China

307 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Realizm bağlamında Asya pasifik güvenliği ve tehdit algısı: Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya karşılaştırma analizi

Bu tez çalışmasının amacı Realizm kuramı kapsamında, Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik ve tehdit algısını Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Realist kuramın temel varsayımlarından biri uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle devletlerin hayatta kalabilmek için güç arayışına yöneldiğidir. Bu bağlamda tez, Realizmin iki ana yaklaşımı olan saldırgan realizm ve savunmacı realizm perspektiflerini analizin merkezine yerleştirmektedir. Saldırgan realizm, devletlerin güvenliklerini güç maksimizasyonu ve bölgesel hakimiyet arayışlarıyla sağlamaya çalıştığını vurgulamaktadır. Çalışmanın hipotezi Çin'in saldırgan realist yöneliminin ve Japonya'nın savunmacı realist stratejilerinin bölgesel güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini, bölge güvenliğinin kırılgan bir yapıda olduğu ve bölgedeki güvenlik ortamının devletlerin algıladıkları ve uygulamaya koyduğu politikalarla şekillendiğidir. Bu tez çalışmasında üç temel soruya cevap aranmaktadır: Çin ve Japonya'nın Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik politikaları bölgedeki güç dengesi ve güvenlik ortamı nasıl etkilenmektedir? Realist kuram çerçevesinde Asya Pasifik bölgesi güvenlik ortamı nasıl açıklanabilir? İki devletin güvenlik stratejileri ve tehdit algıları Realizm kuramının öngörüleriyle hangi kapsamda örtüşmektedir, sorularına cevap aranmaktadır. Bu çalışma, Realizmin kuramsal esnekliğinin, farklı devlet davranışlarını açıklamada güçlü bir araç sunduğunu ortaya koymakta ve Asya Pasifik güvenlik mimarisine ilişkin akademik literatüre katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda aktörlerin güvenlik politika beyanları ve uygulamaya konan stratejileri mercek altına alınacak, bölgede yaşanan güç mücadelesi anlamlandırılmaya çalışılacak ve bu aktörlerin askeri güvenlik ile ilgili tehdit algıları realizm teorisi ekseninde analiz edilecektir.

Asya Pasifik bölgesiGüvenlikJaponya+2
Aslıhan Genç Yorulmaz
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsalcı perspektiften kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma ilişkisi

Bu çalışmada kurumlar, siyasal rejim tipleri ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki incelenmektedir. Söz konusu ilişkinin varlığı, belirlenim yönü, nedensellik derecesi ve ampirik boyutları literatürde kapsamlı bir şekilde tartışılmaktadır. Bu tez uluslararası güç yapısının yükselen ülkeler lehine değiştiği, illiberal rejimlerin sayısının arttığı ve 2008 Krizi-sonrası dönemde demokrasi-merkezli kalkınma modellerinin cazibesini yitirdiği bir bağlamın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tezin temel amacı ise küresel güç geçişleri döneminde önem kazanan siyasal rejim-ekonomik kalkınma ilişkisini tekrar ele almak ve nedensellik mekanizmalarının aydınlatılmasına katkı sağlamaktır. Bu tezde Modernleşme kuramının ekonomik kalkınmanın nihai olarak demokrasiye neden olacağı yönündeki varsayımını test etmek amacıyla Çin örneği 'en-olası vaka' analizi olarak ele alınmakta ve bu teorinin günümüzde geçerli olmadığı ortaya konmaktadır. Bu tezde ayrıca siyasal rejim tiplerinin açıklayıcı değişken olarak ekonomik kalkınmayı belirlediği savunulmaktadır. Spesifik olarak ise, ekonomik kalkınma performansı ve sürdürülebilirlik açısından liberal demokratik rejimlerin diğer kurumsal yapılara kıyasla daha elverişli bir çerçeve sunduğu hipotezi ileri sürülmektedir. Tezin bu bölümünde nedensellik mekanizmalarını aydınlatmak amacıyla karşılaştırmalı perspektiften kurumsalcı bir analiz geliştirilmektedir. Liberal demokratik rejimler demokratik, anayasal ve ekonomik kurumlar ve koruduğu sivil hak ve özgürlükler vasıtasıyla ekonomik üretkenliği artırmakta ve dolaylı olarak beşeri sermaye, sosyal sermaye, teknolojik gelişmeyi ve kalkınma-yanlısı ekonomik reformları teşvik etmesi ve toplumsal ve siyasal istikrarı sağlayan çatışma yönetimi kurumları vasıtasıyla kalkınma için gerekli olan piyasa-dışı koşulları sağlamaktadır.

DemokrasiEkonomik kalkınmaKalkınma+4
Ömer Faruk Şen
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tehdit ve dış politika: Obama dönemi ABD'nin Çin politikası (2009-2016)

Bu çalışma devletlerin dış politika davranışlarını nasıl belirlediği konusu üzerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda çalışmada iki hipotez iddia edilmiştir. İlk hipotez olarak devletlerin dış politika davranışlarını tehdit algılamaları çerçevesinde belirlediği vurgulanmıştır. Bunun sonucu olarak tehdit algılayan devletlerin tehdit unsuru oluşturan devlete karşı realist dış politika davranışına başvurduğu iddia edilmiştir. İkinci hipotez olarak ülke içi değişkenlerin de devletlerin dış politika davranışlarını şekillendirdiği ve ülke içerisindeki dış politika yürütücülerinin pozisyonlarının uyumlu olmasının sistemik etkilere karşı belirli bir dış politika davranışını kolaylaştırdığı iddia edilmiştir. Çalışmada iddia edilen hipotezleri test etmek için vaka analizi yöntemine başvurulmuş ve ABD'nin Çin'e karşı dış politika davranışı incelenmiştir. İlk vaka olarak, Obama döneminde Çin'in aşamalı olarak artan askeri harcamaları ve modernizasyonu incelenmiştir. İkinci vaka olarak Çin'in aynı dönem içerisindeki bölgesel egemenlik iddiaları incelenmiştir. İncelenen vakalar sonucunda 2008 sonrası dönemde Çin'in dış politika davranışlarının ABD tarafından tehdit olarak algılandığı ve ABD'nin Çin'e karşı realist bir dış politika davranışı olarak çevreleme stratejisine başvurduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tehdit, Dış Politika, Dış politika yürütücüsü, ABD, Çin

