Capital movements
57 theses under this subject heading
OECD ve G-20 ülkelerinde sermaye hareketleriyle seçilmiş iktisadi değişkenler arasındaki ilişkilerin panel veri analizi
Bu tezin amacı, sermaye hareketlerinin, OECD ve G-20 ülklerinde ekonomik büyüme ve Reel Effektif Döviz Kuru (REER) üzeindeki etkilerini incelemektir. Birinci bölümde farklı sermaye hareketleri ödemeler dengesi temel alınarak tanımlanmış ve sermaye hareketlerinin nedenleri ve ekonomik etkileri açıklanmıştır. İkinci bölümde, OECD ülkeleri ve OECD'nin kilit ortağı olan ülkelerde 2002-2014 yılları arasında, doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları ve işçi dövizi girişlerinin REER üzerindeki etkileri rassal etkiler modeli ile incelenmiştir. OECD ve kilit ortak ülkeler gelişmiş ve gelişme yolunda olan ülkeler olmak üzere iki grubu ayrıldığında sermaye girişlerinin REER üzerinde herhangi anlamlı bir etkisi olmazken gelişme yolunda olan ülkelerde sermaye girişlerinin REER'in değerini artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Üçüncü bölümde G-20 ülkelerinde 1985-2014 yılları arasında beşer yıllık gözlemlerle net sermaye akımlarının (NKF) kişi başına düşen GSYİH'daki yıllık büyüme oranı üzerindeki etkileri Neo-klasik ve içsel büyüme modelleri çerçevesinde kişi başına düşen GSYİH (doğal logaritma), kamu harcamalarının GSYİH'daki payı, gayri safi yurtiçi yatırımların GSYİH'daki payı, dışa açıklık, ortalama okullaşma oranı ve finansal gelişmişliğin bir göstergesi olarak özel kredilerin GSYİH'daki payı, kukla değişken olarak 2008 küresel krizi ve finansal gelişmişlik düzeyinin NKF'lerin ekonomiler üzerindeki etkilerini gösteren etkileşimli değişken de modele dahil edilerek GMM tahmincisi ile incelenmiştir. Analizde G-20 ülkelerinin ekonomik büyüklük ve ekonomik yapıları açısından farklı oldukları dikkate alınarak farklı gruplandırmalar yapıldığında G-7 ülkeleri ve G-20 içerisinde cari fazla veren ülkelerde NKF'nin ekonomik büyümeyi negatif; G-7 dışında kalan G-20 ülkeleri ve cari açık veren G-20 ülkelerinde ise ekonomik büyümeyi pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, sermaye hareketlerini esas alarak büyümeye çalışan ülkeler için önemli çıkarımlar içermektedir. Anahtar Sözcükler: Sermaye Hareketleri, Reel Döviz Kuru, Net Sermaye Akımı,Panel Veri Analizi, GMM Tahmincisi
Uluslararası sermaye hareketleri doğrudan yabancı sermaye yatırımları'nın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması
Küreselleşmenin hızla yaygınlaştığı 1990'lı yıllardan sonra, sermaye hareketleri dünya ekonomisinin en önemli olgularından biri haline gelmiştir. Birçok ülke de yaşanan liberalizasyon süreçleri, sermaye akımlarını mal ve hizmet ticaretinin çok ötesinde farklı bir boyuta taşımıştır.Bu gelişmeler sermaye akımlarının, ülke ekonomilerinde yarattığı hem olumlu katkılara hem de olumsuz etkilerine yönelik tartışmaların artmasına neden olmuştur. Özellikle de 1990'lı yıllarla beraber korumacı ekonomi politikaları izleyen gelişmekte olan ülkeler özelde ise Türkiye, dışa açılım sağlamış ve bu ülkelere giden sermaye akımları ağırlıklı olarak doğrudan yabancı sermaye yatırımları şeklinde olmuştur.Bu çalışmada, 1981?2007 yılları arasındaki veriler kullanılarak Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile Türkiye de ki ekonomik büyüme ve ekonomik büyümenin kaynakları arasındaki ilişki incelendi. Bu yapılırken uluslar arası sermaye hareketleri ve ekonomik büyümeye dair literatüre uygun teorik bir alt yapı oluşturuldu.Analiz kısmında; Başlangıçta parametrelerin yıllara göre değişim grafiklerine bakıldı daha sonra, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının etkilediği değişkenler olarak; ekonomik büyüme, tasarruf, yatırım, istihdam ve teknoloji ile doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasındaki ilişki incelendi. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ilgili değişkenler (tasarruf, istihdam) arasında uygulanan regresyon analizi sonucunda ortaya çıkan sonuçlar yorumlandı.Anahtar Kelimeler: Uluslararası Sermaye Hareketleri, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Ekonomik Büyüme.
