Armenians
151 theses under this subject heading
Abdülhamid Dönemi İttihat Terakki ve Ermeni ilişkileri 1876-1909
İTC ve Ermeni ilişkilerinin temeli, onların ortak bir gelecekten çok ortak bir düşman idealinde buluştuğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Osmanlı devletinin muhafazakâr yönetim kaideleri ve çağın gereklerine uygun politikalar geliştirememesi, toplumsal katmanlar arasında hem karşıtlıklar hem de birlikte hareket etme modelleri oluşturmuştur. Dönemin genç ve aydınları arasında yükselen bu yeni yönetim anlayışının taşıyıcı unsurları, kendilerini sürekli Avrupa ile kıyaslamış ve içinde yaşadıkları düşkün devlet görüntüsünün acizlik psikolojisinden kurtulmak istemişlerdir. Paylaştıkları coğrafya da yöntem olarak ayrışan unsurların; Türk tarafı, imparatorluğu eski şaşaalı günlerine döndürebilmeyi amaçlarken Ermeni halkı için hedef, uluslaşma sürecinden paylarına düşeni almaktır. Yeni Osmanlılardan İTC'nin oluşumuna kadar. Meşrutiyetin ilanı için çalışan gençler siyasi varlıklarını da ortaya koymak istemişlerdir. İTC, Ermeni örgütleri ile ortaklık ve diyalog denemeleri dönem konjonktürü içerisinde sürekli suikasta uğramış ve durum her iki tarafı da yıpratmıştır. Zaten çok güçlü olmayan güven ortamının ayaklanmalar ve bunlara karşı alınan sert tedbirlerle bastırılması tarafları kendi bünyelerinde ek planlamalar yapmaya itmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdülhamid, İttihat ve Terakki, Ermeniler, Hınçak, Taşnak Federasyonu
Doğu Anadolu'da Ermeniler: Siyaset, sosyo-ekonomik yaşam ve kültürel etkileşim (XI-XV. yüzyıllar)
Türklerin Doğu Anadolu'ya gelmesi Ermeni tarihinin seyrini değiştiren önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Ermeniler daha önce çeşitli yabancı devletlerin hâkimiyetleri altında yaşamış olsalar da Türk hâkimiyeti onlar için diğerlerinden daha farklı bir süreci ifade etmektedir. Türkler bölgede hâkimiyet kuran devletlerin aksine sadece üst hâkimiyet ile yetinmemiş, doğrudan bir yönetim anlayışını benimsemiştir. Yaşanan yoğun Türk göçleriyle de Ermeniler bir Türk-İslam devleti altında yeni gelen kendilerine yabancı bir etnik topluluk ile beraber yaşamak durumunda kalmışlardır. Ermenilerin Doğu Anadolu'da Türklerle beraber yaşamaları yüzyıllarca devam etmiş, iki toplum arasında gelişen ortak yaşama tecrübesi ile de kültürel etkileşimler meydana gelmiştir. Doğu Anadolu'da Bizans İmparatorluğu'nun izlediği göç ettirme politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkan Ermeni siyasi yapısının bozulmaya başlaması Türk hâkimiyetiyle beraber nihayete ulaşmıştır. Türkler bölgede merkezi yönetim anlayışını tatbik ettikleri için naharar olarak adlandırılan Ermeni soylu ailelerin gücünü kırmıştır. Çoğu naharar ailesi ya Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmış ya da Gürcistan gibi komşu coğrafyalara kaçmayı tercih etmişlerdir. Bu dönemde Ermeni aydınları içerisinde halkın lidersiz kalmasından ötürü Ermeni Kilisesi'nin bu rolü üstlenmesi gerektiğine dair fikirler ortaya çıkmıştır. Türk hâkimiyeti, Ermenilerin sosyo-ekonomik hayatlarını kısıtlayacak ya da engelleyecek bir politika izlememiştir. Aksine devletlerinin ekonomik açıdan zenginleşmesi için süre gelmekte olan yapıyı korumayı ve geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Dönemin kaynaklarına bakıldığında Ermenilerin zanaatkârlık, ticaret ve tarım ve hayvancılık gibi sosyo-ekonomik hayatın hemen her alanında var oldukları görülür. Ermeni zanaatkârların ürünleri sadece Anadolu'da değil, komşu coğrafyalarda da talep görmüştür. Ermeni tüccarlar Karadeniz'in kuzeyinde koloniler kuracak kadar ticarette aktif olmuşlardır. Ticaret sayesinde Ermeni toplumu içerisinde "metzatun" adı verilen bir zengin sınıfı dahi ortaya çıkmıştır. Ermeni köylülerin tarım faaliyetleri yeni kurulan hâkimiyetin devamlılığını ve tebaasını besleyebilmesi açısından önemlidir. Dönemin kaynaklarında Türk yöneticiler tarafından köylüleri koruyan vakalara rastlanılmaktadır. Türk yönetimlerin Ermeni tebaalarına karşı dışlayıcı bir tutum yerine onların zenginlik, yetenek ve bilgi birikimlerinden faydalanmayı tercih ettikleri, onların Türk/Müslüman tebaa ile ortak bir yaşama tecrübesi geliştirmelerini destekledikleri ya da en azından bunun aksi istikametinde bir politika izlemedikleri görülür. Zaten zaman içerisinde Türkler ve Ermeniler arasında yaşanan komşuluk ve ticaret ilişkileri hatta evlilikler bunun açık göstergesi sayılabilir. Ortak yaşama tecrübesinin halklar arasında yoğun bir kültürel etkileşimi de beraberinde getirdiği anlaşılıyor. Bu etkileşimleri en çok da mimaride, din, dil ve edebiyatta görürüz. Bazı alanlarda Ermeni kültürünün Türkler üzerinde, bazı konularda da Türklerin Ermeniler üzerinde tesirli olduğu fark edilir. Anahtar Sözcükler Doğu Anadolu, Ermeniler, Anadolu'da Ermeniler, Türk-Ermeni İlişkileri, Ortak Yaşama Tecrübesi, Kültürel Etkileşim
Birinci Dünya Savaşı'ndan günümüze Ermeni terörizmi
Çeşitli ülkelerde yıllardan beri görülen Ermeni olayları günümüzde daha çok politik olarak devam etmektedir. Ancak daha önceki dönemlerde gerçekleştirilen kanlı eylemler "Uluslararası Terörizm" faaliyetleri arasında tarihte yerini almıştır. Gerçekleştirilen bu eylemlerin kanlı ve insanlık dışı olması ise daha fazla korku ve endişeyi meydana getirmiştir. Ermeni örgütlerinin hedefinde Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti diplomatları yer alır. Tüm Ermenilerin ortak sesi olduklarını iddia eden bu örgütler, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Azerbaycan'ı parçalayarak kendi hayali projelerini hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle son yıllarda gündemi oldukça meşgul eden Ermeni meselesinin ortaya çıkışı ve bunu destekleyen ülkelerin amacının ne olduğu önceki dönemlerde Ermeni terör örgütlerinin de arkasındaki güçlerin kimler olduğunu gün yüzüne çıkartmıştır. Sözde Ermeni Soykırımı'nın bazı ülkelerce kabul edilmesi ve tarihi gerçeklerin saptırılarak özellikle Karabağ ve Hocalı olaylarının üzerinin örtülmesinin önüne bir türlü geçilememiş ve Ermeni devletinin yaptığı insanlık dışı olaylar yanına kar kalmıştır. Bu çalışmada geçmişten günümüze süre gelen Ermeni terörü ele alınarak tarihi gerçeklerin ışığında günümüzde de hala aynı zihniyetin ortaya çıkabileceğinin araştırılması amaçlanmıştır.
Dağlık Karabağ sorunu
18. yüzyılda Rusların Güney Kafkasya bölgesine hakim olmasıyla beraber izlemiş olduğu göç politikaları sonucunda, Ruslar Karabağ bölgesinin etnik yapısını Ermeniler lehine değiştirmişlerdir. Ermeniler bölgenin demografik yapısını kendi lehlerinde düzenleyebilmek için "Türksüz Büyük Ermenistan" politikasını uygulamaya başlamışlardır. Bu politikalarla birlikte Ermeniler, 1987 yılının Ağustos ayında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ'ı, nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu iddiası ile kendilerine bağlanması gerektiğini belirtmişlerdir. Temmuz 1988'de Yukarı Karabağ Ermenilerinin, özerk bölge olarak resmen Ermenistan'a bağlandıklarını ilan etmesi ve 1 Aralık 1989 tarihinde Ermenistan Parlamentosu'nun Yukarı Karabağ bölgesiyle birleşme kararı alması bölgede bir savaşa yol açmış, hatta Hocalı gibi büyük bir katliama neden olmuştur. Ermenistan Parlamentosu, Azerbaycan'ın onayı olmadan almış olduğu bu tek taraflı kararla Sovyet Anayasası'nın 78. maddesini çiğnemiş ve uluslararası hukuka aykırı bir işgal gerçekleştirmiştir. Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ bölgesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bir parçası sayılmıştır. Bu kararlarda Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan egemenliği altında olduğu ifade edilmiştir. Azerbaycan'a ait bu bölgenin Ermeniler tarafından işgal edilmesi, uluslararası kuruluşlar tarafından alınmış kararlara Ermenilerin uymaması ve Azerbaycan topraklarındaki işgalin devam etmesi nedeniyle sorunun çözümünde olumlu bir gelişme gözükmemektedir
Van Gevaş – Bitlis Hizan ilçelerinde bulunan Gargar /Karkar bölgesi kiliseleri
Van'ın Gevaş İlçesi'ne bağlı Anaköy, Daldere, Töreli Köyleri ile bu köylere bağlı Tatlıca, Beşadım ve Doruklu mezraları ile Bitlis'in Hizan İlçesi'ne bağlı Güngörmez Köyü'ne bağlı Erdoğan ve Baltacı mezralarında çalışılmıştır. Bölge; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Van Sancağı'na bağlı Gargar / Karkar isimleriyle anılan idari bir bölgeydi. Gargar'da on iki kilise tespit edilmiştir. Bu yapılardan on tanesi incelene bilmiştir. İki tanesi ise günümüze gelememiştir. Bu çalışma bölgede yer alan kiliselerin tamamının Sanat Tarihi metodolojisi açısında ilk defa ele alınarak, gerek mimari gerekse süsleme açısından bilim dünyasına tanıtılması noktasında önem taşımaktadır. Kiliselerin günümüzdeki son durumları saha çalışmaları ile tespit edilmiş, plan çizimleri gerçekleştirilerek görsel malzeme ile desteklenmiştir. Bu temellendirmeden sonra kiliselerin tanıtımı yapılmıştır. Öncelikle Ermeni mimarisindeki yerlerine değinilmiştir. Değerlendirme kısmında ise tek nefli kiliselerin plan tipi ve mimarisine ağırlık verilmiştir. Saha çalışmaları sırasında gerek arazi şartları gerekse güvenlik sorunları nedeniyle zaman zaman sıkıntılı anlar da yaşanmıştır. Ancak bölgede yer alan kiliseler hakkında bilimsel çalışmanın olmaması, bu alanda yer alan kiliselerin bilimsel metotlar ile araştırılmasına önem kazandırmıştır. Yapılan tespitler Gargar / Karkar'da yer alan kiliselerin plan tipolojisinin belirlenmesi açısından değerlidir. Bölge kiliselerinin tamamı tek nefli plan şemasında inşa edilmiştir. Boyut açısından farklılık gösteren kiliselerin, naos bölümleri doğu – batı doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturtulup üstü beşik tonoz ile kapatılmıştır. Yapılar bu halleriyle oldukça mütevazi boyutlardadır ve anıtsallık yoktur. 1904 tarihli tamir kitabesi olan Anaköy Noreşan Surp Sarkis Kilisesi hariç diğer yapıların hiçbirinde tarihlendirmeye yardımcı olacak inşa kitabesi tespit edilememiştir. Bu açıdan bakıldığında yukarıda belirtiğimiz kiliselerin plan ve mimari özellikleri tarihlendirmede de önemlidir. Yapıların hiç birisinin üst örtüsünde kubbe kullanılmamıştır. Günümüze ulaşabilen yapıların tamamında farklı sayılarda duvar nişlerine yer verilmiştir. Bu duvar nişleri kiliselerin iç kısımda yer almaktadır. Dış cephelerde hareketliliği sağlayacak herhangi bir duvar niş veya yırtmaç niş bulunmamaktadır. Cephelerde hareketliliği sağlayan tek unsur girişler ve pencere açıklıklarıdır. Kiliselerin tamamında ana taşıyıcı unsuru beden duvarlarıdır. Beden duvarlarının yanında; duvar payeleri ve kemer atılımları da kullanılmıştır. İncelenen yapılar süsleme açısından oldukça sadedir. Ancak devşirme malzeme olarak kullanıldığını düşündüğümüz beden duvarlarındaki haç işlemeli taşlarda süsleme bulunmaktadır. Yapı malzemesi olarak ağırlıklı şekilde moloz taş ve kaba yonu taşın yanı sıra üst örtüde kayaç taş (şist) - yaprak taş kullanılmıştır. Sadece üç yapıda lokal yerlerde azda olsa tuğla malzeme kullanılmıştır. Tüm bu veriler yapıların gösterişten uzak işlevsel amaçlı yapıldıklarını göstermektedir. Bu durum lokal bir bölgede inşa edilen kiliseleri yapanların ekonomik anlamada da gücünün yetersiz olduğunu göstermektedir.
Erzincan'daki Hristiyan dini mimarisi
Doğu Anadolu Bölgesi'nin önemli bir kenti konumunda olan Erzincan'daki araştırma alanı il ve ilçeleri kapsayacak bir şekilde belirlenip çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmalar yapılırken Sanat Tarihi metotlarına bağlılık esas olarak alınıp, yapılar hakkındaki araştırmalar buna göre sonuçlandırılmıştır. Dini yapıların saha çalışmaları yapılırken çeşitli sorunlarla karşılaşılmış olunmasına rağmen on üç eser tespit edilmiştir. Bu yapıların güncel halleri gerek mimari gerek süsleme açısından ele alınmıştır. Bu on üç eserin dördü manastır, dokuzu kilise yapısından oluşmaktadır. Bu çalışma, mimari eserlerin güncel durumlarının bilim dünyasına kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Çalışılan bu yapıların dışında tespit edilen iki manastır yapısına güvenlik nedeniyle gidilememiştir. Üç kilise yapısının da günümüze sağlam bir biçimde gelemediği görülmüştür. Yapıların günümüzdeki mevcut durumları saha çalışmaları ile birlikte ortaya konup, plan çizimleri yapılarak desteklenmiş ve bu temellendirme sayesinde dini eserlerin tanıtımı yapılmıştır. Ayrıca manastır ve kiliselerin Ermeni mimarisindeki yerlerine öncelikli olarak değinilmiştir. Değerlendirme kısmında yapıların plan tipi ve mimari dokularına yer verilmiştir. Erzincan ili ve ilçelerini kapsayan bu çalışma da yapıların plan tipleri açısından oldukça zengin olduğu görülmektedir. Altı farklı plan şeması esas alınarak dini yapılar meydana getirilmiştir. Bu bağlamda eserlerin dört bazilikal planlı, dört tek nefli, iki serbest haç planlı, iki trikonkhos (üç yonca yaprağı) planlı, bir tetrakonkhos (dört yonca yaprağı) planlı ve bir de kapalı haç planına göre yapıldıkları görülmüştür. Ele alınan bu dini yapıların hiçbirinde tarihlendirme yapılabilecek inşa kitabelerinin olmayışı yapılar hakkında kesin bir tarihlendirme yapılabilmesinin önüne geçmiştir. Bu nedenle incelenen eserler plan ve mimari özelliklerine bakılarak tarihlendirme işlemi yapılmaya çalışılmıştır. Mimari yapıların çoğunda farklı sayılarda olan duvar nişlerine yer verilmiş ve bu duvar nişlerinin yapıların iç kısımlarında kendilerine yer bulması dikkat çekicidir. Ayrıca kilise cephelerinin hareketliliği girişler, pencere açıklıkları ve birkaç yapıda da haç motifi ile sağlanmıştır. İncelenen dini yapıların tamamında taşıyıcı unsur beden duvarlarıdır. Bunun yanında sütun, duvar payeleri ve kemerlerde kullanılmıştır. Ayrıntılı bir biçimde verilmeye çalışılan yapıların birkaç istisnai durum dışında süsleme açısından sade bir şekilde inşa edildikleri görülür. Tüm Hristiyan Sanatı'nda olduğu gibi Ermeni Sanatı'nda da önemli bir yere sahip olan haç motifinin kullanımına sıklıkla yer verilmiştir. Yapılarda kullanılan malzemeye bakıldığında ağırlıklı olarak kaba yonu taş, moloz taş malzeme karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yer yer düzgün kesme taş ile çok az da olsa tuğla kullanımı söz konusudur. Bütün veriler göz önüne alındığında yapıların gösterişten uzak bir anlayışla meydana getirildikleri, işlevsel amaç doğrultusunda kullanıldığı gözlemlenmiştir. Buna sebep olarak ekonomik şartların etkili olduğu düşünülebilir. Birçok doğal afet veya belki de savaşlara maruz kalınmasına rağmen günümüze ulaşan bu eserlerin ülkemizdeki kültürel miras içinde değerlendirilmesi gerekir.
Hariçteki Türkistan dergilerine göre basmacılık ve Ermeni meselesi
Çalışmada Türkistan milli bağımsızlık hareketi ve Ermeni meselesi bir bütün olarak ele alınmaktadır. Burada Türkistanlıların niçin bir bağımsızlık mücadelesine girdiği sorusuna yanıt aranmaktadır. Ardından Hokand'ın Bolşevikler ve Taşnaklar tarafından yakılıp yıkılmasıyla başlayan göç hareketlerinin ne gibi etkiler yarattığına değinilmiştir. Türkiye ve Avrupa'ya giden Türkistanlı aydınların çıkardığı Yeni Kafkasya, Azerî Türk ve Yaş Türkistan gibi dergilerin incelenmesiyle beraber Ermeni meselesinin bölge halkına nasıl bir etki bıraktığı sorusuna cevap alınmıştır. Hariçteki Türkistanlıların Ermeni meselesinden oldukça etkilendikleri görülen makalelerde özellikle Mustafa Çokayoğlu ve Mehmet Emin Resulzade gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Söz konusu isimlerin Ermeni meselesini ne zaman ve nasıl kaleme aldığı incelenmiştir. Ayrıca yayınlanan dergilerin hangi amaçlar taşıdıkları aktarılmaktadır. Türkistan, Kafkasya ve Azerbaycan gibi bölgelerde Türk ve Müslüman halka Ermeniler tarafından yapılan katliamlarla beraber bölgenin nüfus yapısının ne gibi değişiklikler yaşadığı gözlemlenmiştir. Nitekim yapılan çalışmayla beraber Ermeni meselesinin Türk tarihi açısından ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni meselesinin İngiliz basınına yansımaları (1914-1918)
Ermeni Meselesi XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında, Osmanlı Devleti için hem idari hem siyasi hem de diplomatik açıdan önemli bir sorun olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi ile bu mesele çok farklı bir boyuta taşınmıştır. Savaş sürecinde yaşanan Tehcir hadisesi, günümüzde de güncelliğini koruyan birçok tartışmanın başlangıç noktasıdır. Bu çalışmada Birinci Dünya Savaşı sırasında, Türk ve Ermeni ilişkilerinin savaş koşullarında aldığı halin, İngiliz basınındaki yansımaları sistematik olarak incelenmiştir. Bu inceleme Ermeni Meselesi ve Tehcir konusunda yapılmakta olan bilimsel çalışmalara, basın tarihi bağlamında katkı sunmayı amaçlamaktadır. Gazete ve benzeri yazılı basın malzemeleri, tarihi olay ve olguların analizinde toplum psikolojisini anlamak bakımından değerli bir kaynaktır. Bu sebeple, araştırmanın temel unsuru olarak 1914 ve 1918 yılları arasında yayımlanmış olan İngiliz gazeteleri birincil kaynak olarak ele alınmıştır.
Kutsal sessizlik ve uyku arasında": System of a down, müzik, kimlik, bellek
Rock müzik popüler kültürün önemli bir parçası olarak bugün dünya üzerinde hemen her ülkede dinleyicisi, tüketicisi bulunan ve kitle iletişim araçları üzerinden her geçen gün daha da yaygın hale gelen bir türdür. Rock müziğin heavy metal alt türünde müzik icra eden System of a Down grubu kitleselleşen bu müziğin dünya çapında tanınan önemli bir temsilcisidir. Ermeni üyelerden oluşan grubun politik söylemi içerisinde bu kimliğin önemli bir yeri vardır. Grubun Türkiye'de de dinleyici kitlesi bulunmakta ve takip edilmektedir. Tezin amaçladığı şey, bu dinleyenler ve genel olarak Türkiye'deki toplumsal-siyasal bağlam açısından System of a Down grubunu ilgiye değer kılan şeyin anlaşılması ve grubun müzik, politika ve Ermeni sorunu ekseninde değerlendirilmesidir.
19. yüzyıl seyyahlarının gözünden Batı Anadolu'da Ermeniler
19. Yüzyıl, tüm Dünya'da politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik birçok gelişmenin yaşandığı önemli bir tarihi dönemdir. Bilhassa ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, toplumları birbirlerine daha da yakınlaştırmıştır. Bununla beraber, Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan yeni düşünce akımları toplumları etkilemiş, imparatorlukları temelden sarsmıştır. Bu dönemde, toplumlar ve kültürler birbirlerine yakınlaşsa da devletlerin merkezi otoriteyi kuvvetlendirme politikalarının bir gereği olarak ülkeler arası sınırlar daha belirgin hale gelmiştir. Pasaportlar ve seyahat izin belgeleri, daha sistemli kullanılmaya başlanılarak, kişilerin neden göstermeksizin seyahat veya göç etmesi engellenmeye çalışılmıştır. Bu belgeler, kişilerin niçin seyahat ettiğini, nerelere uğradığını, uğradığı bölgelerde nelerle karşılaştığını göstermesi açısından oldukça mühimdir. Öncesinde olduğu gibi 19. Yüzyılda da Osmanlı Devleti, Batılı seyyahlar için bir merak unsurudur. Hristiyanlar açısından önemli birçok merkezi bünyesinde barındıran Batı Anadolu, hem dini hem kültürel hem de ticari açıdan yabancılar için oldukça popüler bir bölgedir. Seyyahların kaleme aldığı notlar, yazarlarının değer yargılarıyla, o dönemde sözünü ettikleri bölge ve orada yaşayan halk hakkında birçok önemli ipucu edinmemizi sağlar. Bu bağlamda, Batılı seyyahların,geldikleri dönemde, Batı Anadolu'da beş yüz yıldan fazla geçmişleri bulunan Ermeniler hakkında yazıya döktükleri gözlem ve düşünceler, hem Ermenileri hem de Batı Anadolu'yu tanımamız açısından oldukça mühimdir. Ermeniler yüzyıllar boyu, Türk hakimiyeti altında, devletlerine sadık bir şekilde yaşadılar. Osmanlı toplumuna sayısız katkısı bulunan bu millete haiz birtakım topluluklar, İmparatorluğun dağılış döneminde Avrupalı emperyalist güçlerin kışkırtmalarıyla önce kendi cemaatlerine sonra devletlerine yabancı hale getirildiler. Bu çalışmada Ermenilerin 19. Yüzyılda Batı Anadolu toplumunun gelişimine ne ölçüde katkıda bulundukları seyyahların gözlemleriyle incelenmiş olup, nüfus, kültür, eğitim, ekonomi başlıkları altında Batı Anadolu Ermeni cemaati mercek altına alınmıştır.
Gruplararası ilişkilerde çatışma ve barış süreçlerinin sosyal psikolojik arka planı
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan insanların Ermeni meselesine ilişkin algı ve değerlendirmelerini Q yöntemi kullanarak incelemektir. Buna göre farklı ideolojik ve dini yönelimlerden 72 katılımcıyla bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan Ermeni meselesine ilişkin 41 fikir kartını "en çok katıldıkları" noktalardan (+4) "hiç katılmadıkları" noktalara (-4) doğru sıralamaları istenmiştir. Veriler PQMethod 2.35 programı ile analiz edilmiştir. Sonuçlara göre, Ermeni meselesine ilişkin farklı bakış açılarını temsil eden 3 faktör tanımlanmıştır: 1) "Soykırım olarak Ermeni Meselesi ve Tek (Politik) Sorumlu Taraf olarak Türkiye", 2) "Acıların Ortaklaştırılması ve Sorumluluğun Dışsallaştırılması Açısından Ermeni Meselesi" ve 3) "Soykırımın Reddi Açısından Ermeni Meselesi ve Resmi Anlatı". Sonuçlar katılımcıların Ermeni meselesine ilişkin algı ve değerlendirmelerinde çeşitli uzlaşma ve ayrışma noktalarının olduğunu da göstermiştir. Buna göre, katılımcıların Ermeni meselesinin çözümüne ilişkin karşılıklı adımları içeren görüşlerde uzlaştığını; ancak bu meseleye ilişkin aşırı politikleşmiş çözüm önerilerinde ayrıştıklarını göstermektedir. Sonuçlar; Zorlu Çatışmalar, Sosyal Temsiller ve Kolektif Suçluluk Kuramları çerçevesinde tartışılmıştır.
Medyada ermenilere yönelik nefret söyleminin sosyal psikolojik açıdan değerlendirilmesi
Araştırmanın amacı, medyada Ermenilere yönelik nefret söylemini sosyal psikolojinin kavramlarıyla anlamaktır. Bu bağlamda nefret söylemi, gruplararası ilişkiler içerisinde iç grup ve dış grubun sistematik bir şekilde nasıl tanımlandığına bağlı olan bir ayrımcılık pratiği olarak ele alınmıştır. Araştırmamız kapsamındaTürkiye'de yazılı basında nefret söylemini düzenli olarak takip eden ve verilerini her dört ayda bir raporlayan Hrant Dink Vakfı'nın internet sitesinden 45 haber seçilmiştir. Haberler, medyada ayrımcı ve ırkçı söylemi mikro ve makro düzeyde analiz etmek için en uygun yöntem olan Van Dijk'ın haber söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Ayrıca söylemin içerdiği ideolojileri ve güç ilişkilerini incelememizi mümkün kılan eleştirel söylem analizi de araştırmamızda kullanılmıştır. Sonuç olarak Ermenileri hedef alan nefret söylemi makro düzeyde iç grup ve dış grup arasındaki hiyerarşiyi "Biz ve Onlar" söylemi üzerinden üç farklı şekilde inşa etmektedir; "Türklere karşı bir tehdit olarak Ermeniler", "Türkiye'ye karşı bir tehdit olarak Ermeniler", "Toplumsal huzura karşı bir tehdit olarak Ermeniler" . Mikro düzeydeyse nefret söyleminin arka planındaki ideolojilere bağlı olarak üç farklı dilsel stratejiyi benimsediği görülmüştür "Bir milliyetçilik pratiği olarak biz ve onlar söylemi", "Milliyetçi ve Kör Vatansever Retoriğin Bir İnşası Olarak Türkiye ve Ermeniciler" ve "Sembolik Irkçılık Pratiği Olarak Davranışsal Asimetri".
Türkiye'nin azınlık politikası ve Türkiye'deki azınlıkların durumuna dair bir inceleme
Osmanlı Devleti uzun yıllar boyunca farklı etnik, dini ve kültürel grupları içinde barındırmaktaydı. Osmanlı'nın bu mirası Türkiye Cumhuriyeti'nde de varlığını korumuş ve hala korumaya devam etmektedir. Bu etnik, dini ve kültürel grupların bazıları Türkiye Cumhuriyeti'nde azınlık grupları olarak tanımlanmaktadır. Bu gruplar zamanla Türkiye Cumhuriyeti'nin de ulus kurma hedefiyle yürütülen politikalarla kaynaşarak yeni bir yapının içinde kısmen de olsa yer almıştır. Ulusun bir parçası haline gelmiş olsa da genel itibari ile bu gruplar hala azınlık statüsünde yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı toplumsal, bölgesel ve küresel bağlamlarda etkileri olan azınlık kavramını tarihsel gelişimi ile birlikte inceleyerek, Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık statüsünde kabul edilen gayrimüslim azınlıkların durumunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi olan 1923 yılından günümüze dönemsel olarak incelemek, Türkiye'de bu yöndeki uygulanan politikalara ve yaşanan olaylara dair bir değerlendirme sunmaktır. Konunun tarihsel ve kavramsal arka planı oldukça geniştir. Dolayısıyla yöntem olarak mevcut kaynaklar incelenip, tarihsel ve kronolojik düzlemde ele alınarak, elde edilen verilerin günümüzdeki durumları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın soruları şu şekilde sıralanabilir: Azınlık kavramı neyi ifade etmektedir, Türkiye'nin azınlık politikası nedir, bu politika neye/nelere dayanmaktadır, bir azınlık grubunu kimler oluştur, bu azınlıkların ülkedeki durumu ve konumu nedir? Bu çerçevede, azınlıklarla ilgili çalışmalarda görülen farklı uçlara savrulmadan, bu çalışmada azınlıklara dair toplumsal düzeydeki çeşitli sorunlara rağmen bunun sistemli bir politik dışlamaya erişmediği ve hukuki çerçevenin temel unsurları içerdiği sonuçlarına varılmıştır.
Socio-political reflections and expectations of the Ottoman Armenians after the 1908 Revolution: Between hope and despair
This thesis aims to shed light on perceptions and evaluation of the Ottoman Armenians in the second constitutional period about their relations with the state and the other groups and also about the changes in the state apparatus in making the constitutional government. Besides, it explores the internal relations between different segments of the Armenian community. By doing so, it tries to widen the perspective of the historiography of the second constitutional period in which non-Muslims are rarely handled as autonomous subjects. In the thesis, those Armenians' societal relations are analyzed under the categories of internal and external. Internal relations mean the relations among Armenian institutions, parties, and social classes. External relations, on the other hand, are analytically divided into two as vertical and horizontal relations where the former denotes the relations with the state and the latter the relations with non-Armenian ethno-religious communities, i.e. Turks, Kurds. In order to understand Ottoman Armenians' subjectivity this work largely utilizes the texts, i.e. newspaper articles, books, and booklets which they produced, and which are expected to reflect their mentality. The larger portion of the material are the Armenian newspapers published in Anatolian cities such as Sivas, Tokat, Erzurum, Trabzon, Harput, Adapazarı, and Izmir which constitutes a representative sample of the Anatolian Armenians who constituted the vast majority of the Ottoman Armenians. On the basis of all primary resources it can be concluded that the Ottoman Armenians were living in a continuous ebb and flow of hope and despair, optimism and pessimism just before the catastrophe of the First World Wa
The aftermath of the deportation: The Armenian population after the Great War and the Jamanak Daily
The aim of this thesis is to explore what the Ottoman Armenians had experienced after the forced deportation which was ordered by the Ottoman government. In recent historiography, the vast majority of the academic studies shed light mainly on the Armenian deportation, focusing on the facts that make the events whether a genocide or a simple deportation. This thesis is motivated by a curiosity to fulfill the absence in the recent historiography of what native Armenians had suffered just after the deportation and what they had witnessed in Anatolia. It is largely based on the articles published in the Jamanak daily which had an uninterrupted print run during and after the wartime. After examining the Armenian existence in Anatolia before the war and the wartime events that drastically reshaped the Armenian community in the first chapter, the thesis focuses on the effects of Armistice of Mudros in the Armenian and Ottoman communities in the second chapter and then analyzes the general mood of the Armenian community after the Great War in the third chapter by reflecting the articles and reports published in the Jamanak daily mainly in 1918-1919, thus just after the ceasefire agreement. The consequence of the research carried out within this thesis show that the Armenian community continued suffering pain after the deportation because of the lack of sufficient assistance and of the political chaos and uncertainness. With this aspect, this thesis has been a modest contribution to the already established historiography.
Being an Armenian in Anatolia: Narratives of loss and recuperation
This thesis, which is based on an oral history research with Armenians who have migrated from Anatolia to Istanbul in the last few decades, investigates the formation of Armenian identity in the present. As there are no official records about Armenians living in Anatolia and those who had converted to Islam after the genocide and as recent studies are very limited in number, the most important document becomes oral history narratives. Analyzing Armenians' lived experiences, memories and postmemories in narratives, this thesis argues that the Armenian identity is associated with resistance against the state and societal norms. Yet this resistance takes multiple meanings and forms. It is indeed subjects' gender, social class and local identity that largely determine how they tell their stories of resistance and against whom they should resist. Conversion, marriage and migration emerge as main strategies of Armenians in Anatolia to survive and protect their identity. Furthermore, this thesis shows that the 1915 stands as the origin of familial histories and personal life stories as due to the genocide many Armenians today cannot trace their genealogy in the pre-1915 era and as they start telling their life stories with the 1915. This thesis, therefore, argues that the 1915 is not simply a date that points to a specific time in history but an era in which Armenians still live. Accordingly this thesis looks at how some major events that occurred after the genocide such as confiscation of Armenian properties, the Democrat Party's election victory, September 6-7, the emergence of ASALA and assassination of Hrant Dink are experienced and narrated by Armenians.
İlhanlı-Ermeni ilişkileri (1220-1335)
Orta Çağ'ın yeterince üzerinde durulmayan ve kaynakların ayrıntılı bir biçimde bilgi vermesine karşın İlhanlılar ile Ermeniler arasındaki ilişkilerin başlangıcını, 1220 yılının sonlarında meydana gelen ilk Batı seferi teşkil etmiştir. Harezmşah Muhammed ve peşinden Celaleddin'in Moğollarla olan anlaşmazlığı, Moğol fatihlerin birçok kez Kafkasya'ya girmesine neden olmuştur. İlhanlıların kuruluş sürecinde önemli bir merhale olan bu olaylar zincirinin sonunda Kafkasya'daki Harezmşahların varlığı ortadan kaldırılmış ve bunun yerine bu bölgede güçlü bir Moğol hâkimiyeti tesis edilmiştir. 1236'da Büyük Ermenistan Moğol Noyanları arasında paylaşılmış ve 1243'deki Kösedağ savaşından sonra Kilikya Ermeni Krallığı da Moğollara tabi olmuştur. Söz konusu savaştan Hülegü'nün Ön Asya'ya gelişine değin devam eden bu süreç, bir "geçiş dönemi" niteliği taşımaktadır. Çünkü ilk Moğol akınlarına karşı direniş gösteren Ermeniler, bu dönemden itibaren Moğollara tam anlamıyla vasal olmuş ve Kösedağ savaşı da dahil olmak üzere Moğolların Ön Asya'daki seferlerine gönüllü olarak aktif katılım sağlamışlardır. Bu süreç içinde Anadolu, Kafkasya ve İran bir il statüsü kazanmış ve Ermeniler Moğollarla olan dostluk ilişkisi bağlamındaki diplomatik girişimlerine hız vermiştir. Örneğin Kral I. Hetum'un kardeşi Smbat, bu anlamda önce Batu'yu ve Güyük'ü ziyaret etmiş ve ardından kral bizzat Möngke'yi ziyarette bulunmuştur. Uzun süre Müsülüman yönetimi altında olmaktan rahatsızlık duyan Ermeniler, Kutsal topraklara sahip olmak gibi düşüncülerin de etkisiyle Moğolların gönüllü işbirlikçileri olmayı kabul etmiştir. Bunun sonucunda, daha önceki dönemlerden farklı olarak Büyük Ermenistan ile Küçük Ermenistan ilk defa Moğol rejimi altında siyasî olarak bir araya gelmiştir. Hülegü ile hızla yoğunlaşmaya başlayan ilişkiler, daha çok kutsal toprakları ele geçirmek gayesini taşımaktadır. Ancak Baybars ve ardıllarının tarih sahnesine çıkması, İlhanlı-Ermeni işbirliği doğrultusunda hayata geçirilmesi düşünülen tasarıların önünde beklenmeyen bir engel teşkil etmiştir. Diğer taraftan bu durumla birlikte Cengiz uluslarının kendi aralarında cereyan eden gelişmeler, Ön Asya'daki siyasal dengeleri altüst etmiş ve yeni ittifaklar kümesine zemin hazırlayarak söz konusu coğrafyanın siyasal, sosyal ve ekonomik görünümünün değişmesine neden olmuştur. İlhanlılarda Gazan Han'la başlayan dinsel dönüşüm, papalık ile Haçlı kuvvetlerinden Memlüklere karşı bir türlü temin edilemeyen askerî destek ve Memlüklerin daimî saldırıları nedeniyle İlhanlı-Ermeni bağlaşması temelinde arzu edilen kutsal topraklara sahip olma hedefi nihai bir başarıya ulaşamamıştır. Diğer yandan İlhanlılar ve Ermeniler arasında gerçekleşen bu ittifak siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamda bir dizi karşılıklı etkileşime de neden olmuştur. Bu çalışmada İlhanlı-Ermeni bağlaşması çerçevesinde bu konular tüm cepheleriyle ele alınmaya çalışılmış ve Orta Çağ Ön Asyası'nın son derece önem teşkil eden bir devresinin aydınlığa çıkarılmasına gayret edilmiştir.
1915 - 1928 arası emval-i metruke uygulamaları
Ermenilerin bir kısmı, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için en sıkıntılı günlerinde Ruslarla işbirliği yapmış ve Osmanlı Ordusu'nu arkadan vurarak isyan etmişlerdir. Bunun üzerine yaşadıkları yerlerden çıkarılarak vatanın daha güvenli bölgelerine zorunlu göç ettirilmişlerdir. Güvenlik gerekçesiyle gerçekleşen bu zorunlu göç esnasında Ermeniler bazı eşyalarını yanlarında götürebilseler bile taşınır mallarının çok önemli bir kısmını ve taşınmazlarını (arazi, arsa, bina) geride bırakmışlardır. Ermenilerden kalan bu malların korunması, idaresi ve tasfiyesi önemli bir sorun teşkil etmiştir. Hükümet bu sorunun çözümü adına Ermenilerin geride bıraktıkları mallarla ilgili ilk düzenlemeyi sevk ve iskân kararını aldıktan sadece üç gün sonra yapmıştır. 30 Mayıs 1915 tarihli Meclis-i Vükela Kararı'nda Ermenilerin geride bıraktıkları malların idaresi ile ilgili birçok temel esasa yer verilmiş ve bazı açıklamalar yapılmıştır. Daha sonra yapılan diğer düzenlemeler Meclis-i Vükela Kararı'nda ana hatları belirlenen esaslar etrafında şekillenmiştir. Yapılan düzenlemeler ile Ermenilerin geride bıraktıkları malları konusunda özel yetkili emval-i metruke komisyonları kurulmuş ve emval-i metrukeye ilişkin tüm işlemler bu alanda uzmanlaşmış komisyonlar tarafından yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler ile bir yandan Ermenilerin daha önce yaşadıkları yerler ile mülkiyet ilişkilerinin yani bir anlamda aidiyetlerin kesilmesi hedeflenirken diğer yandan da Ermenilerin daha önceki yaşadıkları yerlerde isyan edebilme potansiyelleri ortadan kaldırılmıştır. I. Dünya Savaşı'nın bitmesini müteakip zorunlu göçe tabi tutulan kimselerin geri dönmesine müsaade edilmiştir. Geri dönen bu kimselerin iskânı ve mallarının iadesi dönemin hükümetlerini oldukça zorlamıştır. Mütareke Dönemi diye adlandırabileceğimiz bu dönemde, zorunlu göçe tabi tutulan kimselere ait olan mallar yasal düzenleme yapılmaksızın iade edilmiştir. 08 Ocak 1920 tarihli Kararname ile de fiili uygulamalar yasal dayanağa kavuşturulmuştur. Bu dönemde emval-i metruke kapsamındaki malların çok büyük çoğunluğu ilk sahiplerine iade edilmiştir. Milli Mücadele Hareketi'nin, etkinliğini artırması ve bağımsızlık mücadelesini kazanması ile birlikte emval-i metruke konusu Meclis'in gündeminde sıkça yer almıştır. Bu dönemde yürürlüğe konulan düzenlemeler ile emval-i metrukenin kapsamı Müslümanları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bununla birlikte Lozan Antlaşması öncesinde ve sonrasında yapılan hukuki düzenlemeler ile emval-i metruke konusu kalıcı olarak çözüme kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ermeniler, zorunlu göç, emval-i metruke, emval-i metruke komisyonları, emval-i metruke tasfiye komisyonları, geri dönüş.
Views from the Varzharan: Negotiation of social identities through Armenian schools
Armenians in Turkey are an officially recognized minority group; however, they are unofficially (self-)regarded as 'semi-citizens' due to religious and linguistic differences from the majority of the population. There exist imagined boundaries between private Armenian and public Turkish spaces. There also exist institutions and members that occupy strategic positions 'between' them. Armenian schools and students represent one such case study. While the schools hold distinct spatial positions under the private/public binary, its students navigate complicated socio-spatial positions. This thesis argued that Armenian students negotiate their identities differently based on their socio-spatial positions, and these differences could be measured through their language attitudes and practices within the Armenian school. Ethnographic data was collected through semi-structured interviews and participant observations at one Armenian high school in Istanbul. The main themes represented the Armenian school as a private, community-centered 'safe space' and 'second home', and Armenian students as holding variant socio-spatial identities. I discussed the school's mechanisms of symbolic power that promote a socialized habitus, as well as the students' (in)consistent language attitudes and practices that presented themselves as paradoxes in their complicated negotiations of social identity within these conditions.
Remember Every Time, Not Just Once: Historical geography and social memory in Turkey and Armenia
With the effect of modernization in the last to hundred years we see that nowadays modern nations face the risk of losing their collective identity as a result of globalization. As a reflex of this, it is an undeniable fact that modern humankind pursues some myths to cling to the past. Sometimes with a museum, sometimes with a historical monument modern human being is in attempt to sacrifice history for the sake of his or her fantasy. At this point, a problem arises because of equalizing history and memory. History and memory are scrambled. My work analyzes the problematic of history and memory equalization within the framework of renocide notion, which means remember every time, not just once, through Armenian question and individual memory narrative. This study tackles the reflection of historical geography and social memory relations in Turkey and Armenia.
Bir Osmanlı Ermeni yetimhanesi: Adana'daki Dârüleytâm-i Osmânî'nin kısa tarihi (1909-1918)
This thesis examines the history of Dârüleytâm-ı Osmânî institution founded in Adana by Adana Governor Cemal Pasha of the period for Armenian girls and boys who were orphaned due to the Adana massacres of 1909. This orphanage, whose foundations were laid in 1909, was officially opened in 1911 for the education and care of 500 hundred orphaned Armenian children. Shortly after its opening, Muslim orphans were also placed in the orphanage and thus became a multireligious and multicultural institution. This thesis tries to show the views of local officials, Ottoman Armenians, and the Committee of Union and Progress towards the opening of the orphanage, by emphasizing the historical role of the Armenian orphans. While drawing a comprehensive picture of the process providing the establishment of the orphanage from 1909 to 1911, this thesis argues that this orphanage was founded for political reasons rather than humanitarian concerns. The study shows the partnerships, disputes, and conflicts between different groups through the discussions on the administration and control of the orphanage from 1912 to 1914. Furthermore, the thesis shows the impacts of the changing ideological, social, and economic policies of the government on the orphanage by focusing on the period between 1914 and 1918. The primary sources used in this thesis are Ottoman archival documents, missionary and consul reports, memoirs, newspapers, province budgets, and regulations.
The massacres of 1909: Violence in revolutionary context in Adana and its hinterland
This study is a reconsideration of the Massacres of 1909 in the light of the ethnoreligious relations in four urban centers (Kayseri, Maraş, Zeytun, and Antakya) from its hinterlands. Based on mainly Ottoman, British, and American Board Commission archival documents, it scrutinizes the history of these urban centers in the first year of the Young Turk period and explains the two massacres in Adana town center with the conclusions drawn from them. Demonstrating the ethnoreligious tensions, the protests against local governments, the role of religion, the agency of the commoner Muslims, and the power of Muslim notables between the Revolution and the Massacres; the study calls for a reevaluation of some predominant paradigms of causation, which are the dominance of the center over the regions, base over superstructure, and patrician over plebeian in interpreting the Young Turk regime's abstract principles, specifically on the rights of Ottoman Armenians. Also, the study investigates the relationship between the Massacres and the 31 March Incident and suggests going beyond the historiography that belittles the conception of reaction by dividing it into three stages: absorption, antirevolution, and counterrevolution. The study argues that Massacres of 1909 were reactionary movements in the stage of anti-revolution, and their potential of turning into counterrevolution was a vital factor in making the already reluctant Young Turk policymakers abandon the realization of universalist principles regarding Ottoman Armenian rights.
Armenian schools in contemporary Turkey: Governmentality, community, resilience
In the grip of central examination systems, the marketization and pri-vatization of schooling, regulations of a nation state which maintains its emphasis on its Turko-Islamic tenets, and the escalation of competition among students as an outcome of an endeavor to be incorporated into global job markets, the Armenian schools struggle to breed a nurturing soil for Armenian cultural sustainability. The main objective of this re-search is to analyze to what extent the Armenian schools serve as plac-es of cultural empowerment in spite of the external constraints that the educational system in Turkey breeds and the political targeting Armenian community experiences today. Although the schools are places of acculturation in which the wishes of the nation state almost always prevail, this does not mean that latitude in education is fully en-compassed by precepts of national education. There is a possibility for the schools to function as spaces for cultural self-realization as opposed to the political targeting and marginalization they are subjected to. The aim of this study is to unpack the broader educational field encapsulat-ing the Armenian schools, and to paint a comprehensive picture which summarizes bureaucratic functioning, quotidian practices, daily predic-aments, the network of relationships interwoven around the schools or any pattern that delineate their overall milieu, so that it could be possi-ble to understand how self-meaning is produced in the schools.
İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında 19.yüzyıl figürlü mezar anıtları
Tez çalışmasının konusunu, İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında bulunan 19. yüzyıl figürlü mezar anıtları oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikli olarak mezarlıklarda bulunan anıtlar ele alınsa da manastır, kilise kripta ve bahçeleri, hastane bahçelerine yapılan anıtsal nitelikli ve figürlü mezar anıtları da ele alınmıştır. Özellikle 19. yüzyılda gayrimüslimlere tanınan sosyal haklar ve mülk edinme hakkıyla birlikte anıtsal nitelikli sosyal ve dini nitelikli yapılar gibi mezar anıtları da dikkati çeken heykelli ve kabartmalı olarak yaptırılmıştır. Bu anıtlar ailelerin ve dönemin sosyal istek ve ihtiyaçlarını, sanatçıların becerilerini, anıtsal heykel ustalarının bu yüzyılda bir meslek olarak ortaya çıktığını, mezheplerin ikonografik taleplerini ve Avrupa'da aynı yüzyılda görülen mezar anıtları ve heykellerinin yansımalarını sunmaktadır. Mezar tiplerinde yüzyılın mimarlık akımlarıyla paralel beğeniler dikkat çekicidir. Neoklasik, Neobizans, Neogrek, Neomısır, Neogotik etkili anıtlar yapılmıştır. Bu anıtlarda İstanbul'a uzak yeni mezar tipleri yanında yüzyıllardır kullanılan lahit, levha, haç, tabut formlu eski mezar tipleri tercih edilmiştir. Avrupa'dan ithal edilen mezar heykelleri de dikkati çekmektedir. 19. yüzyılın bazı mezar anıtları dönemin önemli heykeltıraş, anıtsal mezar ustası veya mimarlarına yaptırılmıştır. Louvre Müzesi'nin duvarlarını süsleyen heykelleriyle bilinen Fransız heykeltraş Marius Jean Antonin Mercié, Luigi Giona, Geroloma Fiaschi gibi Avrupalı sanatçılar, Yunanistan'ın önemli heykeltıraşları olarak tanınan George Bonanos, Lazaros Sohos, Vitsares, Tombros gibi sanatçılar, Tinos adasından gelen Liritis, Krikelis, Ziotis aileleri, Periklis Fotiadis, Panayotidis gibi dönemin mimarları, Papazyan ve Yervant Osgan gibi Ermeni heykeltıraşlar gibi adından söz ettiren mimar, heykeltıraş ve mezar ustaları bu anıtlarda çalışmışlardır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Osmanlı, Gayrimüslim, Rum, Ermeni, Levanten, Latin, Mezar, Mezar anıtları, Mezarlık, Heykel, Heykeltıraşlar, İkonografi