Amerika Birleşik DevletleriObama, BarackTehdit+3
Orhan Çifçi
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir inceleme

Son zamanlarda, uluslararası ilişkiler disiplininin en çok tartışılan konulardan biri Çin'in yükselişidir. Özellikle ekonomik performansı ile ABD'ye rakip olabileceği ile ilgili tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma Robert W. Cox'un eleştirel teorisi ile Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir değerlendirme yapmaktadır. Üretim ilişkilerini başlangıç noktası kabul ederek Çin'in yeni bir dünya düzeni kurma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla, Mao döneminden günümüze kadar olan süreci üretim ilişkileri, sosyal kuvvetler ve devlet biçimleri açısından ele almakta ve "Çin karşı bir hegemonik hareket yaratabilir mi, yoksa bu gelişmeler bir Amerikan pasif devrim midir?" sorusunun yanıtını aramaktadır. Üzerinde durulan bir diğer nokta, Çin'in ekonomik modelinin ne olduğu ve bunun sürdürülebilirliğidir. Bu çalışma Çin'in ekonomik modelinin neoliberal politikalara dayandığını savunmaktadır. Bu çerçevede, Çin'in neden neoliberal bir ekonomik modeli olduğu, diğer neo-liberal modeli takip eden ülkelerden neden farklı olduğu ve bu modelin sürdürülebilirliği tartışılacaktır.

Eleştirel kuramHegemonyaKapitalizm+2
Begüm Hazal Kurt
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir söylem inşası olarak Kuşak ve Yol girişimi: Eleştirel jeopolitik bir analiz

Bu tez 2013 yılında Çin hükümeti tarafından ortaya konulan Kuşak ve Yol Girişimi'ni eleştirel jeopolitik teori çerçevesinde ele almaktadır. Jeopolitik bilginin esasında bir söylem olduğuna ilişkin eleştirel jeopolitik varsayımı temel alarak bu tez, Kuşak ve Yol Girişimi'ne yönelik bugüne dek Çin siyasi seçkinlerinin ve Çin üniversiteleriyle ilişkili akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz etmektedir. Tezin üç temel argümanı bulunmaktadır. Öncelikle, jeopolitik bilgi nesnel ve tarafsız değil, belirli aktörlerin çıkarlarına hizmet eden söylemlerdir. Dolayısıyla Kuşak ve Yol Girişimi'ni tasvir etmek üzere Çin hükümeti ve akademyası tarafından üretilen bilgi, esasında, Çin'in çıkarlarına hizmet edecek biçimde inşa edilmektedir. İkinci olarak Çin'de yer alan mevcut üniversite yapılanması devletin akademya üzerinde etki kurmasını sağlayacak biçimdedir ve bu nedenle iktidar ile akademya bilgi üretim sürecinde birbirlerini etkilemektedir. Üçüncüsü, Kuşak ve Yol Girişimi'ne ilişkin Çin resmi makamları ve akademyası tarafından üretilen jeopolitik söylem birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir. Bir diğer deyişle, Çin hükümeti Kuşak ve Yol Girişimi'ni söylemsel olarak inşa ederken Çin akademyasını bilgi üretme sürecini etkilemek suretiyle kendi söylemini doğallaştırmak üzere kullanmaktadır. Bu tez Çin resmi makamlarının ve Çin akademyasında yer alan akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz ederek Kuşak ve Yol Girişimi'nin nasıl bir jeopolitik özne olarak tasvir edildiğini ve iktidar ile akademya arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Eleştirel jeopolitikJeopolitikKuşak ve Yol İnisiyatifi+3
Adil Batuhan Aktaş
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji güvenliği bağlamında kritik mineral tedariki: Devletlerin ticaret politikalarının değerlendirilmesinde Çin vakası

Bu tez, yenilenebilir ve temiz enerji teknolojilerine geçiş sürecinin önemli bir unsuru olan kritik mineral tedarikine yönelik ticaret politikalarını analiz etmektedir. Tezde, Uluslararası Politik Ekonomi (UPE) literatüründeki tartışmalara dayanarak, takip eden araştırma sorusu için devletlerin ticaret politikalarının tek bir kuramsal çerçeve ile bütüncül biçimde anlaşılamayacağı iddia edilmektedir: Enerji dönüşümü sürecinde yenilenebilir enerji arz güvenliğini sağlama doğrultusunda devletler nasıl bir ticaret politikası izlemektedir? Bu bağlamda, Ekonomi Diplomasisi ve Enerji Güvenliği literatüründeki yaklaşımlar sentezlenerek oluşturulan eklektik analitik çerçeve, UPE zemininde seçilen Çin vakasına uygulanmıştır. Çin'in güneş paneli, rüzgâr türbini ve elektrikli araç bataryası üretimi için ihtiyaç duyduğu bakır, kobalt, lityum, nadir toprak elementleri ve nikel minerallerini en yüksek miktarda tedarik ettiği ülkeler belirlenmiştir. Eklektik çerçeve doğrultusunda bu minerallerin tedarikine yönelik ticaret politikaları hem merkezi politikalar hem de ülke bazındaki politikalar açısından 2010-2021 yılları arasında analiz edilmiştir. Analiz yöntemi içerik analizidir. Tezin temel bulgusu, kritik minerallerin tedarikinde Realist, Liberal ve İnşacı kuramlarla açıklanan ve çeşitli amaçlar ve araçlarla karakterize edilen politikaların bir arada kullanıldığıdır. Dolayısıyla, kritik minerallerin tedarikinde UPE açısından ticaret politikasından ziyade ticaret politikalarının varlığı söz konusudur.

Çin
Hüsnü Aydoğdu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Myth or truth? An analyses over North Korean nuclear deterrence capability and the real policy of the USA about Northeast Asia

The fear of nuclear North Korea has been a serious problem for the world since 2006 when they exploded their nuclear weapon. Although North Korea always considers their nuclear weapon is for protection of their home-land, USA and its allies in the Far-East Asia thinks the other way. Only China seems to be close to North Korea. China and Russia have always been close allies for North Korea and USA has fought to de-nuclearize North Korea given that North Korea has the capability to strike against USA and her allies by using nuclear weapons and ballistic missiles. Given that USA has deployed THAAD system in Japan and South Korea against North Korean nuclear thread, South Korea and Japan enjoys the US military protection. The probability of a nuclear war has been a perennial fear among the states. After the nuclear bombings of Nagasaki and Hiroshima at the end of WW2, states have started to act more meticulous about nuclear arming and development of nuclear power. Among the states, North Korea has been seen as an enemy nuclear state by USA and its allies given that North Korea has the ability to start an unwanted nuclear war. But there will be severe consequences if a nuclear war breaks out. Therefore, not a single state in the world would want to be the cause of a nuclear destruction.

United States of AmericaSouth KoreaJapan+7
Kemal Murat Yetkin
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Türkistan'dan 1950'li yıllarda Türkiye'ye göç eden kazakların tarihi ve sosyo-ekonomik gelişimi

Doğu Türkistan'daki Çin zulmünden kaçarak önce Keşmir sonra Hindistan ve Pakistan'a gelen Kazaklar daha sonra buradan Türkiye'ye göç etmişlerdir. Kazaklar, Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye göç ettikten sonra Türkiye'de çeşitli illere yerleşmişlerdir. Buralarda tarım ve hayvancılık ile meşgul oldular. Köylerde geçimin zorlaşmaya başlamasıyla birlikte İstanbul'a göç etmişler, burada önce el emeği ile çeşitli ürünler yapmışlar, deri işine girmişler, plastik fabrikaları kurmuşlardır. Bu dönemde Kazaklar arasında eğitim konusuna önem verilmemiştir. Ancak deri ve plastik işlerinin duraklamaya başlamasıyla beraber eğitim konusu önem kazanmıştır. Bu süreçten itibaren Kazaklar ortak atalardan gelme akrabalarının yurdu olarak benimsedikleri Türkiye'de pek çok meslek dalında görünmeye başlamışlardır. İstanbul'a geldikten sonra çeşitli ilçelere yerleşen Kazaklar İstanbul Güneşli'de "Kazakkent" adıyla müstakil bir yerleşim kurmuşlardır. Bugün Türkiye'de kendi kültürlerini devam ettiren Kazaklar yıllar içinde çok büyük mesafeler kat etmişlerdir.

Cumhuriyet DönemiDoğu TürkistanGöçmenler+6
Harun Mesut Akgün
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tek Kuşak Tek Yol projesi bağlamında Çin-AB ülkeleri işbirliğinin Doğu Akdeniz'e etkileri

Günümüzde Doğu ve Batı arasında ekonomik bir güç olarak karşımıza çıkan Çin, 2013 yılında devlet başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Tek Yol Tek Kuşak projesi ile çağımız küreselleşmesinde ve küresel oyun kurucuların konumlanmalarında değişikliklere yol açmaktadır. Proje, esas itibariyle küreselleşme çağında kazan-kazan politikalarını derinleştirerek, geleneksel küreselleşmenin olumsuz yanlarını da hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan projenin temelleri kapsayıcılık, denge ve uyumluluk mekanizmaları vasıtasıyla küresel bir entegrasyon oluşturma ilkesine dayanmaktadır. Projede sözü edilen "Kuşak" kavramı karayollarını, demiryollarını, petrol ve doğalgaz boru hatlarını ve altyapı çalışmalarını kapsayan "Karayolu Güzergâhlarını" ifade ederken; "Yol" kavramı ise "Deniz Yollarını" belirtmektedir. Dolayısıyla proje, çeşitli altyapı faaliyet zincirleri ve yatırımlar doğrultusunda Doğu ile Batı arasındaki ticari ve kültürel alışverişin sağlandığı bir koridor görevi görmektedir. Başka bir ifade ile Kuşak Yol projesi, sadece Avrasya kıtasının genişletilmiş ticari rotası değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve diğer uygarlıklarında karşılıklı entegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bu arka plan doğrultusunda, Kuşak Yol projesi ekseninde Çin'in ekonomik bir aktör olarak yükselişi ve AB ile gelişen ortaklık ilişkisi uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz bölgesinde dikkat çekici bir boyutta seyir etmektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz ülkelerinde ekonomik olarak varlık gösteren Çin, bölgesel rekabette değişimlere yol açmaktadır. Zira bölge devletlerinin her geçen gün büyük altyapı projelerine katılımı artmakta ve bu durum stratejik konumlanmalarda ve ticaret yolları üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu çalışma, Çin'in büyük dış politika stratejisi olarak nitelendirilen Kuşak Yol projesi vasıtasıyla Doğu Akdeniz'deki ilgi alanlarını ve faaliyetlerini irdelerken, bölgedeki jeopolitik gelişmelerle nasıl ilişkili olduğu sorusu üzerinde durmakta ve bu soruya yanıt aramaktadır. Özellikle AB ülkeleri ile oluşturulan işbirliği çerçevesinin detayları incelenirken, bu işbirliğinden ortaya çıkan altyapı faaliyetlerinin genelde küresel siyasete, özelde ise Doğu Akdeniz'e olan olası etkilerini irdelemektedir. Nitel bir araştırma yöntemine göre hazırlanan bu çalışmanın odak noktası; Kuşak Yol projesi kapsamında AB ile oluşturulan kazan-kazan mekanizmasının Doğu Akdeniz'e olan olası etkileri olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle küreselleşme çerçevesinde teorik bir altyapı hazırlanmış olup; daha sonrasında Kuşak Yol projesinin ana hatları açıklanarak, partner devletlerle kurulan işbirliklerine ve bu işbirlikleri neticesinde yapılan altyapı çalışmalarına değinilmiştir. Son olarak elde edilen veriler ışığında projenin özel odağında yer alan AB işbirliği çerçevesinin uluslararası ilişkilere ve Doğu Akdeniz'deki yansımalarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Kuşak Tek Yol, Doğu Akdeniz, Küreselleşme, Çin, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiBir Kuşak Bir Yol ProjesiDoğu Akdeniz+5
Gizem Sınır
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çin jeo-ekonomisi ve Afrika

Geçmişte diğer ülkelerin ekonomi kalkınması coğrafi savaşlardan geçiyorsa, 21. yüzyılda diğer ülkelerin fethi ekonomi yoluyla oluşuyor. Yeni terim jeo-ekonomi, her ülkenin dış ekonomisini tanımlar. Çin'in ihracatı dünyada birinci olduğundan dolayı Çin'in jeo-ekonomisi araştırmak önemlidir. Ekonomi ve siyaset bir olduğundan dolayı her bir ülke ile farklı sistem kurmak konusunda Çin başarılı olduğunu göstermekte. Ekonomik konumunu iyileştirmek için Çin, Asya gibi coğrafi bir bölgeye odaklanmıyor. Aksine Çin için işgücü, sermaye ve kaynak önemlidir. Hangi ülkede bu üç faktörün birisi varsa Çin oraya odaklanmaya çalışmakta. Afrika bölgesi daha araştırılmamış hali ile çoğu ülkeleri kendine çeker. Afrika bölgesindeki ucuz işgücü, doğal kaynaklar Çin ekonomisini farklı bir sisteme dönüştürmek için başarılı yol göstermekte.

AfrikaAfrika ülkeleriEkonomi+3
Azıza Ilıasova
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of China's thought system and space perception on chinese geopolitical understanding

Although that the emergence of China as a new power in the world system in recent years has been tried to be explained by the democratic state administration of the West, the liberal economic system, the distribution of sovereignty with the help of alliances, and transparency, China's geopolitical understanding is based on different principles. Just as people take into account the physical conditions and judgments while making decisions about their lives, states also apply to their geography and management philosophies when forming their policies. This study aims to examine how successful the dominant views and theories in the field of geopolitics can be in explaining Chinese geopolitical practices and how history, philosophical beliefs and spatial perception affect China's geopolitical understanding. In the research to be carried out, it will be tried to put forward a new and different perspective other than the classical evaluations on Chinese geopolitics. But to what extent these theories can be sufficient to explain the geopolitical understanding of a country like China, which has been on the road to global domination in recent years; this will be that thesis' primary subject in question.

ChinaThoughtConstruction of the theought+5
Mehmet Onur Eraslan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çin'in yükselişinin Rusya'nın Orta Asya politikaları üzerindeki etkisi: Kazakistan örneği

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan'dan oluşan Orta Asya devletleri jeopolitik konumları ve sahip olduklarını zengin enerji kaynaklarıyla küresel güçlerin dikkatini çekmiştir. Rusya, tarihsel bağları kültürel bağları, güvenlik endişeleri gibi sebeplerle Orta Asya coğrafyasında nüfuzunu sürdürmeye çalışmaktadır. Çin'in ise yükselen ekonomisi ve artan enerji ihtiyacı yüzünden bölgeye olan ilgisi artmıştır. Bir Kuşak Bir Yol projesiyle Çin Orta Asya bölgesine enerji ve altyapı alanında yatırımlar yapmıştır. Orta Asya ve özellikle Kazakistan projenin kara bölümü için oldukça önemlidir. Bu gelişmeler doğrultusunda Rusya ve Çin arasında hem iş birliği hem de rekabet yaşanmaktadır. Bu tezde Çin'in yükselişinin, Rusya'nın Orta Asya politikalarını nasıl şekillendirdiği Kazakistan örneği üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır.

KazakistanOrta AsyaOrta Asya politikası+2
Zülal Çınar Tanrıverdi
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kang Youwei'nin reform düşüncesi ve II. Meşrutiyet'e bakışı

Çin'in son hanedanı olan Qing (Mançu) Hanedanı, 19.yüzyılda ülkesinde sahip olduğu egemenliği hem içeride yaşanan isyanlar hem de dışarıdan gelen tehditler sebebiyle kaybetmeye başlamıştır. 1840-42 yıllarında İngiltere ile yaşanan ilk Afyon Savaşının sonucunda yenilen Qing Hanedanlığı, 1856-60 yılları arasında gerçekleşen II.Afyon Savaşında da aynı sonuçla karşılaşmış ve başkent Pekin yabancılar tarafından işgal edilmiştir. Yaşanan bu savaşların ardından Batı etkisinde kalan ve yarı bir sömürge durumuna gelen Çin, 1894'te ise küçük gördüğü Japonlar tarafından ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Çin tarihinde yaşanan bu kırılma noktaları ile başını Kang Youwei'nin çektiği reformcu aydın kesim, reform çalışmaları için imparatora baskı yapmaya başlamış ve dilekçeler sunmuşlardır. Bunun sonucunda, Batılı ve komşu ülkelerde gerçekleşen reformların örnek alındığı "Yüz Gün Reformları" 1898 yılında meydana gelmiştir. Kang Youwei'nin liderliğini yapmış olduğu bu reformlar ile siyasi, idari, askeri, ekonomi, sanayi ve eğitim alanında yenilikler gerçekleştirmek istemiştir ancak Yüz Gün Reformları İmparatoriçe Cixi ve yönetimde bulunan diğer muhafazakârlar tarafından engellenmiştir. Bu durum üzerine idam ile karşı karşıya kalan Kang Youwei, 16 yıl sürecek olan bir sürgün hayatına adım atmıştır. Sürgün hayatında çeşitli ülkeleri gezen Kang Youwei, 1908 yılının Temmuz ayında İstanbul'a gelmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanına şahitlik etmiş ve Jön Türklerden etkilenmiştir. Buradaki izlenimlerini ise Türkiye Seyahatnamesi (Tujue Youji) adıyla kaleme almıştır. Ayrıca Kang Youwei Çin'de yönetimdeki çalışmalarının yanı sıra sanat, ahlak ve sosyal konular üzerinde durmuş ve geleneksel Çin düşüncesinde var olan Datong'a radikal bir yaklaşım getirmiştir.

Jön TürklerMeşrutiyet IIOsmanlı İmparatorluğu+2
Sedanur Sarıkan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

A comparative analysis of the three dimensions of China's Belt and Road Initiative through classical geopolitical theories

The Belt Road Initiative (BRI) is an infrastructure project launched by the People's Republic of China (PRC) designed to increase connectivity across the world through the construction of ports, airports, railways, highways, and industrial and technological hubs. Although they are absent in its official documents and statements, Beijing has certain geopolitical expectations from the efficient execution of the project. Beijing expects that the BRI will promote the current status of the PRC in global politics and the national security of China through securing China's international trade and energy transportation lines. Additionally, the massive amount of Chinese investment, which is estimated to reach 4 trillion RMB in the final stage of BRI, is expected to create asymmetric relations between Beijing and receiving countries, and those relations will provide leverage for the PRC in its forward policy. This thesis argues that classical geopolitics provides a well-founded instrument for analysing the three dimensions of the BRI, namely the maritime Silk Road, the Polar Silk Road, and the Silk Road Economic Belt, in a comparative manner. In doing so, the thesis attempts to provide useful insights in terms of assessing whether BRI will yield the desired geopolitical consequences for the PRC.

One Belt One Road ProjectMaritime Silk RoadGeopolitic+6
Ahmet Aktay
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Non-western challenges to Eurocentrism: The case of Chinese IR

The Eurocentric nature of the IR discipline has been discussed recently. Scholars criticize Eurocentrism for being unable to understand and analyze the problems of the non-Western world. Therefore, many studies attribute considerable significance to the efforts for developing a non-Western IR. Through these discussions, seven main premises appear to be constructing the Eurocentrism of IR: Western exceptionalism, racism, universalism, the Eurocentric framing of world history, Western civilizational superiority, Orientalism and the theory of progress. Not satisfied with this situation, many scholars argue for the necessity to overcome Eurocentrism and strive to reach a non-Western IR, which is neither establishing a new -centrism nor specifically designed for only certain regions/states. The Chinese School of IR is one of such attempts and is the focus of this study. Scholars of the Chinese School optimistically observe their success in overcoming Eurocentrism and believe that the Chinese School has the potential to establish a non-Western IR approach. Thus, this study aims to understand to what extent the Chinese School is successful in overcoming Eurocentrism. The seven premises of Eurocentrism are considered as the tool of comparison to be applied to the Chinese School of IR. As a result of this analysis, it is observed that the Chinese School replaces Eurocentrism with Sino-centrism, which stands as a challenge to the glorified West and Western ideas. However, it also reproduces Eurocentric logic of parochialism. Creating a new -centrism does not match the aim of non-Western IR, which strives to emancipate the discipline from centrist approaches. Through such an analysis, this study reveals the hidden traps in the search for a non-Western IR that would lead unintentional reproduction of Eurocentrism.

EurocentricismInternational relationsChina+1
Ömer Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Çin kaligrafisi temelinde plastik çözümlemeler

Araştırmanın konusu, uzun bir geçmişe sahip Çin kaligrafisinin gelişimini etkileyen koşulları inceleyerek onun çağdaş sanatta nasıl yer aldığını tartışmaktır. Bunun yanı sıra küresel bir güç olduğunu iddia eden Çin'in kültürel siyasasında kaligrafinin öneminden söz edilirken günümüz sanatçılarının eserlerinde kaligrafinin etkisini araştırmaktır. Ayrıca çalışmalarımın özü olan kaligrafi sanatı ile ilgili yeni form arayışlarını takip ederek eserler üretmektir. "Çin Kaligrafisi Temelinde Plastik Çözümlemeler" başlıklı bu tezde, Doğu ve Batı'daki yazı, kaligrafi ve resim arasındaki ilişki, yazarın sanatsal pratiği ve düşünsel çevresince incelenmiş, yeniden yorumlanmıştır. Türk ve Latin alfabelerinin açıklayıcı anlamını ortaya çıkarmak için geleneksel Çin kaligrafisini bir araç olarak kullanarak Doğu ve Batı'daki yazı, kaligrafi ve resim arasındaki ilişki çalışılarak güncel kaligrafi ve resim sistemi keşfedilmiştir. Son bölümde, yazarın yaratıcı söylemi, süreçleri ve fikirleri incelenmiş, bunun yanı sıra yukarıda belirtilen araştırma detaylandırılmıştır.

AlfabeResim sanatıResimler+2
Jou-yı Chen
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ile sinosfer ülkelerinin yazı devrimi üzerine karşılaştırmalı bir inceleme

Yazı, dili kaydetmek için icat edilmiştir. Eski zamanlarda yazma çok az insanın bildiği bir beceriydi. "Millî yazı", bir topluluktaki herkes tarafından anlaşılmaz, sadece eğitimli kimseler tarafından yazılabilmiştir. Yazının mükemmel olmaması büyük bir sorun değildir. Ulus-devletlerin kurulmasından sonra, millî dil politikası doğrultusunda ve ulusun inşası ışığında yazı sorunları önem kazanmıştır. Bir ülkede yazı reformunun uygulanması sürecini etkileyen iç ve dış faktörler vardır. Bu faktörlerden aydınların girişimleri, liderlerin etkisi ve toplumsal ortam ile diğer ulusların ve sömürgeciliğin etkisi önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, Türkiye ile Sinosfer ülkelerinin Yazı devrimlerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Sinosfer ülkeleri; Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya, Kore ve Vietnam gibi yazı sistemi olarak Çince karakterleri kullanan ülkeleri içerir. Hâlihazırda Sinosfer ülkelerinin kullandığı yazı sistemlerine bakıldığında, Çin Halk Cumhuriyeti'nde basitleştirilmiş Çince karakterler kullanılmakta olup, Tayvan'da tarih boyunca kesintisiz olarak geleneksel Çince karakterler kullanılmış ve kullanımı hâlâ sürdürülmektedir. Japonya'da Japon millî yazı sistemi (katakana, hiragana) ile kanji adı verilen Çince karakterler birlikte kullanılmaktadır. Kore, hanja adı verilen Çince karakterleri kaldırmamış olsa da bu karakterlerin günlük hayatta kullanımı çok azdır. Sinosfer ülkelerinden, Türkiye ile benzer şekilde tamamen Latin alfabesine geçiş yapan tek ülke Vietnam'dır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Sinosfer ülkelerinde gerçekleştirilen yazı devriminin benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu çalışma, sekiz bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde yazı sistemi ve yazı ile kültür arasındaki ilişki tartışılacaktır. İkinci bölümde, Çince karakterlerin oluşturulma ilkeleri, Çin yazısının niteliği, Çince karakterlerin sayısı ve statüsü ele alınacaktır. Üçüncü ve dördüncü bölümde, Türklerin ve Sinosfer ülkelerinin tarih boyunca kullandığı yazılar incelenecektir. Beşinci bölümde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden 1928 senesine kadar Türk Harf Devrimine yönelik çalışmalar ele alınacaktır. Altıncı bölümde, ana dili Çince olmayan Japonya, Kore ve Vietnam'ın; yedinci bölümde ise Çin'in, yakın geçmişteki yazı reformları incelenecektir. Sekizinci bölümde de kapsamlı bir karşılaştırma yapılacaktır.

Harf İnkılabıJaponyaKore+7
Jun-cheng Ye
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

International tourism marketing strategies: A study in China's Xinjiang minority areas

With the improvement of social progress and people's demand, tourism activity has gradually become a mass activity and an integral part of daily life. The ethnic minority areas which have rich characteristics of tourism resources and rich type of tourism products are becoming more and more attractive for customers, and they are gradually becoming the key areas in the development of tourism. Xinjiang Uygur Autonomous Region (XUAR) is located in the northwest of China which is in the hinterland of the Euroasian land with a borderline of more than 5600 kilometers, bordering with Russia, Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, Pakistan, Mongolia, India, and Afghanistan. It has been silk Road since ancient time. Because of globalization and advancing in technology, so world tourism repetitively increasing, as well as Xinjiang's tourism industries, but there are problems worth to think about that, XUAR needs to know how to use these tourism resources, seize the various development opportunities, and develop the tourism industry. Based on consideration of the problems above this article is studied in a perspective of international marketing. This thesis is divided into three parts altogether. The first part of the thesis is the basis, including chapter one and two. Mainly to introduce background of the selected topic, research significance and literature. Chapter 3 is the second part of this paper that draws the layout of the key concept of this study, including raising the questions, research significance, research objectives and putting forward hypothesis. In the third part, This is also the most important part of whole thesis. Analysis Xinjiang tourism market based on inbound tourist data and statistical models like inter-annual variation index, Shift-Share-Analysis, Principal component analysis and etc. Through all this research and analysis of Xinjiang international tourism market to determine measures to the future development of Xinjiang international tourism market. Keywords: International Marketing, Optimal Suggestions, Tourism in XUAR, Tourism Strategies.

MinoritiesMarketingMarketing strategies+5
Dılıdaer Mulatı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

XI Jinping Dönemi Çin'nin Akdeniz politikası

Dönemsel iniş çıkışları da olsa Çin tüm kayıtlı dünya tarihi sürecince dünyanın ağılık merkezlerinden biri olarak konumunu korumayı başarmıştır. Günümüz Çin Halk Cumhuriyeti baktığımızda ise şu an ülkenin kurucu lideri Mao ile neredeyse aynı güce ulaşmış bir devlet başkanının ülkeyi yönettiği görülmektedir. Xi Jinping'in liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti, dünya siyasetindeki etkinliği giderek artmaktadır. Akdeniz coğrafyası da bu siyasetin parçalarından biri olarak görülmektedir. Coğrafi olarak Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının bir araya geldiği noktada bulunan Akdeniz havzası hem kara hem de deniz ticaret yollarının merkezinde yer almaktadır. Üstelik bölgede bulunan zengin yer altı kaynakları da burayı ekonomik ve siyasi alanda önemli hale getirmektedir. Kızıldeniz ile Akdeniz'i buluşturan; Süveyş Kanalı, Otranto Boğazı ve Çanakkale Boğazı'nı barındıran bölge dünya deniz trafiğinin neredeyse üçte birine ev sahipliği yapmaktadır. Dünya ticaretinde bu denli büyük rol oynayan ve jeopolitik olarak kritik öneme sahip Akdeniz coğrafyasına, on dört temel prensibinden biri ülkesindeki yaşam standartlarının yükseltilmesi ve garanti altına alınması olan Xi Jinping'in ilgisi giderek artmaktadır. Çin'in son dönemdeki en önemli projelerinden olan "Kuşak ve Yol", Akdeniz stratejisinde büyük rol oynamaktadır. Proje kapsamında özellikle Yunanistan ile deniz ticareti geliştirilmiş, ülkenin Pire Limanı üzerinden yapılan ticaret ''Çin'in Yeni İpek Yolu'' olarak adlandırılmıştır. Çin'in Yunanistan dışında ayrıca İtalya, İsrail ve Mısır gibi ülkelerde de deniz ticaretini geliştirmeye yönelik projeleri bulunmaktadır. Bu sayede tıpkı günümüzde olduğu gibi gelecekte de Akdeniz coğrafyasının ülkenin ekonomik faaliyetlerinde büyük rol oynayacağı açıktır. Üstelik Çin'in Türkiye'de bulunan Kumport Limanı'na yaptığı yatırımlar ülkenin ekonomik alanda etkisinin tüm Akdeniz coğrafyasında daha fazla genişleyeceğinin göstergesi olarak kabul edilebilir. "21.Yüzyıl Deniz İpek Yolu" olarak da anılan yeni ticaret yolu sayesinde Çin'in Yunanistan üzerinden en büyük ticaret hacmine sahip olduğu Almanya ve çevresindeki ülkelere erişimi kolaylaşmıştır. Bu sayede Çin tıpkı Uzak Doğu'da olduğu gibi Avrupa genelinde de ekonomik alanda etkisini kısa sürede artırma fırsatı bulabilmiştir. Tüm bu kapsamlı projeler ve bölge ülkeleri ile kurulan barışçıl ilişkiler sayesinde Çin, Akdeniz havzasında son derece önemli bir konuma erişmiştir.

AkdenizAkdeniz bölgesiAkdeniz politikası+6
Cemal Kırman
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

21. Yüzyılda Çin'in enerji güvenliği: Kuşak ve Yol Girişimi açısından değerlendirme

Dünyanın en büyük nüfusuna ve ikinci büyük ekonomisine sahip olan Çin'in enerji talebi kendi öz üretim kapasitesini aşmış ve küresel enerji tüketiminde ve ithalatında onu ilk sıraya taşımıştır. Bugün Çin'in ulusal stratejisinin bir parçası olarak görülen ekonomik ve sosyal kalkınmasının sürdürülebilir olması, denizaşırı kesintisiz enerjiye erişim ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle yüzyılın projesi olarak adlandırılan ve Çin'in Yeni Mega Kalkınma Girişimi olarak da görülen Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında sürdürülen enerji iş birliklerinin Çin'in ulusal enerji güvenliğini sağlamasında önemi büyüktür. Bu çalışma, Çin'in enerji güvenliği ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki ilişkiyi araştırarak bu Girişimin Çin'in enerji güvenliğini sağlamada nasıl bir rol oynayacağını ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Çin'in Kuşak ve Yol boyunca enerji konusunda önemli gördüğü ülkeler ile kurduğu enerji ilişkileri ve enerji güvenliğine yönelik bu iş birliklerinden doğan enerji yatırımları incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, Girişimin bir taraftan Çin'in denizaşırı enerji kaynaklarını, nakliye yollarını, enerji tedarikçilerini çeşitlendirmesine, enerji yatırımlarının güvenliğinin sağlanmasına ve küresel enerji piyasasında söz sahibi olmasına katkıda bulunacağını gösterirken diğer taraftan Girişimin önünde jeopolitik, finansal, güvenlik, şeffaflık eksikliği gibi birtakım zorluklar bulunduğunu ortaya koymuştur. Çin'in uzun vadeli denizaşırı enerji güvenliğini tam olarak sağlayabilmesi Girişimin önündeki bu zorlukları başarılı bir şekilde yönetip yönetememesine bağlı olacağı sonucuna varmıştır.

21. yüzyılBir Kuşak Bir Yol ProjesiEnerji+3
Sevilay Keleş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir ve kurumlar vergisinde "vergi entegrasyonu" uygulamasının milli gelir üzerindeki etkisi: Amerika Birleşik Devleti ve Çin Halk Cumhuriyeti örnekleri

Vergiler, devletin, kanunlara dayanarak, kamu gücüne veya zora dayalı olarak, karşılıksız ve kamu harcamalarını finanse etmek maksadıyla, egemenliği altındaki bireylerden ve hükmi şahıslardan, ödeme güçlerine göre aldığı parasal değerleri ifade eder. Devletlerin, sundukları kamu hizmetlerinin finansmanı için son derece önemli olan vergiler, yalnızca devlet açısından değil, iktisadi hayatın içinde olan veya ekonomiye taraf olan tüm aktörlerin iktisadi kaderini tayin edebilecek kadar önemli bir kurumsal müessesedir. Ekonomilerde gelir üzerinden alınan en önemli iki vergi, gelir ve kurumlar vergisidir. Gelir ve kurumlar vergilerinden de ekonominin tüm muhatap taraflarının maksimum verim veya fayda sağlayabilmesi; bu iki verginin dengeli, koordine ve organizasyonel biçimde salınması ile mümkündür. Bu noktada, gelir ve kurumlar vergisinin hem bireysel hem de toplumsal vergi yükünü en aza indirmek ve bu iki verginin ortak matrahlar üzerinden alınmasını, yani çifte vergilemeyi engellemek büyük önem arz etmektedir. Gelir ve kurumlar vergisinde vergi entegrasyonunu kısmen veya tamamen sağlayabilmek, hem bireysel ve toplumsal vergi yükünü azaltacak, hem de çifte vergilendirmeyi asgari düzeye indirecek bir araç niteliğinde olacaktır. Yapılan bu çalışmada, örnekleme yöntemiyle, Amerika Birleşik Devleti ve Çin Halk Cumhuriyeti ülkelerinin araştırılarak, bir ekonomideki veya ülkedeki gelir ve kurumlar vergilerindeki vergi entegrasyonu uygulamalarının, o ekonomideki veya ülkedeki milli gelir üzerinde etkisinin olup olmadığı; ekonominin ve toplumun egemenliği altında olduğu siyasal egemen iktidarın niteliğinin ve türünün veya devlet rejiminin, vergi entegrasyonu ile milli gelir ilişkisine etkisinin olup olmadığı incelenmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriGelir vergisiKurumlar vergisi+7
Ali Şen
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Non-western international politics: Insights from Islamic and Chinese thought

What proposal can studies carried out by means of non-Western societies offer to the present regarding international politics? For the purpose of answering this question, the study will make an examination throughout of thinkers, concepts, case studies, and traditions of thought. Developing a proposed solution to the problem will unquestionably have to take place through awareness. In this regard, the study will consider modern political thought through the concepts of authority, legitimacy, nationalism, modernization, globalization, human rights, and global justice and mention the initiative of non-Western international relations theory, which draws attention to critical discourses on Western centrism in international politics and seeks to reveal new perspectives. This initiative also provides an opportunity to question the essence of international politics. This challenge emphasizes the necessity for multivocality and essentially needs to be convincing and to clarify its argument regarding the problematique. Thought traditions that have the potential to provide alternatives with their knowledge and experience have a critical position. The study will survey the possibility of the emergence of original and new perspectives in international politics using the Islamic and Chinese traditions of thought. The thought traditions that will be analyzed in the discourses to be produced for the crises and dilemmas in the present state of world order will have considerable influence, and the consequences of readdressing the core principles of thought traditions in international politics are intriguing. Keywords: non-Western international politics, Islamic and Chinese political thought, modernization, authority, legitimacy, nationalism, globalization, human rights, global justice.

NationalismModernizationPolitics+5
Burak Yuvalı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

The impact of the trade war between the US and China on the sub-Saharan African countries: A CGE GTAP model approach

This study examines the impact of the trade war between the US and China on the trade and economies of the SSA countries. Using social accounting matrix data from the GTAP database, the study employs a Computable General Equilibrium model (CGE), specifically the GTAP model, to run the simulations on the effects of the tariff changes between the US and China on the SSA regions. The results show that the trade war negatively affects both the US and China, creating opportunities through trade creation and diversion effects to the SSA countries. SSA is positively affected by the trade war in all tariff scenarios. East Africa and ROEA regions gain more than the other SSA regions. The sectorial results show that all sectors in the SSA encounter positive effects except the minerals and metal sector in East Africa and ROEA. The findings provide valuable insights for companies, consumers, and policymakers in the SSA countries. The trade war increased the ability of the companies to produce efficiently and meet the needs of consumers while maximizing their profit through the welfare allocative effects. The trade diversion from the US and China increased imports in the SSA regions, raising the availability of goods to meet customer needs. Policymakers may take measures to empower firms in the SSA to take more advantage of international trade-related activities. Key Words: China, Computable General Equilibrium Model (CGE), Global Trade Analysis Project (GTAP), Sub-Saharan Africa, Trade war, United States.

United States of AmericaComputable general equilibrium modelSub-Saharan Africa+3
Fatuma Abdallah Nantembelele
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

U.S-China trade war:opportunities for Turkish exports

Global economy works best when goods, services, people, capital, and ideas flow freely and openly across national boundaries (Tan D, and Chen C 2019). The current economic boom and prosperity that we are enjoying is due to a large part, the benefits of international trade and the globalization of cross-border trade (Tan D, and Chen C 2019). Although trade among nations makes the involved parties and the whole world better off, yet its prone to one of the most disputable of political issues both domestically and between governments (McDonald B. 2018). As top number one and two countries in the world in terms of economic volume, the trade frictions between U.S. and China was always a matter of disagreement between the two nations as it was an a topic of discussion among the scholars and researchers (Zhu Z, Yang Y, and Feng S. 2018). .Since they established diplomatic relations in 1979, Sino-US trade volume developed rapidly, particularly after China joined the United Nations. Their total trade increased from $5 billion in 1980 to $583.7 billion in 2017. In other words, the trade volume between U.S and China increased more than 116 folds within a period of 37 years. China is the American biggest import market. In addition, since China surpassed Canada in 2015 for the first time, China has been the American largest cargo trading partner (Zhu Z, Yang Y, and Feng S. 2018).

United States of AmericaIntellectual and industrial property rightsTrade+6
Darıq Khadar Nour Darıq Khadar Nour
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00

Related subjects