Event of September 11th
67 theses under this subject heading
A neoclassical realist explanation of over-commitment:The case of American Foreign Policy toward Iraq after 9/11
The last few decades had shown the explanatory power of neoclassical realism on foreign policy analysis. The neoclassical realist theory of over-commitments suggests that domestic political factors can divert the FPEs from deciding with the sole consideration of systemic pressures. It is observed that states do not always act in line with the impositions of external factors and sometimes make more commitment than the dictation of the systemic stimuli. This thesis proposes three sub-hypotheses to explain the anomaly of over-commitment. This thesis argues that prestige seeking, interest group penetration (state capture) and coalition logrolling behaviors have the potential of diverting foreign policy decisions by intervening to the foreign policy making processes. The thesis applies the case study method to test the theory mentioned above. American foreign policy toward Iraq after 9/11 appears as the most likely scenario. This is due to the visibility of all the above mentioned domestic political factors during the period of 9/11 and the Iraq war of 2003.
Terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül saldırılarının etkisi, FATF'in ülke uygulamalarındaki rolü: Türkiye'nin PKK ile mücadelesi örneği
Bu çalışma terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül Saldırılarını etkisini, bu alanda BM'nin girişimlerini, FATF'in terörizmin finansmanı ile mücadeledeki rolü ve ülke uygulamalarına etkisini incelemektedir. Terörizmle mücadele araçları içerisinde terörizmin finansmanı ile mücadelenin rolü ele alınmıştır. BM ve FATF'in 11 Eylül Saldırıları sonrasında terörizmin finansmanı ile mücadelede uluslararası alandaki kurucu ve kapasite artırıcı etkisi incelenmiş; bu etki Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesinin analizi üzerinden irdelenmiştir. Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesi eski ve yeni perspektif üzerinden ele alınmış, BM ve FATF nezdinde geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının PKK ile mücadelede kullanılıp kullanılmadığı tartışılmıştır. Bu kapsamda uluslararası alanda BM ve FATF nezdinde ihdas edilen hukuki düzenlemeler incelenmiş, ulusal alanda Türkiye'nin yürürlüğe koyduğu terörizmin finansmanı ile mücadele düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Uluslararası alanda geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının Türkiye'de PKK'nın finansmanına karşı kullanıldığı ortaya koyulmuştur.
11 Eylül 2001 sonrası Avrupa'da İslamfobi'nin yükselişi
11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye düzenlenen terör saldırısı sonrası Avrupa ve tüm dünyada İslam korkusu ya da İslam düşmanlığı olarak tanımlanan İslamofobi insanlığın ortak sorunu haline dönüşmüştür. İslamofobi ile birlikte Müslümanlara yönelik ayrımcılık, şiddet, taciz ve küçük düşürme gibi birçok suç işlenmiştir. Medyanın kullandığı ayrımcı söylem ve stratejiler, aşırı sağ siyasetçilerin benimsediği politikalar Müslümanlara karşı işlenen bu suçların artmasına neden olmuştur. Radikal terörizm, İslamofobiyi tetikleyen unsurların başında gelmekle birlikte tek unsur değildir. Bunun yanında Müslümanların yaşam biçimleri, Batı ile entegre olamamaları, dini bayramlar ve ritüelleri, göç, Müslüman kadınların giyimi ve İslam'daki yeri gibi nedenler de İslamofobiyi tetikleyen unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca Batılı ülkelerin de mücadele konusunda yeterli ve etkili stratejilerinin bulunmaması İslamofobiyi arttıran etmenler arasındadır. Bir insanlık suçu olarak değerlendirilen İslamofobi'ye karşı gerekli önlemler alınmadığı takdirde Avrupa'da yaşayan Müslüman ve Hristiyan halk arasında sorunların artarak devam edeceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle AB, ırkçılıkla mücadele, Müslüman göçmenlerin topluma entegrasyonu konusunda çalışmalar yaparak İslamofobi ile mücadele etmektedir. Ancak AB tarafından yürütülen çalışmalar yeterli değildir.
Change in security perceptions after 9/11: A comparative study of Orientalism and Islamophobia between Turkey and France
This thesis aims to compare and discuss Orientalism and Islamophobia in Turkey and France with the help of Postcolonial Theory and seeks to prove that a primarily Muslim-populated country like Turkey can have Oriental discourses just like the European former colonial powers. Turkey, which is a country that saw France as its role model for being modern and elite, has many common sides to compare with France. They are known as countries with common aspects in history, rigid laicism was one of the examples. Today, they both have one of the largest migrant populations in Europe, which increased significantly after the 2011 Arab Spring. France was a mighty colonial power over many Middle Eastern and African countries and had a unique history of being a dominant global power until World War II. France's "colonial" attitude seems to continue today on issues from assimilation to integration of the Muslim community. On the other hand, Turkey with its increased immigrant population is having problems and even though this problem of "irritation" seems something new, it goes back to the modernization era of Turkey. However, it is easier when we search about Europe or the West to analyze such aspects as Islamophobia and Orientalism, but it is hard to find a study that revolves around a country that is primarily Muslim-populated. Therefore, Turkey will provide us a unique example of a Muslim-majority country shaped by an Oriental mindset that is developed both externally and internally. Turkey is a unique example to study Orientalism among many other Muslim-majority countries in terms of its history as a former imperial power that once governed a vast part of the world – without being colonized by European powers. The increase of threat and change of identity for being Muslim with the post 9/11 attack caused both countries to construct different identities for their foreign Muslim communities and develop different types of problems within their borders. With the increased number of attacks and causes, such as the Arab Spring and its result on the migration process, the perceptions continued to evolve negatively. Negative impact and imaging created unwanted cases within both countries, such as hate, discrimination, and "Othering." Explaining the terms, cases, and methods with detailed information on both countries will provide a transparent comparison in this research. Therefore, the thesis will prove that in a Postcolonial world, not only a European country, which has a colonial past, can have Orientalist and Islamophobic discourses to their migrant subjects but also a country that is accepted as Middle Eastern throughout the world, and has primarily Muslim population, can also have these behaviors and approaches both in its history and contemporarily.
