Anatolian Seljuks

119 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Dönemi kervansaraylarında taşçı işaretleri (1200-1250)

İlk Çağ'dan itibaren birçok medeniyette, taş mimarinin bir parçası olarak taşçı işaretlerinin kullanıldığı bilinmektedir. Taşçı işaretleri; taş kesen/şekillendiren ustalar tarafından, kimliklerini belirtmek, ödeme alabilmek amacıyla yapılan işi göstermek ya da kestikleri taşın boyutlarını veya taşın kullanılacağı yeri belirtmek maksadıyla kazınarak ya da boyanarak taş üzerine işlenen işaretler şeklinde tanımlanabilir. Antik Dönem ve Orta Çağ Avrupası'ndaki kullanımlarına ilişkin çeşitli araştırmalar bulunmakla birlikte Anadolu Türk mimarisinde taşçı işaretleri konusu derinlemesine ele alınmamıştır. Özellikle Anadolu Selçuklu dönemi mimarisinde birçok yapıda karşılaşılan taşçı işaretleri, yapıların birbirleriyle olan üslup benzerlikleri ve dönemin inşa faaliyetleri ile bina etme süreci hakkında mevcut sorunların çözülmesine önemli katkılar sağlayabilir. Bu tez çalışmasında, Anadolu Selçuklu döneminde 1200-1250 yılları arasında inşa edilmiş 44 kervansaray incelenmiş bunlar arasında 28'nin taşçı işareti barındırdığı tespit edilmiştir. Bu 28 yapıdaki taşçı işaretleri saha çalışmalarıyla belgelenmiş, bir araya getirilerek tasnif edilmiştir. Ayrıca bu tasnife, konu kapsamına alınmayan yapılarda, diğer araştırmacılar tarafından tespit edilen işaretler de dahil edilmiştir. Bir araya getirilen bu veriler üzerinden taşçı işaretlerinin mahiyeti çözümlenmeye çalışılmış, Anadolu Selçuklu mimarisine yapacağı katkılar somut bilgiler üzerinden değerlendirilmiştir.

Anadolu SelçuklularıAnadolu mimarisiKervansaraylar+3
Ali Riza Bilgin
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklularda düğün gelenekleri

Tarihin başlangıcından bugüne, toplumu oluşturan en küçük kurum kabul edilen "aile" müessesesine bir kutsiyet atfedilmektedir. Aileye yüklenen kutsi misyon, bu müessesenin oluşturulması sırasında bir takım usullerin, kutlamaların, merasimlerin ve ritüellerin uygulanmasını sağlamaktadır. "Düğün gelenekleri" şeklinde ifade edilen bu uygulamalar, bütün toplumlar tarafından büyük bir titizlik ve ihtimamla yerine getirilmektedir. Büyük Selçuklularda hanedan üyelerinin yapmış olduğu evliliklerde ve Türkiye Selçuklularında hem hanedan hem de toplumda gerçekleşmiş evliliklerde aracı, nişan, nikâh, çeyiz, saçı, gelin alayı, düğün, yüz görümlüğü, gerdek adı altında, her biri ayrı özen ve titizlikle uygulanan düğün gelenekleri, eski Türk düğün geleneklerinin devamı niteliğinde görülmektedir. Sıralanan bu geleneklerle birlikte, İslamiyet'in benimsenmesinin akabinde İslam hukukunda yer alan "mehir" usulü de Selçuklular tarafından büyük bir hassasiyetle uygulanmaktadır. Değişen dini inançla birlikte, zaman içinde değişen coğrafyaya ve yaşam biçimine rağmen bu usullerin, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları düğün gelenekleri içinde yerini koruyabilmesi ve hatta günümüze kadar ulaşmış olması, Türk toplumunun geleneklerine olan bağlılığına işaret etmektedir.

Anadolu SelçuklularıDüğünEvlilik+6
Serap Eroğlu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde Samsun

Orta Karadeniz ve Samsun, Türk akınları öncesi Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunmaktadır. 1204 yılındaki IV. Haçlı seferi sonrasında İstanbul'un Latinler tarafından istila edilmesi ve bir Latin Devletinin kurulması ile Anadolu'daki Bizans topraklarında çeşitli devletler kuruldu. Karadeniz bölgesinde Trabzon Rum Devletinin kurulması ile Samsun'da bu devletin sınırları içerisinde kaldı. Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi sürecinde, Türk akınları Orta Karadeniz ve Samsun şehri sınırlarına kadar ulaştı. İlk kez Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1194 yılında fethedilen Samsun 10 yıl Selçuklu hakimiyetinden kaldıktan sonra 1204 yılında kaybedildi. İkinci defa 1214 yılında fethedilen şehir bir daha kaybedilmedi. Şehirde Türk hakimiyeti olsa da Hristiyanların yaşadığı bir Gavur Samsun denilen mıntıka bulunmakta idi. Ceneviz ticaret kolonisinin XIII. yüzyılın sonlarında kurulması ile belirgin bir ikili yapı oluştu. Cenevizlerin Kefe kolonisinin ticaret kayıtlarından Simisso adı ile geçen Samsun hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Samsun'da kente özgü bir para basıldığını ve ticaret kayıtlarından bu paranın diğerleri ile kur farkını öğreniyoruz. Ceneviz Samsun'unda; Ceneviz konsolosu, Latin kilisesi, Darülaceze ve Hristiyan mezarlığı olduğunu öğreniyoruz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrasında Samsun'da başta Taceddinoğulları olmak üzere Kubadoğulları ve Taşanoğullarının faaliyetlerini görüyoruz. Limnia'nın (Çarşamba) Trabzon Rum Devleti içindeki taht mücadelesindeki önemini tespit ediyoruz. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed döneminde Gavur Samsun ve Müslüman Samsun sırası ile Osmanlı hakimiyetine geçiyor. Böylece Samsun'daki ikili yapı yok olarak şehrin tamamı bir daha elden çıkmamak üzere Türk hakimiyetine geçiyor.

Anadolu SelçuklularıBeylikler DönemiCeneviz+5
Adem Eyili
Samsun Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu uç beyliğinden müstakil beyliğe geçiş sürecinde Batı Anadolu'da siyasi oluşumlar ve meşruiyet arayışları (1261-1350)

Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans sınırında bulunan uç Türkmen Beyliklerinin 1261-1350 tarih aralığında bir devlet yapılanması yönünde yaşadıkları değişim ve siyasî alandaki meşruiyet arayışları bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Konu edilen uç beylikleri, Kastamonu'dan Antalya iline doğru inen hattın etrafında iki sıra halinde yer almaktadır. İlk sırada kuzeyden güneye, Çobanoğulları, Osmanoğulları, Germiyan, Hamid ve Eşrefoğulları; ikinci sırada denizci beylikler: Karesi, Saruhan, Aydın ve Menteşeoğullarıdır. Görünürde Selçuklunun vasalı pozisyonunda bulanan söz konusu beylikler, merkezi yönetimin kontrolünden uzak uçlarda olmanın getirisiyle büyük oranda hareket serbestliğine sahiptir. Beyler, 1261'de Bizans sınır savunma hattının çöküşünden faydalanarak batı yönlü fetih hareketini başlatır. Ele geçirdikleri bölgelerin fetih hakkından dolayı kendilerine ait olması Türkmenlerin yaşadıkları topraklara olan "aidiyet duygusunu" güçlendirir. Beyliklerin, 1256 sonrası Anadolu'da artan İlhanlı baskısına karşı direniş pozisyonuna geçmelerinde bu aidiyet duygusunun etkisi büyüktür. Selçuk-İlhanlı idaresine yönelik başlatılan ayaklanmalarda Türkmen beyleri ve aşiretleri ön saflarda yer alır ve gerçekleşen her bir isyanın sonunda elde ettikleri kazanımlar, beylikleri tam bağımsızlığa bir adım daha yaklaştırır. Verdikleri mücadeleyle adlarını duyuran beylikler, Selçuk-İlhanlı otoritesinin Anadolu'dan kademeli bir şekilde silinmesiyle birlikte müstakil olarak ortaya çıkarlar. Diğer taraftan beylere bulundukları makama "irsen sahiplik" (babadan oğula intikal) ve ellerinde tuttukları topraklar üzerinde de "tam hakimiyet" kazandıran Türk aşiret kaidelerinin yeni argümanlarla desteklenmesi gerekir; çünkü dönemin siyaset anlayışı bunu gerektirmektedir. Bu aşamada Batı Anadolu Beyliklerinin içeride ve dışarıda kabul görmek adına giriştikleri eylemlerin izini sürebilmek tezin yazılış amacını oluşturmaktadır. Zamana ve coğrafyaya etkisi yadsınamaz İslâm siyaset geleneğinden gelen dönemin hilafet makamının onayı, cihat/gazâ ve dinî zümrelerle yakın ilişki gibi inanç esaslı enstrümanların, varlıklarına meşruiyet arayışındaki Batı Anadolu Beyliklerine olan etkisi ve katkısı çalışmanın çıkış noktasıdır. İlaveten bir Müslüman-Türk hükümdar kimliğine bürünen beylerin ülkelerinde ortaya koydukları tüm sosyo-kültürel faaliyetlerin, meşruiyet edinimi ve saltanat inşasında tamamlayıcı unsurlar olarak nasıl önem kazandığının altı çizilmiştir.

Anadolu SelçuklularıBeyliklerBizanslılar+2
Serap Makar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. asır Tokat medreseleri

Tokat şehri, tarihsel süreçte çeşitli uygarlıkların kurulduğu önemli merkezlerden biri olmuştur. Toprakları üzerinde Hitit, Frigya, Pers, Roma ve Bizans gibi imparatorlukların hüküm sürdüğü bu güzide şehir; Müslüman Türklerin Anadolu'ya hâkim olmasıyla beraber sırasıyla Dânişmend Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol İmparatorluğu, İlhanlı Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde yer almıştır. Bu tarihsel süreç içerisinde Türklerin Anadolu'daki kurumsallaşma girişimleri kapsamında Türk İslâm Medeniyetinin en önemli aşamalarından biri olan ve kökeni itibariyle Hz. Peygamber dönemi Suffa Ashâbının ilmî faaliyetlerine dayanan medreseleşme ve eğitim faaliyetleri diğer merkezlerde olduğu gibi Tokat şehrinde de büyük bir özveriyle gerçekleştirilmiştir. İslâm dininin ilme verdiği değer İslâm tarihinin her döneminde eğitim kurumlarının varlığını gerekli kılmıştır. Nitekim dünyanın neresinde olursa olsun İslâm dini ile müşerref olan ilmin ve bilimin öncelik arz ettiği bu merkezlerde medreseleşme neticesinde İslâm Medeniyetine pek çok âlim kazandırılmıştır. Dânişmendliler Beyliği ve Anadolu Selçuklu Devleti dönemlerinde Tokat şehrinde medreselerin inşâ edilmesiyle beraber ilmî yükseliş beraberinde kültürel gelişmeyi getirmiştir. İslâm Tarihi boyunca medrese ve eğitim faaliyetleri birçok toplumu ihyâ ettiği gibi Tokat şehrini de bu anlamda geliştirmiştir. Araştırmamızda Dânişmendliler Beyliği ve Anadolu Selçuklu Devleti dönemlerinde Tokat'ta inşâ edilen medreselere ve özellikle XIII. asırda bu medreselerde yürütülen ilim ve eğitim faaliyetlerine yer verilmiştir. Bu eğitim merkezlerinde yetişen âlimlere, burada ders veren müderrislere ve bölgenin idarecileri tarafından başka ilim merkezlerinden Tokat'a ilmî faaliyetlerde bulunması için davet edilen âlimlere (Muînüddin Pervâne tarafından Tokat'a davet edilen Sâid el-Cendî vb.) yer verilmiştir. Araştırmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynak incelemesine yer verilmiştir. Birinci bölümde; Tokat'ın coğrafi konumu, adının menşei, şehrin Türk hâkimiyetinden önce ve sonraki tarihinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde; Dânişmendliler ve Selçuklu Döneminde XIII. asırda Tokat'ta inşâ edilen medreseler ve genel yapıları, mimari özellikleri, medreselerin vakıfları, ders veren müderrisler ve yetişen âlimlere yer verilmiştir. Ayrıca medreselerde okutulan dersler ve öğrenim gören talebeler hakkında genel bilgiler aktarılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: İslâm Tarihi, Dânişmendliler, Anadolu Selçukluları

Anadolu SelçuklularıMedreselerTokat
Abuzer Gaffar Sevim
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Musâfirîlerin siyasî tarihi (916-1090)

Abbâsî halifeliğinin siyasî hâkimiyet alanın merkeze doğru daralmasıyla söz konusu bölgelerde yeni bağımsız hanedan ve emîrlikler ortaya çıktı. Bu durum hanedanların faliyetlerini rahat bir şekilde sürdürmelerini sağlamıştı. Azerbaycân, Ermîniyye ve Arrân bölgeleri birçok hanedana ev sahipliği yapmışlardır. Azerbaycan'da Sâcoğullarının çekilmesinden sonra doğan otorite boşluğuyla beraber bölge Musâfirîlerin eline geçti. Musâfirîlerin ilk tahta çıkan üyesi Muhammed b. Musâfir bölgede güçlenip itibar kazandı (316/928-929). Muhammed b. Musâfir'in kendi ailesi tarafından tutsak edilmesinden sonra başa geçen oğlu Merzubân b. Muhammed hanedanın sınırlarını genişletti (330/941). Merzubân hâkimiyeti boyunca sınırları genişletmek için birçok mesele ile uğraştı. Bunlar arasında, Sâcoğulların halefi olarak bağımsız bir yönetim oluşturmaya çalışan Deysem b. İbrahim el-Kurdî ile mücadeleleri (330/941-942-343/954-955) , Rusların saldırılarını püskürtmesi (332/943-944), Rey bölgesini Büveyhîlerden almak istemesi ise onun için hezimete dönüşmüştü (337/948-949). Bunlara rağmen bir iktidar kurduğunu söylemek yerinde olur. Merzubân b. Muhammed'in ölümünden sonra ise, kardeşi Vehsûdân ve oğulları Cestân, İbrahim ve Nâsır arasında taht mücadeleleri başladı. Hâkimiyetini genişletmeye çalışan Revvâdîlerin Azerbaycân'a hâkim olmaları ile beraber Musâfirîler etkinliklerini belli yerlerde gösterebildiler. Gazneliler Musâfirîlere ait yerleri 420/1029'de, Selçuklular ise 454/1062'de ele geçirdiler ve onlara vergi koydular. Musâfirîlerin varlıklarına Alamut İsmailileri son vermiştir (483/1090).

Anadolu SelçuklularıAzerbaycanGazneliler+3
Şirin Aybar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu çağı mimarisinde Moğol istilası sonrası değişim dönüşüm ve süreklilik

Anadolu bulunduğu coğrafi konum nedeniyle her dönem göçlerin odak noktası olmuştur. 1071'den sonra Türkler Anadolu'ya yerleşmiş ve yaklaşık 100 sonra mimari faaliyetlere başlamışlardır. Anadolu'daki inşa geleneği, Türklerin beraberinde getirdiği mimari gelenekle bir araya gelince ortaya yeni bir üslup çıkmıştır. 13. yüzyılın başında tüm Ortaçağ dünyasını etkisi altına alan Moğol İstilası Anadolu'yu da etkilemiştir. Bu tez Moğol İstilasından sonra Anadolu'da mimari faaliyetlerin ve üslubun yaşadığı değişim, dönüşüm ve sürekliliği ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında bu kavramların ortaya çıkışı ve etkileşimlerinin doğru anlaşılması için siyasi toplumsal ve kültürel ortam 1243 öncesi ve sonrası karşılaştırılarak incelenmektedir. İkinci bölümde ise mimari üslubun ortaya çıkmasında rol oynayan etkenler yine karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu kısımdaki başlıklar; yapı türleri, yapıların inşa edildiği kentler, yapım organizasyonu ve vakfiyelerdir. Yapı türleri başlığında 1243 öncesi ve sonrasında inşa edilen cami, mescit, medrese, zaviye-tekke-hankâh, türbe, han, darüşşifa, kale, hamam, köprü, çeşme, sarnıç- buzhane-sebil namazgâh gibi yapı türleri üzerinden iki dönem arasındaki değişimler ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Yapıların inşa edildiği kentler başlığında Afyonkarahisar, Amasya, Ankara, Antalya, Bayburt, Bitlis, Denizli, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Iğdır, Isparta, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Nevşehir, Niğde Sinop, Sivas, Tokat, Tunceli ve Uşak'ta 1243 öncesi ve sonrasında imar faaliyetleri ve bu şehirlerde istiladan sonra yaşanan değişimler incelenmektedir. Yapım organizasyonu başlığında bânîler, yapı yöneticileri ve sanatçılar karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmaktadır. Tezin üçüncü kısmında 1243 öncesi ve sonrasında inşa edilen yapıların inşa kitabeleri, plan, malzeme ve süsleme özellikleriyle Moğol istilasından nasıl etkilendiği ortaya konulmaktadır. Sonuç kısmında ise ortaya çıkan bütün bulgular değişim, dönüşüm ve süreklilik kavramlarıyla değerlendirilmektedir.

Anadolu SelçuklularıMimari değişimMimari malzeme+7
Ayşegül Bekmez
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Samsat Eyyûbî Sultanı el-Melikü'l-Efdal Dönemi (582-622/1186-1225)

Eyyûbî ailesi Duvin'den ayrılarak Irak Selçukluların yanına geldi. Burada Eyyûbî ailesi önemli görevler bulundu. Ancak bir müddet sonra Irak Selçuklularıyla yaşadığı münakaşadan dolayı Tikrit kalesinden ayrılarak Zengîlerin yanına yani Mu-sul'a gittiler. Eyyûbî ailesi Zengî Devleti içinde önemli görevlerde bulundular. Nu-reddin Zengî'nin vefatıyla devlet otoritesinde yaşanan boşluktan dolayı emîrler Selâhaddin Eyyûbî'yi çağırdılar. O da Dımaşk'a gelerek Eyyûbî Devleti'ni kurdu. Eyyûbî Devleti'nin sınırlarını genişleterek İslâm âlemi adına Haçlılarla savaşarak üç semavî din için önemli olan Kudüs şehrini onlardan geri aldı. Selâhaddin Eyyûbî vefat etmeden önce oğlu el-Melikü'l-Efdal'i en büyük oğ-lu olması ve Haçlı seferlerinde gösterdiği başarıları sebebiyle onu veliaht olarak bırak-tı. O, babasının vefatından sonra Eyyûbî Devleti'nin tahtına oturdu. Ancak devlet yönetimindeki tecrübesizliği ve yeteneksizliğinden dolayı önce kardeşi el-Melikü'l-Azîz daha sonra amcası el-Melikü'l-Âdil'le rekabet etmek zorunda kalmasından dola-yı tahtını kaybetti. Bir müddet sonra Sümeysat dışında elinde bulunan topraklarını amcasına kaptıran el-Melikü'l-Efdal'in aileye karşı olan güveni de sarsıldı. Bunun üzerine önce Artuklulara yakınlaşarak daha sonra Türkiye Selçuklu Devleti'nin hima-yesine girdi. Amacı amcasına karşı yardım alabilmekti. Fakat bunda da pek başarılı olamadı. el-Melikü'l-Efdal, önce Türkiye Selçuklu sultanı Rükneddin Süleyman daha sonra I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve I. İzzeddin Keykavus'un himayesine girdi. 1218 yılında Türkiye Selçuklularıyla beraber Haleb Seferine katıldı. el-Melikü'l-Efdal, bu sefer sırasında Türkiye Selçukluları tarafından kullanıldığının farkına varınca bu dev-letin himayesinden çıkarak kendi kabuğuna çekildi. Çünkü Türkiye Selçukluları Ku-zey Suriye'deki egemenlik alanını genişletmek için el-Melikü'l-Efdal'i himayelerine almışlardır. el-Melikü'l-Efdal, 622/1225 yılında Samsat'ta vefat etti. Selâhaddin Eyyûbî döneminde ateşlenen Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri el-Melikü'l-Efdal'in takip et-tiği siyasetten dolayı alevlenmiş oldu.

Anadolu SelçuklularıEl-Melikü'l-EfdalEl-Melikü'l-Efdal+4
Behice Gezginci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kuruluş ve yükselme dönemi Türkiye Selçuklu Devleti'nde günlük yaşam (1075-1237)

Türkiye Selçukluları dönemi çok çeşitli yönleriyle çalışılmıştır. Ancak "günlük yaşam'' boyutunda çalışmaların bulunmadığını gördük. Bu nedenle çalışmamızın başlığını "Kuruluş ve Yükselme Döneminde (1075-1237) Türkiye Selçuklu Devleti'nde Günlük Yaşam'' olarak belirledik. Konumuzu Kuruluş ve Yükselme dönemiyle sınırlandırmamızın nedeni bu iki dönemin günlük yaşam açısından ilk etapta daha anlamlı olacağını düşünmemizdendir. Giriş kısmında Selçukluların tarih sahnesine çıkışını ve Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşu anlatıldı. I. Bölümde Anadolu'nun fethi ve Malazgirt Savaşı (1071) sonrası Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi hakkında bilgi verildi. Yerleşilen yeni coğrafyanın etnik unsurlarıyla birlikte oluşan Türkiye Selçuklu toplumunun bir resmini genel hatlarıyla çizmeye çalıştık. Anadolu'ya yeni gelen unsurlar, başta Türkler olmak üzere diğer İslami unsurlar, köleler- cariyeler- gulamlar gibi başlıklar altında inceledik. II. Bölümde, Türk şehircilik geleneğinin ve Anadolu Selçuklu şehirlerinin bir değerlendirilmesini yaptık. Günlük hayatın geçtiği saraylar, köşkler, evler, mahalleler, çarşı, pazar, kervansaraylar, mektepler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler, hamamlar, meydanlar, eğlence mekânları, bağ ve bahçeler, ibadethaneler, tekke ve zaviyeler, mezarlıklar günlük hayat mekânları olarak tespit ettik ve bu mekânları ilgili meslek erbabıyla birlikte ele aldık. Böylece mekânlarda geçen günlük hayatın görüntüsünü vermeye çalıştık. Son bölümde ise kültürel yapıyı Müslüman Türk kültürü ekseninde inceledik. Evlenme, boşanma, kadının toplumdaki konumu, giyim kuşam, yeme içme, çocuk oyunları, avcılık ve spor, müzik ve raks, bazı inanç ve gelenekler, bayram ve merasim gelenekleri, yas adetleri, Türklerde drama sanatı ve edebiyat, satranç ve tavla gibi başlıklar altında genel hatlarıyla bilgi verdik. İncelediğimiz dönemin kendine özgü özelliklerini belirgin şekilde yansıtmasından dolayı Ortaçağ Türk İslam kültürünün şehir hayatına yansımasını ön planda tuttuk. Dolayısıyla anlattığımız günlük yaşam Türkiye Selçuklu şehirleri çerçevesinde düşündüğümüz ve anlattığımız bir yaşamdır. Anahtar kelimeler: Türkiye Selçukluları, Kuruluş, Yükselme, Günlük Yaşam, Türk Kültürü

Anadolu SelçuklularıGünlük yaşamKültür+2
Seher Karadağ
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Harezmli emirler ve Türkiye Selçuklu Devleti'ndeki faaliyetleri

Türklerin kurmuş olduğu büyük devletlerden biri olan Harezmşahlar'da "Emir" kumandan ve subay karşılığında bir rütbe idi. Emirin sahip olduğu asker sayısı kadar rütbe ve derecesi vardı. Her bir muharip veya gayri muharip sınıfın başında mutlaka bir emir bulundurulurdu. Zorlu bir süreç sonunda ulaşılabilinen "Emirlik" makamı saygın bir konuma sahipti. Ancak zaman zaman bu makamın kaideleri terk edilerek akrabalardan da atamalar yapılmıştır. Celaleddin Harezmşah, doğudaki yıkıcı güç Moğollar'a karşı Türkiye Selçuklu Devleti ile bir ittifak kurmayı amaçlamış olsa da nihayetinde ilişkilerin gerilmesiyle Yassı-çimen Savaşı meydana gelmiştir. Ancak bu savaşı kaybeden Celaleddin Harezmşah'ın ülkesine dönerken bir aşiret reisi tarfından öldürülmesiyle Celaleddin ile Anadolu'ya gelen Harezmli emirler başsız kalmıştır. Harezmli emirlerin bulundukları bölgelerede yağmacılık faliyetlerinde bulunmalarından dolayı Türkiye Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad, Harezmli emirlerin gönüllerini alarak Türkiye Selçuklu Devletine taabi olmalarını sağladı. Sultan'ın verdiği iktalara yerleşen Harezmli emirler kısa sürede kendilerini toplayarak Alaeddin Keykubad'ın ölümüne kadar Türkiye Selçuklu Devleti'ne yararlı faaliyetlerde bulundular. Sultandan sonra ona verdikleri söz doğrultusunda İzzeddin Keykavus'un tahta çıkmasını isteselerde Gıyaseddin Keyhüsrev'in başa geçmesiyle akibetlerinden endişe ederek firar etmişlerdir. Ancak Harezmlilerin Anadolu'daki etkileri devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Selçuklu Devleti, Harezm, Emirler

Anadolu SelçuklularıAskeri faaliyetlerEmirler+2
Özlem Yaşar
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkeleri

Sikkeler, uygarlık tarihi boyunca ait olduğu devletin tarihine, dini inancına, sanat anlayışına, ekonomisine, sosyal ve kültürel hayatına dair bilgilere ışık tutan tarihi birer vesika niteliğinde olup, adına darp yapılan hükümdarın gücünü de göstermişlerdir. Sikke, devletlerin her döneminde iktidarın/hükümdarın maddi ve kültürel sembolü olma özelliği taşımıştır. Tarihi bir hazine olan sikkeler, aynı zamanda ihtiva ettikleri yazılar, motifler, darp edildikleri dönemin inanış biçimini, şekillerini ve üslubunu da yansıtırlar. Birçok bilgiyi ortaya çıkararak şahısların ve olayların aydınlatılmasında da önemli rol oynarlar. Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkelerini ele alan bu çalışmada, müzenin depo bölümünde muhafaza edilen İslamî sikkelerden sadece idarece izin verilen 2476 adet sikkeden 201 tanesi araştırma kapsamında incelenmiştir. Çalışmamızda Anadolu Selçuklu Dönemi örneklerinden II.İzzeddin Kılıç Arslan, Süleyman Şah, I. Gıyaseddin Keyhusrev, I.İzzeddin Keykavus, I. Alaeddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhusrev, II. İzzeddin Keykavus, Üç Kardeşler, IV. Rükneddin Kılıç Arslan (2. Saltanat), III. Gıyaseddin Keyhusrev, II. Gıyaseddin Mesud dönemlerine ait sikke örnekleri bulunmaktadır. Çalışmamızda en erken tarihli sikke II.İzzeddin Kılıç Arslan Dönemi H.551-588 (M.1156-1192) dönemine aittir. Çalışmada kronolojik olarak ele alınan sikkelerin, fotoğrafları çekilmiş, ölçüleri alınmış, malzemeleri belirlenmiş, üzerlerinde mevcut yazılar da okunarak katalog kısmı tamamlanmıştır. Sonrasında elde edilen veriler, genel bir değerlendirme ile sonuçlandırılmıştır. Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkelerinin daha önce bilimsel açıdan incelenmemiş olması, bizi böyle bir çalışmaya yönlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Sikke, Anadolu Selçuklu Dönemi, Burdur Müzesi

Anadolu SelçuklularıBurdurBurdur Müzesi+3
Merve Yaman
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Bizans tarihyazımında Türk imajı

IV. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelen Türklerin Konstantinopolis merkezli Bizans tarihyazımında, tarihi süreçte meydana gelen değişimlere bağlı olarak Türk İmajının nasıl bir değişim süreci izlediği oldukça ilgi uyandıran bir problem olarak tarihçilerin ilgisini çekmektedir. XI. yüzyıla kadar, özellikle Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Türkler (İskitler-Kumanlar) Bizans tarihçileri tarafından Antikçağ geleneğinden gelen kavramla "Barbar" olarak nitelendirilmiştir. Bizans tarihyazımında XI-XII. yüzyıllarda meydana gelen Bizans-Selçuklu mücadelesi çerçevesinde ve genellikle çatışmacı ilişkilerin gölgesinde şekillenen Türk imajının, IV. Haçlı Seferi ile oluşan olağanüstü koşullar neticesinde XIII. yüzyılda farklı bir boyuta evirildiği dikkati çekmektedir. 1204 yılında meydana gelen bu olayla başkent Konstantinopolis'in Latin Haçlılar tarafından işgalinin ve yağmalanmasının ardından Bizans İmparatorluğu, başkentten kaçan hanedan ailelerinin kurduğu yeni siyasi yapılarla varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren Bizans'ın Anadolu'daki Türklerle ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Selçuklularının Anadolu'da siyasi ve kültürel birliği sağlaması ve diğer halkları kontrolü altına alması, Türklerin Bizans kaynaklarında daha fazla yer almasına sebep olmuştur. İki güç arasında yaşanan siyasi gelişmeler/çatışmalar zaman zaman devam etse de Türklerin varlığının artık kabullenildiği, politik, ekonomik, kültürel ve akrabalık da dâhil çeşitli düzeylerde komşuluk ilişkilerinin tesis edildiği bir sürece girilmiştir. Bu gelişmeler Bizans tarihyazımına olumlu veya olumsuz bir şekilde yansımıştır. Buna bağlı olarak doğrudan ilişki içerisine girdikleri "ötekilerin" durumundan daha fazla bahsetmişlerdir. XIII. yüzyılda meydana gelen bu "Türk İmajı" değişimini dönemin belli başlı kaynakları olan Niketas Khoniates, Georgios Akropolites, Georgios Pakhymeres gibi tarihçilerin eserlerinde açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu çalışma bahsedilen yüzyılda yazılan Bizans tarih eserlerinde Türk İmajının önceki yaklaşımlardan nasıl bir farklılık arz ettiğini, bunun muhtemel sebeplerini ve nasıl bir imaj oluştuğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

13. yüzyılAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+7
Canan Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı ve Türkiye Selçukluları'nda Saltanat Nâipliği

Saltanat nâipliği bir müessese olarak her Türk-İslam Devleti'nde mevcut olan bir makam değildi. Bununla beraber var olduğu her devlette de aynı derecede pozisyona ve nüfuza sahip bulunmamaktaydı. Devletlerin merkezine ve eyaletlere tayin edilen saltanat nâiplerinden merkezde yer alan saltanat nâipleri saltanata yakın olmaları sebebiyle eyalet saltanat nâiplerinden farklı olarak iktidar üzerine doğrudan müdahil olabilme şansına sahipti. Çalışmamızın konusunu oluşturan Memlûk, Delhi Türk ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nin merkezde yer alan askeri kabiliyete sahip saltanat nâipleri, idari işlerde de tecrübe sahibiydiler. Saltanat nâipleri sahip oldukları bu askeri, siyasi kabiliyetleri ve ayrıca kendilerinde bulunan meziyetleri ile devletlerin yönetim anlayışları çerçevesinde, hizmet ettikleri devletlerin yöneticilerinin başa geçmesinde veya hal edilmesinde belirgin bir şekilde rol oynamışlardır. Hatta onlardan sultanlık makamına dahi çıkanlar mevcuttur. Biz bu çalışma ile belirttiğimiz saltanat nâiplerinin iktidar üzerindeki etkilerini siyasi bağlamda öncesinde müstakil olarak her üç devlet üzerinde örnekleri ile ele aldık. Daha sonra ise bu saltanat nâiplerinin pozisyonlarının ve etkilerinin benzer ve farklı olan yerlerini tespit ederek karşılaştırmalı olarak bir değerlendirmede bulunup bunun akabinde bir sonuca ulaşmaya çalıştık. Anahtar Sözcükler Saltanat Nâipliği Makamı, Saltanat Nâibi, Niyâbet, İktidar, Gulam, Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı, Türkiye Selçuklu Devleti

Anadolu SelçuklularıDelhi-Türk SultanlığıDevlet idaresi+6
Nihal Gezen
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Gender, identity and patronage: The role of women patrons in the urban transformation of Medieval Anatolia (1200-1350)

This thesis is on the roles women patrons played as active agents of medieval Anatolian architectural and urban transformations during the thirteenth and the first half of the fourteenth centuries. It focuses on the female patronage by discussing two examples of medieval Anatolian women patrons: Mama Khatun and Mahpari Khatun. Their multi-functional building projects in Tercan and Kayseri are studied within the political and socio-economic context of the period. As opposed to the extant scholarly literature which examines the buildings and patrons in a descriptive and formalistic approach, this thesis aims to broaden the discussion of female patronage by emphasizing concepts like gender and identity. By comparing medieval Anatolian women patrons and their buildings with their male counterparts and contemporary female patrons in Ayyubid Syria, it aims to understand the situation of women patrons. In addition to questioning the multi-cultural backgrounds of the patrons as well as the artistic and architectural repertoire which they ordered, the thesis argues that women patrons of Anatolia were important components of the cultural transformation of medieval Anatolia.

AnatoliaAnatolian SeljuksPatronage+6
Sinan As
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu tarihinin kaybolan kaynakları

Orta Çağ İslam dünyasında telif edilen eserler ve kurulan kütüphaneler büyük bir medeniyet birikiminin oluşmasını sağlamıştır. Selçuklular döneminde de farklı ilmi alanlarda pek çok eser kaleme alınmıştır. Yazılan bu eserlerin bazıları günümüze ulaşırken bazıları ise çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmamıştır. Orta Çağ İslam dünyasında kitapların kaybolmasında; savaşlar ve istilalar, dini ve siyasi nedenler, isyanlar, doğal afetler, yangınlar, kitaplarda dayanıksız malzemelerin kullanılması, eserlerin imha edilmesi gibi nedenler etkili olmuştur. Günümüze ulaşmayan kaynakların önemli bir bölümünü de Selçuklu tarihinin kaynakları oluşturmaktadır. Günümüze ulaşan tarihi kaynaklarda Selçuklu dönemi müelliflerinin faydalandıkları kaynaklardan iktibasta bulunmaları, günümüze ulaşmayan kaynaklara ulaşmamıza ve içerikleri hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Bu araştırmada temel kaynakların vermiş oldukları bilgiler ve Selçuklu tarihi kaynakları üzerinde yapılan araştırmalardan faydalanılarak Selçuklu tarihine ait kaybolan kaynakların literatür olarak sunulması amaçlanmıştır. Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları döneminde yazılarak, Selçuklu tarihi hakkında bilgi veren ancak çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmayan eserler tespit edilmiş ve içerikleriyle beraber sunulmuştur. Sonuç olarak, Selçuklu tarihinin kaybolan kaynaklarının önemli bilgiler içerdiğini söyleyebiliriz. Bazı kaynakların günümüze ulaşmamış olması Selçuklu tarihi konusunda önemli bilgilerden bizleri mahrum bırakmıştır. Bu konuda, yabancı dilde kaynakların da incelenmesiyle yapılacak detaylı araştırmalar daha fazla kaybolan kaynağa ulaşılmasını mümkün kılacaktır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu Tarihi, Kütüphaneler, Kaybolan Kitaplar, Tarih Kaynakları

Anadolu SelçuklularıBüyük SelçuklularKayıp+5
Erdi Ese
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Suriye Selçuklu sultanlarının hayatlarından hareketle ölüm sebepleri

Önemli devletlerin başında bulunan yöneticilerin ölümleri tarih açısından mühimdir. İktidar kavgası sonucunda yöneticinin ölmesi ve kavgayı kazanan kişinin başa geçmesi ile hayatın normal akışı içerisinde yöneticinin ölmesinden sonra başa başka birisinin geçmesinin ortaya çıkardığı sonuçlar farklılık arz etmektedir. Anadolu coğrafyası üzerinde kurulan ve birçok devlet ile komşuluk kuran Türkiye Selçuklu Devleti, bulunduğu konum itibariyle çeşitli mücadeleler içerisine girmiştir. Anadolu topraklarının jeopolitik konumundan kaynaklı olarak da geçiş güzergahı üzerinde bulunması, Kudüs üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri gibi önemli olayların Türkiye Selçuklu Devletine etki etmesine yol açmıştır. Diğer taraftan Selçukluların Suriye bölgesinde kurulan diğer bir devleti Suriye Selçuklu Devleti'de hem bölgede var olmak hem de bölge için tehdit oluşturan gayrimüslim devlet ve milletler ile bölgedeki İslâm sancağının dalgalanmasını sağlamak için çeşitli mücadeleler vermiştir. Her iki devlet açısından da yapılan mücadelelerin, meydana gelen olayların getirdiği sonuçlar, devletin başında bulunan sultanları da etkilemiştir. Dolayısıyla Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli katkılar sunan Türkiye Selçuklu Devleti ile Türk hakimiyetini Suriye bölgesinde yaşatan Suriye Selçuklu Devleti'nin yöneticilerinin ölümlerinin ardından meydana gelen olayları daha iyi kavrayabilmemiz için devlet yöneticilerinin ölümüne sebep olan şeyin ne olduğunun bilinmesi olayları yorumlama ve anlamlandırma noktasında önemlidir. Bu açıdan çalışmamızda Türkiye ve Suriye Selçuklu Devleti sultanlarının hayat hikayelerinden hareketle ölüm sebepleri incelenerek dönem hakkında bilgi elde etme yoluna gidilmiştir.

Anadolu SelçuklularıSelçuklu HanedanıSelçuklular+5
Emre Öztürk
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde tıp ilmi

1071 yılı itibariyle Anadolu'ya Türklerin yerleşmesi sonucunda ilk olarak çeşitli beylikler siyasi hâkimiyet kurmuş, akabinde 1078 yılında Türkiye Selçukluları Devleti tarih sahnesinde yerini almıştır. Anadolu'da tıp ilminin gelişimi Türk-İslâm medeniyetinin bir sentezi neticesinde oluşmuştur. Bu dönemde sultanlar ve devlet görevlileri ülkenin pek çok şehrinde dârüşşifalar ve eğitim kurumlarının kurulmasına vesile olmuştur. Türk tıp tarihinin en büyük gelişimleri Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde meydana gelmiştir. Tıp fakültelerinin ilk örnekleri Anadolu'da görülmüş aynı zamanda bu alanda Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Yaklaşık üç yüzyıllık süreçte yaşanan iç çatışmalar, savaşlar ve salgın hastalıklara rağmen tıp alanındaki gelişimin sürdürüldüğü görülmektedir.

Anadolu BeylikleriAnadolu SelçuklularıBeylikler Dönemi+5
Fulya Dilşat Kaya
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Maritime fortifications of Arwad and Alanya from the eleventh to the fourteenth centuries: Liminal shores

This thesis analyzes the fortresses built by the Ayyubids and Crusaders on Arwad Island in Syria between the 12th and 14th centuries, alongside Alanya's city walls, the Red Tower, and the Tersane, constructed by the Seljuks in the 13th century, from a maritime perspective. It examines how these constructions reflected the strategic motivations of their patrons, particularly Salah al-Din and Ala al-Din Kayqubad, to maintain a presence at sea, where the Crusaders held significant power. The thesis argues that the targeted audience of these fortifications extended beyond land to the sea, aiming to build visibility for maritime observers. This visibility was meticulously designed for distinct groups, such as the Crusader navy, the Italian city-states led by Venice, Lusignan Cyprus, and Muslim and non-Muslim merchants. The study highlights the deliberate efforts to integrate religious, political, and economic messages into these coastal fortifications by analyzing the architectural elements and decorative programs of Arwad and Alanya. Furthermore, by addressing the naval issues faced by both the Ayyubids and Seljuks and their strategies for maritime presence, this research fills a gap in the existing scholarship. It provides a new layer of understanding to the concept of maritime visibility in medieval Islamic architecture and demonstrates the importance of naval power and sea-oriented visibility in the architectural patronage of the liminal shores of Arwad and Alanya.

MediterraneanAnatolian SeljuksMaritime areas+5
Münevver Özdemir
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Palace architecture and its rhetoric in Seljuk Anatolia: The conceptualization of Kubadabad

The palace complex of Kubadabad near Beyşehir - regarding its good state of preservation - provides an ideal object for the study of palace architecture and the (courtly) rhetoric under the reign of the Rum-Seljuk Sultan ʿAlaʾ al-Din Kaykubad I (r.1219-1237). This thesis offers a new perspective to the existing studies by identifying common rhetorical methods, and tools that were used by the Sultan and Seljuk courtiers to articulate courtly/ royal messages on power and kingship. It argues that -in facing the process of renewal - nature has become a key element of the courtly/ imperial of rhetoric in the thirteenth century Seljuk Anatolia as far as the palace architecture –i.e. the choice of architectural form, composition, and materials – and court literature – i.e. historical narratives/ dynastic histories and advice literature – took nature as a major model of thought and organization along with religion and legends. The assumed influence of nature on architectural and literary rhetoric of palaces will be examined based on two different sources on the extraordinary example of Kubadabad: The first part of the study investigates the archaeological data gathered from forty years of excavation at Kubadabad. The second part discusses the work Al-Awamir al-Alaiyya fi'l-umr' al-Alaiyya written by the contemporary Seljuk courtier Ibn Bibi regarding architectural references and rhetorical elements.

Anatolian SeljuksKubad-Abad PalaceKubad-Abad Palace+6
Işık Gürgen
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mahperi Huand Hatun ve yaptırdığı yapılar

Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Huand Hatun'un kimliği, yaşamı ve yaptırdığı yapılar bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Dönem kaynaklarında kendisine çok az yer verildiğinden, yaşam öyküsü ancak genel hatlarıyla belirlenebilen Mahperi Huand Hatun, cami, hamam, türbe, zaviye ve han türünde pek çok yapı yaptırmıştır. Kitabeli yapılarının tümü, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiştir. Tarihi ve siyasi koşullar, diğer yapılarının da aynı dönem içinde inşa edildiklerine işaret etmektedir. Bu çalışmada, mimari ve süslemeleriyle irdelenerek karşılaştırmalı değerlendirmelere tabi tutulan yapıların, Anadolu Selçuklu mimarisi içerisindeki yerlerinin tespitine çalışılmıştır. Plan ve mekan olarak yeni denemelerin gerçekleştirildiği Kayseri Mahperi Huand Hatun Camii, kuzeybatı iç köşesine yerleştirilen bani türbesiyle Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün örneklerindendir. Mahperi Huand Hatun Türbesi, cami ibadet alanı içinde yer alan konumu, benzer örneğine Anadolu veya yakın coğrafyada rastlanmayan mukarnaslı yüksek kaidesi ve her biri farklı süsleme kompozisyonuna sahip cephe düzeniyle özgün özelliklere sahiptir. Caminin yakınındaki kadınlar için yaptırılan hamam yapısının soyunmalık bölümü duvarlarının özgününde Kubadabad Sarayı çinileri tarzında çinilerle kaplandığı anlaşılmıştır. Yapının çini kaplamaları dışında Anadolu Selçuklu hamam mimarisini devam ettirdiği görülmektedir. Kayseri Şeyh Turesan Zaviyesi, kapalı bir sofanın iki yanına sıralanan mekanları ve daha sonra çok sayıda kişinin defnedilmesiyle türbeye dönüştürülen büyük ölçekli konaklama (han) birimiyle öne çıkar. Tümü, uluslararası deniz aşırı kuzey-güney ticaret yolları üzerinde inşa edilen han yapıları, Anadolu Selçuklu hanlarının plan şemalarını tekrarlamışlardır. Bu çalışmada Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapıların önemli bazı yeniliklere getirmekle birlikte genel olarak Anadolu Selçuklu mimari teknik ve uygulamalarını tekrarladıkları, gelenek içinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıCamiler+4
Demet Turgut
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçuklularında tasavvufi hareketler

Anadolu SelçuklularıSelçuklularTarikatlar+1
Ali Üremiş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
20
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Selçuklularının Doğu Anadolu siyaseti

Anadolu SelçuklularıDoğu Anadolu bölgesiDoğu politikası
Ali Üremiş
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2001
00
Master'sOpen AccessTR

I. Haçlı Seferi

Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.

Anadolu SelçuklularıAntakya Haçlı PrinkepsliğiFatimiler+7
Züleyha Akan
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Haçlı münasebetleri 1097-1192

1095'te Fransa'nın Clermont şehrinde Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri'nde 1190 yılına kadar Anadolu Selçukluları'nın hüküm sürdüğü Türkiye toprakları Kudüs'e uzanan yolda önemli bir geçiş noktası idi. 1096'da Anadolu'ya geçen Halkın Haçlıları olarak bilinen grup, kolayca Selçuklular tarafından imhâ edildiler. Ancak daha sonra gelen profesyonel ordu, Anadolu Selçuklu başkenti İznik'i Doğu Roma'nın da yardımı ile ele geçirdiği gibi, Eskişehir'de de Selçuklu ve Danişmend'li ordusunu mağlup etti. Bu olaylardan yaklaşık 4 yıl sonra Kudüs'teki kardeşlerine yardıma giden Haçlıların, 1101 Haçlı Seferleri olarak bilinen seferinde ise Anadolu Selçukluları büyük bir galibiyet elde ettiler. 1144 yılında İmâdüddin Zengî'nin Urfa Haçlı Kontluğu'nu sona erdirmesinden sonra yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu kez sefere Alman İmparatoru ve Fransa Kralı büyük orduları ile katıldılar ve Doğu Roma tarafından Anadolu'ya geçirildiler. Daha önceki olaylardan deneyim kazanan Anadolu Selçukluları, önce Eskişehir'de Alman Haçlıları'nı mağlup ederek büyük bir zafer kazandılar. Ardından da Fransızlarla birleşen Almanlar, Antalya limanına giden yollarda yeniden mağlup edildiler. Bundan sonra ise geri kalan Haçlılar'a deniz yolu ile Anatakya'nın Süveydiye Limanı'na gitmekten başka çare kalmadı. Gemilerle gidemeyenler ise Doğu Romalılar tarafından soyuldular. Bu seferin belki de en akılda kalan tarafı ise bu Haçlıların Anadolu Selçukluları tarafından karınlarının doyurularak, giydirilmeleri oldu. 3.000'e yakın Haçlı'nın bu şekilde Müslüman olması ise Haçlı seferlerine farklı bir anlam yükledi. Selahaddin Eyyubi'nin 1187 yılında Kudüs'ü fethetmesi ile gerçekleşen Üçüncü Haçlı Seferi esnasında Fransız ve İngilizler deniz yolunu seçerken Almanlar yine Anadolu üzerinden Kudüs'e ulaşmaya çalıştılar. Bu sırada Selçuklular'ın kudretli sultanı II. Kılıcarslan, yaşlandığı için oğulları arasında başlayan taht kavgaları ile uğraşmış, Haçlılarla mücadeleye gereken önemi verememişti. Ancak buna rağmen Alman Haçlıları ile gerilla savaşı yaparak onları yıpratmaktan da geri kalmadı. Konya'yı işgal etmelerine rağmen, burada fazla oyalanmayan Alman Haçlılar da zorlu bir yolculuktan sonra Silifke Çayı'na ulaşdılar. Burada İmparator I. Frederich'in boğularak ölmesi, Üçüncü Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki bölümünü de sonlandırdı. Bundan sonra ise Haçlılar bir daha Anadolu topraklarından geçmeye çalışmadılar, deniz yolu ile Suriye ve Mısır üzerine yapacakları Haçlı seferlerinin planladılar.

Anadolu SelçuklularıBursa-İznikBüyük Selçuklular+7
Cemil Haluk Özalp
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects