Çalışma belleği
60 theses under this subject heading
Türkçe konuşan Down sendromu olan çocukların dilbilgisel özelliklerinin betimlenmesi ve çalışma belleği ile ilişkisinin incelenmesi
Down Sendromuna özgü bazı yapısal ve bilişsel yetersizliklere ek olarak, down sendromunda dil ve konuşma problemlerine de rastlanmaktadır. Bu grupta, zihinsel yetersizlik grubundan farklı olarak, ifade edici dil becerileri daha fazla etkilenmiş durumdadır ve birçok dilde birtakım spesifik dilbilgisel problemlere sahip oldukları bulunmuştur. Özellikle söz dizimi ve biçimbilgisi bileşenlerinin etkilenmiş olduğu alanyazında birçok farklı dil için rapor edilmiştir. Ayrıca, son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda kısa süreli bellek ve dilsel problemler arasında pozitif bir ilişki olabileceği ortaya koyulmuştur. Mevcut çalışmada, Türkçe konuşan Down Sendromlu çocukların dilbilgisel özelliklerinin(sözdizimi, biçimbilgisi) detaylı bir şekilde incelenerek profillerinin ortaya çıkarılması ve kısa süreli belleğin sözdizimi ve biçimbilgisi üzerindeki etkisi ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmaya 6;7-15;11 olan Trizomi 21 tipi ve hafif zihinsel yetersizliğe sahip 12 Down sendromlu çocuk katılmıştır. Dilbilgisel özelliklerini kapsamlı ve birçok boyutuyla değerlendirmek amacıyla 1) standardize dil gelişim testleri TEDİL (Topbaş & Güven, 2011) ve TODİL (Güven & Topbaş, 2016) uygulanmıştır. 2) Sohbet ve öykülendirme olmak üzere iki farklı bağlamda doğal dil örneği alınmış ve SALT programı ile analiz edilmiş ve norm grubuyla karşılaştırılmıştır. 3) Görsel-işitsel kısa süreli belleği ölçmek için GİSD-B (Karakaş ve Yalın, 1993) ve son olarak 4) Sözel kısa süreli belleği ölçmek amacıyla Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (Topbaş & Kaçar, 2014) uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Down sendromlu grup anlama ve ifade etme düzeyinde dilbilgisel olarak mental yaş eşdeğeri olan akranlarından önemli ölçüde geri bulunmuştur. Dilbilgisel anlama düzeyleri, ifade etme düzeylerinden daha iyi durumda ve bu fark anlamlı bulunmuştur. Down sendromlu grubun dilbilgisel özellikleri ve sözel kısa süreli bellek ve görsel işitsel kısa süreli bellek arasındaki ilişkiye bakıldığında ise özellikle dilbilgisel ifade etme ve hem sözel hem de sözel olmayan kısa süreli bellekler arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular diğer dillerde yapılan çalışmalarla uyumludur. Anahtar Kelimeler: Down sendromu, Türkçe, Kısa süreli bellek, Dilbilgisel problemler
Taekwondo antrenmanlarının çocuklarda çalışma belleği üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Taekwondo antrenmanlarına katılımın 10 ve 11 yaşlarındaki çocukların çalışma bellekleri üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya, Kocaeli ilinde Taekwondo sporuna yeni başlayan 10-11 yaşlarındaki 74 çocuk ve düzenli olarak herhangi bir spor yapmayan 28 çocuk katılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli Etik Kurul izni Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'ndan (2019-84), yazılı kurum izni ise antrenmanların gerçekleştirildiği spor kulübünden alınmıştır. Çalışmaya gönüllü olarak katılımı kabul eden çocukların ailelerinden bilgilendirilmiş veli/vasi onam formunu imzalamaları istenmiş, çalışmaya katılıma yazılı olur vermeyen ailelerin çocukları çalışma kapsamına dahil edilmemiştir. Antrenmanlar 8 hafta boyunca haftanın 3 günü 90 dk. olarak uygulanmıştır. Toplam 37 çocuğa kyorugi teknikleri ve kuralları çalıştırılmıştır. Diğer 37 çocuğa ise antrenmanlarda poomsea el hareketleri ve kuralları öğretilmiştir. Verilerin toplanması için Ergül, Yılmaz ve Demir (2018) tarafından geliştirilen Çalışma Belleği Ölçeği kullanılmıştır. Shapiro Wilk testi analizi sonucunda normallik varsayımının karşılanmadığı görüldüğünden, istatistiksel analizler için Mann-Whitney U ve tek örneklem Wilcoxon testleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan 102 katılımcıdan (47 erkek ve 55 kız) 37'si (18 erkek ve 19 kız) Poomsae, 37'si (15 erkek ve 22 kız) Kyorugi ve 28'i (14 erkek ve 14 kız) kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Verilerin analizi sonucunda, Kyorugi grubundaki deneklerin çalışma belleği puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu, Poomsae grubunda ise çalışma belleğinin olumlu olarak etkilendiği ve puanlarda artış olduğu bulunmuştur. Kontrol grubunda ise hiçbir anlamlı değişiklik meydana gelmemiştir. Poomsae antrenmanlarının çocuklarda çalışma belleğini olumlu etkilediği ancak Kyorugi grubundaki bu kötüleşmenin nedenlerinin incelenmesi için daha fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesinde cümle tekrarlama işleminin çalışma belleği ile ilişkisi
Çalışmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocukların dil değerlendirilmesinde kullanılan cümle tekrarlama işleminin çalışma belleği ile ilişkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri aralığında Kahramanmaraş ilinde bulunan anaokulu ve ilkokullarından 4-7 yaş aralığında tipik gelişim gösteren (TGG) 20 çocuk ve Özel Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezlerine devam eden Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) eşdeğer yaş puanları 4-7 yaş olduğu belirlenen OSB tanılı çocuk ile çalışılmıştır. Çalışma belleği performansı anlamsız sözcük tekrarı listesi (AST) ile ölçülürken cümle tekrarlama performansı Aksu-Koç, Taylan ve Bekman (2002) tarafından hazırlanan cümle tekrarlama listesi ile ölçülmüştür. Toplanan veriler doğrultusunda OSB tanılı çocukların cümle tekrarlama işlemindeki performansı ve çalışma belleği performansı TGG çocuklar ile karşılaştırılmıştır. Analizler sonucunda, OSB tanılı çocuklar ile TGG çocuklar çalışma belleği performansında benzerlik gösterirken cümle tekrarlama işleminde OSB tanılı çocuklar anlamlı bir şekilde zayıf performans göstermişlerdir. Cümle tekrarlama işlemi ile çalışma belleği arasındaki ilişki incelendiğinde TGG çocuklarda bir ilişki olmadığı, OSB tanılı çocuklarda ise güçlü ve pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre alanyazında dil becerilerini ölçtüğü düşünülen cümle tekrarlama işleminin OSB tanılı çocuklarda dil becerilerinin yanı sıra çalışma belleği performansı ile de ilişki olduğu bulunmuştur. Bunun sonucunda cümle tekrarlama işleminde sergilenen hatalar incelenerek OSB tanılı çocukların TGG çocuklara göre güçlük yaşadığı dil yapıları ve sergiledikleri hata türleri belirlenmeye çalışılmıştır.
Sporda uzmanlaşmanın algısal ve bilişsel süreçlere etkisi
Bu çalışmanın amacı, spor uzmanlığının algı ve bilişin farklı yönleri ile ilgili ölçümlerde üstün performans ile ilişkili olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda elit sporcular ile sporcu olmayanların algısal ve bilişsel yeteneklerinin farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışmaya 18 ile 35 yaş arasında elit seviyede spor yapan 14 kadın ve 19 erkek voleybol oyuncusu ile 16 kadın ve 15 erkek sedanter birey olmak üzere toplam 64 katılımcı gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar kişisel bilgi formunu doldurduktan sonra bilgisayar ortamında uygulanan değişim saptama görevi ve görsel çalışma belleği görevini tamamlamıştır. Deneylerde kullanılan uyarıcıların hazırlanmasında Adobe Photoshop CS6 programından yararlanılmıştır. Uyaranların sunumu ve tepkilerin kaydedilmesi OpenSesame 3.3.8 programı ile yapılmıştır. Ölçümler sonucu elde edilen veriler SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişim saptama görevinde katılımcıların doğru tepki oranları ve doğru tepki hız ortalamaları karışık desen ANOVA modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Görsel çalışma belleği görevinde uzman ve kontrol gruplarının çalışma belleği kapasiteleri bağlantısız örneklemlerde t testi kullanılarak karşılaştırılmıştır.Değişim saptama görevi sonuçları incelendiğinde, elit sporcuların kontrol grubuna göre değişim belirleme hızları yaklaşık olarak 991 ms daha hızlıdır. Görsel çalışma belleği görevi kullanılarak araştırılan çalışma belleği kapasiteleri karşılaştırıldığında ise, elit sporcuların çalışma belleği kapasitesi ortalamaları (x̄ = 1.16, SS = .46) kontrol grubunun ortalamalarından (x̄ = .94, SS = .40) istatistiksel olarak anlamlı derece daha yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, uzun dönem yapılan yoğun egzersizlerin algısal – bilişsel süreçler üzerinde etkili olduğunu ve bilişsel görevlerde üstün performansı olumlu şekilde etkilediğini göstermiştir.
Are children mindful decision makers? Investigating underlying mechanisms of Turkish-learning children's recency bias
This study examined (a) whether Turkish-reared preschoolers (n = 59, Mage = 53.37 months, SD = 10.11) showed recency bias in a flexible word order language, and (b) how their recency bias was related to individual differences in working memory and verbal skills. Children were presented with a decision-making task in which they responded to questions about an imaginary character's decisions. They listened to questions that had both choice options at the beginning, at the end or first option being at the beginning while the second at the end of the sentence. Then, children were given tests to assess their working memory (WM) and verbal skills. We found that children exhibited recency bias, and it decreased as their age increased. Children's WM skills, not language skills, were a strong predictor of recency bias, even after controlling for age. Whether the options were familiar or located at different places within the question did not have an effect alone. However, slope analyses showed that their interactions with each other and children's WM skills may have yielded a significant decrease in recency bias. That is, as children aged, their recency bias decreased when responding to unfamiliar options if both were encountered at the beginning of the question. Recency bias decreased as their WM skills improved when both options were encountered at the beginning of the questions. This study investigated recency bias systematically in a free word order language with respect to individual differences, suggesting that children are not always mindful decision-makers. These findings have implications for unveiling children's response biases and ways to elicit effective communication with them. Keywords: recency bias, working memory, response bias, decision making, Turkish word order
Sources of variation in preschoolers' relational reasoning: The interaction between language use and working memory
Previous research has suggested the importance of using relational language (i.e., same, different) and working memory in children's relational reasoning. Yet, the general tendency to use language (i.e., using relational or object-focused language, describing focal objects or background) and its interaction with working memory has not been investigated. The present thesis examined the roles of these language- and working memory-related sources of variation on Turkish-learning preschoolers' relational reasoning. We collected data from 4- to 5-year-olds (N = 41) via Zoom on a relational match-to-sample task, a scene description task, and working memory tasks (i.e., forward and backward word span). Generalized binomial mixed effects models revealed that children who used more relational language and background-focused scene descriptions performed worse in the relational reasoning task. Furthermore, children with less frequent relational language use and focal object descriptions of the scenes benefited more from working memory to succeed in the relational reasoning task. These results suggest potential different pathways children attain to strengthen their relational reasoning skills, highlighting the importance of examining the interactive effects of different cognitive mechanisms on relational reasoning.
N-geri görevinin çalışma belleği kapasitesinin artırılması ve diğer bilişsel süreçler üzerine transfer etkisi
Bu çalışmada, n-geri görevinin çalışma belleği, dikkat ve problem çözme becerileri üzerindeki etkisi ve bu etkiye ilişkin yakın ve uzak transfer etkisinin nöropsikolojik testler ve çeşitli ölçekler yardımıyla deneysel olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde eğitim görmekte olan Psikoloji Bölümü lisans öğrencilerinden oluşan 39 kadın ve 17 erkek olmak üzere toplamda 56 kişi katılmıştır. Araştırmada, n-geri görevinin etkisini ölçmek için katılımcılar ön test ve son teste tabi tutulmuşlardır. Ön test ve son test arasında deney grubuna haftanın 5 iş günü, günde ortalama yarım saat toplamda 5 hafta olacak şekilde n-geri görevi uygulanmış ve kontrol grubuna herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Yakın ve uzak transfer etkisini ölçmek için, Wechsler Bellek Ölçeği-III Harf-Sayı Dizisi Alt Testi, Wechsler Bellek Ölçeği-III Görsel Bellek Uzamı AltTesti, Stroop Testi TBAG Formu, Raven İleri Progresif Matrisler Testi, Londra Kulesi Testi, Wechsler Yetişkinler İçin Zeka Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Formu Aritmetik Alt Testi ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Ayrıca bireysel farklılıkları değerlendirmek için Yetişkin Motivasyon Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Biliş İhtiyacı Ölçeği tüm katılımcılara uygulanmıştır. Verilerin analizinde, Tekrar Ölçümlü Karma Desen ANOVA kullanılmıştır. Bulgular, n-geri görevinin yakın ve uzak transfer etkisi oluşturduğunu göstermektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular literatürle desteklenerek tartışılmıştır ve sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Çalışma belleği kapasitesi yüksek ve düşük bireylerin yürütücü işlevlerinin, kişilik özelliklerinin ve benlik saygısı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, bireylerin yürütücü işlevlerini, kişilik ve benlik saygısı düzeylerini çalışma belleği kapasitesine göre incelemektir. Araştırma Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde öğrenim görmekte olan öğrenciler ile gerçekleştirilmiş ve araştırmaya 42 kadın 20 erkek olmak üzere toplam 62 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların çalışma bellek kapasiteleri HSD (Wechsler Bellek Ölçegi–III- Harf-Sayı Dizisi Alt Testi) ile belirlenmiştir. Yürütücü işlevler; WCST (Wisconsin Kart Eşleme Testi), RSPM (Raven Standart Progresif Matrisler Testi), Stroop Testi TBAG Formu, US Alt Testi (Wechsler Bellek Ölçeği-III Uzamsal Sıralama Alt Testi), kişilik; MKE (Mizaç Karakter Envanteri) ve benlik saygısı; RSBS (Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği) ile ölçülmüştür. Elde edilen verilere araştırmanın amaçlarına uygun olarak Bağımsız Gruplar İçin t- Testi, MANOVA ve Mann-Whitney U Testi uygulanmıştır. Ek olarak HSD ve kişilik arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar çalışma belleği kapasitesine göre yürütücü işlevlerin farklılaştığını ortaya koymuştur. Çalışma bellek kapasitesi düşük katılımcıların kurulumu değiştirme, akıcı zeka, dikkat, uzamsal sıralama performanslarının çalışma bellek kapasitesi yüksek katılımcılara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. HSD ile MKE alt boyutu olan Yenilik Arayışı arasında anlamlı korelasyon görülmüştür. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve gelecekteki araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Yüksek ve düşük glisemik indeksli kahvaltının egzersiz sonrası bilişsel işlevler üzerine etkisi
Bir öğünün glisemik indeks (Gİ) değeri, egzersiz sırasındaki fiziksel performansı etkileyebilmesi nedeniyle önemlidir. Ayrıca son yıllarda Gİ değerinin, bilişsel performansı etkileyebileceğini gösteren çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma, egzersiz öncesindeki öğünün Gİ değerinin, egzersizin de etkisi ile bilişsel işlevleri ve beynin hemodinamisini (kanlanmasını) nasıl etkilediğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18–22 yaş aralığında, sağlıklı 10 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Sporculara farklı günlerde, aynı enerji, karbonhidrat, protein ve yağ içeriğine sahip ancak farklı Gİ (düşük-DGİ ve yüksek-YGİ) değeri olan kahvaltı verilmiş ve glisemiye olan etkileri ölçülmüştür. Katılımcılara kahvaltıdan 90 dakika sonra bisiklet ergometresinde orta şiddette, 30 dakikalık submaksimal egzersiz yaptırılmıştır. Egzersizin hemen öncesinde ve sonrasında, bilişsel işlev alanlarından olan, çalışma belleğini doğru ve yanlış cevap verme yüzdesi ve tepki süresi ile ölçen "3 Geri Testi" uygulanmış ve test sırasında beyin hemodinamisine olan etkileri "İşlevsel Yakın Kızılötesi İşaretleme (fNIRS) Yöntemi" ile incelenmiştir. YGİ'li kahvaltı, DGİ'li kahvaltıya göre hem egzersiz öncesi hem de egzersiz sonrası kan glikoz düzeyinde anlamlı bir şekilde artışa neden olmuştur. Hem egzersiz öncesinde hem de sonrasında uygulanan "3 Geri Testi" sonuçlarında, DGİ ve YGİ'li kahvaltı arasında bir fark görülmemiştir. Egzersiz sonrası uygulanan "3 Geri Testi" sonuçlarında doğru cevap verme yüzdesi egzersiz sonrası artarken, doğru cevaplara verilen tepki süresi ise azalmıştır. Her iki Gİ değerinde gözlenen bu durum egzersizin bilişsel performansa olumlu etkisi olduğunu düşündürmüştür. Ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaıştır. Diğer bir yandan uygulanan tüm bilişsel testler sırasında beyinin hemodinamisinde artış gözlemlenmiştir. Bilişsel görev sırasında değişen glikoz ihtiyacının, beyin kan akımı değişimine etkisi olup olmadığı net olarak bilinmemektedir. Ancak istatistiksel olarak anlamlı olmasa da oksihemoglobin düzeyindeki artışın, egzersiz sonrası öncesine göre; YGİ'li kahvaltı gününde daha düşük, DGİ'li kahvaltı gününde ise daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Bu da glisemide yarattığı etki nedeniyle Gİ düzeyinin, bilişsel yüklenmeyle meydana gelen beynin glikoz ihtiyacının karşılanmasında daha etkili olarak daha az kan akımına ihtiyaç duyulmasıyla ilişkili olabileceğini düşündürmüştür. Fakat bu etki istatistiksel olarak gözlenememiştir. Anahtar Kelimeler: Glisemik indeks, sporcu, bilişsel işlevler, çalışma belleği
Çalışma bellek kapasitesi yüksek ve düşük bireylerin algısal yük görevi performanslarının karşılaştırılması
Bu araştırmada, algısal yük ve duyusal işleme özelliklerinin çalışma bellek kapasitesine bağlı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, yaşları 18-25 arasında yer alan 31 kadın ve 27 erkek olmak üzere 58 üniversite öğrencisi katılmıştır. Çalışma bellek kapasitesinin ölçülmesi amacıyla Harf Sayı Dizisi Testi (HSDT), algısal yük etkisinin incelenmesi amacıyla Algısal Yük Görevi, duyusal işleme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla Adolesan/Yetişkin Duyu Profili (AYDP), depresyon düzeyinin ölçülmesi amacıyla Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. Katılımcılar, HSDT puanlarına göre çalışma bellek kapasitesi yüksek ve düşük gruplara ayrılmıştır. Algısal Yük Görevine ilişkin olarak 2(çalışma belleği: yüksek, düşük) x 2(algısal yük: yüksek, düşük) x 2(çeldirici uyumu: uyumlu, uyumsuz) ve 2(çalışma belleği: yüksek, düşük) x 2(algısal yük: yüksek, düşük) x 2(ilgisiz çeldirici: var, yok) faktörlü ANOVA analizleri uygulanmıştır. Analizler sonucunda çalışma belleğinin temel etkisine göre, kapasitesi düşük grubun yüksek gruba göre tepki süresi daha kısa bulunmuştur. Çalışma belleği ve algısal yükün ortak etkisine göre, yüksek yük koşulunda, kapasitesi düşük grubun tepki süresi daha kısa bulunmuştur. Hata oranına yönelik analiz sonucunda, çalışma belleğinin temel etkisine göre, kapasitesi düşük grubun hata oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma belleği ve çeldirici uyumunun ortak etkisine göre, uyumsuz çeldirici koşulunda kapasitesi düşük grubun hata oranı daha yüksek bulunmuştur. AYDP için uygulanan MANCOVA analizi sonucunda kapasitesi düşük grubun yüksek gruba göre, düşük kayıt ve duyusal kaçınma puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmada yer alan değişkenlerden oluşan yapısal eşitlik modeli analizi yapılmıştır. Elde edilen araştırma bulguları ilgili literatür doğrultusunda değerlendirilmiştir. Mevcut araştırmanın sınırlılıkları belirtilerek gelecekte yapılacak araştırmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.