Terörizmin küreselleşmesi bağlamında 11 Eylül'ün nedenleri ve çok boyutlu etkileri
Küreselleşme, Soğuk Savaş sonrasında daha belirgin hale gelmiş ve dünya siyasetinde önemli bir değişime yol açmıştır. Küreselleşme ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, çevresel ve teknolojik alanlarda ülkeler arasında etkileşimi ve karşılıklı bağımlılığı artırarak gerçekleşmektedir. Ulus-devletleri siyasi, ekonomik, çevresel ve kültürel açılardan etkileyen küreselleşme, uluslararası sistemde önemli değişikliklere neden olmaktadır. 1980'lerin başından itibaren yürürlüğe giren neoliberal kalkınma politikalarının etkisiyle küreselleşme, devletleri, toplumları ve bireyleri etkilemeye başlamış, bu durum da organize suçlar ve terörizm gibi sınır aşan uluslararası güvenlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, küreselleşmenin düzensiz gelişimi ve terörün küreselleşmesi 11 Eylül terör saldırılarına zemin hazırlamıştır. Bu tez, küreselleşme ve 11 Eylül terör saldırıları arasındaki etkileşimi çeşitli boyutlarıyla ele alarak 11 Eylül terör saldırılarının neden ortaya çıktığını ve söz konusu saldırıların küreselleşme üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, askeri ve güvenlik boyutuyla öne çıkan 11 Eylül saldırılarının 2001'den itibaren küreselleşme sürecini yavaşlatan, sorgulatan, realist paradigmayı ve güvenlikçi politikaları tekrar sahaya döndüren 2008 Finans Krizi, Arap Baharı ve Covid-19 salgını gibi önemli gelişmelerle şekillenmekte olan sürecin başlangıcını oluşturduğunu iddia etmektedir. 11 Eylül saldırıları, dünyanın artık eskisi gibi olamayacağına dair bir gerçeği ortaya koymuş, saldırıların ardından farklı alanlarda yaşanan gelişmeler, küresel düzenin artık daha sağlam bir yapı ile güncellenmesi ihtiyacını doğurmuştur.
Hollywood sineması ve İslamofobi: 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasında İslamofobinin yeniden üretimi
İslamofobi kavramı, her ne kadar dinî bir kavram gibi görünse de tarihsel ve ideolojik bir arkaplana sahip olan bir kavramdır. Batı'nın İslam'la olan ilk temasından itibaren bir kutuplaşma, ötekileştirme ve düşmanlığın ortaya çıktığı görülmektedir. İslam Dünyası'nın coğrafi, bilimsel ve kültürel ilerleyişinin Emevilerden Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk toprak kaybı yaşadığı Karlofça Antlaşması'na kadar devam ettiği görülmektedir. Ancak daha sonrasında yaşanan Batı'daki Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile beraber Batı'nın birçok açıdan İslam Dünyası'nın önüne geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun dünyanın daha çok Batı-Doğu ekseninde kutuplaşmasına sebep olduğu görülmektedir. Doğu, artık Batı için geri kalmış, Batı'nın müdahalesine ihtiyaç duyan egzotik bir masal diyarı gibidir. Bu görüş Oryantalizm olarak adlandırılmaktadır. Doğu'nun hala birçok açıdan geride olması Oryantalist görüşün devam etmesine olanak vermektedir. Oryantalizm, bazı Batılı bilim insanlarının ideolojik ve politik yanlılıkla Doğu'yu ötekileştirmesini, tektipleştirmesini ve Batı'ya muhtaç bir yer olarak göstermeye çalışmasını ifade etmektedir. Böylelikle Batı'nın Doğu'ya düzenlediği müdahaleler meşrulaştırılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Oryantalizmin ABD tarafından devralındığı görülmektedir. Bu yıllar sinemanın ABD'de var olmaya başladığı yıllardır ve İslam ile Doğu, Oryantalist görüşe göre sinemaya aktarılmaktadır. Ancak 20. Yüzyıl'daki gelişmeler sadece bununla kalmamaktadır. Bu yüzyılın ilk yarısı iki dünya savaşına ikinci yarısı ise Soğuk Savaş'a, bu savaşın bitimine, 3. Dünya ülkelerinin ortaya çıkışına ve dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasına sahne olmaktadır. Bu kırılma noktalarının Oryantalizmin İslamofobiye doğru evrilmesine olanak sağladığı görülmektedir. Arap-İsrail Savaşları, Petrol Krizi, Rehine Krizi, SSCB'nin yıkılması ve son olarak 11 Eylül saldırıları sonucunda İslam'ın Batı ve özellikle ABD tarafından aynı anda hem korkulan hem nefret edilen bir olgu olarak algılanmaya başlamasına sebep olduğu görülmektedir. İslam, artık ABD'nin yeni düşmanı ve yeni ötekisidir. Artık tehdit konumunda SSCB ve komünizm değil İslam vardır. Tarihsel gelişim süreci boyunca Amerikan hükümetlerinin en büyük işbirlikçisi olan ve politikadan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan Hollywood Sineması ise bu algının yaratılmasında ve güçlendirilmesinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Hollywood Sineması, her yıl üretilen yeni filmlerle ABD'nin ve Batı'nın güncel düşmanının İslam olduğunu hatırlatmakta, toplumsal düzlemde İslam karşıtlığını ve İslamofobiyi yaygınlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada 11 Eylül sonrası Hollywood Sinemasında İslamofobinin yeniden üretildiği filmler konu alınmaktadır. Bununla birlikte bu yeniden üretme sürecinin içerik ve biçim açısından nasıl oluşturulduğuna odaklanılmaktadır.
Görsel iletişim aracı olarak sinemada suç olgusunun temsili: 11 Eylül sonrası Amerikan sineması örneği
Suç, sinemada sadece bu türdeki filmlere özgü bir konu olmamış, diğer yapımlarda da suçla ilişkili öykülere sıkça yer verilmiştir. Sinemanın, üretildiği toplumun kültürel, toplumsal ve siyasi olaylarını ele alırken alegorilere başvurduğu göz önüne alındığında, suç konusunun da benzer temsil stratejileri ile sunulduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmanın birinci bölümünde, suçun nedenlerini açıklamaya çalışan suç teorilerine yer verilerek, bireylerin neden suç işlediğine dair kuramsal çerçevenin oluşturulması amaçlanmıştır. Buna göre, biyoloji, psikoloji ve sosyoloji kökenli teorik yaklaşımlar ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Amerikan sinemasında suç türü içinde yer alan gangster filmleri, polis/dedektiflik filmleri ve kara filmlerde suçlu ve kanun koruyucu karakterlerin sunumu incelenmiştir. Ardından, ABD için 'travma yaratan olaylar' olarak kabul edilen Pearl Harbor Saldırısı, Vietnam Savaşı ve 11 Eylül Terör Saldırıları sonrasında çekilen filmlerdeki suç temsilleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, detaylı olarak 11 Eylül sonrasında üretilen, suç türü kapsamındaki Amerikan Gangsteri, Halk Düşmanları, Azınlık Raporu, Zodiac, Günah Şehri ve İhtiyarlara Yer Yok filmlerinin niteliksel içerik analizi yapılmıştır. Bu filmlerdeki suçluluğun, kültürel ve siyasi yapılanmayla arasındaki alegorik ilişki değerlendirilmiş ve filmdeki suçlu karakterlerin neden suç işlediği konusu, suç teorilerine göre açıklanmıştır. Çalışmada, travmatik dönemlerin Amerikan sinemasındaki yansımalarını suç kavramı çerçevesinde ele almak ve filmlerde sunulan suç eylemini suç teorileri ışığında incelemek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Amerikan Sineması, tür filmleri.
11 Eylül saldırıları sonrası Hollywood sinemasında Ortadoğu halklarının sunumu
Bu araştırmada Doğu hakkında yazan Oryantalistlerin ürettikleri Doğu ve Doğulu'ya ilişkin imgelemlerin 11 Eylül sonrası Hollywood filmlerindeki temsili arasındaki etkileşimin ve Oryantalist gelenek üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada, Doğu'yu ve Doğu halklarının Batı ve Batılı ile olan ilişkisini konu edinen 11 Eylül sonrası terörizm ve müdahaleciliğin Hollywood'un ürettiği politik gerilim filmleriyle yeni bir kültürel dolaşımı da beraberinde getirmesinden hareketle Operasyon Argo (2012), Charlie Wilson'ın Savaşı (2007) ve Syriana (2005) filmlerinde bu dolaşımın yansımaları değerlendirilmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren Hollywood sinemasında Doğu'ya ve Doğu halklarına yönelik yaklaşımların ele alındığı bu araştırmada, 11 Eylül'den itibaren Doğu ve Doğu halklarına yönelik sunumların incelenmesi amaçlanarak, 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasındaki Doğu/Doğulu tasviri Oryantalizm düşüncesiyle açıklanmaya çalışılmıştır. İncelenen bu filmlerde, Hollywood'un Doğu'yu ve Doğuluları kültürel ve siyasi olarak konumlandırırken kullandığı söylem tespit edilerek, Oryantalistlerin Doğu'yu betimlemek için ürettikleri imge, imaj ya da klişelerin film içindeki Doğu/Doğulu temsiline nasıl etki ettiği ortaya çıkartılmıştır. Oryantalist klişeler ve kurgular Hollywood sinemasının ideolojik bir aygıt olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Hollywood sineması, farklı basmakalıp ifadelerin sıklıkla tasvir edildiği bir mecra olup her dönemde kendi ötekisini yaratan, kurgulayan ve tanımlayan bir endüstridir. Doğu/Doğulu imgeleri üzerinden Batı/Batılı karşıtlığını oluşturan diyalog ve görüntü gibi temel bileşenler ele alınarak incelenen filmlerin mekân ve karakter çözümlemesi yapılarak Oryantalist söylemdeki klişelerin örnekleme alınan filmlere doğrudan ya da üstü kapalı bir biçimde eklemlendiğine ve bu söylemlerde var olan sabitleşmiş Doğu kurgusunun ve Doğulu tiplemesinin 11 Eylül sonrası çekilen Hollywood filmlerinde tehdit ve düşman metaforlarıyla verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, 11 Eylül Saldırıları, Oryantalizm, Amerikan Dış Politikası, Kültürel Emperyalizm, Orta Doğu
The city and catastrophe in 9/11 novels
In this thesis, I formulate ways of ethical responses to 9/11 as a catastrophe, problematizing how different strategies of ethical engagement change memory objects from an amalgamation of closed personal histories to relational and social constructs. Using Teju Cole's Open City (2011), Ottessa Moshfegh's My Year of Rest and Relaxation (2018), and Don DeLillo's Falling Man (2007), I propose to analyze how different strategies of ethical engagement figure in the contemporary 9/11 novels. From the protagonist of My Year of Rest and Relaxation who already seeks a way out of connection with the rest of the outside of world with all its petty traumatic events and banalities; to the protagonists of Falling Man as immediate victims of a horrific event, the event par excellence; and the distant flaneur émigré of Open City who flattens all catastrophes into a general pattern of suffering in history is a line that meanders through the ethical implications of an engagement and disengagement with the city, its geography, and its habitants.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Afganistan
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaş suçlularının yargılanması için Nüremberg ve Tokyo Uluslararası Askeri Ceza Mahkemeleri galip devletler tarafından kurulmuştur. Bu mahkemeler galip devletler tarafından kurulduğu için birtakım eleştirilere maruz kalsa da uluslararası hukukun gelişmesi konusunda sağladığı katkılar neticesinde günümüzde hukukçular tarafından olumlu gözle bakılmaktadır. Bu çalışmada, iki mahkemenin ardından Eski Yugoslavya ile Ruanda ve diğer ad hoc niteliğine sahip uluslararası ceza mahkemelerinin BMGK'nin aldığı kararlarla kurulmuş olması, UCM'nin kurulma sürecinin hızlanmasına neden olmasıyla beraber önemli rol oynadığına değinmektedir. Aynı zamanda UCM'nin bağımsız, evrensel ve daimi olmasına ve içerdiği suçları işleyen kişiler hakkında ve tabi oldukları ülkelerde sürdürmüş olduğu davalara da yer verilmektedir. Diğer yandan Afganistan'da Sovyetler Birliğiyle yaşanan çatışmalar, bitmeyen iktidar kavgası ve 11 Eylül terör saldırılarından sonra gündeme gelen gelişmeler ele alınmasıyla birlikte Taliban'ın tekrar hükümete karşı başlattığı silahlı mücadeleri ve çatışmalar sırasında taraf olan bütün taraflar tarafından işlenen ağır suçlar incelenmektedir. Bu amacı göz önünde tutarak, Afganistan UCM'nin bir taraf ülkesi olarak Savcılık Bürosu tarafından öne sürdürülen ön incelemeler karşısında barış ve adaletin sağlanması için hukuki yükümlülüğü gözden geçirilmektedir. Aynı zamanda Afganistan'da barış, güvenlik, istikrarın neden sağlanamamasına ilişkin ve hükümet kurumlarına devam eden yolsuzluğa değinilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Sözçükler: Uluslararası Ceza Mahkemesi, Roma Statüsü, Afganistan, Taliban, 11 Eylül Terör Saldırısı ve ABD.
Taliban öncesi Afganistan Polis Teşkilatı
Bu çalışmada; 11 Eylül Saldırıları öncesi ve sonrası ile Afganistan Polis Teşkilatı'nın 1996-2020 döneminde gerçekleşen yapısal ve işlevsel dönüşümün analiz edilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu bu çalışma; hem 11 Eylül Saldırıları öncesini hem de 11 Eylül Saldırıları sonrasını belli bir zaman dilimini (1996-2020) dikkate alarak yapılmış olması açısından önem arz etmektedir. Çalışma kapsamında araştırma konusuyla ilgili yerli ve yabancı literatür çalışması yapılmış ve betimsel içerik analiz yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; Taliban'ın 1996'dan 2001'e kadar Afganistan'ı kontrol ettiği dönemde Afgan Polis Teşkilatı, Taliban'ın İslam hukukunun aşırı versiyonunu uygulamada ve ideolojilerine göre sosyal düzeni korumada kritik bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Ayrıca polis teşkilatı, Taliban'ın katı ahlaki kurallarını uygulamaya ve Taliban'ın iktidarını sürdürmeye odaklanan baskıcı, acımasız ve profesyonellikten yoksun bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. 11 Eylül Saldırıları sonrası başta ABD olmak üzere uluslararası aktörlerin etkin olduğu Afganistan'da 2002-2020 yılları arasındaki dönem, Afgan Polis Teşkilatının yeniden inşası, reformu ve modernizasyonu ile askeri tarzdaki bir güçten sivil bir polis gücüne geçiş çabalarına tanıklık etmiştir. Zorluklara rağmen, uluslararası toplumun desteğiyle polis gücünün yeteneklerinin ve profesyonelliğinin artırılması konusunda kayda değer başarılar ve ilerlemeler kaydedilmiştir. Polis bu dönemde Afganistan'da güvenlik ve asayişin sağlanmasında, özellikle de Taliban gibi isyancı gruplara karşı yürütülen operasyonlarda önemli bir rol oynadığı görülmüştür.
Foreign policy of the United States during the 2003 Iraq War era and its influence of the Turkish-U.S. relations
Since 1946 Turkish-U.S. Relations have been very important for the two countries, the region and the world. These relations can mainly be classified under three eras: the Cold War, post-Cold War and the post-9/11 era. During the Cold War and post-Cold War era, the relations and cooperation of the two countries was very productive. After the 9/11 attacks, the United States-Iraq War became a critical issue between the two allies. A new U.S. foreign policy was shaped after 9/11 because of the psychological effects and the pressures of the terrorist attacks combined with neoconservative thought. The new policy brought up a very different approach towards Turkish-U.S. relations. This new foreign policy program of the U.S. during the Iraq War affected U.S.?s relations with other countries. Before the Iraq War, the United States requested to use Turkey?s land in order to open a Northern Front. After long negotiations, official and unofficial talks, and the use of regular and backdoor diplomacy, on March 1st 2003 a resolution (tezkere) came before the Turkish parliament which failed to be approved. The Turkish parliament did not authorize the U.S. to use Turkish soil to open a Northern Front for the Iraq Operation. To explain why this was the situation, the pre-Iraq War period, the Iraq Operation and the post-Iraq War era will be discussed focusing on U.S. foreign policy.In this dissertation the most critical question, more than focusing on the outcomes of tezkere, are the causes and reasons which brought tezkere to a failure in the Turkish parliament. In order to understand the causes of tezkere?s failure, the new U.S. foreign policy program designed after 9/11 and its effects on U.S. foreign policy making and decision making process is analyzed. Examining the U.S. foreign policy program before, during and after the Iraq War and analyzing U.S.?s dialogues with Turkey is very important to understand the causes of tezkere?s failure and what, in turn, can enlighten the future of this relationship. Moreover, analyzing those causes is critical for the future of the Turkey-U.S. alliance.
11 Eylül saldırıları sonrasında ABD'nin uluslararası terörizmle mücadeleye ilişkin güvenlik politikası
ABD'yi hedef alan 11 Eylül Saldırıları, sadece ABD'nin değil tüm dünyanın güvenlik algılamalarında terörizmi en üst sıraya yerleştirmiş ve bu bağlamda uluslararası konjonktürü büyük ölçüde değiştirmesi bakımından bir milat olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte ABD, sadece saldırıların hedefi olması sebebiyle değil; saldırılar sonrası uyguladığı dış politika açılımlarıyla ve bu değişime en çok katkı sağlayan aktör olması açısından da büyük önem taşımaktadır. Ayrıca sahip olduğu konum itibariyle uluslararası terörizmle mücadele konusunda diğer devletler için bir model oluşturması, ABD'yi önemli kılan diğer bir etkendir.ABD'nin uluslararası terörizmle mücadeleye yönelik güvenlik politikalarının iç politika ayağını, istihbarat alanında yapılan reformlar, yasal düzenlemeler ve uygulamalar oluştururken, söz konusu politikaların uluslararası alandaki yansımaları ise, Afganistan ve Irak'a yönelik askeri operasyonlarla şekillenmiştir.11 Eylül Saldırıları sonrası dönemde ABD'nin uluslararası terörizmle mücadele politikalarını, ulusal ve uluslararası alandaki yansımalarıyla birlikte analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmada, söz konusu politikaların uluslararası terörizmi bir tehdit olarak zayıflatmada ne kadar başarılı ve etkin olduğu belli açılardan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak, bu politikalarda yapılan stratejik hatalardan da yola çıkılarak, uluslararası terörizmle mücadelede daha etkin ve başarılı politikalar oluşturmada yeni fikirlerin önünü açacak bazı önerilere yer verilmiştir.
Güvenlikleştirme kuramı ve insan güvenliği çerçevesinde 11 Eylül 2001 sonrası Avrupa'da İslami kimlik algısı
Uluslararası İlişkilerin tarihine bakıldığında, savaş ve barış kavramlarının giriftliğinde vücut bulmuş sosyal bir alan olarak kurgulandığı tespit edilebilir. Ulus-devletin ilk ortaya çıktığı ana tarihlendirildiğinde dahi uluslararası ilişkiler, aslında bir güvenlik arama metodu olarak disiplinleşmiş bir bilim dalıdır.Modern dünyanın yönetim formu olarak ulus-devletin kapasitesi, küreselleşmenin çeşitli düzeylerdeki derin etkileriyle kısıtlanmış bulunmaktadır. Bu kapasite limitinin bir boyutu da güvenlik sağlayıcı olarak kurgulanmış geleneksel devletin yozlaşmasıdır. Günümüzde devletler, iç/dış sanallığında güvenliği sağlamakla yükümlü olmalarına rağmen sıklıkla gözlemlenebileceği gibi güvensizlikler üretebilmektedirler. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler'in kavramsallaşmasına önemli katkılar sunmuş olduğu insan güvenliği terimiyle çelişkiler yaşayan Avrupa Birliği ülkeleri olduğu gözlemlenen bir olgudur. Özellikle 11 Eylül 2001 terör saldırılarının akabinde yaratılan ?Müslüman terörist? imajı, salt aidiyet hissedilen dini havza nedeniyle İslami unsurların bir çok ?liberal demokratik? Avrupa Birliği ülkesinde alıkonulmasını, ayrımcılıkla karşılaşmasını, faşist saldırılara maruz kalmasını, vize uygulamalarıyla sistematik olarak ?istenmeyen? pozisyonuna getirilmesini, gettolaştırılmasını, işkence görmesini ve kamusal alandaki görünürlüklerinin politik olarak kısıtlanmasını da açıklamaktadır.Güvenlik kuramı dâhilindeki gelişmelerin de aktarılacağı bu çalışmanın temel amacı, ?aforoz kültürü?nü üreten bir söylem olarak güvenlikleştirme süreçlerinin ortaya çıkardığı ?öteki?nin, insan güvenliği açısından yarattığı sakıncaları belirlemek ve bu bağlamda konstrüktivist kurama normatif bir eleştiri getirmektir. Günümüzde hususiyetle Avrupa Birliği ülkelerinde görülen İslam karşıtlığı (Islamophobia), güvenlik söylemleri üzerinden analiz edilecektir.
Kimlik ve dış politika ilişkisi bağlamında ABD'nin 2003 Irak müdahalesi
Ortadoğu'nun önemli ülkelerinden olan Irak'ın ikinci defa Amerikan müdahalesine maruz kalması 2003 yılında olmuştur. Bu tezde Irak'a Amerikan müdahalesinin nedenlerinin açıklanması hedeflenmektedir. Bu tezin ana araştırma sorusu 11 Eylül Olaylarının Amerikan kimliğini dış politika alanında nasıl dönüştürdüğüdür. Bu soruya verilen yanıt ise 11 Eylül olaylarının Amerikan dış politikasını özellikle Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu düzende çok taraflı, ekonomik işbirliğine dayanan bir politikadan çok tek taraflı, Amerikan değerlerinin korumacı politikalarla yayılmasını zorunlu gören bir hale dönüştürmüştür. Bu dönüşümün temel sebebinin olarak Yeni Muhafazakâr ve Evanjelist düşüncelerin karar alma mekanizmalarında etkili olması gösterilmektedir. Bu dönüşümün aktarılması için özellikle 11 Eylül sonrası karar alıcıların konuşmaları incelenmiştir. Bu amaçla önce Amerika'nın Irak'a yönelik politikalarının tarihsel arka planı anlatılmış, daha sonra kuruluşundan itibaren Amerikan kimliğinin özellikleri sıralanmış daha sonra ise Irak Savaşı özelinde Soğuk Savaş sonrası Amerikan kimliğinin dış politikaya etkisi incelenmiştir.
11 Eylül sonrası terörizmle mücadele bağlamında BMGK daimî üyesi ülkelerin güvenlik strateji belgelerinin mukayeseli analizi
Soğuk Savaş'ın sona ermesi, küreselleşme ve özellikle 11 Eylül terör saldırıları güvenlik anlayışını derinleştirmiş, genişletmiştir. Geleneksel güvenlik anlayışı yerini yeni bir güvenlik anlayışına bırakmıştır. 11 Eylül sonrası dönemde terörizm amaç, içerik, yöntem, nitelik, teşkilat ve küresel eylem yeteneği açısından kapsamlı olarak değişmiştir. Bu çalışma, bu değişimlerin izdüşümleri ile birlikte, 11 Eylül terör saldırılarından sonra terörizm ve terörizmle mücadele kavramlarının BMGK daimî üyesi ülkelerin ulusal güvenlik strateji belgelerini ve uluslararası güvenlik politikalarını etkileyen başat bir etken olup olmadığını belgelerin karşılaştırmalı analizini yaparak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatürde ulusal güvenlik strateji belgelerine yönelik birçok çalışma bulunmasına rağmen, belgeleri karşılaştırmalı olarak inceleyen çalışmalar nadirdir. Bu özgün çalışma ile literatürde tespit edilen boşluğun doldurulması hedeflenmiştir. Çalışmadaki analiz iki aşamada yapılmıştır. Öncelikle, üye ülkelerin belgeleri kendi içerisinde tehdit, tedbir ve bunların dış politika ve güvenlik politikalarına etkisi faktörleri üzerinden karşılaştırılmıştır. Müteakiben üye ülkelerin belgeleri aynı faktörler bağlamında birbiriyle karşılaştırılarak bütüncül bir analiz sunulmuştur. Bulgular, terörizmin yanı sıra siber güvenlik, kitle imha silahları, yasa dışı göç, mülteci konusu, salgın hastalıklar, çevre/iklim felaketleri ve başarısız devletler konularının yeni güvenlik yaklaşımı kapsamında belgelerde tehdit tanımlarında yer bulduğuna işaret etmektedir. Buna karşılık tedbirler olarak; caydırıcılık, önleyici müdahale, ileride konuşlanma, ittifaklar, yasal düzenlemeler, kuvvetlerin ve istihbarat yeteneklerinin modernizasyonu ve teşkilat düzenlemeleri hususlarının belgelerde somut olarak yer aldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda; terörizm ve terörizmle mücadelenin, 11 Eylül saldırılarından sonra yayımlanan ulusal güvenlik strateji belgelerini ve uluslararası güvenlik politikalarını etkileyen temel etken olduğu, ülkelerin terörizmle mücadele söylemlerini uluslararası güvenlik ortamında birer politik araç olarak kullandıkları ve ulusal çıkar ile emellerin değişen belgelerde devamlılık gösterdiği ortaya konulmaktadır.
NATO'nun Afganistan'a müdahalesi çerçevesinde Türkiye – Afganistan ilişkilerinin incelenmesi (2001-2016)
Tarihte M.Ö.bininci yıldan 5. Yüzyıl'a kadar Aryana, 5.Yüzyıl'dan 19. Yüzyıl'a kadar Horasan ve 19. Yüzyıl'dan buyana Afganistan olarak bilinen coğrafya, sahip olduğu jeopolitik konumu sebebiyle tarih boyunca birçok devletlerin istilasına uğramıştır. Bunlardan biri de 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD başta olmak üzere NATO'nun Afganistan'a müdahalesidir. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye dünyanın en büyük terör saldırılarından birisi yapılmıştır. ABD yönetimi, terör örgütüne mensup Usame Bin Ladin'i saldırılardan sorumlu tutarak Afganistan'daki Taliban yönetiminden Usame Bin Ladin'i teslim edilmesini talep etmiştir. Taliban yönetimi ret cevabı verince, ABD/NATO 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan'a "Sınırsız Özgürlük" adını verdiği hava taarruzunu başlatmıştır. Müdahalenin ardından Afganistan'da yeni yönetimin temelini atmak için Almanya'nın Bonn kentinde taraflar bir araya gelmişlerdir. Bonn anlaşması sonucu, Afganistan'ın bugünkü yönetiminin temeli atılmıştır. Çalışmada, NATO'nun Afganistan'a müdahalesi çerçevesinde Türkiye – Afganistan ilişkileri ele alınmıştır. Türkiye 2001 sonrası Afganistan'ın yeniden imarına ve istikrara kavuşmasına bölgesel imar ekipleri, ISAF komutasındaki askeri mevcudiyeti, Afgan polisinin eğitimi ve TİKA'nın proje/faaliyetleri vasıtasıyla destek vermektedir.
Batı'da çokkültürlülük söylemi ve yükselen İslamofobia: Kavramlar, kuramlar, pratikler
Günümüzde çokkültürlülük ve İslamofobi konularıyla ilgili hem Batı'da hem de ülkemizde pek çok bilimsel çalışma kaleme alınmış ve alınmaya devam etmektedir. Öyle ki her iki kavram doğrudan ya da dolaylı olarak sürekli gündeme gelmektedir. Bir yanda farklı kimlikleri ve kültürleri, asgari şartlar altında bir arada tutma işlevini gören çokkültürlülük; öte yanda ise güvenlik, risk ve korku gibi söylemlerle finanse edilen farklılıkları ortadan kaldırmak için bilenmiş azmettirici olarak İslamofobi. Bahse konu olan mefhum ve içeriklerinin hangi şekilde doldurulup-boşaltılacağı küresel siyasal dilin mevcut durumuna göre belirlenmektedir. Siyasal durumun ve konjonktürel yapıların farklılaşmasıyla, kavramlara yüklenen anlamlarda değişip dönüşmektedir. Birarada yaşama olgusu modern dünya insanının en sorunlu alanlarından biridir. Yanı sıra sosyal bilimlerde üzerine en çok konuşulan en çok çözüm aranılan alanlarından bir tanesidir. Günümüz dünyasında farklılıkların birarada barış ve huzur içinde yaşaması bütün toplumların en temel problemlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevcut devletlere bakıldığında doğal olarak farklı inanç, kültür ve dinlerden biraraya gelmektedir. Dolayısıyla bugün birçok problemin görünmeyen temelinde farklılıkların birarada barış ve huzur içerisinde yaşama problemi olduğunu görmekteyiz. Bu bağlamda çokkültürlülüğün temel esprisi farklı kültürlerin birarada yaşaması, birbirine hoşgörü gösterebilmesidir. Ancak bugün Batı Avrupa'da ortaya çıkan İslamofobi olgusu, Müslümanların neredeyse hayat hakkını bile kabullenememektedir. Çalışma üç bolümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çokkültürlülük kavramının anlamı, tarihi ve nasıl bir konjonktürel yapı içerisinden ortaya çıktığı ve çokkültürlülüğün gündeme getirmiş olduğu kavramlar üzerinde durulacaktır. Çokkültürlülük tartışmaları ve araştırmaları sosyal bilimler alanında yakın zamanlarda gündeme geldiği için kavramsal bir altyapının oluşturulması çalışmamızın verimliliği açısından önemli görülmüştür. İkinci bölümde İslamofobinin tarihsel evirilme süreci ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise bugüne değin yaşanmış olan ve diğer yaşanan hadiselere nazaran daha çok etki bırakan örnek olaylar irdelenecektir. Bu bağlamda konu, literatür taramasıyla açıklanmaya çalışılacaktır.
Birleşik Krallık'ın terörizmle mücadele stratejisinin 11 Eylül 2001 saldırıları öncesi ve sonrasının karşılaştırmalı analizi
Terörizm; demokrasiye yönelik en büyük tehditlerden birisidir. Terörizm; ideolojisi, stratejisi, yöntemi, güdüleyici etkenleri, eylem ve saldırıları; zamana, mekâna ve kuvvetine göre değişiklik gösterse de daima güvenlik için bir tehdit olagelmektedir. Terörizmin şiddet ve saldırısının etkisinin en fazla görüldüğü 11 Eylül 2001 terör saldırıları kadar tarihte; korkutucu, dehşet yaratıcı, heyecan verici, sonuçları ile devletlerin terörizmle mücadele sistemlerini etkileyen bir terör saldırısı olmamıştır. Birey, toplum, ülke güvenliğinin sağlanması ve istikrarın devamlılığı için zayıflıkları azaltacak askeri, ekonomik, sosyal alan başta olmak üzere her alanda tedbirler alınarak; terörizmin nedenleri ortadan kaldırılmalı, terör örgütlerinin faaliyetleri etkisiz hale getirilmelidir. Bu anlayışla, bir asırdan fazlaya dayanan terörizmle mücadele deneyimine sahip Birleşik Krallık'ın; öngörebildiği tehlike, risk ve tehditlere karşı proaktif yaklaşım ile tedbirler geliştirdiği ve diğer devletlerin terörizmle mücadele yöntem ve planlamalarına etki ettiği bilinmektedir. Bu kapsamda, terörizmle mücadelede bir dönüm noktası olan 11 Eylül 2001 terör saldırılarının öncesi ve sonrasında Birleşik Krallık'ın terörizmle mücadele stratejisinin karşılaştırmalı analize yapılmaktadır. Tezin sonucunda; terörizmle mücadelede başarının bir yöntemin uygulanmasına bağlı olmadığı, her alanı kapsayan bütünlük içerisinde bir yaklaşım gösterilmesi gerektiği, Birleşik Krallık'ın terörizmle mücadele stratejisinde görülen değişiklikler ve geleceğe yönelik yaklaşımları ile ortaya konmaktadır.
Comparative analysis of post-9/11 counter-terrorism efforts of North Atlantic Treaty Organization and Shanghai Cooperation Organization
This dissertation aims to comparatively analyze counter-terrorism (CT) efforts of the North Atlantic Treaty Organization (NATO) and the Shanghai Cooperation Organization (SCO) and to bring a fresh look beyond inter-block rivalry by adding a layer of complexity. The research question is what the CT efforts of NATO and SCO are after 9/11 terrorist attacks within specific sets of domains which are legal doctrine, organizational structure and military operations. These international organizations have been specifically chosen by taking their CT histories and member compositions into consideration. NATO is often called a Euro-Atlantic military alliance and SCO is considered a Eurasian security, political and economic organization. Yet, there are hardly any studies that analyze their CT comparatively. The research aims to fill this gap in the literature by providing a detailed analysis based on NATO and SCO CT efforts, comparatively. The comparative findings of the dissertation suggest that NATO and SCO made efforts to fight new security challenges, including terrorism in the aftermath of 9/11 terrorist attacks because there are adaptations in legal doctrine, transformations in organizational structure and practices on the field to better combating terrorism. In addition to the main thesis of the research, some more arguments were presented in the dissertation. First of all, it was asserted that powerful members in NATO and SCO have leverage effect on CT efforts in all sets of domains and CT efforts are as successful as the contributions coming from these members. Secondly, both organizations are aware of the need for fighting with the conditions conducive to spread of terrorism, albeit SCO's task covers broader area in compare to NATO. Thirdly, SCO is more passionate and motivated in CT because of being established more recently and specifically for CT and also being established in the region where global CT efforts have been focused. However, SCO is not as functional as NATO in CT it because lacks important tools like Article 5 of the NATO and NATO Response Force.
Güvenlikleştirme Bağlamında 11 Eylül Sonrası ABD'nin Ortadoğu Politikası
11 Eylül 2001 terör saldırıları ABD'nin güvenlik anlayışında bir değişim meydana getirmiştir. Soğuk Savaş döneminde komünizmi tehdit olarak algılayan ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından terörizme karşı savaş başlatmıştır. ABD 11 Eylül 2001 terör saldırısıyla güvenlik tarihinde yeni bir sürece girerek, tehdit algılamalarını da bu olaya dayandırarak şekillendirmiştir. 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarının ardından ABD'nin Ortadoğu politikası, güvenlikleştirme kavramı çerçevesinde yeniden şekillenmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinden sonra ABD güvenlik algılamalarında gittiği değişikliklerle birlikte kendisine yönelebilecek tehditleri önceden tespit edip ortadan kaldırmaya yönelik politikalar izlemeye başlamıştır. Bu dönemde, terörizmle mücadele ve ulusal güvenlik tehditleri ve algılamaları ABD'nin bölgedeki stratejik kararlarını belirleyen temel unsurlar haline gelmiştir. ABD, güvenlikleştirme yaklaşımını benimseyerek, terör ve terör örgütleriyle mücadele adı altında bölgesel ve yerel askeri müdahaleler ve güvenlik iş birliklerini artırmıştır. Irak ve Afganistan'a yönelik askeri harekâtlar, bu stratejinin en somut örnekleri olarak öne çıkmaktadır. Ortadoğu'da ekonomik ve ticari çıkarları, enerji güvenliğinin sağlanması, İsrail'in güvenliği, ABD'nin güvenliği ve terörle mücadele gibi çıkarları bulunan ABD, 11 Eylül sonrası güvenlikleştirme politikalarını kullanarak Ortadoğu'da varlığını artırmıştır. İran nükleer sorunu, Suriye krizi, Arap Baharı süreci ve İsrail-Filistin meselesi bu bağlamda değerlendirilmektedir. Tezin amacı 11 Eylül sonrası ABD'nin güvenlikleştirme politikalarının, ABD'nin Ortadoğu'daki hedefleri ve uygulamaları üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Bu çalışma, güvenlikleştirme çerçevesinde 11 Eylül sonrası ABD'nin Ortadoğu politikasının nasıl dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Çalışmanın hipotezi, ABD'nin 11 Eylül sonrası güvenlikleştirme politikalarını araçsallaştırarak Ortadoğu'daki çıkarlarını devam ettirdiği iddiasıdır. Bu kapsamda ABD 11 Eylül saldırılarının ardından güvenlikleştirmeyi araçsallaştırarak Ortadoğu'daki çıkarlarını devam ettirmiş ve Ortadoğu'da askeri varlığını artırmıştır.
