Avrupa Birliği hukuku
104 theses under this subject heading
Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk hukukları çerçevesinde yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk
Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk Hukukları Çerçevesinde Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığını taşıyan çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni nüfus hareketlilikleri ve yabancı topraklarda mülk edinme eğiliminin artması ile milletlerarası unsurlu miras uyuşmazlıklarının artış göstermesi ve ülkelerin bu konuda benimsedikleri farklı sistemlerin, karşılaştırmalı bir çalışmayı gerekli kılması olmuştur. Çalışmamızın giriş kısmında, genel olarak maddi hukukta miras kavramı incelenerek yabancı unsurlu miras ve vasıflandırma konuları ele alınmıştır. Devamında mirasa uygulanacak hukukta benimsenen birlik, ayrılık sistemleri ile karma sistem incelenmiş ve yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk ile ilgili Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açıklanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Avrupa Birliği (AB) ve İngiliz Hukuklarında Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığı altında, öncelikle 650 sayılı AB Miras Tüzüğü'ndeki mirasla ilgili bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiş ve konuya ışık tutması açısından AB'nin konuyla ilgili çalışmalarına da değinilmiştir. Ardından Birleşik Krallık hukukundaki yabancı unsurlu mirasa ilişkin bağlama kuralları sistemi incelenmiştir. Common law hukukunun Türk hukukundan farklılığı da düşünülerek, konunun daha iyi anlaşılması için, İngiliz maddi miras hukukuyla ilgili açıklamalara da yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci ve son bölümünde ise Türk hukukunda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle Türk hukukunda mirasın gelişimi ve miras hukukunun temel ilke ve kavramları ele alınarak ardından, güncel hukukumuzda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuka ilişkin bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiştir.
Tax discrimination in EU Law and the OECD model tax convention
The use of taxes by states as a tool to protect their nationals and domestic products constitutes a problem, tax discrimination, to be avoided in the international arena. Tax discrimination creates a heavy tax burden on foreign goods, services and persons as an obstacle to international trade. Increased mobility as a result of globalization caused high pressure about the elimination of barriers to trade and the fight against discrimination. With this pressure, the principle of non-discrimination is introduced by international organizations, economic integrations and treaties. The last two constitute the main levels of non-discrimination rules. For the treaties level, model tax treaties such as the OECD and the UN Models are important. For the second level, regulations of economic integrations such as EU or NAFTA are instances. To reach a more comprehensive, effective and fair rule globally, these different levels should be compared. For this study, EU law and the OECD Model are chosen due to their wide practices and spheres of influence. With evaluating their existing interactions and differences, the possible interactions have been discussed and many suggestions have been made such as the utilization of the CJEU's case law in the OECD Model, adding concepts such as indirect or reverse discrimination to the OECD Model, transferring practices like eliminating the objective justifications to EU law. Besides, Turkish tax and tax treaty systems have been compared with EU law and the OECD Model. Because the principle of non-discrimination is significant for Turkey due to being an EU candidate and applying the OECD Model in tax treaties. Moreover, some suggestions have been made for a better practice in Turkey such as involving the protection of stateless persons or the last paragraph of Article 24, reflecting the case law of the CJEU.
Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'de polis kaynaklı insan hakları ihlalleri ve çözüm arayışları
İnsan hakları, insanlığın ortak değerleri olarak 21 yüzyılın üstün değerlerinden biri haline gelmiştir. Uzun süren bir mücadele sonrasında insanın haklarının farkında lığına varması ve onu yücelterek bir koruma mekanizmasıyla taçlandırması, tüm insanlığın bu değerlere sahip çıkmasını gerektirmektedir. İnsan hakları en geniş anamda siyasal meşruluğun bir ölçütüdür. Devletler insan haklarını korudukları ölçüde meşrudurlar. Günümüz koşulları, toplumları, bölgesel birlikteliklere zorlamaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği üyelik sürecindeki kararlılığını altına imza koyduğu uluslararası sözleşme/anlaşmalarla ortaya koymuştur. Bu kararlılık Türk toplumunun tüm kesimlerinde olduğu gibi polis teşkilatının da gelişmelere duyarlı olarak daha hassas hareket etmesini ve yeni atılımlar yapmasını zorunlu kılmaktadır. Bu atılımların motor gücünü Avrupa Birliği süreci oluşturmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık sebebi olan ve yapılacak her türlü iyileştirmeye fazlasıyla layık olan Türk insanının huzurlu ve müreffeh bir hayata kavuşması elbette en başta devletin görevidir.Bu çalışmada temel olarak; Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yaşadığı değişimlerin Türk Polis Teşkilatı'na yansımaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda polis uygulamalarının değerlendirilerek, insan hakları ihlallerine neden olan etkenler ve bunları ortadan kaldırmaya yönelik çözüm arayışları ele alınmıştır. Tarama modeli kullanılarak tez konusuyla ilgili yazılı belgeler sistemli bir şekilde incelenmiş ve alan yazın (literatür) taraması yapılmış, sonuçların ortaya konulmasından sonra sonuç ve öneriler izah edilmiştir.Kaynak ve literatür taraması yapılarak oluşturulan çalışmamızda kısaca şu sonuçlara varılmıştır: Türkiye'de polis uygulamalarından kaynaklanan bir insan hakları sorunu vardır. Ve fakat bu sorunu cesurca ortaya koyup, polisi kötü muameleye iten problemleri çözmeyi amaçlayan yapısal girişimler olması gerekenden azdır. Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde etkili bir değişim geçirmektedir. Bu değişim toplumsal yapıyı ve dolayısıyla Türk Polis Teşkilatı'nı da olumlu yönde etkilemektedir. AİHM kararları incelendiğinde Türkiye aleyhine verilen ve adeta demokratikleşme ölçütü kabul edilen mahkûmiyet kararlarının, polis teşkilatında yapılacak zaruri düzenlemelerle asgariye indirileceği açıktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Polis Teşkilatı, İnsan Hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kolluk
Hakim durumun fahiş fiyat yoluyla kötüye kullanılması
Tez konusu olan Hakim Durumun Fahiş Fiyat Yoluyla Kötüye Kullanılması büyük ölçüde Türk Rekabet Kurulu kararları çerçevesinde incelenmiştir. Konuya ışık tutmakta yardımcı olduğu ölçüde ABD ve AB uygulamalarına da yer verilmiştir. İncelemelerimizde genel olarak Hakim Durum ve Kötüye Kullanma konularına yer verilmemiş, özel olarak fahiş fiyat konusunun gerektirdiği ölçüde değinmekle yetinilmiştir. Böylece tezin sınırları, tez konusu ile sınırlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede fahiş fiyat incelemelerinin rekabet hukuku kapsamında soruşturulmasının hem ABD hem AB hem de Türk Hukuku'nda istisnai bir durum olduğu tespit edilmiştir. Rekabet Otoriteleri fahiş fiyata özellikle fiili veya yasal tekel, ya da doğal tekel hallerinde müdahale etmektedirler. Rekabet Otoriteleri fahişliğin tespitinin çok zor olduğunu kabul etmekle beraber EDT (ekonomik değer testi) denilen bir test ile sonuca ulaşmaya çalışmaktadırlar. EDT, iki aşamalı bir test olarak karşımıza çıkmaktadır. Birinci aşamada maliyetler ile fiyat karşılaştırılarak arada makul sayılamayacak bir fark olup olmadığını tespit etmektedirler. Ancak neyin makul olduğunu tespit etmekteki zorluklar daha fazla incelemeyi zorunlu kılmaktadır. EDT' nin ikinci aşamasında ise teşebbüsün fiyatları rakiplerle mukayese edilmektedir. Ancak teşebbüsün tekel durumunda olduğu düşünülecek olursa ilgili pazarda mukayese edebilecek bir rakip bulmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda ise ekonomik ve hukuki çevresi birbiri ile benzer olan pazarlar araştırılmakta ve bu pazarlardaki benzer teşebbüslerle soruşturma konusu teşebbüs karşılaştırılmaktadır. Ancak hemen fark edileceği gibi ekonomik ve hukuki bakımdan birbirine benzeyen pazarlar bulmakta da ciddi sıkıntılar yaşanmakta, bu nedenle fahiş fiyatlar nedeniyle kötüye kullanma kararları çok zor verilebilmektedir. Rekabet Otoriteleri bu incelemeleri yaparken fahişlik tespit etseler bile bunun arızi bir durum olup olmadığını, teşebbüsün sistematik politikasının olup olmadığını da tespit etmek için fahiş fiyat uygulanan sürelerin ne kadar sürdüğünü araştırmaktadırlar. Çok kısa süreli yüksek fiyatlar kötüye kullanma olarak kabul edilmemektedir. İncelediğimiz kararlardan çıkan diğer bir sonuç ilgili piyasanın regüle bir piyasa olup olmamasıdır. Genellikle fiyatları regüle eden bir düzenleyici kurum varsa Rekabet Otoriteleri konunun çözümüne müdahil olmaktan kaçınmakta, çözümü sektörel düzenleyici kuruma bırakmaktadırlar. Yukarıda özetlediğimiz hususlar tüm ABD, AB ve Türk kararlarında aşağı yukarı aynı olmakla birlikte buna istisna teşkil eden tek bir karar bulunmaktadır. O da ceza ile sonuçlanan son Tüpraş kararıdır. Konuya müdahil olan bir düzenleyici kurul (EPDK) olmasına karşın Rekabet Kurulu %14-15 gibi bir yüksek fiyatın kriz döneminde 2,5 ay gibi kısa bir süre ile uygulanmasını kötüye kullanma saymıştır.
Türkiye-AB ortaklık hukuku kapsamında Gümrük Birliği ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi
Bu tezin amacı Türkiye - Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği'nin mevcut durumu ve güncellenmesi gerekliliklerini hukuki açıdan incelemek ve olası bir güncellemenin yöntemini ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye-AB arasındaki ilişkinin tarihsel gelişimi başta olmak üzere; ortaklık ilişkisinin hukuki boyutu ve gümrük birliği ilişkisinin kapsamı ve işleyişi detaylı olarak incelenmektedir. Taraflar arasında kurulan Gümrük Birliği'nin aksayan yönleri ve buna ilişkin çözüm önerilerinin Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın konu ile ilgili içtihatları ile ele alındığı çalışmada son olarak güncelleme ihtiyacının nedenleri ve güncelleme yöntemi alternatiflerine yer verilmektedir.
Mültecilerin ekonomik entegrasyonu (Avrupa Birliği ve Türkiye özelinde)
Bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı günümüz dünyasının temel sorun alanlarından biri olan mülteci sorununun sosyal ve ekonomik etkileri ile bu sorunun çözümünde önemli rol üstlenen aktörleri irdeleyip, sığınmacı ve mültecilerin ekonomik entegrasyonuna ilişkin çerçeveleri ve hukuki temelde yürütülen çalışmaları ve uygulamaları ortaya koymak, Türkiye ve AB perspektifinden konuyu değerlendirmek, sürecin işleyişi ve gelişimi hakkında hukuki, mali ve sosyal sonuçları hakkında bilgi vermektir. Tezin amacı kapsamında öncelikle göç olgusu çok boyutlu olarak ele alınmış, konunun tarihsel süreci ve yıllara göre gelişimi, ulusal/ uluslararası anlaşmalar ve protokoller incelenmek suretiyle ortaya konmuştur. Mülteci ve sığınmacılarla birlikte ortaya çıkan ekonomik ve sosyal etkilerin araştırılması ulusal/ uluslararası alanda ihdas edilen yardım politikalarının değerlendirilmesi, göçün ekonomik ve sosyal etkileri ile ele alınması, tezin yazılmasındaki temel amaçlardandır. Mülteci ve sığınmacıların, sığındıkları ülke ekonomisine olumlu/ olumsuz etkileri irdelenirken, olayın insani boyutu ayrıca vurgulanmıştır. Sığınmacı ve mültecilerin bu göç hareketinde nihai hedefleri olan AB ülkelerinden birine sığınma ve yerleşme arzusu karşında AB ülkelerinin bu sorunsala karşı bakış açıları çok boyutlu olarak incelenerek, Türkiye'ye olan ekonomik, sosyal ve hukuki yansımaları değerlendirilmiştir. Tezin son bölümünde mültecilerin ekonomik entegrasyonları ile Türkiye-AB ülkeleri arasında istatistiki bilgilere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Göç, Mülteci, Sığınmacı, Ekonomik Entegrasyon, Avrupa Birliği
Çeşitli hukuk sistemlerinde internet ortamında yalan haberin önlenmesi
Bu çalışmada yalan haber kavramı hukuki açıdan ele alınmaktadır. Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasına bağlı olarak dezenformatif paylaşımların artışı ile bireylerin hak ve menfaatlerinin ihlâllerinden toplumsal krizlere yol açacak kadar ciddi bir tehdit unsuru olan yalan haberler ortaya çıkmıştır. 2016 yılı Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri başta olmak üzere farklı dünya ülkelerinde önemli toplumsal olaylar söz konusu olduğunda, bu haberlerin birey ve toplum üzerinde ciddi boyutlarda olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Dolayısıyla temel hak ve özgürlükleri koruyabilmek ve kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek adına yalan haber sorununun düzenlemelere konu olması gerektiği anlaşılmıştır. Avrupa Birliği bünyesinde yapılan araştırmalar ile farklı ülkelerin mevzuatları incelendiğinde, öncelikle yalan haberin tanımlanması ayrı bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple çalışmada yalan haberin hukuki niteliği ile kapsadığı türler incelenmiştir. Ayrıca yeni nesil dezenformasyon teknikleri irdelenerek yapılacak hukuki düzenlemelere konu olması düşünülen hususlar tartışılmıştır. Türkiye'de mevcut düzenlemeler detaylı olarak incelenerek hukuki zeminde hangi normlar çerçevesinde mücadele edildiği ve bu normların etkinliği araştırılmış ve yer yer somut örnekler üzerinden normların etkinliği üzerine tartışmalar yapılmıştır. Karşılaştırmalı hukuktaki örnekler incelendiğinde farklı hukuk sistemlerinin konuya yaklaşımları ve düzenleme örnekleri görülmüş, bu çerçevede Türkiye'de mevcut düzenlemelerin ne şekilde iyileştirilebileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir. Neticede sosyal ağ sağlayıcılar ve şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar için yeni kurallar oluşturulması gerektiği anlaşılmıştır. Yeni düzenlemeler yapılana kadar, sosyal ağ sağlayıcılar ve şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar için getirilmiş olan kuralların etkin bir şekilde kullanılarak konunun platformların insiyatifine bırakılmaması gerektiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlıklı bir şekilde tesis edilebileceği ortamın sağlanması için ise gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Avrupa Birliği hukukunda elektronik ticaretin regülasyonu ve Türk hukukuna regülasyon önerileri
Dijital dönüşümün merkezinde yer alan platform ekonomisi; ağ etkileri, veri temelli pazar gücü ve sınır aşan yapısıyla geleneksel hukuk mekanizmalarını işlevsiz kılmakta ve "hukukun teknolojiye ayak uyduramaması" (pacing problem) sorununu derinleştirmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile geliştirdiği yeni nesil kurallar, regülasyon teorisi ışığında analiz edilerek Türk hukuku ile karşılaştırmalı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Çalışmada öncelikle siber özgürlükçülük, siberpaternalizm ve ağ komüniteryanizmi teorileri incelenmiş; emir ve kontrol, piyasa temelli, mutabakata dayalı ve sözleşme ile tasarım yoluyla regülasyon yöntemlerinin dijital piyasalardaki etkinliği tartışılmıştır. Bu kapsamda DMA'nın, rekabet hukukunun ex-post müdahale yetersizliğini gidermek amacıyla eşik bekçisi kavramı üzerinden kurguladığı ex-ante düzenleme modeli ile DSA'nın sorumluluktan hesap verebilirliğe geçişi sağlayan risk temelli ve çok katmanlı denetim mimarisinin, hibrit bir regülasyon anlayışını temsil ettiği tespit edilmiştir. Türk hukuku incelendiğinde, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve 5651 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklere rağmen, yaklaşımın büyük ölçüde parçalı, reaktif ve katı nicel eşiklere dayalı bir emir ve kontrol mekanizmasına sıkıştığı görülmektedir. Tezin temel argümanı, Türk hukukunun dijital piyasalarda rekabet edilebilirliği ve temel hakları güvence altına almak için, salt yasaklamalara dayalı rejimden; sistemsel risk yönetimine, algoritmik şeffaflığa ve tasarım yoluyla regülasyon ilkelerine dayalı bütüncül bir modele evrilmesi gerektiğidir. Çalışma sonucunda, bu dönüşüm için güvenilir işaretçi mekanizması, bağımsız denetim ve iç uyum birimi içeren somut de lege ferenda öneriler üzerinden somut bir reform haritası sunulmaktadır.
