Finansal kriz
Bu konu başlığı altında 285 tez
CDS ve gösterge faiz ilişkisi
Kredi riski; borç verenin, borçludan borcunu tahsil edememesi, vadesinde tahsil edememesi veya eksik tahsil etmesidir. Maruz bıraktığı geniş kesimlerin katlanabileceği sonuçlar telafi edilemez boyutlara ulaşabileceğinden kredi riskinin yönetimi çok önemli bir detaydır.Kredi riskinin yönetiminde, finans dünyasının geçirdiği evrimle beraber pek çok enstrüman geliştirilmiş olup bu enstrümanlardan en önemlisi kredi temerrüt takasıdır. Kredi temerrüt takası, borç veren veya yatırımcı olan tarafın, kredi riskini üçüncü tarafa aktarılmasını sağlayan bir finansal sözleşme tipidir.Kredi temerrüt takaslarının korunma amacıyla değil de arbitraj karı elde etmek ve spekülasyon yapmak amaçlarıyla kullanılması bu enstrümanın Dünya genelinde rahatsızlık yaratmasına sebep olmuştur. 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayan küresel finans krizinde de yadsınamayacak bir yeri mevcuttur.Çalışmada 2008 küresel finans krizinin çıkış noktası, sebepleri, sonuçları irdelenmiş ve bu krizin ardından Avrupa'da yaşanmaya başlayan, öncelikle Yunanistan, sonrasında İrlanda ve Portekiz'de ortaya çıkan, borç krizleri çeşitli açılardan, detaylarıyla incelenmiştir.Tezde asıl açıklanmak istenen nokta olan kredi temerrüt takaslarının etken mi, edilgen mi bir indikatör olduğunun öğrenilmesidir. Bu amaçla Yunanistan, İrlanda ve Portekiz 5 yıllık CDS primleri, öncelikle aynı ülkelerin 10 yıllık tahvil faiz oranları ile sonrasında da tarafımızca daha etken bir veri olduğu düşünülen, borç krizindeki bu ülkelerin 10 yıllık tahvillerinin faiz oranlarının, Almanya'nın 10 yıllık tahvil faiz oranları arasındaki fark hesaplanmış ve bu fark ile korelasyon analizleri yapılarak uyumu ölçülmüş ve karşılıklı regresyon analizleri yapılarak hangi verinin etken, hangisinin edilgen olduğu öğrenilmiştir.Çalışmanın sonuç kısmında, yapılan analizlerin sonuçları irdelenmiş, çeşitli tavsiye ve öngörülerde bulunulmuştur.
Finansal krizlerle mücadelede Basel III ile getirilen döngüsel sermaye tamponunun çalıştırılma esas ve usulleri
Bankacılık sektörü sistemik riske maruz bir sektör olduğu için sıkı takip edilmesi, düzenlenmesi ve denetlenmesi gerekmektedir. Bankacılık sektörüne yönelik düzenlemelerin en önemlilerinden birisi olan Basel Standartları'nın ilki 1988 yılında, ikincisi 2004 yılında yayımlanmıştır. 2008 yılında patlak veren küresel krizde Basel II'nin yetersiz kalması üzerine, 2010 yılında Basel III standartları yayımlanmıştır. Basel III ile getirilen yeniliklerden birisi döngüsel sermaye tamponları olmuştur. Döngüsel sermaye tamponu, çeşitli göstergeler yardımıyla olası krizlere önceden işaret ederek bankaların kriz dönemlerinden önce fazladan sermaye tutmalarını sağlamaktadır. Tampon, yine çeşitli göstergeler ile kriz çıktığını belirterek, tutulan fazla sermayenin kriz döneminde serbest bırakılmasını ve bu şekilde bankalara fon sağlanmasını amaçlamaktadır. Basel Komitesi, döngüsel sermaye tamponu uygulamaları için Kredi/GSYH göstergesini önermektedir. Söz konusu göstergede, Kredi/GSYH oranlarının, uzun dönem trendinden farkı alınmaktadır. Uzun dönem trendi, tek taraflı HP filtre yöntemi ile düzeltme parametresi lambda 400.000 olarak hesaplanmaktadır. Bu çalışmada, Kredi/GSYH göstergesi Türkiye'nin 1988-2015 arasındaki verileri için farklı λ değerleri ile analiz edilmiştir. Analizler sonucu Kredi/GSYH göstergesinin Türkiye'de yaşanan krizleri açıklamada tek başına yeterli olmadığı görülmüştür. Bu nedenle, alternatif gösterge olarak BIST100 endeksi, CDS primleri ve banka karlılık oranları incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Kredi/GSYH oranı ve BIST100 endeksinin krizleri önceden haber vererek döngüsel sermaye tamponu tutulmasına, CDS primleri ve karlılık oranlarının ise kriz çıktığını işaret ederek tutulan tamponların serbest bırakılmasına yardımcı olacakları sonucuna ulaşılmıştır.
Küresel güney'de sosyal politikalar ve sınırları: Brezilya'da Bolsa Família örneği
Bu çalışmanın amacı, 2008 krizi sonrası alternatif ekonomi politikaları bütünü olarak sunulan Post-neoliberal yaklaşım kapsamında teşvik edilen sosyal politikaların yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmadaki etkilerini tartışmaktır. Sosyal neoliberalizm olarak kavramsallaştırılan söz konusu politikaların özellikle gelişmekte olan ülkelerde 2008 krizi öncesinde uygulanmaya başlandığı vurgulanmakta, bu bağlamda Şartlı Nakit Transferleri yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele aracı olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmada, neoliberal ekonomi politikaları benimsenmiş olmasına rağmen yoksullara yönelik sosyal politikalarla onların durumunu iyileştirmeyi hedefleyen sosyal neoliberal uygulamalar, Brezilya örneği üzerinden ele alınmaktadır. Kapsamlı bir Şartlı Nakit Transferi örneği olarak Bolsa Família'nın 2003-2010 yılları arasında ülkenin yoksulluk ve eşitsizlik verileri üzerindeki etkileri değerlendirilerek 2008 krizinin söz konusu verileri nasıl değiştirdiği incelenmektedir. Bununla birlikte, nakit transferleri karşılığında devlet tarafından sunulan eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanması şart koşulan yoksul kesimin söz konusu alanlarda gösterdiği gelişmeler tartışılmaktadır. Bu tezin, sosyal neoliberalizmin yoksulluk ve eşitsizlikle mücadeledeki rolünü, gösterge etkisi olan bir vaka analizi ile ortaya koyması bakımından literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Betonlaşma ve finansal krizler ile ilişkisi: Türkiye örneği
Genel olarak devresel dalgalanmaların zirve döneminde inşa edilen binalarla yükseklik rekabetine girildiği kabul edilmektedir. Aslında aralarında bir ilişki olabileceği birçok kişinin aklına gelmese de aşırı betonlaşmanın krizler için bir öncü gösterge olabileceği son 20 yıldır üzerinde durulan bir konu olmuştur. Buna göre bina yüksekliklerindeki aşırı yükseliş olgusu, tipik olarak bir sonraki en uzun gökdelen inşaatının tamamlanmasının devresel dalgalanma döngüsünün zirveye yakın döneminde gerçekleşmesinden dolayı Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla ve kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla hakkında bir öncü gösterge olabileceği varsayılmaktadır. Bu tez de Türkiye'deki gökdelen yüksekliği ile finansal krizler arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik bir çalışmadır. Dolayısıyla gökdelen yükseklik rekoru kırılmasının finansal krizlerle ilişkisini test etmek için 1960 ile 2018 yılları arasındaki ikincil veriler kullanılarak sıradan en küçük kareler yönteminde sağlam ölçünlü hatalar yaklaşımına göre regresyon analizi yapılmıştır. İnşaat başlangıç, tamamlanma ve süre kıstasına göre üç ayrı kukla modeli kullanılarak gökdelen yapımının bağımlı değişkenler olan GSYH ve kişi başına GSYH üzerindeki tek yönlü etkisine bakılmıştır. Bazı metodolojik kısıtlamalara rağmen Türkiye'de yükseklik rekoru kıracak gökdelen inşaatının başlangıç, bitiş ve inşa süreleri yönünden bağımlı değişkenleri açıklayabileceği anlaşılmaktadır.
Türkiye'de finansal baskıya neden olan faktörlerin öncü göstergelerle tahmin edilmesi
Özellikle 1990'ların başından itibaren finansal krizlerin nedenlerini araştıran çalışmaların sayısında önemli bir artış gerçekleşmiştir. Bu nedenle, literatürde finansal krize neden olan faktörleri belirlemek için çeşitli modeller bulunmaktadır. Finansal krizin kaynaklarını belirlemek önemlidir çünkü bu politika yapıcılara önceden önlem almaları için rehberlik edecektir. Diğer taraftan, küresel finansal krizden sonra finansal stresin ölçülmesi önem kazanmıştır, çünkü küresel finansal krizin en önemli nedenlerinden biri, tüm ekonomideki finansal stresin artmasıdır. Bu nedenle, finansal stresin ölçülmesi ve izlenmesi politika yapıcılar için çeşitli faydalar sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki finansal stresi ölçmek için bir finansal stres endeksi oluşturmaktır. Finansal stres endeksi oluşturulurken; para piyasası, sermaye piyasası, ülke riski, dış borç ve enflasyon gibi finansal baskıya neden olabilecek birçok faktör göz önünde bulundurulmuştur. Finansal baskı endeksini hesaplamada temel bileşenler analizi kullanılmıştır. Ampirik sonuçlar, finansal stres endeksinin Türkiye'deki tüm daralma dönemlerini başarılı bir şekilde yakaladığını göstermektedir. Son olarak, Türkiye'deki finansal stresi etkileyebilecek küresel faktörler ARDL modeli ile araştırılmıştır. Analiz sonuçları, VIX, S&P 500 endeksinin, dünyadaki enflasyonun ve ekonomik büyümenin Türkiye'deki finansal stresi önemli derecede etkilediğini göstermektedir.
İslami iktisat perspektifinde Türkiye'deki faizsiz bankaların gelişim süreci ve bankacılık sisteminde yeri
İslamî iktisat alanında ortaya çıkan faizsiz bankacılık sistemi, mevduat bankalarından farklı bir yapıda faaliyetlerini yürütmeye çalışmaktadır. İslam dininde faizin yasak olmasından dolayı kurulan faizsiz bankalar, Türk bankacılık sistemine bir alternatif olmaktan ziyade eksik kalan bir parçayı tamamlama görevini üstlenmiştir. Faizsiz olarak faaliyetlerini yürütmekte olan katılım bankacılığın birden çok hedefi vardır. Bunların içerisinde sağlam bir finansal sistem oluşturmak, ekonomik ve toplumsal hedeflere ulaşılmasına yardımcı olmak, bankacılık sektörü içerisindeki payını artırmak, toplumsal yapıya uygun yeni hizmetler geliştirmek, toplumsal dayanışmayı daha da iyileştirmektir. Bu çalışmanın amacı Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren mevduat ve katılım bankalarının çalışmalarındaki farklılıkları göstermek, özellikle Orta doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilere yönelik fayda sağlamak, katılım bankacılığının hangi süreçlerden geçtiğine dair bilgi akışını sağlamak, günümüze kadar yaşanan bu gelişimi ve mali sistemimizin içerisinde var olan etkilerini gün yüzüne çıkarmaya çalışmaktır. Türkiye'de meydana gelen ya da yaşanan krizlerle birlikte farklı dönemlerde maruz kalınan finansal krizlerin etkileri incelendiğinde bunun negatif etkileri açıkça görülmektedir. Yaşanan bu etkileri minimum düzeyde atlatmayı başaran faizsiz bankalar, kendi iç dinamikleriyle devlete hiçbir maliyet yüklemeden çıkmayı başarmışlardır. Bu olumlu sonuçlar da dikkate alınmak suretiyle, ülkemizde bankacılık faaliyetlerini devam ettiren katılım bankalarının finansal sisteme yaptığı katkılar, bu çalışmada ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Faizsiz Bankacılık, Ekonomik İstikrar, İslâmî iktisat, Finansal krizler, Katılım Endeksi
G20 ülkeleri için finansal baskının ölçülmesi ve finansal baskı yayılım etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan G-20 ülkeleri için finansal baskı endeksinin oluşturmak ve söz konusu piyasalar arasındaki finansal baskı aktarımını incelemektir. Bu kapsamda bu çalışma G-20 ekonomilerinin dış finansal baskı şoklarına karşı kırılganlığını ve istikrar yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Her bir ülke için finansal baskı endeksi beş alt piyasa göstergesi (para, tahvil, hisse senedi, döviz kuru ve bankacılık sektörü) dikkate alınarak hesaplanmıştır. Buna göre hesaplanan finansal baskı endekslerinin resesyon dönemlerini yakalamada yeterli olup olmadığı tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Daha sonra, ülkeler arasındaki entegrasyonun varlığı dikkate alınarak, Diebold ve Yılmaz (2012) tarafından önerilen dinamik bağlantılılık analizi kullanılarak ülkeler arasındaki finansal baskı aktarım ilişkisi 2006-2020 dönemi için incelenmiştir. Buna göre, söz konusu ülkelerde finansal baskının kriz dönemlerinde arttığı belirlenmiştir. Ampirik sonuçlar finansal kriz dönemlerinde finansal stres aktaran ve alan ülkeleri ortaya koymaktadır. Net yönlü yayılma analizi sonuçlarına göre, finansal baskı alıcısı olarak söz konusu ülkeler arasında Endonezya ilk sırada yer alırken, Japonya son sırada yer almaktadır. Öte yandan, finansal stres vericisi olarak söz konusu ülkeler arasında İngiltere ilk sırada yer alırken, Arjantin son sırada yer alıyor. Son olarak, net yayılma analizi sonuçları, finansal baskıyı diğer ülkelere ileten en önemli ülkeler olarak İngiltere, ABD ve Fransa'yı öne çıkarırken, Arjantin, Türkiye ve Endonezya'yı en önemli finansal stres alıcısı olan ülkeler olarak belirtmektedir.
2008 krizi sonrası Türkiye'de uygulanan vergi politikası ve sonuçları
Ekonomik kriz, temel makroekonomik değişkenlerin çeşitli nedenlerle ve ani olarak iktisadi (ileriye dönük) dalgalanması ve bunun sonucunda iktisadi faaliyetlerin sekteye uğraması ve beklentilerin kötüleşmesi olarak tanımlanabilir. 1980'li yılından itibaren sıklıkla küreselleşmenin beraberinde getirdiği dalgalanmaların etkileri görülmektedir. Daha önceleri yaşanan ekonomik krizlerin etki alanı ekseriyetle çıktığı ülkeyle sınırlıyken 1990 yılından itibaren etki alanını genişleterek, ticari ilişki ve bağlantı içinde olunan diğer ülkelere de yayılabilmektedir. Krizlerin etkileri yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmayıp, sosyal ve politik yıkımlar da sebebiyet verdiği için sonrasında bir dizi tedbirler ve müdahaleler uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda krizi erken tespit etmek ve uygulanacak iktisat politikası, bu politikaların zamanlaması önem arz etmekle birlikte kullanılacak politika araçlarının da birbiriyle uyumlu olması mücadele kapsamında büyük önem taşımaktadır. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerin çıkış noktalarına bakıldığında; kamu açıkları, uygulanan yanlış vergi politikaları, genişletici maliye politikalarının yarattığı kamu gelir-gider dengesizlikleri, kamu kesimindeki yapısal bozukluklar gibi bir dizi ortak sebeplerin olduğu görülmektedir. Ayrıca yüksek faiz oranları, aşırı açık döviz pozisyonları ve cari işlemler açığı gibi bir takım makroekonomik sorun eklendiği zaman kriz kaçınılmaz haline gelmektedir. Bu çalışmada, 2008 küresel ekonomik krizin Türkiye üzerindeki etkileri ve bu krizle mücadelede uygulanan vergi politikalarının etkilerinin ortaya konması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: 2008 Krizi, Vergi politikaları, Kriz, Mücadele
Effectiveness of an optimum currency area within a monetary union: The case of the euro zone in the 2008 financial crisis
Since 2008, it's argued that the financial crisis in the Euro zone has demonstrated that the region was not mature enough to adopt the euro as a currency. A retrospect on the Maastricht convergence criteria and on the Optimum Currency Criteria put forth, clearly points out the deviations in the fulfillment of these criteria in the conception and functionality of the so-called euro area. The goal of this research is to measure the effects of the 2008 financial crisis in the Eurozone by considering exchange rate volatility (risk) on trade flows between the United States and the Eurozone. The null hypothesis being that exchange rate volatility affects trade flows and consequently renders monetary policies ineffective was tested against the alternative hypothesis. This research is prepared in two main parts; in the first part, a review of relevant literature of optimum currency areas is considered, followed by a careful track-down of the euro area monetary systems. The first part concludes in finding out if truly the euro area is an example of a currency area. The second part is the technical frame of the research; an econometric model is applied on trade flows and exchange rate variations, in order to test the Eurozone as an optimal currency area the study employed a conditional autoregressive distributed lag model as its empirical methodology, which verifies co-integration between variables and further differentiate the short and long run impacts. The selection of the appropriate model or the lag length is based on Schwarz Information Criterion and Akaike Information Criterion. The data is a quarterly time series data from 1999 to 2014, which provides enough observations for the time-series econometric model. The last part pays special attention to the Greek economy vis-à-vis the on-going financial turmoil. An analysis on the future of the European monetary system is equally evoked while incorporating the newest reactions/debates as regards the on-going crisis in the Euro zone. After the technical analysis of trade flows, exports were found to be more sensitive than imports to exchange rate volatility. The short run causality effects were generally minimal and the speed of recovery back to the macroeconomic equilibrium was higher in exports. In definitive, the euro area is not a perfect example of a currency club as pointed out by the transfer of asymmetric shocks to members.
1980 sonrası Türk ekonomisinde sermaye tabanlı krizler ve sonuçları
Özellikle birkaç on yılda finansal serbestleşme ile beraber finansal krizler ile karşı karşıya kalan dünya, 90'lı yıllarda artan sayıda oluşan bankacılık krizleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.Bu durum krizlerle ilgili tartışmaların artmasına neden olmuş, krizler ortaya çıktıkça, açıklayıcı yeni modeller oluşturulmuştur Bu çalışmada, yaşanan ekonomik krizlerin nasıl bir ortamda ortaya çıktığı, nedenleri ve etkileri araştırılmıştır. Dünya'nın bir çok yerin de 1980 yılı ile birlikte yayılmaya başlayan finansal küreselleşme akımı kriz kavramını daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkarmış ve bu neden ile de krizlerin oluşum aşamaları, etkileri ,nedenleri bir çok iktisatçının birincil ilgi alanı olmuştur. Finansal karakterli ilk büyük kriz olma özelliğiyle Avrupa Döviz Kuru (Exchange Rate Mechanism; ERM) krizi, ülkelere uygun olmayan ekonomik programlar nedeniyle ortaya çıkan Latin Amerika krizi, ilk olarak Tayland'da başlayarak bölgedeki diğer ülkelere yayılan Güneydoğu Asya krizi ve bu krizin ortaya çıkardığı sonuçlardan etkilenen Rusya krizi dünyada deneyimlenen finansal krizlerden bazılarıdır. Ülkeler, bu krizler için çeşitli önlemler almakla birlikte bu önlemlerin bir bölümü işe yaramış bir bölümü ise mevcut durumu daha da kötüleştirmiştir Türkiye'de 1990 yılı sonrasında gelişen ekonomi politikaları ve yapısal dönüşüm uygulamaları incelenerek, yaşanan ekonomik krizler analiz edilmiştir.1990 sonrası ilk ciddi kriz olma niteliği taşıyan 1994,1998,2000,2001 ve 2008 yılı krizlerinin Türkiye'de ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksek olan kayıplara neden olduğu, uygulanan istikrar programlarının ise her seferinde yeniden başa dönülmesi gibi başarısız sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Küresel ekonomiler için finansal krizlerin önemli bir yeri vardır. Meydana gelen küresel krizler ulusal ekonomiler için ciddi sorunlar yaratabilmektedir. Aynı zamanda uluslararası finansal piyasalar küreselleşme etkisi ile bütünleşmekte ve bu neden ile kriz diğer ülkelere hızlı bir şekilde yayılmaktadır. 2008 küresel krizi 1929 yılında meydana gelen krize göre etkileri daha yıkıcı ve büyük olmuş ve hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeleri derinden etkisi altına almıştır. Anahtar Kelimeler:Finansal Krizler, Ekonomik Krizler , Krizlerin sebepleri, krizlerin etkileri, krizlerin sonuçları, Türkiye'deki krizler,2008 küresel Krizi, Dünya krizleri
Riskin erken teşhisi ve yönetimi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 378. Maddesinde pay senetleri borsada işlem gören şirketler ve denetçilerin gerekli görmesi halinde diğer şirketlerde "riskin erken teşhisi ve yönetimi" ile ilgili uzman bir komite kurulması zorunlu kılınmıştır. Riskin tespiti ve yönetimi komitesinin amacı; işletmenin varlığını ve gelişimini tehlikeye düşüren risklere karşı yönetim kurulu ve genel kurulu uyarmak ve onları sürekli risklere karşı uyanık kılmaktır. Kurumun faaliyetleriyle ilgili hedefe ulaşma aşamasında ortaya çıkabilecek risklerin neler olabileceği, gerçekleşme olasılığı ve gerçekleşirse büyüklüğü, komiteyi kurmak ve geliştirmekle yükümlü olan yönetim kurulunun sorumluluğundadır. Bu komitenin denetim komitesinden farkı denetim komitesinin yönetimi gözetim altında tutmasına karşılık bu komitenin sadece risklere odaklanmasıdır. Ayrıca denetim geçmişe yönelik bir inceleme olduğu halde, risk teşhisi gelecek ve geleceğin yorumuyla ilgilidir. Denetimin yönetilmesi söz konusu olmadığı halde, risk yönetilebilir ve yönetilmelidir. Bu çalışmada ilk bölümde risk kavramı, tanımı ve risk çeşitleri incelenmiş, ikinci bölümde risk yönetiminin önemi, risk yönetim prensipleri ve risk yönetim süreci açıklanmıştır. Daha sonra üçüncü bölümde ise riske karşı korunma teknikleri, vadeli işlem piyasaları, finansal krizler vb., işletmelerde riskin erken teşhisi ve yönetimi konusuna değinilmiş ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında oluşturulması zorunlu kılınan risk komitesi hakkında bazı sorulara cevaplar aranmıştır.
2008 küresel krizi bağlamında finansallaşma ve Türkiye'deki konut sektörüne etkisi bir vaka çalışması
İnşaat sektörü genel yapısı itibariyle birçok sektörle bağlantılı bir şekilde çalışmaktadır. Bu durum ise piyasada hareketlilik ortamı oluşturmaktadır. Özetlemek gerekirse inşaat sektöründe meydana gelen büyüme, artış, hareketlilik otomatik olarak ülke ekonomisini etkilemektedir. Bunun nedeni ise inşaat sektörü ilk olarak işsizliğe etki etmekte, ikincil olarak bağlantılı olduğu sanayi kollarına etki etmektedir. İnşaat sektörünün Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini şu şekilde özetlemek mümkündür. Yapımı planlanan ve/veya yapımına başlanan bir hizmet binasının, ilk olarak inşaat anında istihdama etkisi söz konusudur. Ancak inşaat yapımı sırasında sadece insan gücü kullanılmadığı için, beton, tuğla, çimento, demir vb. saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok malzemelerde kullanıldığından dolayı bu malzemelerin üretildiği sanayiye de katkı sağlanmaktadır. Öte yandan, yapılan bir hizmet binasında, binanın inşaatı bittikten ve faaliyete başladıktan sonra tekrar bir istihdam gerçekleşmektedir. Bu nedenle gerçekleştirilen kamusal hizmet veren binaların inşaatları ekonomik açıdan ülkeleri daha da olumlu etkilemektedir. Bu çalışmada, yaşanan 2008 küresel mali krizi detaylı bir şekilde incelenerek, Türkiye üzerindeki etkisi ve alınan tedbirlerin yanı sıra bu krizin sonuçları değerlendirilecektir. Tüm bunlara ek olarak 2008 Küresel mali krizinin sonucunda Türkiye'deki inşaat sektörünün nasıl etkilendiği incelenecektir. Bu bağlamda TOPSIS yöntemi kullanılarak ele alınan konut sektöründeki verimliliğin yanı sıra 2008 krizinin sonucunda Türkiye'de konut sektörünün artan bir şekilde finansallaştığını, banka- finansın konut sektörüne yoğunlaşmasının diğer sektörleri ne yönde etkilediği değerlendirilmiştir. TOPSIS yöntemi kullanılarak 1980-2015 döneminde Türkiye Ekonomisinin nasıl bir performans sergilediğine bakılmıştır. Analiz sonucunda Türkiye ekonomisi için seçilen ekonomik değişkenler bazında en iyi performansın sergilendiği yıl 2004 yılı olarak bulunmuştur. En kötü performansın sergilendiği yıl olarak da 1999 yılı bulunmuştur.
Finansal kriz dönemlerinde orta ölçekli işletmelerin uyguladıkları stratejiler
Dünyada bugüne kadar pek çok finansal ve ekonomik kriz yaşanmıştır. İşletmelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri, bu kriz dönemlerini etkilenmeden ya da en az zararla atlatmaları, hatta doğacak fırsatları değerlendirebilmeleri yapmış oldukları stratejilere bağlıdır. İşletmelerin uygulayacakları bu stratejiler işletmenin sonu olabileceği gibi, yakalayacakları ivme sayesinde büyük sıçramalara ve büyümelere de sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı küresel krizin Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkilerini incelemektir. Özetle, bu çalışma, birçok gelişmiş ülke bankasının küresel finansal krizin olumsuz etkilerinden kurtulmasına rağmen, Türk bankacılık sektörünün son küresel krizden etkilenmediğini görülmektedir. İkinci bölümde stratejik planlama ve kriz yönetimi detaylı şekilde anlatılmış ve bu kavramların bankacılık sektöründeki krizleri yönetmede nasıl kullanılacağına değinmiştir. Türkiye'deki bankaların krizden önceki durumu, bankanın kriz aşamasında olduğu durum ve krizden sonraki aşama değerlendirilmiştir.
Estimating the probability of bankruptcy using z-score and distance to default model: An application on ise
ABSTRACT Since 2008, the world has faced a severe economic recession. This global crisis promoted many individual businesses and multi-national corporations to file for bankruptcy, which has crucial social implications globally. Despite the fact that with the intrusion of governments and financial institutions to encourage the economy that has put corporations in billions of dollar of debt, reduces the prime rate to almost zero, increases unemployment rate as well as a decrease in the income rates. Trades became hesitant for spending due to the instability of jobs and personal financial problems. Businesses face tear due to lack of revenues and cautions of cash flows impact the psychology of investors. Logically, the convolution of this crisis is the matter of responsiveness. A countless opportunity is available to understand the facts of this economic fallout. In other words, it is more reasonable to study bankruptcy prediction because of its relevance. It has become essential to predict the bankruptcy more seriously to avoid or minimize the economic crisis for the individual and corporate sector. The objective of this research is to examine the performance of bankruptcy prediction models by data analysis to predict the chances of Turkish companies in the stock market based on information and data available from balance sheets and annual reports. The Altman's financial ratios based Z-Score and Merton's DD model has been selected for this thesis. It is hypothesized that these prediction models are quite precise to implement for understudy corporations and to compare these models. The study represents Turkey based non-financial firms that are listed in the main market segment of Borsa Istanbul Stock Exchange (ISE) between the years 2007 to the year 2016. It includes the observations on 10 stock listed businesses to find the effect of above-mentioned model. This study proved to be an appropriate tool and isolate the healthy corporations with those who have high chances of bankruptcy. This research also provides an overview on the subject of bankruptcies and their harmonic effects on the global economy as well as easily adapted for other industries. The result shows the projection that Z-score model clearly outperform in predicting the bankruptcy than DD model. The results of the hybrid model (Z-score) are more even than the other. Research also find many other financial factors influencing in the whole scenario of bankruptcy. Additionally, this research provides a better risk management to creditors, small businesses to improve their current operations to minimize failure as well as to invest in healthy organizations and short unhealthy ones. Keywords: Altman model, Distance to default model, Bankruptcy prediction, Credit risk, financial ratios
Comparison of conventional and Islamic banking in the context of crisis and its perspectives in morocco
The financial crisis of 2007-2008, which we faced, represented one of the worst crises that the world has known since 1929. Triggered in 2008 by what we all know as the subprime crisis, the latter has spread to the whole world thanks to a domino effect reinforced by the globalization of finance and the opening up of financial markets. Nevertheless, despite the relentless efforts of states to cope with this crisis and save the world from a collapse, the situation has not been saved to date, which has put the spotlight on one of the most the effectiveness of the capitalist system. Indeed, this situation that we experienced has highlighted the failure of the financial system and its foundations, forcing many researchers to ask questions about what could make the situation and save an economy from collapse. As a solution to this crisis, several analysts have seen in Islamic finance a solution to this crisis, by its different principles that do not advocate the current practices of modern finance namely speculation and the application of interest. Thanks to this, its growth is estimated to be twice as fast as that of conventional finance. To this end, and in order to understand to what extent Islamic finance can be a solution to this crisis, we will first try to present the fundamentals of Islamic finance and then try to see if this system can be an alternative solution to the current system and a solution to crisis. Finally we conclude this research with an empirical study including Moroccans who contracted a loan of not, to analyze measure the perception of Moroccans related to this system concerning the offer of alternative products in Morocco.
2008 Dünya Ekonomik Krizinin KOBİ' ler üzerindeki etkileri ve reaksiyon politikalarının ölçülmesi üzerine bir araştırma: İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Karaköy Perşembe Pazarı hırdavatçılar piyasası örneği
Bu çalışma ile geçmişten günümüze dünyada ve ülkemizde etkili olmuş finansal krizlerin yönetsel bağlamda etkilerinin yorumlayarak bu perspektif te 2008 yılında yaşanan son finansal krizin KOBİ' lerimiz üzerinde ne gibi yönetimsel etkilerinin olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Konunun finansal yönünden ziyade geçmişten gelen işletme yapılarının ve bürokratik yapıların; geçmişten gelen diğer yanlış veya işlerliğini yitirmiş yönetim anlayışlarının veya anlayışsızlığın etkisi altında KOBİ' lerimiz son krizden ne şekilde çıkmıştır? Bu tespit edilmeye çalışılmıştır. Mevcut yönetimsel yapıların karmaşıklığı ve kimi zaman ülkemize özgü çözümsüzlüğü altında yeni ve modern yönetim anlayışının benimsenebilirliği de tartışılmaya çalışılmıştır. Araştırma alanı ekonomik koşullar ve zaman kısıtları nedeniyle küçük tutulmuş ancak seçilen bölge itibariyle ülkemizdeki KOBİ' lerin geçerli bir örneğini yansıttığını düşünülen İstanbul ili Beyoğlu ilçesindeki Karaköy perşembe pazarı hırdavatçılar piyasasında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler mevcut durumun yorumlanması ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapabilmek amacıyla kullanılmıştır.
Finansal krizlerde erken uyarı sistemi: Türkiye örneği
Finansal krizler sadece yerel değil küresel bakımdan da büyük iktisadi sorunlara yol açmıştır. Bu sebeple küresel çapta değişikliklere neden olan toplantılar gerçekleştirilmiştir. Bu tezde özellikle Bretton Woods toplantısı öncesi ve sonrası krizlere yer verilmiştir. Akabinde ünlü ekonomist Paul Robin Krugman'ın modelleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın da ana felsefesi olan erken uyarı sistemleri üzerine hem metodolojik olarak hem de konu bakımından araştırma yapılmıştır. Daha sonra Türkiye örneği için yapılmış çalışmalar kontrol edilerek gerekli veri seti oluşturulmuştur. Çalışmamızda Türkiye ekonomisi için öncü göstergelerin daha önceki yıllardaki hareketleri incelenerek "Krizler daha önceden tahmin edilebilir mi?" sorusuna yanıt aranmıştır. Bu nedenle literatüre uygun muhtelif makroekonomik göstergeler kullanılarak daha önceki krizlerin öncü indikatörleri belirlenmiştir. Bu indikatörlerin kriz için ehemmiyeti kontrol edilmiş kriz öncesi ve sonrası oluşan farklılıklar tetkik edilmiştir. Belirlenen indikatörler için öncelikle tanımlamalar yapılarak faktör analizi uygulanmıştır. Faktör analizinin tanımı ve daha önceleri faktör analizi ile yapılan çalışmalar incelendikten sonra kriz adı altında kukla değişken oluşturulmuş ve model kurulmuştur. Model kriz değişkenimiz ile bağlantısı olan değişkenlerden oluşturulmuş ve modelin anlamlılığı test edilmiştir. Analiz sonucumuza göre kriz değişkeninin hangi indikatörlerle ilişkisi olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Bulunan değişkenlerin de hangi değişken ile en fazla etkileşim halinde olduğu sonucuna varılmıştır. Sonucunda modelimizin bağımlı değişkeni olarak döviz kuru indikatörü belirlenmiştir. Bağımlı değişken ile en yüksek düzeyde korele çıkan değişkenler de bağımsız değişken olarak modele dahil edilmiştir. Bunlar da cari açık, ödemeler dengesi ve portföy yatırımları değişkenleri olmuştur. Bu tez kapsamında saptanan değişkenlerin krizleri önceden tahmin etme konusunda olumlu etkilerinin olabileceği ortaya konmuştur.
Comparative analysis of Beveridge Curve during global financial crisis and COVID-19 crisis in Turkey
Following the impact of Global Financial Crisis (GFC), there has been increasing interest in the study of the Beveridge curve. This thesis analyses the unemployment and vacancy rate dynamics for the Turkish labour market during the period of global financial crisis and Covid-19 in the mirror of Beveridge curve. The visual inspection of the Beveridge curve reveal that the labour market is inefficient due to a shift in Beveridge curve away from the origin. It is evident that both unemployment rate and vacancy rate increase over the period with a counter clockwise (clockwise) movement of the curve for Global Financial Crisis (Covid-19). The visual inspection shaped the understanding of the unemployment-vacancy behaviour. The Beveridge curve shift for the labour market is attributed to cyclical and structural factors within the economy. Our empirical results show youth unemployment to be the significant factor determining unemployment dynamics both in the short run and long run. GDP growth and construction sector employment are also shown to exert great influence on unemployment dynamics in Turkey during the sample period. In addition, we found that GFC and Covid-19 have no significant effect on the Beveridge curve. Vacancy rate expected to have a negative relationship with unemployment rate is shown to have a positive insignificant effect. This is in contradiction to the Beveridge curve proposition. This implies that vacancy rate in Turkey falls short of the unemployment number in the labour market. There are no consistent job creations to match the number of people seeking for jobs in the economy. Based on this, the Turkish labour market is characterised by inefficiencies.
2008 krizi öncesi ve sonrasının Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkisi
2008 krizi, ABD'de ortaya çıkan ve sonrasında tüm dünyaya yayılan, dünya tarihin-deki en büyük krizlerden birisidir. Krizin etkilerini yoğun biçimde gösterdiği sektör-lerden birisi de bankacılık sektörüdür. 2008 krizinin öncesinde ve sonrasında Türki-ye'deki bankaların performanslarının karşılaştırılması, çalışmanın temel amacı olarak belirlenmiştir. Bu amacın gerçekleşmesi için literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada 2008 krizi öncesi ve sonrasında Türk bankacılık sektöründe sermaye yeterlik oranı, kârlılık, özkaynak kârlılığı, aktif kârlılık, net faiz marjı, sorunlu kredi oranları, mevduatların krediye dönüşme oranı göstergeleri, donuk aktif göstergeleri değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre kriz kârlılık, aktif kârlılık, özkaynak kârlılığı göstergelerinde düzeyleri değişecek şekilde olumsuz etkiler ortaya koymuştur. 2008 krizinin Türk bankacılık sektöründe sorunlu kredilere olan etkilerinin farklılık meydana getirmeyecek yapıda olduğu görülmüştür. Çalışmada ayrıca donuk aktif ortalamaları ile net faiz marjı göstergelerinin krizle birlikte artış gösterdiği yönünde sonuçlar elde edilmiştir.2001 krizi sonrasında yeniden yapılanan ve nispeten güçlenen Türk bankacılık sektörünün krizin olumsuz etkilerine karşın belirli ölçüde istikrar yakalayarak etkilerin düzeyini azalttığı sonucuna varılmıştır.
Sermaye hareketleri, 1980 sonrası gelişmekte olan ülkeler üzerinde etkisi ve Türkiye özelinde incelenmesi
1980 sonrası hız kazanan küreselleşme yarışıyla birlikte sermaye hareketlerinin önündeki engellerin de kalkmasıyla gelişmekte olan ülkelere yapılan yatırımlar ciddi artış göstermiştir. Dünya ekonomisinde yaşanan küreselleşme olgusunun etkisiyle, gelişimini tamamlamakta olan devletlerin gereksinim duydukları sermayeleri yabancı yatırımlar ile karşılama yollarına gittikleri bilinmektedir. Liberalleşme akımına hazırlıksız yakalanan gelişmekte olan ülkelerde sermaye hareketleri, özellikle portföy yatırımları, ülke ekonomisine zarar vermiş ve bazı ülkeleri krize sürüklemiştir.24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile Türkiye bu yarışa katılmış ve 1989 yılında çıkarılan 32 Sayılı Kararname ile tamamen finansal serbestleşme içine girmiştir. Bu çalışmada Türkiye'ye gelmekte olan doğrudan yabancı yatırımların Türkiye ekonomi göstergelerinden olan enflasyon, işsizlik ve sanayi üretimi arasındaki ilişki VAR modeliyle analiz edilmiştir. Yapılan Johansen eş bütünleşme testi, etki – tepki analizi ve varyans ayrıştırma analizleriyle değişkenlerin arasındaki ilişki değerlendirmiştir. Çalışmanın sonucunda ise sermaye hareketlerinden doğrudan olan yabancı yatırımların ülkelerin ekonomilerine olumlu yönde etkilerinin olduğu, portföy yatırımların ise üretime yöneltildiği takdirde ekonomiye olumlu katkısı olduğu aksi durumda aniden ülkeyi terk etmesi sonucu kırılganlığı artırıp ekonomik krize neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye'de yabancı sermaye yatırımlarının arttırılması için uygun şartların yaratılması, ekonomik, siyasi ve hukuki istikrarın sağlanması, yabancı sermayeyi teşvik edici düzenlemelerin gerçekleştirilmesine yönelik politikaların izlenmesi gerekmektedir.
Constructing a financial stress index for Turkey: A multivariate GARCH approach
Various economic crises have been experienced due to the dynamics of the country as well as the global crises that have lived in the world from past to present. Many of the important studies in economics aimed to estimate these fluctuations in the markets and to examine their relations with each other. In this context, since the early 2000s, financial stress indexes have been established by economists or central banks for various countries. The financial stress indexes created are specific to countries or regions and have some differences. These differences are the methods as well as the data types that are used. In this study, the financial stress indexes created for Turkey. Also, different countries are examined in the literature review. There is the necessity of constructing a new financial stress index because of the economic fluctuations in Turkey in recent years. The financial stress index of Turkey demonstrates the economic activity after important financial events that are called as financial crisis. The financial stress index which is a continuous variable as a time serie and its extreme values are called financial crises in the literature. The financial stress index can be expected to increase in the case of expected financial loss, risk potential or uncertainty financial conditions. In this study, the financial stress index of Turkey is generated with using the banking sector, equity market, money market and exchange market variables. The financial stress index of Turkey is constructed on daily basis for the period from 2 January 2007 to 29 November 2017. The data diversity has been expanded in this study when compared to previous studies in Turkey that is why this study has importance for Turkey. Firstly, the variables of each sector were standardized. Then, the financial stress index for each sector was composed with the equal weighted average method. FSI of Turkey was created again using the four-sector financial stress index data with the same method. The financial stress index of Turkey is analyzed with banking sector, equity market, money market and exchange market indexes. Modelling volatility is very important for investors and researchers The Autoregressive conditional heteroscedasticity models (ARCH) are used especially to model volatility clustering. In the market, there are periods of small volatility followed by the periods of high volatility. This phenomenon is called volatility clustering. For volatility clustering, historical volatility models can be used mostly. Most popular model is generalized autoregressive conditional heteroscedasticity (GARCH) model which is generalization of ARCH model. In this thesis, multivariate GARCH model was used because of the presence of more than one variable when analyzing correlations. A special type of multivariate GARCH model which is dynamic conditional correlation GARCH (DCC GARCH) model was used in this study. DCC GARCH model can be used to estimate conditional correlations between two series. DCC GARCH model was used to examine the correlation between FSI of Turkey and the markets in Turkey. Conditional correlations give information about volatility spillover. This phenomenon is very important for financial markets. What is observed in financial market is that correlation increase or decrease after financial crisis between two financial markets. If there is a volatility shock in one market, then it affects the other market. If the correlations between two markets are high, it means that there is less risk diversification opportunity between these markets. In other words, hedging between these markets seems not possible. On the contrary, if the correlations between two-time series of financial markets are very low, in that case, it is possible to hedge this portfolio because of the potential of diversification risk. After generating the FSI of Turkey for the last ten years, the peaks of it are interpreted in terms of important financial events in this study. In 2008, the giant Lehman Brothers declared its bankruptcy and the whole world paid the price of Lehman's collapse. Billions of dollars had evaporated in stock markets, millions of people were unemployed, many employers had gone bankrupt etc. The Turkish economy was also negatively affected by this fact. As a result of that, FSI of Turkey which is created in this thesis seems to have a peak in 2009. In 2013, the Federal Reserve System (FED) made a declaration about its tapering decision which is to reduce asset purchases in the beginning of 2014. It means that United States withdraw money from the market and the interest rates will rise for United States. This decision also implied the depreciation of the Turkish Lira because investors wanted to invest in the US. As a consequence of this event, there is another peak in FSI of Turkey for this time interval. At the end of 2016, after the US presidential election, the perception of uncertainty in international finance world had increased significantly. After election, FED's monetary policy was expected to change with new administration in US. Moreover, the slowdown in global economies and the geopolitical risks had the negative effect on economic activity over foreign trade. In that time, the United Kingdom's decision on leaving the European Union provided also negative effect on global market. On the other hand, the main reason of activity in foreign exchange market is that the uncertainties for future interest rate policies of developed countries. The coup attempt had especially big impact on Turkish economy. Thus, there is another peak in FSI of Turkey at the beginning of 2017. Moreover, the relationships between the markets which are used to generate the FSI of Turkey are analyzed according to the correlation coefficients gained from DCC GARCH model. At the last part, the financial stress index of Turkey is interpreted whether it can be used as a sign of financial crisis for Turkey or not. Its extreme values show the financial crisis that the events that suddenly and unexpectedly occur in the economy will produce macroeconomic consequences for the country's economy. Furthermore, firms have serious consequences in that time from the micro perspective.
Davranışsal finans perspektifinde bireysel yatırımcı kararları ve 2008 Küresel Finans Krizi üzerine bir değerlendirme
Geleneksel finans, insanları rasyonel kabul eden, karar alırken rasyonel davranan, hata yapmayan, hata yaparsa hatasının farkına varıp tekrarlamayan, duygularından arındırılmış bir düşünce sisteminden bahseder. Geleneksel finans teorisi, temel olarak beklenen fayda teorisi üzerine kurgulanmıştır. Ancak her zaman insanların rasyonel davranamayacağı bazı hatalarını tekrarlayabileceği görülmüş ve eleştiri almıştır. Psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarından faydalanarak davranışsal finans, geliştirilmiştir. Davranışsal finans teorisinde, insanların rasyonel olamayacağı, duyguları ve psikolojik eğilimlerinin olduğu bu gibi faktörlerden etkilendiği varsayılmaktadır. Davranışsal finans, temel olarak beklenti teorisi üzerine kurgulanmış bir teoridir. İnsanların, bir robot gibi matematiksel hesaplamalar yaparak karar alması mümkün görünmemektedir. İnsanlar, ekonomik hayatta karar alırken gelir durumu ve içinde bulunduğu çevre gibi faktörlerden etkilenmektedirler. Bu faktörler görmezden gelinerek, kurulan modellerden doğru sonuca ulaşılması düşük bir olasılık gibi görünmektedir. Bu tezde, bireysel yatırımcıların, yatırım davranışları ve yatırım kararları üzerinde rol oynayan ekonomik ve psikolojik etmenler, 2007'nin sonlarında başlayan 2008'de ivme kazanan ve 2009'un başlarına kadar etkileri devam eden 2008 küresel finans krizi de göz önünde bulundurularak araştırılmaya çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemleri arasında yer alan doküman incelenmesi yapılarak birincil ve ikincil kaynaklar incelenmiş, betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve yorumlanmıştır. Sonuç itibariyle, bireysel yatırımcıların yatırım yaparken psikolojik eğilimlerden, etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Küresel finans krizinin reel döviz kuru, enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 endeksi üzerindeki etkileri ve bir uygulama
Yapılan çalışmada Küresel Finans Krizinin Reel Döviz Kurları, Enflasyon (TÜFE) oranları, Faiz Oranları ve İMKB?100 endeksi üzerindeki etkileri genel olarak incelenmiştir. Bu kapsamda küresel finans krizi ile makro ekonomik değişkenler hakkında bilgi verilerek krizin etkilerinin daha net görülebilmesi için 2003?2010 yılları arasındaki enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 Endeksindeki aylık ortalama değişmeler incelenmiş ve yorumlanmıştır.Bunun yanında finans piyasalarında temel gösterge olarak en yaygın kullanılan İMKB?100 endeksini etkileyen Reel Döviz Kuru, Enflasyon Oranları ve Faiz Oranları arasındaki ilişki ve değişkenler arasındaki nedensellik yönü Regresyon Analizi ile Granger nedensellik testi kullanılarak analiz edilmiştir.Regresyon Analizi sonuçlarına göre; Reel Döviz Kuru ile İMKB?100 Endeksi arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilirken, Mevduat Faiz Oranı ile TÜFE değişkenleri İMKB?100 Endeksi arasında negatif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ise; Reel Döviz Kuru ve Mevduat Faiz Oranı, İMKB?100 Endeksini etkilediği ve İMKB?100 Endeksi'nin de Reel Döviz Kuru ve Enflasyon (TÜFE)'yi etkilediği tespit edilmiştir.
Türk bankacılık sektöründe kırılganlık'finansal krizlerin kamu ve özel sermayeli bankalara etkisinin oran analizi ile tespiti ve karşılaştırılması(1990-2015 dönemi)'
Ekonomik krizler, finansal sistem içerisinde yer alan tüm birimlere tehdit oluşturarak makroekonomik düzeyde dengesizliklere neden olan ve önceden saptanması güç eğilimler olarak ortaya çıkmaktadır. Bankacılık sektörü, kriz dönemlerinde finansal yapıda karşılaşılan riskler ve dengesizlikler ile doğrudan etkileşim içinde olduğundan bu sektörün incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda sektörün finansal durumu ülkenin gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğundan bankacılık sektörünün izlenmesi kamu kesimi izleyeceği politikalar açısından önemlidir. Türkiye'de bankacılık sektörü ele alındığında günümüze kadar birçok finansal gelişme ve kriz dönemlerinin sebep olduğu finansal çöküntüler yaşanmıştır. Çalışmada Türk bankacılık sektöründe yer alan kamu ve özel sermayeli bankaların finansal performansları izlenmiştir. Araştırmaya dahil olan bankaların 1990 ve 2015 yılları arasındaki 26 yıllık dönemi kapsayan mali tablolarından alınan veri setleri ile oran analizleri yapılmıştır. Oran analizleri sonucunda oluşturulan grafikler ile 1990 ve 2015 yılları arasında yaşanan finansal krizlerin bankacılık sektörüne etkileri izlenmiştir. Araştırmadaki bankalar sermayelerine göre iki gruba ayrılarak; sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyo oranlarının gruplara (özel ve kamu sermayeli bankalar) göre kıyaslandığı etkinlik grafikleri değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında incelenen bankaların sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyosu oranlarının genel ortalamaları incelenmiş olup ekonomik kriz dönemlerinde finansal faaliyetleri canlandırmak amacıyla kullandırılan kredilerin, aktif kalitesi oranlarını düşürücü etkisi olduğu gözlemlenmiştir. 2001 kriz döneminde ise sermaye yeterliliği rasyosu hariç tüm rasyolar olumsuz yönde etkilenmiştir. Çalışmada Türk bankacılık sektöründe son 26 yıldaki sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyolarının yıllık dönemlerde değişim eğilimleri grafiklerle gösterilmiştir. Türkiye'de 26 yıllık süreç içinde kriz dönemlerinde rasyoların değişimlerinin ortaya çıkarılması, ileriki dönemlerde oluşabilecek belirsizliklerin önceden saptanmasında etkili olacaktır.