ağrı
Yenidoğanlarda ayak topuğundan kan alma işlemi sırasında beyaz gürültü, kucağa alma ve el ile verilen cenin pozisyonunun ağrı üzerine etkisi
Amaç:Bu çalışmada amaç, sağlıklı yenidoğanlarda topuk kanı alma işlemi sırasında beyaz gürültü dinletme, kucağa alma ve el ile verilen cenin pozisyonunun ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Yöntem:Araştırmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Yenidoğan (Neonatoloji) servisinde izlenen Mayıs 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında doğan sağlıklı yenidoğanlar oluşturmaktadır.Ağrı skorlamasında NIPS (Neonatal Infant Pain Scale) skorlama sistemi kullanılmıştır.Toplamda 160 yenidoğana ulaşılmıştır. Bulgular:İşlem sırasında uygulamalar karşılaştırıldığında; anne kucağı pozisyonu verilen yenidoğanların topuk kanı alma sırasındaki NIPS puan ortalamasının (3.5±2.8) diğer uygulamalardan daha düşük olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0.0001). İşlem öncesi, işlem sırası ve işlem sonrası yenidoğanın periferik oksijen saturasyunu (SpO2 ) değerlerine göre, uygulamalar karşılaştırıldığında; beyaz gürültü (92.0±3.9) grubunda bulunan yenidoğanların işlem sırasında SpO2 değerinin en düşük, kontrol grubunda ise işlem öncesi (98.0±14.3), işlem sırası (98.0±3.6) ve işlem sonrasında (100.0±14.3) en yüksek olduğu bulundu. Farklılık yaratan grubu saptamak için Post-hoct testiyle yapılan ikili karşılaştırmalarda; cenin pozisyonu ile kontrol grubu arasında (p=0.0001), anne kucağı ile beyaz gürültü arasında (p=0.04), beyaz gürültü ile kontrol grubu arasında (p=0.0001) istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı. İşlem öncesi, işlem sırası ve işlem sonrası yenidoğanın ağlama sürelerine göre uygulamalar karşılaştırıldığında; anne kucağındaki yenidoğanların işlem sırasında (20.0±22.6) ve sonrasındaki (0.0±48.5) ağlama süreleri, cenin pozisyonu, beyaz gürültü ve kontrol grubundan düşük bulundu. İşlem sırasında (p=0.0001) ve işlem sonrasında ağlama süreleri (p=0.0001) ile gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Sonuç:Çalışmada, işlem sırasında ve sonrasında anne kucağı pozisyonu verilen yenidoğanların NIPS ağrı ölçeği puan ortalamalarının ve ağlama sürelerinin cenin pozisyonu verilen, beyaz gürültü dinletilen ve kontrol grubundaki yenidoğanların puan ortalamalarından daha düşük olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, Ağrı, Anne Kucağı, Beyaz Gürültü, NIPS
Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde preoperatif firocoxib ve meloksikam uygulamalarının postoperatif ağrı ve stres üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Sunulan çalışmada köpeklerde ovariohisterektomi operasyonu öncesi uygulanan farklı analjeziklerin postoperatif ağrı ve stres yönetimindeki etkisinin ortaya konulması amaçlandı. Planlanan çalışmada 30 adet köpek boyutlarına göre 3 eşit gruba ayrıldı. Firocoxib (5 mg/kg, n=10) veya Meloksikam (0.2 mg/kg, n=10) grubundaki köpeklere operasyondan 1 saat önce analjezik uygulanırken, Kontrol (n=10) grubundaki köpeklere preoperatif dönemde analjezik uygulanmadı. Tüm köpeklerin ovariohisterektomi operasyonu tecrübeli aynı veteriner hekim tarafından ve median hat üzerinden gerçekleştirildi. Tüm köpeklerde preoperatif 1. saat ile postoperatif 1, 2, 4 ve 24. saatlerde kalp atım sayısı, kapillar dolum zamanı ve rektal sıcaklık ölçüldü. Aynı saatlerde Glasgow, Melbourne ile Colorado ağrı skorlaması yapılarak, serum kortizol konsantrasyonun belirlenmesi amacıyla kan örnekleri de toplandı. Bununla birlikte preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte tam kan analizi yapıldı. Rektal sıcaklık, kalp atım hızı, Glasgow ağrı skoru, serum kortizol düzeyi ve bazı kan parametrelerinde gruplar arasında istatistiki farklılık görülmemesine (p>0.05) rağmen zamansal farklılığın olduğu belirlendi (p<0.05). Perioperatif döneme göre, postoperatif 1. saatte rektal sıcaklığı ve kalp atım hızının en düşük seviyede olduğu, Glasgow ağrı skorunun ve serum kortizol konsantrasyonunun arttığı belirlendi. Serum kortizol konsantrasyonunun postoperatif 2. saatte artmaya devam ettiği, postoperatif 4. saatte yine düştüğü tespit edildi. Postoperatif 24. saatte fizyolojik parametreler, ağrı skoru ile serum kortizol düzeyindeki artışın preoperatif dönem seviyelerine gerilemesine rağmen tam kan analizinde stres lökogramı tespit edildi. Nötrofil/lenfosit oranı, kontrol grubunda diğer gruplara göre daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, postoperatif ilk saatlerde ağrının daha şiddetli olduğu tüm gruplarda tespit edilmesine rağmen postoperatif dönem ağrı üzerine tedavi grupları ve kontrol grubu arasında istatistiki farklılık belirlenmedi. Preoperatif dönemde analjezi kullanımı ve postoperatif ağrı ve inflamatuar yanıtın izlenmesinin ovariohisterektomi operasyonu geçiren köpeklerde önemli olduğu kanaatine varıldı.
Farklı yaşlardaki pediyatrik hastalarda minör-orta boyut ya da major cerrahi işlem sonrası postoperatif ağrının iki farklı ağrı skoru (vizüel analog skala; VAS ve sayısal derecelendirme skalası; NRS 11) kullanılarak değerlendirilmesi
Çalışmamızda iki farklı ağrı ölçeği Vizüel Analog Skala (Visual Analogue Scale, VAS) ve Sayısal Derecelendirme Skalası (Numeric Rating Scale, NRS) kullanarak çocuk, ebeveyn ve hemşire tarafından postoperatif 2. saatte çocuğun ağrısının değerlendirilmesini hedeflemekteyiz. Çocuğun iki farklı ağrı skoru ile farklı cerrahi büyüklükteki cerrahi işlemler sonrası postoperatif ağrısını değerlendirmesinin, ebeveyn ve hemşire ile farklılık veya uyumluluğun tespit edilmesi, hemşire veya ebeveynden hangisinin çocuğa daha yakın değerlendirme yapacağı ve bu faktörler üzerine 2 farklı ağrı skorunun etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çocukla daha uyumlu ağrı değerlendirmesi yapılabilen skorlama sisteminin, çocuğun kendisinin skorlama yapamadığı durumlarda etkin ağrı tedavisi için kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle, bu çalışmanın diğer bir amacı ise ağrı yönetimininin karmaşık ve çok yönlü bir olgu olduğunu vurgulamak ve optimal ağrı yönetiminde dikkate alınması gereken faktörlere ilişkin öneriler sunmaktır.
Lokal ve genel anestezi altında kifoplasti uygulanmış hastaların erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması
AMAÇ: Çalışmamızın amacı günümüzde yaygın olarak kullanılan peruktan kifoplasti uygulamasında genel anestezi ve lokal anestezi yöntemlerinde ağrı değerlerini karşılaştırmaktır. MATERYAL VE METOD: Bu retrospektif çalışma Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda Ocak 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında basit randomizasyon yöntemi ile 13'ü çalışma (lokal anestezi) 15'i kontrol (genel anestezi) grubu olarak iki grup oluşturulmuştur. Hastaların preoperatif ve postoperatif VAS skorları kaydedilmiş ve karşılaştırılmıştır. Hastaların sosyal yaşam kalitesi bilgileri toplanarak ODS skorları belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki grubun ameliyat süreleri kaydedilerek karşılaştırılmıştır. BULGULAR: İki grup arasında preoperatif VAS değerleri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük bulunmuştur. Kontrol grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerlerinin düşüşü kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak bulunmuştur. Kontrol grubunda ameliyat süresi çalışma grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇ: Bu çalışmada lokal ve genel anestezi altında yapılan kifoplasti yönteminde preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri bulunarak karşılaştırılmıştır. Gruplar arasında preoperatif VAS ve ODS değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu hastalarında anlamlı olarak daha düşük VAS ve ODS değerleri tespit edilmiştir. Çalışma grubunda ameliyat süresinin genel anestezi grubundan %50 oranda daha kısa süreye sahip olduğu bulunmuştur.
Hemiplejik hastalarda oral baklofen ve botulinum toksin enjeksiyonu tedavilerinin elektromyografik nosiseptif fleksör refleks üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Spastisite, üst motor nöron lezyonlarından sonra hiperaktif reflekslerin ortaya çıkmasıyla ilişkili, pasif hareketlere karşı hıza bağımlı olarak artan bir direnç şeklinde tanımlanır (1). İnme sonrası gelişen hemipleji tablosu birçok problemi de beraberinde getirir. Spastisite de bu problemlerden biridir. Spastisite tedavisinde sistemik ilaç tedavisi (baklofen, diazepam, dantrolen ve tizanidin) veya lokal tedavi (botulinum toksini, fenol enjeksiyonu) uygulanabilir. Çalışmamızın amacı; spastisitesi olan hemiplejik hastalarda oral baklofen tedavisi ile botulinum toksin enjeksiyonu tedavilerinin elektromiyografik nosisetif fleksör refleks (NFR) eşiği üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran, spastik hemipleji tanılı, 18-65 yaş arası toplam 29 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek bir gruba botulinum toksin enjeksiyonu tedavisi, diğer gruba oral baklofen tedavisi verildi. Her iki grup tedavi başlangıcında ve 6. hafta tedavi bitiminde değerlendirildi. Hastaların modifiye ashworth skalası (MAS), vizüel analog skala (VAS) değerleri, brunnstrom evrelemesi, barthel günlük yaşam aktivite indeksi ve NFR eşik değerleri ile değerlendirme yapıldı. Bulgular: Spastik hemiplejik hastalarda BT-A ve baklofen alan her iki grupta MAS, VAS değerleri tedavi öncesine göre anlamlı azaldı (p<0.05). Ayak bileği MAS değeri BT-A alanlarda baklofen alanlardan daha fazla düşüş gösterdi (p<0.05). BT-A grubunda tedavinin 6. haftasında brunnstrom el evrelemesinde anlamlı artış saptandı (p<0.05). Baklofen grubunda NFR eşiği tedavi öncesine kıyasla istatiksel olarak anlamlı yükseldi (p=0.007). BT-A grubunda NFR eşiğinde istatiksel olarak anlamlı değişim görülmedi (p=0.669). Sonuç: Bu çalışma hemiplejik hastalarda spastisite tedavisi için verilen BT-A ve baklofenin iyileşmeye önemli katkılar sağladığını gösterdi. Baklofen NFR eşiğinde anlamlı yükselmeye neden olabilirken BT-A uygulamasının bu eşiği pek değiştirmediği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Hemipleji, spastisite, nosiseptif fleksör refleks, botulinum toksin-A, baklofen