Dördüncü kuşak finansal kriz modeli: 1975–2011 Amerika Birleşik Devletleri uygulaması
Son iki yüzyıl, dünya çapında sermaye hareketlerinin önemli boyutlarda iki kez artışına tanıklık etti. Bunlardan ilki, 1860'lardan Birinci Dünya Savaşı'na değin geçen dönemde yaşandı. 1. Dünya Savaşıyla ekonomik ilişkiler neredeyse durma noktasına geldi. 1973'te Bretton Woods sisteminin yıkılmasıyla da ikinci büyük sermaye akımı başladı. Bu ikinci artış da, 1980'lerde Latin Amerika ülkelerinin tecrübe ettiği borç krizi ve 1990'larda Meksika, güney doğu Asya, Rusya ve Brezilya'da yaşanan krizlerle kesintiye uğradı. 20. yüzyılın son yirmi yılında yaşanan bu krizlerin ardındaki mekanizmayı açıklamak amacıyla bir dizi kriz modeli geliştirildi. Bunların sonuncusu olan dördüncü kuşak finansal kriz modelinin teorik temelini kuran Krugman, finansal piyasalardaki genel bir fiyatı ve hanehalklarıyla firmaların özsermayelerini de içeren bir modelin sadece döviz krizlerini değil, genel anlamda finansal krizleri açıklayabileceğini ileri sürdü. Tezin teorik çatısı belli varsayımlar altında davranışsal denklemlerle kuruldu. Ekonomideki genel üretim ve döviz kuru eksenlerinde şekillerle ve bu değişkenlere göre türevlerin alınmasıyla matematiksel olarak kısa ve uzun dönem dengelerinde bir finansal krizin oluşumu ele alındı. Bu teorik yaklaşımın gerçek hayatta bir finansal krizi açıklayıp–açıklayamayacağını belirlemek için 1975–2011 yıllarına ilişkin verilerle ABD ekonomisi incelendi. Kullanılan logit yönteminin sonuçları güçlü bir şekilde tezin teorik modelini doğruladı: Ekonomik bireylerin GSYH'ya oranla özsermayelerinin (servetin) artması kırılgan ve spekülatif sermaye piyasası ortamında finansal krize karşı koruyucu bir zırh işlevini görürken, bu bireylere reel ekonomik güçleriyle orantısız şekilde çok ucuz ve kolay şartlarda bol kredi sağlanması da olası bir krizin dâvetçisi olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Sermaye Hareketleri, Sermaye Piyasalarının Liberalleşmesi, Mundell–Fleming Modeli, Döviz Krizleri, Finansal Krizler, Logit Analizi
Uluslararası sermaye hareketlerinin finansal gelişme sürecine katkısı ve ülke borsaları üzerindeki etkisi: Gelişmekte olan ülkeler örneği
Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde uluslararası sermaye hareketlerinin finansal gelişme üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Gelişmekte olan ülkeler, MSCI(Morgan Stanley Capital İnternational) endeksi tarafından belirlenen 21 ülkeden oluşmaktadır. Bu amaç için 1995-2018 yıllık veri ile model-1; 1996-2017 yıllık verileri ile model-2 oluşturulmuştur. Çalışmanın analiz sürecinde ilk olarak ülkelerin finansal verilerine ait tanımlayıcı istatistikler sunulmuş ve yorumlanmıştır. İkinci aşamada, LLC, IPS, CIPS panel birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında model-1 ve model-2 için katsayı tahmini yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Panel AMG(Augmented Mean Group) katsayı tahmincisi tercih edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında heterojen paneller için geliştirilmiş olan Dumitrescu-Hurlin (2012) nedensellik testleri ile değişkenler arasında nedensellik ilişkileri irdelenmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde doğrudan yabancı yatırımlar ve GSHM, finansal gelişim endeksi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişkiye sahiptir ve aradaki ilişkide çift yönlü nedensellik bulunmaktadır. Portföy yatırımları ve ticari açıklık değişkenleri ile finansal gelişim endeksi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. İlave olarak, doğrudan yabancı yatırımlar ile piyasa kapitalizasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olmakla birlikte değişkenler arasında çift yönlü nedensellik ilişki tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Portföy yatırımları ile piyasa kapitalizasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki tespit edilmiş ancak nedensellik bulunamamıştır. Ticari açıklık ve GSMH ile kurulan modellerde piyasa kapitalizasyonu üzerinde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Gelişmekte olan ülkelerde finansal krizleri belirleyen faktörler ve uluslararası finans sistemi
m ÖZET GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE FİNANSAL KRİZLERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER VE ULUSLARARASI FİNANS SİSTEMİ Tolga KABAŞ Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Murat DOĞANLAR Ocak 2004, 126 sayfa 1990'lı yıllarda yükselen piyasaların zayıf kurumsal ortamlarında gerçekleşen fınansal serbestleşirle ve sermaye hesabı açılışı, spekülatif kısa-vadeli sermaye hareketleri ve demokrasinin vazgeçilmez iki unsuru şeffaflık ve sorumluluğun yeteri kadar uygulanmaması fınansal krizleri belirleyen faktörler arasında sayılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin zayıf bankacılık düzenleme/denetleme sistemleri bankaların aşırı risk almasına ve bilançolarında yıpranmalara yol açmıştır. Bu yıllarda ulusal paralara yapılan spekülatif saldırılar zayıf bilançoları olan bankaların ve firmaların iflasına yol açarak fınans krizlerini oluşturmuştur. Kurumsal yapıları farklı olan gelişmiş ülkeler finansal krizlerden gelişmekte olan ülkeler kadar etkilenmemektedirler. 1997 Asya krizinden sonra uluslararası finans sisteminde reform çalışmaları başlamıştır. G-7 tarafından başı çekilen reform çalışmaları gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal alt-yapılarına odaklanmış krizlerin oluşumunda önemli bir faktör olan spekülatif sermaye hareketlerine karşı bir önlem düşünülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Ülkeler, Finansal Krizler, Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Zayıf Kurumlar, Bankacılık Düzenleme/Denetleme Sistemleri.
Uluslararası sermaye hareketleri ve Türkiye ekonomisi üzerine etkileri (1986-1998)
Ill O^ıL i ULUSLARARASI SERMAYE HAREKETLERİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNE ETKİLERİ (1986-1998) Ali ACARAVCI Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Erhan YILDIRIM Eylül 2000, 126 sayfa Bu yüksek lisans tezinde, Gelişmekte Olan Ülkelere (GOÜ) ve Türkiye ekonomisine yönelik sermaye hareketleri (SH) incelenmiştir. Tez, GOÜ'e yönelik SH, SH'nin farklı tarihsel dönemlerdeki genel eğilimleri, SH'nin ulusal ekonomiler üzerine etkileri, Türkiye ekonomisinde SH ve ekonomi üzerine etkilerinin ekonometrik yöntemlerle araştırılması konulan kapsamıştır. "SH'nin toplam talep artışı üzerindeki etkisi nedir?" sorusu, SH'nin ekonomi üzerindeki etkilerinin araştırılmasında temel alınmıştır. Ekonometrik analiz, bu temel soruya göre hazırlanan hipotezlerinin sınanmasını içermiştir. Granger nedensellik testine göre, cari işlemler (CID) açıklan ile sermaye girişleri arasında çift yönlü bir nedensellik vardır. CID açıklanna en fazla duyarlı sermaye giriş türü, kısa vadeli sermaye hareketleridir (KVSH). Türkiye ekonomisinde CID açıklan, KVSH ile kapatılmakta; yoğun KVSH de CID'nde bir sapmaya neden olmaktadır. Vektör Otoregresyon (VAR) modelinde etkiye-tepki fonksiyonlanna göre reel ve parasal şoklar, toplam talebi uzun dönem dengesinden kalıcı olarak saptırmakta ancak sapma, küçük miktarlarda olmaktadır. Şoklar, SH üzerinde yüksek bir derecede değişkenliğe neden olmaktadır. Türkiye ekonomisinde sermaye girişleri, kamu harcamalannm ve ithalat harcamalannm fınansına yöneliktir. Kısa vadeli sermaye girişleri ile açıklann finanse edilmesi, ekonomik sorunlar için sadece geçici bir çözüm olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sermaye hareketleri, Kur krizleri, VAR model.
Uluslararsı sermaye akımları ve sermaye kontrolleri üzerine bir deneme
Ill ÖZET Asya Kriziyle birlikte sermaye kontrollerine olan ilgi artmıştır. Bu amaçla, sermaye giriş ve çıkışına uygulanan kontrollerin etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde uluslararası para sisteminin gelişimi özetlenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde sermaye kontrollerinin amaçlan ve etkinliği incelenmiştir. Tobin vergisi önerisi ise yine bu bölümde Çalışmanın son bölümünde ise, Türkiye'de 1980'lerde başlayan ekonomik reform süreciyle ilgili detaylı bilgi verilmektedir. Anahtar kelimeler: Sermaye Kontrolleri, Kısa Vadeli Spekülatif Akımlar, Global Vergiler
Yabancı sermaye hareketlerinin ekonomik büyümeye etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama
Ülke ekonomilerinin istikrarlı bir kalkınma düzeyine erişmek için ihtiyaç duydukları yatırımların kaynağı tasarruflardır. Gelişmekte olan ülkelerde ise tasarruf oranları düşüktür. Bu nedenle ekonomik kalkınmalarını sağlayabilmek için yabancı sermaye'ye başvurmaktadırlar.Türkiye'de Ekonomik kalkınmasını gerçekleştirebilmek için 1989 yılında 32 sayılı kararname ile yabancı sermaye hareketlerini serbestleştirmiş, fakat buna rağmen yeterince yabancı sermaye çekememiştir. Giriş yapan yabancı sermaye içinde de doğrudan yatırımlara ait payın düşük kaldığı, sermaye girişlerinin büyük bir bölümünün spekülatif nitelikli sıcak para ve borç yaratan öğelerden oluştuğu görülmektedir. Bu tür sermaye girişleri ise ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir.Bu yüksek lisans tezinde amaç, Ülkemize giren farklı yapıdaki yabancı sermaye hareketlerinin ekonomik büyümeye etkilerini ADF birim kök testi ve Granger nedensellik testini kullanarak test etmektir. Yapılan Granger nedensellik testlerine göre Portföy yatırımları (PYSA)'dan, gayri safi sabit sermaye yatırımlarına (SSSA), cari işlem dengesi (NXSA), toplan yurtiçi tasarruflar (SSA), ithalat (MSA), ihracat(XSA) ve ara malı ithalatı (MRSA) arasında tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Fakat en güçlü ilişki (PYSA)'dan, (SSSA)'ya doğrudur. Bu testlerde hem GSYİH'ya oranlanmış, hem de GSYİH'ya oranlanmamış serilerde PYSA'dan, SSSA'ya doğru % 95 olasılıklı nedensellik vardır. Bu sonuç SSSA yatırımlarının, PYSA'ya (özelikle spekülatif nitelikli kısa vadeli sıcak para) bağımlı hale geldiğini göstermektedir. Nitekim yetersiz yurtiçi tasarruflara rağmen, yatırımlar PYSA'nın giriş yaptığı dönemlerde artmış, çıkış yaptığı dönemlerde ise azalmıştır. Fakat yüksek reel faiz ve düşük döviz kuru kullanılarak, yoğun bir şekilde girişi sağlanan bu sermaye türü, faizlerinin geri ödeme dönemlerinde ekonomiye büyük yük getirmekte, spekülatif nitelikli olması nedeniyle de herhangi bir olumsuzluk durumunda çıkış yaparak ekonomik krizlere neden olmaktadır. Spekülatif nitelikli sermayenin ulusal ekonomiye yoğun şekilde girmesi, yüksek reel faiz, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla birleşerek, doğrudan yatırımları dışlamıştır. Spekülatif nitelikli sermaye girişleri ile açıkların finanse edilmesi, ekonomik sorunlar için geçici bir çözümdür.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Tasarruf, Sabit Sermaye Yatırımı, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Portföy Yatırımları, Cari Açık
Küresel yönetim açısından uluslararası sermaye hareketlerinin Türk bankacılık sektörüne etkileri
Geçtiğimiz yüzyılda dünyada hızlı bir değişim süreci yaşanmaya başlamış, ekonomiler küreselleşme adı verilen sürekli bir dönüşüm içine girmiştir. Özellikle, sosyal, politik ve kültürel alanlarda ortaya çıkan değişimler hızla yayılarak yeni bir dünya düzeninin kurulması için uygun ortam oluşturmuştur. Finansal liberalizasyon doğrultusunda, dünyada birçok ülke, uluslararası mal ve sermaye hareketlerinin üzerindeki kısıtlamaları ve denetimleri azaltan uygulamaları hayata geçirmiş ve böylece ulusal ekonomilerin küresel dünya ekonomisine uygun hale getirilmesini sağlayan bu akım Türkiye'yi de etkilemiştir. Özellikle 2001 krizi sonrası uygulanan ekonomi politikasının etkileri ve dünyadaki ekonomik konjonktür, Türkiye'ye yönelik doğrudan yabancı yatırımları artırıcı bir etki meydana getirmiştir, bu dönemde yatırımların yoğunlaştığı önemli bir alan da bankacılık sektörü olmuş, yabancı bankaların payı önemli ölçüde yükselmiştir. Bu kapsamda, çalışmada küreselleşme olgusu ele alınarak, yabancı bankaların Türk bankacılık sektörüne giriş nedenleri, giriş şekilleri, sektöre etkileri irdelenmeye çalışılmıştır. Yabancı bankaların. Türkiye'ye gelme nedenleri, hedefledikleri müşteri kitlesi ve faaliyet alanları ile son on senede bankacılık sektörünün değişimi, kontrol değişkenleri olarak belirlenen cinsiyet, yaş, eğitim, gelir durumu gibi çalışanların demografik özellikleri bağlamında analiz edilmiştir. Yabancı bankaların sektöre giriş nedenleri ve sektöre olan etkileri yapılan alan çalışması ile tespit edilmeye çalışılmıştır.
Gelişme sürecinde sermaye hareketliliği ve finansal piyasaların bütünleşmesinde yapısal değişme dinamiklerinin analizi: Karşılaştırmalı bir yaklaşım
1970'li yıllardan bu yana dünya ekonomisinde gözle görülür değişikliklerden birisi de, finansal sermaye hareketlerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına paralel olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasındaki bütünleşme derecesindeki ve sermaye akımlarının miktarındaki artıştır. Giderek yaygınlaşan bir uygulama olan finansal piyasalardaki düzenlemelerin kaldırılmasına paralel olarak uluslararası finansal piyasaların birbiriyle bağlantısı giderek artmıştır. Bu tez çalışmasının ana amacı, politika yapıcılar ve uluslararası yatırımcılar açısından önemli bilgiler sunması nedeniyle seçilmiş OECD üyesi ve diğer ülkeler için sermaye hareketliliği ve finansal piyasaların bütünleşme derecesini incelemektir. Bu amaçla, ilk aşamada 1960-2008 döneminde sermaye hareketliliğinin derecesini incelemek maksadıyla Feldstein-Horioka ve Jansen hata düzeltme modelini güncel zaman serileri ve panel veri yöntemleri ile tahmin edilmiştir. Bireysel zaman verilerine dayalı analizler birçok ülkede ve de bir bütün olarak bütün ülke grubunda yatırım ve tasarrufların eşbütünleşik olmadığını dolayısıyla yüksek bir sermaye akışkanlığına işaret etmektedir. Ayrıca, literatürde yatırım ve tasarruf ilişkisini etkilediği öne sürülen bazı kontrol değişkenleri (dışa açıklık, nüfus bağımlılık oranı, kişi başına gelir, ülke büyüklüğü ve cari denge v.s.) kullanılarak panel eşik regresyon analizleri yapılmıştır. İkinci aşamada, Reel Faiz Paritesi (RIP)'nden sapmalar finansal piyasaların bütünleşme derecesiyle ilgili bir gösterge olduğundan, uluslararası finansın köşe taşlarından birisi konumunda olan ve Güvencesiz Faiz Paritesi (UIP) ile Satın Alma Gücü Paritesi (PPP)'ni kapsayan Reel Faiz Paritesi (RIP) koşulu 1974:Q1?2008:Q4 döneminde seçilmiş ülkeler için ampirik olarak sınamaya tabi tutulmuştur. Bu amaçla analizlerde, geleneksel birim kök testleriyle yapısal değişime olanak veren birim kök sınamalarının yanı sıra doğrusal olmayan birim kök sınamaları da kullanılmıştır. RIP geçerliliğini yapısal değişime olanak tanıyan doğrusal ve doğrusal olmayan birim kök testleri çerçevesinde ele almak çalışmamızın önemli bir yönünü oluşturacaktır. Analiz sonuçları özellikle doğrusal olmayan birim kök testleri kullanıldığında analize konu ülkelerde yüksek bir piyasa entegrasyonu olduğu yönündedir.
Gelişmekte olan ülkelere yönelik uluslar arası sermaye hareketleri ve makroekonomik istikrarsızlıklar
Ülke ekonomileri istikrarlı bir ekonomik seviyeye ulaşmak için tasarruflara ihtiyaç duyarlar. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınması önündeki en büyük engel tasarruf yetersizliğidir. Tasarruf yetersizliğini giderebilmek amacıyla, 1980'li yıllardan itibaren finans piyasalarında serbestleşmeye gitmişlerdir.Türkiye, 1980 yılında uzun süreli bir yapısal uyum programı başlattı. Türkiye de ekonomik kalkınmasını gerçekleştirebilmek için 1989 yılında 32 Sayılı Kararname ile yabancı sermaye hareketlerini serbestleştirdi. Buna rağmen çok fazla yabancı sermaye çekememiştir.Dolayısıyla bu çalışmanın amacı da, sermaye hareketlerini, ülkemiz ve GOÜ'ler bağlamında inceleyerek çok boyutlu değerlendirmek ve yabancı fonların gelişmekte olan ülkeler için finansman kaynağı olup olamayacağını incelemektir.Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Ülkeler, Uluslar Arası Sermaye Hareketleri ve Makroekonomik İstikrarsızlıklar.
Sermaye kontrollerinin etkinliği: Yükselen piyasalar deneyimi
Bu çalışma sermaye kontrollerinin etkinliğini sınamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada sermaye kontrollerinin etkinliği olay inceleme yaklaşımı ile analiz edilmektedir. Olay inceleme yaklaşımında, sermaye kontrolleri etkinliğinin belirlenen değişkenler açısından analizi; olay öncesi ve olay sonrası olmak üzere iki tanımlanmış döneme ait verilerin ortalamalarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Bu bağlamda çift örnekli ortalama testi ile olay öncesini ve olay sonrasını kapsayan ikişer yıllık çeyrek dönemlik veriler kullanılarak belirtilen dönemler arasında ortalamalar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olup olmadığı analiz edilmektedir. Çalışma kapsamında yükselen piyasalardan Brezilya, Kolombiya, Rusya, Tayland, Filipinler ve Endonezya'nın 2006Q1-2012Q4 periyodunda uyguladıkları sermaye kontrollerinin etkinliği; net sermaye girişleri, reel efektif döviz kuru ve cari işlemler dengesi değişkenleri açısından test edilmektedir. Olay inceleme yaklaşımı ile elde edilen bulgular, sermaye kontrollerinin; net sermaye girişlerini bütün durumlarda azaltamadığını, reel efektif döviz kuru üzerindeki baskıyı çoğu durumda azaltamadığı, cari işlemler dengesinin ortalamasını ise birkaç durumda etkilediğini göstermektedir. Çalışmadan elde edilen genel sonuçlar, araştırılan ülkeler için sermaye kontrolleriyle istenen amaçlara tam olarak ulaşılamadığı göstermektedir. Son olarak, etkin bir sermaye kontrolleri politikası için, küresel piyasa ajanlarının sermaye kontrollerine olan tepkilerinin doğru tahmin edilmesi ve bu temelde sermaye kontrollerinin iyi tasarlanması ve dikkatlice uygulanması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Sermaye akımları, sermaye kontrolleri, olay inceleme yaklaşımı.
Vergi güvenlik müessesi olarak 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda örtülü sermaye
Daha önce 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer almış olan örtülü sermaye müessesesi, 21.06.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 12 nci maddesinde örtülü sermaye hükümleri, genel kabul görmüş vergilendirme ilkeleri, uluslararası gelişmeler ve objektif kriterler dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, örtülü sermaye uygulamasında borç/öz sermaye oranı, ortakla ilişkili kişi ve öz sermaye tanımlarına açıklık getirilerek objektif kıstaslar konulmuş, örtülü sermaye kapsamına girmeyecek borçlanmalar belirtilmiş ve örtülü sermaye uygulamasında düzeltme işlemlerine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Bu çalışmada Türk Vergi Sisteminde vergi güvenlik müesseseleri arasında önemli bir yeri olan örtülü sermaye müessesesini yürürlükteki 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu çerçevesinde çeşitli yönleri ile ele alarak, uygulamaya ilişkin örneklerle birlikte incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Türkiye ve seçilmiş ülkelerde uluslararası sermaye hareketleri ve doğrudan yabancı yatırım ile ekonomik büyüme ilişkisi
Küreselleşen ekonomilerde iç kaynakların yetersiz kalması ülkeleri dış kaynak arayışına itmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam artışı sağlamak, yeni teknolojilerin elde edilmesini hızlandırmak, rekabeti arttırarak verimlilik ve büyüme üzerinde olumlu etki yaratmak, uluslararası entegrasyon sağlanmasına katkı da bulunmak, ödemeler dengesini iyileştirmek gibi olumlu etkileri mevcuttur. Dolayısıyla hem gelişmiş hem de gelişmekte olan tüm ülkeler doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek için yoğun çaba sarf etmektedir. Bu çalışmada öncelikle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının türleri, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını belirleyen faktörler ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının etkileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, ekonomik büyüme modelleri ve uluslararası sermaye hareketlerinin ekonomik büyüme ile ilişkisine yer verilmiştir. Bu doğrultuda Arjantin, Brezilya, Çin, Kore, Meksika, Rusya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye'nin 2000-2017 yılları gayri safi yurtiçi hasıla, doğrudan yabancı yatırım, gayri safi yurtiçi tasarruf, ihracat ve portföy yatırımları verileri kullanılarak panel veri analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda uzun dönemde doğrudan yabancı yatırımlar ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. İhracat, gayri safi yurtiçi tasarruf ve doğrudan yabancı yatırım değişkenleri ile ekonomik büyüme arasında anlamlı ilişki bulunurken, portföy yatırımları ile ekonomik büyüme arasında ilişki bulunamamıştır.
Finansal globalleşme ve ekonomik krizler, 1990 sonrası Türkiye örneği
ÖZET FİNANSAL GLOBALLEŞME VE EKONOMİK KRİZLER, 1990 SONRASI TÜRKİYE ÖRNEĞİ YANAR, Rüstem Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmam: Prof. Dr. Ömer ABUŞOCLU Temmuz, 2002, 191 sayfa Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde, 1990 sonrası yaşanan krizlerin sermaye hareketleri ile ilişkisi ve Türkiye örneği ele alınmıştır. 1980'li yıllarda globalleşme eğiliminin hız kazanmasıyla birlikte, mali piyasalarını gerekli ekonomik ve kurumsal altyapıyı hazırlamadan liberalleştiren gelişmekte olan ülkeler. 1990'lı yıllardan itibaren önemli ölçüde kısa vadeli yabancı sermaye (hot money) girişine sahne olmuşlardır. Hareketliliği yüksek olan kısa vadeli sermaye, ekonomide suni şişkinlikler (bubble) oluşturarak, tüketim harcamalarını ve prodüktif olmayan yatırımları arttırmış; sabit döviz kurunun uygulanması nedeni ile ulusal paralar değer kazanarak, cari işlem açıklan artmaya başlamıştır. Kısa vadeli yabancı sermayenin, ekonomik, siyasi ve sosyal olaylara aşırı duyarlılığı ve spekülatif ataklar nedeni ile kısa sürede ülkeyi terk etmesi, son -on yılda yaşanan ekonomik krizlerin temel nedeni oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri. Finansal Liberalleşme, Türkiye Ekonomisi, Ekonomik Kriz, Gelişmekte Olan Ülkeler. Bilim Dalı Sayısal Kodu: 1 140
Bankacılık sektöründe sermaye düzenlemelerinin makroekonomik etkileri: Türk bankacılık sektörü üzerinden bir inceleme
İktisat politika belirleyicilerinin temel hedefi düşük enflasyon oranı ile istikrarlı ve kabul edilebilir bir büyüme oranını yakalamaktır. Bu hedef doğrultusunda para politikası ekonomik politikalar içinde önemli bir yere sahiptir. Para politikasının en azından kısa vade ekonomik faaliyet üzerinde belirgin etkileri olduğu konusunda bir fikir birliği söz konusu olmakla birlikte etkilerin boyutları farklılık arz etmektedir. Nitekim birçok araştırmacı bu etkileşim kanalının detaylarını ve işleyiş mekanizmasını merak etmiş incelemiştir. Bu kapsamda en geniş haliyle parasal aktarım mekanizması çerçevesi oluşmuştur. Bu çerçevenin içinde ise farklı alt kanalların gözlemlerle veya kuramsal olarak kurulduğu görülmektedir. Bu farklı kanalların ayrıştırılmasına duyulan ihtiyaç ise esas olarak finansal piyasaların yapısı, gelişmişliği gibi farklılaşmalardan kaynaklanmaktadır. Nitekim bankacılık sektörünün finansal sistem ve ekonomi içindeki rolü, kredi kanalı olarak adlandırılan kanalın öne çıkmasına neden olmuştur. Kredi kanalının varlığı ise klasik politika araçlarının etkilerinin artmasına neden olmaktadır. Klasik kredi kanalında bankacılık sektörünün etkili bir biçimde ekonomik sistem içinde yer aldığı, ancak bankacılığın pasif yapısının sisteme tanıştırılmadığı görülmektedir. Bankacılık sektörünün pasifleri üzerinden ekonomiye olan etkileri, iktisat politikasından uzak bir biçimde kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınlarında irdelenmiştir. Bu çalışmada kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınındaki unsurlardan yararlanarak, kredi kanalının hem tek kalemli olarak ele alınan yükümlülüklerine sermaye kalemi eklenerek, kredi kanalının sermaye kanalı ile yeniden tesisi yapılmıştır. Buradan elde edilen çerçeve de Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 31 adet mevduat bankası için sınanmıştır. Elde edilen ekonometrik sonuçlar söz konusu sermaye kanalının istatistikî olarak anlamlı olmadığı sonucunu verirken, bu sonuçların, ekonomik konjonktürdeki değişimle ve küresel borçlanma olanaklarındaki farklılaşma ile değişeceği düşünülmektedir. Ayrıca Türk Bankacılık Sektörünün yasal alt sınırların üzerinde sermaye yeterliliğine sahip olduğu bu konjonktürün, banka sermaye düzenlemesine yönelik yeni küresel eğilimlere bağlı olarak değişecek olması, bu kanalın etkililiğini artırması beklenmektedir. Nitekim ekonometrik sonuçlarda ilgili değişkenin işareti hep beklenen yönde elde edilmiştir. Ayrıca diğer bir önemli sonuç, bankacılık sektörünün pasif yapısına ilişkin daha detaylı bilgilerle, modelin daha geliştirilebileceği ve bankacılık sektörü aktifinin de daha detaylandırılmasıyla sermaye düzenlemeleri kavramının küresel eğilimlere paralel bir biçimde makro sağlamlılık düzenlemeleri olarak genişletilmesine fayda görülmektedir. Bu sınamaların yapılması için uygun veri ve perspektifin gelişmesi gereklidir.
Finansal piyasalar arasındaki oynaklık yayılımı: Kırılgan sekizli ülkeler
Uluslararası sermaye hareketlerinin serbestliği ve bilişim sektöründeki ilerlemeyle birlikte uluslararası finansal piyasalar arasındaki etkileşim son zamanlarda önemli boyutlara gelmiştir. Uluslararası finansal piyasalar arasındaki etkileşim finans literatüründe oynaklık yayılımı kapsamında ele alınan bir konudur. Oynaklık yayılımı, bir piyasada meydana gelen şokun diğer piyasalardaki oynaklığı arttırması şeklinde tanımlanmaktadır. Piyasalarda oluşan oynaklık yayılımı sonucunda menkul kıymetlerin getiri ve fiyatlarının da bu süreçten etkilenebildiği görülmektedir. Bu etkileşimin sonucunda yatırımcıların portföy kararları da değişebilmektedir. Bu çalışmada ABD (S&P, DJI, Kanada), Asya ülkeleri (Çin, Japonya, Güney Kore) ve Avrupa ülkeleri (Almanya, İngiltere, İsviçre, Yunanistan, EuroStoxx50, EuroNext100) hisse senedi piyasalarından kırılgan sekizli ülkelerin (Hindistan, Brezilya, Endonezya, Türkiye, Güney Afrika, Macaristan, Polonya ve Şili) hisse senedi piyasalarına olan oynaklık yayılımının olası varlığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan veri seti 2006-2015 dönemine ilişkin haftalık hisse senedi kapanış fiyatlarını kapsamaktadır. Ülkelere ilişkin piyasa endekslerinin asimetrik etki gösterip göstermedikleri ve ülkeler arası oynaklık yayılımlarının varlığı EGARCH modelleri kullanılarak araştırılmıştır. Elde edilen bulgular kapsamında ABD, Asya ve Avrupa ülkelerine ilişkin her bir hisse senedi getirisi için kaldıraç etkisinin söz konusu olduğu ortaya koyulmuştur. Endonezya hisse senedi endeksi hariç diğer kırılgan sekizli ülkelerin hisse senedi endeksleri için asimetrik etkinin geçerli olduğu belirlenmiştir. Oynaklık yayılımı değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerin hisse senedi endekslerinden özellikle Brezilya, Endonezya, Macaristan, Türkiye, Polonya, Hindistan ve Şili'ye doğru bir yayılım olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Oynaklık, Oynaklık Yayılımı, GARCH, EGARCH, Asimetrik Etki
Sermaye akımları ve cari işlemler dengesi ilikisi
Literatürde yapılan çalışmalar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde cari işlemler dengelerini etkileyen faktörlerin ve cari işlemler dengesizliklerindeki düzeltmelerin farklılaştığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Genişletilmiş VAR modeli kullanılarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için cari işlemler dengesi ve sermaye hareketleri arasındaki farklı nedensellik ilişkileri ortaya konmuştur. Test sonuçları gelişmiş ülkeler için sermaye hareketlerinin talep yönlü faktörlerce belirlendiğini; diğer bir ifadeyle gelişmiş ülkelerde cari işlemeler dengesinin sermaye hareketlerinin nedeni olduğunu göstermektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu sonucun tam tersi geçerlidir. Söz konusu ülkelerde artan sermaye akımları cari işlemler dengesizliklerine neden olmaktadır ve/veya cari denge ile sermaye hareketleri arasında karşılıklı nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Sermaye hareketleri ile cari işlemler dengeleri arasındaki ilişkinin gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler için farklılaşması, gelişmekte olan ülkelerde yoğun sermaye girişlerini absorbe edecek finansal sistem oluşmadan ve makroekonomik temeller sağlamlaştırılmadan sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesinin çok sağlıklı olmadığı yönündeki görüşleri desteklemektedir.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının makroekonomik etkileri - Türkiye örneği
Dünya çapında finansal piyasaların bütünleşme faaliyetleri 1980'lerin sonu ve 1990'larda önemli ölçüde artmıştır. Bu sürecin gerisinden yatan temel faktör, uluslararası düzeyde risk çeşitlendirme fırsatı ve daha yüksek getiri oranı arayan yatırımların küreselleşmesinin artmasıydı. Ülkeler piyasa odaklı reformları bu çerçevede gerçekleştirerek sermaye hareketleri üzerindeki engelleri kaldırıp oluşan bu yatırım ortamından mümkün olduğunca faydalanmak istemişlerdir.Bu süreç sonrasında ise yapılan tartışmaların merkezinde ülkeye gelen yabancı yatırımın katkısının sorgulanması yer almıştır.Dünya genelindeki DYSY'nin tarihsel gelişim sürecine bakıldığında 1980'lerde artmaya başlayan DYSY, özellikle 1990'lı yıllarda Geçiş Ekonomilerinin de sürece katılmasıyla 2000'li yıllarda yüksek miktarlara ulaşmıştır.DYSY'nin gelişimi dünya genelinde sektörler bazında da incelenmiş ve temel olarak üç sektörde büyüdüğü görülmüştür. Bunlar birincil ürünler, imalat sanayi ve hizmetler sektörleridir.Çalışmanın amacı, DYSY'nin Türkiye'deki tarihsel gelişim sürecini inceleyerek temel bazı makroekonomik değişkenler üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır.Çalışmada öncelikle DYSY'nin dünya genelindeki gelişim seyri incelenmiştir. Daha sonra DYSY sektörel bazda ele alınmış ve yoğunlaşmanın olduğu sektörler belirlenmiştir. Daha sonra Türkiye özeline inilerek yine DYSY'nin tarihsel gelişim süreci, yoğunlaştığı sektörler ve Türkiye ekonomisine katkısı sorgulanmıştır.Bu konu ile ilgili yapılmış olan araştırmalara da yer verildiği çalışmada, DYSY'nin Türkiye'ye geliş şekli ve sektörel dağılımları da ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Çalışmada temel bazı ekonomik değişkenlerin süreç içerisinde değişimleri gelen DYSY ile karşılaştırılmış ve konuyla ilgili çıkarımlar yapılmıştır.Elde edilen sonuç olarak, Türkiye'nin DYSY'den yeteri kadar yararlanamadığı ve potansiyelinin altında DYSY çektiği görülmüştür. Bu bağlamda gelen DYSY'nin özellikle ihracat üzerindeki etkisinin yüksek, büyüme, istihdam ve ödemeler bilançosuna etkisinin ise sınırlı olduğu saptanmıştır.
Kısa vadeli sermaye haraketlerinin ödemeler bilançosu, dış borçlar ve büyüme üzerindeki etkileri: Türkiye örneği (1990-2001)
Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları 1980'li yılların başından itibaren hızlanmaya başlamış ve 1990'lı yıllarda ivme kazanan bir olgu haline gelmiştir. Sermaye hareketlerinin liberal hale getirilmesi ile birlikte ülkelerin para politikaları, faiz haddi ve döviz kuru üzerindeki etkileri azalmıştır. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları önemli bir iktisat politikası değişkeni olarak araştırma konuları içinde önemli bir yere sahiptir. Uluslararası sermaye akımları içerisinde kısa vadeli sermaye akımları, özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri üzerindeki etkileri ve bu ülkelerin söz konusu sermaye akımları ile ilgili politikaları uluslararası finansal kuruluşların ve araştırmacıların önemli bir araştırma ve inceleme konusu olmuştur. 1980'li yılların başından itibaren Türkiye ekonomisinde büyük ölçüde kayank yetersizliğinin neden olduğu dar boğazlar, uluslararası kuruluşların da telkinleri eşliğinde alınan 24 Ocak Kararları ile birlikte "finansal liberalizasyon" sürecinin başlatılmasını sağlamıştır, önce 30 sonra 32 sayılı Kararla yürürlüğe konan ve iktisadi istikrar sağlanamadan gerçekleştirilen dış finansal liberalizasyon, Türk ekonomisini spekülatif hareketlere açık hale getirmiştir. Bu durum Türkiye ekonomisinde, faiz-kur makasından kaynaklanan "sıcak paranın" ülke ekonomisinde tahribat yaratıcı etkilerinin oluşmasına neden olmuştur, özellikle 1994 yılında Meksika'da, 1997 yılında Doğu Asya'da ve son olarak Türkiye'de yaşanan krizler nedeni ile, IMF ve Dünya Bankası'nın konumları ve önerdiği programları da içine alan tartışmalar yaşanmıştır. Bütün bu gelişmeler üzerinde durulması gereken önemli konular haline gelmiştir.236 Bu çalışmanın amacı, finansal serbestleşme hareketleri çerçevesinde, 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinin (özellikle 1990-2001 yılları arası) gelişimini etkileyen kısa vadeli sermaye hareketlerinin ödemeler bilançosunu, dış borçlan ve ekonomik büyümeyi nasıl ve ne ölçüde etkilediğini ortaya koymaktır.
Dünya'da yabancı sermaye hareketlerinin analizi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri ve Türkiye örneği
Dünya'da doğrudan yabancı sermaye yatırımları, 17. ve 18. yüzyılda İngiltere'nin sömürgecilik faaliyetleriyle başlamış, Sanayi Devrimi'yle de hız kazanmıştır. Sanayi Devrimi'nin ardından yaşanan kitle üretimi büyük pazarlara olan ihtiyacı arttırmıştır. Genel olarak dünya savaşları ve ekonomik kriz dönemleri hariç yabancı sermaye yatırımları yükselen bir trend izlemektedir.Türkiye açısından ilk doğrudan yabancı yatırımlar ise 1838 yılında imzalanan Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile ortaya çıktığı söylenebilir. Cumhuriyet döneminden 1980'li yıllara kadar olan dönemde yabancı sermayeye karşı olumsuz bir tavır takınılmamasına rağmen uygulanan politikalar bunu yansıtmamaktadır. Zira uygulanan ithal ikameci politikalar, korumacılık politikaları, ithalat yasakları, kambiyo kontrolleri, yüksek gümrük vergileri gibi uygulamalar, yabancı sermayenin girebileceği alanları daraltmıştır. Türkiye 1980'lere kadar yabancı sermaye yatırımlarından yeterince yararlanamamıştır.1980'lerden sonra küreselleşmenin sonucu olarak yabancı sermaye yatırımları gerek Türkiye'de gerekse dünyada ciddi bir artış trendine girmiştir. Çok uluslu şirketler tarafından yerine getirilen bu yatırımlar temelde kâr elde etme amacı üzerine kurulmuştur.Şüphe yok ki kâr elde etmek bazı riskler barındırmaktadır. Ülkeler, portföy yatırımlarındaki bazı risklerden dolayı doğrudan yabancı yatırımları tercih etmektedir. Üstelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ev sahibi ülkeye döviz kazandırmak, rekabet yaratmak, sermaye stokunu arttırmak, istihdam yaratmak, kaliteyi yükseltmek, GSYİH'ya katkıda bulunmak, teknoloji transfer etmek gibi yararları vardır.
2010 Arap Baharı sonrası Körfez Arap ülkelerinin gayrimenkul yatırımları: Türkiye örneği
2001 İkiz Kuleler saldırıları sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayılan Arap ülkelerine yönelik "terörist veya terör yandaşı" bakış açısı Arap yatırımcıları farklı yatırım bölgeleri bulma arayışına itmiştir. 2002 yılında ılımlı İslam politikasına sahip Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti)'nin Türkiye'de seçimleri kazanarak iktidar olması, özellikle Arap Baharı sonrasında yine Türkiye'nin Arap ülkelerine model ülke olarak görülmesi Arap ve Körfez ülkelerindeki sermaye gruplarının dikkatini Türkiye'ye çevirmiştir. 2002 yılından bugüne büyüyerek dünya da güçlü ekonomiler arasına giren Türkiye, Müslüman bir ülke olması, sahip olduğu genç nüfusu, mülkiyet hakkının mahremiyetine gösterilen saygı, Ak Parti'nin özellikle Arap sermayesini yurda çekmek için ürettiği iç ve dış politikaları gibi sebeplerle Arap sermayesi, özellikle 2010 yılından sonra Türkiye'de ciddi yatırımlar yapmaya başlamıştır. Bu yatırımların en başında gayrimenkul sektörü gelmektedir. 2010'dan 2015 yılına kadar sürekli artan Arapların Türkiye'deki gayrimenkul yatırımları 2016 yılında azalma eğilimi göstermiştir. Bu azalmaya sebep olarak da uluslararası ekonomik kriz, Arap dünyasının ekonomik anlamda can damarını oluşturan petrol varil fiyatlarındaki düşüş, Türkiye'de konut fiyatlarındaki artış, yine Türkiye konut satışlarında yapılan usulsüzlükler ve inşaat firmalarının taahhütlerini yerine getirememeleri, 2016 yılında Türkiye'de yaşanan darbe girişimi ve son günlerde Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz gösterilebilir. Arap dünyasının yatırımlarının Türkiye ekonomisine olumlu katkı yaptığı ve özellikle gayrimenkul sektörünü canlı tuttuğu aşikârdır. Bu yatırımların azalmasının Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceği gibi gayrimenkul sektöründe de daralmaya sebep olması beklenilmektedir.
Cari açık ve ekonomik büyüme sorunsalı: Türkiye örneği (1980-2018)
Bu çalışmada ekonomik büyüme ve cari açık ilişkisi; Türkiye'nin 1980-2018 yılları arası ekonomik büyüme ve cari açık/GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) verileri kullanılarak, Eviews programı ile analiz edilmiştir. Augmented Dickey Fuller testi ile durağanlığı analiz edilmiş, Engle-Granger testi ile değişkenlerin eş bütünleşik oldukları ispat edilmiştir. Vektör Hata Düzeltme Modeli (VECM) yapılmış ve sonrasında Johansen eş bütünleşme testi ile de eş bütünleşik oldukları ayrı olarak gösterilmiştir. VECM'nin kalite testleri yapılmış ve bir anormallik saptanmamıştır. Granger nedensellik testi ile, cari açıktan ekonomik büyümeye tek yönlü bir ilişki saptanmıştır. Sonrasında varyans ayrıştırması ve etki tepki analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda ekonomik büyüme ve cari açık sorunsalını çözmeye yönelik önerilere yer verilmiştir.
Türkiye'de yaşanan finansal kriz dönemlerinde uluslararası brüt sermaye hareketlerinin analizi
Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'de 1998-2013 yılları arasında yaşanan ekonomik krizlerde, ödemeler dengesi finans hesabında yer alan sermaye akımlarının hareketlerini tespit ederek, bu hareketlere neden olan makroekonomik ve finansal dinamikleri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın birinci bölümünde, küreselleşen dünyada finansal kriz kavramı ikinci bölümünde uluslararası sermaye akımları ve üçüncü bölümünde günümüz ekonomik konjonktüründe uluslararası sermaye akımlarının bölgesel hareketleri ve fonksiyonları teorik olarak incelenmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde ise kriz ve sermaye arasındaki ilişkiyi konu alan teorik ve ampirik literatür taranarak araştırmanın yöntemi ve modelleri tanımlanmıştır. Araştırma sonucuna göre kriz dönemlerinde sermaye hareketleri normal dönemlere göre farklılaşmakta, özellikle yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılara göre kriz dönemlerinde farklı yönde hareket etmektedir. 1998 ve 1999 yıllarında yaşanan krizler öncesinde yoğun miktarda yabancı sermayenin ülkeye giriş yaptığı, 2001 yılında yaşanan krizden önce ülkeden ayrılan yabancı yatırımcıların aynı yıl yaşanan ikinci kriz sonrasında yoğun bir şekilde Türkiye'ye geri dönmeye başladığı tespit edilmiştir. 2007 yılı sonunda ABD'de başlayan küresel krizden önce ülkeye yoğun bir şekilde giriş yapan yabancı sermaye akımlarının, kriz zirvedeyken ülkemizden aynı yoğunlukta ayrılmaya başladığı; yerli sermayenin, yabancıların boşalttığı yatırım alanlarını doldurduğu tespit edilmiştir. 1998-2013 yılları arasında Türkiye'de toplam 12 adet finansal kriz yaşandığı tahmin edilmiş olup, incelenen dönemde 2002, 2003 ve 2004 yılları arasında geçen 27 aylık periyot ile 2005, 2006 ve 2007 yılları arasında yaklaşık 15 aylık periyotta kriz yaşanmadığı görülmüştür. Krizsiz geçen birinci dönemde ödemeler dengesi net hata noksan kalemindeki muazzam orandaki artışın; kriz tespit edilmeyen ikinci dönemde ise ülkeye portföy türü yatırımlardaki ani sıçramanın önemli ölçüde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Krizi açıklayan değişkenlerin (Borsa İstanbul 100 Endeksi, ekonomideki büyüme oranı, enflasyon oranı, reel faiz oranı, döviz kurları, döviz cinsinden para arzının gayri safi yurt içi hâsılaya oranı, döviz cinsinden para arzının Türk Lira'sına oranı, Rezervlerdeki değişimler, ihracatın ithalatı karşılama oranı ve Net hata noksan kalemi) hareketlerinin, EMP modeliyle tespit edilen kriz dönemlerinde (kriz öncesi, kriz zirvedeyken ve kriz sonrasında) farklılaştığı tespit edilmiştir.