Görsel uzaysal beceriler ile sözel ve görsel akıl yürütme ve çalışma belleği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı görsel uzaysal beceriler ile akıl yürütme ve çalışma belleği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmaya 33 kadın, 22 erkek olmak üzere toplam 55 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Görsel akıl yürütme Wechsler Yetişkinler için Zekâ Ölçeği–III Mantık Yürütme Kareleri Alt Testi ile, sözel akıl yürütme Uzak Bağlantılar Testi ile, görsel çalışma belleği Wechsler Bellek Ölçeği–III Uzamsal Sıralama Alt Testi ile, sözel çalışma belleği Wechsler Bellek Ölçeği–III Harf Sayı Dizisi Alt Testi ile, görsel uzaysal becerilerin görselleştirme faktörü Zihinsel Döndürme Görevi ve Wechsler Yetişkinler İçin Zekâ Ölçeği–III Küplerle Desen Oluşturma Alt Testi ile, görsel uzaysal becerilerin yönelim faktörü Çizgi Yönünü Belirleme Testi ve Uzaysal Yönelim Testi ile ölçülmüş, kontrol amaçlı Burns Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Cinsiyetler arası yapılan karşılaştırmalar, çalışma belleğinde erkeklerin avantajlı olduğunu gösterirken akıl yürütmede cinsiyetler arası fark bulunmamıştır. Görsel uzaysal beceri ölçümlerinde zaman sınırı olan görevlerde erkeklerin daha yüksek puan aldıkları, kadınların daha yavaş tepki sürelerine sahip oldukları gözlenmiştir. Öğrenim görülen alanlara göre yapılan karşılaştırmalar sayısal bölüm öğrencilerinin görsel akıl yürütmede daha yüksek puan aldıklarını ancak bu farkın anlamlılık seviyesine ulaşmadığını göstermektedir. Çalışma belleğinde farklılık bulunmazken görsel uzaysal becerilerde sayısal bölüm öğrencilerinin daha yüksek performans gösterdiği bulunmuştur. Görsel uzaysal becerilerle görsel akıl yürütme arasında güçlü pozitif korelasyonlar bulunurken sözel akıl yürütmeyle zayıf korelasyonlar göstermektedir. Araştırma kapsamında oluşturulan yapısal eşitlik modeline göre görsel uzaysal beceriler görsel ve sözel akıl yürütmeyi görsel ve sözel çalışma belleği üzerinden etkilemektedir. Cinsiyet, çalışma belleğini doğrudan etkilemiş, erkekler daha iyi performans göstermiştir. Depresyonun çalışma belleği üzerinden akıl yürütmeyi etkilediği ve performansın düşmesine yol açtığı bulunmuştur. Bu çalışma, görsel uzaysal beceriler, akıl yürütme ve çalışma belleği arasındaki üst düzey ilişkileri ortaya koyarak literatüre katkıda bulunmaktadır. Bulgular literatür kapsamında tartışılmış ve ilerleyen araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Çalışma bellek kapasitesi yüksek ve düşük bireylerin karar verme ve deri iletkenlik tepkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada çalışma bellek kapasitesinin deri iletkenlik yanıtı (DİY), karar verme ve yürütücü işlevler üzerinde etkisinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışma bellek kapasitesinin kişiliğin ve bilişsel duygu düzenleme üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Araştırma örneklemini Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde öğrenim gören 55 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Çalışma belleği Wechsler Bellek Ölçeği-III Harf-Sayı Dizisi Alt Testi (HSD); karar verme Iowa Kumar Testi (IKT); yürütücü işlevler Wisconsin Kart Eşleme Testi (WCST), Wechsler Bellek Ölçeği–III- Uzamsal Sıralama Alt Testi, Londra Kulesi (LK); bilişsel duygu düzenleme, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ); kişilik, Eysenck Kişilik Anketi-Gözden Geçirilmiş Kısaltılmış Formu ile ölçülmüştür. IKT sırasında DİY ölçümü alınmıştır. Araştırmada analizler Bağımsız Gruplar için t-Testi ve yapısal eşitlik modeli (YEM) ile yapılmıştır. Bulgular çalışma bellek kapasitesinin ilgili değişkenler üzerinde etkisi olduğunu göstermektedir. Karar verme, görsel bellek uzamı, planlama ve problem çözme performanslarının yüksek çalışma bellek kapasitesi grubunda daha yüksek; perseverasyon puanının ise daha düşük olduğu saptanmıştır. Çalışma bellek kapasitesinin kişiliğin yalan alt boyutu; BDDÖ'de ise kabul etme ve pozitif yeniden gözden geçirme üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. Bulgular ilgili literatür kapsamında tartışılmış ve gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarının çocuklarının sağlıklı kontroller ile nörobiliş, sosyal biliş ve sonuca atlama yanlılığı açısından karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Şizofreni ve bipolar bozukluk nörogelişimsel ve yüksek genetik riski barındıran hastalıklar olduğu için bu hastaların çocuklarında hastalık ortaya çıkmadan nörobilişsel ve sosyal bilişsel işlevlerde bozukluklar daha önceki çalışmalarda endofenotipik belirteçler olarak araştırılmıştır. Sonuca atlama yanlılığının ise daha önceki çalışmalarda hem sağlıklı kontrollerde hem de psikoz açısından ailesel riski olanlarda psikozu öngörebileceği saptanmıştır. Ancak, bunları bir arada inceleyen bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu çalışmada ailesel riski olan şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastaların yetişkin çocukları ile sağlıklı kontroller nörobiliş, sosyal biliş ve sonuca atlama yanlılığı açısından karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda nörobilişsel işlevlerin, sosyal bilişin ve sonuca atlama yanlılığının şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastaların yetişkin çocuklarında sağlıklı kontrollere göre daha bozuk olacağı ve şizofreni hastalarının çocuklarında bipolar bozukluk hastalarının çocuklarından daha bozuk olacağı hipotezleri test edilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi EAH Psikiyatri Anabilim Dalı ve Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde takipli olup, çalışmaya katılmayı kabul eden hastaların erişkin yaştaki çocukları üzerinde gerçekleştirilmiştir. 26 şizofreni tanılı hastanın erişkin yaştaki çocuğu, 27 bipolar bozukluk tanılı hastanın erişkin yaştaki çocuğu ve 26 sağlıklı kontrol olmak üzere toplamda 79 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil olan katılımcılara kendi hazırladığımız klinik ve sosyodemografik veri formu, Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği, Bipolar Prodrom Belirti Ölçeği, Global İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (GAF), düşünce bozukluklarını değerlendirebilmek için Düşünce Dil Ölçeği, zihin kuramını değerlendirmek için Dokuz Eylül Zihin Kuramı Ölçeği ve Gözlerden Zihin Okuma Testi, duygu tanımayı değerlendirmek amacıyla Ekman Yüzlerden Duygu Tanıma Testi, dikkat ve işleyen belleği değerlendiren Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, yürütücü işlevi değerlendiren Wisconsin Kart Eşleme Testi ve sonuca atlama yanlılığını değerlendirmeyi sağlayan kavanozda boncuk testi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastaların yetişkin çocuklarının sağlıklı kontrollere göre işlevselliklerinin daha bozuk olduğu, her iki grubun zihin kuramı işlevlerinin sağlıklılara göre daha kötü olduğu, zihin kuramı bozukluklarının ve yüzlerden duygu tanımanın her iki grupta yürütücü işlev, çalışma belleği ve dikkat bozukluklarıyla ilişkili olduğu; çalışma belleğindeki bozulmanın bipolar veya şizofreni çocuğu olmayı ayırt ettiği; zihin kuramındaki bozulmanın ise hem şizofreni çocuğu olmayı, hem bipolar çocuğu olmayı sağlıklı olmadan ayırt ettiği belirlenmiştir. Bipolar bozukluk tanılı bireylerin yetişkin çocuklarının PANSS genel ve toplam puanlarının diğer gruplardan yüksek olduğu; WCST ile değerlendirilen yürütücü işlevlerinin diğer gruplara göre daha kötü olduğu ve dikkatteki bozulmanın prodromal belirtilerin sıklık ve şiddeti ile ilişkili olduğu ve bunu öngördüğü görülmüştür. Şizofreni tanılı bireylerin yetişkin çocuklarında sözel çalışma belleğinin diğer gruplardan daha bozuk olduğu, sözel çalışma belleğindeki bozukluğun genel psikotik belirti şiddeti, dil-düşünce bozuklukları ve zihin kuramı bozulmalarıyla ilişkili olduğu, negatif belirtilerin sosyal biliş ve nörobilişle ilişkili olduğu, dil ve düşünce bozukluklarının özellikle şizofreni çocuğu grubunda olmak üzere bipolar bozukluk tanılı bireylerin yetişkin çocuklarında da yürütücü işlev ve sosyal bilişteki bozulmalarla ilişkili olduğu saptanmıştır. İğrenmiş duygu ifadesini daha az tanımanın şizofreni grubunda negatif belirti şiddetini öngördüğü, ketleme yapamama ve zihin kuramındaki bozulmanın yine şizofreni grubunda dil ve düşünce bozukluklarını öngördüğü, sosyal bilişteki bozulmanın ise tüm örneklemde PANSS şiddetiyle ilişkili olduğu ve PANSS şiddetini öngördüğü saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda her iki grup hastanın çocuklarında sağlıklı kontrollere kıyasla daha düşük işlevsellik ile zihin teorisinde bozulmalar saptanmış olup, bu bozulmaların yürütücü işlev-dikkat ve çalışma belleğinde bozulmalarla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Şizofreni hastalarının erişkin çocukları özellikle sözel çalışma belleğinde, bipolar bozukluk hastalarının erişkin çocukları ise özellikle yürütücü işlevlerde daha belirgin bozukluk göstermiştir. Bu nedenle, genetik risk grubundaki bu bireylerde nörobilişsel ve sosyal bilişsel işlevlerin zaman içindeki değişimini inceleyen uzunlamasına çalışmaların yapılması hem bu bireylerin gelişimsel süreçlerini izlemeye, hem de şizofreni ve bipolar spektrum bozukluğuna dönüşüm açısından risk faktörlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Bipolar bozukluk, yüksek genetik risk, yetişkin çocuklar, nörobiliş, sosyal biliş, sonuca atlama yanlılığı, düşünce ve dil bozuklukları
İşitme kayıplı çocukların yürütücü işlev ve dil becerilerinin geliştirilen yürütücü işlevler ölçeği ve uyarlanan pragmatik profil ile incelenmesi
Hedefe yönelik davranışlarımızı düzenlememizi sağlayan yürütücü işlevlerde yaşanan sorunlar sosyal ve akademik yaşantıda başarısızlığa sebep olmaktadır. Yürütücü işlevler ve dil becerilerinin ilişkili süreçler olduğu, işitme kayıplı çocukların hem yürütücü işlevlerde hem de dil becerilerinde sorun yaşadıkları göz önünde bulundurulduğunda her iki beceriyi de bildirime dayalı değerlendirmeyi sağlayacak araçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümünde 3,0-11,11 yaş arası çocukların yürütücü işlevlerini değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmek ve "The Pragmatics Profile for People who use AAC" dil değerlendirme aracının Türkçe uyarlama çalışmasını yapmak amaçlanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise amaç geliştirilen ve uyarlanan araçlar kullanılarak işitme kayıplı ve işiten çocukların yürütücü işlev ve dil becerilerini incelemektir. Sonuç olarak geliştirilen YİÖ-Ebeveyn ve YİÖ Öğretmen'in 6 boyutlu yapıdan oluşan, geçerli, güvenilir ve ayırt ediciliği yüksek iki ölçme aracı oldukları ortaya konmuştur. Uyarlama çalışması yapılan Pragmatik Profil'in dilsel ve yapısal eşdeğerliğine ilişkin kanıtlar süreç içerisinde görev alan uzmanların nitelikleri ve deneyimleri ile sağlanmıştır. Ayrıca pragmatik dil becerileri ve yürütücü işlevlerin ilişkili süreçler olduğu işitme kayıplı ve işiten çocukların yürütücü işlevlerinde işiten çocuklar lehine fark olduğu ortaya konmuştur.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda dil becerilerinin ve çalışma belleğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan okul çağı çocuklarının, dil, konuşma, iletişim becerileri ve çalışma belleğini incelemektir. Araştırmada, betimsel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu alt tiplerinden olan, birleşik tip ve dikkat eksikliği baskın tip (n=47) katılımcı, kontrol grubunu ise (n= 40) tipik gelişim gösteren katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcılara, Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi, Türkçe Sesletim ve Sesbilgisi Testi, Çalışma Belleği Ölçeği ve Hızlı Bozuk Konuşma Envanteri uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık için Mann Whitney U ve Tek Yönlü ANOVA analizleri yapılmıştır. Yapılan istatiksel analizler sonucunda, tipik gelişim gösteren katılımcılar ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan katılımcılar arasında, sözcük sayısı bakımından anlamlı fark bulunmuştur (p<.001). Tipik gelişim gösteren katılımcıların tüm testlerde, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan katılımcılardan yüksek performans gösterdiği saptanmıştır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan grubun iki alt tipinde farklılık bulunmamıştır (p>.001). Elde edilen bulgular ışığında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda, dil, konuşma ve çalışma belleği performanslarının tipik gelişim gösteren akranlarından düşük olduğu ve dil, konuşma ve çalışma belleği açısından desteklenmesinin olumlu katkılar sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışma belleği, Dikkat eksikliği, Dil, Hiperaktivite, Konuşma
Uzun süreli müzik bilgisine dayalı görsel-uzamsal önyüklemenin çalışma belleğine etkisi
Görsel-uzamsal önyükleme etkisi, çalışma belleğinin epizodik tampon bileşeni üzerinden ulaşılan uzun süreli uzamsal bilgilerin kullanılmasına olanak sağlayan ve bilişsel görevlerde gözlemlenen performans artışına neden olan bir etkidir. Önyükleme etkisinin ölçümlemesi temel olarak, tipik rakamsal T9 telefon klavyesi kullanılarak yapılmıştır ve tipik klavyedeki çalışma belleği performansı, sayı uzamı görevi performansı ile karşılaştırılmıştır. Araştırma sonuçlarında klavyenin uzamsal bağlam oluşturduğu kodlama evresinde olan önyükleme koşulunda, basit bellek uzamı koşuluna kıyasla, anlamlı olarak daha iyi bir çalışma belleği performansı sergilendiği bulgulanmıştır (Darling ve Havelka, 2010; Darling v. d., 2012; Darling v. d., 2014; Calia v. d., 2015; Allan v. d., 2017). Alan yazında yer alan çalışmalardan farklı olarak mevcut araştırmada önyükleme etkisi, 6 telli gitar müzik aletinin klavyesinin uzamsal bilgisi ve önyüklemeye elverişli uzun süreli müzik bilgisi bağlamında çalışılmıştır. Önyükleme etkisinin görülebilmesi için görsel ve uzamsal bir temsilin uzun süreli bellekte bulunması gerekir. Gitar ile ilintili uzun süreli müzik bilgisine sahip, uzun süreli gitar çalmış bireylerde, enstrümanın klavyesinin uzamsal özelliği sayesinde notaların gösterimin sağlayan nota gruplarını ifade eden akor desenlerinin, uzun süreli bellek temsilleri vardır. Her akor A'dan G'ye olacak şekilde 7 adet harfle ifade edilir ve her birinin enstrüman üzerinde belirli uzamsal temsilleri vardır. Uzun süreli gitar klavyesi müzik bilgisine sahip bireyler ile müzik bilgisine sahip olmayan bireylerin, hazırlanan Görsel-Uzamsal Önyükleme Görevi performansı karşılaştırıldığında, uzun süreli müzik bilgisi olan katılımcıların, çalışma belleği görevi esnasında önyüklemeye uğramaya elverişli olan uzamsal müzik bilgisi sayesinde, uzmanlık ile ilintili çalışma belleği performanslarında artış görülmüştür. 20-30 yaş arası katılımcıların katkıda bulunduğu araştırmada, bir adet karmaşık çalışma belleği görevi, deneycinin hazırladığı Görsel-Uzamsal Önyükleme Görevi Gitar Akorları Versiyonu ve Akor Bilgisi Ölçümü değerlendirme araçları olarak kullanılmıştır. Bunların yanı sıra demografik bilgi formu ve uzamsal desenin zorluğunu ve uyaran üzerinde bulunan notaların algılanan uzaklıklarını belirleyip kontrol etme amaçlı deneyci tarafından hazırlanan Akor Şekilleri Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Mevcut araştırmada çalışma belleğinin iki bileşenine, görsel uzamsal taslak/kopyalama ile fonolojik döngü bileşenlerine, duyarlı ikincil görevler kullanılarak çift görev yürütme yöntemi ile çalışma belleği kapasitesinin baskılandığı şartlarda müzik bilgisine bağlı önyükleme etkisi irdelenmiştir. Gitar ile ilintili uzun süreli müzik bilgisine sahip, gitar çalmış bireylerin Görsel-Uzamsal Önyükleme Görevi Gitar Akorları Versiyonu görevi performansı uzun süreli müzik bilgisine sahip olmayan katılımcılardan anlamlı olarak fazladır. Bu da Önyükleme etkisinin, T9 tipik rakam klavyesi haricinde, uzamsal gitar klavyesi üzerinde de görüldüğünü ve çalışma belleği performansını anlamlı olarak etkilediğini gösterir. Uzamsal ve sözel ikincil görevlerin kullanıldığı araştırmanın sonuçlarında, baskılama değişkenin varlığı birincil görev performansında anlamlı bir düşüş yaratmıştır. Baskılama değişkeninin varlığı ve modalitesinin etkileşimi de anlamlı bulunmuştur, bu anlamlılığa göre uzamsal ikincil görevin varlığı anlamlı olarak daha düşük bir görev performansına neden olurken, yokluğu sözel ikincil göreve göre anlamlı olarak daha yüksek performansa yol açmıştır. Ek olarak uyaran sıralamasının önceliğinin birincil görev performansı üzerindeki anlamlı etkisi, uzun süreli müzik bilgisi olmayan örneklem grubunda bulgulanmış ancak uzun süreli müzik bilgisi olan katılımcı grubunda, uyaran sıralamasının anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Bunun yanında uyaran sonralığı etkisi de anlamlı boyutlara ulaşmamıştır. Uzmanlığı bulunmayan katılımcıların, anlamlı derecede ilk gösterilen temsilleri daha kolay geri getirdikleri bilgisine ulaşılmıştır. Bu sonuçların yanında, katılımcıların akor uyaranlarının isimlerini belirtmeleri gerektikleri akor bilgisi ölçümünün sonucunda, yalnızca müzik bilgisi olan katılımcılar incelendiğinde, tüm uyaran isimlerine doğru cevap veren ile en az bir tane hatalı cevap vermiş katılımcılar arasında Görsel-uzamsal Önyükleme Görevi performansı açısından anlamlı fark bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Çalışma Belleği, Görsel-uzamsal Önyükleme, Uzun Süreli Çalışma Belleği, Sözel Baskılama, Uzamsal Baskılama, Öncelik Etkisi, Sonralık Etkisi
Farkli alt görevlerle ilişkili çalişma belleği ayri, müdahale etmeyen depolarda korunabilir
How can WM maintain more information when its capacity is only around 4 items? Here, we explore the possibility that information related to separate subtasks do not count towards this limit, perhaps, because they are maintained in non-interfering stores. Across the two experiments, we investigated if increasing the WM load related to one subtask interfered with the execution of a concurrent but distinct second subtask. In Experiment 1, participants first saw pictures that were to be kept in mind and used for a later subtask B. They then executed subtask A, while keeping in mind these subtask B pictures. Although subtasks A and B involved maintaining and updating identical sets of pictures, increasing the number of subtask B pictures did not interfere with subtask A execution, which was only affected when the number of pictures relevant to it was increased, suggesting that subtask A and B pictures were maintained in separate non-interfering stores. An objection might be that in Experiment 1, subtask B pictures were passively and not goal-directedly maintained. In Experiment 2, participants executed a more complex subtask that forced participants to maintain and update two separate sets of subtask B pictures while executing subtask A and subtask A also involved WM maintenance and updating of identical pictures. We found that even here increased load of subtask B pictures did not affect subtask A performance. Thus, at least in some multitasking situations, information related to distinct subtasks can be maintained in separate non-interfering stores.
Çoklu görev sırasında farklı görevlerin çalışan bellek yükünün etkileri farklılaşabilir: Bir fMRG çalışması
Multiple demand (MD) regions are well-known for their activation pattern in task-related events and are especially sensitive to working memory load (WM) conditions. Different WM loads deplete varying amounts of WM capacity and may lead to interference. However, whether MD regions are sensitive to precision in addition to cognitive load still remains unclear. This thesis investigates whether challenging multitasking induces interference and whether brain responses to demanding tasks are modulated by precision. Thirty healthy participants (M = 27.1) underwent two fMRI runs and completed a hierarchically nested visual WM task, where task A's items were maintained during task B under alternating high and low WM loads. Parametric modulation, whole-brain, and region-of-interest (ROI) analyses were performed. Results showed that MD regions were activated during the encoding phase of task B, whereas task A exhibited a deactivation pattern. However, tasks were not differentiated during their corresponding retrieval steps. Brain regions correlating with performance accuracy also did not differ. The Default Mode Network (DMN) showed sustained deactivation during recall, regardless of task type, indicating domain-general suppression mechanisms. These findings support hybrid WM models that allow flexible control mechanisms and discrete capacity limits. The MD network appears to adjust engagement depending on task context and phase, aligning with hierarchical models. Task-specific encoding but shared recall dynamics suggest that while storage may be selectively distributed, retrieval relies on generalized control. This enhances understanding of cognitive control–memory interactions and highlights the need to examine individual differences to inform interventions for WM-related disorders.
Semantik ve sözdizimsel süreçlerde çalışma belleğinin fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi
Sözel çalışma belleğinde semantik ve sözdizimsel süreçlere yönelik farklılıklara ilişkin nörogörüntüleme bulguları kısıtlıdır. Bu çalışmada, semantik ve sözdizimsel sözel çalışma belleği süreçlerinde beyinde oluşan aktivasyonlar ve fonksiyonel bağlantısallık örüntüsü fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) ile araştırıldı. Semantik çalışma belleği sözcük sıklığı ve çalışma belleği yükü; sözdizimsel işlemleme ise bağlama ve taşıma sözdizimsel yapıları ile çalışma belleği yükü etkileriyle incelendi. 25 sağlıklı katılımcının verilerinden edinilen bulgulara göre, aktivasyonlar özellikle dorsal dikkat (DAN), kontrol ağı (CONT) ve görsel ağ (VIS) alanlarında gözlendi. Her iki ödev sırasında, olağan durum ağı (DMN) ve dikkat çekerlik/ventral dikkat ağ alanları deaktivasyon gösterdi. Öne çıkan aktivasyonlar, semantik çalışma belleği sürecinde bilateral inferiyor frontal girusta (IFG), sözdizimsel işlemlemede sol fronto-pariyetal alanlar, serebellum ve talamik yapılarda gözlendi. Semantik çalışma belleğinde, sözcük sıklık etkisi, bilateral DAN, CONT ve VIS alanlarında daha yüksek aktivasyona yol açarken, sözdizimsel işlemlemede bağlama sol IFG'de taşımaya göre daha yüksek aktivasyona neden oldu. Semantik ve sözdizimsel süreçler kıyaslandığında, sağ IFG aktivasyonu semantik koşulda sözdizime göre daha yüksekti. Ağ temelli fonksiyonel bağlantısallık analizi bulgularında özellikle DMN, DAN, CONT ve VIS düğümlerinin dahil olduğu bir yapı gözlendi. Bu farklı ağların düğümleri arasında semantik koşulda sözdizime göre artan bağlantısallıklar gözlenirken, sözdizimde DAN ve DMN'nin ağ içi hemisferler arası bağlantısallığının arttığı görülmekte ve sol temporo-pariyetal alanların bağlantıları öne çıkmaktadır. Bulgularımız, sözel çalışma belleğinde semantik süreçlerde bilateral IFG'nin rolünü ve kognitif yükle aktivasyonunda artış gözlenebileceğini belirtmektedir. Sözdizimsel süreçlerde dil ağı ile örtüşen sol fronto-temporo-pariyetal alanlar ve aktivasyonu değişmese de bazı ağların sağ hemisfer düğümleri artan bağlantısallık sergilemektedir. Anahtar Kelimeler : Çalışma belleği, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, dilbilim, nörogörüntüleme, kısa süreli bellek Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir. Proje No. 114E581
Beyin beyaz cevher madde bütünlüğü ve çalışma bellek performansı üzerine erken yaşam stresinin etkisi
Former studies revealed that exposure to early life adversity is correlated with alterations in the white matter structure, particularly, in the areas associated with executive functioning and memory. Those alterations include both volume and microstructural white matter integrity reductions in the brain. A vast amount of the studies focused on volume reductions, and it is not clear whether the alterations in the white matter integrity is associated with cognitive functioning. The current study investigated the influence of early life stress on white matter integrity in the anterior cingulate cortex (ACC)and corpus callosum (CC) among the forty-six healthy participants. Participants were split into two groups based on the Childhood Experience of Care and Abuse Questionnaire (CECA.Q). Participants with relatively low early life stress were compared with participants with relatively high early life stress on fractional anisotropy (FA) and mean diffusivity (MD) values in the ACC and CC. Another analysis investigated the working memory performance of the participants in the n-back task. Findings revealed that low-level early life stress did not significantly differ from high-level of early life stress in terms of FA values. However, there were significantly higher MD values in the high-level early life stress group compared to low-level early life stress group. In terms of cognitive performance, there were no performance differences between the two groups on the n-back task. The findings suggest that the high level of early life stress is associated with subtle white matter integrity changes in the brain but does not affect the performance.
Bipolar bozuklukta farklı eksprese genlerin analizi: Çalışma belleği ile ilgili bölgelerde ergenlik ve genç erişkinliğin transkriptom imzası
Bipolar disorder (BD) is a heritable severe illness. One of the indications of BD is working memory (WM) impairment which is a heritable cognitive trait. The aim of the current study is to identify the transcriptomic level developmental biomarkers of BD in WM-related brain regions. We based our analysis on adolescence and young adulthood (AYA), the critical period for both BD and cognitive development. We have chosen 4 publicly available datasets from Gene Omnibus database for which one is derived from healthy controls and three from bipolar disorder patients. We compared different developmental periods of the brains of normal subjects to determine healthy brain development at the transcriptomic level. After applying the same method to detect bipolar development to show differences between BD and healthy brains. We followed these comparisons in two steps; on gene-level analysis and geneset level analysis. Next, we identifi ed common genes and pathways from the results of different analyses. As a result of this comparison, while six genes were identi fied diffrentially expressed, we observed 5 Gene Ontology (GO) genesets shown different regulation patterns in bipolar and healthy brains. The literature review has been shown that the signifi cant biological pathways might be influenced by the treatment.
Çalışma belleği kapasitesi: Eşzamanlı görevler birbirine ket vurmak zorunda değil
Any extended task episode is subsumed by goal-directed programs that hierarchically control its execution. We investigated the relationship between working memory capacity and the control instantiated by such hierarchical task entities across four experiments. In a new extended task consisting of subtask A and subtask B, participants first memorized the orientation of subtask A lines (let's call this event mA), then memorized subtask B lines (mB), then recalled these B lines (rB), and finally recalled A lines (rA). The task structure was: mA-mB-rB-rA. Subtask A lines were thus held in mind during the execution of subtask B. Even though participants had to remember the orientation of lines in both cases, increased WM load of lines A only affected performance on subtask A and did not affect the performance on subtask B. In Experiment 2, four trials of Exp1 were organized into a complex 4-part task with the added condition that A lines of a part be recalled not in that part but in the next part. The task structure was: mA1-mB1-rB1—mA2-mB2-rB2-rA1—mA3-mB3-rB3-rA2—mB3-rB3-rA3. Load of A lines again did not affect B lines. Crucially, load of A2 and A3 lines did not affect the recall of A1 and A2 lines, respectively. In Experiment 3, in a design similar to Exp1, time constraint on mA and mB increased the interference across concurrent subtasks. Experiment 4 showed that increasing the similarity between subtask A and subtask B of Exp1 may increase the across-subtask interference. We show that WM information of different concurrent subtasks can be maintained separately, perhaps as part of their goal-directed programs. And, encoding to these non-interfering stores, as well as retrieval from them, might depend on attentional and time-based mechanisms.
Karar vermede çalışma belleği yükü görevlerinin üniversite öğrencileri üzerinde araştırılması
Iowa Kumar Görevi (IKG), gerçek hayattaki kayıp ve kazanımlara bağlı belirsizliklerin ölçümünü yaptığı düşünülen bir karar verme görevidir. IKG performansında çalışma belleğinin (ÇB) rolünü inceleyen çalışmaların farklı yöntemsel uygulamalarından ötürü literatürde tartışmalı sonuçlar mevcuttur. Bu çalışmanın temel amacı ise, çift görev paradigmasıyla IKG esnasında ÇB' ye yük bindiğinde karar verme davranışını ve katılımcıların görevdeki destelerin içeriğine dair farkındalıklarını incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş arası 90 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılar işlem uzamı görevi ile ölçümlenen ÇB kapasitelerine ve cinsiyete göre farklı ÇB yükü koşullarına eşlenerek atanmışlardır. Üç farklı ÇB koşulu bulunmaktadır. (1) ÇB yükü yüksek grup, IKG esnasında 7 haneli sayı hatırlama görevini tamamlamıştır. (2) ÇB yükü düşük olan grup IKG esnasında 3 haneli sayı hatırlama görevine maruz kalmıştır. (3) Kontrol grubu ise herhangi bir manipülasyona maruz kalmadan klasik IKG' yi tamamlamıştır. IKG sonrasında ise, kağıt-kalem testi ile tüm katılımcıların destelerin içeriğine ilişkin farkındalıkları ölçülmüştür. Araştırmanın sonucunda, ÇB yükü yüksek ve düşük grubun belirsiz durumlar altında karar verme performansı kontrol grubuna nazaran daha düşük bulgulanmıştır. Bununla beraber, ÇB yükü yüksek ve düşük grubun farkındalıklarının kontrol grubuna göre daha az geliştiği görülmüştür. Şaşırtıcı şekilde, ÇB yükü düşük grubun ve yüksek grubun IKG performansı arasında anlamlı bir farklılığa ulaşılamamıştır. Bu bulgular, ÇB kaynaklarının yorulduğu her koşulda belirsiz durumlar altında karar vermenin etkilenebileceği yönünde yorumlanmıştır.
Çalışma belleğinin geliştirilmesine yönelik erken müdahale programının özel yetenekli çocukların çalışma belleği performansına etkisi
Erken çocukluk döneminde gelişimdeki kritik dönemler ve çocukların bireysel farklılıkları göz önüne alan araştırmalar okul öncesi dönemde alınan eğitimin çocuğun tüm gelişim alanlarını etkileyen kritik bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu dönemdeki özel yetenekli çocukların eğitimi, öğrenme özellikleri ve farklı alanlardaki gelişim özelliklerine uygun bir anlayışa dayandırılmalıdır. Bu kavramların kesişiminde okul öncesindeki özel yetenekli çocuklara hizmet vermenin güçlü etkileri olduğu ve hem erken çocukluk hem de özel yeteneklilerin eğitimi alanlarındaki bilgilerin bir araya getirilmesinin gerekliliği karşımıza çıkmaktadır. Özel yetenekli çocukların erken dönemde belirlenmesinin önemi, uzun yıllar dile getirilmiş olsa da bu çocuklara yönelik erken eğitim müdahalelerinin programlanması konusunda çok yavaş ilerleme kaydedilmiştir. Alan yazında, bu türden bir erken müdahale desteğinin gerekliliğine ve okul öncesi dönemdeki çocuklara yönelik programların geniş çaplı olarak sağlanmasında ilerlemeye ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bilimsel çalışmalarda okul öncesi dönemdeki özel yetenekli çocukların eğitime duyduğu ihtiyaç üzerinde fikir birliği olmasına rağmen eğitimde en az hizmet alan gruplardan biri olduğu ortaya konmuştur. Farklı gereksinim grupları (özel yetenek, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) ve normal gelişim gösteren çocuklar ile yapılan çalışmalar, çalışma belleğinin eğitim ile geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu çalışmalardan elde edilen bulgular, bilişsel beceri eğitiminin ümit verici etkileri olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, bilişsel gelişime erken müdahalenin çok önemli olduğu bir gerçektir. Alan yazında yer alan bazı çalışmalarda okul öncesi dönemdeki çocukların bilişsel becerileri ve çalışma belleklerini geliştirmeye yönelik erken müdahale eğitimi verildiği ve olumlu sonuçlar ortaya konulduğu görülmektedir. Ancak okul öncesi dönemdeki özel yetenekli çocukların çalışma belleği konusunda ne tür bir farklılık gösterdiğini ve bu farklılığın bir müdahale programı ile nasıl bir değişim göstereceğini inceleyen bir çalışma bulunmadığı görülmektedir. Görüldüğü üzere, erken çocukluk döneminin kritikliği ve bu dönemde yapılacak müdahalelerin önemi, bilişsel olarak akranlarına göre önde olan özel yetenekli çocuklara yönelik yapılacak erken müdahale programlarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu dönemdeki çocukların bilişsel gelişiminde önemli bir yer tutan ve bilişsel aktiviteler ile iç içe bir kavram olan çalışma belleği üzerine yapılacak çalışmalar, alan yazından beslenerek yeni çalışmalara ışık tutacaktır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, çalışma belleğinin geliştirilmesine yönelik erken müdahale programının okul öncesi dönemdeki özel yetenekli çocukların çalışma belleği performansı üzerine etkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Çalışmada yarı deneysel desenlerden eşit olmayan gruplar ön test son test deney deseni kullanılmıştır. Bu desende deney grubunun yanı sıra bir grup, karşılaştırma veya kontrol amaçlı belirlenir. Çalışmanın bağımlı değişkeni okul öncesi dönemdeki çocukların çalışma belleği performansı iken, bağımsız değişkeni ise çalışma belleğinin geliştirilmesine yönelik erken müdahale programıdır. Deney grubuna çalışma belleğinin geliştirilmesine yönelik erken müdahale programı uygulanırken, kontrol grubu bu eğitimden faydalanmamıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında İzmir İl'inde okul öncesi eğitime devam eden, özel yetenekli olarak belirlenen deney grubu için 17, kontrol grubu için 17 ve normal gelişim gösteren deney grubu için 16 kontrol grubu için 17 olmak üzere toplam 67 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları, özel yetenekli ve normal gelişim gösteren çocukları belirleme ölçekleri, erken müdahale programının etkililiğini belirleme ölçeği ve çalışmanın sosyal geçerliğini belirlemeye yönelik ölçekler olmak üzere üç gruptan oluşmuştur. Deneysel sürecin başında ve sonunda elde edilen nicel veriler SPSS 23.00 paket programında analiz edilmiştir. Çalışmanın diğer bir verisi olan ve yarı yapılanmış görüşmeler sonucunda elde edilen nitel veriler ise, tümevarım veri analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Bu analizde veriler temalar haline dönüştürülerek, kategorilere göre frekans ve yüzdeleri hesaplanmıştır. Çalışmadan elde edilen nicel bulgular, hazırlanan erken müdahale programının hem özel yetenekli hem normal gelişim gösteren çocukların çalışma belleği performansını geliştirdiğini göstermiştir. Bunun yanı sıra çalışmaya katılan öğrenciler, onların velileri ve öğretmenleri erken müdahale programını faydalı bulmuş ve araştırmanın sosyal geçerliği sağladığı görülmüştür.