Aidiyet
72 theses under this subject heading
Algılanan aidiyetin örgütsel vatandaşlık davranışına etkisi ve bir araştırma
Günümüz örgütlerinde rekabet avantajının oluşabilmesi için çalışan verimliliğinin tatmin edici seviyelerde olması gerekmektedir. Çalışanları verimli olan örgütlerde zaman ve emek kaybından söz etme olasılığı düşüktür. Aidiyet hissi yüksek olan örgüt çalışanlarının örgütlerine karşı sorumluluk duygusu yüksektir. Bu duygu çalışanları ödül beklentisi olmadan çalışma arkadaşlarıyla yardımlaşmaya itmekte; diğer örgüt çalışanlarına karşı daha anlayışlı olmaya yöneltmektedir. Çalışandaki aidiyet hissi örgütsel vatandaşlık davranışı sergileme hususunda çalışanı desteklemektedir. Örgütsel vatandaşlık davranışı ise hiçbir beklenti olmadan çalışanın örgütü faydası için davranış sergilemesidir. Bu tür davranışlar örgütlerdeki verimliliğin artması adına önem arz etmektedir. Bu sebeple çalışan verimliliğinin arttırılması adına sorulan soruların başında çalışanın kendini örgütüne ait hissedip hissetmediği gelmelidir. Çalışma, örgüt çalışanlarının algılanan aidiyet seviyelerinin örgütsel vatandaşlık davranışı düzeylerini ne seviyede etkilediğini anlamaya ve belirlemeye çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Aidiyet, Algılanan Aidiyet, Örgütsel Vatandaşlık Davranışı
Evli olmayan bireylerde aile aidiyeti, benliğin ayrımlaşması, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada evli olmayan bireylerin aile aidiyetleri, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları, benliğin ayrımlaşması ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan ve evli olmayan 377 birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak için "Aile Aidiyeti Ölçeği", "İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği", "Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği", "Evlilik Beklentisi Ölçeği" ve araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizleri SPSS 25.0 ve AMOS 21.0 paket programları aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda evli olmayan bireylerin benliğin ayrımlaşması düzeylerinin evlilik beklentilerine göre anlamlı şekilde farklılaştığı ancak kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve aile aidiyetinin evlilik beklentilerine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Araştırmada kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarının aile aidiyeti alt boyutlarını yordamadaki rolüne bakıldığında yakınlıktan kaçınma alt boyutunun kendilik aidiyeti ve aile aidiyetini negatif yönde yordadığı, gerçekçi olmayan beklentilerin kendilik aidiyeti ve aile aidiyetini pozitif yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar alt boyutlarının benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını yordamadaki rolü incelendiğinde yakınlıktan kaçınma alt boyutunun duygusal tepkisellik ve duygusal kopmayı negatif yordadığı, gerçekçi olmayan beklentilerin tüm benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını negatif yordadığı ve zihin okuma alt boyutunun tüm benliğin ayrımlaşması alt boyutlarını pozitif yordadığı bulunmuştur. Benliğin ayrımlaşması alt boyutlarının aile aidiyeti alt boyutlarını yordamadaki rolü incelendiğinde ben pozisyonunun aile aidiyetini, duygusal kopmanın hem kendilik aidiyeti hem de aile aidiyetini pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca başkalarına bağımlılık alt boyutunun aile aidiyetinin iki alt boyutunu da yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İlköğretim 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin okula ait olma duyguları ve bazı sosyo-demografik özelliklerinin gösterdikleri istenmeyen davranışlarla ilişkisi
ÖZET İLKÖĞRETİM 4. VE 5. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN OKULA AİT OLMA DUYGULARI VE BAZI SOSYO-DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNİN GÖSTERDİKLERİ İSTENMEYEN DAVRANIŞLARLA İLİŞKİSİ Betül OCAK Yüksek Lisans Tezi, İlköğretim Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Songül TÜMKAYA Haziran-2004, 96 sayfa Arastana, ilköğretim okulu 4. ve 5. sınıflarındaki öğrencilerin okula ait olma duyguları ve bazı sosyo- demografik özellikerinin (sosyo- ekonomik düzey, cinsiyet, anaokuluna gitmiş olup- olmama durumu, anne ve babanın öğrenim durumu, kardeş sayısı, doğum sırası)gösterdikleri istenmeyen davranışlarla ilişkisini saptamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini, 2003-2004 öğretim yılının bahar döneminde Osmaniye il merkezinde bulunan ilköğretim okullarının 4. ve 5. sınıf öğrencileri oluşturmuştur, örneklemini ise Osmaniye ilinin farklı sosyo- ekonomik düzeylerindeki 8 ilköğretim okulu oluşturmaktadır. Toplanan verilerin SPSS paket programıyla istatiksel analizleri yapılmıştır. Bunun için varyans analizi, t testi ve Scheffe- F testinden yararlanılmıştır. Araştırmada okuldaki aidiyet ihtiyaçları karşılanmayan öğrencilerin yüksek oranda istenmeyen davranış gösterdikleri saptanmıştır. Bunun yanı sıra çok kötü sosyo ekonomik düzeyden gelen öğrencilerin, erkek öğrencilerin, anaokuluna gitmemiş öğrencilerin, anne ve babasının öğrenim düzeyi düşük olan Öğrencilerin de yüksek düzeyde istenmeyen davranış gösterdikleri belirlenmiştir. Ancak, öğrencilerin doğum sıralarının ve sahip oldukları kardeş sayılarının istenmeyen davranış göstermelerinde etkili olmadığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler:İstenmeyen davranış, okula ait olma ihtiyacı, Sosyo Ekonomik Düzey, anne- baba öğrenim düzeyi, anaokul yaşantısı, doğum sırası, kardeş sayısı, cinsiyet
Spor lisesi ve Anadolu lisesi öğrencilerinde okula aidiyet duygusu ve okul yaşam kalitesinin incelenmesi: Güneydoğu Anadolu bölgesi örneği
Eğitim alanında her geçen gün önemi daha da artan okul yaşam kalitesi ve okula aidiyet duygusu kavramları, Türkiye eğitim alanyazında yeni araştırılmaya başlanan konular olduğundan, bu alanlarda yapılmış çalışmaların sayısı da oldukça sınırlıdır. Eğitim çağındaki her bireyin yaşamının önemli bir bölümü okulda geçtiğinden yapılan her çalışmanın, bireyin akademik, sosyal ve psikolojik gelişimine katkı sağlayacak olan bu kavramların öneminin vurgulanması bakımından yararlı olacağı düşünülmektedir. Tarama modelindeki bu betimsel çalışmada lise öğrencilerinin, okullarının yaşam kalitesine ilişkin algılarının ve okula aidiyet duygularının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Spor ve Anadolu Lisesi öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem ise Adıyaman, Şırnak, Diyarbakır, Siirt ve Şanlıurfa illerinden seçilen birer Spor ve birer Anadolu Lisesinin 9, 10, 11 ve 12. sınıf düzeylerinden seçilen birer şubede öğrenim gören 923 öğrenciden oluşmuştur. Kişisel Bilgi Formu, Lise Yaşam Kalitesi Ölçeği (LİSEYKÖ) ve Okula Aidiyet Duygusu Ölçeği (OADÖ) kullanılarak toplanan verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi ile tek yönlü varyans (ANOVA) ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda; öğrencilerin okullarındaki yaşam kalitesi ve okula aidiyet duygusu puanlarının genel olarak orta düzeyde olumlu olduğu; puanlar arasındaki anlamlı farkların Spor lisesi öğrencileri lehine olduğu belirlenmiştir. Her iki grup için en yüksek ortalama "Statü" boyutundadır. Puanlar, cinsiyete göre genellikle farklılaşmazken; sınıf düzeyine göre elde edilen anlamlı farklar 9. sınıflar lehine gerçekleşmiştir. Çalışmada bulunulan illere ve sporla ilgilenme düzeyine göre de ölçek puanlarında çeşitli boyutlarda anlamlı farklar bulunmuştur. Bulgulara dayanılarak liselerde yaşam kalitesinin iyileştirilmesine ve öğrencilerin okula aidiyet duygularının yükseltilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Lise, Anadolu Lisesi, Spor Lisesi, Okula aidiyet duygusu, Okul yaşam kalitesi.
Okul yaşam kalitesi algısı, okula aidiyet duygusu ve direnç davranışları: Ortaokul öğrencileri üzerinde bir inceleme
Öğrenciler zamanlarının çoğunu okulda geçirmektedir. Öğrencilerin okul ortamında mutlu ve huzurlu olması onların bulundukları ortama aidiyet duygularını yükseltecek ve etkileyecektir. Öğrenciler okul yaşantılarını severlerse ve kendilerini ait hissederlerse direnç davranışları göstermeyeceklerdir. Öğrencilerin okul yaşam kalitesi algıları, okula aidiyet duyguları ve direnç davranışları birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen değişkenlerdir. Bu bağlamda, araştırmada Adana ili merkez ilçelerindeki farklı sosyo-ekonomik okullarda eğitim gören 6.-7.-8. sınıf öğrencilerin okul yaşam kalitesi algılarının, okul aidiyet duygularının ve öğrenci direnç davranışlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, ortaokul öğrencilerinin okul yaşam kalitesi algılarını, okul aidiyet duygularını ve direnç davranışlarını incelemeyi amaçlayan tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Adana merkez ilçelerinde (Seyhan, Yüreğir, Çukurova) üç farklı sosyo-ekonomik düzeydeki (alt-orta-üst) okullarda eğitim gören toplam 524 ortaokul öğrencisi (6.-7.-8.sınıf) oluşturmaktadır. Araştırmada "Okul Yaşam Kalitesi Ölçeği" (Sarı, 2007), Goodenow (1993) tarafından geliştirilen ve Sarı (2015) tarafından Türkçe' ye uyarlanan "Okula Aidiyet Duygusu Ölçeği", "Öğrenci Direnç Davranışları Ölçeği" (Sarı, 2018) ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Veriler istatistik programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Adana'daki okullarda eğitim gören öğrencilerin okul yaşam kalitesi algılarının orta düzeyde olduğu görülmektedir. Öğrencilerin okul yaşam kalitesi algıları arasında cinsiyete göre kız öğrenciler lehine, sınıf düzeyine göre altıncı sınıf öğrencileri lehine, okulun sosyo-ekonomik düzeyine göre üst sosyo-ekonomik düzeydeki okullar lehine anlamlı fark görülürken; anne-baba eğitim düzeyine göre ve ailenin aylık gelir düzeyine göre okul yaşam kalitesi algılarında anlamlı fark görülmemiştir. Öğrencilerin okul aidiyet duygularının orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Okula aidiyet duyguları arasında cinsiyete, sınıf düzeyine, anne-baba eğitim düzeyine, okulun sosyo-ekonomik düzeyine ve ailenin aylık gelir düzeyine göre anlamlı fark görülmemiştir. Öğrencilerin direnç davranışlarının orta düzeyin altında düşüğe yakın olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin direnç davranışları cinsiyete göre erkek öğrenciler lehine, sınıf düzeyine göre sekizinci sınıf öğrenciler ile altıncı sınıf öğrenciler arasında sekizinci sınıf öğrenciler lehine ve sekizinci sınıf öğrenciler ile yedinci sınıf öğrenciler arasında yedinci sınıf öğrenciler lehine anlamlı fark göstermiştir. Anne-baba eğitim düzeyine, okulun sosyo-ekonomik düzeyine ve ailenin aylık gelir düzeyine göre ise anlamlı farklar görülmemiştir. Öğrencilerin okul yaşam kaliteleri algıları, okula aidiyet duyguları ve öğrenci direnç davranışları arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda öğrencilerin okul yaşam kalitesi algısı ile okula aidiyet duygusu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki tespit edilirken, okul yaşam kalitesi algısı ile direnç davranışları arasında negatif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Öğrencilerin okula aidiyet duygusu ve direnç davranışları arasında da negatif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan regresyon analizi sonucunda ise OYKÖ ve OADÖ değişkenlerinin, ÖDDÖ puanlarında gözlenen toplam varyansın %23'ünü açıklamakta olduğu belirlenmiştir. Diğer bir deyişle okul yaşam kalitesi ve okul aidiyet duygusu değişkenlerinin öğrenci direnç davranışlarının anlamlı birer yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul yaşam kalitesi, okula aidiyet duygusu, öğrenci direnç davranışları, ortaokul öğrencileri
Kültürel bir grup olarak Makedonya göçmenleri: Çoklu-kimlikler ve aidiyetler (Manisa örneği)
Türkiye'de Balkan göçmen gruplarından biri olan Makedonya göçmelerinin kuşaklararası farklılıklar temelinde, çoklu kimlikler, çifte vatandaşlık ve aidiyet bağlamında nasıl bir kimlik inşası gerçekleştirdikleri araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırma, Manisa ilinde yaşayan Balkan göçmen grubu olan Makedonya göçmenleriyle sınırlandırılmıştır. Manisa ilinde yaşayan Makedonya göçmenlerinin kültürel kimliklerini, aidiyetlerini, çifte vatandaşlığa ilişkin duygu ve tutumlarını inceleyebilmek için araştırmaya birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen bireyler alınmıştır. Çalışmada nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanılması tercih edilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği, nicel araştırma tekniklerinden ise anket tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda, nicel araştırma doğrultusunda anket tekniği ile toplanan veriler, SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Böylece genelleme yapma konusunda daha sınırlı olan nitel araştırma sonuçları kısmen de olsa güçlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre, Balkan göçmen gruplarından olan Makedonya göçmenleri Türk toplumuna sosyo-kültürel anlamda uyum sağlamaktadırlar. Kuşaklararasındaki farklılıklar temelinde ise çoklu aidiyet, çifte vatandaşlık ve dil kullanımına ilişkin olarak birinci ve ikinci kuşaklarda göçmen kimliği tanımlaması görülürken, son kuşaklarda bu kimliğin silikleştiği ifade edilebilir. Dil kullanımlarına ilişkin ise birinci kuşaklarda ve ikinci kuşaklarda çok dillilik mevcut iken bir sonraki kuşaklara aktarım arzusu bulunmaktadır. Üçüncü kuşaklarda ise, Makedoncanın kullanımı, devamlılığı ve aktarımı oldukça düşmektedir. Çokkültürlülük kavramı ekseninde ise kuşaklararasında kimlik ve aidiyet tanımlamalarında farklılaşmaların olduğu söylenebilir. Son olarak, Makedonya göçmen bireylerinin toplumla tamamen bütünleştiği ve uyum sağladığından söz edilebilmektedir.
Koruyucu aile yanında kalan çocukların aile aidiyet duygularına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi: İzmir örneği
Amaç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan korunma altındaki çocukların aile aidiyet duygusuna etki eden faktörleri betimlemeyi ve hizmeti çocuk yararına daha iyi hale getirecek önerilere ulaşmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleme amaçlı niteliksel bir çalışmadır. Veriler, yüzyüze yapılan derinlemesine görüşme yolu ile İzmir'de koruyucu aile hizmetinden yararlanan koruma altındaki 12-18 yaş aralığındaki çocuklar ile koruyucu ailelerinden toplanmıştır. Görüşmeler Maxqda Programı aracılığıyla tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiştir. Bulgular: Katılımcılardan elde edilen veriler incelendiğinde "Koruyucu Ailenin Çocukla İlişkisini Etkileyen Faktörler" ve "Çocukların Aile Aidiyet Duygusunu Etkileyen Faktörler" şeklinde iki ana tema altında kümelendikleri görülmüştür. Koruma gereksinimi duyan çocuklarının kişisel özelliklerine saygı duyan, sorunlarına duyarlı, iletişim ve baş etme becerileri yüksek, çocukları ile kaliteli vakit geçirmek konusunda arzulu koruyucu ebeveynlerin çocuklarının aile aidiyet duygusunun yüksek olduğu görülmüştür. Koruyucu aile olmak isteme nedenlerinin, çocuğun kişiliğinin, öz ailesi hakkındaki düşüncelerinin ya da çocukların travmatik yaşam deneyimlerinin aile aidiyet duygusu üzerindeki etkisinin çok sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Sonuç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan çocukların aile aidiyet duygusunu etkileyen faktörler, ailelerin iletişim ve başetme becerileri olup çocuklarına karşı demokratik anne-baba tutumu sergileyen aileler için hissedilen aidiyet duygusu yüksektir. Anahtar kelimeler: Koruyucu aile, korunma gereksinimi duyan çocuk, aile aidiyet duygusu
Hiper gerçek yaratım aracı olarak distopik filmlerde mekânsal davranış incelemesi
Hiper gerçek; orijinali tükenmiş, kökenden yoksun bir gerçeğin, modellerle türetimidir. Özgün öncülden doğan ama paradoksal biçimde bağsız bu yeni gerçek, Postmodern sonrası gerçek bozumunun dökümüdür. Distopya ise ütopyanın zeminsiz iyimserliğine bir başkaldırıdır. Olası gelecek gerçeğine uyarı niteliği taşıyan bu karşı imge, toplumların özgü geleneklerinden koparıldığı, totaliter tutumla keskin sosyal sınıfların belirlendiği, her şeyin tüketim çarkına sokulup tek tipleştirildiği, insanın metalaştırıldığı, yerin bellek ve bağlamdan koparıldığı bir çerçeveyi örneklemektedir. Uyarı niteliğindeki distopya, geleceğin olası toplum ve mekân panoramasının ön izlemesini sunarak eleştirel bir ayna yaratmak ister. Bu iki olgunun ekseniyle birlikte tezde, hiper gerçek ve distopik mekân/ mekânsal davranış aralığı zemin olarak seçilmiştir. Bu bağlamda çalışma, gerçekliğin devinimlerinin distopik iziyle gelecek mekânına ve mekânsal davranışına atfedilmiş öngörülerin sorgusudur. Gerçeği tartışmayı ve nesnesi mekân/mekânsal davranış olan senaryoları bir çeşit simülakr oluşturan distopik filmler üzerinden okumayı amaçlayan tezde; •Gerçeğin yolculuğu ve hiper gerçeğin karşılığı, •Gerçek(lik)teki değişimin nasıl bir mekânsal veri sunacağı, •Mekânsal davranış ve onun dış etmenler eksenindeki değişimi, •Bir fikrin aktarımı amacıyla mekânı kullanan, sinema, edebiyat ve iç mimarlık disiplinlerinin distopik ideolojideki gelecek mekânı/ mekânsal davranışı öngörüsü, •Kurgu eserlerle simüle edilmiş olası gerçeğin yersizleşme/ yabancılaşma/ aidiyetsizlik gibi mekânsal davranış dökümleri sorgulanmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma yaklaşımı içindeki betimsel analizi izleyen çalışmada, öncelikle gerçek- hiper gerçek olgularının kavramsal karşılığı, tarihteki yolculuğu ve mekânsal imgesi araştırılmıştır. Ardından davranışa mekân ekseninde bakılıp bilişsel harita ve mekânsal boyutta davranışın morfolojisi değerlendirilmiştir. Hiper gerçek yaratım amacıyla incelen distopik filmlerin değişim parametreleri olarak, bir mekânın anlamsal taşıyıcılığını yapan kavram ve davranışlardan "yersizleşme, yabancılaşma, aidiyetsizlik" nosyonları seçilmiştir. Distopyanın çerçevesinin daha iyi anlaşılması adına olgunun kuramsal araştırması yapılmış, süreci ve örnekleri incelenmiştir. Sınırlılık alanında ise distopyanın hiper gerçek mekân dökümü için Snowpiercer (Yönetmen: Bong Joon- ho), High Rise (Yönetmen: Ben Wheatley) ve Blindness (Yönetmen: Fernando Meirelles) filmleri irdelenmiştir. Gerçek/ hiper gerçek ekseninde yapılan analizlerden elde edilen mekânsal davranış bulguları, distopik film mekânlarıyla birlikte değerlendirilmiş, bu mekânlarda geleceğin olası gerçeği ve mekânsal davranış öngörüleri takip edilmiştir.
Yere bağlılık olgusunun kentsel dönüşüm uygulamalarında değerlendirilmesine yönelik bir model önerisi
Bu tez çalışması insanın yaşadığı yer ile arasındaki kuvvetli bağa odaklanarak; yerin karakteri, kimliği ve ruhuna ters düşmeden, sürdürülebilir bir kentsel dönüşümün nasıl olabileceği sorusuna cevap aramaktadır. Çalışmanın amacı; sürdürülebilir bir kentsel dönüşümde yerin ruhunu oluşturan unsurları tespit ederek, bu unsurların dönüşüm sürecine nasıl aktarılabileceği konusunda bir yöntem geliştirmektir. Bu bağlamda; kentsel dönüşüm uygulamalarında "sosyal boyut" göz ardı edilmeden, olumlu getirilerin çoğaltılması, olumsuz getirilerin ise en aza indirgenebilmesine hizmet ederek, araştırmada elde edilen veriler doğrultusunda bir model oluşturulması ve alana katkı sağlanması hedeflemiştir. Araştırmada nicel ve nitel verilerin birlikte değerlendirilebildiği, karma yöntem takip edilmiştir. "Nitel yöntem" olarak; arşiv-doküman tarama ve gözlem teknikleri, "nicel yöntem" olarak; yapılandırılmış soru formu ile görüşme (anket ve ölçek) tekniği kullanılmıştır. Hazırlanan ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik testleri yapılarak, iki kere gerçekleştirilen pilot çalışmalarla saha görüşme formunun nihai saha uygulamasında kullanılmak üzere revizyonu yapılmıştır. Yere bağlılığın, yere bağlılığı etkileyen faktörlerin ve kentsel dönüşüm algısının araştırıldığı bu çalışma alt ve orta gelir grubunda, kalabalık geleneksel yapıda işçi ailelerinden oluşan yerel sakin profilinin hakim olduğu, müstakil ve düşük nitelikte konut stokuna sahip bir yerleşim bölgesinde, Gaziantep kenti Kayaönü Mahallesi'nde yürütülmüştür. Alt gelir grubu kullanıcıların dahil olduğu çalışmada, yere bağlılığı etkileyen en önemli unsurun güçlü sosyal bağlar olduğu tespit edilmiş, katılımcılar olası kentsel dönüşüm sonrasında yere ait diğer özelliklerle birlikte sosyal bağların korunması yönünde beklentilerini ortaya koymuştur. Tez çalışmasının odak noktası olan "yer ile insan arasındaki kuvvetli bağ", bu çalışmayla yeniden vurgulanmış yanı sıra kentsel dönüşümün amacı ve sosyal sürdürülebilirliğin gereği olarak hali hazırda olağan yöntem olarak beliren "yerinde dönüşüm"ün alanın kullanıcıları tarafından da ideal yöntem olarak benimsendiği, tespit edilmiştir. Çalışmada gerçekleştirilen uygulama aracılığıyla; asıl kullanıcı/yerel sakinlerin yere bağlılığının zarar görmediği, sosyal sürdürülebilirliğin sağlandığı bir kentsel dönüşüm gerçekleştirmek ilkesiyle elde edilen verilerle "Sosyal Sürdürülebilir Kentsel Dönüşüm Amaçlı Yere Bağlılık Modeli" kurgulanmıştır. Çalışma kapsamında geliştirilen ölçekler tezin bir çıktısı olmuş ve ilerde gerçekleştirilecek olan bilimsel çalışmalar için de bir altlık olarak değerlendirilerek, daha detaylı ölçüm araçlarının üretilmesine aracılık etmesi istenmiştir.
Destinasyon imajınıın ve ziyaretçi memnuniyetinin destinasyon aidiyeti üzerine etkisi
Bu araştırmada destinasyon imajı, ziyaretçi memnuniyeti ve destinasyon aidiyeti arasındaki ilişkileri bütünleşik bir bakış açısıyla araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ilgili alanyazın incelenmiş ve alanyazındaki çalışmalardan hareketle bir model geliştirilmiştir. Geliştirilen modeli test edebilmek için 15 Haziran-25 Ağustos 2018 tarihleri arasında Kırşehir ilinin Kaman ilçesini ziyaret eden ziyaretçiler arasından kolayda örnekleme yöntemi ile 716 ziyaretçiye yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 ve Lisrel 8.72 For Windows paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler neticesinde destinasyon imajı faktörlerinden destinasyon markasının, ziyaretçi memnuniyeti ve destinasyon aidiyeti üzerine herhangi bir etkisin olmadığı, eğlence ile doğa ve kültür faktörlerinin ise ziyaretçi memnuniyeti ve destinasyon aidiyeti üzerine etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Kürtlerde aidiyet, kimlik ve milliyetçilik: Batman örneği
Bu çalışma, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olan toplumsal dinamiklere ve Kürt milliyetçiliğinin niteliklerine odaklanmaktadır. Kürt milliyetçiliğinin gelişiminde etkili olan faktörler içerisinde özellikle modernleşme dinamikleri (göç, kentleşme, sosyo-ekonomik gelişme, ulus devlet bilinci vb.), siyasal dinamikler (Kürt siyasi partiler ve terör örgütleri vb), yanlış devlet politikaları ve uygulamaları, Kürt milliyetçi veya örgüt kontrolündeki medyanın etkisi, 1990'lı yıllarda bölgelerde artan çatışmalar ve son dönemde Ortadoğu'daki gelişmeler gibi unsurlar ele alınıp açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Kürt milliyetçiliğinin; sosyalizm, din, şiddet ve demokrasi gibi unsurlarla olan ilişkisi de ele alınmıştır. Araştırma, Batman ili özelinde 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, nitel bir araştırma olan etnografik yöntem tercih edilmiştir. Örneklem olarak amaçlı örneklem ve araştırma tekniği olarak da derinlemesine mülakat teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, Kürt milliyetçiliğini savunan 18-60 yaş aralığında farklı toplumsal statülere sahip kadın ve erkeklerden oluşan 50 kişi oluşturmaktadır. Görüşmecilerden bilgi toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmada Kürt milliyetçiliğinin gelişim dinamiği üzerinden özellikle tarihsel süreç içerisinde karşılaşılan veya maruz kalınan hak ihlalleri, bazı modernleşme dinamikleri, PKK terör örgütünün etkisi, kitle iletişim araçlarının ve yayınlarının etkisi ve etnisite eksenli taleplerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu süreçte Kürtlerin etnik çıkarları temelinde yeni bir Kürt ulusunun inşasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Günümüzde nispeten kitlesel ve örgütlü bir yapıya kavuşan Kürt milliyetçiliğinin etnik temelinde ayrılıkçı bir nitelik arz ettiği söylenebilir. Aynı zamanda Kürt milliyetçiliğini savunan Kürt siyasi parti ve örgütlerinin, Kürt milliyetçiliğinin örgütlenmesi ve tabana yayılması noktasında önemli bir işlev gördüğü saptanmıştır. Bununla beraber Kürt dilinin ve özerklik taleplerinin, Kürt milliyetçiliğinin gelişimini etkileyen diğer önemli unsurlar olarak öne çıktığı dikkat çekmiştir. Kürt milliyetçiliğinin ideolojik temellerinin oluşumunda etkili olduğu varsayılan PKK örgütünün özellikle 1990'lı yıllardan sonra Kürt milliyetçiliğini yoğun bir şekilde kışkırttığı ve provoke ettiği gözlemlenmiştir. Örgütün, sosyalist ideolojisinin yerine milliyetçi söylemlerini öne çıkardığı ve Türk halkı ve devlet karşıtlığı üzerinden bir Kürt milliyetçiliğini inşa etmeye çalıştığı bulgusu elde edilmiştir. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin günümüzde şiddet içeren ayrılıkçı niteliğini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında görüşülenlerden hareketle Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin; seküler, ayrıştırıcı ve dışlayıcı, şiddet unsurlarını içeren, düşmanlık üzerinden kurgulanan, antidemokratik ve tepkisel olduğu tespiti yapılmıştır. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde yaşanmış olumsuzluklar üzerinden bir mağduriyet söylemi geliştirildiği ve bu mağduriyet söyleminden beslenen bir Kürt milliyetçiliği inşa edildiği tespiti yapılmıştır. Burada abartı ifadeler ve kurgular da ciddi anlamda yer almaktadır. Bu kapsamda Kürt milliyetçilik söyleminin, yoğun bir nefret ve düşmanlık üretecek bir hafızaya yaslandığı gözlemlenmektedir. Araştırmada saptanan diğer önemli bir husus ise, günümüzde Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin PKK örgütü tarafından şekillendirildiğidir.
Deprem mağduru yaşlılarda mekân aidiyeti: Elâzığ ili örneği
Yaşlılık dönemi kendi içerisinde birçok farklı özelliği ve değişimleri barındıran çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir. Yaşlılık sürecinde kaliteli bir yaşam geçirmek yaşlı bireyler açısından oldukça önemlidir. Bu dönemin sağlıklı gelişmesi için yaşlı bireylerin fiziksel ve psiko-sosyal ihtiyaçlarını karşılayan etkinliklerin gerçekleşmesine imkân sağlayan mekânsal olanaklar sağlamak gerekmektedir. Bu çalışma, yaşlı olarak nitelendirdiğimiz 65 yaş ve üstü bireylerin 24 Ocak 2020 Elazığ Depremi sonrasında yaşanan mekân değişikliği ve yeni mekânla aralarında kurdukları ilişki, bağlılık ve aidiyet düzeyini belirleme amacını taşımaktadır. Yaşlı bireylerin anılarından derlenen deprem anı, sonrasındaki yaşam ve taşınma süreci ile ilgili olarak anımsanan ortak konular ile yaşlı bireylerin gözünden iki yerleşme arasındaki mekânsal ve sosyal farklılıklara ilişkin analiz yapılmıştır. Araştırma belli bir yere fiziksel, kültürel ve sosyal anlamda bağlı kalan yaşlı bireylerin deprem sonrasında zorunlu olarak yaşanan mekân değişikliği ve yeni mekâna alışma süreçleri, aidiyet duyguları, eski mekâna duyulan özlemi incelemek amacıyla derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Çalışmada, yaşlı bireylere yöneltilecek üç ana başlıktan oluşan 14 soruluk görüşme kılavuzları kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yaşlı bireylerin yaşam döngüsü içinde evi nasıl tanımladıkları, mekân algısına dair verileri yaşlanma ile nasıl anlam kazandığı belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca mekânı farklı boyutlarda kullanma ile kendine ait yaşanabilir bir yer olarak görme, eski ve yeni mekâna dair farklı özellikler gösteren düşüncelerin zaman içerisinde nasıl değişme gösterdiği incelenmiştir.
Üniversite öğrencilerinde aile aidiyeti ile nomofobi arasındaki ilişki: Fırat ve Medipol Üniversiteleri örneği
Üniversite öğrencilerinde aile aidiyeti ile nomofobi arasındaki ilişkinin belirlenmesi araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Elazığ Fırat ve İstanbul Medipol üniversitelerinin farklı bölümlerinde lisans eğitimi gören 144'ü erkek, 272'si kadın olmak üzere toplam 416 kişi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında katılımcıların demografik bilgilerine erişmek için "Kişisel Bilgi Formu", aidiyet düzeylerini ölçmek için "Aile Aidiyeti Ölçeği" ve nomofobi düzeylerini belirlemek üzere "Nomofobi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilere korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Aynı zamanda bağımlı-bağımsız değişkenlerin arasındaki ilişkiye bakabilmek için varyans analizi (ANOVA) ve bağımsız gruplar için t testi kullanılmıştır. Araştırmada Nomofobi Ölçeği puanının Aile Aidiyeti Ölçeği puanlarını yordama düzeyini belirlemek için çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Nomofobi Ölçeği ile Aile Aidiyeti Ölçeği puanları arasında orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aile Aidiyeti ile cinsiyet, üniversite türü, kardeş sayısı ve anne eğitim durumu değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki ortaya çıkmamıştır. Baba eğitim düzeyi, günlük telefon kullanma süresi ile aile aidiyeti arasında ise anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Nomofobi düzeyi ile cinsiyet, üniversite türü, kardeş sayısı, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki ortaya çıkmamıştır. Telefon kullanım süresi ile nomofobi arasında ise anlamlı düzeyde bir ilişki ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlarla tartışma yapılmış olup aynı zamanda yapılacak çalışmalar için de önerilerde bulunulmuştur.
Kadrolu, sözleşmeli ve ücretli statüye göre öğretmenlerin mesleki aidiyet duygusunun değerlendirilmesi (Antalya ili, Alanya ilçesi ilköğretim okulları örneği)
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim okullarında görevli kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin mesleki aidiyet duygularını çeşitli değişkenler açısından incelemek ve statüye bağlı oluşabilecek farklılıklara yönelik bazı çıkarımlar sunmaktır. Bu amaçla, öncelikle mesleki aidiyetin önemine ve mesleki aidiyeti etkileyen faktörlere ilişkin genel bir kavramsal çerçeve sunulmuştur.Tarama modelinde olan bu araştırmada, ilköğretim okulu öğretmenlerinin mesleki aidiyet duyguları, araştırmanın bağımlı değişkenini oluşturmuştur. Mesleki aidiyet üzerinde etkisi araştırılan statü, eğitim durumu, cinsiyet, çalışılan kurum, okuldaki çalışma süresi, mesleki kıdem, branş ve çalışılan kademe değişkenleri ise, araştırmada bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan öğretmenlerin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmen ayrımı ile ilgili mesleki aidiyetlerini etkileyen görüş ve önerileri araştırılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Antalya' nın Alanya ilçesinden seçilen 41 ilköğretim okulunda görevli 619 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen bir anket kullanılmıştır. Araştırmanın alt problemlerinin çözümlenmesi amacıyla İlişkisiz Örneklemler için t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Araştırmanın sonuçları, araştırmaya katılan öğretmenlerin mesleki aidiyetlerine ilişkin branş ve eğitim kademesi değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılıklar yoktur. Bununla birlikte, öğretmenlerin mesleki aidiyet duyguları; statü, eğitim durumu, cinsiyet, çalıştığı kurum, okuldaki çalışma süresi ve mesleki kıdem değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Kadrolu öğretmenlerin, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlere göre, eğitim enstitüsü/yüksekokulu mezunlarının eğitim fakültesi mezunlarına göre, kadınların erkeklere göre, ilçe merkezinde görevli öğretmenlerin köy ve kasabada görevli öğretmenlere göre, okulda 9 ve üstü yıl çalışanların diğer alt kategorilere göre daha olumlu mesleki aidiyete sahip oldukları saptanmıştır.Araştırmaya katılan öğretmenlerden bazıları, okul idaresi, öğretmenler, veliler yada öğrenciler tarafından statü ayrımı yapılması nedeniyle mesleki aidiyetlerinin olumsuz etkilendiği görüşündedir. Ayrıca, öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu, ücretli ve sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılması yada uygulamadaki sıkıntıların giderilmesi konusunda önerilerde bulunmuşlardır.Son olarak bu bulgular ışığında mesleki aidiyet ve statü ayrımına yönelik, ileride yapılabilecek bilimsel araştırmalara dair öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Aidiyet, mesleki aidiyet, kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen, öğretmen statüleri, statü ayrımı.
Subaylık anlayışı kazandırma eğitimi programının öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşüne göre değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, sözleşmeli subay adaylarına ve astsubaylıktan subaylığa geçen muvazzaf personele Kara Harp Okulunda uygulanan Subaylık Anlayışı Kazandırma Eğitimi programının hedef, içerik, öğretme-öğrenme süreci ve değerlendirme süreci çerçevesinde kursiyer ve öğretim elemanlarının görüşlerine göre değerlendirilmesi ve programın geliştirilmesine yönelik önerilerin belirlenmesidir.Belirtilen ana amaç doğrultusunda; kursiyerlerin programa yönelik görüşlerinin öğrenim durumu, askeri meslek sınıfı ve mevcut statülerine göre, öğretim elemanlarının görüşlerinin ise öğrenim durumu, askeri meslek sınıfı ve öğretmenlik deneyimine göre farklılık gösterip göstermediği sorularına yanıt aranmaya çalışılmıştır.Araştırma, 2008 yılı yaz döneminde Kara Harp Okulunda uygulanan Subaylık Anlayışı Kazandırma Eğitimine katılan 365 kursiyer ve bu programda görev yapan 41 öğretim elemanı ile yürütülmüştür. Araştırmada tarama modeli uygulanmıştır.Araştırmaya katılanlara programın öğelerine yönelik görüşlerini almak için, benzer içeriklere sahip iki ayrı ölçek uygulanmış, programın geliştirilmesine ilişkin önerileri belirlemek amacıyla da 5 adet açık uçlu soruya yer verilmiştir. Kursiyer ve öğretim elemanlarının programın öğelerine ilişkin görüşlerini yorumlamak için frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve ortancadan faydalanılmıştır Araştırmaya katılanların görüşleri arasındaki farklılıkların çözümlenmesinde bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Programın öğelerinin geliştirilmesine yönelik, açık uçlu sorularla elde edilen bilgiler ise sınıflandırılarak yorumlanmıştır.Elde edilen bulgular; kursiyer ve öğretim elemanlarının programın hedeflerini, içeriğini, öğrenme-öğretme ve değerlendirme süreçlerini genel olarak uygun bulduklarını ancak kursun süresinin hedefleri gerçekleştirmek ve içeriği kapsamlı bir şekilde verebilmek için yeterli olmadığını göstermektedir. Araştırmaya katılanların programın öğelerine yönelik görüşlerinin öğrenim durumu, askeri meslek sınıfı, mevcut statü ve öğretmenlik deneyimlerine göre farklılık göstermediği ancak öğretim elemanlarının kursiyerlere göre programın öğelerine ve geneline daha olumlu baktığı saptanmıştır.
Brief social psychological interventions to reduce academic achievement gap
Disparities in academic achievement between different social groups persist. Even though several structural factors are known to contribute to these gaps, psychological processes have been also suggested to play a major role, especially among minority or female students. A major social psychological phenomenon that has been shown to interfere with academic motivation and performance is one's feeling of threat to his/her social identity or sense of belonging. Brief Social Psychological Interventions (BSPIs) which aim to change the disadvantaged students' thoughts, feelings, and beliefs are suggested to successfully eliminate the detrimental effects of these psychological challenges. The objective of the present thesis was to examine the effectiveness of BSPIs and their customized versions in reducing academic achievement gap among female or minority children and youth. Chapter II systematically reviewed forty randomized trials that focused on the effect of values affirmation, role model, growth mindset, and social-belonging interventions on students' academic outcomes. Even though effect sizes greatly varied, majority of the studies indicated the positive impact of interventions on grades, task performance, and psychological outcomes of disadvantaged students attending middle school to college. Findings suggested that BSPIs constitute a promising cost- and outcome-effective way of reducing academic achievement gaps. Chapter III examined if an adapted version of self-affirmation intervention following a multi-threat framework can enhance the mental task performance of female college students under stereotype threat and whether gender group identification moderates the effectiveness of this adapted intervention. In experiment 1, under self-as-target stereotype threat, as expected, students who were exposed to the self-affirmation intervention had the highest task performance. However, under group-as-target stereotype threat, similar performances of the students in both the self-affirmation and group-affirmation conditions compared to control condition were found. In experiment 2, it is shown that the extent a female student was identified with her gender group moderated the effectiveness of the group-affirmation intervention. Results encourage researchers to consider different understandings of self while instituting common stereotype threat interventions rather than taking a uniform approach. Chapter IV investigated the transportability and adaptability of the social belonging intervention that has been shown to increase the sense of belonging of disadvantaged students and, in turn, increase their academic achievement, to the refugee context for the first time. Findings of two randomized experiments with 532 Syrian refugee and Turkish middle-school students showed that the customized social belonging intervention enhanced refugee students' potential to succeed in school, performance state self-esteem and identification with school (in the first experiment) and social belonging in school and school trust (in the second experiment). Results of this study encourage further research to explore effective interventions to ease the academic and related psychological difficulties faced by refugee students.
Denial of host country identity, depressive symptoms, and well-being among young syrian adults: The role of stigma and challenged belonging
While integrating into new societies, immigrants may face several identity related challenges. One of these challenges is having an aspect of one's identity (e.g., cultural identity) being unacknowledged or denied (i.e., identity denial). Even if immigrants feel that being part of the host country is an important part of their identity, citizens of the host country may not perceive them as such. This experience of identity denial could be particularly relevant to young immigrants who arrived in the host society at an age that is critical for identity development. The current study investigates the association between experiences of Turkish identity denial, depressive symptoms, and psychological well-being among young Syrian adults living in Turkey. Drawing on distinct literature on identity denial and stigma, we examine the mediating role of a challenged sense of belonging along with the perceptions and anticipation of stigma about refugees in the relationship between identity denial, depressive symptoms, and psychological well-being. Data for this study were collected online from a sample of 156 young (18-30 year old) Syrian adults living in Turkey. The findings suggest that identity denial is positively associated with depressive symptoms and negatively associated with psychological well-being through perceived stigma and anticipated stigma. Moreover, our findings suggest that having a challenged sense of belonging is another independent mechanism through which identity denial is associated with depressive symptoms and psychological well-being (parallel mediation). Implications, limitations, and future directions are discussed.
Belediye hizmetlerine yönelik vatandaş memnuniyetinin kent aidiyeti üzerine etkisi: Düzce örneği
Belediye hizmeti, yerel düzeyde halkın mahalli ve müşterek ihtiyaçlarının belediyeler tarafından karşılanmasını ifade etmektedir. Belediyenin sunduğu hizmetlerin vatandaş üzerindeki etkisi ise literatürde çeşitli alanlarda tartışılmıştır. Araştırma, belediye hizmetlerine yönelik vatandaş memnuniyetinin kent aidiyeti duygusu üzerindeki etkilerini ortaya koymaya yöneliktir. Literatürde kent aidiyeti ile belediye hizmetlerine yönelik vatandaş memnuniyeti konusunu ayrı ayrı ele alan çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada ise doğrudan belediye hizmetlerine yönelik vatandaşa memnuniyetinin kent aidiyeti üzerine etkisi irdelenerek belediye hizmetlerinin kalitesinin ve bundan duyulan memnuniyetin önemi ortaya koyulmaktadır. 1999 Gölcük depremi sonrasında il statüsü kazanan Düzce ilinde ikamet eden vatandaşlar büyük oranda kente sonradan yerleşmişlerdir. Dolayısıyla buradaki vatandaşlar üzerinde kent aidiyetinin oluşumunda belediye hizmetlerinin rolünün önemli olduğu varsayımından hareketle çalışma Düzce/Merkez ilçesinde yürütülmüştür. Belirlenen amaç doğrultusunda Düzce kentine 1999 yılından sonra yerleşen 430 vatandaşa uygulanan anket tekniğiyle veri toplanmıştır. Sonuç olarak belediye hizmetlerinden memnuniyet arttıkça kent aidiyetinin arttığı, oy verilen parti, gelir düzeyi ve belediye hizmetlerine yönelik bilgi seviyesinin kent aidiyeti üzerine etkisi olduğu bulgulanmıştır.
Ortaöğretim öğrencilerinin aşiretçilik anlayışı ve dini tutum ilişkisinin incelenmesi (Ağrı-Patnos örneği)
Ortaöğretim öğrencilerin aşiretçilik anlayışları ve dindarlık ilişkisini ele alan bu çalışmada, bu ilişki aşiretçilik anlayışına ve dini tutuma ilişkin ölçekler üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Bu ölçeklerden aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği araştırmacı tarafından bu çalışmada kullanılmak üzere geliştirilen "Aşiretçilik Anlayışı Tutum Ölçeği'dir. Dini tutumu belirlemek için ise "Ok Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada bu ölçeklerin yanı sıra öğrencilerin bu tutumlarını etkileyebileceği düşünülen demografik bilgi formu da kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler 09.11.2015 – 0.12.2015 tarihleri arasında Ağrı İli'nin Patnos İlçesinde tabakalı örneklemle seçilen biri imam-hatip lisesi olmak üzere toplam 6 lisede 611 öğrenciye uygulanan anketlerden elde edilmiştir. Veriler "tek faktörlü varyans analizi" ve "bağımsız örneklemler T-testi" ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, demografik değişkenler ve aşiretçilik anlayışı açısından değerlendirildiğinde bazı kategorilerde aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği değerlerinin yüksek çıktığı görülmüştür. Erkek öğrencilerde, İmam-hatip öğrencilerinde, geniş aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi düşük olan öğrencilerde ve köyde ikamet eden öğrencilerde aşiretçilik anlayışının daha yoğun olduğu görülürken kız öğrencilerde, diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde, çekirdek aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi yüksek olan öğrencilerde ve ilçe merkezinde ikamet eden öğrencilerde aşiret anlayışının daha zayıf olduğu görülmüştür. Demografik değişkenler açısından dini tutumlarda da farklılıklar gözlenmiştir. İmam-hatip öğrencilerinde ve kız öğrencilerde dini tutumun daha yoğun olduğu görülürken diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde ve erkek öğrencilerde dini tutumun daha zayıf olduğu görülmüştür. Aşiret anlayışı ve dini tutum ilişkisi arasında ise araştırma örnekleminin bütünü açısından anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ancak imam-hatip lisesi öğrencilerinin hem dini tutum değerlerinin hem de aşiretçilik anlayışı tutum değerlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum bu okulların dini içerikli müfredatının beklediğimizin aksine aşiretçilik anlayışını meşrulaştırma yönünde etkide bulunduğunu düşündürmektedir.
Hicri III. asır muhaddislerinin ideolojik aidiyetlerinin hadis rivayetlerine yansıması
"Hicrî III. Asır Muhaddislerinin İdeolojik Âidiyetlerinin Hadis Rivâyetlerine Yansıması" konulu bu tez, bir Giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısmından müteşekkildir. Tezin Giriş kısmında tezde incelenen sorun, bu sorunu çözmek için kullanılan yöntem, araştırmanın konusu, amacı ve önemi, kavramsal çerçeve ve proje boyunca yoğunlukla istifade edilen kaynaklardan bahsedilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde siyâsî âidiyetlerle hadis arasındaki ilişki ve bu ilişkinin ilk üç asırdaki hadis rivâyetine etkisinden bahsedilmiştir. Bu başlık altında İslam âleminde iç kargaşalara sebep olabilecek siyasi olaylardan söz edilmiş ve Emevî ve Abbâsîler devrinde oluşan ideolojik yaklaşımlar ve ideolojilerinin ana fikirlerini nasıl oluşturduklarından bahsedilmiştir. Ayrıca ilk üç asırda yaşayan toplumların sosyo-kültürel durumu hakkında bilgi verilmiştir. Tezimizin ikinci bölümünde ideolojinin tanımı ve ideolojik hadisçiliğin tanımı ve tarihsel seyri, ideolojik hadisçiliğe sebep olan âmiller, ideolojik hadisçilik açısından temel fırkalar olan Hâricîler, Mürcie, Mu'tezile, Şîa ve Ehl-i hadîs'in Hadis rivâyet ilmindeki yeri, mezkûr fırkalara mensup muhaddislerin hadis yorumu ve hadis anlama tarzından örnek rivâyetler öncülüğünde bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise Mihne sürecinin rivâyet diline yansımasından mezkûr ekoller arası yaşanan polemiklerin hadis rivâyetine örnek rivâyetler vermek suretiyle nasıl yansıdığının pratik sonuçlarından bahsettik. Tezimizin Sonuç kısmında ise araştırmamızda vardığımız sonuçlar ve tavsiyeler genel hatlarıyla zikredilmiş ve çalışmada yararlandığımız kaynakların sıralanmasıyla teze son verilmiştir.
Evaluating the relation between need of belonginess, psychogical resilience and satisfaction of life in adults
The aim of this study is to investigate the relationship among the need to belong, psychological resilience and life satisfaction in adults. In addition to this, the effect of some sociodemographic variables on the need to belong, psychological resilience and life satisfaction is examined. The sample of the research consists of 300 people chosen randomly between 25-50 ages in which there are 128 females and 172 males who are located in Fatih province of Istanbul. For data collection, sociodemographic form, the need to belong scale , short psychological resilience scale and life satisfaction scale were used. The survey model was applied in the research. The obtained data were analyzed by using the SPSS 21.0 program. According to the evaluation and analysis results, the level of psychological resilience and life satisfaction decreases as the need to belong of individuals increases. Another result is that there is a positive relationship between psychological resilience level and life satisfaction. Besides low need to belong indicates a high level of psychological resilience and life satisfaction. The role of the need belong was not found in the intermediary role of psychological resilience in the effect of life satisfaction. Demographic variables such as age, level of income, education level, friendship relations ,number of children, spouse job, number of people living at home and settlement type were found to be not significant differences in the level of the need to belong , psychological resilience and life satisfaction.
Bireyci ve toplulukçu kültür bağlamında genç yetişkinlerde genel aidiyet
Bu araştırmada genç yetişkinlerde bireyci ve toplulukçu kültür bağlamında genel aidiyet duygusunu incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada ele alınan bireyci kültürlerde, bireysel özerklik, kişisel başarı önceliklidir; bireyler arası bağlar esnek ve kişisel sorumluluk esastır. Toplulukçu kültürlerde ise, grubun çıkarları bireyin çıkarlarının önünde tutulur, bireyler kendilerini ait oldukları grupların parçası olarak tanımlar; ayrıca grup içi uyum önemlidir ve sosyal ilişkiler güçlüdür. Kültür, aidiyetin nasıl yaşanıp ifade edildiğini derinden etkilemektedir. Bireyci kültürlerde seçime dayalı aidiyet anlayışı görülürken; toplulukçu kültürlerde doğuştan gelen güçlü bağlara ve grup uyumuna dayalı bir aidiyet anlayışı bulunmaktadır. Araştırma kapsamında ele alınan çalışma grubu yaş aralığı 17-45 olan 93 erkek (%26,6) ve 257 (%73,4) kadın olmak üzere 350 genç yetişkin bireylerden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "Genel Aidiyet Ölçeği" ve "Bireycilik-Toplulukçuluk Ölçeği (BTÖ)" kullanılmıştır. Veri analizinde, genel aidiyetin demografik değişkenlere göre farklılıklarını incelemek için t testi, ANOVA ve Kruskal Wallis H testi gibi fark analizleri uygulanmıştır. Bireycilik ve toplulukçuluk boyutları ile genel aidiyet arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi kullanılmış, bu değişkenlerin genel aidiyeti yordama düzeyini belirlemek için ise çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Regresyon analizi öncesinde gerekli varsayımlar (normal dağılım, varyansların homojenliği, hataların ilişkisiz olması ve çoklu bağlantı olmaması) kontrol edilmiştir. Araştırmanın sonucunda cinsiyet, öğrenim durumu, yaş, yaşanılan yer, yaşamının çoğunluğunun geçtiği yer, baba eğitimi, aile yapısı ve kardeş sayısı gibi demografik faktörlerin genel aidiyet üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte medeni durumun reddedilme boyutu farklılaşmaktadır, bekâr bireylerin evli bireylere kıyasla daha yüksek reddedilme puanları aldığı belirlenmiştir. Ayrıca anne eğitim düzeyinin de genel aidiyet üzerinde etkili olduğu saptanmış buna göre; annesi ilkokul mezunu olan bireylerin kendilerini daha fazla kabul edilmiş gördükleri bulunmuştur. Ayrıca bireyci ve toplulukçu kültürel değerler ile genel aidiyetin boyutları arasındaki ilişkilerde, yatay toplulukçu eğilimler ile aidiyetin her iki boyutu arasında anlamlı pozitif ilişkiler bulunmuştur. Özellikle yatay toplulukçuluk ile kabul edilme arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki, reddedilme arasında ise zayıf düzeyde pozitif bir ilişki belirlenmiştir. Dikey toplulukçuluk ve yatay bireycilik ile aidiyet boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak dikey bireycilik ile kabul edilme arasında zayıf düzeyde negatif bir ilişki saptanmıştır. Regresyon analizi sonuçlarına göre, kabul edilme puanlarının anlamlı yordayıcıları yatay toplulukçuluk ve dikey bireycilik olarak bulunmuştur. Yatay toplulukçuluktaki artış kabul edilme puanlarında artışa neden olurken, dikey bireycilikteki artış kabul edilme puanlarında azalmaya yol açmaktadır. Reddedilme boyutu için ise sadece yatay toplulukçuluk puanları anlamlı bir yordayıcı olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçları tartılmış ve öneriler sunulmuştur.
1960 sonrası sanatta "Ev" kavramının metafor olarak kullanımı
Eski çağlardan bu yana insanın hem somut barınma ihtiyacını hem de soyut ihtiyaçlarını gideren ev, psikolojik açıdan bakıldığında, insanın yaşadığı dünyaya ait hissedebilmesi için vazgeçilmezidir. Aynı zamanda ontolojik katmanları da olan ev, değişen ruh haline göre öznenin varoluşunu konumlandırdığı yerlerdir. Ev, insanın gündelik yaşamında oldukça önemli yeri olmasından dolayı sanat alanında da bazen gerçek bazen de metafor anlamlarıyla görünür kılınmıştır. Gündelik hayatın kompozisyonlarında ev içi resim tasvirlerinin popüler olduğu 17. Yüzyıl Hollanda resim sanatında mahremiyet ve kişisel alanın metaforu olmuştur. Ev, 1960 sonrası değişen sanat algısıyla, fon ve gündelik hayatın temsili olmaktan çıkarak eserlerin ana izleğinde bir metafor olarak kullanılmaya başlamıştır. Metaforik kullanımları arasında, kimlik, bellek, aidiyet, kamusal ve özel alan ve varoluş gibi kavramlar yer almıştır. Bu çalışmada amaçlanan sanatta evin arka fon olarak kullanımının ötesine geçilerek Çağdaş Sanat alanında ev kavramının nasıl söylemsel bir yer haline geldiği ve hangi bağlamlarda ele alındığını inceleyerek oluşum sürecine etki eden toplumsal /düşünsel katmanlar çerçevesinde kronolojik analiz yapmaktır. Hem kişisel hem de kolektif belleğin kurgulanmasında "yer" görevi gören ev, geçmiş ve şimdiki zamana ait gerçeğin tanımının yapılmasına yardımcı olmaktadır. Çoğunlukla huzur, mutluluk, sıcaklık ve güven gibi duyguların muştusu olan evin, 1960 sonrası yapılan sanat eserinin biçim ve içerik analizinde sanatçıların evin olumlu yönü ve çağrışımlarından ziyade olumsuz "ben" zamiri ile ilişkilendirdikleri görülmüştür.
The concept of being a regular in the context of space-identity interaction
The relationship between individuals and the spaces they inhabit is complex and multifaceted, shaped by a range of factors including personal history, social norms, and cultural context. One aspect of this relationship is the concept of "being a regular" in a particular space. This notion encompasses a sense of familiarity, ownership, and belonging, as well as an understanding of the social norms and practices that govern the space. The idea of being a regular has important implications for individuals' sense of identity, as well as for the ways in which they interact with others in the space. This paper explores the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, drawing on a range of theoretical frameworks and empirical studies to shed light on this complex and nuanced phenomenon. Through the examination of various factors contributing to individuals' sense of becoming regulars, this study provides an understanding of identity, belonging, and the nature of social interaction within the context of everyday spaces. To construct this understanding, the study initially conducted a literature review on the concepts of space, identity, and the regular. This literature review explored the reciprocal effects of space and identity, as well as the interaction between these two concepts. Ultimately, it was concluded from the literature review that the concept of regular is directly related to the interaction between space and identity. Furthermore, it was deduced that being a regular not only nourishes space and identity separately but also transforms the space-identity interaction on a social dimension. In the second section of the study, three key concepts directly benefiting from the state of being a regular were discussed. In this section, it was revealed that being a regular, emerging within the context of space-identity interaction, forms the basis of three fundamental pillars. As a result of the conducted literature review and analyses, these three pillars of being a regular were identified as belonging, appropriation of space, and social satisfaction. For these foundational concepts of being a regular, a preliminary literature review was conducted, followed by an exploration of how belonging, appropriation of space, and social satisfaction concepts contribute to the notion of being a regular facilitated by observations and analyses. The conclusion section interprets the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, along with analyses of its three pillars, and provides an overall interpretation of the study.