The USA's perception and politics of security and terrorism before and after September 11
The attacks on the USA on September 11, 2001 have been called a turning point. These attacks have affected the whole world in terms of their consequences and repercussions. Having experienced terrorism before 9/11, the USA took measures and took steps in line with its security policies after these attacks. Within the scope of the Bush Doctrine, he developed a policy of war on terror. Within the scope of this policy, Afghanistan and Iraq were occupied. Bush declared Iraq, Iran and North Korea the "axis of evil" states because they aid terrorism, possess various weapons of mass destruction, and pose a threat to global peace and security. After the September 11 attacks, the US policies tended to act unilaterally, leaving the tendency to act with multilateral coalitions. This situation shows the desire to freely design the new world order in which the USA has established its hegemony. In particular, the lack of sufficient evidence of weapons of mass destruction after the invasion of Iraq on the grounds of weapons of mass destruction is one such example. In this study, the terrorism experiences and security policies of the USA before and after these attacks were examined. In this direction, the extent to which the US perception of terrorism has changed and how important terrorism is to US policies have been investigated. By examining the relations between the USA and the axis of evil before and after September 11, it has been investigated how much September 11 affected these relations and whether the September 11 attacks changed the direction of these relations.
Terör ve ekonomik kriz olgularının yumuşak güç unsuru olarak turizme etkileri: 11 Eylül saldırıları ve 2008 krizi üzerinden bir inceleme
Turizm, esnek, heterojen ve hizmet yoğun özelliklere sahip hassas bir endüstridir ve dünyadaki her olaydan olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. Buna istinaden, bu duruma verilebilecek en önemli örnekler arasında, 11 Eylül 2001 Saldırıları ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi yer almaktadır. Çalışmanın amacı, kırılgan bir endüstri olan turizmle, ekonomik krizler ve terör saldırıları arasındaki ilişkinin 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi örnekleri üzerinden incelenmesidir. Çalışmada, hassas bir niteliğe sahip olan turizmin hem terör saldırılarından hem de ekonomik krizlerden etkilendiği savunulmakta olup etki düzeyleri ve şekilleri saptanmaktadır. Çalışmanın amacına ulaşmak için, uluslararası ölçekte en önemli olaylar olarak bilinen 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi'nin turizme olan etkileri ve yansımaları üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda, elde edilen veriler irdelenerek, terör saldırılarının ve ekonomik krizlerin turizm ile ilişki düzeyi ve etki derecesi ortaya konmuştur. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada içerik analizi yöntemlerinden sıklık analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi konularına hakim ve cevap verebilirliği olan akademisyenler ile bu olgular hakkında görüş ve bilgiye sahip, turizm işletmelerinde şuan yönetici konumunda bulunanlar oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklem büyüklüğü, maksimum çeşitlilik örnekleme stratejisi kullanılarak ve 30 katılımcı ile görüşülerek oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Terör, 11 Eylül 2001 Saldırıları, 2008 Küresel Ekonomik Krizi, Turizm.
11 Eylül 2001 sonrası Pakistan'ın terörizmle mücadelesinin Afganistan milli güvenliğine etkisi
Pakistan ve Afganistan iki sınır ülke olmalarının ötesinde pek çok ortak özelliklere sahiptir. Bu ülkelerin geçmişten kalan sorunları (Durand Hattı ve Peştunistan Meselesi) vardır. Bu sorunlara ek olarak özellikle 1979 SSCB'nin Afganistan işgalinden sonra Pakistan-Afganistan arasında dini aşırıcılık yanlısı gruplar, terör örgütleri ve terörizm olgusu gibi konular bu ülkeleri, bölgeyi ve uluslararası güvenliği tehdit edecek olan meseleler olarak ortaya çıkmıştır. Terörizm olgusu, 1990'lardan günümüze kadar Afganistan ve Pakistan'ın en büyük sorunlarından biri olarak ve her iki ülke de kendi topraklarında terörizm kanserine karşı hayatta kalma mücadelesi vermektedir. 11 Eylül 2001'de Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) karşı yapılan terörist saldırıları ABD'nin uluslararası bir koalisyon ile 'Terörizme Karşı Savaş' adlı operasyonu ile Afganistan'da müdahalede bulundu. Pakistan da bu savaşta ABD'nin yanında yer alarak Afganistan konumunda terörizme karşı mücadelede aktif rol oynadı. Uluslararası koalisyon güçleri ve Pakistan mücadelenin ilk yıllarında terörist gruplarını etkisiz hale getimeyi başardı, terörist grupları büyük kayıplara maruz kaldılar ve birçoğu Afganistan-Pakistan sınırındaki eyaletlere kaçtılar ve kendilerine sığınak buldular. Fakat sonraki yıllarda bu gruplar daha aktif hale gelerek Afganistan ve Pakistan devletlerine karşı daha şiddetli ve etkileyici eylemlere başvurdular. Bu dönemden sonra her iki ülkede bir terörizm dalgası ve siyasi aktörlerle karşı karşıya kalmıştır ve politika yapıcıları terörizmle mücadele stratejilerini etkin bir şekilde uygulamak ve barışı sağlamak için çözümler bulmaya çalışmıştır. Bu kapsamda araştırmanın amacı 11 Eylül 2001 Sonrası Pakistan'ın Terörizmle Mücadelesinin Afganistan Milli Güvenliğine Etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma şu sorulara cevap aramaktadır. Pakistan'ın terörizmle mücadelesi Afganistan güvenliğini nasıl ve hangi yönde etkiledi? Pakistan Afganistan'da ne arıyor? Pakistan'ın Afganistan'da aradığı faydalar nelerdir? Pakistan'ın ulusal çıkarları, Afganistan'daki terörist grupları ve Taliban'ı destekleyerek ve güçlendirerek güvence altına alınacak mı?