Aydın
223 theses under this subject heading
Farklı sulama suyu düzeylerinin fesleğen (Ocimum basilicum L.) bitkisinde verim ve verim karekteristikleri üzerine etkileri
Amaç: Aydın koşullarında farklı damla sulama düzeylerinin fesleğen bitkisinde verim ve verim bileşenleri ve önemli uçucu yağ parametreleri üzerine olan etkileri araştırmak amacıyla bu çalışma saksı denemesi olarak 2022 yılında yürütülmüştür. Materyal ve Yöntem: Araştırma tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulmuştur. Araştırmada 5 farklı sulama düzeyi (%120; %100; %80; %60 ve %40) incelenmiştir. Araştırmada sulama konuları; saksılarda 2 günlük eksilen nemin saksı su tutma kapasitesine getirilmesi için gerekli olan sulama suyu miktarının %40, %60, %80, %100 ve %120'sinin damla sulama yöntemiyle uygulandığı 5 farklı sulama suyu düzeyi konularından oluşturulmuştur. Bulgular: Çalışmada, konulara uygulanan sulama suyu miktarı 5,15-15,46 L/bitki arasında değişirken, bitki su tüketimi değerleri 5,37-15,61 L/bitki arasında değişmiştir. Fesleğende sulama suyu düzeyleri gerek yaş herba gerekse de kuru herba verimleri üzerine %1 düzeyinde (p<0,01) önemli bulunmuştur. Ortalama yeşil herba verimleri 78-140 g/bitki arasında değişirken; kuru herba verimleri 20,1-24 g/bitki arasında değişmiştir. Toplam su kullanım randımanı değerlerine bakıldığında yeşil herba WUE değerleri 8,57-14,52 g/L; kuru herba WUE değerleri ise 1,53-3,74 g/L arasında değişmiştir. Çalışmada uygulanan farklı damla sulama düzeylerinin fesleğen verim özellikleri (bitki boyu, bitki gövde çapı, bitki dal sayısı) ile yağ kalite özellikleri (yağ oranı, Limonene, Gama-terpinene; Linalool; Linalyl acetate; Cymol ve Germacrene-D) üzerinde (p<0,01) düzeyinde etkili olmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, sulama suyunun yeterli ve birim suyun maliyetinin uygun olduğu koşullarda yaş herba ve kuru herba veriminin yüksek olduğu I120 konusu önerilebilir. Ancak sulama suyunun kısıtlı ve birim suyun maliyetli olduğu koşullarda suyu daha etkin kullanan I40 konusu önerilebilir.
Sigortacılıkta risk ve kasko sigortası tercihi üzerine Aydın ili uygulaması
Yatırımlara etkin kaynak sağlamak, ülkede yaratılan kaynakların arttırılması ve yaratılan bu kaynakların varlıklarını korunması işlevlerini yerine getiren sigorta sektörü ekonomik büyüme için büyük bir öneme sahiptir. Bu işlevlerin var olmadığı ekonomi büyüyemez ve oluşan çeşitli riskler sebebiyle zaman içinde kendini tüketir. Risk genel olarak kaybetme ihtimalini akla getirir, kimi zaman riskin gerçeklemesi sonucu olan kayıplar önemsenmeyebilir ve buna katlanılabilir. Bazen ise gerçekleşen bu riskler hayatı yıkıma götürebilecek kadar ağır olabilir, bu yüzden riskten olabildiğince kaçınmak gerekir. İnsanoğlu kazanma ihtimalini yükseltmek ve kaybetme riskini minimuma indirmeye çalışarak yaşamının sonuna kadar heyecan peşinde olurlar. İşte bu yüzden risk yönetimi kavramı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada öncelikle sigorta ve risk kavramı üzerinde durulmuş, sonrasında sigortalanabilir risklerin belirlenmesi, ölçülmesi ve fiyatlandırılması için yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. Son olarak da kasko sigortası üzerinde durulmuş ve tercihi üzerine aydın ili uygulamasıyla analizlerine ve yorumlarına yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sigorta, Risk Yönetimi, Kasko, Aydın İli
Aydın ilinde tüketime sunulan çöp şişlerin mikrobiyolojik kalitesinin incelenmesi
Bu çalışmada, 2015 yaz ve kış dönemlerinde Aydın ilinde çeşitli restoranlardan toplanan 100 adet çöp şiş örneği mikrobiyolojik özellikleri bakımından incelenmiştir. Mikrobiyolojik analizler sonucunda toplam mezofilik aerobik canlı bakteri (TMACB) sayıları değerlendirildiğinde kış döneminde 4.14-7.12 log kob/g arasında ve ortalama 5.53 log kob/g olarak bulunmuştur. Yaz döneminde ise, 4.50-7.81 log kob/g arasında ve ortalama 6.33 log kob/g olarak saptanmıştır. Çöpşişlerden elde edilen Staphylococcus aureus(S. aureus)sayıları değerlendirildiğinde; kış döneminde<2 ile 5.81log kob/g arasında ve ortalama 5.04 log kob/g, yaz döneminde ise <2 ile 6.07log kob/g arasında ve ortalama 4.80 log.kob/g olarak bulunmuştur. Kış döneminde 50 adet çöp şiş örneğinin 16 tanesinde (% 32), yaz döneminde 50 adet çöp şiş örneğinin 30 tanesinde (%60) S. aureus tespit edilmiştir. Çalışmadaki koliform bakteri sayıları incelendiğinde ise, belirlenen dilüsyon oranlarında yaz döneminde 2-6.23log kob/g sayıları arasında ve ortalama olarak 4.83 log kob/g olarak, kış döneminde<2-5.21log kob/g arasında ve ortalama 3.93 log kob/g olarak bulunmuştur.Escherichia coli (E. coli) sayıları değerlendirildiğinde ise, yaz döneminde minimum <2, maksimum 4.51 log kob/g ortalama 3.65 log kob/g olarak tespit edilmiştir. Kış döneminde ise örneklerde E. colivarlığına rastlanılmamıştır. Maya-küf sayıları değerlendirildiğinde yaz döneminde 2.84-6.19 log kob/g aralığında ve ortalama 4.88 log kob/g, kış döneminde ise <2-5.54 log kob/g aralığında ortalama olarak 4.47 log kob/g olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte yaz döneminde 50 numunenin 6 tanesinde (%12), kış dönemindeise 50 numunenin 1 tanesinde (%2) Salmonella spp. varlığı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile çöp şiş örneklerinin üretimi esnasında, et hayvanının kesiminden çöp şiş örneklerinin tüketimine gelinceye kadar geçen safhalarda hijyen koşullarının yetersizliği nedeniyle kontaminasyona maruz kalmaları sonucunda toplam yükünün arttığı ve patojenlere maruz kaldığı görülmüştür. Bu durum ürün kalitesi yanında halk sağlığı riski doğurması açısından önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Çöp şiş,halk sağlığı,mikrobiyal kalite
Aydın bölgesindeki bal arılarında (apis mellifera ) bulunan varroa destructor'un (akar: varroidae) genetik karakterizasyonu
Bu çalışmada; Aydın bölgesinde bal arılarında (Apis mellifera) görülen Varroa destructor'un mitokondriyal Cox1 geninin haplotiplerinin belirlenmesi amacıyla farklı iki teknik modifiye edilerek uygulanmıştır. Haplotip belirlenmesi amacıyla farklı sekansa sahip iki primer (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ ve (ADA 02) [5′GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3′] COXF ve [5′GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3′] COXRa seçilmiştir. (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ sekansa sahip primerle 376 bp büyüklüğünde DNA amplifiye edilmiştir. Amplifiye ürüne SacI restriksiyon enzimi uygulanmış ancak bu restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği görülmüştür. (ADA 02) [5'GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3'] COXF ve [5'GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3'] COXRa sekansa sahip primerle 570 bp büyüklüğünde amplifiye DNA elde edilmiştir. Elde edilen amplifiye DNA'ya XhoI restriksiyon enzimi ve SacI restriksiyon enzimleri uygulanmıştır. Ancak SacI restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği, XhoI restriksiyon enziminin ise elde edilen genomik DNA amplifikasyonunda 270 ve 300 bp büyüklüğünde iki band oluşturduğu saptanmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında; Elde edilen bandların V. destructor Kore haplotipi için spesifik olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Varroa destructor'un haplotipinin belirlenmesine yönelik yapılan bu araştırmada, İncelenen 200 örneğin tamamının V. destructor Kore haplotipi olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Varroa destructor, Genetik karakterizasyon, Aydın
Determination of the level of financial literacy and study on a certified public accountant in Aydın province
A certified public accountance is a profession in today's world where both individuals and commercial enterprises receive financial information, can store financial data and send various reports on behalf of their taxpayers. Emerging and complicated financial markets have become incomprehensible in terms of individuals and commercial enterprises. It is not possible to expect to make financial arrangements at the same time, especially when commercial enterprises and companies are forced to follow up their business. For this reason, the certified public accountants have assumed responsibility for financial follow-up of taxpayers and have provided taxpayers more time to take charge of their own affairs. The most important process needed for the new business to survive and grow is to have a good certified public accountant. Here, a good certified public accountant refers to individuals with financial knowledge and high financial market dominance. As can be understood from this, the way of becoming a good certified public accountant is directly related to the high level of financial literacy. In this study, the financial literacy levels of a certified public accountants in Aydın provinces and districts were tried to be measured. It has been attempted to determine the extent to which the level of financial literacy is influenced by the age, gender and educational status of certified public accountants. In the survey, it was determined that the financial literacy level of the certified public accountants is high. It has been found out that the gender situation has a neutral influence on the financial literacy level while it is found that the education and age status among the certified public accountants are effective on the financial literacy level. KEYWORDS: Financial Literacy, Financial Education, Financial Information, Financial Behavior, Financial Literacy In The World And In Turkey
Aydın ilinde bazı sütçü sığır işletmelerinde subakut ruminal asidozis insidansının belirlenmesi
Subakut ruminal asidozis (SARA) geviş getiren hayvanların artan derecede önem kazanan bir bozukluğu haline gelmektedir. Bu araştırma ile Aydın ilinde bazı sütçü sığır işletmelerinde farklı biyobelirteçler aracılığıyla SARA insidansının belirlenmesi amaçlandı. Total karışım rasyonu (TKR) ile besleme yapılan ve Aydın ilinde yer alan 8 farklı süt sığırcılığı işletmelesi çalışma kapsamına alındı. Her bir işletmede I. grup erken laktasyon (0-70. günler) ve II. grup orta laktasyonda (70- 140. günler) olmak üzere (her grupta en az n=12) 2' şer farklı grup oluşturuldu. Tez kapsamında tanımlayıcı biyobelirteçler olarak rumen pH' sı (dijital pH metre), rumen kontraksiyonlarının sayısı (fonendeskop), dışkı skorlaması (inspeksiyon), vücut kondüsyon skoru (Edmonson metodu) kullanıldı. Çalışma kapsamında 15/184 (% 8.15) hayvanın SARA pozitif (pH˂ 5.5) olduğu (12' si erken laktasyonda, 3' ü orta laktasyonda) bunun yanı sıra farklı iki çiftlikte (% 25 oranla D ve F çiftlikleri) saptanan birer olgunun SARA açısından risk grubunda, 167 olgunun ise SARA açısından negatif olduğu belirlendi. Rumen sıvısı pH değerlerinin sağlıklı hayvanlarda 6.54± 0.36, SARA teşhisli hayvanlarda ise 5.28±0.17 (p˂0.01) olduğu saptandı. Rumen kontraksiyonlarının sağlıklı olgularda 9.47± 1.13, SARA teşhisi konulanlarda 7.01± 0.7 olduğu ve istatistiksel olarak belirgin farklılık bulunduğu (p ˂0.01) görüldü. Dışkı skoruna ait ortanca değerin sağlıklı hayvanlarda 3± 0.009, SARA teşhisli hayvanlarda 2.5± 0.033 (p ˂0.01) olduğu dikkat çekti. Vucut kondisyon skoru (VKP) bakımından rumen pH'sı değerlendirildiğinde, 3˂VKP˂4 arasında VKP' ye sahip olan ineklerin ortalamaları diğer VKP gruplarına göre yüksek bulundu. İlaveten SARA teşhisi konulan 15 hayvanın 12 tanesinin VKP' si 4.25 ve 3 tanesinin VKP' si 4 olarak tespit edildi. Sağlıklı ve SARA teşhisi konulan ineklerin rumen pH' sı ile çalışma kapsamına alınan biyobelirteçler arasındaki korelasyonlar incelendiğinde rumen pH' sı ile rumen kontraksiyonu arasındaki ilişki sağlıklı ve SARA teşhisi konulan ineklerde sırasıyla 0.246 ve 0.647 olarak bulunmuş olup (P˂ 0.01), özellikle SARA teşhisi konulan ineklerde her iki özellik arasındaki korelasyonun sağlıklı hayvanlara göre yüksekliği dikkat çekti. Yine, rumen pH' sı ile VKP arasındaki ilişki her iki durumda da istatistiksel açıdan önemli bulundu (P˂ 0.01; sırasıyla sağlıklı ve SARA teşhisi konulan inekler için 0.414 ile 0.781). Dışkı skoru ile rumen pH' sı arasındaki ilişki her iki sağlık durumu bakımından ele alınmış olup, sağlıklı olan hayvanlarda düşük ancak istatistik bakımdan önemli değerler (0.222) elde edilirken, SARA teşhisi konulan hayvanlarda ise negatif yönde (-0.428) bir ilişkinin varlığı tespit edildi (P˃ 0.05). Sonuç olarak Aydın ili sınırlarında yer alan işletmelerde SARA'nın varlığı ilk kez bu çalışma ile değerlendirilmiştir. Çalışmamız kapsamında SARA ile ilişkide olan biyobelirteçlerin (rumen pH' sı, rumen kontraksiyonları, dışkı skoru, VKP) korelasyonlarıda incelenmiş olup tanı amacıyla da değerlendirilebileceği, erken koruyucu tedbirler alınarak hastalığın engellenebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Aydın, sütçü sığır, subakut ruminal asidozis, insidans, biyobelirteç
Tüketicilerin e-ticaret eğilimlerinin araştırılması: Aydın ilinde bir uygulama
Günümüz toplumlarını birleştiren en kapsamlı teknolojik iletişim araçlarından birisi olan internetin gelişmesiyle birlikte büyüyen elektronik ticaret sahip olduğu pazar payı ve hitap ettiği geniş kitleyle giderek artan bir ivme yakalamayı başarmıştır. Artık büyük şehirlere, gelişmişlik düzeyi yüksek illerden gelişmekte olan ilçelere kadar uzanan bu ağ sisteminin zaman ve mekan tanımaksızın bu denli sınırları zorlaması ve her kitleye ulaşıyor olması online alışverişe yönelik tercihleri de her geçen gün artırmaktadır. İnternetin bu denli sını tanımazlığına karşın e-ticarette Türkiye'nin dünya sıralamasında gerilerde olması, ülkemizde pazarın büyümesini ve tüketicilerin internet üzerinden alışveriş yapmasını olumsuz etkileyen unsurların varlığını düşündürmektedir. Tez çalışması kapsamında tüketicilerin online alışveriş eğilimlerini Aydın Efelerde'de incelemeye yönelik Uslu'nun 2015 yılındaki 'Türkiye'de E-Ticaretin Durumu ve Geleceği: Ankara İli Kızılay Bölgesinde E-Alışveriş İle Alakalı Müşteri Eğilimi Üzerine Bir Araştırma' konulu yüksek lisans çalışması referans alınmış ve birebir anket uygulaması yapılmıştır. Bu araştırmada elektronik ticaret ile ilgili literatür çalışması yapılmış ve bu kavramsal çerçevede tüketicilerin online alışveriş tercihlerinde; cinsiyet, yaş, eğitim durumu, internetten alışveriş yapma süresi başta olmak üzere online alışverişe yönelik eğilimleri ele alınmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular hukuksal boyutlarıyla değerlendirelerek tüketicilerin ortaya koyduğu eğilimlerin sonuçları ayrıntılı bir şekilde sunularak tüketicilerin eğilimleri neticesinde hem hukuksal hem de genel açılardan e-ticaret hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Elektronik Ticaret, Online Alışveriş, Tüketici
Aydın ilinde sağlıklı yaşam için spor yapan 30-40 yaş arası bayanlarda bazı fiziksel parametrelerin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Düzenli egzersiz yapan ve yapmayan bayanlarda sekiz haftalık periyotta fiziksel özellikler, deri kıvrım kalınlıkları ve çevre ölçümlerinde meydana gelen değişimleri inceleyerek, egzersizin vücut kompozisyonuna etkisini araştırmaktır. Araştırmaya Aydın il merkezinde yaşları 30?40 arasında değişen, mesleki olarak aktif ve büro işleri yapan toplam 202 bayan denek olarak katılmıştır. Bayanlar; deney (n=101) ve kontrol (n=101) grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Her grup kendi içinde 51 aktif ve 50 büro çalışanından oluşturulmuştur. Aktif çalışan bayanların meslek gruplarını hemşireler, doktorlar, öğretmenler, büro çalışanı bayanları da banka memurları ve devlet dairelerinde masa başında çalışan memurlar oluşturmuştur. Çalışmaya katılan bayanlar kendi aralarında bekâr ve evli olarak ayrılmışlardır. Sağlıklı yaşam hedefleyerek çalışmaya katılan deney grubu bayanların egzersiz programına başlamadan önce ve 8 hafta sonra fiziksel uygunluk ölçümleri yapılmıştır. Belirlenen fiziksel uygunluk unsurları olarak boy, kilo, esneklik, dikey sıçrama, skinfold ölçümleri (biceps, triceps, abdomen, suprailiac, subscapular, uyluk), çevre ölçümleri yapılmıştır. Deney grubu bayanlara 8 hafta boyunca, haftada 3 gün aerobik egzersiz çalışmaları uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kontrol grubu bayanlara da ön test ve son test olarak bu ölçümler yapılmıştır. Ancak kontrol grubu bayanlarına aerobik egzersiz çalışması uygulanmamıştır. Araştırma sonuçlarına göre egzersizin vücut ağırlığı, bel ve karın çevresi, vücut yağ oranı ve dikey sıçrama üzerinde etkileri olmasına karşın kalça çevresi ölçümlerinde farklılık görülmemiştir.Anahtar Kelimeler: Egzersiz, fiziksel uygunluk, vücut kompozisyonu
Aydın ilindeki jeotermal enerji kaynaklarının sera ısıtmak amacıyla kullanımı üzerine bir araştırma
Bu çalışmada; Aydın ilindeki jeotermal enerji kaynaklarının sera ısıtmaamacıyla kullanma olanakları araştırılmıştır. Bölgede jeotermal enerjiyleısıtılabilecek seralar için ısıtma sistemleri; teknik tasarım, seradaki düzenleme, ısıdeğiştirici tasarımı, sera ortamında sıcaklık dağılımı, ısıtma akışkanı için gereklikalite özellikleri, sera iklimine olan etkiler, yetiştirme sistemlerine uygunluk veekonomik uygulanabilirlik bakımından tartışılmıştır. Aydın ilindeki jeotermalkaynakların, sera ısıtma için etkili fiziksel ve kimyasal özellikleri incelenmiştir.Aydın ili iklimi koşullarında, 1000 m2 taban alanında üç farklı düzenlemedekipolietilen (PE) plastik seralar için, jeotermal enerjiyle ısıtma sisteminin tasarımdeğişkenleri belirlenmiştir. Jeotermal enerjiyle sera ısıtma sistemlerinin tasarım veseçimine ilişkin temel özellikler incelenmiştir. Değişik iç tasarımlardaki PE plastikseraların 0 °C ve ?5 °C dış ortam sıcaklığında, dört farklı iç ortam sıcaklığına bağlıolarak ısı gereksinimleri hesaplanmıştır. Dış ortam sıcaklığının ?5 °C olmasıdurumunda, bir çok bitki türü için yaklaşık olarak uygun bir sıcaklık değeri olan 15°C iç ortam sıcaklığı için, sera taban alanı başına ısı gereksinimi, PE plastik serada169.2 W/m2, PE ısı perdeli serada 126.9 W/m2 ve polyester ısı perdeli serada 98.7W/m2 olarak belirlenmiştir. Isı değiştirici olarak plastik boru kullanılmasıdüşünüldüğünde, dış ortam sıcaklığının ?5 °C ve iç ortam sıcaklığının 15 °C olmasıkoşulunda; PE plastik sera için yaklaşık 1539.3 m, PE ısı perdeli plastik serada1154.4 m ve polyester ısı perdeli plastik serada 897.9 m uzunluğunda 40 mmçapında plastik boru gereklidir. Bölgedeki jeotermal kaynakların kimyasalözelliklerine bağlı olarak karşılaşılabilecek olan sorunlar ve çözüm önerileriverilmiştir.
Manisa ve Aydın mezbahalarında kesilen koyunlarda muskuler sarkokistozisin yayılımı ve histopatolojik teşhisi
Sarkokistozis, koyunlarda sık görülen, zoonoz karakterde paraziter bir enfeksiyondur. Bu çalışmada; parazitin yoğunluğunun, hangi yaş aralığında ve hangi dokularda, ne sıklıkta bulunduğunun tespit edilmesi ve hastalığın koyunculuk açısından öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Manisa ve Aydın Belediye mezbahalarından rastgele seçilen toplam 100 adet koyundan (58 adet 5-6 aylık; 42 adet 2 yaşlı), dil, özofagus, kalp ve çizgili kas dokuları toplandı. İncelenen dokularda makrokiste rastlanmazken tüm dokuların %97'sinde mikrokist saptandı. Tüm koyunların en az bir doku örneğinde mikrokist görüldü ve enfeksiyon oranının %100 olduğu tespit edildi. Kuzularda da en az bir doku örneğinde mikrokist görülme durumuna göre enfeksiyon oranı %94,82 idi. Kuzularda, mikrokist oluşumu sıralaması; dil (%81,03), çizgili kas (%75,86), kalp kası (%70,68) ve özofagus (%55,17) olarak tespit edildi. Koyunlarda mikrokistlerin dokular arasındaki dağılımı incelendiğinde, sırasıyla çizgili kasta (%97,61), kalpte (%95,23), özofagusta (%90,47) ve dil dokusunda (%88,09) belirlendi. Enfeksiyon; hafif, orta ve şiddetli derecede sınıflandırılmıştır. Buna göre; kuzulardaki hafif derecede enfeksiyon; çizgili kasta %62,06; özofagusta %53,44; kalpte ve dilde %50'dir. Orta derecede enfeksiyon; dilde %18,96; kalpte %13,79; çizgili kasta %12,06 ve özofagusta %1,72'dir. Şiddetli derecede enfeksiyon ise; dilde %12,06; kalpte %6,89; çizgili kasta %1,72 olarak saptanmış, özofagusta ise enfeksiyon tespit edilemememiştir. Enfeksiyon derecesi yönünden incelenen 2 yaşlı koyunlarda; hafif derecede enfeksiyon; özofagusta %57,14; çizgili kasta %52,38; kalpte %40,47 ve dilde %28,57; orta derecede enfeksiyon; dilde %52,38; çizgili kasta %42,85; özofagusta %28,57 ve kalpte %23,8 olarak saptanmıştır. Şiddetli derecede enfeksiyon ise; kalpte %30,95; dilde %7,14; özofagusta %4,76 ve çizgili kasta %2,38 olarak tespit edilmiştir.
Gıda sektöründe ihracat yapan firmaların lojistik dış kaynak seçimi: Aydın İli örneği
Artan rekabet, işletmelerin temel faaliyetlerine odaklanma isteği, etkin lojistik operasyonlara duyulan ihtiyaç vb. nedenlerden dolayı lojistik dış kaynak kullanımı hızla artmaktadır. İşletmeler üçüncü parti lojistik servis sağlayıcıları sayesinde taşıma, depolama, gümrükleme gibi alanda uzmanlık gerektiren lojistik faaliyetleri lojistik yatırımı yapmadan gerçekleştirebilmektedir. Lojistik dış kaynak kullanımının faydalı olması için işletmenin gereksinimlerine uygun, doğru bir lojistik servis sağlayıcısının seçilmesi gerekmektedir. Doğru bir lojistik servis sağlayıcısı seçimi, dış kaynak kullanımının getireceği faydayı arttırma konusunda önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada incir, kestane, zeytin gibi Aydın ilinde yoğun olarak üretilen gıda ürünlerini ihraç eden firmaların lojistik servis sağlayıcısı seçerken dikkate aldığı kriterler belirlenmek istenmiştir. Bu çalışma aynı zamanda üçüncü parti lojistik (3PL) firmalarının müşteri beklentilerini ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın, rekabet ortamında bir adım öne çıkmak isteyen 3PL firmalarına referans olması ve sundukları hizmetlerin kalitesini daha da arttırması beklenmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda Aydın'da ihracat firmalarına anket uygulanmış ve çok kriterli karar verme yöntemlerinden SWARA yöntemi kullanılmıştır.
Aydın Müzesi örnekleri ışığında Karia bölgesi Terrakotta figürinleri
Bu çalışmada, 1959 – 2004 yılları arasında Aydın Arkeoloji Müzesi'ne hibe, satın alma, müsadere, istirdat ve kazı çalışmaları yoluyla getirilen toplam yetmiş dört terrakotta figürin değerlendirilmeye alınmıştır. Söz konusu figürinlerin, on sekiz tanesi Karia Bölgesi kentlerinden ve yirmi sekiz tanesi ise Güney Ionia Bölgesi kentlerinden gelmektedir. Çalışma kapsamında, Karia Bölgesi kentleri içerisinde Hyllarima, Tralleis ve Halikarnassos, Ionia Bölgesi kentleri içerisinde ise Miletos, Didyma, Priene ve Myus antik kentleri yer almaktadır. Çalışma kapsamında incelenen figürinler, toplamda 8 ana tipoloji ve 31 alt tipolojiye ayrılmaktadır. Karia Bölgesi'nden gelen figürinlerin süvari, hydriaphoros, rahip, ephebos, sadaklı ephebos, Aphrodite rahibesi, Aphrodite ve grotesk tiplerine ait oldukları tespit edilmiştir. Güney Ionia Bölgesi'nden gelen figürinlerin ise Apollon, Ariadne – Tykhe, poloslu kadın/tanrıça, sporcu/atlet, giyimli kadın, kız çocuk, hayvan, aktör, protom ve hydriaphoros tiplerine ait oldukları tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan figürinlerin değerlendirilmesi sonucunda İÖ 6. yüzyıldan - İS 2. yüzyıla kadar olan bir zaman dilimini kapsadığı tespit edilmiştir. Söz konusu figürinler içerisinde en erken buluntu grubunu Geç Arkaik Dönem'e tarihlenen süvari, yüksek poloslu kadın/tanrıça başı, adak amacıyla yapılan ayak ve kouros figürini oluşturmaktadır. Klasik Dönem'e tarihlenen figürinler içerisinde hydriaphoros, rahip, giyimli kadın/tanrıça, at figürini, kourotrophos, protom ve atlet figürinleri yer almaktadır. Hellenistik Dönem'de ise oturan Aphrodite, Ariadne – Tykhe, Apollon, aktör, Pan, Eros, giyimli kadınlar, kadın başları, epheb figürinleri ve çocuk figürinleri yer almaktadır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait figürinler içerisinde Aphrodite, Artemis, kadın başı, ephebos, süvari, gladyatör, grotesk ve kartal figürinleri yer almaktadır. Çalışma kapsamında incelenen figürinlerin genel olarak kırmızımsı sarı kil rengine sahip oldukları tespit edilmiştir. Buluntu yerleri belli olmayan 28 figürinin ise kil özellikleri ve stillistik değerlendirmeleri sonucunda, bu figürinlerin Karia ve Ionia kentlerine özgü figürinler oldukları saptanmıştır.
Aydın ili köpeklerinde bulunan hepatozoon canis'in teşhisinde mikroskobik ve PCR bulgularının karşılaştırılması
Hepatozoon canis köpeklerde ölümle sonuçlanabilen hastalık tablosuna neden olan kene kaynaklı protozoal bir parazittir. Bu çalışmada Aydın ilindeki sahipli köpeklerde Hepatozoon canis'in varlığının mikroskobik ve PCR ile belirlenerek iki teşhis yönteminin sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne gelen köpeklerden toplanan kan örneklerinden ince yayma preparatlar hazırlanarak mikroskobik olarak incelenmişlerdir. Aynı örneklerden DNA ekstraksiyonu yapılarak parazite ait DNA varlığı PCR ile incelenmiş, elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Mikroskobik incelemede hiçbir kan örneğinde H.canis gamontuna rastlanmaz iken PCR ile üç kan örneğinde pozitiflik saptanmıştır. Ülkemizde köpeklerde hepatozoonosis'in prevalansı hakkında daha önce yapılan çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışma ile de köpek hepatozoonozisi'nin tanı ve tedavi prosedürlerinin geliştirilmesi açısından katkı sağlanacağı düşünülmektedir.
Konut değerlemesinde kullanılan kapitalizasyon ve amortisman oranlarının hesaplanması: Aydın ili örneği
Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi, kentleşme oranının artmasıyla beraber gayrimenkul piyasasının büyüklüğüne bağlıdır. Ülkede yer alan gayrimenkul varlıklarının hangi finansman yöntemiyle değerlendirildiği ise, piyasanın işleyişinin temelini oluşturur. Gayrimenkul finansmanının etkin çalışması, piyasada gerçek fiyat mekanizmasının oluşması, alım-satıma konu olan finansal varlığın çeşitliliğini ve güvenilirliğinin artması için önemli bir unsurdur. Gayrimenkul piyasasında gayrimenkullerin fiyatlarının doğru, tarafsız ve şeffaf bir şekilde belirlenmesi, uzmanlar tarafından gayrimenkulün değerlemesi ile mümkündür. Değerleme, gayrimenkul sektörünün ekonomisine, hukuksal yapısına ve finansmanına birçok fayda sağlamaktadır. Ancak, gayrimenkul değerlemesinde karşılaşılan en büyük sorun, gayrimenkul sektörünün gelişmesiyle ortaya çıkan yeni ihtiyaçları karşılayacak veya gayrimenkulün değerine etki eden tüm faktörleri kapsayan bir modelin olmamasıdır. Bu çalışmanın konusu, Aydın ili Efeler ilçesindeki gerçek alım-satımı yapılan konutların, değerleme yöntemlerinden biri olan gelir kapitalizasyon yöntemi ile bölgesel kapitalizasyon oranının hesaplanması ve diğer bir yöntem olan maliyet yöntemi ile yaş ve oda sayısına göre amortisman oranının belirlenmesidir. Çalışmanın özgünlüğü, Türkiye'de konut sektöründe hem gerçek alım-satım fiyatlarını kullanarak, bölgesel konut kapitalizasyon oranının hesaplanması ve hem de piyasadan çıkartma yöntemi ile amortisman tutarının tespit edilmesine yönelik ilk çalışma olmasıdır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, değerleme uzmanlarına veya değerleme şirketlerine, konu ile akademik olarak çalışan kişilere veya kurumlara ışık tutmayı ve kaynak oluşturmayı hedeflemektedir. Aydın ili Efeler ilçesinde on sekiz mahalle için ulaşılan 805 gerçek alım-satım verilerine göre, bölgenin genel ortalama kapitalizasyon oranı % 4,98 olarak hesaplanmıştır. Mahalle olarak incelendiğinde en yüksek kapitalizasyon oranı % 7,30 ile Orta Mahallesi ve % 7,17 ile Zafer Mahallesi'dir. En düşük kapitalizasyon oranı ise % 3,95 ile Zeybek Mahallesi ve % 4,04 ile Mimar Sinan Mahallesi'dir. Amortisman oranları oda sayılarına göre ayrılarak her yaş için hesaplanmıştır. 2 Oda 1 Salon konutların genel amortisman oranı % 2,81 ile % 58,52 değişim aralığında, 3 Oda 1 Salon konutların genel amortisman oranı ise % 2,63 ile % 60,39 değişim aralığında olduğu saptanmıştır.
Sağlık turizmi kapsamında termal oteller ve dış turizm talebinin yapısal analizi: Aydın ili örneği
Bu araştırmada sağlık turizmi kapsamında Aydın ilinde yer alan termal otellerin dış turizm talebine etki eden faktörleri ortaya koyarak yapısını belirlemek amaçlanmıştır. Nitel araştırma tekniklerine uygun olarak hazırlanan çalışmada durum çalışması yaklaşımı kullanılmıştır. Nitel veri toplama yöntemlerinden görüşme ve doküman incelemesi yöntemi kullanılarak yöntem üçgenlemesi yapılmıştır. Görüşmeler 08.04.2019 ile 10.05.2019 tarihleri arasında Aydın ilinde bulunan beş termal otelin yöneticileri ile yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Doküman incelemesi için veriler Tripadvisor sitesinde yer alan Aydın ilindeki termal otellerde konaklayan yabancı ziyaretçilerin yorumları kullanılmıştır. Böylelikle iki farklı veri kaynağı kullanılarak veri üçgenlemesi yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler kavramsal çerçeveye uygun olarak betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve görüşme verilerinden alıntılar yapılarak okuyucuya direkt aktarılmıştır. Doküman incelemesi kısmında ise Tripadvisor sitesinden alınan yabancı ziyaretçilerin yorumları içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. İçerik analizinde öncelikle kodlar belirlenerek kategorilere ayrıldıktan sonra temalar oluşturulup elde edilen veriler sayısallaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, Aydın ilinde, tarihi ve kültürel varlıklar ile doğal güzellikler çevresinde yer alan termal otellerin dış turizm talebinin fiyat, reel döviz kuru, uzaklık, ulaşım, konaklama ve arz kapasiteleri gibi ekonomik faktörlerden aynı zamanda psikolojik, politik ve sosyal gibi ekonomik olmayan faktörlerden de etkilendiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca termal turizmde tesisler ile ilgili fiziki değerler, gelen ziyaretçiler tarafından ilk olarak dikkate alınan hususlardandır. Dolayısıyla yapılan çalışmanın sonucunda fiziksel değerlerin geliştirilmesinin efektif, potansiyel ve marjinal dış turizm talebini dolaylı olarak pozitif yönde etkileyebilir.
Enterobius vermicularis saptanan olguların dışkılarında PZR yöntemi ile dientamoeba fragilis varlığının araştırılması
Bu çalışmanın amacı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Parazitoloji Laboratuvarı'na çeşitli kliniklerden selofan bant ve dışkı örnekleri gönderilen olgularda Enterobius vermicularis (E. vermicularis) ve Dientamoeba fragilis (D. fragilis) birlikteliğini araştırmak ve bulunan D. fragilis'lerin genotiplerini belirlemektir. Ayrıca D. fragilis tanısında kullanılan trikrom boyama ve polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla laboratuvarımıza gönderilen selofan bant örneklerinde E. vermicularis yumurtası saptanan 74 olgunun dışkı örneği ile yumurta saptanmayan 74 olguya ait toplam 148 dışkı örneği çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm örneklere trikrom boyama ve PZR yöntemleri uygulanarak D. fragilis araştırılmıştır. Dientamoeba fragilis izolatlarının alt tiplerinin belirlenmesi için 18S ribozomal RNA gen bölgesi sekanslanmıştır. Ayrıca D. fragilis saptanan olguların demografik özellikleri ve klinik bulguları değerlendirilmiştir. Çalışmamızda E. vermicularis pozitif 74 olgunun trikrom boyama yöntemi ile üçünde (%4,05), PZR yöntemiyle ise 28'inde (%37,8) D. fragilis varlığı saptanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan E. vermicularis negatif 74 olgunun ise trikrom boyama yöntemi ile birinde (%1,35) PZR yöntemi ile ise 14'ünde (%18,91) D. fragilis saptanmıştır. Enterobius vermicularis ile D. fragilis'in birlikte görülme olasılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sekans analizi yapılan 26 D. fragilis izolatının tamamı genotip 1 olarak belirlenmiştir. Dientamoeba fragilis varlığı ile klinik bulgular arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Cinsiyet ve yaşanan bölge ile D. fragilis görülmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dientamoeba fragilis'in direkt mikroskopik tanısı oldukça zor olup bu nedenle rutin tanıda sıklıkla boyama yöntemleri ve kültür tercih edilmektedir. Son yıllarda moleküler yöntemlerin gelişmesiyle parazitin tanısında kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda Enterobius vermicularis saptanan olgularda D. fragilis'in sıklıkla eşlik edebileceği görülmüş olup E. vermicularis'li olgularda D. fragilis varlığının araştırılması akla getirilmelidir. Ayrıca D. fragilis tanısında yüksek duyarlılık ve özgüllük değerlerine sahip PZR gibi ikinci bir yöntemin kullanılmasının yanlış sonuçları önlemek için faydalı olabileceği düşünülmüştür. Klinik bulgular ve D. fragilis arasında anlamlı bir ilişkinin bulunamaması parazitin patojen ve apatojen alt tiplerinin olabileceği görüşünü desteklemekte olup bu konuda yapılacak yeni araştırmaların yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aydın, Dientamoeba fragilis, Enterobius vermicularis, PZR, trikrom.
Konumun ticari gayrimenkul kiralarına etkisinin araştırılması: Aydın ili Adnan Menderes bulvarı örneği
Bir gayrimenkulün değerini yapısal, çevresel, sosyal vb. birçok faktör etkilemektedir. Bu çalışmanın temel amacı, iklimsel özelliklerin ticari gayrimenkullerin kira bedelleri üzerinde meydana getirdiği etkiyi ortaya koymaktır. Bu doğrultuda konum parametresi altında güneş-sıcaklık faktörünün, ticari gayrimenkullerin kira bedelleri üzerinde meydana getirdiği farklılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma alanı Aydın ilinin Efeler Belediyesi sınırları içerisinde olup, Adnan Menderes Bulvarı olarak adlandırılan bölge üzerindedir. Çalışmaya 17'si bulvarın batı tarafında (sabah güneşine maruz kalan), 17'si bulvarın doğu tarafında (öğleden sonra güneşe maruz kalan) yer alan toplam 34 dükkân dâhil olmuştur. Veri çözümlemesinde Mann Whitney-U testi ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 paket programından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, bulvarda yer alan dükkânların konumu ile metrekareye düşen yıllık kira bedelleri arasındaki farklılık istatistikî açıdan önemli bulunmuştur. Bulvarın batısında yer alan dükkânların metrekareye düşen yıllık kira bedelleri, bulvarın doğusunda yer alan dükkânlardan 2,10 kat yüksektir. Çoklu Doğrusal Regresyon analizi ile konumun ticari gayrimenkullerin aylık kira bedelleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çıkan sonuçta, konumun (güneş-sıcaklık) seçilen bölgedeki ticari gayrimenkullerin kira bedelleri üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde (KOBİ) kayıt dışı istihdam sorunu: Aydın ili örneği
Çalışanların sarf ettikleri emeğin gün veya kazanç (ücret) olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlara eksik bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi şeklinde görülen ve işsizlik, gelir yetersizliği, enflasyon, istihdam üzerindeki mali yüklerin fazlalığı, denetimlerin yeterli ve etkin olmaması, hızlı nüfus artışı, eğitim seviyesinin düşük olması, göç, gibi sosyal, ekonomik ve idari birçok nedeni olan kayıt dışı istihdamın; çalışanların sosyal güvenceden ve yasaların koruyucu hükümlerinden mahrum kalması, sosyal güvenlik kurumunun sunduğu sağlık hizmetlerinden yararlanamaması, iş sağlığı ve güvenliğinden mahrum kalarak kötü çalışma şartlarında ve yetersiz ücretlerle çalışmak zorunda kalması, işverenler arasında haksız rekabete yol açması, kayıtlı istihdamda yer alan işletmeleri kayıt dışılığa yönlendirebilmesi, devletlerin gelir kaybı yaşaması, kamu hizmetlerinin aksaması, sunulan hizmet kalitesinin düşmesi ve mali dengeyi bozması gibi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Kayıt dışı istihdam en yoğun Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)'lerde görülmektedir. Türkiye'de faaliyet gösteren işletmeler incelendiği zaman toplam işletmelerin yaklaşık %99'nu KOBİ'ler oluşturmaktadır. KOBİ'ler arasında kayıt dışı istihdam ise en fazla mikro işletmelerde (on kişiden az çalışanın olduğu işletmeler) görülmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllarda %50 civarında olan kayıt dışı istihdam oranı yapılan çalışmaların etkisiyle günümüzde %31 civarına düşmüş olmakla birlikte, mikro işletmelerde bu oran hala %56'dır. Bu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Birinci amacı; Aydın İlinde faaliyet gösteren mikro işletmelerde kayıt dışı istihdamın mevcut durumunu, nedenlerini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci amacı ise; sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılan işletmelerle yapılmayan işletmeler arasında ve istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerle söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmeler arasında kayıt dışı istihdam oranları bakımından fark bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Araştırma amaçlarına ulaşmak için; Aydın'da tarım dışında faaliyet gösteren 104 mikro işletme ve 270 çalışanı kapsayan alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması kapsamında nicel (anket) ve nitel (mülakat) araştırma yöntemleri (karma yöntem) bir arada kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; çalışanların %22,6'sının kayıt dışı çalıştığı, çalışanlar açısından kayıt dışı istihdamın en önemli nedeninin %47,8 ile işsizlik, işletmeler açısından ise %44,2 ile sigorta primleri ve vergilerin yüksekliği olduğu, kayıt dışı istihdamın kadınlarda, 55 ve üzeri yaş grubunda, eğitim seviyesi düşük olanlarda, yarı zamanlı çalışanlarda, 2.000 TL'nin altında ücret alanlarda ve ücret dışı gelir/aylık ya da burs alanlarda daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ayrıca; işletmelerin %39,4'ünün kayıt dışı işçi çalıştırdığı, kayıt dışı istihdamın %65,3 ile en fazla yiyecek – içecek (kafe, lokanta v.b) sektöründe görüldüğü, sigortalılık tespitine yönelik denetim yapılmış işletmelerin denetim yapılmamış işletmelerden %19,2, istihdam teşviklerinden haberdar olan işletmelerin söz konusu teşviklerden haberdar olmayan işletmelerden %31,2 daha az kayıt dışı işçi çalıştırdığı tespit edilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kayıt Dışı İstihdam, Sosyal Güvenlik, Denetim
Aydın Adnan Menderes Üniverstesi Tıp Fakültesi 1. sınıf ve 6. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Yeterli ve dengeli bir beslenme ile sağlığın korunması, geliştirilmesi mümkündür. Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenme büyük bir toplumsal sorundur. Özellikle gençlerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili araştırmalarda, çok ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme konusundaki problemlerini ortaya koymak ve tıp fakültesi eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Ağustos 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenci 1.sınıf ve 6.sınıf toplam 280 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemiyle uygulanarak yürütülmüştür. Anketimiz sosyodemografik bilgileri sorgulayan 15 soru ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan 29 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %51,60'ı (n=145) erkek, %67,62'si (n=190) 1.sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,44±2,60 yıldır. 6.sınıfların VKİ ortalaması (22,75±3,37) 1.sınıflara göre (21,79±3,25) daha yüksekti (p:0,014). Düzenli kahvaltı alışkanlığı olanların oranı 1.sınıflarda (%61,05), 6.sınıflara göre (%42,86) daha yüksekti (p:0,012). Kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta vb. besin tüketenlerin oranı, 1.sınıflarda (%73,51) 6.sınıflara göre (%36,47) daha yüksektir (p<0,001). Spor veya egzersiz yapma oranı, 1.sınıflarda (%45,56) 6.sınıflara göre (%32,97) daha fazlaydı (p:0,031). 1.sınıflarda spor yapılan gün sayısı (3,14±1,56) 6.sınıflara göre (2,36±1,50) daha fazlaydı (p:0,010). Sonuç: Bu sonuçlar değerlendirildiğinde; tıp fakültesi öğrencilerinde eğitim seviyesi ile yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları doğrudan bir ilişki olduğu tespit edilemedi (?). Eğitim seviyesi artmasına rağmen 6. sınıf öğrencilerinde sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ve sedanter yaşam tarzının daha ön planda olduğu görülmektedir. Bunun nedeninin ise, tıp fakültesinin yorucu ve stresli ortamı ve öğrencilerde bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği düşünülmekte ve bu konuda çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 6.sınıflarda günlük içilen çay miktarı (3,54±2,86) 1.sınıflara göre (2,34±1,71) daha fazlaydı (p<0,001). 6.sınıflarda günlük içilen kahve miktarı (2,42±1,58) 1.sınıflara göre (1,71±,95) daha fazlaydı (p:0,001). Anahtar Kelimeler: beslenme, egzersiz, öğrenci, sedanter, tıp
Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile kullanımı ve tercih nedenleri
Giriş ve amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde, sağlık açısından ciddi tehlike oluşturan ve kullanımı giderek artan nargilenin içilme sıklığını, nedenlerini ve nargilenin yaygınlaşmasına neden olan faktörleri tanımlamayı amaçladık. Ayrıca çalışmamızın hekim adaylarının nargile kullanımlarıyla ilgili durumlarını ortaya koymak açısından bir örnek teşkil etmeyi amaçlıyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2019-2020 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören bütün öğrencilerin evrenini oluşturduğu bir çalışmadır. Öğrencilerin, sosyodemografik özellikleri, nargile kullanım davranışları ve sigara içme davranışlarıyla ilgili soruların yer aldığı 3 bölüm ve 23 sorudan oluşan yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Fakülteye giderek öğrenciler araştırma hakkında bilgilendirmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilere form uygulanmıştır. Veriler IBM SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, +- standart sapma (min, max değerleriyle) verilmiştir. İstatistiksel analizde kategorik verilerin değerlendirilmesi için 2x2 tablolarda pearson chi-square, daha çok gözlü tablolarda çok gözlü chi-square testi kullanılmıştır. Tip 1 hata değeri %5 olarak değerlendirilmiş olup, p değer< 0,05 olması halinde anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 978 öğrenci katılmıştır. Katılanların yaş ortalaması 20,95 ± 1,83 yıl (17-27) olup %49,7'si kadın, %50,3'si erkektir. Öğrenciler çoğunlukla evde arkadaşıyla ve öğrenci yurdunda yaşıyordu. Öğrencilerin %70,8'i (n=692) nargile içmediğini söylerken, %13,2'si (n=129) içtiğini, %16,1'i (n=157) bazen içtiğini söylemiştir. Yılda birkaç kez nargile içen, nargile içmek için kafeleri tercih eden ve nargileyi aromalı içmeyi tercih eden öğrenci sayısı çoğunluktaydı. Öğrenciler ortam, arkadaş ortamı ve zevk için nargileyi tercih ederken, arkadaş etkisi, hoşa gitme nedeniyle ve merak ettikleri için nargile başlamışlardı. Yarısında fazlası nargile içmeyi bırakmayı düşünmüyordu ve ailesi nargile içtiklerini bilmeyenlerin sayısı daha fazlaydı. Nargilenin zararlı olduğunu söyleyenlerin sayısı yüksek oranlardayken %57,5'i nargilenin sigaradan daha zararlı olduğunu ve daha da fazlası nargilenin bağımlılık yaptığını söyledi. Nargilenin bulaştırdığı hastalıklarda, solunum yolu hastalıkları en çok işaretlenmişti ve sonra tüberküloz seçilmişti. Çalışmaya katılanların %61,5'i hiç sigara içmemişken %30,7'si aktif olarak sigara içiyordu. Sınıf bazında nargile içme durumlarında anlamlı fark yoktu. 6. sınıf öğrencilerinin nargileye başlama sebeplerinde stres faktörünü seçmeleri ve ailelerinin sigara içimine karışmıyor olması anlamlı bulunmuştu. 1. ve 2. sınıf öğrencileri nargilenin sigaradan daha az zararlı bulmaları diğer sınıflara göre anlamlı yüksekti. Sınıf düzeyi arttıkça nargilenin hastalık bulaştırdığını söyleme, nargilenin bulaştırdığı hastalıklardaki bilgi durumu ve nargilenin bağımlılık yaptığını söylemeleri anlamlı olarak artıyordu. Cinsiyet bazında erkekler daha çok nargile içiyordu ve nargileye içimine ayırdıkları süre daha fazlaydı. Kadınlar nargilenin sağlığa zararlı olduğunu, nargilenin hastalık bulaştırdığını ve bağımlılık yaptığını söylemeleri erkeklere göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Yine nargile içimine benzer olarak erkekler daha fazla sigara içiyordu. Evde arkadaşı ile kalanların nargile içme oranı diğer yaşanılan yerlere göre daha yüksekti. Nargileye başlama ve tercih nedenlerinde, evde yalnız yaşayanlar arkadaş ortamını anlamlı olarak daha yüksek seçmişlerdi. Evde ailesi ile yaşayanların nargileyi bırakma oranları daha fazlaydı. Nargile ve sigara karşılaştırmasında, sigara içenlerin nargile içme oranı yüksek saptanırken, sigara içilen yıl sayısı ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça nargile içme oranının artması istatiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile içme durumu ve ilişkili faktörleri incelediğimiz araştırmamızda, nargile içimi ile sigara içimi arasında doğrusal bir ilişki mevcuttu. Nargile içimi, erkeklerde daha yüksekti ve ilerleyen sınıfla birlikte değişmemekteydi. Ancak bu durumla çelişkili olarak ileri sınıf öğrencileri, nargilenin zararı, hastalık bulaştırıcılığı, bulaştırdığı hastalık türleri ile ilgili daha çok bilgi sahibiydi. İleri sınıfların bilgisi daha fazla olmasına rağmen nargile içmeye devam ediyorlardı. Nargileye başlama nedenleri arasında arkadaş ve stres faktörü öne çıkmaktaydı. Arkadaşıyla ve yalnız yaşayanlarda nargile içme oranı daha yüksek, ailesiyle yaşayanlarda ise nargileyi bırakma oranı daha yüksekti. Toplumumuzda nargile kullanım sıklığı artmaktadır. Tütün karşıtı propagandaların sadece sigaraya değil, nargile ve diğer tüm tütün ürünlerine karşı genişletilmesi gerekmektedir. Çünkü nargile ve sigara birlikteliğinin güçlü olduğu görülmektedir. Çalışmada da görüldüğü üzere nargilenin içindeki aroma, nargile içiminde bir tercih unsurudur. Bu nedenle aromalı nargileye yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Nargilenin de bir tütün ürünü olduğu ve bağımlılık yaptığı bilinmelidir. Gençler arasında içilme oranı arttığı için, özellikle ailelerin ve toplumun, nargilenin vermiş olduğu zararlar hakkındaki bilgilendirilmeleri ve bu konuda farkındalığının artırılması önemlidir.
Kooperatifçilik ve tarım sigortası. Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin tarım sigortası hizmetlerinin değerlendirilmesi; Aydın ilinde bir uygulama
İnsan için yaşamsal, toplumlar ve ülkeler açısından da stratejik bir öneme sahip olan gıdanın üretildiği tarım sektörü, doğal, sosyal ve ekonomik risklerden çok fazla etkilenmektedir. Bu riskler sebebiyle, gıda tedarik zincirinde kopmalar olmaması için, tarımsal üretimde devamlılığın sağlanması kaçınılamaz bir zorunluluktur. Tarımsal üretimde çiftçilerin karşılaştığı birçok zorluk vardır. Üreticilerin karşılaştığı bu zorluklardan birincisi üretim yapabilmesi için gerekli olan finansman ihtiyacı yanında ürünlerin pazarlanması gibi sorunlardır. Üreticilerin karşılaştığı diğer önemli zorluk ise, "üstü açık fabrika" olarak nitelendirilen tarımsal üretim sırasında, ürünlerde oluşabilecek hastalıklar ve zararlılar yanında iklimsel olaylardan ve doğal afetlerden kaynaklan risklerdir. Sermaye yetersizliği ve pazarlama sorunları için kooperatifçilik, üretim sırasında oluşabilecek riskler için ise tarım sigortaları, üreticilerin sorunlarına çare olabilmektedir. Bu amaçla tarımsal üretimde sürekliliğin sağlanabilmesi için, aktif olarak kullanılması gereken, tarım sigortaları ve kooperatifçilik kurumlarını, bünyesinde bir arada bulunduran organizasyon olan Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden bu konunun incelenmesi, tarımsal üretimin sürekliliği açısından olumlu sonuçları olacağı düşünülmektedir. Aydın ilinde yapılan ankete katılan 87 TKK personelinin gözünden, üreticilerin TARSİM tarım sigortası bilgi düzeyi ile ilgili olarak, üreticilerin belli bir düzeyde tarım sigortası hakkında bilgisi olduğunu, ancak üreticilerin %14 oranındaki bir kısmının da tarım sigortası konusunda bilgi noksanlığının olduğunu göstermektedir. Ayrıca kendilerinin bir risk /afet zararına uğrayacağını düşünmeyen, daha kaderci ve umursamaz olan %39 oranında bir kısım çiftçinin varlığı da tarım sigortasının gelişememesinin sebepleri içerisinde önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Yapılan ankete katılan TKK personelinin gözünden üreticilerin tarım sigortası yaptırma isteğini azaltabilecek faktörleri anlamak amacıyla da görüşleri alınmıştır. Üreticilerin tarım sigortası hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları, küçük arazide geçimlik üretim yapan düşük gelirli çiftçilerin, sigorta primlerini yüksek bulması tarım sigortası yaptırma isteğini azaltan sebepler olarak görülebilmektedir. Tarım sigortası üretimi için TKK personelinin yeterlik durumunu anlamak amacıyla da görüşleri alınmıştır. Genel olarak sigortacılık branşları ve poliçe düzenleme işlemleri ile ilgili bir eğitim alınmış olsa da eğitim noksanlığı olduğunu düşünen bir kısım TKK personelinin olduğu görülmektedir. Bunun yanında sigorta poliçesi düzenlerken zorlanıyorum diyen %51 oranında bir kısım personel bulunmaktadır. Bütün bunların üzerine TKK personelinin %93'ü kendi çalıştıkları kooperatiflerinin tarım sigortası üretimini yeterli bulmadıklarını belirtmektedirler. TKK personelinin, tarım sigortası üretimini artıramamasının sebeplerini anlamak amacıyla görüşleri alınmıştır. Tarım sigortası üretimini artıramamasına sebep olarak en yüksek oranda personel yetersizliği, hemen peşinden üreticilerin sonraki yıllarda sigortalarını yenilemek istememeleri, daha sonra personelin üreticileri sigorta yaptırmaları konusunda ikna etmekte zorlandığını söylemektedir. %35 oranındaki bir kısım TKK personeli, kooperatifinin diğer işlerinden fırsat bulup, tarım sigortası üretimine yeterli zamanı ayıramadığını da belirtmiştir. Son olarak da sigorta poliçesi düzenlerken yardıma ihtiyaç duyduğunda yeterli yardımı zamanında alamadığını düşünen TKK personelinin olduğu görülebilmektedir. Sonuç olarak hem Türkiye'de hem de Aydın ili özelinde tarım sigortalarının öneminin çiftçiye benimsetilip, yaygınlaştırılabilmesi için, üreticilere yönelik olarak ilgili kurumlar tarafından yayım, tanıtım ve eğitim çalışmalarının yapılması yanında bilinçlendirme toplantıları da yapılmalıdır. Ayrıca TKK personelinin de ihtiyaç duyduğu ek eğitimlerin verilmesi, yeni sigortası branşlarının geliştirilerek uygulamaya konulması, tarım sigortalarının gelişmesine katkıda bulunabilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tarım Kredi Kooperatifi, Tarsim Tarım Sigortaları
18-36 aylık çocuklarda otizm spektrum bozuklukları riskinin araştırılması: Aydın il merkezi örneği
Giriş: Yapılan ilk epidemiyolojik çalışmalardan beri otizm spektrum bozukluğu (OSB) sıklığında artış görülmüştür. OSB'nin erken tanısındaki zorluklara rağmen hastalığın erken tanınmasıyla bilişsel ve davranışçı terapilerin uygulanması prognozu olumlu yönde etkilemektedir. Hastalığın sıklığındaki artış ve erken tanının olumlu sonuçları düşünüldüğünde OSB taramasının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. ASM' lerin OSB taramasındaki rolü azımsanmayacak kadar büyüktür. Aydın il merkezinde ASM' lere başvuran 18-36 ay arası çocuklarda M-CHAT tarama testini kullanarak OSB riskini arttıran faktörleri belirlemeyi, OSB riski yüksek olan çocukları saptamayı ve bu çocukları Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirip tanı almalarını sağlamayı, Aydın il merkezindeki OSB sıklığı hakkında ön bilgi edinmeyi ayrıca da OSB konusunda farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: İlk aşamada Aydın il merkezindeki belirlediğimiz ASM'lere başvuran 431 çocuğa M-CHAT ölçeği ve anket formu uygulandı. OSB açısından riskli bulunan 25 çocuk Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirildi ve bu çocuklardan 4'ü OSB tanısı aldı. Bulgular: Çalışmamızda Aydın il merkezinde OSB riski %5,8; OSB sıklığı %0,92 olarak bulunmuştur ve OSB açısından riskli olan ve olmayan gruplar arasında çocukların cinsiyeti, aşı takvimine göre aşılanmama durumu, doğum ağırlığı, doğum haftası ile ailelerin gelir düzeyi, annenin gebelikte ilaç kullanımı durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir. Sonuç: Erken tanının tedavideki rolü göz önüne alındığında; 18-36 aylık çocuklar için genellikle ilk başvuru yeri olan ASM'de çalışan sağlık personellerinin ve 36 aydan küçük çocuğu olan ailelerin OSB konusundaki farkındalıklarını arttıracak ve bilgi düzeylerini ölçecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: M-CHAT, otizm, Aydın il merkezi
Bebeklerin 0-12 ayda beslenme özelliklerinin incelenmesi: Aydın ili örneği
Annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme süreleri ve tamamlayıcı beslenmedeki uygulamaları çeşitli etkenlere göre değişmektedir. Bu araştırma ile Aydın'daki bebeklerin 0-12 aylarda anne sütü ile beslenme durumu; tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı; verilen tamamlayıcı besinlerin çeşidi, kıvamı, sıklığı ve aylara göre tamamlayıcı beslenme uygulamaları gibi beslenme özellikleri ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma analitik ve kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve Aydın ilinin Efeler ilçesinde bulunan 23 tane Merkez Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)'nde gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde evreni bilinmeyen örnekleme metodu kullanılmıştır ve örneklem büyüklüğü 350 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, veri toplama formu ile toplanmıştır ve veri toplama formları ASM'lere başvuran 12-24 aylık bebeği olan anneler ile yapılan yüz yüze görüşmelerde doldurulmuştur. Veriler, "IBM SPSS Statistics 22" istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Annelerin bebeklerini sadece anne sütü ile besleme süreleri ortalama 6 (0-9) ay, tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanları ortalama 6 (4-10) ay olarak bulunurken su vermeye başlama zamanları ortalama 12 (1-28) hafta olarak bulunmuştur. Lise mezunu annelerin bebeklerini sadece anne sütüyle besleme sürelerinin daha kısa olduğu belirlenirken geniş ailelerde bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu ve ailedeki birey sayısı ile arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte vajinal doğum ile dünyaya gelen bebeklerin sadece anne sütüyle beslenme sürelerinin daha uzun olduğu belirlenmiştir. Annelerin öğrenim ve gelir durumlarının tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanlarını anlamlı olarak etkilediği; asgari ücret ve altı gelir durumuna sahip annelerin tamamlayıcı beslenmeye daha erken başladıkları, öğrenim grupları arasında ise tamamlayıcı beslenmeye en erken başlayan annelerin lise mezunu olduğu görülmüştür. Sonuç olarak annelerin bebek beslenmesindeki uygulamaları tanımlayıcı özelliklerine göre farklılık göstermektedir ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlayan annelerin oranı da (%31,6) az değildir. Bu nedenle bebek beslenmesi konusunda annelere eğitimler verilmeye devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Süt Çocuğu, Beslenme, Anne Sütü, Emzirme, Tamamlayıcı Beslenme.
Aydın ilinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde bacillus cereus varlığının araştırılması
Bacillus cereus, gıda zehirlenmelerine neden olan, çubuk şeklinde, spor, endospor ve toksin oluşturabilen halk sağlığı ve süt teknolojisi açısından önemli patojen bir bakteridir. Bu çalışma, Aydın ilinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde Bacillus cereus'un varlığının ve kontaminasyon düzeylerinin Türk Gıda Kodeksi (TGK) Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği'nde (2011) belirtilen limitlere göre halk sağlığı üzerine bir tehdit oluşturup oluşturmadığını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla Aydın ilinde mandıra, market ve pazarlarda satışa sunulan süt ve süt ürünlerinden 30 adet çiğ süt, 30 adet pastörize süt ve 40 adet beyaz peynir olmak üzere toplam 100 adet örnek incelenmiştir. Aseptik şartlarda laboratuvara getirilen örnekler Türk Standartları Enstitüsünün ISO 7932 nolu standardında belirtilen metoda göre analiz edilmiştir. Bu araştırmada incelenen örneklerden 53'ü B. cereus yönünden şüpheli olarak belirlenmiştir. Şüpheli suşlardan yapılan paralel ekimler ve biyokimyasal testler sonucunda 18 adet beyaz peynir, 16 adet çiğ süt ve 3 adet de pastörize süt olmak üzere toplam 37 adet örnekte B. cereus varlığı doğrulanmıştır. B. cereus varlığı tespit edilen 37 adet örnek içerisinde; TGK Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği'nde belirtilen limitleri aşan 22 adet örnek tespit edilmiştir. Sonuç olarak Aydın bölgesinde satışa sunulan süt ve süt ürünlerinde kontaminasyonların olduğu görülmüştür. Bir gıda patojeni olarak B. cereus hem halk sağlığı hem de süt teknolojisi açısından risk oluşturduğundan gerekli hijyenik tedbirlerin alınarak halk sağlığının korunması ve üretimde kalitenin sağlanması gerekmektedir.