Avrupa Birliği'nin görsel işitsel medya politikaları ve Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin 14 Kasım 2018 tarih ve 2018/1808 EU sayılı direktifi
Bu çalışma ile Avrupa Birliği'nin görsel işitsel medya hizmetlerine ilişkin hukuki düzenlemeleri, Avrupa Birliği'nin görsel işitsel politikaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu kapsamda yayıncılığın Avrupa Birliği'nde çıkış noktasından başlamak üzere günümüze kadar ki dönemde çeşitli tarihlerde revize edilen Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin Direktifleri anlatılmış; özellikle en son 2018 yılındaki revize sonucunda oluşan 2018/1808 EU sayılı Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi'nin Direktifi ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Avrupa Birliğinde sermayenin serbest dolaşımı ve Türkiye
Bu çalışmada, Avrupa Birliğindeki dört dolaşım özgürlüğünden biri olan sermayenin serbest dolaşımı konusu, esas olarak Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Antlaşmanın ilgili hükümleri ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ışığında incelenmiştir.Sermayenin serbest dolaşımını düzenleyen ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu Kuran Antlaşmanın ilk halinde yer alan hükümler diğer dolaşım özgürlüklerini düzenleyen hükümlere kıyasla daha esnek biçimde kaleme alınmıştır. Bunun sonucu olarak da sermayenin serbest dolaşımı diğer dolaşım özgürlüklerine göre daha geç hayata geçmiştir.Bugün konuya ilişkin hükümlere Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Antlaşmanın 63-66. maddelerinde yer verilmektedir.Türkiye-AB ortaklık ilişkisi çerçevesinde ise Ankara Anlaşması'nın 19. ve 20. maddelerinde ve Katma Protokolün Üçüncü Kısmının İkinci Bölümü olan ?Ekonomi Politikası? başlığı altında 50, 51 ve 52. maddelerde konuya yer verilmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Avrupa Birliği2. Sermayenin Serbest Dolaşımı3. Ekonomik Entegrasyon4. Türkiye- Avrupa Birliği
Kamu İhale Hukukunda şartnameler
Kamu İhale süreci, yalnızca kamunun ihtiyaçlarını gidermesinin bir aracı değil, aynı zamanda çeşitli ekonomik ve sosyal amaçların da gerçekleştirilmesi yoludur. Her iki açıdan da, bu süreçte büyük oranda kamu kaynağı harcanması söz konusudur. Süreçteki hukuka aykırılılar ilgililerin mağduruiyetleri yanısıra büyük oranda kamu kaynağının da kaybına sebep olmaktadır. Şartname ihale sürecini düzenleyen bazen sözleşme aşamasına ilişkin de kurallar getiren bir metin olması sebebiyle, sonradan ortaya çıkabilecek sorunları önlemek adına şartname sürecin en önemli parçasıdır. Başka bir ifade ile şartname ihale sürecinin ?çekirdeği? olup, hazırlanması büyük özen, uzmanlık ve hukuk bilgisi gerektirmektedir. Bu çalışmada şartnamenin hukuken taşıması gereken özellikler ve hukuka aykırılıkların sonuçları Avrupa Birliği ve Alman Hukuku ile mukayeseleli olarak ele alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Avrupa Birliği hukukuna etkisi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Avrupa Birliği Hukukuna Etkisi? isimli çalışmamızın amacı, Avrupa Birliği'nde insan hakları alanında yapılan girişimlerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bu girişimler üzerindeki etkisinin ve Birliğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılım sürecinin incelenmesidir.Yirminci yüzyılda insan hakları konusunun uluslararası bir boyut kazanması zamanla Avrupa Birliği'nin de bu konuda çalışmalar yapması sonucunu doğurmuştur. Kurucu anlaşmalarda temel haklara ilişkin düzenlemelerin yer almaması ve Birlik işlemlerinin temel hakları ihlal ettiğine ilişkin başvuruların bulunması, Birlik organlarını bu alanda düzenlemeler yapmaya yöneltmiş, Avrupa Birliği Adalet Divanı da üye ülkelerin anayasal geleneklerinden ve üyesi oldukları insan hakları sözleşmelerinden esinlenerek temel hakların korunmasına yönelik bir içtihat oluşturmuştur. Avrupa Birliği'ne üye devletlerin tamamı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olduğu için Divan verdiği kararlarda çoğunlukla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne atıf yapmıştır. Ancak kararlarda bir temel hak kataloguna dayanılmaması üye devletler tarafından eleştiri konusu yapılmış, bu da Temel Haklar Şartı'nın hazırlanması sonucunu doğurmuştur. Temel Haklar Şartı, 01 Aralık 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile bağlayıcılık kazanmıştır. Lizbon Antlaşması ile Birliğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olması da kararlaştırılmış, bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 59. maddesine de yeni bir fıkra eklenerek Avrupa Birliği'nin Sözleşmeye taraf olabileceği hükme bağlanmıştır. Birliğin Sözleşmeye taraf olmasına ilişkin çalışmalar halen devam etmektedir.Tezin giriş bölümünde genel olarak insan haklarının tarihi gelişimi ile dünya üzerindeki insan hakları koruma faaliyetlerine değinilmiştir.Tezin ilk bölümde, Avrupa Birliği Parlamentosu, Konsey, Komisyon ve Diğer Organ ve Ajansların insan haklarının korunması ile ilgili girişimleri, Avrupa Tek Senedi'nden Lizbon Antlaşması'na kadar kurucu antlaşmalarda yer alan insan haklarının korunması ile ilgili düzenlemeler ve ikincil mevzuatta yer alan düzenlemeler ele alınmıştır.Tezin ikinci bölümünde, ABAD tarafından koruma altına alınan haklar ile Divan'ın temel haklar içtihadı somut kararlar ışığında incelenerek, Temel Haklar Şartı'nın oluşum süreci ile kapsamına aldığı haklar ayrıntılı olarak incelenmiş ve Şart'ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile arasındaki ilişkiye değinilmiştir.Son bölümde ise, Avrupa Birliği Adalet Divanı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arasındaki yargı yetkisi ilişkisi incelenerek, Avrupa Birliği'nin temel hak koruma sistemini daha da ileriye götürmesini sağlayacak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılım konusunda yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, İnsan Hakları, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Temel Hakları Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda karşılaştırmalı reklam
Satış rakamlarını arttırmak için en etkili ticari faaliyetlerden biri de karşılaştırmalı reklamlardır. Yeni ve gelişmekte olan bu tanıtım metodu ilk olarak yaklaşık yüz yıl önce başlamıştır. Bu çeşit reklamlarda, reklam veren sadece kendi ürününü değil, aynı zamanda rakibin ürününü de reklamda gösterir. Bununla birlikte kendi ürününü ön plana çıkartır. Karşılaştırmalı reklam uzun yıllar mahkemeler ve doktrin tarafından haksız rekabetin bir türü olarak değerlendirilmişti. Ancak, özellikle ABD ve AB'de tüketici haklarının korunması bilincindeki artış, karşılaştırmalı reklam hakkındaki bakış ve düşünceleri değiştirmiştir. Yasal düzenlemelerdeki farklılıklardan dolayı, birçok ülkenin mahkemeleri karşılaştırmalı reklamlar konusunda çok farklı kararlar vermiş bulunmaktadır. Bu gün için reklamlar sınırları aşmakta ve başka ülkelerin halklarını da etkilemektedir. Bu sebeple, birbirleriyle sıkı ekonomik ilişkisi bulunan ülkeler aldatıcı ve haksız karşılaştırmalı reklamlar konusunda ortak düzenlemeye (84/450 sayılı AB Yönergesi gibi) ihtiyaç duymuşlardır. Türkiye'de 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu'nun 16.maddesine 2003 yılında ekleme yapılıncaya kadar karşılaştırmalı reklam konusunda hiçbir düzenleme yoktu. Ancak bu kanun, tüketici haklarının korunması kapsamıyla sınırlı bir etkiye sahiptir. Uzun müzakereler ve hazırlıklar sonucunda 6102 sayılı yeni TTK, TBMM 2011 yılında çıkartılmış ve 2012 yılında da yürürlüğe girmiştir. Topluluk müktesebatına da önemli ölçüde uygun olan yeni TTK'nun 55/1 (a) (5) maddesi, ilk kez, ticari faaliyetler kapsamında karşılaştırmalı reklam konusunu düzenlemiştir. Yargıtay'ın özellikle 6102 sayılı TTK'nun yürürlüğünden önce karşılaştırmalı reklam konusunda vermiş olduğu kararların bazıları haksız rekabetin temel ilkelerine uygun, bazen de çelişkili olduğu tespit edilmiştir. Sunmuş olduğumuz bu tez ile, Türk hukuk sistemine küçük de olsa bir katkı sunmak istedim.Tezin ilk bölümü, karşılaştırmalı reklam da dahil reklamın tanımı ve terminolojisi, karşılaştırmalı reklamın faydaları ve sakıncaları kısmından oluşmaktadır. İkinci bölüm, karşılaştırmalı reklam konusunda Türk yasal düzenlemeleri ile Türkiye'deki denetim mekanizma ve yöntemlerini içermektedir. Üçüncü ve son bölüm, AB yasal düzenlemeleri ile ABAD'ın uygulamalarından oluşmaktadır. Sonuç bölümünde ise her iki tarafın (Türk ve AB) yasal düzenlemeleri ve sistemleri karşılaştırılmış, değerlendirilmiş, Türk sisteminin eleştirisi yapılmış ve Türk hukuk düzenlemelerinde yeni adımlar atılması gereken öneriler demeti sunulmuştur.AnahtarKelimeler:Reklam, Karşılaştırmalı Reklam, Markanın Reklamda Kullanılması, Rakibi Kötüleme, Aldatıcı Reklam, Rakibin Tanınmışlığından Yararlanma
Brüksel tüzüğü bağlamında derdestlik
Bu tez, temelleri Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 220. Maddesine dayanan, Avrupa Medeni Usul Hukukunun yeknesaklaştırma çalışmalarının en önemli adımlarından birisi olan, ?Özel Hukuk ve Ticaret Hukuku Konularında Yargı Yetkisi, Yargı Kararlarının Tanınması ve Tenfizine Dair 22 Aralık 2000 tarih ve 44/2001 sayılı Avrupa Topluluğu Konsey Tüzüğü? (Brüksel Tüzüğü) bağlamında derdestlik kurumunu incelemek amacıyla hazırlanmıştır.Tezin birinci bölümünde, derdestlik kavramı, iç hukukta derdestlik ve yabancı derdestlik kavramları incelenmiş, derdestlik kurumuna ilişkin doktrinsel tartışmalara değinilmiştir. İkinci bölümde, Avrupa Birliği hukukunda özel hukuk ve ticaret hukuku alanında derdestliğe ilişkin hükümler içeren düzenlemeler incelenmiştir. Bu düzenlemeler sırasıyla, ?Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Brüksel Sözleşmesi?, ?Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Lugano Sözleşmesi? ve Brüksel Tüzüğüdür. Tezin üçüncü bölümünde ise, Brüksel Tüzüğünde derdestliğe ilişkin hükümler incelenmiş ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı kararlarında Brüksel tüzüğünde derdestliğe ilişkin önemli görülen bazı davalar özetlenmek suretiyle tüzükteki derdestlik kurumunun uygulamaya nasıl yansıdığı incelenmiştir.Avrupa Birliği Usul hukukunun yeknesaklaştırılması çalışmalarının en önemli aşamalarından birisi olan Brüksel Tüzüğünde öngörülen derdestlik kurumu, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının yorumlarıyla daha da güçlenmiş ve uygulamadaki belirsizlikler azalmıştır. Bu sayede topluluğa üye ülkeler arasındaki karşılıklı güven artmış, çelişkili yargı kararlarının ortaya çıkması riski de azaltılmıştır. Farklı üye ülke mahkemelerinde verilen mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için ortaya çıkması muhtemel çelişkili yargı kararları azaltılmak suretiyle, özel hukukta adli işbirliği ve mahkeme kararlarının serbest dolaşımına dair önemli bir adım atılmıştır.
Türk ve Avrupa Birliği Hukukunda marka hakkının korunmasının kapsamı
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinde, marka tescilinden doğan hakların kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu hükümde öncelikle marka sahibinin tescilden doğan haklara münhasıran sahip olduğu hususu belirtilmiş olup, bu çerçevede marka sahibinin önlenmesini talep edebileceği fiiller 1. fıkrada üç bent halinde sayılmıştır. Devamında, maddenin 2. fıkrasında ise, doktrine göre numerus clausus olmayan bir şekilde sayılmış olan ve 1. fırka kapsamında belirlenen haller kapsamında kabul edilen ve bu sebeple de yasaklanabilen haller beş bet halinde sıralanmıştır. Son fıkrada ise, ilgili maddede belirtilen hakların, markanın tescil edilmesinden sonra kullanılabileceği, zira markadan kaynaklanan hakların üçüncü kişilere karşı markanın tescilinin ilanından sonra hüküm ifade ettiği kabul edilmektedir. Marka sahibinin, markasının kullanılmasına müdahale edemediği ve engelleyemeyeceği durumlar olduğu gibi, bazı hallerde de marka tescilinden doğan koruma kendiliğinden sınırlandırılmış veya sona ermiş olabilmektedir. İlk olarak bazı hallerde, üçüncü kişilerin markayı kullanımları yasal kullanım olarak kabul edilmekte olup, bu kullanımların tecavüz oluşturmadıkları düzenlenmiştir. KHK'nın 12. maddesinde düzenlenen marka hakkının kapsamında kabul edilen istisna, KHK'nın 10. maddesinde düzenlenen markanın sözlük veya başvuru eserlerinde kullanılabilmesi hakkı ve KHK'nın 13. maddesinde düzenlenen marka hakkının tükenmesi ilkesi, bu hallerden en önemli ve esaslılarını oluşturmaktadır. Diğer yönüyle baktığımızda ise, markanın kullanmama sebebiyle koruma dışı kalması, markanın hükümsüz kılınması sebebiyle geçmişe etkili olarak marka hakkının korunmasının ortadan kalkması, marka hakkının sona ermesi ve sessiz kalma yoluyla hak kaybı, zamanaşımı veya inhisari lisans verilmesi yoluyla gerçekleşebilen diğer sınırlandırma hallerinin gerçekleşmesi halinde ise, marka sahibinin artık marka tescilinden kaynaklanan bir hakkı ve dolayısıyla da korumasının söz konusu olmadığı kabul edilmektedir.Anahtar Sözcükler1. Marka koruması2. Koruma kapsamı3. Tescilden doğan haklar4. Koruma istisnası5. Tecavüz oluşturmayan haller
Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası
Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası'nın anlatıldığı bu tez 2 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın oluşum süreci ile ilgili olarak savunma ve güvenlik konularının Avrupa'da ortaya çıkışı ve takip eden gelişmelerden bahsedilmiştir. Daha sonra kurucu antlaşmalarda değişiklik getiren düzenlemeler ve Avrupa Birliği Zirvelerinde alınan kararlar ışığında güvenlik ve savunma konularına ilişkin gelişmeler, getirilen yenilikler ve öngörülen kurumsal yapıdan bahsedilmiştir. Tarihsel süreçle beraber temelleri atılan bu politika, Avrupa Tek Senedi ile hukuki kimlik kazanmıştır. Daha sonra Maastricht Antlaşması ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturulmuş ve bu düzenlemeler Amsterdam ve Nice Antlaşmaları ile gelişerek Avrupa Birliği Zirvelerinde alınan özellikli kararlarla desteklenmiştir. İkinci bölümünde ise Birliğin amaçları ile nihai kurumsal yapısı konusunda düzenlemeler içeren Anayasal Antlaşma Taslağı incelenmiştir. Yürürlüğe giremeyen Anayasal Antlaşma Taslağı'na Lizbon Antlaşması'nda birçok düzenlemeye temel oluşturduğundan dolayı geniş yer verilmiştir. Güvenlik ve savunmaya ilişkin olarak AB Dışişleri Bakanlığı, genişletilmiş işbirliği, dayanışma hükmü ve işleyişe ilişkin diğer düzenlemelerden bahsedilmiştir. Daha sonra ise yeni bir antlaşma niteliğine sahip olmayıp mevcut Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Toplulukları Antlaşmasını değiştiren hükümler getiren Lizbon Antlaşması ele alınmıştır. Lizbon Antlaşması'nın Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının adını "Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası" olarak değiştirmesi başta olmak üzere Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği, hükümetlerarası işbirliği ve oybirliği kuralı, kalıcı yapısal işbirliği ve dayanışma hükmü hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra karar alma konusunda yetkili organlardan başlamak üzere çekimserlik, kalıcı yapısal işbirliği ve dayanışma halinde karar almada izlenecek yöntem, nitelikli çoğunlukla alınan kararlar ile ikincillik ve orantısallık ilkeleri hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın en sonunda ise kurumsal yapı ve politikanın işleyişine ilişkin bilgi verilmiş olup hemen ardından genel bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası2. Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası3. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası4. Avrupa Birliği'nde Güvenlik ve Savunma5. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği
Türk Vergi Hukukunda ve Avrupa Birliğinde gümrük vergisi uyuşmazlıkları ve analizi
Tarihin en eski vergi kalemlerinden olan ?gümrük vergileri? öncelerimali amaçlarla devletlere gelir sağlama gayesiyle konulmuş ancak zamanlaortaya çıkan yeni vergilerle bu amacından uzaklaşmıştır. Günümüzde,ihracatı teşvik edip ithalatı kısarak yerli üretimi koruma ve desteklemeuluslararası yapılan birlik anlaşmaları gümrük vergilerinin alınmasının temelsebepleridir.Gümrük vergisi ve gümrük vergisi uygulamasında ortaya çıkanuyuşmazlıklar Avrupa Birliği'ne giriş sürecimizde oldukça önemli ve güncel birkonudur. Avrupa Birliği'ne üyelik konusunda ülkemiz tercihini belirlemiş ve budoğrultuda mali uyumlaştırma bakımından öncelikle gümrük vergisiuygulamasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin düzenlemeleryapmaktadır. Gümrük vergisinin uluslararası niteliğinin bulunması sebebiyleortaya çıkan uyuşmazlıklarının çeşitli olması bu alandaki çalışmalarıyoğunlaştırmıştır. Gümrük Birliği ile birlikte Türkiye, AB mallarını sıfırgümrükle ithaline ve AB'nin belirlediği üçüncü ülkelere karşı uygulanacakOrtak Gümrük Tarifesine uyma yükümlülüğüne girerek; AB lehine Türkiyealeyhine ticaretin gelimesine olanak tanımış ve aynı zamanda sıfırlanangümrük vergileri ile birlikte, kamu gelirleri içerisinde önemli yeri olan gümrükvergi gelirleri kaybına uğramıştır. Türkiye'nin , Avrupa Birliği'ne tam üyeolmadığı halde Gümrük Birliği'ne giren ve AB'nin tüm uygulamalarını kabuletmesi, AB'ye üye ülkelerde farklı dolaylı vergi uygulaması bulunması,vergilendirme yetkisine ilişkin sınırlandırmalar, gümrük vergisi kaybına sebepolan eylemler ve Türkiye'nin gerek gümrük vergisi düzenlemeleri gereksegümrük idaresi konusunda yaşadığı ulusal boyuttaki sorunları gümrük vergisiniolumsuz etkilemektedir.Tüm bu sebeplerle, gümrük mevzuatının değişen ve gelişen ekonomikyapı içerisinde tekrar ele alınarak özellikle VUK ile daha fazla bir uyum186içerisinde olacak şekilde ülke çıkarlarının da ön planda olacağı gereklideğişikliklerin yapılması yerinde olacaktır.
AB ve Türk Hukuklarına göre internet ortamında fikrî mülkiyet haklarının ihlâli
Günlük hayatımızın her alanında kendine yer bulan internet, hayatımızı oldukça kolaylaştırmaktadır. Ancak bu teknolojik değişim, bazı konularda çözümü zor problemler de ortaya çıkarmaktadır. Özellikle fikrî haklar alanında ortaya çıkan yeni eser türleri veya teknolojiye uyum sağlayarak eserlerin şekil değiştirmesi, çoğaltma, kopyalama, yayma gibi eser sahibi ve bağlantılı hak sahiplerinin haklarının ihlâlinin internetin ortaya çıkışından beri hızlı biçimde artması en önemli problemlerden birisidir. Bunlar için henüz yeterli ve etkili hukuki ve teknolojik koruma sağlanamaması ise problemin diğer odak noktadır. Konunun sınıraşan karakteri de öngörülen tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmaktadır.Bu bağlamda Avrupa Birliği etkili düzenlemeler için önemli adımlar atmıştır. Bu alanda yapılacak düzenlemelerin yalnızca millî hukuk düzeyinde kalmaması, aynı zamanda uluslararası alanda geçerliliği olan düzenlemeler olması önem taşımaktadır. İnternet ortamında fikrî hakların ihlâli sebebiyle ortaya çıkan problemlerin çözümü zorunludur, çünkü problem birliğin temel amaçlarından olan serbest dolaşımı aksatmaktadır. Bunun için Avrupa Birliği direktifler veya tüzükler gibi topluluk araçlarını kullanarak üye ülke hukuklarını uyumlaştırmaktadır.Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinde bulunan Türkiye de iç hukukta yer alan düzenlemeleri bu direktif ve tüzüklere uygun hale getirmektedir. Bu çalışmada, internet ve fikrî hakların ihlâli arasındaki bağlantıyı Avrupa Birliği hukuku ve Türk hukukuna göre incelemeye çalıştık.
Sigortacılık işlemlerinde rekabetin korunması
?Sigortacılık İşlemlerinde Rekabetin Korunması? konulu tezimizin ilk bölümünde, rekabetin ve sigorta sözleşmesinin kavramsal çerçevesi tanıtılmış, rekabet kavramının ortaya çıkış sebepleri ile sigortacılık alanı ve rekabet kavramı arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu bölümde, teşebbüs birliklerinin uyumlu eylemlerinin, anlaşmalarının ve kararlarının, rekabet ihlâllerinin ortaya çıkmasına yol açmaları ve hakim durumun kötüye kullanılmasının üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, bu rekabet ihlallerinin, rekabet hukukunda ?muafiyet sistemi? ile hukuka uygun duruma getirilebilmesi için gerekli şartlardan bahsedilmiştir.Tezin ikinci bölümünde sigortacılık işlemlerindeki rekabet koşullarına ve bankaların sigortacılık işlemlerine yönelik Türkiye'deki hukuki durumu incelenmiştir. Ayrıca, bankaların, kredi vermiş olduğu müşterilerini kendilerinin belirlediği sigorta şirketlerine hayat sigortası yapmasının bir rekabet ihlali olup olmadığı, Danıştay'ın ve Rekabet Kurumu'nun görüşleri çerçevesinde detaylı olarak irdelenmiştir.Üçüncü bölümde, sigorta sektöründe grup muafiyeti, Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemeler ile Türk hukukundaki düzenlemeler karşılaştırılarak incelenmiştir. Buna göre, Avrupa Birliği kapsamında yer alan üç düzenleme ayrıntılı olarak ele alınmış olup, Türk hukukunun bu üç düzenlemeden nasıl etkilendiği değerlendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Sigorta2. Rekabet3. Rekabet İhlalleri4. Rekabetin Korunması5. Muafiyet6. Grup Muafiyeti
Avrupa Birliği Hukukunda fikri haklar
Çalışmamız kapsamında Fikri Hakların, Avrupa Birliği Hukuku'nda Avrupa Birliği Direktifleriyle yapılan yasalaştırma sürecinde Türkiye'nin durumu ve uyum süreci incelenmektedir. Çalışmamızın giriş bölümünde Fikri Haklar kavramı ve önemi hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, genel olarak Fikri Hakların içeriği ve Türk Hukuku'ndaki yeri incelenmektedir. İkinci bölümde ise Avrupa Birliği Hukukunda Fikri Haklara ilişkin düzenlemeler ve Türk Hukukunun bu düzenlemeler karşısındaki durumu ve uyumu amacıyla yapılan yasal değişiklikler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.
Avrupa Birliği Hukukunda patent hakkı ve korunması
Fikri mülkiyet hakları, günümüzde son derece öneme sahip konulardan birisidir. Küreselleşmen etkisi ile konu dünya çapında ilgi görmeye başlamıştır. Fikri mülkiyet hakları ile ilgili birçok uluslararası antlaşma imzalanmıştır. Yapılan bu çalışmalar ile bölgesel düzeyde korumalar sağlanması amaçlanmıştır. Bu sayede buluş özendirilmiş, teknolojik gelişmeler sağlanmış ve ülke ekonomileri gelişmiştir.Fikri mülkiyet, sınaî hakları ve telif haklarını kapsayan haklar bütünüdür. Avrupa Birliği mevzuatı çerçevesinde ise fikri mülkiyet hakları; patentler, tasarım, ticari markalar, telif hakları, ticari sırlar ve yarı iletkenlerin topografyaları gibi piyasa düzenini doğrudan etkileyen unsurları kapsamaktadır. Fikri mülkiyet hakları, sınaî haklar ve telif hakları olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır.Sınaî mülkiyet kavramı, sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve ürünü satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir hakkın tanımıdır. Sınaî mülkiyet hakları kapsamında patentler, markalar, endüstriyel tasarımlar, coğrafi işaretler ve entegre devrelerin topografyaları yer almaktadır.Tez konusu olan patent hakkı ve korunması, fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak önem arz eder. Bu açıdan patent hakkı dünya devletleri tarafından üzerinde sıklıkla durulan konulardan birisidir.Fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak, Avrupa Birliği içerisinde de yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalara halen devam edilmektedir. Burada amaçlanan, birlik içinde tek tip bir korumanın sağlanmasıdır. Yapılan çalışmalar sonucunda, Topluluk Tasarımı ve Topluluk Markası kavramları oluşturulmuştur. Aynı şekilde bir Topluluk Patenti oluşturma çabası halen devam etmektedir.Konuyla ilgili olarak 1997 yılında Komisyon tarafından bir Yeşil Belge çıkartılmıştır. Bu belge ile Birlik dahilinde ortak bir patent koruma mekanizması yaratılması amacıyla tartışmalar açılmıştır. Bu gelişmenin ardından 2000 yılında Komisyon konuyla ilgili bir Tüzük Tasarısı çıkarmış ve ortak bir patent koruması ile ilgili yeni bir mevzuat oluşturulmaya başlanmıştır. Hazırlanan bu tüzük tasarısında Topluluk Patent Antlaşması esas alınmış ve Birlik çapında ortak patent koruması sağlanmaya çalışılmıştır.Ülkemiz açısından bakıldığında ise fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak halen devam eden düzenlemeler olduğu görülmektedir. Özellikle Gümrük Birliği'ne giriş sürecinin ardından çalışmalar hız kazanmıştır. Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde, mevzuat uyumlaştırma çalışmaları kapsamında, yapım aşamasında olan bir Patent Kanunu Tasarısı bulunmaktadır.ANAHTAR SÖZCÜKLER1.Fikri Mülkiyet Hakları2.Fikri Mülkiyet Haklarıyla İlgili Antlaşmalar3.Patent Hakkı4.Avrupa Birliği Hukuku ve Patent Hakkı
Avrupa Birliği Hukukunda malların serbest dolaşımında eş etkili önlemler
AB'nin temeli olan Gümrük Birliği'nin sorunsuz ilerleyebilmesi için gümrük vergilerinin ve buna eş etkili vergilerin ve miktar kısıtlamalarının ve buna eş etkili önlemlerin kaldırılması zorunludur.Gümrük vergileri ve buna eş etkileri vergilerin uygulanması ATA m.25 ile miktar kısıtlamaları ve buna eş etkili önlemlerin uygulanması ise ATA m.28 ve m.29 ile kaldırılmıştır. Buna rağmen üye devletler çeşitli amaçlarla ve korumacı politikaların bir sonucu olarak eş etkili önlem uygulamasına başvurabilmektedir. Gümrük vergisine eş etkili vergi uygulamasının istisnası olmamasına rağmen, miktar kısıtlamasına eş etkili önlem uygulamasının gerek ATA m.30'da sayılan gerekse ATAD içtihatlarıyla düzenlenen bazı istisnaları mevcuttur. Uygulamada eş etkili önlemlerle ilgili sorunlar devam etmektedir. Sorunun çözümü AB çapında mevzuat uyumlaştırması yapılmasıyla mümkün olabilecektir. Ancak üye devletler çeşitli nedenlerle bu konuda isteksiz davranmaktadır.Bu tez eş etkili önlem uygulamalarının malların serbest dolaşımına yaptığı olumsuz etkiye dikkat çekmeyi ve eş etkili önlemlerin kaldırılmasının gerek AB ve gerekse Gümrük Birliği üyesi olan ülkemiz açısından taşıdığı önemi vurgulamayı amaçlamaktadır.Anahtar Sözcükler1. Malların Serbest Dolaşımı2. Gümrük Vergilerine Eş Etkili Vergiler3. Miktar Kısıtlamalarına Eş Etkili Önlemler4. Malların Serbest Dolaşımının Engellenmesi5. Gümrük Birliği
Protection of AI-generated products and examination within the context of the European Union and Turkish copyright laws
Since its discovery, artificial intelligence (AI) has demonstrated rapid development, and AI-based solutions have begun to play a significant role in all aspects of human life. Artificial intelligence, which can be defined as computer programs aimed at mimicking human behaviour and performing activities carried out by humans through machines, has particularly started to create works in the field of art in recent years. This has led to confusion in terms of copyright, and questions regarding whether copyright can be established on these works and the potential consequences of the decisions made have transformed into a structure that occupies intellectual property experts and lawmakers. This study aims to examine the existence and limits of copyright protection on AI-generated works within the framework of the laws currently in practice in the European Union and Turkish Law. In this regard, firstly, the current copyright rules have been examined, the limits of human intervention in works produced by AI have been classified, and finally, efforts to determine the existence of copyright protection for AI-generated works in different situations have been presented. As it is still an unresolved dilemma, this study also includes the approaches of some countries that are not covered within the scope of the thesis and. The proposals presented have been scrutinized, considering the ethical discussions. Keywords: Artificial Intelligence, Intellectual Property Rights, Copyright, Work, Authorship.
Türk Anayasa yargısında düşünceyi ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla karşılaştırılması
KILDAN, İsmail Turgut. Türk Anayasa Yargısında Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarıyla Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Bu tez, Türkiye'de ifade özgürlüğünü, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü ve sınırlarını, ifade özgürlüğü hakkında Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının karşılaştırılmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Türkiye ile ilgili ifade özgürlüğü ihlallerinin hangi sebeplerden kaynaklandığını belirlenmeyi amaç edinmiştir.Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır, tezin birinci bölümünde, ifade özgürlüğünün uluslararası insan hakları belgelerinde düzenlenişi, Türk Anayasa Yargısında ifade özgürlüğünün tarihsel gelişimi ve 1982 Anayasası'nda ifade özgürlüğünün sınırları ve sınırlamanın sınırları ile TCK'nın 301. maddesi incelenmiştir.İkinci bölümde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğünün kapsamı ve unsurları ile Sözleşmede ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise ifade özgürlüğü hakkında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'deki ifade özgürlüğü ihlalleri iddiaları ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, bu kararlar karşılaştırılmış, Türk Yargısı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hangi konularda farklı olduğu ve çözüm yolları çalışmaya yansıtılmıştır.Sonuç olarak ifade özgürlüğünün önemi, hangi durumlarda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebileceği ayrıntılı olarak ele alınmış, İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre meşru kabul edilebilmesi için, bu müdahalenin, sözleşmenin 10/2. maddesindeki nedenlerden birine dayanması, demokratik toplumda gerekli olması, sınırlamanın meşru bir amaç için ve kanunla öngörülmüş olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. İfade Özgürlüğü2. İnsan hakları3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi