Ancient Ages

114 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri

Geleneksel toplumlarda ve modern toplumlarda etiğin ve ahlakın nasıl temellendirildiği, nasıl bir dönüşüm geçirdiği araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Geleneksel toplumların temel dinamiklerinin anlaşılması için antik dönemdeki tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın bütünselliğinin korunması için ise güncel tartışmalara yer verilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde, Akıl'ın, Tanrı'nın, Doğa'nın ve Sözleşme'nin etiğin ve ahlakın kaynağı olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Zamanla bu unsurların önemlerinin azaldığı; buna bağlı olarak da, bireylerin ciddi dönüşümlerle, risklerle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.

AhlakAntik ÇağAristoteles+6
Mustafa Solmaz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluğu'nda Maniheizm (MS III. - VI. yüzyıllar)

Bu araştırmada, milattan sonra üçüncü yüzyılda ortaya çıkışıyla birlikte Mezopotamya'dan başlayarak Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde Batı dünyasına yayılan Maniheizm'in, Roma coğrafyasında geçirdiği tarihsel süreç ve bu sürece etki eden dinî-siyasî faktörler incelenmiştir. Maniheizm üzerine yapılan araştırmalar kapsamında iki farklı disiplini birbirine bağlayan bu araştırma, bir yandan Maniheizm'in Roma İmparatorluğu'ndaki tarihini ve erken dönem Hıristiyan geleneğiyle olan etkileşimini inceleyerek Dinler Tarihi araştırmalarına, diğer yandan dönemin dinî atmosferinin anlaşılmasına yönelik yeni bakış açıları ortaya koyarak Roma Tarihi üzerine yapılacak geç antikçağ araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak araştırmaya yönelik bulgular ele alınırken deskriptif yöntem, klasik tarih ve karşılaştırmalı tarih metotları ile antik metinlerde yer alan bilgilerin tarihsel bir perspektif içerisinde doğru şekilde yorumlanmasına imkân veren metinsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; ayrıca fenomenolojik yöntemin aşamalarından biri olan empatik yaklaşım metoduna başvurulmuştur. Araştırmanın temel problemini, Maniheizm'in Roma coğrafyasına ne zaman ve hangi yollarla girdiği, imparatorluk sınırları içerisinde hangi bölgelere kadar ulaştığı, toplum üzerinde ne düzeyde etkili olduğu ve Roma İmparatorluğu'na oldukça hızlı giriş yapan bu dinî geleneğin, yine benzer bir hızla bu topraklardaki etkisini kaybedişinin hangi etmenlere bağlı olarak gerçekleştiği hususları oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın birinci bölümünde öncelikle Maniheizm'in ortaya çıkışı, bu sırada Roma İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî durum ile Maniheist geleneğin Roma topraklarına yayılmasını sağlayan misyon anlayışı incelenmiş, ardından Maniheist misyonerlerin hangi yolları kullanarak Roma coğrafyasına girdiği ve bu coğrafyada hangi bölgelere kadar ulaştığı konusu ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise Maniheizm'in hangi etmenlere bağlı olarak Roma topraklarındaki ivmesini kaybettiği hususuna değinilmiştir. Bu etkenlerden ilkini, Hıristiyan din adamlarının Maniheizm karşıtı mücadelesi; ikincisini ise Roma imparatorlarının Maniheizm'e yönelik izlediği siyaset oluşturmaktadır. Buna dayanarak ikinci bölümde Hıristiyan kilisesinin Maniheistlere karşı verdikleri mücadele ile onlara karşı çıkma gerekçeleri tartışılmış; üçüncü bölümde ise İmparator Diocletianus'tan (285-305) Iustinianus'a (527-565) kadar geçen yüzyıllar içerisinde değişen ve giderek yoğunlaşan Maniheizm karşıtı Roma yasaları ve bunların Maniheistlerin ilerleyişi üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, gelişmiş ve sistematik bir misyon anlayışı benimseyen Maniheist geleneğin alışılagelen inançları yok etmediği, aksine tam da ihtiyaç duyulan bireysel kurtuluşa önem verdiği için Roma toplumu içerisinde hızlı bir şekilde kabul gördüğü ve sahip olduğu gelişmiş misyon anlayışı sayesinde Mezopotamya'dan başlayarak Suriye, Mısır, Filistin, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Afrika, İtalya, İspanya ve Galya'yı da içine alacak şekilde dönemin tüm Roma eyaletlerine ulaştığı saptanmıştır. Maniheizm'in üç yüz yıl boyunca varlık gösterdiği Roma topraklarındaki etkisini kaybedişinin ise, Roma iktidarı ve Kilise arasında kurulan ittifakın bir sonucu olarak gerçekleştiği görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Dinler Tarihi, Geç Antikçağ, Maniheizm, Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlık

Antik ÇağDin felsefesiDinler tarihi+4
Dilâ Baran Tekin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Antik Çağ mozaik döşemeleri üzerinde Kantharos tasarımları ve ikonografisi

Kantharos, Antik çağda sıkça kullanılmış bir kap formudur. İçki kabı olarak bilinen kantharos Tanrı Dionysos'un atribütüdür. Kantharos tasviri birçok alanda olduğu gibi mozaikler üzerinde de sıkça kullanılmıştır. Bazen süsleme elemanı bazen de ana tema olan mozaikler üzerindeki kantharos tasarımları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Basit süsleme elemanı olarak kullanılan kantharos tasarımları, Geç Antik Çağ'da Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla ikonografik açıdan büyük önem kazanmıştır. Kantharos bu dönemde Hıristiyanlığın babası olan Hz. İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bu tezde Geç Antik Çağ'a tarihlenmiş mozaik döşemeler üzerindeki kantharos tasarımlarının hem tipolojik hem de ikonografik açıdan incelenmesi amaçlanmıştır.

Antik ÇağGeç Antik DönemKantharos+5
Elif Çalık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Yunan toplumunda kölelik

Kölelik, insanın var olduğu en eski çağlardan bu yana varlığını sürdüren ve temeli toplumsal sınıf ayrımına dayanan bir sistemdir. İlk olarak Eski Mısır'da M.Ö. 4.000'li yıllarda köleliğe dayalı bir insan varlığına rastlanmaktadır. Eski Mısır dışında Babil, Asur, Hint ve Eski Yunan uygarlıklarında kölelik insanlar arasında yer bulan bir tarihsel-toplumsal olgu olmuştur. Eski Yunan Toplumunda Kölelik başlığını taşıyan çalışmamızın amacı, Eski Yunan uygarlığı gibi özgür düşünce üzerine derin çalışmaların yapıldığı bir uygarlıkta, köleliğin ne şekilde başladığını, yanı sıra siyasi otoriteden nasıl etkilendiğinin gelişim çerçevesini belirlemek ve bu bağlamda kölelerin durumunu ele almaktır. Eski Yunan Toplumunda Kölelik çalışmamızda öncelikle temel kaynaklar olan dönem filozoflarına (Platon, Aristo vb.), Antik dönem belgelerine, daha sonra da bu belgeler üzerinde çalışan araştırmacıların eserlerine başvurmak suretiyle bu metin üretilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eski Yunan, Kölelik, Eşitsizlik, Eski Mısır, Uygarlık.

Antik YunanAntik ÇağKölelik+1
Defne Yılmazcan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma'nın doğu sınır birliklerinin sefer organizasyonu (M.Ö.1. yüzyıl-M.S. 3. yüzyıl)

Fikrî temelleri, Nero Dönemi'nde Corbulo tarafından yürütülen Parth ve Armenia seferleri sırasında atılan ve Flaviuslar Dönemi'nde hayata geçirilen Fırat sınırını güçlendirme politikası kapsamında; Roma'nın Suriye, Kommagene, Kappadokia ve Armenia Minor eyaletleri ile Pontos kıyılarında bir dizi lejyon garnizonu ve yardımcı birlik kalesi kurulmuş ve bölgeye yeni askerî birlikler konuşlandırılmıştır. Bu çalışma; antik kaynaklar, epigrafik, arkeolojik, kısmen de nümismatik veriler ve modern literatür ışığında; söz konusu askerî birliklerin sefer organizasyonunu ele almaktadır. Bu bağlamda Roma sınır birliklerinin operasyon için kullandıkları ana ve tali yollar yanında stratejik geçiş güzergahları, ikmal ve iaşeyle birlikte gerekli silah ve teçhizatın tedariki, farklı amaçlara yönelik hayvan temini, kalabalık askerî birliklerin hijyen ve sağlık problemlerine yönelik tedbirler tüm ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur.

Antik ÇağAskeri sınır bölgesiFırat Nehri+3
Erdal Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

MTR (Sinop-Kefevi) toplumunda aneminin biyoarkeolojik tespiti ve sosyokültürel yaklaşımı

Antropoloji bilimi genel anlamda insanları birçok yönüyle ele alarak değerlendirir. İnsanı ayakta tutan vücudunun en sağlam yapısı olan iskelet yapısı yaşadığı dönem içerisinde sürdürmüş olduğu yaşamın nasıl geçtiğine dair birçok bilgiler barındırmaktadır. Bilindiği üzere kemiklerin bozulmadan bulunduğumuz güne kadar korunarak geldiği için buda bize geçmiş dönemde yaşamış olan toplumlar hakkında önemli bilgiler sağlar. Ele geçen iskeletlerin paleopatolojik açıdan incelemeleri yapılan dönem toplumların sağlık yapıları ya da farklı hastalıklara maruz kalıp kalmadıkları bunu yanı sıra bir salgın hastalığının var olup olmadığı, bireylerin olası ölüm nedenleri bulunabilmektedir. Yapılan araştırmalar dönem hakkında fikir almamız için yol göstermektedir. Kemik üzerine yansımış olan hastalıklardan biri ise anemidir. Anemi göstergesi olarak kemik üzerinde varlığını gösteren bu hastalık üç farklı yöntemle açığa çıkar bunlar; Cribra Orbitalia, göz tavanında meydana gelen küçük delikler şeklinde ortaya çıkar, kafatasında oluşan Protic Hyperostosis ve kafatasında Diploe Kalınlaşmasından yola çıkılarak aneminin varlığı tespit edilebilir. Bu çalışmada Anadolu coğrafyasının Kuzeyinde yer alan Sinop ili Kefevi nekropolü mahallesinden gün yüzüne çıkarılan iskeletlerden oluşmaktadır. 2016 yılında Sinop İl merkezinde gerçekleştirilen kazılar neticesinde Kefevi Mahallesi Nekropolü (MTR) kurtarma kazında elde edilen 30 kadın birey, 41 erkek birey, 25 çocuk birey, 6 adölesan ve 6 bebek birey olmak üzere 108 bireyde inceleme yapılmıştır. Bu iskeletler üzerinde farklı palepatolojik hastalıklara bakılmıştır. Bu çalışmalarda tezin konusunu oluşturan aneminin tespiti için, kafatası üzerinde Cribra Orbitalia, Protic Hyperostosis ve Diploe Kalınlaşmalarına bakılmıştır. Varılan sonuçlar neticesinde Anadolu toplumlarında bu hastalıkların oranları ile karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucu toplumun, Bizans Dönemi Kefevi Nekropolü bireylerinde Cribra Orbitalia ve Diploe Kalınlaşması %27,80 (30/108) oranında hesaplanırken Protic Hyperostosis %50,92 (55/108) olarak hesaplanmıştır. İskeletler üzerinde belirlenen anemi hastalığı başka Anadolu toplumlarıyla birbiriyle olan benzerlikleri ve farklılıkları Sinop Kefevi antik toplumunun sosyo-kültürel yapısı beslenme şekilleri ortaya çıkarılmıştır.

AnemiAntik ÇağAntropontoloji+7
Tuğçe Orhan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Hellen ve Roma toplumlarında büyü ve kehanet

İnsanın yaşamı boyunca üzerinde yaşadığı dünyada, karşılaştığı zorluklarda ya da karar verme aşamalarında ihtiyaç duyduğu kendisinden daha üstün olan bir varlığa yaklaşma durumu, doğaüstü alana ait varlıkları tanımasına sebep olmuştur. Onlara karşı gösterdiği titizlik ve memnun etme çabası, bu varlıkları kutsal hale getirmiştir. Kutsal olana yaklaşarak, kendisinin ya da devletinin geleceğini öğrenmek isteyen insan, kehanet büyülerine başvurmuştur. Büyü metinlerinin içeriği, kullanılan malzeme ve tanrı ya da tanrıçaların mitosları ile bağlantıları, bu durumu anlamada daha da yardımcı olmuştur. Bu çalışmada, Antik Hellen ve Roma toplumlarında ve söz konusu bölgede kehanet ve büyü kavramlarından bahsedilerek, gerçekleştirilen kehanet büyülerinin içeriği, uygulanışı ve malzemeleri ile birlikte toplum, birey ve devlet üzerindeki yerine değinilmiştir. Çalışma boyunca papirolojik ve klasik kaynaklardan faydalanılarak gerçekleştirilen ritüellerin mitolojik yönleri değerlendirilmiş, bu bağlamda kurulan ilişki üzerinden büyü metinleri içerisinde ismi geçen kutsal varlıklar ve malzemeler aracılığıyla bölgedeki Hellenizm ile birlikte varlığına devam eden yerel kültürlerin senkretik yapıları incelenmiştir.

Antik ÇağBüyüHalk inançları+4
Ozan Sülün
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik çağ'dan bugüne Anadolu medeniyetlerinde yaşayan farklı toplumlardaki antropometrik ve radyolojik değerler

Boy uzunluğu, toplumlar hakkında bilgi vermesi açısından literatürde önemli bir parametre olarak kabul edilmiş ve birçok araştırmacı iskelet kalıntılarından boy uzunluğu tahmini için farklı yöntemler geliştirmiştir. Günümüzde kullanılan ve geçerliliğini koruyan çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu projede ilk aşamada, günümüz populasyonundaki yetişkin bireylerin kemik radyografilerinden elde edilen ölçümlerle boy uzunluğu regresyon denkleminin oluşturulması, daha sonra bu denklemin Antik dönemde yaşamış toplumlara ait yetişkin isketlere uygulanması ve değişik boy uzunluğu tahmin yöntemleri ile kıyaslayarak iskelet boylarındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Van ve Kütahya bölgelerinde yapılan kazılardan elde edilen eski Anadolu toplumlarına ait 158 (84 erkek, 74 kadın) iskelet ile günümüz toplumundaki 167 (97 erkek, 70 kadın) sağlıklı bireyin radyografik görüntülerden alt ve üst ekstremitede bulunan altı uzun kemiğin (humerus, radius, ulna, femur, tibia ve fibula) maksimum uzunluk ölçümleri alınmıştır. Populasyonumuza ait bireylerin maksimum kemik uzunluklarından boy uzunluğu tahmini için doğrusal ve çoklu regresyon denklemleri oluşturulmuştur. Bu denklemlerde standart hata 1,68-4,09 cm aralığında bulunmuştur. Ayrıca toplumumuzdaki kadın ve erkeklerde, boy uzunluğu ile sağ maksimum humerus uzunluğu ölçümleri arasında yüksek bir pozitif korelasyon görülmüştür. Çalışma sonucunda, elde ettiğimiz regresyon denklemleri boy uzunluğu tahmininde oldukça güvenilir ve başarılı sonuçlar vermiştir. Bu denklemler özellikle ülkemizde yapılan kazılarda elde edilen tarih öncesinde yaşamış toplumlara ait boy uzunluğu tahmininde bize oldukça kolaylık ve tahmin doğruluğu sağlayacaktır.

AnadoluAntik ÇağAntropometri+6
Ahmet Kürşad Açıkgöz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik kültürlerde başlıklar

Bedeni saran giysiler kadar, baş üzerinde taşınan başlıklar ve çeşitli süsler, giyim kuşamın önemli parçalarıdır. Tarih boyunca çeşitli amaçlarla başlıklar kullanılmıştır. Bunlar kimi zaman bir statü sembolüyken, kimi zaman da yalnızca iklim ve coğrafi koşullara göre uygun olarak biçimlendirilmiş ve başı korumak için kullanılmıştır. Tapınak görevlileri, askerler, kurtizanlar, sporcuların ve gündelik yaşamda erkek ve kadınların başlarında başlıklar, kurdeleler, taçlar, çelenkler taşıdıkları bilinmektedir. Bu kullanımların bir kısmından antik yazarlar söz etmektedir ve çok sayıda arkeolojik eserde (heykel, kabartma ve portrelerde, seramik, sikke, fresko ve mozaiklerdeki betimlemelerde) görülebilmektedir. Ayrıca mezarlardan gelen veriler de önemlidir. Çalışmamızda antik dönemdeki çeşitli kültürlerde (Mısır, Mezopotamya, Anadolu, İtalya gibi) kadın ve erkek başlarında kullanılan başlıklar, taçlar, çelenkler ve çeşitli süsleme nesneleri sınıflandırılmaya ve ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmış; sembolik anlamları, kültürlerarası etkileşim ve sosyo-kültürel açıdan önemleri üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Antik, Başlık, Kültür, Kostüm.

Antik kültürAntik ÇağBaşlıklar+4
Nevin Eyidoğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Eskibatı dünyasında intihar

İntihar, tarih boyunca çeşitli yaklaşımlar ile günümüze değin varlığını korumuş bir eylemdir. Bu tez kapsamında Hellen ve Roma geleneğinde intihar eyleminin izleri saptanarak dönemin yaşam ve ölüm ilişkisinin siyasi, kültürel, sosyal bağlantıları anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu tezin amacı intihar olgusu üzerinden her birey için ortak olan yaşam ve ölüm gerçeğinin Antik Dönemde algılanışını kavramak ve kaynaklar doğrultusunda bireyi ölümü seçmeye yönlendiren sosyal, siyasi yahut kültürel yönlendirmenin çerçevesini oluşturmaktır.

Antik kültürAntik ÇağEski Çağ+4
Tuğçe Işık
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Antakya: Kuruluşundan İslam fethine kadar

Antakya founded by Seleucids B.C. 300 was one of the biggest cities of the world during Antiquity and medivial ages.During this era Antakya was cultural, commercial and religious centre of the Eastern world. Antakya was invaded by Emperor Pompei B.C 64.Thus in Antakya Reign of Roman commenced.This period lasted until the Muslims conquest A.D 636.With the conquest of the city by Emperor Pompei it was ruled as an autonomous city within the empire. In Antakya history one of the most eminent events During the rerign of Emperor Caligula desciples of Jesus Christ Saint Barnabas,Pavlos and Peter settled in the city to emit the Christianity As a result of the missionary services done by these saints they could congregate a mass which is called for the first time as Christians.Thus Christianity spread throughout the Roman World. A.D 37 during the Spread of Christianty in Roman territory Christians saw an unprecedented salughter and torture.In A.D 313 with the Great Constantin's Milan Decree Christians were relieved of torture inflicted by the Roman Emperor. Roman Emperors used Antakya as a military base. On the 20 August 636 Antakya was conquered by Ebu Ubeyde Bin Cerrah. Thus Roman Reign ended and Muslims started to rule Antakya. Antakya profusely bears the features of the era which was the pivot of many cultural and religious observations and events of the most significant events was Olympic Games held in Antakya during Roman Times. Edifices built then were the best manifest of Greek and Roman civilization.Those collosial buildings were a Palace, stadiums, agoras, a Hippodrome. Because seven big earthquakes took place in Antakya it had to be rebuilt seven times. At present time in Antakya these buildings are completely destroyed. If these buildings had survived Antakya would be the biggest open air museum at present day. The principal objective of this work is to shed light on cultural inheritance of Antakya between B.C. 300 and A.D. 636 and make it known in the world history 154

Antik ÇağBizans DönemiOrta Çağ+1
Gürhan Bahadır
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Antikçağ'dan Ortaçağ'a hayvanlar

Günümüzden binlerce yıl önce, insanın doğaya değil, doğanın insana hükmettiği dönemde, insanoğlunun yaşam savaşında ve yeryüzünde bir yer edinme yolunda en önemli öğretmenlerinden biri hayvanlar olmuştur.Vahşi doğa ile olan mücadelesinden galip çıkan insan Gordon Childe'ın Neolitik Devrim adını verdiği atılımla doğa üzerindeki hegemonyasını pekiştirmiştir. Bu safhada insanoğlunun karşısına yine hayvanlar çıkmaktadır. Hayvanlarla olan mücadelesi boyunca kolektif yaşamın önemini ve gerekliliğini öğrenmiş olan insanın toplum düzenini meydana getirmesiyle, ilk medeniyetler ortaya çıkmaya başlamıştır. Topluluk halinde yaşayan ve toplumsallaşan insan hayatı içinde hayvanlar, bu kez insanoğlunun en önemli yardımcısı olarak öne çıkmaktadır. Hızla artan nüfusu doyurmak, iklimin çeşitli etkilerinden korunmak, artan giyim ihtiyacını gidermek, toprağı sürmek ve birbirleri ile olan mücadelelerinde kullanılmak üzere insanoğlunun en yakın yardımcıları, malzemeleri ve araçları hayvanlar ya da hayvani ürünler olmuştur.Bütün eski medeniyetlerin, çeşitli birçok faktörün yanında hayvanlar üzerine kurulmuş olduğunu ifade etmek hamaset olmayacaktır. Bu çalışmada, insanı ve yaşadığı çevreyi konu alan tarih bilimi içerisinde, insanlar ve hayvanlar dünyası arasındaki ayrılmaz girift yapı ve ilişkiler, dönemin kültür ve medeniyetlerinin önem ve konumları açısından ele alınacaktır.

Antik ÇağHayvan figürleriHayvan kültü+2
Onur Günday
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik veriler ışığında Antikçağ'dan günümüze Gaziantep'te yemek kültürü

İnsanın yeryüzünde görülmesinden günümüze gelinceye kadar doğada gösterdiği yaşam mücadelesi boyunca yaşam kalitesini belirleyen ve yaşamının devamlılığını sağlayan temel öge, beslenme ve yemek olmuştur. Yemek yapmak ve yemek yemek ise, insanlık tarihinde büyük bir değişime ve gelişime neden olmuştur. Antik yazarlar yaşadıkları dönemin beslenme kültürü hakkında eserlerinde birçok konuya değinmiş; arkeolojik kazılarda ele geçen hayvan kemikleri ile tüketilen hayvanların tarihsel geçmişleri hakkında bulgulara ulaşılmış; seramik, madeni ve cam kap formları ile, insanoğlunun yaşamıyla bire bir bağlantılı olarak beslenme kültürüne ait hem kültürel hem de ekonomik anlamda bilgilere ulaşılmıştır. Arkeolojik buluntular arasında yer alan mühürler, besin maddeleri, içecekler ve hayvan isimlerinin yer aldığı tabletler, levhalar, kabartmalar olmak üzere ele geçen tüm materyaller antik dönemden beri var olan köklü ve zengin yemek kültürüne ışık tutmuştur. Yemek kültürü, diğer tüm kültürler gibi coğrafi şartlara, çevreye ve inanışlara göre şekillenmiş; ilk yerleşik hayatın başladığı ve tarımın yapıldığı Mezopotamya, çeşitli mutfak kültürlerinin oluşumuna ev sahipliği yapmıştır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi zengin mutfak kültürüne sahip bölgelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin "Bereketli Hilal" olarak anılan bölgede yer alması, farklı uygarlıklara ev sahipliği yapması ve tarihi derinliği, bölge mutfağının zengin olmasına zemin hazırlamış, bölgenin kendine has mutfak yapısını oluşmasına neden olmuştur. Tarihi çeşitliliği ve coğrafi konumu ile ülkemizin en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Gaziantep, yemeklerinin zenginliğiyle Türk mutfak kültürünü renklendiren kendine has bir kültürel dokuyu ortaya koymuş; zengin yemek çeşitleriyle dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur. Çok kültürlü bir geçmişe sahip olan bu topraklarda Gaziantep ve çevresinden ele geçen arkeolojik buluntular da yemek kültürünün öneminin ve çeşitliliğinin göstergesi olmuştur.

Antik kültürAntik ÇağAntik şehirler+3
Özge Uğraş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da Sokrates, Platon ve Aristoteles'e göre ideal yönetim biçimi ve devlet politikaları

Yunan coğrafyası antik çağların başından itibaren çeşitli olay ve olgulara ev sahipliği yapmıştır. En gözde olan ve siyasi olayların en yoğun yaşandığı merkezi ise Atina polisidir. Farklı coğrafyalardan gelen kültürlerle sosyal ve siyasal yapısı değişen Atina sosyo-politik alanda sürekli olarak yenilenmeler yaşamıştır. Yaşanan siyasi değişiklikler genel itibariyle iktisadi kökenli olup, yönetim biçimlerini etkilemiştir. Krallık, Aristokrasi, tiranlık ve demokrasi yönetimlerini gören Atina için hangisinin daha ideal yönetim olduğu üzerine ise Sokrates, Platon ve Aristoteles'in çeşitli analiz ve görüşleri yer almaktadır. Görüşleri daha çok devlet ve toplum ilişkisi için çözüm odaklı olup, şahsi ve topluma yönelik uygulanabilir idealarını ortaya koymuşlardır. İdeal yönetim biçimleri ve politikalarla kurulabilir ideal devlet-toplum yapısı amaçlanmaktadır.

Antik YunanAntik ÇağAristoteles+5
Bağda Mine Türedi
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik Dönem Anadolu Krallıkları

Antik Çağ'ın MÖ 4. ve 1. yüzyıllarını kapsayan Hellenistik Dönem, Anadolu tarihi için son derece önem arz etmektedir. Hellenistik Dönem, Makedonya Kralı Büyük İskender'in MÖ 334 yılında düzenlediği Doğu Seferi ile başlamıştır. Pers İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla noktalanan bu seferin ardından Makedonya'dan Hindistan'a kadar uzanan topraklarda Doğu-Batı sentezi olan Hellenizm kültürünün hakim olduğu İskender İmparatorluğu kurulmuştur. Ancak MÖ 323 yılında yaşamını yitiren Büyük İskender'in ardından bu imparatorluk onun generalleri/halefleri arasında başlayan "Diadokhlar Savaşı" nedeniyle parçalanmıştır. Zira 42 yıl sürecek olan bu mücadelenin beşinci ve son serisi olan MÖ 281 yılındaki Korupedion Savaşı'nın ardından İskender'in imparatorluğu ikinci nesil generalleri/ardılları tarafından muhtelif bölgelerde kurulan Epigon Krallıklara ayrılmıştır: Mısır'da Ptolemaioslar, Ön Asya'da Seleukoslar ve Makedonya'da Antigonoslar. İşte çalışmamızın odak noktası olan Küçük Asya/Anadolu coğrafyası bu krallıklar arasında devam eden egemenlik mücadelesinin merkezi olmuştur. Nitekim Seleukos Hanedanlığı'nın hükümranlık alanı konumundaki Küçük Asya'da MÖ 3. yüzyılda yaşanan bu çatışma ortamı nedeniyle oluşan siyasi otorite boşluğundan yararlanarak bağımsızlığını kazanan bir çok merkezi krallık kurulmuştur: Bergama Krallığı, Galatya Krallığı, Kommagene Krallığı, Bithynia Krallığı, Pontos Krallığı ve Kapadokya Krallığı. Hellenistik Krallıklar olarak adlandırılan bu siyasi unsurlar Küçük Asya'daki Hellenizm kültürünün en önemli temsilcileri olmuşlardır. Ancak MÖ 2. yüzyıldan itibaren Küçük Asya siyasetine dahil olan Roma Cumhuriyeti'nin tahakkümü altına girmeye başlayan Hellenistik Krallıklar, MÖ 1. yüzyılda tamamen bu emperyalist gücün birer parçası olmuşlardır. Netice itibarıyla yaklaşık üç asır boyunca varlığını sürdürmeyi başaran Hellenistik Krallıklar, siyasi, mali, askeri, dini ve sosyo-kültürel açıdan Anadolu medeniyet tarihinin mihenk taşları olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Küçük Asya, Hellenistik Dönem, Büyük İskender ve Ardılları, Hellenistik Krallıklar

AnadoluAnadolu uygarlıklarıAntik Çağ+5
Fırat Gülerdoğan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik dönem Pisidia bölgesi su yapıları

Su insan yaşamında her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Yerleşik yaşama geçiş ve tarımın başlangıcı su ile bağlantılıdır. Önceleri kentlerin çoğu akarsu yakınlarına kurulmuştur. Güvenlik gerekçeleriyle kentlerin, muhkim alanlara konumlandırılmasıyla, suyun kente taşınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Yunan ve Roma şehirlerinin en önemli sorunu, konumlandıkları coğrafya nedeniyle su temin etmek olmuştur. Su yapıları bu noktada kurtarıcı olmuş ve zamanla ihtiyaç karşılamaktan ziyade sanat eserleri haline gelmiştir. Suyollarının geçtiği coğrafi koşullara göre inşa edilen yapılar, su kaynağından başlamak üzere, suyolları, su kemerleri, çeşmeler, hamamlar ve sarnıçlardır. Romalılar kentlere su götürürken, kemer ve tonoz işçiliğinde usta oldukları için sanat eseri niteliğinde olan su kemerlerini kentlere kazandırmışlar ve bunlar günümüze kadar gelmiştir. Kentlere su getirmek için coğrafi koşullar uygun ise taş, kurşun veya pişmiş toprak künklerin birbirine eklenmesi yoluyla yapılan su yoları kullanılmıştır. Fakat arazi koşulları buna uygun değilse bir veya birden fazla katlı su kemerleri (aquaduct) inşa edilmiştir. Bazı durumlarda kilometrelerce uzunlukta suyolları inşa edildiği bilinmektedir. Tez kapsamında, Antik Dönem'de, su iletim sistemleri, su yapıları ve suyu ileten suyolları ve boru sistemleri irdelenmiş, Pisidia Antiokheia, Ariassos, Apollonia, Konana, Kremna, Sagalassos, Seleukeia Sidera ve Termessos Antik Kentlerinde bulunan su yapıları değerlendirilmiştir.

Antik ÇağArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+3
Fatih Altınışık
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da Batı Anadolu'da ( Troas, Aiolis ve İonia) kremasyon

Gerek Antik Dönem ve sonrasında gerek Antik Dönem'den asırlar önce Üst Paleolitik döneme kadar uzanan süreçte; ölüme karşı bilinçli ya da bilinçsiz farkındalık oluşturmuş her toplum, o dönemin koşulları içinde ölen kişiye birtakım davranışlar aracılığı ile saygı göstermeye çalışmıştır. Bu saygıyı belli bir süre sonra belirli ritüeller ile daha resmi bir şekilde ifade etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ölüm ânı ve ölüm sonrası cenaze ritüelleri ortaya çıkmıştır. Antik Hellen toplumu, gömülmeyen bir bedenin asla dinlenemeyeceğine ve huzur bulamayacağına inanmış ve ruhun yolculuğunu gerçekleştirebilmesi için bu ritüeller eşliğinde onu gömmüş böylece ruhu sonsuz hayata uğurladığına inanmıştır. Ölüyü gömmek Hellen toplumunda o kadar önemlidir ki, toplumda büyük ve affedilmeyecek bir suç işlemiş biri öldüğünde ona verilebilecek en ağır cezalardan biri onu gömmemektir. Tam aksine, savaşırken ölen onurlu bir asker ya da uzakta ölen birinin bedeni bulunamadığında veya maddi imkansızlıklar yüzünden getirilemediğinde, onu şereflendirmek için ölen kişiyi temsil eden Kenotaphion (boş temsili mezarlar) yapmışlardır. Antik Çağ Toplumu'nda ölü gömme iki şekilde uygulanmıştır. Bunlar 'Kremasyon (yakarak gömme)' ve 'İnhumasyon (doğrudan gömü)' gömülerdir. Başlarda basit inhumasyon gömü tercih edilmiş ve zamanla bu gömü türü çeşitlenmiştir. Buna paralel olarak görülen ve şüphesiz ki en çok sorgulanmak istenen gömü biçiminin bir diğeri kremasyondur. İnhumasyon gömü türleri çeşitlendiği dönemlerde dahi kremasyon hemen hemen her dönem tercih edilmiştir. Bedenin yakılması olarak tanımlanan kremasyon, sorgulanabilir istisnai örnekler dışında bebek ve çocuklara uygulanmamıştır. Kremasyon kendi içinde birincil ve ikincil kremasyon olarak çeşitlenmiştir. Birincil kremasyon doğrudan bedenin gömüleceği mezarın içinde uygulanırken, ikincil kremasyonda beden belirlenen yakma alanında yakıldıktan sonra geriye kalan kül ve kemikler toplanıp dönem dönem materyal ve form olarak çeşitlenen urnelerin içine konmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Antik Dönemde yaşamış toplumların gerek birbiri ile ticari ve siyasi iletişimleri, gerekse o dönem yaşanan zorunlu göçler, toplumların birbiri ile yalnızca ekonomik açıdan değil, kültürel ve sosyal açıdan da birbirlerinden etkilenmesine neden olmuştur. Yazılı eserler ve kazı çalışmaları sonucu ele geçen buluntular aracılığı ile bu değişimleri takip etmenin ve araştırmanın mümkün olduğu alanlardan biri ölü gömme gelenekleridir. Günümüzde devam eden sistematik arkeolojik çalışmalar ve ortaya çıkan eserler aracılığı ile Antik Yunan Toplumunun Kuzeybatı Anadolu kıyılarında (Troas, Aiolis ve İonya) ölüme bakış açıları ve bu konuda sergiledikleri davranışları izlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Troas, İonia, Aiolis, İnhumasyon, Kremasyon, Yakma Gömü, Ölü Gömme Gelenekleri, Cenaze Ritüelleri, Mezar, Antik Yunan

Aiolis bölgesiAntik ÇağArkeoloji+6
Kıymet Karaca
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Peristyl'li konutlar

Anadolu, insanoğlunun yerleştiği ilk bölgelerden belki de en önemlisidir. Konut kavramı literatürde terminoloji olarak hem mimari bir yapıyı hem de bir yaşam alanını ifade eder. Toplumların yaşam alanlarını düzenleme şekilleri kendilerini ait hissettikleri kültürler hakkında bizlere ipucu vermektedir. Anadolu'da konut ve yerleşme erken dönemlerden beri kültürden kültüre tutarlı ve sürekli bir tarihsel gelişme gösterir. On iki bin yılı aşan bu ilerlemenin bütünlüğü içerisinde anlaşılması, yalnızca köklülüğünü ve zenginliğini değil, geleceğin farklılığının toplum anlayışımızda saklı olduğunu görmemizi sağlayabilir. Ortak yarar ve kan bağı ile bir araya gelmiş insanlardan oluşan ailenin yaşamını sürdürme sürecinde ev özel ve önemli bir yer almıştır. Duvarlarla çevrili gizemli bir dünya olmuştur. Barınma ihtiyacına yönelik olan ihtiyaçlar evin asılını oluşturmuş, aynı zamanda sosyal yaşam ile ilişkili şekilde bahçe, depo, işlik gibi bölümlere ayrılmıştır. Bu çalışma, Klasik Dönemde en erken örneklerini gördüğümüz ama aslında Hellenistik Dönem ile özdeşleşen "Peristyl" tipi konutları konu almıştır. Peristyl, etrafı sütunlarla çevrili olan bahçeli veya bahçesiz açık bir avludur. Çalışmaya başlarken öncelikle peristyl'in kökeni üzerinde durulmuş ve bu konuda araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise dönemsel bir ayrım ile Klasik, Hellenistik, Roma ve Geç Antik Dönemlerdeki peristyl'li konutlar örnekler ışığında anlatılmıştır.

AnadoluAntik mimariAntik Çağ+3
Ekin Orakçal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Dönem Hint Tıp Anlayışı (Suśruta – Caraka – Vāgbhata Dönemi)

Kadim medeniyetin mirası Hindistan Āyurveda, Siddha ve Unanî gibi geleneksel tıp sistemlerinin beşiğidir. Şifahî bir gelenekle başlayan tıp tecrübesi, Āri'lerin Hindistan'a yerleşmesinden sonra yazılı bir geleneğe dönüşerek önemli bir mesafe kat etmiştir. Hint tıbbına dair ilk yazılı bilgiler rigveda, sāmaveda, yajurveda ve atharvaveda gibi Hinduizm'in kutsal metinlerinden edinilmiştir. Bu metinlerden sonra çok sayıda hekim değişik zaman dilimlerinde hacimli eserler vücuda getirmişlerdir. Bu eserlerin başında, "kadim üçlü" diye bilinen Suśruta, Caraka ve Vāgbhata adlı hekimlere ait külliyâtlar gelmektedir. Hint tıbbının temeli sayılan Āyurveda'nın esaslarını ortaya koyan bu eserler eklemelerle değişime uğrayarak günümüze ulaşabilmiştir. Bu çalışmalardan hareketle antik dönem Hint tıp anlayışı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmada Āyurveda'nın menşei ve temel prensipleri olan tridoşa teorisi (vāta, kapha, pitta), mahābhūta / pañcamahābhūta (büyük / beş element), tıp ahlâkı, sağlık kurumları, hastalık etiyolojisi, teşhis ve tedavileri, cerrâhî tedâvi ve yöntemler, kadın (evlenme, hamilelik, embriyoloji, doğum, güç doğum, ebelik, bebek bakımı, süt annelik), hijyen, diyetler, yoga, özel terapiler, bitkisel ve kimyevî terkipler ve hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir.

Antik kültürAntik ÇağEski Çağ tarihi+7
Mehmet Kavak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik çağ astronomisinin Sâsânîler Dönemi astronomisine etkileri

Gök cisimlerinin spiral hareketlilik yasalarını inceleyen astronomi, Antik çağlar boyunca birçok önemli medeniyetin ihtiyaç odaklı merkezinde yer almıştır. Dolayısıyla Antik dönemlerde çıplak gözle seçilebilen gökyüzündeki yedi gezegen ve tahayyül ettikleri on iki burç yeryüzündeki her türlü bilgiyle ilişkilendirilmiştir. Mutlak suretle spekülatif bir tarzın sonucu olarak tevlit olan astronomi, zamanla toplumların birikimlerine bağlı kalarak matematiksel bir yapı içerisinde değerlendirilmiştir. Günümüz modern astronominin temeline baktığımızda önemli medeniyetlerin kültürel katkılarını görebilmekteyiz. Bu katkılardan biri de Antikçağ uygarlıklarının bilhassa da Yunan ve Hint uygarlığının astronomisini karakterize ederek kendi yapısal bütünlüğü içerisine tevzi eden Sâsânî uygarlığının sebat halinde yürüttüğü faaliyetleridir. Antik Ön Asya tarihin kadim medeniyetlerinden biri olan Sâsânîlerin, astronomi bilimini olgun bir seviyeye ulaştıracak düzeyde çalışmaları kendisinden sonraki Arap- İslam Devleti içinde bir Rönesans ruhunun cereyan etmesini sağlamıştır. Bu seviyeye ulaşmasındaki en önemli ölçüt, Sâsânîlerin Antik Ön Asya'da etkin bir pozisyon sergileyen Mezopotamya, Mısır, Yunan ve Hint toplumlarının astronomi bilimini yansıtmada yekvücut olmasıdır. Sâsânî çalışmalarına ek olarak Cündişâpûr tıp okulunun da kurulmasıyla da Sâsânî topraklarının diğer disiplinlerin içinde astronomi, matematik, tıp vb. birçok disiplini içine alan ve dünyanın her yerinden bilginlere kapı açan dinamik bir ekol yerine dönüşmesinden sonra mevcut varlığı fiilen sona dahi erse temsili olarak bilimsel varlığı yüzyıllarca devam etmiştir.

Antik ÇağAstrolojiEski Çağ+2
İpek Keçeli
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

II. Ramses Dönemi ve Mısır-Hitit ilişkileri

Antik Mısır medeniyeti, tarih sahnesine çıktığı yıllardan, Roma İmparatorluğu tarafından yıkıldıkları döneme kadar geçen sürede birçok başarılı firavunun egemenliği altında günümüze dahi ulaşmış köklü bir kültür ortaya çıkarmıştır. Bilim, sanat ve mimarinin yanı sıra, savaş ve diplomasi alanında da üstün başarılara imza atan birçok firavun, Mısır medeniyetini uluslararası arenada da söz sahibi bir ülke haline getirmiş ve Mısır'ın büyük bir medeniyet olma yolunda yapı taşlarını dizerek antik dünya ve günümüz tarihine katkı sağlamıştır. Bu bağlamda, antik Mısır'ın şüphesiz en başarılı firavunları arasında II. Ramses yer almaktadır. Selefleri III. Tutmosis'in savaşçı yönünü ve IV. Amenhotep (Akhenaton)'in diplomatik alandaki becerilerini harmanlayarak iktidarı boyunca savaş ve diplomasi alanındaki gelişmeler ile Mısır'ı ileriye taşımıştır. Ayrıca ülke içerisinde üstlenilen restorasyon idealine dayalı gerçekleştirilen mimari faaliyetler ile inşa edilen; tapınak, anıt, mezar ve şehirlerin birçoğu günümüze ulaşmış antik dünyanın en nadide eserleri olarak hayranlık uyandırmaktadır. Bu bağlamda tezimiz ile savaş ve diplomasi sanatına II. Ramses döneminin penceresinden bakılarak uluslararası ilişkilerde sergilenen politikalar ve Mısır'ın bu politikalarla kazandığı başarılar ile antik çağ tarihine ne denli yön verdiği ortaya konulmak istenmiştir. Ayrıca Ramses'in ülke içerisindeki faaliyetlerine değinilerek Antik Mısır'ı ne ölçüde şekillendirdiği ve Mısır medeniyetine ne tür katkı sağladığı irdelenecektir. Bu çalışmamızda, II. Ramses dönemine ait kaynakların yanı sıra, bu dönemin en çok siyasi ve diplomatik ilişkiler içerisine girilen Anadolulu çağdaşları Hitit Devleti'nin geride bırakmış olduğu yazılı metinler kaynak olarak kullanılmıştır.

Antik ÇağEski ÇağEski Çağ tarihi+5
Ebru Hajıyev
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antikçağlardan Ortaçağlara kadar Hemedân

İran coğrafyasının önemli şehirlerinden olan Hemedân (Farsça Hemedān, (Eski Farsça: Haŋgmetan, Ekbatana), Antik ve Orta çağlarda imparatorlukların önemli bir merkezi haline gelmiştir. Bu araştırmada "Antikçağlardan Ortaçağlara Kadar Hemedân" şehri incelenmiştir. Literatür taraması sonucunda elde edilen bilgilere dayanarak şehrin genel bir değerlendirmesini yaptığımızda, Hemedân'ın tarihi ve bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle İran'ın bölgedeki kavşak yollarının merkezi olduğu görülmektedir. Antik çağlardan itibaren Hemedân'da kurulmuş devletler, bu şehre ve bölgesinde kesişen yollara hâkim olmak için mücadele etmişlerdir. Hemedân, eskiçağlardan başlayarak, yerel uygarlıklar dışında, Asur devleti gibi geniş hâkimiyet alanına sahip uygarlıkların, ticaret amacıyla kullandığı bir şehir olmuştur. Hemedân "Elam, Gutti, Lullubi, Manna" vb. uygarlıkların önemli bir şehri haline gelmiştir. Özellikle coğrafi şartlar ve kış mevsimi, şehirde zorluklara sebep olsa da, topluluklar ve kabileler burada hayatlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Hemedân şehrini, Medler de tek merkez olarak kullanmış ve şehrin güvenliğini bir "kale saray" yaptırarak sağlamışlardır. Hemedân'ın sığınabilecek bir ev gibi tehlikelerden uzak ve her türlü tehlikeye karşı korunabilecek bir şehir olması, birçok devletin burada kurulmasını sağlamış ve savunmaya elverişliliği nedeniyle tercih edilen bir bölge olmuştur. Hemedân ile ilgili Antik ve Orta Çağ yazarlarının verdiği bilgiler sonucunda, şehrin ilgi gören ve rağbet edilen bir bölge olduğu anlaşılmıştır.

Antik ÇağHemedanKent tarihi+4
Tuğçe Özdemir
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antik kent Seleucia Pieria

Bu belgesel projesi ile Hatay Samandağ İlçesi, Antik Çağ'daki adıyla Seleucia Pieria şehrinin günümüze kadar gelen Helenistik Dönem tarihi zenginliklerinin tanıtılması amaçlanmıştır. İmparator Vespasianus'un şehri ve limanı sel baskınlarından korumak için Musa Dağı'ndan çıkan derenin yatağını değiştirerek, sel sularını başka yöne akıtma düşüncesi hayata geçirilmiş; beden gücüne dayalı olarak yapılan çalışmalarla dağ oyularak, 1380 metre uzunluğunda bir tünel açılmıştır. Tünel, bir "Roma Mühendislik Projesi" olarak görülmektedir. Tünel yakınındaki Nekropol alanda Kaya Mezarları (Beşikli Mağara) yer almaktadır. Beşikli Mağaranın tavanındaki istiridye ve midye gibi deniz canlılarından oluşan motifler bir süsleme sanatı olarak görülmektedir. Dor Mabedi'nden kalan kalıntılar, yılın her mevsiminde yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Bu tarihi eserler, günümüzde gereken hassasiyetin gösterilmemesinden ötürü yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Antik ÇağAntik şehirlerBelgesel film+2
Ceyhun Kuseyri
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Mısır sanat yapıtlarının çağdaş sanat ve tekniklerle günümüz tekstil ve modasında kullanımı

Antikçağda en bilinen medeniyetlerden biri olan Mısır medeniyetinin geçmişi neredeyse M.Ö. 4000 yılına dayanmaktadır. Medeniyetin oluşumundan itibaren Antik Mısır sanat yapıtları varlığını göstermektedir. Antik Mısır sanatı ilk dönemlerden son dönemlere kadar her alanda gelişim göstermiş ancak Roma'nın işgali ile benliğini kaybetmiştir. Bunun sonucunda Antik Mısır sanatı bir süre çöl kumları ile örtülü kalmıştır. Napolyon'un 1799 yılında Mısır'a yaptığı sefer sonrası Antik Mısır sanat yapıtları gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Jean François Champollion'un hiyeroglif yazıyı çözümlemesi, Howard Carter'ın Tutankhamun'un mezarını bulması ve Nefertiti büstünün 1923 yılında sergilenmesi ile Antik Mısır sanat yapıtları büyük bir ilgiyle günümüze ulaşmıştır. Bu tez çalışmasında Antik Mısır sanat yapıtları incelenmiş ve bu incelemeler doğrultusunda yapıtların günümüz tekstil ve modasına etkilerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen bilgi, fikir ve tekniklerden yararlanılarak ceket tasarım uygulaması yapılmıştır.

Antik figürlerAntik ÇağGiysi tasarımı+7
Canan Eren
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects