Anadolu Selçukluları

104 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Mahperi Huand Hatun ve yaptırdığı yapılar

Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Huand Hatun'un kimliği, yaşamı ve yaptırdığı yapılar bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Dönem kaynaklarında kendisine çok az yer verildiğinden, yaşam öyküsü ancak genel hatlarıyla belirlenebilen Mahperi Huand Hatun, cami, hamam, türbe, zaviye ve han türünde pek çok yapı yaptırmıştır. Kitabeli yapılarının tümü, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiştir. Tarihi ve siyasi koşullar, diğer yapılarının da aynı dönem içinde inşa edildiklerine işaret etmektedir. Bu çalışmada, mimari ve süslemeleriyle irdelenerek karşılaştırmalı değerlendirmelere tabi tutulan yapıların, Anadolu Selçuklu mimarisi içerisindeki yerlerinin tespitine çalışılmıştır. Plan ve mekan olarak yeni denemelerin gerçekleştirildiği Kayseri Mahperi Huand Hatun Camii, kuzeybatı iç köşesine yerleştirilen bani türbesiyle Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün örneklerindendir. Mahperi Huand Hatun Türbesi, cami ibadet alanı içinde yer alan konumu, benzer örneğine Anadolu veya yakın coğrafyada rastlanmayan mukarnaslı yüksek kaidesi ve her biri farklı süsleme kompozisyonuna sahip cephe düzeniyle özgün özelliklere sahiptir. Caminin yakınındaki kadınlar için yaptırılan hamam yapısının soyunmalık bölümü duvarlarının özgününde Kubadabad Sarayı çinileri tarzında çinilerle kaplandığı anlaşılmıştır. Yapının çini kaplamaları dışında Anadolu Selçuklu hamam mimarisini devam ettirdiği görülmektedir. Kayseri Şeyh Turesan Zaviyesi, kapalı bir sofanın iki yanına sıralanan mekanları ve daha sonra çok sayıda kişinin defnedilmesiyle türbeye dönüştürülen büyük ölçekli konaklama (han) birimiyle öne çıkar. Tümü, uluslararası deniz aşırı kuzey-güney ticaret yolları üzerinde inşa edilen han yapıları, Anadolu Selçuklu hanlarının plan şemalarını tekrarlamışlardır. Bu çalışmada Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapıların önemli bazı yeniliklere getirmekle birlikte genel olarak Anadolu Selçuklu mimari teknik ve uygulamalarını tekrarladıkları, gelenek içinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıCamiler+4
Demet Turgut
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

I. Haçlı Seferi

Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.

Anadolu SelçuklularıAntakya Haçlı PrinkepsliğiFatimiler+7
Züleyha Akan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Haçlı münasebetleri 1097-1192

1095'te Fransa'nın Clermont şehrinde Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri'nde 1190 yılına kadar Anadolu Selçukluları'nın hüküm sürdüğü Türkiye toprakları Kudüs'e uzanan yolda önemli bir geçiş noktası idi. 1096'da Anadolu'ya geçen Halkın Haçlıları olarak bilinen grup, kolayca Selçuklular tarafından imhâ edildiler. Ancak daha sonra gelen profesyonel ordu, Anadolu Selçuklu başkenti İznik'i Doğu Roma'nın da yardımı ile ele geçirdiği gibi, Eskişehir'de de Selçuklu ve Danişmend'li ordusunu mağlup etti. Bu olaylardan yaklaşık 4 yıl sonra Kudüs'teki kardeşlerine yardıma giden Haçlıların, 1101 Haçlı Seferleri olarak bilinen seferinde ise Anadolu Selçukluları büyük bir galibiyet elde ettiler. 1144 yılında İmâdüddin Zengî'nin Urfa Haçlı Kontluğu'nu sona erdirmesinden sonra yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu kez sefere Alman İmparatoru ve Fransa Kralı büyük orduları ile katıldılar ve Doğu Roma tarafından Anadolu'ya geçirildiler. Daha önceki olaylardan deneyim kazanan Anadolu Selçukluları, önce Eskişehir'de Alman Haçlıları'nı mağlup ederek büyük bir zafer kazandılar. Ardından da Fransızlarla birleşen Almanlar, Antalya limanına giden yollarda yeniden mağlup edildiler. Bundan sonra ise geri kalan Haçlılar'a deniz yolu ile Anatakya'nın Süveydiye Limanı'na gitmekten başka çare kalmadı. Gemilerle gidemeyenler ise Doğu Romalılar tarafından soyuldular. Bu seferin belki de en akılda kalan tarafı ise bu Haçlıların Anadolu Selçukluları tarafından karınlarının doyurularak, giydirilmeleri oldu. 3.000'e yakın Haçlı'nın bu şekilde Müslüman olması ise Haçlı seferlerine farklı bir anlam yükledi. Selahaddin Eyyubi'nin 1187 yılında Kudüs'ü fethetmesi ile gerçekleşen Üçüncü Haçlı Seferi esnasında Fransız ve İngilizler deniz yolunu seçerken Almanlar yine Anadolu üzerinden Kudüs'e ulaşmaya çalıştılar. Bu sırada Selçuklular'ın kudretli sultanı II. Kılıcarslan, yaşlandığı için oğulları arasında başlayan taht kavgaları ile uğraşmış, Haçlılarla mücadeleye gereken önemi verememişti. Ancak buna rağmen Alman Haçlıları ile gerilla savaşı yaparak onları yıpratmaktan da geri kalmadı. Konya'yı işgal etmelerine rağmen, burada fazla oyalanmayan Alman Haçlılar da zorlu bir yolculuktan sonra Silifke Çayı'na ulaşdılar. Burada İmparator I. Frederich'in boğularak ölmesi, Üçüncü Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki bölümünü de sonlandırdı. Bundan sonra ise Haçlılar bir daha Anadolu topraklarından geçmeye çalışmadılar, deniz yolu ile Suriye ve Mısır üzerine yapacakları Haçlı seferlerinin planladılar.

Anadolu SelçuklularıBursa-İznikBüyük Selçuklular+7
Cemil Haluk Özalp
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

I. Alexios Komnenos döneminde Bizasn'ın doğu siyaseti (1081-1118)

Asya ve Avrupa'nın kesiştiği bir bölgede kurulan, Roma İmparatorluğu'nun devamı niteliğinde olan Bizans İmparatorluğu kurulduğu 330 senesinden siyasi hayatının bittiği 1453 senesine kadar yaklaşık 11 asır boyunca tarih sahnesinde kalmayı başarmıştır. Konumundan dolayı tarih boyunca doğu, batı, kuzey ve güneyden çeşitli kavimlerin baskısına maruz kalmıştır. Kavimler Göçü'yle birlikte kuzeyde Avrupa Hunları, Avar, Bulgar, Peçenek, Kuman, Kıpçak kavimlerinin tehditleri uzun asırlar boyunca kuzey sınırlarında İmparatorluk için önemli bir tehdit unsuru olmaya devam etmiştir. X. asrın sonlarında Selçuklu Türklerinin Turan'dan İran'a inmeye başlaması ve İslamiyeti kabul etmesi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğu için doğu sınırlarında bu kez daha öncekilerle kıyaslanamayacak güçte bir düşman ortaya çıkmıştır. Maveraünnehir ve Horosan'da teşkilatlanmaya başlayan Selçuklu Türkleri, kısa zamanda Anadolu sınırlarında görünmeye başlamışlardır. Önceleri bu tehditi çok fazla önemsemeyen Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti'nin güçlenmesi ve Pasinler Savaşı'nda alınan yenilgiyle birlikte Türk tehlikesinin ciddiyetini fark etmişlerdir. Bu andan itibaren Doğu Roma İmparatorluğu'nun en önemli hedeflerinden biri Türkleri doğu sınırlarından uzaklaştırmak olmuştur. Büyük bir heyecan ve ümitle tahta çıkarılan Romen Diyojen, Türkler'i Anadolu'dan atmak için hazırlıklarına başlamıştır. Büyük bir ordu toplayarak yola çıkan İmparatorun haberini alan Sultan Alparslan da Mısır seferine gitmek üzereyken bu kararından vazgeçmiş o da ordusunu hazırlayarak harekete geçmiştir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı'nda Sultan Alparslan'ın, Romen Diyojen'i mağlup etmesiyle, Anadolu'daki Türk hâkimiyeti başlamıştır. Yapılan taht mücadeleri sonrasında 1081 yılında I. Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. 1118 yılına kadar tahtta kalacak olan bu imparator adeta Doğu Roma İmparatorluğu'nun kaderi üzerinde etkili olmuştur. İmparatorluk her ne kadar askeri, siyasi, ekonomik açıdan zayıflamış olsa da onun izlediği diplomasi sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. I. Aleksios Komnenos'un ilk hedefleri arasında imparatorluğu yeniden eski gücüne ulaştırmak ve Türkleri Anadolu'dan atmak ön planda yer almıştır.

Anadolu SelçuklularıBizans İmparatorluğuHaçlı seferleri+3
Mediye Yıldırım
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muînüddin Süleyman Pervâne: Hayatı ve siyaseti

II. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1237 senesinde tahta oturmuştur. Sonraki süreçte etkileri de büyük olacak olan "Babai İsyanı" ortaya çıkmıştır. Böylece Moğol ordusu Anadolu'ya yönelmiş ve neticede "Kösedağ Savaşı" yaşanmış, Selçuklu Devleti savaşı kaybetmiştir. Neticede ilk Moğol tabiiyeti yaşanmıştır. 1246'da II. İzzeddin Keykavus,'un yönetimi ilan edilmiş, ancak bu yönetim uzun sürmemiştir. Sultan Rükneddin Kılıç Arslan'ın yönetime tek başına sahip olmak istemesi İzzeddin Keykavus ile mücadele içine girmesine sebep olmuştur. Fakat sonuçta "Üç Kardeş" dönemi 1249-1254 başlatmıştır. II. Alaaddin Keykubad'ın ölümüyle üç kardeş dönemi sonlanmış, böylece süreç "İki Kardeş" (1257-1262) dönemiyle devam etmiştir. Pervâne Muînüddin 'in yönetime tek başına sahip olma isteğiyle yaptıkları iki kardeş döneminin de kapanmasına sebep olmuştur. Böylece Pervâne Devri olarak da adlandırılan süreç başlamıştır. Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan, 1262 senesinde tek başına tahta oturmuş, ancak 1266 senesinde ölmüştür. Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in tahta çıkmasıyla Pervâne Muînüddin, Türkiye Selçuklu Devleti'nde neredeyse tam bir bağımsızlık yaşamıştır. Vezir Fahreddin Ali gibi kendisine tehdit oluşturabilecek kimseleri bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Moğolların kendisine olan güvenlerinin sarsılmasıyla Sultan Baybars ile ittifak oluşturmak için iletişime geçmiş ancak daha sonra bu durumdan vazgeçmiştir. Bu sırada Hatıroğlu Hareketi patlak vermiş ve Anadolu büyük bir dönüm noktasının eşiğine gelmiştir. Hatıroğlu İsyanının güç bela bastırılmasıyla Anadolu'da huzur sağlanmışken Sultan Baybars, Anadolu'ya gelmiş ve Kayseri'yi fethetmiştir. Bu durumun haberini alan Abaka Han, Anadolu'ya gelerek Kayseri ve Erzurum'u yağmalamış, Pervâne Muînüddin'i ise idam ettirmiştir.

Anadolu SelçuklularıBiyografiMuinüddin Süleyman Pervane+1
İlknur Çakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti'nde sosyal yapının dinamikleri

Bu tez çalışması, Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin Orta Asya'dan getirmiş oldukları âdetlerini, geleneklerini, aile yapısını, inançlarını ve Anadolu'yu Türkleştirme- İslamlaştırma konusunda büyük katkıları olan Ahî Teşkilatı, Anadolu velileri, mutasavvıflar gibi gönül erlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma hazırlanırken, esas çağdaş kaynaklar ile konuyla ilgili yerli ve yabancı araştırma eserlerinden faydalanılmıştır. Moğol istilasından kaçarak akın akın Büyük Selçuklu Devleti topraklarına kaçan Türkmenler, siyasi ve ekonomik sebeplerle Anadolu'ya sevk edilmiştir. Anadolu'ya gönderilmekle Büyük Selçuklu Devleti bu kadar insanı ülkesine yerleştirmekten kurtulmuştur. Diğer taraftan da Türkmenlerin kalabalık bir şekilde Anadolu'ya girmesi Anadolu'yu fethetmelerini kolaylaştırmış ve Anadolu'yu Müslüman-Türk yurdu hâline getirmelerini sağlamıştır. Anadolu'ya gelen Türkmenler ile Anadolu'da yaşayan yerleşik halk arasında sık sık sürtüşmeler yaşandığı için devlet ile Türkmenler karşı karşıya gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkmenler, hem yerli halka hem de arkalarından gelen Moğollara karşı örgütlenmek zorunda kalmışlardır. Ahî Teşkilatı, bu örgütlenmeyi tesis etmiş ve Türkmenlere; uyum, yerleşim, eğitim ve meslek edinme konularında yardımcı olmuştur. Bu çabalar sonrası Hristiyan halkın elinde olan tarım ve ticaret Türkmenlerin eline geçmeye başlamış ve zamanla Türkmenler ekonomide söz sahibi olmuştur. Ayrıca eğitim ve sağlık problemlerinin çözümü ile sosyal yardımlar hususunda vakıf sisteminin çok büyük katkıları olmuştur.

AhilerAhilikAnadolu Selçukluları+4
Müzeyyen Karakaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürler (1077-1308)

Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde önemli bir yeri olan Şamanizm'in öyküsü antik çağlara kadar uzanmaktadır. Anadolu'daki uzantısı Asya kökenli olan, içerisinde mistik unsurlar taşıyan, Tanrıyla, yeraltındaki ve yerüstündeki ruhlarla iletişim kurulabilen, hastalıkları tedavi eden kısaca halkın en önemli manevi ihtiyaçlarını gidermeye gayret eden şamanın bağlı olduğu inanç biçimi olan Şamanizm, varlığını ve etkilerini günümüzde de sürdürmektedir. Tez konumuzu "Anadolu Selçuklu Mimarisindeki Şamanist Figürler (1077-1308)" olarak belirleme amacımız, kadim bir inanış olan Şamanizm'in gerek dini gerek sosyal ve gerekse mimari alanda, tarihin sonraki dönemlerine önemli etkilerde bulunduğunu tespit etmemiz ve bu izlerin Anadolu Selçuklu Dönemi Türk İslam Mimarisindeki yansımalarını ortaya koymayı hedeflememizdir. Çalışmamızda ele aldığımız eserler, Anadolu Selçuklu Devletinin ve bu devlete bağlı Beyliklerin hakimiyet kurduğu 1077-1308 yılları arasında inşa ettikleri eserlerdir. Orta Asya topraklarından Anadolu'ya ulaşan Türklerin bu topraklarda inşa ettikleri eserlere baktığımızda, bu yapılarda stilize edilmiş ve çeşitli zihinsel altyapılarla üsluplaştırılmış pek çok Şamanist figürün var olduğu gördük. Bu figürler bazen yapıların dış cephelerinde bazen yapıyı süsleyen çinilerde bazen de yapıların iç mekanlarında karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu motifler ve figürleri Şamanizm'de var olan inançlarla temellendirmeye, yorumlamaya ve değerlendirmeye gayret ettik. Bu sayede Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürleri ortaya koymuş olduk. ANAHTAR KELİMELER: Anadolu Selçuklu, Şaman, Şamanizm, Figür, Motif.

Anadolu SelçuklularıBanilikFigür+6
Safiyye Damgacıoğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları döneminde Ahilerin devlet ve toplum ilişkileri

Ahilik teşkilatı Müslüman Türk toplumunun en uzun süreli ve toplumu derinden etkileyerek biçimlendirmiş en önemli organizasyonlarından birisidir. Ahilik, içerisinde geliştiği toplumu siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamızda Ahiliği oluşturan etmenler kapsamında, Horasan aklı ve Yesevilik düşüncesinin, Fütüvvet ve tasavvuf yapısının ve Türk kültürünün Ahilik teşkilatının oluşumunu nasıl etkilediği anlatılmıştır. Ahi Evran'ın Ahilik içerisindeki etkisi belirtilmiştir. Ahiliğin Şiî-Bâtınilik ile ilgisi olup olmadığı araştırmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda Ahilerin siyasi ve toplumsal ilişkileri incelenmiştir. Siyasal ilişkiler kapsamında özellikle Türkiye Selçuklu Devleti dönemi, Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilası dönemi ile Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrası dönem çalışma alanımızı oluşturmuştur. Ahilik teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yayılıp gelişmesine sultanların etkisi olmuş, özellikle I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzettin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubat gibi sultanların Fütüvvet teşkilatına girmeleri Ahiliğin şehirlerden köylere kadar ulaşmasına katkı sağlamıştır. Sultan I. Alaaddin Keykubat dönemi Ahiler açısından bir dönüm noktasıdır. Sultan I. Alaaddin döneminde Ahiler en zirve dönemlerini yaşamışlardır. Fakat I. Alaaddin Keykubat'ın zehirlenerek öldürülmesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in yönetimi yıllarında uygulanan yanlış siyasetler sonucu meydana gelen Türkmen isyanları ve devamında Kösedağ yenilgisi sonrası gerçekleşen Moğol tahakkümü Ahiler üzerinde baskı ve sindirme olaylarına neden olmuştur. Ahiler tüm olumsuzluklara rağmen hem Beylikler döneminde hem de kuruluşuna zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ahilerin toplumsal gruplarla ilişkileri kapsamında, kendi döneminde bulunan dini zümreler ile ilişkileri incelenmiş, özellikle Ahilerin Yesevilik ve Evhadilik ile bağı, Bektaşilik'in kurucusu Hacı Bektaş ile Babailer lideri Baba İlyas'ın Ahi Evran ile dostluğu belirtilmiştir. Babailer isyanının siyasi ve ekonomik nedenleri, Babailerle Ahilerin ilişkileri incelenmiştir. Mevleviler ile Ahilerin kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz ilişkileri anlatılmıştır. Kalenderilik mensuplarıyla Ahilerin ilişkileri açıklanmıştır.

AhilerAnadolu SelçuklularıDevlet+5
Osman Savaş Çetiner
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ahi Teşkilatının kadınlar kolu Bacıyân-ı Rûm

Ahilik, Türk-İslam Medeniyetinin bir ürünü olarak Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Kültür ve Medeniyetlerin oluşmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Ahilik, sanat, ticaret ve mesleğin, olgun kişilik, ahlak ve doğruluğun iç içe girmiş bir ürünüdür. Ahi diye anılan kişi bir sanat, ticaret ya da meslek sahibidir. Bununla birlikte, olgun, ahlaklı, merhametli, iyiliksever ve her işinde, her davranışında dürüst ve güvenilir bir kişidir. XIII. yüzyılın ilk yarısında Anadolu Selçuklu Türklerinin ekonomik yaşamında çok etkin rol oynadığını gördüğümüz ahilik, uzun yıllar boyu Türk halkının da simgesi duruma gelmiştir. Ahi Kelimesinin, Türkçedeki karşılığı mertlik, yiğitlik, eli açıklık demektir. Ahi Teşkilatının Kadınlar Kolu olan Bacıyân-ı Rûm adlı çalışmanın amacı, Kadınlar Birliğinin sosyal, kültürel, ahlaki ve dini konularda yönlendirici rol üstlenen teşkilatı esas alınarak Türk İslam Tarihinde sosyal hayatın içinde kadının yerinin ne olduğu konusuna nasıl katkı sağladığını araştırmak olacaktır.

AhilerAhilikAnadolu Selçukluları+7
Gülsüm Yücel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasî, dinî, ictimaî ve iktisadî yönleriyle Babaî isyanları

Anadolu'da Türk hâkimiyetinin tesisi açısından en önemli siyasî yapı olan Türkiye Selçuklu Devleti'ni yıkılışından az önce bir hayli uğraştırmış ve belki de yıkılışını hızlandırmış olan Babaî İsyanı'nın doğru anlaşılabilmesi Anadolu Türk tarihi açısından oldukça önemlidir. Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı başlatılan isyana kendi öz halkı niçin katılmıştı? Baba İlyâs ve Baba İshak önderliğinde 1240 yılında Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı gerçekleştirilen Babaî İsyanı'nı daha çok siyasî sebeplere ağırlık vererek, dinî, ictimaî ve iktisadî sebepleriyle incelemeye çalıştık. Babaî isyanlarını konu edindiğimiz bu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte konumuza temel teşkil etmesi bakımından "isyan" ve "baba" terimlerinin açıklaması, bu kavramların Türk ve İslâm kültüründe yeri ve önemi anlatılarak örneklendirilmiştir. Birinci bölümde Türkiye Selçuklu Devleti'nin 1230-1240 yılları arasındaki siyasî durumunu; dinî, kültürel ve iktisadî yönleriyle/sebepleriyle destekleyerek ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise Babaî İsyanı'nı organize edenleri tespit ederek isyanın hazırlık safhasında yaşananlar ile isyanın silahlı olarak fiilen başlamasını ele aldık.

Anadolu SelçuklularıBabailer ayaklanmasıGıyaseddin Keyhüsrev II+3
Kemal Güney İnce
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol istilası sonrası Türkiye Selçuklu Devletinde görülen Türkmen kökenli isyanlar

Türkiye Selçuklu Devleti 627/1230 yılında Yassı Çimen Savaşı'nda Hârizmşahlar'ı mağlup ederek bu devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Savaş sonrasında Türkiye Selçuklu Devleti Moğollar ile komşu devlet olmuştur. Bunun sonucu olarak da Moğollar istilâ faaliyetlerini gerçekleştirmek için yönünü zayıflamaya başlayan Anadolu topraklarına çevirmiştir. II. İzzeddin Keykâvus dönemine kadar az sayıda görülen dini-siyasi ya da sadece dini kökenli gerçekleşen Türkmen isyanları II. İzzeddin Keykâvus döneminden sonra sayısal olarak ani bir artış göstermiştir. İsyanların sebepleri arasına ekonomik sıkıntılar da girmiştir. Türkmen isyanlarının bu derece artması ve amacının değişiklik göstermesinin temel sebebini 634/1243 Kösedağ Savaşı ile devletin gerileme ve çöküş dönemine girmesinin ardından Moğollara verilen yüklü vergilere bağlayabiliriz. Moğol istilâları Türkiye Selçuklu Devleti'ni dıştan parçalamaya çalışırken; Türkmen isyanları, kabiliyetsiz devlet adamları, devleti yönettiği bilincinde olmayan Sultanlar da devletin içten çökmesine sebep olmuştur. Çalışmamızda Moğolların Anadolu topraklarını istilâ etmesinin akabinde Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına zemin hazırlayan önemli etkenlerden Türkmen kökenli isyanlar ve bunlara neden olan faktörler birlikte ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türkiye, Selçuklu, Türkmen, İsyan, Anadolu

Anadolu SelçuklularıMoğol istilasıSelçuklular+2
Zeynep Kayan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklularda suç ve ceza (Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları'nda örnek uygulamalar)

Tez konusu olarak suç ve cezayı seçmemizin sebebi, suç ve ceza tarihinin insanlık tarihi kadar eski olması, ayrıca suç ve cezanın toplum kültürüyle yakından ilişkili olmasıdır. Suç ve ceza, insanların ilk yaşayış şekli olan kabileler halinde yaşam ile birlikte tarihin hukuk literatüründe yerini almış kavramlardır. Disiplinler arası yöntemi benimseyerek oluşturduğumuz çalışmamız giriş ve girişe ek olarak üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde suç ve cezanın dünya tarihi ve Türk tarihi açısından gelişimi ele alınmıştır. Yine bu bölümde, Selçuklu hukuku analiz edilmiştir. Daha sonra Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu'nun suç ve cezaya yönelik hukuki uygulamaları, 'Islaha Yönelik Cezalar', 'Bedene Yönelik Cezalar', ve 'Konularına Göre cezalar' şeklinde bölümlenerek, her bir başlık sırasıyla diğer bölümlere dağıtılmış ve her bir bölümde Büyük ve Anadolu Selçuklu'nun cezaî uygulamaları örneklerle incelenmiştir. Selçuklu hukukunun nasıl oluşturulduğu konusu tartışmalı bir konudur. Bir kısım tarihçiye göre Selçuklu hukukunda İslam tesiri bulunmamaktadır. Diğer kısma göre ise Selçuklu hukukunda İslam tesirini yok saymak, gerçekleri göz ardı etmekten öteye gitmeyecek bir söylemdir. Biz araştırmalarımız neticesinde literatürdeki kaynaklarda Selçuklu'nun hukuk uygulamalarında, İslam ceza hukuku kaidelerine pek az rastladık. Bu bakımdan şu çıkarımı yapmak sanıyoruz doğru olacaktır: Selçuklu hukukunda İslam tesiri olmakla birlikte pratikte daha çok örfi hukuka yer verilmiştir. Ancak Moğol ordusunun Anadolu'da yaptığı tahribattan ötürü literatürde pek kaynağın olmayışı ve de Selçukluların var olduğu zaman diliminde sosyal tarih anlayışı henüz gelişmediğinden devletin halka nasıl cezalar tatbik edildiği bilgisine pek ulaşılamamıştır. Bu nedenle Selçuklu hukukunun kapsamıyla ilgili net bir genelleme yapmak pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple konu, tarihçiler arasında tartışma olarak kalacak gibi görünmektedir. Selçukluların hukuk alanına yönelik tarih literatüründe pek fazla kaynak olmamasına rağmen faydalı olacağını düşündüğümüz derli toplu bir çalışma yaptığımıza inanıyoruz. Yaptığımız bu çalışma, akademik dünyaya katkı sağlamış olduğunda amacımız vasıl olacaktır.

AdaletAnadolu SelçuklularıBüyük Selçuklular+6
Necla Şıklı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan I. Alâeddin Keykubad'ın komşu devletlerle ilişkileri

Gurbet, mağlubiyet, esaret merhalesinden sonra Selçuklu devlet adamları ve komutanlarının seçim ve tercihiyle ummadığı bir esnada evvelinden arzuladığı, uğrunda savaştığı tahtı elde eden 1220-1237 yılları arasının isabetli görüş ve tedbir sahibi Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad, yüksek idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, iktisat telakkisi, ülke güvenliği ve menfaatini ilgilendiren meseleler karşısında gerçekçi, ölçülü, uzak görüşlü politik zekası ile on yedi yıllık saltanatı esnasında devletine hem geniş topraklar kazandırmayı başardı, hem de asrın en büyük gerçeği olan Moğol istila tehlikesine karşı barış, emniyet, refah, huzur değerlerine sahip ülkesini güçlü ve sağlam bir biçimde muhafaza ve müdafaa etti. Bu meyanda dış politikadaki temel hedef ve meşguliyeti ise iki yönde gelişti. Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin kazanç ve emniyetine atfettiği kıymet sonucunda başlattığı harp hazırlıkları ve seferler, döneminde Selçuklu dış politikası belirleyen olayların ilk aslı idi. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad'ın dış politikasını tanımlayan esas husus daha ziyade ülkesinin doğu hudutlarında bulundu. Bu durumun en temel sebebi 1220 yılından beri süren Moğol istila tehlikesi idi. Bilhassa 1226 yılından itibaren, bu tehlike ile ilintili gelişmelere bağlı olarak Alâeddin Keykubad'ın dış politikadaki dikkati neredeyse tamamen Doğu Anadolu bölgesine yönelecekti. Dış politikada izlediği siyasete doğrudan etki eden ciddi bir mesele olan Moğol istila tehlikesi Alâeddin Keykubad'ın komşu devletler ile münasebetlerinin gelişiminde önemli bir rol oynadı. Onun, Harezmşahlara ve Eyyubilere karşı kazandığı zaferlerin gerisinde bu tehlikenin neden olduğu endişenin izleri apaçık görülecekti. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad, Türkiye Selçuklu Devletine en parlak dönemini Moğol tehlikesinin gölgesinde yaşatmayı başardı, yüksek feraseti, idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, barıştan yana tavır alan karakteri ile, 1231 yılından itibaren İran ve Azerbaycan'a yerleşerek Anadolu ülkesine sınır komşusu olan Moğolların istila tehdidini ülkesinden uzak kıldı. Bu vakıayı temin ederken Moğolların amansız düşmanı olarak Selçuklu ülkesini tehdit etme noktasına ulaşan Celaleddin Harezmşah'ı Yassıçemen Savaşı'nda yendi, Eyyubilere karşı zaferler kazandı, nihayet Türkiye Selçuklu Devleti onun zamanında Anadolu'da rakipsiz bir merhaleye, Moğollar hariç komşu hükümetlerinin hepsinden kuvvetli bir mevkiye ulaştı.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıSelçuklular Dönemi+2
Hasan Çopur
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları Döneminde Anadolu'da Mevlevi-Ahi mücadelesi

Bu çalışmada Türkiye Selçuklu döneminde Anadolu'da Mevlana ve Ahi Evren'in birbiriyle olan mücadelelerinin çalışması yapılmıştır. Bahaeddin Veled'in fikri anlayışı sezgicilik üzerine kurulmuş felsefeci, akli ilimci ve filozoflara karşı olan bir insandı. Horasan'da Bahaeddin Veled ile Fahreddin Razi ve diğer akli ilimcilerle cereyan eden olay neticesinde Belh'ten göç etmesine neden olmuştur. Mevlana ve Ahi Evren arasındaki sosyal, dini ve siyasi mücadele bu olayın Anadolu'daki uzantısıdır. XII. yüzyılda Türkiye Selçuklu devletine gelen iki büyük şahsiyetin Konya'ya yerleşmesiyle mücadeleleri başlamıştır. Anadolu'ya gelen iki şahsiyetten biri Ahiliği kurdu, diğeri ise büyük bir tarikat lideri olmuştu. Aslında Mevlana ve Ahi Evren'in amaçları kendilerine karşı dini ve sosyal bir güç olamamasını istemeleri ve Türkiye Selçuklu devletinin siyasetinde aktif rol oynamaktı. Mevlana'nın siyasi politikası kendisine karşı iyimser olan kim olursa olsun onunla ilişki kurar bu Moğollarda olsa aynıydı. Ahi Evren ise bu durumdan rahatsız devletin bekası ve Ahilik teşkilatının gelişimini destekleyen bir siyasi politika izlemişti. II. İzzeddin Keykavus ve IV. Rükneddin Kılıçarslan iktidarlık savaşının içinde yer almaları bu durumu kanıtlar niteliktedir. Anahtar Kelime: Türkiye Selçuklu Devleti, Anadolu, Mevlana ve Ahi Evren

AhiAhi EvranAhiler+6
Ali Özdemir
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Midyat taş mimarisinde görülen motiflerin Selçuklu motifleriyle karşılaştırılması ve bu motiflerin çağdaş mimariye ve sanat eğitimine katkısı

Bu araştırmada bize bizi anlatan Midyat mimari yapılarına bölgede kurulan medeniyetlerin, üretim ve geçim kaynaklarının, yapılarda kullanılan malzemelerin, iklim ve sosyo-kültürel yaşam gibi bölgesel etkenlerin yanında, etnik ve dini faktörlerin yapılara olan etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dinlerin ve dillerin mimariye yansıması konusunda taşlara işlenen yaşanmışlıkların Selçuklu mimari yapılarında da benzer etkilerinin olduğu görülmüştür.Bölgelerde yaşanan savaşlar, doğal afetler ve dış güçlere rağmen yapıların ayakta kalmalarının nedeni, yapılarda çoğunlukla taş malzemenin kullanılmasının etkili olduğu görülmüştür. Bu açıdan Midyat Taş Mimarisinin tarihteki yaşanmışlıkları günümüze taşımasındaki önemi bir kat daha artmaktadır.Bu yapıların tarihi taşıması, tarih sürecinde yaşananları anlatması ve bu yapıların çağdaş mimariyle harmanlanarak günümüz mimari yapısının temelini oluşturması bakımından önemi üzerinde durulmuştur. Tarihi ve mimari yapılardan yola çıkarak içinde bulunulan sosyo-kültürel çevrenin sanat eğitimine etkisinin olup olmadığı görülmeye çalışılmış, sanat-mekan ilişkisi göz önünde bulundurularak Midyat'taki ilköğretim öğrencilerine yaptırılan resimlerle bölge insanının mimari düşünce yapısı ve mimari algısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.İVSonuç olarak yapılan araştırmayla Selçuklu dönemi mimarisi ve Midyat tarihi mimarisinde taş işlemeciliğinde kullanılan motiflerin benzerliklerinin olup olmadığı ve bu mimarilerden yapılan sentezlerin çağdaş mimariye ne denli etkisi olduğu ve bu etkilerin sanat alanları, modern mimari, sosyo-kültürel yaşam içerisinde ne gibi yansımalarla ortaya çıktığı araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Midyat, Selçuklular, Taş İşlemeciliği, Sanat Eğitimi, Mimari Yapılar.

Anadolu SelçuklularıEğitimGeleneksel konut mimarisi+7
Ayşe Bal
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Moğollar Döneminde Anadolu'da yaşanan Türk insan kaybı

Türkiye Selçuklu Devleti, Süleymanşah tarafından 1075 yılında İznik'te kuruldu. Kurulduğu andan itibaren iskân ve imara önem veren Türkiye Selçuklu Devleti, I. Alâaddin Keykubâd döneminde en parlak ve ihtişamlı dönemini yaşadı. 1230 yılında Harzemşah Devleti ile yapılan Yassıçemen Savaşı sonucunda Harzemşah Devleti yıkıldı. Bu devletin yıkılması ile Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollar ile sınır komşusu oldu. Bu komşuluk sonucu Moğollar her zaman Selçuklu Devleti'nin gücünden çekinmiş ve onları yakından takip etmişlerdir. 1240 yılında çıkan Babaî İsyanı'nın bir türlü bastırılamadığını gören Moğollar aynı yıl içerisinde Cormagon Noyan komutasında bir Moğol birliği ile Ani'yi ve ardından Kars'ı kuşatarak ele geçirmişlerdir. Bu şehirlerde büyük yağma ve talan yaptıktan ve şehir halkının çoğunu kılıçtan geçirdikten sonra başkentleri Muğan'a geri dönmüşlerdir. Moğolların sürekli Anadolu'ya gelerek yağma ve talan yapması Türkiye Selçuklu Devleti'ni harekete geçirerek Moğollara karşı bir askeri hareket düzenlemelerini sağladı. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı'nda Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollara karşı savaşı kaybetti ve ağır bir darbe aldı. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollara tâbi bir devlet halini aldı ve yükseliş döneminden yıkılış sürecine girdi. Kösedağ Savaşı'nın ardından Anadolu'ya gelen Baycu Noyan, burada büyük katliamlar yaptı ve birçok şehirde yağma ve talanda bulundu. Baycu Noyan, Anadolu'ya giren ilk Moğol valisi olsa da son olmadığı kesindi. Baycu Noyan'ın ardından Anadolu'ya Hülagu, Alıncak Noyan, Abaka ve Geyhatu gibi önemli Moğol ilhanları ve noyanları gelmiş olmakla birlikte bunlar da Anadolu halkını öldürmekten geri durmamış birçok şehri yağmalamaktan da çekinmemişlerdir. 1277 yılında Anadolu'dan gelen yardım çağrıları sonucunda Memlûk Sultanı Baybars, Elbistan ovasına gelmiş ve burada önemli bir Moğol kuvvetini yok etmiştir. Moğolları bozguna uğratan Baybars, Anadolu halkı tarafından sevinçle karşılanmıştır. Ancak Anadolu halkının sevinci Baybars'ın gitmesi ile son bulmuştur. Abaka han bu olayı öğrendiği zaman Anadolu'ya gelerek binlerce Türkmen'in öldürülmesine neden olmuştur. Moğollara karşı her zaman Türkmen beylerinin yanında olan Anadolu halkı bağımsızlık mücadelesinden hiç vazgeçmemişlerdir. Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Denizli v Türkmenleri vd. Türk beyleri her zaman Moğollara karşı durmuşlar ve onların Anadolu'da daha fazla ilerlemelerine engel olmuşlardır. Aralarında geçen çetin savaşlar sonucunda önemli komutanlarını hatta beylerini bile kaybetseler dahi her zaman Moğollara karşı dimdik savaşmışlardır. Moğollardan yeterince zarar gören Anadolu halkı, bu zararı telafi etmek için çok çabalamışlar ancak bu dönemde Anadolu'da birçok kez kıtlık yaşanmış ve bu yüzden zirai ihtiyaçların artan fiyatları halkın açlıktan ölmesine neden olmuştur. Anadolu halkını yaralayan sadece kıtlık değil aynı zamanda Moğolların yaptıkları katliamlardan şehirlerde ortaya çıkmış veba hastalığı olmuştur. Bunun neticesinde Moğollarının elinden kurtulan halkın bir kısmı da veba salgınları sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu doğrultuda tezimizde; ana kaynaklar ve tetkik eserler ışında 1235-1335 yılları arasında Anadolu içlerine giren Moğol han ve noyanlarının Anadolu halkına karşı yaptıkları kıyımları, Türkmenlerin onlara karşı giriştikleri bağımsızlık mücadeleleri ve bu mücadeleler sonucunda yaşanan insan kayıpları ele alınmıştır. Aynı zamanda Türkiye Selçuklu Devleti'nde yaşanan taht kavgaları sonucunda önemli Devlet adamları ve komutanlarının kayıpları, devlet adamları arasında siyasi çekişmeler sonucunda yaşanan kayıpları ve son olarak ise bu yıllar arasında yaşanan doğal afet, kıtlık ve veba salgınları sonucunda Anadolu'da yaşanan Türk insan kayıpları hakkında bilgi verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollar, İlhanlılar, Anadolu Nüfusu, Türk İsan Kaybı, XIII-XIV. yüzyıllar.

AnadoluAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+6
Kardelen Karaağaç
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçuklu devletinde siyaset ahlakına aykırı idari ve sosyal örnekler

"Türkiye Selçuklu Devletinde Siyaset Ahlakına Aykırı İdari ve Sosyal Örnekler" adlı çalışma, devletin kuruluşundan yıkılışına kadar görülen aykırı olayları ele almaktadır. Bu olaylar, dönemin yerli kaynaklarına göre değerlendirilmiştir. Çalışma sayesinde yaşanan aykırı olayların birçok sebepten kaynaklı olduğu görülmüştür. Olayların ortaya çıkışı, zincirleme olay silsilesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle devletin refah döneminin hemen ardından giderek artan siyaset ahlakına aykırı hareketler, merkezi otoritenin zayıfladığı son dönemde daha çok görülmüştür. Hükümdarların zayıf yönetimiyle kuvvetlenen devlet ricali ve ümera, Anadolu coğrafyasında devletin kabul ettiği hukuk kurallarına uymayan birçok iş yapmıştır. Devletin bu iç meselelerinin yanı sıra Moğolların Kösedağ Savaşı ile Anadolu'yu boyunduruğu altına alması, Anadolu'nun huzurunu bozmuştur. Nihai olarak bu ortam Anadolu coğrafyasında zulüm ve baskıyı artırmıştır. Bütün bu hususlar çevreleyen yönleriyle birlikte Türkiye Selçuklu Devleti'nin siyasi düzenini ve devlet-halk uyumunu ortadan kaldırmıştır. Son tahlilde ortaya çıkan durum ise sağlanamayan asayiş, tesis edilmeyen tam kontrol ve devleti yıkılışa götüren amilleri birlikte gün yüzüne çıkarmıştır. Çalışma kısaca yer verilen bu hususular üzerinden kendi kapsamı içerisinde mütevazı bir Türkiye Selçuklu tarihi okuması sunmaktadır.

Anadolu SelçuklularıGörevi kötüye kullanmaOrta Çağ+3
Tuğba Özçelik
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Selçuklular döneminde astronomi

İlk uygarlıklar dini, ekonomik ve siyasi aktivitelerini düzenlemek için astronomi bilimine önem vermişlerdir. Astronomi bilimi doğu uygarlıklarında kozmoloji anlayışından dolayı gelişmiştir. Özellikle Aristoteles ve Batlamyus'un yer merkezli evren anlayışı yaygın bir düşünce olarak benimsenmiştir. İslâmi Dönemde Aristoteles ve Batlamyus'un savunduğu evren anlayışı kabul edilmiştir. Ancak bu anlayışta bulunan eksiklikler tamamlanmaya ve yanlışlar düzeltilmeye çalışılmıştır. Selçuklular Dönemi'nde ise ilk uygarlıkların ve İslâm Dünyası'nın benimsediği astronomi anlayışında çok fazla bir değişiklik yapılmamıştır. Aristoteles ve Batlamyus'un evren ve astronomi anlayışı devam ettirilmiştir. Ancak bu dönemde Batlamyus'un eserleri eleştirilmiş ve söz konusu olan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Büyük Selçuklular Arap-İslâm dünyasının, Türkiye Selçukluları ise Moğolların astronomi anlayışının etkisi altında kalmışlardır. Selçuklular Dönemi'nde açılan çeşitli rasathânelerde astronomi gözlemleri ve takvim çalışmaları yapılmıştır.

Anadolu SelçuklularıAstronomiSelçuklular+1
Seyfettin Kaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu Devri savaşlarında sürpriz baskın korku ve panik

?Selçuklu Devri Savaşlarında Sürpriz Baskın, Korku ve Panik? adlı bu çalışmamızda Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devri savaşları esas alınarak sürpriz baskın, korku ve panik faaliyetlerinin savaşların seyrine olumlu veya olumsuz katkısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu faaliyetlerin temeli daha önceki Türk devletlerinden gelmektedir. Türklerdeki askeri hayat tarzı, daima hareketli, çevik ve sürate dayalı bir yaşamın ürünüdür. Ayrıca savaşlarda birçok taktik ve strateji kullanılmıştır. Bu taktik ve strateji birçok savaşın kazanılmasında oldukça etkili rol oynamıştır. Nihayetinde bu taktik ve faaliyetler, önce Orta Doğu'da ve sonraları da Anadolu ile Balkan Türklüğünün temelini oluşturacak başarıları getirmiştir.Anahtar Kelimeler:1. Savaş2. Sürpriz Baskın3. Korku ve Panik4. Türk Tarihi5. Selçuklu Devleti

Anadolu SelçuklularıBüyük SelçuklularKorku+4
Fadime Alandağlı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti merkezi şehirlerinden Konya ve Kayseri'de şehir hayatı

Türkler yüzyıllar boyunca birçok kültür ve uygarlığa beşik olmuş Orta Asya'da yaşamış ve kendilerine özgü kültürler meydana getirmişlerdir. Bilinen ilk Türk Orta Asya devletleri zamanla yerini başka Türk Boyları bırakmış ve bu süreç yüz yıllar boyu devam etmiştir. Bu süreç içerisinde Türkler birçok kültür meydana getirmişler ve birçok kültürden etkilenmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden ayrılması sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber Anadolu'da birçok yerleşim yeri büyük bir önem kazanmıştır. Bu yerleşim yerlerinden özellikle Konya Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak tarihte önemli bir yer almıştır. Siyasi ve jeopolitik öneminin yanında bu şehir bilim, sanat, edebiyat ve tasavvuf konularında da neredeyse bütün dünyaya öncülük etmiştir. Keza Kayseri'nin de tarih çağlarından günümüze kadar bu coğrafyada var olan bütün medeniyetler için her zaman çekim noktası olduğunu ve en önemli tarihi belgelerin yine burada başlatılan kazı çalışmalarında elimize geçtiğini görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli şehirlerinden olan Kayseri ve Konya bu eserimizde ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir.Araştırma konusu olarak ?Anadolu Selçuklu Devleti Merkezi Şehirlerinden Konya ve Kayseri'de Şehir Hayatı? seçmemin başlıca nedeni yaptığım geniş kaynak taramasında ve çalışılan tezlerde konunun kısır bir döngü içerisinde incelenmiş olması ve yüzeyde kalan sığ bilgilerin verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu iki şehir genellikle bir bütün olarak incelenmemiştir bu cümleden kasıt; Selçuklu tarihi hep siyasi tarih olarak ele alınmış ancak şehir hayatı ve tarihi açısından okuyanı doyuramamış ya da tam tersi şehir hayatı irdelenmemiş ancak siyasi tarih açısından olaylar ele alınmıştır. Tezimi hazırlarken konumu bütünsellik çerçevesi içerisinde ele alıp tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. Bu anlamda şu ana kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak bu alandaki büyük bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim.Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında şehirlerin adları, coğrafik konumları ve durumları ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girmeden önceki tarihsel süreçlerini inceledik. Bu kapsamda geniş bir kaynak taraması yaptık ve şu ana dek incelediğimiz kaynaklarda görmediğimiz bir bütünsellik çerçevesi içinde birinci bölümde; Kayseri ve Konya'da Siyasi ve İdari Durum ikinci bölümde; Konya ve Kayseri'nin Fiziki Dokuları başlığı altında nüfus ve yerleşim, üçüncü bölümde ise; İçtimai ve Ekonomik Hayat, Dördüncü bölümde ise Kayseri ve Konya'da Şehir Hayatı ve İlmi Hayatı inceleyip bilgi vermeye çalıştık.Bu bilgileri aktarırken de hassas davrandık çünkü Anadolu Selçuklu Devleti şehir hayatına dair kaynaklar sınırlı olup var olanlar da içerik açısından yetersizdir. Ancak detaylı yaptığımız detaylı araştırmalarımızla bu sıkıntıyı aşmaya çalıştık. Açılan başlıklardan da bunun anlaşılacağını düşünmekteyiz.

Anadolu SelçuklularıBeşeri coğrafyaCamiler+22
Ahmet Recep Tekcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba

?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.

12. yüzyıl13. yüzyılAnadolu Selçukluları+5
Barış Saday
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreç içerisinde Anadolu Selçuklu Devleti'nde kölelik kurumu

Köle, hukukî, iktisadî ve sosyal ihtiyaçlarından mahrum bırakılıp özgürlüğüne zincir vurulan ve hür insanlara nazaran çok aşağı statüde kabul edilen kimseye denmektedir. İslam Hukuku'na göre bu statüde bulunan erkeğe "köle", kadına ise "cariye" denir. Kölelik, insanlık tarihi kadar eski bir kurum olup Sümer, Akad, Eski Mısır, Hitit, Fenike, Babil, Hint gibi hemen hemen bütün uygarlıklarda görülmüştür. Yapılan savaşlar sonucu kişinin esir düşmesi, kumar veya başka sebeplerden dolayı borçlanması, zorla kaçırılması, satılması ve köle olarak doğması gibi birçok durum köleliğin kaynağı olarak gösterilebilir. Anadolu Selçuklu Devleti'nde kölelerin genel olarak ordu ve sarayda kullanıldığını görebilmekteyiz. Belirli bir eğitim sisteminden geçerek köle-asker özelliği kazanan gulâmlar, devletin birçok üst kademesinde de zaman zaman görev almışlardır. Kölelik her ne kada kaldırılmaya çalışılmışsa da günümüze kadar farklı şekillere bürünüp varlığını sürdürmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki kölelik kurumu da kendisinden önce kurulan İslam devletlerinin bir devamı niteliğindedir. Böylece mevcut İslam ülkelerinde uygulanan kölelik müessesesi Anadolu Selçuklu Devleti'nde de ufak değişikliklere uğrayarak devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Selçuklu, köle, Ġslam, cariye, saray

Anadolu SelçuklularıCariyelerKölelik+3
Cemal Karakulak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu'da hisbe teşkilatı

İslamiyet'in ortaya çıkışından sonra meydana gelen müesseselerden biri olan hisbe teşkilatı İslam devletleri ve Türk-İslam devletlerinin tamamının idari yapıları içerisinde bulunmaktaydı. Muhtesipler tarihi süreç içerisinde çarşı-pazarların denetimi, temel gıda maddelerinin temini, ölçü-tartı aletlerinin denetimi ve toplumsal ahlaki kuralları denetimi görevlerle vazifeli memurdu. Anadolu Selçuklu devleti idari yapısı içerinde önemli bir konuma sahip olan muhtesipler görevli bulundukları eyalet ve şehirlerde mali işler, ticaretin denetlenmesi, para ayarlarının muhafazası ve toplumsal ahlaki kurulların denetlenmesi konularında en yetkili görevliydi. Devlet başkanları tarafından bu göreve getirilen muhtesipler ihtisap resmi adında bir ücret almaktaydılar. Bu dönemde muhtesibe çarşı ve pazarlarda yardım eden yardımcılarda vardı. Anahtar kelimeler: Hisbe, Muhtesib, Anadolu Selçuklu devleti, Belediye, İslamiyet

Anadolu SelçuklularıBelediyelerDevlet teşkilatı+5
Uğur Canpolat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

II. Kılıç Arslan zamanında Türkiye Selçuklu Devleti'nin dış siyaseti (1155-1192)

II. Kılıç Arslan'ın yürüttüğü dış siyasetin amacı Anadolu coğrafyasında Büyük Selçuklu Devleti'nin vassalı olarak kurulan Türkiye Selçuklu Devleti'nin bağımsız bir devlet olma hüviyetini kazanmasını sağlamaktı. Çalışma Türkiye Selçuklu Devletinde II. Kılıç Arslan'ın (1155-1192) iktidar yılları ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada birinci elden ve ikinci elden kaynaklardan yararlanılmıştır. Siyasi olaylar tahlil edilirken, dönemin kaynakları öncelikle kendi içlerinde sonra günümüz tetkik eserleriyle karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte olaylar eldeki bilgiler ışığında dış siyaset cephesiyle yorumlanmaya çalışılmıştır.II. Kılıç Arslan'ın 1155'te tahta çıkışıyla beraber 37 yıllık bir saltanat devresini incelediğimiz bu çalışma, Giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.II. Kılıç Arslan'ın uyguladığı siyasi faaliyetler onu kendinden önceki Türkiye Selçuklu sultanlarından ayırmış ve bu siyasi manevralar Türkiye Selçuklu Devleti açısından bir dönüm noktası olmuştur. Onun döneminde içeride ve dışarıda yapılan başarılı mücadeleler neticesinde devlet istikrara kavuşmuş ve bunun sonucunda devlet her alanda gelişme dönemine girmiştir.1176 yılında kazanılan Miryokefalon zaferi sayesinde Anadolu'nun Türkleştirilmesi süreci önemli bir ivme kazanmıştır. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya yerleşmeye başlayan Türkler Miryokefalon zaferinden sonra Anadolu'nun kesin olarak bir Türk vatanı olmasını sağlamıştır.Kılıç Arslan döneminde Anadolu'da siyasi üstünlük, Bizans'tan Selçuklulara geçmiştir. Böylece Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi hız kazanmıştır.Anahtar Sözcükler: II. Kılıç Arslan, Selçuklular, Miryokefalon, Siyaset, İstikrar

Anadolu SelçuklularıKılıç Arslan IISelçuklular+3
Rifat Dağlı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00

Related subjects