Çin
250 theses under this subject heading
Uluslararası ilişkilerde küçük devlet yaklaşımı bağlamında Yugoslavya sonrası Sırbistan dış politikasının analizi
Uluslararası İlişkilerde yapılan çalışmalar daha çok büyük devletler arasındaki ilişkileri incelemiştir. Küçük devlet kavramı Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok küçük devletin bağımsızlığını kazanması ile uluslararası ilişkilerde küçük devletler ön plana çıkmıştır. Ayrıca günümüz uluslararası sistemi büyük devletlerden ziyade küçük devletlerden oluştuğundan küçük devletlerin dış politikalarının analiz edilmesi önem kazanmaya başlamıştır. Küçük devletlerin sınırlı kaynakları nedeniyle büyük devletlerin ve uluslararası aktörlerin etkisi altında hareket edeceği öngörülmüştür. Küçük devletler, büyük devletlerle ya da diğer küçük devletlerle birlikte ortak dış politika ve güvenlik politikaları sergileyebilmektedir. Küçük devlet yaklaşımında inceleyeceğimiz Sırbistan, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çok partili hayata geçmiş, fakat komünist düzenin etkisi 1990'lar boyunca hissedilmiştir. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'in yönetiminin sona erdiği 2000 yılından itibaren köklü bir dönüşüm süreci içerisine girmiştir. Bu dönüşüm, ülkedeki siyasi dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda Sırbistan dış politikası küçük devlet yaklaşımı bakımından oldukça dikkat çekici bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile uluslararası ilişkiler disiplini içinde ele alınan küçük devletlerin tanımı incelenecek, tanımlamadaki çelişkiler ve farklılıklar ortaya konacak ve küçük devletlerin dış politika ve ittifak davranışları üzerine oluşan literatür incelenerek örnek ülke olarak analiz edilen Sırbistan'ın dış politikası özellikle AB, Rusya, ABD ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde ele alınacaktır. Tezin ilk bölümünde, uluslararası ilişkilerde küçük devlet nedir, küçük devletlerin dış politikaları hangi etmenlerden oluşur sorusuna cevap aranacaktır. İkinci bölümde, örnek ülke olarak inceleyeceğimiz Sırbistan'ın tarihsel arka planının ortaya konulması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise Sırbistan dış politikasının ABD, AB, Rusya ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde Yugoslavya sonrası ve yeni dönemde nasıl şekillendiği açıklanacaktır.
Türkiye ve Çin'deki işletmelerin satiş ve pazarlama personelinde aradıkları özellikleri̇n iş ilanları üzerinden karşılaştırmalı anali̇zi̇
Günümüz iş dünyasında sadece müşteri pazarında değil, işgücü pazarında da yoğun rekabet yaşanmaktadır. İşletmelerin yetenekli çalışanları kendilerine çekmek için kullandıkları önemli araçlardan biri iş ilanlarıdır. İş ilanlarının amacı ise işletmelerin ih-tiyaç duyduğu niteliklere sahip çalışanlara iş ile ilgili bilgi vermek ve onların işletmeye başvuru yapmalarını sağlamaktır. Bununla birlikte, bu yoğun rekabet zamanında satış ve pazarlama işletmecilik için çok önemli bir faaliyet alanı haline gelmiştir. İşletmelerde satış ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesinde nitelikli pazarlama meslek elemanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Küreselleşme dünyada satış ve pazarlamanın evrensel kuralları geçerli olmaya başladığı için işletmelerin niteliklere sahip satış ve pazarlama personeline sahip olmayı isteyecekleri varsayılabilir. Bu araştırmanın amacı, iki farklı kültüre sahip olan ülkelerin gazetelerinde yer alan iş ilanlarını içerik yönünden karşılaştırarak ben-zerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu araştırmada, Türkiye'de Hürriyet Gazetesi haftalık İK ekinden ve Çin'de Urumçi Gece 招聘gazetesindeki satış ve pazarlama alanında yayımlanan iş ilanlarının içerikleri analiz edilmiştir. İş ilanı içinde işletmelerin adaylara sunduğu olanaklarla ilgili bilgi verip vermemenin ve bu bilgiyi tüm bir ifadeyle veya ayrıntılı bir şekilde vermenin, adayların iş ilanına yönelik tutumlarında ve ilanda belirtilen pozisyona başvuru yapma niyetinde nasıl etkileri olduğu irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş İlanları, Satış, Pazarlama, Satış ve Pazarlama Alanındaki İşlet-meleri, İçerik Analizi.
Türk yemeklerinin Çinli turistlerin memnuniyeti ve tekrar ziyaret etme niyeti üzerindeki etkisi
Yeme ve içme bir destinasyondaki turistler için zorunlu faaliyetler olduğundan turizm ve gastronomi, birbiriyle örtüşen ve birbirinden ayrılması neredeyse imkansız kavramlar olarak kabul edilmektedir. Ülkelerin yerel mutfakları, önemli bir çekicilik unsuru olarak farklı ülkelerden gelen turistleri o destinasyona çekebileceği gibi bu turistleri ülkeden soğutarak uzaklaşmalarına da sebep olabilir. Son yıllarda Türkiye'ye gelen turist sayısında ve elde edilen turizm gelirlerinde yaşanan düşüş yeni pazarlara açılmayı gerektirmektedir. Bu noktada turist gönderen ülkeler sıralaması içerisindeki üst sıralarda yer alan Çin'in ve en çok harcama yapan turistler oldukları bilinen Çinli turistlerin Türk turizmi için taşıdığı önem daha da artmaktadır. Çinli turistlerin Türk yemekleri hakındaki görüşlerini ve Türkiye'de kaldıkları süre içerisinde daha çok ne tip yemekleri terch ettiklerini belirlemek amacı ile gerçekleştirilen bu çalışmada, Türk Mutfağının, Çinli turistlerin Türkiye'yi tekrar ziyaret etme niyeti üzerindeki etkisi ile Çinli turistlerin yeni yemekleri denemeye istekli olup olmadıkları da incelenmiştir. Araştırmacı tarafından Şubat-Ekim 2016 tarihleri arasında İstanbul, Antalya ve Ankara'daki uluslararası fuarlarda yüz yüze 400 anket uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçları, Çinli turistlerin çoğunluğunun kendi kültürlerine yabancı yeni yiyecekleri denemeye istekli olduklarını ancak Türkiye'yi ziyaretleri sırasında özellikle öğle öğününde daha çok Çin yemeklerini yemeyi tercih ettiklerini, Türk yemeklerini daha çok akşam öğününde tükettiklerini göstermektedir. Çinli turistlerden en çok Çin'in merkez ve doğu ardından da kuzey ve güney bölgelerinden gelenlerin Türk yemeklerini tercih ettikleri; Batı'dan gelen turistlerin tamamının sadece Çin yemeği tükettiği ve Çinli turistlerin çoğununun Türk yemeklerini fazla yağlı ve fazla baharatlı buldukları da çalışmada ortaya konulan sonuçlar arasındadır. Çinli turistlerin Türk yemeklerinden en çok balık, salata, pilav ve et yemeklerini beğendikleri; Türk tatlılarını, ise fazla tatlı buldukları da araştırma kapsamında ulaşılan sonuçlar arasındadır. Çalışma sonuçları ayrıca Türk yemeklerinin katılımcıların Türkiye'yi yeniden ziyaret etme kararını etkilemeyeceğini de göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Türk mutfağı, Çinli turist, Çin mutfağı, Yemek seçimi.
AB'nin Asya pasifik politikası: Çin örneği
20. yüzyılda dünya üzerinde yaşanan gelişmelere ve değişen küresel şartlara bağlı olarak dönemin uluslararası ilişkiler aktörleri arasına yenileri eklenmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkan ve bugün hala sistemin en etkili aktörleri arasında yerini koruyan aktörlerden biri de Avrupa Birliği'dir. AB'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerini Avrupalı devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonunda bozulan ekonomilerini düzeltme ve Avrupa'yı savaşsız bir şekilde kontrol edebilme arzusu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer önemli aktör ise 1949 yılında yeniden doğan ve Asya-Pasifik'ten yükselen, dünyanın süper gücü olmaya aday aktörü konumuna erişen Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu iki önemli aktör dünya sahnesine çıktıklarından beri birbirlerine karşı ekonomik, siyasi ve askeri olmak üzere çeşitli politikalar izlemektedirler. Bugün gelinen noktada iki aktör de zirveye oynamak istemektedir. AB bölgesel bir örgütten küresel bir aktöre, Çin ise Asya-Pasifik'te güçlü bir devletten ziyade süper bir güce dönüşmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin yaşandığı bu dönemde uluslararası aktörler arasındaki denge sağlama çabaları da derinleşmektedir. Temelleri yaklaşık 60 yıl önce atılan ve bugün sistemin en etkili aktörlerinden biri olan AB de, sistemdeki bu güç ve denge yarışında yerini almaktadır. Bu nedenle Asya-Pasifik coğrafyası AB'nin ilgisini yoğunlaştırdığı alanlardan biri haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Güvenlik, Asya Pasifik, Çin, Ticaret
Geçiş sonrası Çin'in uluslararası ticarete entegrasyonu
Çin 1978 yılında ekonomik anlamda bir dönüşüm süreci başlatmıştır. Bu dönüşüm süreci kendi dinamikleri çerçevesinde ve herhangi bir özel stratejiye dayanmadan gerçekleşmiştir. Diğer geçiş ekonomilerinden farklı olarak Çin'de ekonomik anlamda bir serbestleşme yaşanırken bu durum siyasi anlamda bir serbestleşmeye dönüşmemiştir. Bugün hala ülkeyi tek parti olan Çin Komünist Partisi yönetmektedir. 1949-1978 yılları arasında merkezi planlamacı ekonomiyi benimseyen Çin 1978 yılından sonra serbest piyasa ekonomisine yönelik reformlar yapmıştır. Bu reformların sonuçları pek çok önemli makro ekonomik göstergeye olumlu olarak yansımıştır. Çin uzun yıllar boyunca yüksek büyüme oranları yakalamış buna ek olarak da ihracat, ithalat ve dış ticaret hacimlerinde dünyanın gelişmiş ülkeleri ile rekabet etmektedir. Yapılan reformlar ile Çin dünyanın fabrikası haline gelmiş ve pek çok önemli uluslararası yatırımcı için cazip bir ülke olmuştur. Başlangıçta ucuz işgücü sayesinde ülkeye gelen şirketlerden piyasa becerileri öğrenilerek ilerleyen dönemde Çin kendi ulusal markalarını yaratmıştır. Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği ayrıca bir dönüm noktasıdır. Üyelikten sonra Çin'in dış ticaret hacmi hızla yükselmiş ve küresel ekonomiyle entegrasyon seviyesi artmıştır. Günümüz dünyasında ekonomik ilişkiler ile siyasi ilişkiler bir bütünlük arz etmektedir. Çin bu hususa dikkat ederek uluslararası aktörlerle olan karşılıklı ve çok taraflı ilişkilerine önem vermiştir. Tüm bunlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde Çin'in 1978 sonrasında uluslararası ticarette başarılı bir şekilde entegre olduğu görülmüştür.
Amerika Birleşik Devletleri- Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri
Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri'yle (ABD) Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki ilişkilerin gelişimi ele alınarak dış politika kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında iki devlet arasındaki politik, ekonomik ve güvenlik boyutlu ilişkilerin incelenmesiyle bu ilişkilerdeki olumlu ve olumsuz gelişmelerin belirlenmesi; 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırılarından sonra başlayan yeni süreçte ikili ilişkilerin değerlendirilmesi ve son olarak da bu ilişkilerin hem ABD hem de ÇHC dış politikası bağlamında incelenmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezde, hem ABD'nin hem de ÇHC'nin temel dış politika öncelikleri ve sorunları kapsamında iki devlet arasındaki ilişkilerin bilimsel analizi yapılmıştır. Bu bağlamda iki devlet arasındaki ilişkiler başlangıçta ÇHC'nin uyguladığı tek bir tarafa yaslanma politikasından dolayı rakiplik çerçevesinde gelişim göstermişse de 1970'lerde yumuşayarak yakınlaşma dönemine girmiş ve 1980'lerde de özellikle ÇHC'de ekonomik reformların gerçekleştirilmesi gibi olumlu gelişmelerle yakınlaşmadan iş birliği sürecine yönelmiştir. Fakat ÇHC'de gerçekleşen Tiananmen olayları, ikili ilişkilerin bozulmasına ve 1990'larda belirsizlik döneminin yaşanmasına neden olmuştur. 2000'lere gelinirken de ikili ilişkiler olumlu gelişmelerle tekrar canlanma dönemine girmiş ve 2010'larda ise ticaret savaşlarıyla daha rekabetçi bir hâle gelmiştir. Bu durum, hem ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasına hem de ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasına dayandırılabilir. Böylece ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasının etkisi, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü hâline gelerek ABD'ye rakip olmasına yol açmıştır. ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasıysa çıkarlarına ve hedeflerine uygun olarak inşa edilmiş ve yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: ABD, ÇHC, Asya-Pasifik, yakınlaşma, iş birliği, canlanma, ticaret savaşları.
Çin'in yükselişi ve güç dönüşümü tartışmaları: 21. yüzyılın başında değişen güç dinamikleri ve Türkiye
Bu çalışma, "Doğu" ile "Batı" arasındaki güç mücadelesini; güç geçişi, Çin'in yükselişi ve Soğuk Savaş sonrasının mevcut hegemonyası ABD nezdinde "Batı" ile verilen güç dönüşümü temelli "Doğu"nun mücadelesini incelemektedir. Uluslararası İlişkilerin iki ana akım teorisi, idealizm ve realizm çerçevesinde Çin'in yükselişi ve güç geçişine ilişkin özellikle hegemonik tartışmalara değinilmektedir. Çin'in yükselişiyle birlikte Uluslararası İlişkiler alanı Neorealizm, Neoliberalizm, Neomarksist ve hatta ilerisine giderek Asya Merkezli hegemonya ve hegemonik mücadele ile açıklamaktadır. Amacımız teorik tartışmanın çerçevesini sınırlamak için özellikle kötümser ve iyimser argümanlarla konuyu açıklamaktır. Çalışmanın ikinci bölümü; Çin'in Uluslararası İlişkilerdeki rolünü genel hatlarıyla özetlemekte, özellikle büyük güç politikalarına ve Çin'in yakın bölgesel komşularıyla ilişkilerine odaklanmaktadır. Bölgesel yaklaşımlardan Ortadoğu ve özellikle Arap olmayan ülkelerle ilişkisinde Çin ve Ortadoğu ile ilgili literatürün bir incelemesini sunmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü, Çin'in Arap olmayan Ortadoğu ülkelerinden tarihi ve diplomatik ilişkileri olan Türkiye özeline odaklanmaktadır. Çin'in Ortadoğu politikalarının tarihsel arka planını dört farklı döneme ayırdığımızda karşımıza çıkan; (i)ideolojik dış politika, (ii)bağımsız dış politika arayışı, (iii)pragmatist dış politika ve (iv)aktif pragmatist dış politika, yapısı ile Çin'in aktivizmine odaklanarak konu aktarılmaktadır. Bu bağlamda, 21.yüzyılın şu ana kadar ki en büyük ve başarılı birliktelik vurgulu projesi Kuşak ve Yol ile orta koridor üzerindeki kilit ülke konumu, jeo-ekonomik ve jeo-stratejik önemi günümüzde daha fazla artan Türkiye ile ilişkiler incelenmektedir. Bu kapsamda, örneğin; yükselen hegemonik güç Çin'in, Kuşak ve Yol ile Türkiye'ye bölgesel güç / bölgesel hegemonik güç olma fırsatını sunup sunmadığı soruları araştırılmaktadır.
Çin Halk Cumhuriyeti–Cibuti Cumhuriyeti ilişkileri
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Cibuti Cumhuriyeti'yle ilişkilerinin tarihi, bu devletin bölgeyi keşfedip tanıdığı döneme kadar gitse de ikili ilişkilerin başlangıcı 1979 yılında diplomatik ilişkilerin kurulmasına dayanmaktadır. Başlangıçta ikili ilişkiler, diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla başlasa da daha sonraları bu ilişkilerin gelişimi hızlanmıştır. Bu bağlamda tezin çalışılmasındaki amaç, Çin Halk Cumhuriyeti'yle Cibuti Cumhuriyeti arasındaki siyasi, ekonomik, askerî, eğitim ve sağlık alanlarındaki ilişkilerinin incelenmesi ve bu ilişkilerdeki seviyenin belirlenmesidir. Bu çerçevede 1979 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ile Cibuti Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından itibaren bugüne kadar yaşanan gelişmelerin incelenmesi ve ayrıca Çin Halk Cumhuriyeti'nin Cibuti Cumhuriyeti'ndeki etkisinden dolayı bu devletin Çin Halk Cumhuriyeti için öneminin belirlenmesi bu tezin kapsamını oluşturmuştur. Özellikle son yirmi yılda ikili ilişkilerin gelişimi hızlanarak iş birliğine yönelmiş ve daha sonraları da stratejik ortaklık seviyesine çıkmıştır. Bu bağlamda ikili ilişkilerin gelişiminden yapılan çıkarım, bu iki devlet arasında oluşan iş birliği ve stratejik ortaklıktır.
Türkiye ve Kuşak Yol ülkeleri arasındaki uluslararası ticaret hacminin analizi: Panel Çekim Modeli yaklaşımı
Yüzyıllardır ticaretin devam ettiği, kültürlerin etkileşim halinde olduğu bir güzergâh olan tarihi ipek yolu, Çin lideri Xi Jinping'in 2013 yılında ilan ettiği üzere daha modernize edilerek Kuşak Yol Projesi'ne dönüştürülmüştür. Kuşak Yol Projesi, Çin'den Afrika kıtası da dahil olmak üzere Avrupa'ya kadar yoğun bir nüfusun yaşadığı güzergâh üzerinde yer almaktadır. Hem denizden hem de karadan belirlenmiş olan güzergahta ticaretin gelişmesi ve aksamadan devam etmesi için projede yer alan ülkelere Çin tarafından; ulaştırma ve iletişim altyapılarının kurulmasının yanı sıra finansman desteği de sağlanmaktadır. Kuşak Yol Projesi'ne, Çin'in özellikle enerji ve hammadde ihtiyacını karşılamaya yönelik oluşturduğu bir proje olarak görüp karşı çıkan ülkeler bulunmaktadır. Kuşak Yol Projesi, bazı ülkelerin ekonomik ve siyasi çıkarlarına ters düştüğünden ve bu ülkelerin sahip oldukları nüfuz alanlarını kaybetme endişesinden dolayı Çin'e karşı farklı oluşumlar kurmaya çalışmaktadır. Her ne kadar kazançları ve zorlukları olsa da Kuşak Yol Projesi ekonomik entegrasyon temelinde işleyen bir proje olarak görülmektedir. Kuşak Yol Projesi'nin ülkelerin kazan kazan mantığıyla, ekonomik kalkınmalarına yarar sağlaması beklenmektedir. Türkiye gelişen bir ekonomiye sahip bir ülke konumundadır. Türkiye ekonomide sürekliliği sağlamak ve nüfusun artmasıyla beraber artan enerji ihtiyacını karşılamak için alternatiflere ihtiyacı bulunmaktadır. Bu noktada Kuşak Yol Projesi, Türkiye'ye hedeflerini gerçekleştirme noktasında önemli fırsatlar sunmaktadır. Türkiye'nin Kuşak Yol Projesi'nde yer alan ülkelerle ilişkilerini geliştirerek ihracatını artırarak cari açığını düşürebilme potansiyeli bulunmaktadır. Türkiye'nin Kuşak Yol Projesi'nde yer alan ülkelere gerçekleştirdiği ihracat rakamları, Türkiye'nin GSYİH'sı, projede yer alan ülkelerin GSYİH'ları, Türkiye'nin nüfusu, projede yer alan ülkelerin nüfusu, Türkiye'nin projede yer alan ülkelere olan mesafesi ve bu ülkelerin uyguladığı gümrük tarifelerinin etkisi analiz edilmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye'nin Kuşak Yol Projesi'nde yer alan ihracat yaptığı ülkeleri kapsayan ve 2000–2019 yılları arası dönemi içeren panel veri seti oluşturularak çekim modeli kurulmuştur. Analiz sonuçlarına göre, Türkiye ve Kuşak Yol Projesi ülkelerinin gayrisafi yurtiçi hasılaları ve nufüs hacimlerinin Türkiye'nin Kuşak Yol Projesi ülkelerine ihracatını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Buna karşın, Türkiye ile Kuşak Yol Projesi ülkeleri arasındaki mesafenin, Kuşak Yol ülkelerinin uluslararası ticaretlerinde uyguladıkları ortalama gümrük tarife oranlarının ve Kuşak Yol ülkelerinin etrafının kara ile çevrili olmasının Türkiye'nin Kuşak Yol Projesi ülkelerine ihracatını negatif yönde etkilediği görülmüştür.
Çin büyüme modeli çerçevesinde endüstri 5.0 ve dijital ekonominin uluslararası ticarete etkisi: G-20 ülkeleri örneği
Uluslararası ticaret geçmişten günümüze kadar her zaman ülkelerin ekonomik ve toplumsal olarak gelişmesi yönünde en önemli etkenlerden biri olmuştur. Ülkelerin birbirleriyle yaptıkları ticari faaliyetler sonucunda toplumların birbirleriyle olan etkileşimleri küreselleşemeye ve bu küresellikte kendilerine fayda sağlayan politikalar geliştirmelerini sağlamıştır. Bulunduğumuz yüzyılda bu politikalar teknolojik ilerleme ile birlikte ülkelerin teknolojiye dayalı kalkınma politikaları geliştirmesine ön ayak olmuştur. Bu düşünceler dâhilinde özellikle Çin merkezindeki farklı ülkelerin politikaları, endüstri 5.0 düşüncesinin temelini atmaktadır. Çünkü her zaman endüstri devrimleri insanlıgın yaşamlarında çok farklı dönüşümler getirmiştir. Bu dönüşümlerin en son ayağıda endüstri 5.0 diyebiliriz. Yeni endüstri kavramları bulunduğumuz yüzyılda ülkelerin ekonomik ve toplumsal olarak kalkınmaları için gerekli olan en önemli fırsatlardan birisidir. Sadece ekonomik olarak değil bir toplumsal dönüşümü isteyen bu süreç dâhilinde birçok disiplinde ve toplumsal süreçleri de etkilenmesi beklenmektedir. Ancak politikalarını gelir üzerinden oluşturan ülkeler için en önemli konu her zaman parasal karşılık olmuştur. Yeni endüstri fırsatlarını değerlendirmek isteyen farklı ülkeler bugün yapılan yatırımlarının karşılığını almaya yakın oldukları analizlerle ispatlanmaktadır. Bu çalışmada ise Çin ekonomisi ekseninde endüstri 5.0 ve dijital dönüşümün uluslararası ticaretteki etkileri ve Çin'in yeni endüstri devrimine hazırlık politikaları dâhilinde yapmış olduğu küresel ticaret politikaları, uluslararası örgütlerle ilişkileri, projeleri vb. değerlendirilmiştir. Farklı ülkelerin benzer şekilde gelişme düzeyleri araştırılarak analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda ülkelerin yeni endüstri devrimiyle sağladıkları faydalar göz önüne serilmektedir.
Türkiye ve BRICS ülkelerinin sektörel rekabet güçlerinin karşılaştırılması
Ekonomik güç dengelerinin değiştiği ve buna bağlı olarak yeni oluşumların meydana geldiği günümüz ekonomi alanı incelendiğinde, değişen dengelerde yer edinmek isteyen ülkelerin birbirleriyle rekabet etme çabaları dikkat çekmektedir. Oluşan yeni güç dengeleri içerisinde dikkat çeken yapılardan biri de BRICS ülkeleridir. BRICS ülkelerinin, 2008 yılında ABD'de patlak veren ve birçok ülkeyi de etkileyen küresel ekonomik kriz sürecinde ve sonrasında gelişmiş ülkeler ile arasındaki mesafeyi daraltma fırsatını yakalamış olması rekabet alanında değinilmesi gereken bir konudur. Aynı şekilde Türkiye'nin de benzer özellikler göstermesi, Türkiye ile bu ülkelerin rekabet alanlarının incelenmesi önem arz etmektedir. Bu amaçla BRICS (Brezilya, Rusya, Çin Hindistan, Güney Afrika) ve Türkiye'nin, ele alınan sektörlerde Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlüklere (AKÜ) göre hangi sektörde güçlü olduklarının Bela Balassa'nın geliştirmiş olduğu yöntem kullanılarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve United Nations Commodity Trade Statistics Database (COMTRADE)' den 1988-2014 yılları arası elde edilen veriler kullanılarak belirlenmeye çalışılmış ve BRICS ülkelerinin tam manasıyla bir birliktelik içerisinde olup olmadıkları tartışılmıştır. Çalışma sonucunda ülkelerin gerek ekonomik performansları ve rekabet edebildikleri sektörlerin gerekse de coğrafik ve siyasi yapılarının birbirinden farklı olması bu ülkelerin tam manasıyla bir birliktelik kuramadıklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Türkiye ve BRICS ülkelerinin daha da başarılı olabilmeleri için ekonomik kalkınma politikalarını gözden geçirerek eksik yönlerini değiştirmeli ve bu yönde çalışmaların yapılması öngörülmektedir.
Geleneksel çin mitleri üzerine bir araştırma
Mitler; başat kahramanları tanrılar veya yarı-tanrılar olan, metafizik âlemde ve bilinmeyen zamanlarda geçen ve birer hakikat olarak inanılan kutsal aktarımlardır. Diğer tarihsel ve kutsal aktarım türleri ile arasında ciddi farklar vardır. Bu nedenle tezimizde kısaca efsane, halk hikâyesi, destan, masal, kıssa, menkıbe ve memorat türlerine de değinilmiştir. Tezimiz kadim Çin kültüründeki mitsel aktarımları konu edinmektedir. Önceleri sözel kültürde şekillenen bu mitler, M.Ö. dördüncü yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Bu erken döneme ait mitler tarihî süreçte çeşitli şekillerde, değişik eserlerde, farklı yazarlar tarafından kullanılmıştır. Üstelik bu mitler bazen, çeşitli dinî ve felsefî ekollerce farklı şekillerde yeniden yorumlanarak o ilk özgün hallerini kaybetmişlerdir. Bu sebeple tezimizde, Çin mitlerinin o ilk saf formlarını tespit ve tahlil etmek amaçlanmıştır. Çalışmamızda kullanılan kaynaklar kadim Çin mitlerini en saf halleriyle edindiğimiz Çin klasikleridir. Geleneksel Çin düşüncesinin köklerini oluşturan bu mitler ana temalarına göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Yaratılış ve türeyişten bahseden köken mitleri ile kargaşanın izale edilip düzenin yeniden sağlanmasını işleyen kahramanlık mitleri bu ana temalara birer örnek olarak verilebilir. Bu sayede kadim Çin düşüncesindeki en temel inanışların (Ying-Yang veya Dao gibi) mitlerdeki arkaik kökenleri ortaya konulmuştur.
Çin Halk Cumhuriyeti: Politik ve ekonomik dönüşüm süreci (1970–2011)
Neoliberalizmin hızla yayıldığı 1980'li yılların Çin Halk Cumhuriyeti'nde (ÇHC) ekonomik dönüşümlerinin yaşanmaya başladığı döneme denk gelmesi sonucu, neoliberalizm akımı ÇHC ekonomik dönüşümünü hızlandırmıştır. ÇHC, 1990'lı yıllarda ekonomik dönüşümler sayesinde elde ettiği yıllık %9-11 kalkınma hızıyla dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi haline gelmiştir. Küreselleşmenin, tek bir çıkış yeri ve başlangıç noktası olmamasına karşın Soğuk Savaş sonrası 1990'lı ve özellikle 2000'li yıllarda hızla ilerlemesi Çin ekonomik dönüşümüne olumlu katkıda bulunmuş ve ÇHC'nin dünya ekonomik sistemi ile bütünleşmesine etkisi oldukça önemli hale gelmiştir. Küreselleşmenin etkisinde muazzam dönüşümler yaşayan ÇHC ekonomisi, uluslararası alanda da önemli değişimler yaşayarak, özellikle 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği ile dünyaya kapılarını tamamen açmıştır. Küreselleşme akımının etkisiyle geçirdiği ekonomik dönüşümler sonrasında, küresel ekonomik sistemi ile bütünleşmesi, ÇHC'nin uluslararası ilişkiler çerçevesinde yeni sorumluluklar üstlenmesini gerektiren bir yaklaşımı da beraberinde getirmiştir. Anahtar kelimeler: ÇHC ekonomisi, ekonomik dönüşüm, küreselleşme, neoliberalizm.
Uluslararası azınlık hakları bağlamında Uygur Türkleri'nin durumu:(Türkiye, Kırgızistan ve Doğu Türkistan örneği)
Bu çalışma, Çin'in 1949 yılında Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği işgal sonucunda azınlık durumuna düşen Uygur Türklerinin Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Türkiye'deki durumunu analiz etmektedir. Çin istila sonrası bazı Uygur Türkleri kültürlerini, inançlarını, dilini serbest şekilde devam ettirmek amacıyla Doğu Türkistan'dan hicret etmişlerdir. Meydana gelen göç hareketleri çok sayıda Uygur Türkünü farklı ülkelere gitmesine sebep olmuştur. Bu çalaşma özellikle Kırgızistan, Türkiye ve Doğu Türkistan'daki Uygur azınlıklar üzerinde durulmuştur. Doğu Türkistan'da kalan Uygurlar, çok zor ve ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan'daki Uygurlar üzerinde Çin yönetiminin işgal ve baskısı hala devam etmekte olup Türk-İslam varlığını silebilmek için farklı yöntemler uygulanmaktadır. Doğu Türkistan kültürel değerleri, dini inançları, tarihi geçmişi, jeopolitik ve jeostratejik açıdan, Türk-İslam dünyasının önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihte deniz yollarının keşfedilmediği dönemde Avrasya kıtasında önemli bir noktadır. İpek yolu ile Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Doğu Türkistan bölgesi, bir köprü vazifesini görmüştür. Çalışmada, öncelikle Uygur Türklerinin tarihi, yaşadıkları coğrafiya, kurdukları devletler ve cumhuriyetler açıklanmıştır. Daha sonra Azınlık kavramı ve tanıtımına yer verilerek uluslararası azınlık hakları bağlamında çeşitli belgeler kronolojik olarak incelenmiştir. Doğu Türkistan'da çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Uygur Türkleri detaylı olarak incelenmiştir. Son olarak Kırgızistan ve Türkiye'ye göç eden Uygur azınlıkların günümüzdeki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Güç geçiş kuramı çerçevesinde yükselen devletlerin incelenmesi
İnsanlık tarihi kadar eski ve köklü bir geçmişe sahip olan güç kavramı, uluslararası ilişkiler literatüründe sıklıkla karşılaşılan bir kavramdır. Kimi düşünürler kavramı hedefe ulaşma noktasında bir amaç, kimisi hedeflenilen amacı gerçekleştirme konusunda kullanılacak bir araç, kimileri ise mevcut varlıkların tümünü kapsayan kapasite olarak ifade ederler. Tüm bu birbirinden farklı şekillerde yapılan açıklamalara karşın, kavrama ilişkin net bir tanımlama halen yapılabilmiş değildir. Bu doğrultuda gücün sistem içerisindeki rolüne ilişkin bir uzlaşının da sağlanabilmiş olduğu söylenemez. Güce dair var olan tüm bu belirsizliklere karşın kavram, uluslararası politika çözümlemelerinde sıklıkla kullanılan bir unsur niteliği taşımaktadır. Uluslararası ilişkiler sistemi içerisindeki tüm politik eylemlerin doğası hem gücü hem de güç politikalarını temel almaktadır. Buradan hareketle de güce dair yapılabilecek tanımlama, herhangi bir devletin kendi ulusal menfaatlerini koruma ve sürdürme noktasında elinde var olan tüm potansiyel unsurları şeklinde yapılabilir. Bu unsurlar maddi olabileceği gibi manevi unsurları da içerebilmektedir. Örneğin, bir devletin sahip olduğu coğrafyası, kültürü, nüfus yapısı o devletin gücünün belirleyicisi olabilme özelliğindedir. Gücün potansiyel unsurları olarak da, bir devletin ekonomik gelişmişliği, askeri yapılanması, teknolojik kapasitesi gibi faktörler öne çıkmaktadır. Tüm bu veriler ışığında bu tez çalışması ile amaçlanan, dünya tarihinde insanlığın var olduğu ilk günden bugüne değin varlığını koruyup sürdürmüş olan güç kavramının henüz net bir şekilde yapılamamış tanımına dair açıklamalar getirmek, ardından uluslararası ilişkiler teorilerinin güç kavramı üzerine geliştirmiş oldukları yaklaşımları analiz etmek, devamında ise gücün bileşenlerini tek tek açıklayarak güce ilişkin teorik kısmı sonlandırmak olacaktır. Ardından dünya siyasi tarihinde etkin olmuş başat ve hegemon güçlerin tanımlamalarına değinilecektir. Bu şekilde genel tanımlamaların verileceği birinci bölümün ardından, Organski'nin, anarşik uluslararası sistem tanımlamasına karşı çıkarak sistem içerisindeki güçler arasında hiyerarşik bir ilişkinin bulunduğunu iddia ettiği savı 'Güç Geçiş Kuramı' ve Lemke'nin bu kuramdan yola çıkarak oluşturduğu 'Çoklu Hiyerarşi Modeli' üzerine açıklamalar getirilecektir. Devamında ise uluslararası sistem içerisinde yükselen güçler kavramı ele alınıp, bu doğrultuda sistem içinde yükselen güç ve bu kapsamda yükselen ekonomi olarak ifade edilen yapılanmalar açıklanmaya çalışılacaktır. Son bölümde ise, yapılan tüm bu tanımlamalar, açıklamalar ve analizler doğrultusunda vaka incelemesi başlığı altında son dönemlerin hem ekonomik hem de politik anlamda yükseliş trendinde olan iki ülkesi Çin ve Hindistan inceleme altına alınacaktır. Uluslararası sistemin değişen ve dönüşen yapısı içerisinde yakalamış oldukları bu büyüme ivmesi ile tüm dünyanın dikkatini çeken her iki devlet, bilhassa Çin, günümüz dünyası ABD hegemonyasının karşısında 'yükselen güç' olarak durmakta ve şu an ki görüntü itibariyle bu güçlerini artırarak yükselişlerine devam edeceğe benzemektedirler. Anahtar Kelimeler: Çin, Güç, Güç Geçiş Kuramı, Hindistan, Yükselen Güçler
Türk basınında Doğu Türkistan ( 1923-1960)
Doğu Türkistan, Çin Devleti tarafından zulme uğramaktadır. Bölgede yaşanan bu zulmün, tarihi bir boyutu bulunmaktadır. Çalışma Doğu Türkistan'ın 1923-1960 yılları arasında Türk basınındaki yerini incelemektedir. Türkiye'nin Doğu Türkistan hakkındaki tutumu, basındaki yansıması üzerinden ortaya konulacaktır. Osmanlı Devleti ile başlayan Doğu Türkistan ilişkileri Türkiye Cumhuriyeti'nde de devam etmiştir. Türk halkı Doğu Türkistan konusunda hassas olmuş, dergi ve gazetelerde bu konuya yer vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti, içinde bulunduğu dönemin koşullarına paralel olarak dış politikasında temel esaslarına bağlı olarak farklı tepkilerde bulunmuştur. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde uygulanan politikayla 1950'lerde uygulanan politika aynı şekilde olmamıştır. Ancak devletin politikası ne olursa olsun Doğu Türkistan halkına destekten hiç vazgeçilmemiştir. Türkiye Devleti, 2.Dünya Savaşında Sovyetler Birliğine karşı dikkatli politikalar izlemiş ve açıktan Doğu Türkistan'ı destekleyen adımlar atmamış, resmi girişimlerde bulunmamış hatta Sovyetlerle iş birliği yapılmasını salık vermiştir. Çalışmada, Cumhuriyet, Milliyet, Vatan ve Hâkimiyet-i Milliye ve Yeni Kafkasya gazeteleri ve Yeni Türkistan Dergisi, Türk Yurdu dergilerinin ilgili dönemleri incelenmiştir. Yapılan dergi ve gazete incelemeleriyle Doğu Türkistan hakkında Türk basınından hareketle Türkiye'nin bu konu hakkındaki tutumu ve politikası ortaya konularak bugün devam eden Doğu Türkistan meselesinin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır. Aynı zamanda çalışmayla Doğu Türkistan farkındalığı oluşturulmuş olunacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Türkistan, Türk Basın Yayını, Türkiye Cumhuriyeti, Çin, Cumhuriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Vatan Gazetesi, Yaş Dergisi, Yeni Kafkasya Gazetesi.
Döviz kuru değişimlerinin uluslararası rekabet gücüne olan etkisi: Türkiye ve Çin karşılaştırması
Dış ticaret bilançosu açığı, Türkiye'nin kronik ekonomik sorunlarından biri haline gelmiştir. Bu açığı giderme konusunda, ihracata dayalı sanayileşme politikası ile birçok önemli adım atılmıştır. Bu süreçte, katma değer yaratma, ürün geliştirme, teknolojik yenilikler, satış, pazarlama, marka vb. yapısal uygulamalar dışında, Türk Lirası (TL)'nın değer kaybı gibi kalıcı olmayan ancak kısa dönemde rekabeti artıran önlemlere de başvurulmuştur. Son yıllarda TL'nin sert değer kayıplarıyla karşı karşıya kalması, ihracatta rekabetçi kur etkisinin ortaya çıkıp çıkmadığı tartışmalarını alevlendirmiştir. Bu durum, Renminbi (RMB) değerini düşük tutarak uluslararası pazarlarda ihracat hacmini hızla artıran Çin ile Türkiye arasında benzerlikler olabileceği düşüncesini gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, söz konusu görüşleri incelemek amacıyla Türkiye ve Çin'in dış ticareti iki farklı analiz yolu ile karşılaştırılmıştır. Öncelikle Türkiye ve Çin'in düşük, orta ve yüksek teknolojiye dayalı imalat sanayi ihracatındaki rekabet gücü ölçülmeye çalışılmıştır. İkinci aşamada, dış ticarette önemli bir etken olan döviz kurunun etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda, ülkelerin reel efektif döviz kuru, ihracat ve ithalat hacmi arasındaki ilişki hesaplanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci analiz yönteminde, Türkiye ve Çin'in 1995-2019 yılları arasında, Liesner (1958) tarafından ortaya atılan, Balassa tarafından (1965) geliştirilen Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA) endeks ölçümü yapılmış ve iki ülkenin yıllık imalat sanayi rekabet gücü karşılaştırması gerçekleştirilmiştir. İkinci analizde, Türkiye ve Çin'in 2014/1 – 2021/9 dönemindeki aylık reel efektif döviz kuru, ihracat ve ithalat değerleri arasındaki eşbütünleşme ilişkisi incelenmiş ve bağımlı değişken olarak tutulan ihracatı, bağımsız değişkenler olan reel efektif döviz kuru ve ithalatın ne oranda etkilediği tespit edilmiştir. Çalışmada ilk olarak ilgili dönemdeki verilerin durağanlıkları ADF ve Philips- Perron birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Serilerin durağanlıklarından emin olunduktan sonra, ARDL sınır testi ve Hata Düzeltme Modeli ile değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem eşbütünleşme ilişkisinin varlığı incelenmiştir. Son olarak modelden elde edilen katsayılar ile reel efektif döviz kuru ve ithalatın her iki ülkenin ihracatına olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen katsayıların ayrıca CUSUM ve CUSUM Kare grafikleri yardımıyla kararlılıkları analiz edilmiştir.
COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler açısından mücbir sebep değerlendirmesi
COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler kapsamında mücbir sebep kavramının sorumlunun kusurunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı konusu önem arz etmektedir. Salgın beklenmeyen hal olmasıyla birlikte mücbir sebep teşkil edip etmediği hala tartışma konusudur. COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirler ve önemlerle ticari faaliyetleri ne yönde etkilediği, edimin ifası geçici/kalıcı olarak imkansızlaşması veya askıya alınabilmesi temerrüt hükümlerinin ne derecede uygulanıp uygulanmayacağı (uygulanamayacağı) sorusunu gündeme getirmektedir. Bu çalışma, edimin ifası imkansızlaşması/ geçici olarak imkansızlaşması COVID-19 salgını ile bir nedensellik ilişkisinin varlığı incelenmesi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ile 14 Mart 2020 tarihinden bu yana Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen COVID-19 salgını neticesinde Türkiye tarafından yürürlüğe koyulan genelge, yönerge, yönetmelik, geçici madde ve kanunlar irdelenmiştir. Mücbir sebep nispi bir kavram olmasında kaynaklı olsa gerek, ispatı önem arz etmektedir. Bu anlamda, edimin ifası imkansızlaşması/kısmen imkansızlaşması veya aşırı ifa güçlüğü COVID-19 salgını ile ilişkili olduğunu ispat etmenin yanı sıra mücbir sebebin tüm karakteristiklerini taşıdığını ayrıca ispatı gerekmektedir. Bu bağlamda, peşinen COVID-19 salgınının mücbir sebep teşkil ettiği söylenemez. Oluşabilecek uyuşmazlıkları önleme adına Fransa'nın 2016 yılında yürürlüğe koymuş olduğu «öngörülemeyen durumlarda sözleşmelerin revize edilmesi» yönetmeliğin bir benzeri Kanun yapıcı tarafından ele alınması önerilmektedir. Uluslararası ticari faaliyetlerde bulunan Türk firmalarına, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olan Uluslararası ticaretin teşviki için Konseyi'nin sunmuş olduğu mücbir sebep sertifikasına benzer bir belge Ticaret Bakanlığı veya Ticaret Odaları tarafından düzenlenmesi Hukuki uyuşmazlıklarına çözüm olabileceğine kanaat getirilmiştir.
İsrail, Hollanda ve Çin tarım modelleri ışığında Güneydoğu Anadolu Projesi bölgesinde tarımsal gelişme
Bu çalışmanın amacı, dünyanın önemli tarım üreticilerinden olan Hollanda, İsrail ve Çin'de uygulanan tarım politikalarının analiz edilerek, GAP Bölgesinde tarımsal başarının arttırılmasına katkı sunmaktır. GAP Bölgesinde her alanda değişim, dönüşüm ve atılımın başlatılarak, uzun vadede azim ve kararlıkla, ekonomik istikrar ve güven, sürdürülebilir kalkınma, Ar-Ge ve eğitim hamlesiyle nitelikli beşerî sermayenin, milli teknoloji hamlesiyle teknoloji ve yenilik kabiliyetinin artırılması gerekmektedir. Tarımsal üretimde dijital dönüşümün önceliklendirilmesi, tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, arz talep dengesini gözeten, üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü (kooperatifçilik, birlik) ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörü oluşturulmalıdır. Dijitalleşme, yapay zekâ ve veriye dayalı iş modelleri ile tarımsal bilgi sistemleri geliştirilerek, başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkiler ve tohum olmak üzere, ürün güvenilirliği, bitki çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama, satış (mezat, online satış) ve markalaşma faaliyetlerinin topyekûn desteklenmesi önem arz etmektedir. Çiftçiye bedelsiz arazi imkânı, ürün satış garantisi, ithalat koruması, sigortacılık hizmetleri, finansa erişimin kolaylaştırılması, kredi kullandırma prosedürlerin azaltılması, faizlerin tamamen kaldırılması, eğitimli iş gücü ve sosyal olanaklar, aktif örgütleme ve planlı üretim ve denetim ile GAP Bölgesi gıda lojistik üssü olacak ve Türkiye hem sanayi alanında hem de tarımsal alanda dünyadaki en iyi ekonomiler arasına girebilecek potansiyele sahip bir ülke olarak öne çıkacaktır.
1990 sonrası Çin-ABD ilişkilerinin "Güç geçişleri yaklaşımı" bağlamında incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Soğuk Savaş sonrası Çin-ABD ilişkileri güç geçişi teorisi çerçevesinde ele alınmıştır. Çin-ABD ilişkisi iki büyük gücün ilişkisi olarak görülmektedir. Hegemon güç olarak kabul edilen ABD ve onun en önemli rakibi olarak kabul edilen Çin ilişkilerinin analizi için Organski'nin güç geçişi teorisi kullanışlı bir teori olarak görülmektedir. Çin yükselişi endüstriyel gelişimiyle ilgilidir. ABD ve Batı bloğu ülkeleriyle Çin'in uluslararası sistemde yükselmesi sebebiyle ilişkilerde sorunlar yaşanmıştır. Uluslararası sistemde gelişmekte olan ülkeler arasında açık ara farkla ekonomik bazında en önemli ülke Çin'dir. Çin bu nedenle uluslararası sistemde yeni dünyanın taşıyıcısı ve yönlendiricisi konumuna gelmiştir. Küresel ve bölgesel ticarette Çin'in rekabet yeteneklerini sürekli olarak arttırması, eğitimli insan gücü, teknolojik ve alt yapı yatırımları ile dünya ticaretinden aldığı pay gibi avantajlar sayesinde hızla yükselmektedir. Çin'in yükselişi, uluslararası sistemde hegemon olan ABD tarafından tehdit olarak algılanması ve bunun sonucunda çeşitli yaptırımlar uyguladığı tarihsel verilerden anlaşılmaktadır. Bu çalışmada ABD'den Çin'e bir güç geçişinin olup olmayacağı ve bu geçişinin savaş ya da barış yoluyla mı olacağı konusu ele alınmıştır. Sonuç olarak, ilerleyen yıllarda Çin'in bu yükselişinin devam etmesi durumunda ABD'den Çin'e bir güç geçişinin gerçekleşeceği düşünülmektedir.
1980'den günümüze Türk yazılı basınında doğu Türkistan
1980'den sonra ulusal basında Doğu Türkistan sorunu nasıl ele alınmıştır? Soruna ulusal basının bakışı ne olmuştur? Konuyla ilgili haberler, yorumlar ve tahliller nelerdir? Tezimizin sonunda varılan sonuçlar nelerdir? Soğuk Savaş döneminde Asya'da Rus ve Çin yayılmacılığı hız kazandı. Ruslar Batı Türkistan'a Çin'in ise Doğu Türkistan'a hakim olmaya çalıştı. Buna karşılık Doğu Türkistan'da Çin hakimiyetine karşı mücadele edildi. Bu mücadelede Türkiye'ye göç eden Doğu Türkistanlıların kurdukları dernekler önemli bir yer kaplar. Kurulan derneklerin yaptıkları faaliyetler sorunun Türkiye gündemine gelmesinde etkili oldu. Türkiye'de 1980'den sonra ulusal basında sınırlarımız dışındaki Türk topluluklarının sorunlarına ilginin artması, bu konudaki basın yayın faaliyetleri Doğu Türkistan meselesinin gündeme gelmesinde kamuoyu oluşumunda etkili oldu. 1980'li yılların ortalarında Türk Çin ilişkilerinin gelişmesi Doğu Türkistan'a yapılan ziyaretler buradaki Türklerin tanınması açısından önemli gelişmedir. 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılması, 1991'de Sovyetler Birliği'nin parçalanması ile Orta Asya'daki Türk topluluklarının bir kısmı bağımsız oldular. Bu durum Doğu Türkistan için de ümit kaynağı oldu. Ancak Çin beklendiği gibi parçalanmadı. Ülkedeki etnik ve dini azınlıklar ayrılmadı. Batı ülkelerinin Rus egemenliğindeki toplulukların bağımsızlığı için verdiği destek Doğu Türkistan için söz konusu olmadı. Ancak Doğu Türkistan dernekleri ve sivil toplum kuruluşları 1990'lı yıllardan sonra da çalışmalarına hız verdi. 4-6 Şubat 1997 Gulca Katliamı'na dünya basını ve ulusal basında büyük tepki oldu. 1990'ların sonu ve 2000'li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletleri, Avustralya ve diğer hür dünya ülkelerinde çalışmalarını yoğunlaştırdılar. Doğu Türkistan sorununun uluslararası kuruluşlarda gündeme gelmesinde etkili oldular, kamuoyu oluşturarak insan hakları ihlallerini gündeme getirdiler. Basın yayın araçları ile Doğu Türkistanlıların sesini dünyaya duyurmaya çalıştılar. Amerika'dan Japonya'ya kadar dünyanın farklı ülkelerinde dernek ve sivil toplum örgütleri kurdular. Amerika'da 11 Eylül 2001 tarihinde New York şehrindeki saldırılar sonrası Doğu Türkistan üzerinde Çin baskısı daha da arttı. Buna karşılık Doğu Türkistanlılar mücadeleyi bırakmadı. 2004 yılında Amerika'da Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti ilan edildi. 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde Doğu Türkistan'da yargısız infaz ve baskılar daha da arttı. Uluslararası kuruluşlar, Doğu Türkistan dernekleri ve insan hakları örgütleri Çin'e tepki gösterdi. 5 Temmuz 2009 tarihindeki Urumçi Katliamı dünya basınında ve ulusal basında tepkiyle karşılandı. Türk ulusal basınında 1980'den sonra yer alan haber, makale, yorum, yazı dizisi, röportaj vb çalışmaları kamuoyu bilgisine sunmayı ve değerlendirmeyi amaçladık. Doğu Türkistan ile ilgili ulusal basında çıkan haberler oldukça fazla olup tüm bunların tamamına tez çalışmamızda yer vermemizin imkânsızlığı nedeniyle çalışmamızı 1980'den sonra ele alarak konuyu sınırlandırmak ve daha sağlıklı değerlendirmeyi hedefledik. 1980 sonrasında Çin'in uluslararası durumu, Türk-Çin ilişkileri ve Türkiye'nin sınırları dışındaki Türkler'e o dönemki bakışı ve kamuoyunda dış Türkler hakkındaki algının da yer aldığı tez çalışmasında konuyla ilgili haber, yorum, makale, yazı dizisi, röportaj vb çalışmalarını inceleyip değerlendirdik. Tez çalışmamızda 1980'den sonra dünyadaki, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve düşünsel gelişmeler ile Türkiye'nin 1980 sonrası değişim ve gelişimini de göz önünde bulundurmaya çalıştık. Doğu Türkistan konusunda çalışmalarımızı Türkiye'de faaliyette bulunan dernekler ve uluslararası alanda çalışmalarda bulunan dernek, sivil toplum kuruluşları alt başlıklarında ele aldık. Bu alanda Türkiye'de yapılan faaliyetler ve uluslararası alanda yapılan faaliyetlere yer verildi. Bu dönemdeki basın arşivleri teferruatlı tarandı. Konuyla ilgili dernekler, sivil toplum kuruluşları, kütüphaneler ve arşivler değerlendirildi. Ayrıca 1980'den günümüze basın-yayın hayatına devam eden gazete, dergi vb materyaller ile o dönemde yayınlanan daha sonra yayın hayatına son veren basın organlarına da yer verildi. Bu haberler verilirken ulusal basında konunun ele alınışı, kamuoyuna etkileri ortaya konuldu. Olaylar karşısında Türk basınının takındığı tutum verilmeye çalışıldı. Doğu Türkistan ile ilgili Türkiye dışında dünyanın farklı ülkelerinde kurulan sivil toplum kuruluşları ve derneklerin faaliyetleri ve basındaki yankıları ele alındı. Dünyada insan haklarına ilginin artması, iletişim teknolojileri ve basın alanındaki gelişmeler, dünyada gelişen siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeler Doğu Türkistan meselesinin dünya kamuoyuna duyurulmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ABD ve dünyanın diğer ülkelerinde kurulan Doğu Türkistan ve Uygur dernekleri ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili haber, makale, konferans, yürüyüş vb etkinliklere yer verildi. Doğu Türkistan'a yönelik Çin'in siyasi, sosyal, kültürel politikaları ve insan hakları ihlalleri ile bu politikalara karşı tepkilerin ulusal basındaki yansımalarını vermeye çalıştık. Doğu Türkistan'a karşı Çin'in siyasi, sosyal, kültürel ve tarihi emelleri ve Türk halkının var olma mücadelesi ile bölgenin ekonomik potansiyeli ve Çin'in bu potansiyele sahip olma mücadelesinin basındaki yansımalarını ele aldık. Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlalleri ve bu konudaki haber, yorum, makale, basın açıklaması, bildiri, röportaj ve yayınlar ele alındı. Bu yayınların Türkiye kamuoyundaki yankıları ve dünya kamuoyundaki yansımalarını vermeye çalıştık. Doğu Türkistan mücadelesinde ön planda yer alan dernekler, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve liderlerin çalışmalarının ulusal basında hedeflenen karşılığı bulmasına yönelik faaliyetler meselenin uluslararası boyuta taşınmasında etkili oldu. Türkiye'deki faaliyetler dışında uluslararası basındaki haber, yorum, makale, basın açıklamaları vb faaliyetler de sorunun çözümüne yönelik ümitleri arttırdığı gibi Çin'in uluslararası kuruluşların uyarılarını dikkate almasında ve bölge halkının yalnız olmadığı mesajı verilmesi yönünde etkili oldu.
Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisinin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri
1 Ekim 1949'da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti, 1970'li yılların sonuna kadar dışa kapalı bir ekonomik yapıda gelişimini sürdürmüştür. 80'li yıllarda ise, ülkede uluslararası sistem ile bütünleşmek için uygulanmaya başlayan ?açık kapı? politikaları ile hızlı bir ekonomik büyüme ve kalkınma süreci başlamıştır. Çin 1992 yılında ?Sosyalist Piyasa Ekonomisi?ni uygulamaya koymuş ve böylece dış ticarete dayalı bir dışa açılma politikası izlemeye başlamıştır. Çin Halk Cumhuriyeti, başarılı reformlar ve 2001 yılındaki Dünya Ticaret Örgütü üyeliğiyle birlikte önemli bir küresel aktör haline gelmiştir. Yıllar itibariyle gerçekleştirilen yüksek büyüme hızı, kalabalık nüfusu ve kalkınmakta olan ekonomisi ile Çin, ülkeye ihracat yapan ülkeler için büyük bir hedef pazar ve fırsat olarak görülebilir. Diğer taraftan ÇHC, ihracat yaptığı ülkelere karşı düşük işgücü maliyetleri, devletin uyguladığı teşvikler, yüksek doğrudan yabancı yatırımlar gibi faktörler sayesinde sağladığı rekabet avantajı ile de, özellikle gelişmekte olan ülke ekonomilerinde iç piyasalar için bir tehdit haline gelmiştir.Türkiye ile ÇHC ekonomik ve ticari ilişkileri henüz arzu edilen seviyede değildir. Türkiye açısından en büyük sorun 1990'lı yıllardan bu yana Çin karşısında hızla artan dış ticaret açığıdır. İki ülke arasındaki yatırım ilişkileri de henüz istenilen seviyelerde değildir. Bu çalışmada Çin'in ekonomik gelişim süreci ve dünya ticaretindeki yeri, Türkiye ile ticari ilişkileri ve Türkiye ekonomisi üzerine etkilerinden bahsedilecektir. Ayrıca, Türkiye'nin Çin'e olan dış ticaret açığını azaltması ve iki ülke arasında uzun vadeli ve dengeli bir ekonomik ilişki kurulabilmesi için çözüm önerileri öne sürülecek ve Türkiye'nin Çin'le olan ekonomik ilişkilerinde alınması gereken önlemlere değinilecektir.
Ekonomi politik perspektiften uluslararası politikada Çin gerçeği güçlü ve zayıf yönleriyle gelecek sorunsalı
Bu çalışmada elli sene önce aç kalıp ot kökleriyle beslenmek zorunda kalan, sonrasında yönetimdeki değişimle son otuz yılda müthiş bir kalkınma başarısı yakalayarak dünyanın ikinci süper gücü konuma gelen, bir buçuk milyar nüfusunu kontrol edebilip, doğru eğitip, başarılı çalışmalar gerçekleştiren, global markaları ülkesinde yatırma ikna edebilmiş, askeri sistemlerde özellikle de savunma sanayinde önemli başarılar yakalamış, dünyanın en yüksek dolar rezervine sahip ülkesini büyük savaşlardan uzak tutabilme başarısını göstermiş, ileri görüşlü, değerli yöneticileri ile dünyanın gıpta ederek izlediği Çin'in başarı hikayesi incelenmiştir. Çin'in bu yükselişinin arkasındaki gerçekler yönetimin otoriter yapısı, iç disiplini yüksek oranda uyum ve yüksek motivasyonla verimli çalışma, ekonominin dünyayla liberal ilişkileri başarıyla yürütebilmesi, uluslararası güçlü markaları kendi topraklarında yatırım yapmalarına ikna edebilmesi ile istihdamı arttırması, doğrudan yatırımların kaldıraç etkisini iyi değerlendirmesi kalkınmaya yüksek ivme kazandırmasına yardımcı olmuştur. Kazanımları isabetli yatırımlarla değerlendirmesi yükselişini olumlu yönde etkilemiştir ve dünyanın ikinci süper gücü konumuna yükselmesini sağlamıştır. Bu çalışmada Çin'in günümüzdeki konumu, güçlü ve zayıf yönleriyle incelenmiş ve gelecekte nasıl bir durumda olabileceğine dair öngörülerde bulunulmuştur.
Küreselleşme bağlamında Kuşak ve Yol Girişimi Çin eksenli bir analiz
Günümüz dünyasında küreselleşme süreci bir dönüm noktasındadır. II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan ekonomik problemlerin çözümünde kullanılan Batı merkezli iktisadi çözümler 2008 finansal krizinden sonraki ekonomik sorunları çözmede yetersiz kalmışlardır. 2008 finansal krizi ile birlikte Batı dünyası ve ABD' de küreselleşme karşıtı ve korumacı politikalar artmıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra, BREXIT süreci ile birlikte küreselleşmenin geleceği ile ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Özellikle son yüzyılda dünya ekonomisi ve politikasına yön veren uluslararası liberal düzen ve kurumları, onları ortaya çıkaran sahipleri ile birlikte güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çalışmanın konusu, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi projesinin küreselleşme süreci üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Çalışma ile Çin'in geliştirdiği Kuşak ve Yol Girişimi'nin kavramsal çerçevesi çizilecektir. Bunun yanında KYG'nin ekonomik ve siyasal konjonktürel dünya düzenini nasıl değiştireceği ve ülkeleri ne yönde etkileyeceğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın Kuşak ve Yol Girişimi konusunda çalışan ve konu hakkında bilgi sahibi olan çeşitli sektörlerdeki katılımcılarla yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen verilerin Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testlerine tabi tutulması ile ulaştığı bulgular; Kuşak ve Yol Girişimi'nin küreselleşme sürecini ekonomik ve siyasi açılardan etkileyeceği, Kuşak ve Yol Girişimini'nin Türkiye açısından büyük ekonomik fırsatlar ortaya çıkaracağı ve siyasi konjonktürde Türkiye'nin küresel ölçekte dengeli bir yol izlemesi gerektiği yönünde ortaya çıkmıştır.