Finansal kriz
248 theses under this subject heading
Koronavirüs salgın krizinin restoran işletmeleri üzerindeki etkilerine ve yöneticilerin kriz sonrası beklentilerine yönelik Marmaris'te bir araştırma
Koronavirüs salgını, kısa bir süre içerisinde bütün dünyayı etkisi altına almış, birçok ülkede hayatın durmasına sebep olmuş, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve milyarlarca insanın fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulmasına neden olan kriz ve felaket durumu olarak yorumlanmaktadır. Ortaya çıkan bu salgın krizinin etkileri birçok sektör ve endüstriyi etkisi altına aldığı gibi restoran işletmelerini de büyük ölçüde etkilediği görülmektedir. Koronavirüs salgın krizinin etkilerinin hala güçlü bir şekilde hissedildiği ve geleceğe yönelik belirsizliklerin olduğu gözlenmektedir. Çalışmanın temel amacı; Marmaris'te faaliyet gösteren restoran işletmelerinin Koronavirüs salgın krizinin sebep olduğu etkileri ve kriz sonrası beklentilerini belirlemek için gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada, farklı bakış açılarını ortaya koymak amacıyla restoran yöneticileri, restoran sahipleri ve restoran ortakları olmak üzere toplamda 25 kişiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Restoran işletmeleri, Koronavirüs salgınından dolayı ciddi kayıplar yaşadıklarını ve gelecek günlerle ilgili endişelerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte bu kayıpların giderilebilmesi için ihtiyaç duydukları beklentilerini ifade eden görüşleri analiz edilmiş ve derlenmiştir. Çalışmanın; restoran işletmecileri, karar vericiler ve bu alanda çalışmayı düşünen diğer araştırmacılara katkı sunması beklenmektedir.
Finansal krizler kapsamında Avrupa borsaları ile Borsa İstanbul arasındaki oynaklık ilişkisinin dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analizi
Çalışmanın temel amacı; 2008 Küresel Krizi, Yunanistan Borç Krizi ve Avrupa Borç Krizi'nin, Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirip değiştirmediğinin belirlenmesi, oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisinin varlığının test edilmesi ve oynaklık ilişkilerinde değişime neden olan spesifik olayların tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkileri, krizler baz alınarak belirlenen dönemler itibariyle dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerle oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisi bulunmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte belirtilen krizlerin Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirdiği tespit edilmiştir. Krizlerin ardından koşullu korelasyonların genel olarak kısa süreyle arttığı ve değişken bir yapı gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca 2008 Küresel Krizi ve Yunanistan Borç Krizi'nin genel olarak borsalar arasındaki oynaklık ilişkilerinde şokların kısa ve uzun dönem kalıcılığını değiştirdiği belirlenmiştir. Belirlenen dönemlerde ülkeye özgü spesifik olayların yanında uluslararası gelişmelerin de koşullu korelasyonlarda değişime neden olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda analizlerden elde edilen bilgilere bağlı olarak benzer krizlerin yaşanması durumunda yatırımcılara uluslararası portföy çeşitlendirmesinde kullanabilecekleri bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, Borsa İstanbul, Avrupa borsaları, oynaklık ilişkisi,dinamik koşullu korelasyon modelleri.
Finansal krizlerde Borsa İstanbul alt sektörleri arasındaki oynaklık yayılımı: Yön, frekans boyutu ve şoklar bağlamında analiz
Araştırmanın temel amacı; 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi esas alınarak belirlenen dönemlerde, krizler nedeniyle BIST alt sektör endeks getirilerinin kendi sektör grupları içinde değişen oynaklık yayılımlarının, yönünün, frekans boyutunun ve değişime neden olan olaylar bağlamında dinamik yapısının belirlenmesi ve farklı türdeki krizlerin oynaklık yayılımları üzerinde yarattığı etkilerin farklı olup olmadığının tespit edilmesidir. Tezde birbirlerini tamamlayan nitelikteki üç ayrı yöntem ile yapılan analizlerle, alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayılımlarının yön ve frekans boyutu belirlenmiş, yayılımlar üzerinde hangi tür şokların daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Uygulanan analizler ile 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi'nin, sınai, hizmetler ve mali alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayımlılarının yönünü ve frekansını farklı şekilde değiştirdiği belirlenmiştir. Bulgular, krizlerin ardından birçok alt sektör endeks getirisi arasındaki koşullu korelasyon yapısının değiştiğini, 2008 Küresel Krizi'nin ise koşullu korelasyon yapıları üzerinde daha fazla etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte 2001 Finansal Krizi'nin ardından tüm alt sektörlerin politik şoklardan, özellikle mali alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinin de ekonomik şoklardan diğerlerine göre daha fazla etkilendiği belirlenmiştir. 2008 Küresel Krizi'nin ardından ise ekonomik şokların sınai ve mali, toplumsal ve politik olayların da sınai ve hizmetler alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinde daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Tez sonucunda elde edilen bilgiler ışığında aynı türde krizlerin gerçekleşmesi durumunda yatırımcılara çeşitlendirmeye ilişkin bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, varyansta nedensellik, frekans temelli oynaklıkyayılımı, dinamik koşullu korelasyon, Borsa İstanbul
Finansal krizler ve erken uyarı sistemleri: Türkiye uygulaması (1988-2012)
Bu çalışmanın amacı, finansal krizlerin öncü göstergeler ile önceden tahmin edilebilirliğinin analiz edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle finansal krizlere dair finansal kriz kavramı, nedenleri ve türleri detaylarıyla ele alınmış, finansal krizlere öncü olabilecek göstergeler incelenmiştir. Finansal krizleri önceden tahmin etmeye yardımcı olan erken uyarı sistemlerinde kullanılan yöntemler açıklanmıştır. Çalışma 1988-2012 dönemini kapsamaktadır. Kriz tahmininde kullanılacak olan göstergeler sinyal alma yöntemi ile incelenmiştir. Sinyal dağılımı açısından anlamlı olan göstergeler bir araya getirilerek etkin çalışan bir bileşik gösterge modeli oluşturulmuştur. Elde edilen bu bileşik öncü gösterge modelinde anlamlı göstergeler; reel döviz kuru, uluslar arası rezervler, M2 para çarpanı, yurtiçi kredi hacmi, reel faiz oranı ve kredi faiz oranı/mevduat faiz oranı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda çalışmada ortaya çıkan sonuçta, modelin krizi öngörme gücü bir erken uyarı özelliği gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, Erken Uyarı Sistemleri, Öncü Göstergeler, Sinyal Yaklaşımı
Finansal liberalizasyon ve kriz öncü göstergelerinin analizi
Dünya ekonomisinde küreselleşmeyle birlikte nedenleri ve etki alanları birbirinden farklı sayıda kriz yaşanmıştır. Özellikle, 1900'lü yıllarda artan krizler kriz öncü göstergelerinin belirlenmesine yönelik çalışmaları beraberinde getirmiştir. Artan krizler, McKinnon ve Shaw'un teorik temelini oluşturduğu finansal liberalizasyon kavramının da sorgulanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak, finansal liberalizasyonla ilgili teorik çalışmalar ele alındıktan sonra, 1980 sonrası finansal liberalizasyon sürecinde, Türkiye ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümlere paralel olarak artan krizlere dikkat çekilecektir. Bunun için, Türkiye'de yaşanan 1994, 2000-2001 ve 2008 krizleri incelenecektir. Ekonometrik analiz bölümünde ise finansal liberalizasyon göstergeleri ve Kaminsky, Lizondo ve Reinhart'ın KLR yaklaşımı olarak bilinen çalışmasından esinlenilerek seçilen kriz öncü göstergeleri incelenecektir. Türkiye ekonomisi için, finansal liberalizasyon sürecinin tamamlandığı 1989 sonrası zaman aralığında, bu göstergelerin birbirleriyle olan etkileşimleri, şokların analizi ve nedensellik ilişkileri VAR modeli ve Toda-Yamamoto testi aracılığıyla araştırılacaktır. Amaçlanan, finansal liberalizasyon göstergeleri olan kredi büyümesi, reel faiz oranları ve sıcak para akımlarının kriz öncü göstergelerini olumsuz etkileyerek Türkiye'de yaşanan krizleri tetiklediğini göstermektir. Ayrıca, Türkiye ekonomisi için, kriz öncü göstergeleri üzerindeki en etkin finansal liberalizasyon göstergelerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. VAR modeli ve Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre finansal liberalizasyon göstergelerinden sıcak para hareketleri ve reel faiz oranlarının kriz öncü göstergeleri üzerindeki olumsuz etkisi, bu göstergeleri açıklama yüzdesi ve nedensellik ilişkileri kredi büyümesine göre daha fazla çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Finansal liberalizasyon, Kriz öncü göstergeleri, KLR yaklaĢımı,VAR modeli, Toda-Yamamoto nedensellik testi.
2001 ve 2008 finansal krizlerinin Türkiye imalat sanayiindeki 1000 büyük sanayi kuruluşunun performansına etkisi: Performans ölçütü olarak kârlılık, verimlilik, ihracat, istihdam
Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1000 büyük sanayi kuruluşunun performans verileri aynı zamanda Türkiye ekonomisinin de genel durumunu önemli ölçüde yansıtmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda 1997-2014 yıllarındaki 1000 büyük sanayi kuruluşuna ait veriler çalışılarak NACE bazında toplam 24 sektör oluşturulmuş ve her bir sektördeki firmaların yıl bazında kârlılık, verimlilik, ihracat ve istihdam verilerinin ortalama reel değerleri oluşturulmuştur. İlgili veriler iki boyutlu grafikler üzerinde gösterilmiş ve 2001 ile 2008 finansal krizlerinin sektör bazında etkileri incelenmiştir. Sonuçta, yerel olarak değerlendirilebilecek 2001 krizi ile küresel olarak değerlendirilebilecek 2008 krizinden her bir sektör farklı şekilde etkilenmiş olup bazı sektörler krizlerde daha iyi performans göstermiştir. Bu çalışmada İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl yayımlanan imalat sanayiindeki 1000 büyük firmaya ait veriler kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kriz, emek verimliliği, kârlılık, ihracat, istihdam, 1000 büyük firma, imalat sanayi, Türkiye.
Kriz ve kurumsal risk yönetimi ile ilgili Türkiye'deki havayolu işletmelerinde farkındalık düzeyinin araştırılması
Havayolu işletmeleri, sektörel dinamikleri, değişkenlik düzeyinin yüksek olması, paydaşların havacılığa olan ilgisi ve nitelikleri itibariyle krizlerin işletmeler üzerinde etki şiddeti daha farklı ve yüksek olabilmektedir. Küreselleşmenin etkisiyle dünyanın herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir kriz, havayolu işletmelerinin operasyonlarını dolaylı ya da doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle işletmeler kurumsal sürdürülebilirlik için savunma mekanizmalarını bir anlamda kriz ve risk kaynaklarına yönelik olarak kurumsal stratejiler kapsamında geliştirmektedir. Kriz yönetimi bu savunma mekanizmalarından biridir. Risk, organizasyonların hedeflerini olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek her türlü olaydır. KRY'nin (Kurumsal Risk Yönetimi) geliştirilmesi ile birlikte işletmeler, risklere sadece tehdit gözüyle değil, fırsat gözüyle de bakmaya başlamıştır. KRY'nin kurumsal değere ve performansa pozitif etkisi olduğu kabulünden hareketle kuruma özgü tesis edilen kriz ve risk yönetimi sistemlerinin kurumsal stratejik amaçların başarılmasında kritik rol oynadığı öngörülmektedir. Bu çalışmadaki amaç, hem şirketlerin farkındalık seviyelerinin arttırılmasına destek olacak nitelikte kılavuz bir çalışma sunulması ve hem de literatüre katkıda bulunulmasıdır. Bu çalışmada, kriz ve KRY konuları açıklanmıştır. Farklı iş modellerinde faaliyet gösteren, Türkiye merkezli yedi farklı havayolu işletmesindeki kriz ve KRY uygulamaları incelenmiştir. İşletmelerin bu konudaki farkındalıkları araştırılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak işletmelerin üst düzey yöneticileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kaynakların etkin kullanımı, işletmeler açısından tehdit olarak görülebilecek risklerin avantaja dönüşebilmesi, iyi bir kriz ve KRY uygulaması ile mümkündür. Bu nedenle işletmeler kriz ve KRY konusunda farkındalık düzeylerini artırarak hem kriz ile risk yönetimi uygulama performanslarını hem de kurumsal performanslarını geliştirebilirler. Bu çalışma yoluyla amaçlandığı üzere, işletmelerin bu özelliğin farkında olmaları onların kriz ve kurumsal risk yönetimi sistemlerine olan paradigmalarını da etkileyebilecektir.
Krizlerin imalat sektörü üzerindeki etkilerinin finansal rasyolarla analiz edilebilirliği ve 2008 örneği
1990'lı yıllarda, dünyada yaşanan küreselleşme sürecinin etkisiyle ortaya çıkan neoliberal ekonomik sistem, ekonomi tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen sıklıkta finansal krizlerin oluşmasına neden olmuş ve bu krizlerin yarattığı olumsuzluklar da işletmelerin faaliyetleri üzerinde etkisini göstermiştir.?Krizlerin İmalat Sektörü Üzerindeki Etkilerinin Finansal Rasyolarla Analiz Edilebilirliği? başlığını taşıyan bu doktora tezi, bir üçüncü nesil finansal kriz modeli olan 2008 krizinin, imalat sanayi alt sektörleri itibari ile işletmelerin finansal göstergeleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaç ile hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören imalat sanayi işletmelerinin kriz öncesi, kriz süreci ve kriz sonrası dönemleri de kapsayacak şekilde, 2006-2010 yılları arası mali tablolarından, işletmelerin likidite, mali yapı, faaliyet etkinliği, karlılık ve büyüme oranlarına ilişkin 18 finansal rasyo ile 2008 krizinde Türkiye için belirlenen 5 kriz göstergesi araştırma değişkenleri olarak kabul edilmiştir. Değişken sayısının fazlalığı ve değişkenlerden hangilerinin, hangi alt sektörlerde etkili olduğunun belirlenmesi amacı ile araştırmada faktör analizi yöntemi uygulanmıştır.Araştırmada, bir üçüncü nesil kriz modeli olan 2008 krizinin, Türkiye'de imalat sanayi alt sektörleri itibari ile özellikle likidite oranlarını, faaliyet etkinliği oranlarını ve karlılık oranlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Bu tez ile imalat sanayide faaliyet gösteren işletmelerin, kriz riskini minimize edecek finansal politikalar geliştirebilmeleri için gerekli veriler elde edilmiş olmakta ve bu bulgular, tezin orijinal yönünü oluşturması yanında kriz riski karşısında uygulanması gereken finansal politikaların oluşturulmasına da katkı sunmaktadır.
2001 Şubat krizi ve 2008 küresel krizlerinde Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların panel veri analizi ile değerlendirilmesi
Kriz, neredeyse bütün yaşam alanlarında çeşitli sebeplerden kaynaklı meydana gelen düzensizlik durumu olarak ifade edilebilmektedir. Ekonomi alanında etkiledikleri sektörler açısından krizler, mal ve hizmet sektörünü etkileyen reel sektör krizleri ve finansal piyasaları etkileyen finansal krizler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Türkiye yaşamış olduğu 1994, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile finansal kriz geçmişi olan bir ülke konumundadır. Son yıllarda finansal piyasaların gittikçe birbiri ile bütünleştiği uluslararası finansal sektörlerde, herhangi bir ülkenin finans piyasalarında oluşan kriz tüm dünyayı etkileyen küresel bir krize dönüşebilmektedir. Başlangıç noktası ABD olan mortgage krizi de kısa bir zamanda tüm dünyayı etkileyen küresel bir kriz haline gelmiştir ve Türkiye ekonomisi ve Türk bankacılık sektörü de bu krizden etkilenmiştir. Çalışmada 2001 Şubat ve 2008 küresel krizi hakkında genel bilgiler verildikten sonra analiz kısmına geçilmiştir. Analizde yöntem olarak Panel Veri Analizi kullanılmış olup 1997-2016 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı banka analize dahil edilmiştir. Yapılan analiz çerçevesinde ise Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı bankanın 2001 Şubat ve 2008 küresel krizinden olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriz, Finansal Kriz, 2001 Şubat Krizi, 2008 Küresel Krizi ve Yabancı Bankalar.
2008 küresel finans krizi sonrası Türk bankacılık sektöründe performans değerlendirmesi
İnsanlığın ilkel olduğu zamandan modern hayata geçiş sürecine kadar ülkelerin zenginlikleri doğal koşullarla ölçülmekteydi. Paranın icadından sonra yaşanan finansal zenginlik hem ülkelerin hem de insanların finansal alana yönelmesini sağlamıştır. Bu bağlamda gün geçtikçe yapılan işlemlerin artması bazı finansal kurumların oluşmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu finansal kurumlardan birisi olan bankalar, zamanla etkinliğini artırarak finansal sistemin temel bir faktörü haline gelmiştir. Artan işlem hacmi ve piyasaların derinleşmesi bankaların, finansal sistemin neredeyse tamamına yakın bir oranda yer almasına olanak sağlamıştır. Bankaların finansal sistem içerisinde öneminin artması, bankalar arasındaki rekabeti de artırmıştır. Birbirleri ile aralarındaki kârlılık, yeni ürünler sağlama, piyasada etkin olma gibi etkenler çoğaldıkça bankaların bu alanlara yönelmesi de kaçınılmaz olmuştur. Piyasada daha iyi bir pozisyon almak isteyen bankalar, kârlılıklarını artırıcı faktörleri araştırmaya koyulmuştur. Bu konu hakkında çeşitli araştırmalar yapılmış ve bankaların performanslarını etkileyen belirleyiciler analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın amacı, 2008 küresel finans kriz, sonrası, 2009-2018 dönemleri arasında faaliyetlerine devam eden 24 bankanın, performanslarına etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada bağımlı değişkenler olarak başlıca; sermaye yeterlilik oranı, likidite ve kredi riski, kredilendirme düzeyi, banka büyüklüğü, yoğunlaşma ve mevduat oranı değişkenleri kullanılmıştır. Panel veri regresyon yönteminin kullanıldığı çalışmada ulaşılan bulgulara göre; sermaye oranı, likidite riski, kredilendirme düzeyi, banka büyüklüğü, sermaye oranı ve yoğunlaşma değişkenlerinin performans üzerindeki değişimi açıklamada istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Ayrıca çalışmada ulaşılan diğer önemli sonuç ise kredi riski değişkeninin tüm performans ölçütleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir değişim meydana getirememesidir. Daha açık bir ifade ile bankaların verdikleri ve geri dönüşü olmadığı için takibe düşen kredilerde meydana gelen değişimlerin performans oranlarını anlamlı bir şekilde artırıcı veya azaltıcı bir etkisi olmamaktadır. Anahtar Kavramlar: Banka performansı, 2008 Küresel Finans Krizi
Finansal krizler ve kamu harcamaları: Farklı gelişmişlik düzeylerdeki ülkeler arasında bir karşılaştırma
Finansal Krizler, sermaye hareketliliğin günden güne artmasıyla ülkelerin açısından mali yapılarında önemli tesirlere sahiptir. Finansal açıdan ülkeler krizler karşısında zor durumda kalmaktadır. Ülkelerde finansal krizlerin meydana gelmesinin arka planında temel olarak ülkelerin uyguladıkları döviz kuru politikasının, uluslararası sermaye hareketlerinin, enflasyonun ve ülkelerin borçlanmalarında aşırı bir yönü tercih etmeleri yatmaktadır. Ülkeler finansal krizlere ve toplumsal gereksinimlerin giderilmesi maksadıyla kamu harcamalarını yaparak krizlere karşın etkili adımlar ortaya koyabilmektedir. Bu çalışmada jeopolitik olarak bulunduğu bölgede önemli olan ülkeler seçilerek ilgili ülkelerin 1990 ve 2020 yılları arası meydana getirdikleri kamu harcamaları ve bu harcamalardaki değişimler kamu harcamaları yaklaşımları ve fonksiyonel olarak incelenmiştir.
Finansal krizlerin bankacılık sektörü hisse senetleri üzerindeki etkileri
Araştırmada finansal krizlerin bankacılık sektörü üzerinde anlamlı bir etkisinin olup olamadığının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaçla 2001-2002 ve 2008 krizlerinin etkili olduğu tarihlerin kukla değişken olarak incelendiği çoklu regresyon analizi modellerinde BİST Banka Endeksinin krizlerden etkilenip etkilenmediğine yönelik incelemeler yapılmıştır. Araştırmanın değişkenleri BİST Banka Endeksi, Bankaların ay sonu hisse senedi kapanış fiyatları (örneklem olarak seçilen altı özel banka), Sanayi Üretim Endeksi, İhracatın İthalatı karşılama oranı, Enflasyon ve USD/TL değeridir. Değişkenlerin veri seti için 1997-2016 yılları arasındaki ayın son günkü kapanış değerleri kullanılmıştır. Verilerin analizinde İlişkili Örnekler T-Testi ve Kukla Değişkenli Çoklu Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda BİST Banka Endeksinin 2000 yılından 2001 yılına ve 2007 yılından 2008 yılına geçerken anlamlı düzeyde azalış gösterdiği belirlenmiştir. Bulgulara göre 2001 ve 2008 krizlerinin BİST Banka Endeksi üzerine negatif yönde anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir.
The Federal Reserve's response to the global financial crisis and its effects: An interrupted time-series analysis of the impact of its quantitative easing programs
The financial crisis that started in the U.S. at the end of 2007 and later spread to other countries was the most severe economic and financial disaster since the Great Depression. The crisis began in the U.S. housing market in August 2007, rapidly extended to other sectors of the U.S. economy, and became global following the collapse of various U.S.-based international financial institutions. To counter the negative effects of the crisis, the Federal Reserve (the central bank of the United States) and other central banks conducted monetary policies that are widely considered unconventional. This master's thesis examines the monetary policies the Federal Reserve implemented in response to the crisis. More specifically, the thesis analyzes the Federal Reserve's quantitative easing (QE) programs, liquidity facilities, and forward guidance operations implemented from 2007 to 2018. The thesis' detailed examination of these policies is concluded with an interrupted time-series (ITS) analysis of the causal effects of the QE programs on U.S. inflation and real GDP. The results of this design-based natural experimental approach show that the QE operations positively affected U.S. real GDP but did not significantly impact U.S. inflation. Specifically, it is found that, for the 2011Q2-2018Q4 post-QE period, real GDP per capita in the U.S. increased by an average of 231 dollars per quarter relative to how it would have changed had the QE programs not been conducted. Moreover, the results show that, in 2018Q4, ten years after the beginning of the Federal Reserve's QE programs, real GDP per capita in the U.S. increased by 14% relative to what it would have been during that quarter had there not been the QE programs.
Bankacılık krizlerinin önlenmesinde bankalar birliğinin rolü ve lonca teşkilatı
Bankacılık krizleri, 1980'li yıllardan itibaren yükselen piyasa ekonomilerinde sürekli tekrarlanmıştır. 2008 Küresel Krizi ise özellikle güçlü ekonomik ve finansal alt yapıya sahip gelişmiş ülkelerde önemli tahribata yol açmıştır. 2008 Küresel Krizi'nin özellikle gelişmiş piyasa mekanizmalarına sahip ülkelerde gerçekleşmesi, bankacılık krizlerini önleyici geleneksel tedbirlerin yetersizliğini kanıtlamıştır. Bu çalışma, bankacılık krizleri ile daha etkin mücadele için geleneksel tedbirler olan makro (kamusal) ve mikro (banka içi) tedbirlere ilaveten mezo (meslek birlikleri) düzeyde tedbirlere de ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Mezo düzeyde faaliyette bulunan ve banka birlikleri gibi bir meslek örgütü olan Osmanlı loncaları, geçmişte devlet ile esnaf arasında, özellikle devletin aldığı tedbirlerin etkinliğini arttıran tamamlayıcı çok sayıda fonksiyon icra etmişlerdir. Çalışma, bankacılık krizlerinin önlenmesinde loncaların banka birlikleri için bir rol model olabileceğini ortaya koyarak mevcut literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Çalışmanın temel amacı, bankacılık krizlerinin önlenmesinde banka birliklerinin tamamlayıcı rolünün makro tedbirler üzerindeki etkisini incelemektir. Bu kapsamda çalışmada "Bankacılık Krizlerini Önlemede Banka Birliklerinin Tamamlayıcı Rolünün Etkinliği Ölçeği" geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek emekli bankacı ve akademisyenlerden oluşan bir örnekleme uygulanmıştır. Elde edilen veriler, yapısal eşitlik modellemesi yöntemi ile test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda banka birliklerinin bankacılık krizlerinin önlenmesinde üstlenmesi gereken tamamlayıcı roller tespit edilmiştir. Bu roller aracılığa, demokratik katılıma, otokontrole ve toplumsal faydaya ilişkindir. Anahtar Kelimeler: Küresel Finansal Kriz, Bankacılık Krizi, Osmanlı Loncaları, Mezo Tedbirler, Banka Birlikleri, Yapısal Eşitlik Modellemesi
Türk ticari bankacılık sektörünün 2001 Krizi öncesi ve sonrası CAMELS analizi
Türk bankacılık sektörü, 1980 sonrası finansal liberalleşme hareketleriyle dünya ekonomilerine uyum sürecine girmiştir. Gerekli altyapı ve tecrübe eksikliği nedeniyle bankacılık sektörü çeşitli aralıklarla finansal türbülanslara yakalanmış; kriz ortamına girmiştir. Şüphesiz krizlerin bankacılık ve reel sektöre maliyeti ağır olmuştur. Bu tez, Türk ticari bankacılık sektörünün 1995-2008 yılları arasındaki performansını, 2001 bankacılık krizi çerçevesinde inceler. Performans değerlendirmesi, CAMELS derecelendirme sistemiyle yapılmıştır. Analiz, CAMELS'ın altı bileşenine (sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, yönetim kalitesi, kârlılık, likidite, piyasa risklerine duyarlılık), seçilen yirmi beş finansal gösterge aracılığıyla yapılmıştır. Bileşenlerin gelişimi, hesaplanan performans endeksi yardımıyla açıklanmıştır. Bulgular, Türk ticari bankacılık sektörü 2001 krizinde ciddi hasar görmüştür. Ancak, 2001 bankacılık krizi sonrası uygulanan makroekonomik politikalar ve siyasi istikrar, ticari bankaların performanslarını olumlu etkilemiştir. Ayrıca, CAMELS değerlerinin son gözlem yılı bozulmaya başlaması, küresel finans krizinin yansımasını göstermiştir.Türk bankacılık sektörünün 2009 sonu itibariyle BDDK ve TBB verilerine göre finansal kesimdeki payı % 80'dir. Türk ticaret bankalarının bankacılık sektöründeki payı ise % 96'dır. Buna göre, Türk ticaret bankacılık sektörü finansal sistemin en büyük aktörüdür. Bunun için, ticari bankacılık sektörünün sağlamlığı, finansal sistemin gelişimi ve reel sektörün finansmanı açısından önemlidir. Türkiye'de erken uyarı sistemi olarak, CAMELS derecelendirme sistemi tüm bileşenleriyle kullanılmalıdır.Anahtar Kelimeler: Ticari Bankacılık, 2001 Krizi, CAMELS Derecelendirme Sistemi.
2000 sonrası Türkiye' de yaşanan finansal krizlerin işletmelerin dış ticaret işlemleri (ithalat-ihracat-ödeme-tahsilât) üzerine etkileri ve Kütahya Porselen San. A.Ş. uygulaması
Krizler ülke içi kaynaklı olabildiği kadar diğer ülkelerde yaşanan krizler kaynaklı da olabilmektedir. Söz konusu kriz dönemlerinde işletmelerin dış ticaret işlemlerinde de bir takım farklılıklar meydana gelebilmektedir. Araştırmada bu farklıkların ithalat, ihracat, ödeme ve tahsilât şekilleri üzerindeki etkileri üzerinde durulacaktır. Özellikle 2000 sonrası dönemde Türkiye' nin yaşamış olduğu 2000 Kasım, 2001 Şubat ve 2008 krizlerinin dış ticaret üzerindeki değişimleri ele alınmıştır.Krizler işletmeleri her yönüyle etkileyebildiği gibi, sadece bir yönüyle de etkiyebilmektedir. Ancak ithalat ve ihracatın birbirini karşılama oranlarına bakıldığında Kütahya Porselen San. A.Ş. gibi ithalat bakiyesini ihracat bakiyesinden karşılayan işletmeler için kriz dönemleri diğer tüm işletmelerden farklı atlatılabilmektedir. Bu şekilde olan birçok işletme için de dış ticaret işlemleri farklılık gösterebilmektedir. Araştırmada bu değişimlere yer verilecektir.Anahtar Kelimeler: Kriz, Dış Ticaret İşlemleri, İthalat/İhracat, Ödeme/Tahsilât
Finansal krizler ve finansal krizleri belirleyen faktörler: Türkiye örneği
Dünya genelinde daha sık periyotlarla meydana gelen finansal krizler, araştırmacıların finansal krizleri daha yoğun incelemesine neden olmuştur. Finansal krizlere yönelik yapılan çok sayıdaki çalışmanın vurguladığı ortak nokta; finansal krizlerin dinamik bir yapı içinde değişik faktörlerin birbirini tetiklemesiyle ortaya çıktığıdır. Bu nedenle finansal krizlere ait temel parametrelerin neler olduğu konusunda tam bir fikir birliği yoktur.Bu çalışmanın amacı, Türk finansal sektöründe 1992-2009 yılları arasında meydana gelen krizler için finansal krizleri belirleyen en etkin makroekonomik faktörler bulunmaya çalışılmıştır. Bu amaca ulaşmak için mevcut literatür temelinde seçilen faktörlerin krize yol açma ihtimali, Lojistik Regresyon Modeli kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmanın sonuçları iktisadi beklentilere ve literatüre uygundur. Lojistik Regresyon Modeliyle elde edilen sonuçlara göre, kriz olasılığını arttıran en önemli makroekonomik faktörler kısa vadeli mevduat faiz oranı, döviz kuru ve kredi hacmi olmuş, geçmiş krizler doğru bir şekilde tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, Lojistik Regresyon Modeliyle kriz olup olmayacağını önceden tahmin etmek mümkündür.
Makroekonomik krizlerden etkilenen bankacılık sektörü: Türkiye uygulaması
Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan makroekonomik istikrarsızlıklar, krizlere neden olmakta ve bu krizlerde ülke ekonomileri içinde sınırlı kalabildiği gibi, sermaye hareketi ve finansal liberalleşme ile yayılarak uluslararası boyutlara ulaşabilmektedir. Yaşanan krizler ve ortaya çıkan istikrarsızlıklar bankacılık sistemini etkilemekte ve bankacılık krizlerinin yaşanmasına neden olmaktadır.Bu çalışmada; ülkemizde finansal sistem içerisinde faaliyet gösteren kamu sermayeli, özel sermayeli ve yabancı sermayeli mevduat bankalarının, Kasım 2000 ve Şubat 2001 de yaşanmış olan krizlerden, etkilenme durumları ve performanslarına olan etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk üç bölümünde dünyada yaşanan önemli krizler, kriz teorileri, bankacılık krizleri, nedenleri ile ilgili kavramlar ve ülkemizdeki bankacılık sisteminin gelişimi geniş bir şekilde açıklanmış, literatüre uygun olarak bir alt yapı kurulmuştur. Son bölümde ise 1997-2009 yıllarında bankaların çeyreklik finansal verilerinden elde edilen rasyolar çerçevesinde parametrik olmayan hipotez testleri yardımıyla performans analizi yapılarak yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Banka, Bankacılık Krizleri, Türkiye'de Bankacılık
Kriz yönetimi ve kriz döneminde yönetici davranışlarının işletme başarısına olan etkisi
Küreselleşmenin arttığı günümüzde dünya ülkeleri daha sık olarak krizlerle karşılaşmaktadır. Finansal krizler firmaların ayakta kalmasını da etkilemektedir. Kriz döneminde işletme yönetiminin kriz becerisi işletmenin başarısını doğrudan etkilemektedir. İşletme yönetimi, kriz yönetim becerisine haiz olmalıdır. Kriz durumu yönetimin krizine dönüşmeden, yönetim krizi yönetmelidir. Yöneticilik becerisine en fazla kriz anlarında gereksinim duyulur. Çünkü kriz acil bir durumu ifade eder. İdeal olan, örgütün önceden muhtemel kriz durumlarını tespit etmesi ve gerekli önlemleri almasıdır. Fakat bir örgütün olası tüm kriz durumlarını önceden tahmin etmesi ve bunları önleyici tedbirler alması bilimseldir.. Kriz; örgütün önlem ve uyum mekanizmalarını yetersiz hale getirerek mevcut değer, amaç ve varsayımlarını tehdit eden beklemediği ve de sezemediği gerilim durumudur. Başka bir deyişle kriz; bir örgütün rutin sistemini bozan ve aniden ortaya çıkan istikrarsız bir durumdur. Yaşanan hızlı değişim ve dönüşüm içerisinde, önceden tahmin edilemeyen bazı olayların olması kaçınılmazdır. Bu durumda, yapılması gereken şey, kriz anlarına karşı hazırlıklı olmak ve krizi etkili şekilde yönetmektir.Çalışmamızda, kriz döneminde yönetici davranışlarının işletme başarısına etkisini araştırmak amacıyla, Düzce ili sınırları içerisinde farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu 16 işletmede yöneticiler üzerinde anket değerlendirmesi yapılmıştır. Bu anket sonuçlarının değerlendirmesi için SPSS 18.0 istatistik paket programı kullanılmıştır.Anahtar kelimeler: Kriz, Yönetim, Yönetici, Başarı.
1873-1896 depresyonu ve Osmanlı Devleti ekonomisi üzerindeki etkisi
İktisat tarihçilerine göre iktisadi manada yaşanan ilk spekülatif balon olan 1637?deki Lale Çılgınlığı ile başlayan ekonomik krizler günümüzde dahi farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. 1873-1896 depresyonu, 19. Yüzyılın en büyük depresyonu olarak isimlendirilmekte ve kapitalist sistemin ilk uluslararası krizi olarak tarihte önemli bir yer tutmaktadır.1873-1896 depresyonu, Mayısta Avusturya ve Almanya?da patlak vermiş; İtalya, Hollanda ve Belçika?ya yayılmıştır. Eylül?de ise Atlas Okyanusu?nu geçerek ABD?de kriz baş göstermiş daha sonra geri dönerek İngiltere, Fransa ve Rusya?yı da içine almıştır. 1873?te paniğin durmadığının bir göstergesi olarak Viyana Borsa?sı çökmüştür. Bu krizin genel eğilimi durgunluk ve yavaş büyüme olsa da çevre ülkeler açısından etkisi oldukça sarsıcı olmuştur. 1873-1896 depresyonu, sanayileşmiş ülkelerde etkisini daha derin hissettirmiştir. Krizin Kıta Avrupa?sındaki etkileri çok fazladır. Ancak uluslararası rekabetin baskıları ve Almanya ile ABD gibi ülkelerin sanayide İngiltere?den daha baskın olmaları güçlü bir sermaye birikimi sağlamalarına sebep olmuştur. ABD ve Almanya geç kalmanın avantajını iyi kullanmışlar ve depresyon döneminden sonra büyüme süreçlerini hızlandırmışlardır.1873 krizi zaten zayıf olan Osmanlı mali sistemini de bir darboğaza itmiştir. Kaynaklarının neredeyse yarısını borç ve faiz ödemelerine ayırmış olan Osmanlı Devleti 1875 yılında borç faiz ödemelerinin ertelenmesini istemiştir. 1881?de Muharrem kararnamesi ile ödenecek borçlar belirlenmiş ve ödemenin nasıl yapılacağı şartnamede belirlenmiştir. Bu kararname ile birlikte Rüsum-ı Sitte İdaresinin geniş bir şekli olan Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuştur. Düyun-ı umumiye idaresi sonuç olarak Osmanlı tahvil sahipleri için ve Osmanlı dış borçlarının teminatı olmuş, yayınladığı iktisadi raporlarla Osmanlı Maliyesini yönlendirmiş, yabancı sermeye ve iş çevrelerini Osmanlı Devleti?ne çekmiş, birçok kaynağı denetimi altına almıştır.Osmanlı Devleti, 1873-1896 krizi ile birlikte küçük üreticiye önemini artırmıştır.Düyun-ı Umumiye İdaresi?nin de küçük üreticilere yardımlarda bulunması ve Osmanlı Devleti?nin uyguladığı politikaları aynen sürdürmesi bu önemin artmasının bir sonucudur. Osmanlı Devleti?nde 1873-1896 krizi ile bankacılık, sigortacılık ve ulaşım ağı hizmetleri (demiryolu ve liman) gibi sektörlerin gelişmesini sağlamış ve yabancı yatırımların ülkeye girişinde bir sınır konulmamıştır. Yabancı yatırımların ziyadesiyle, demiryolu yatırımlarına yöneldiği ve Avrupa?daki ve Amerika?daki demiryolu yatırımlarının daha çok Osmanlı Devletinde yer almaya başladığı görülmektedir. 1850?li yıllardan itibaren 1873 krizine kadar merkez ülkelerden çevre ülkelere bir nakit akışı sağlanmış ancak bu nakit akışı çevre ülkelerde dış ticaret hadlerine yansımamıştır. Bunun en güzel örneği de Osmanlı Devleti?nin 19. Yüzyılın son çeyreğindeki bu krizden derinden etkilenen bir çevre ülke olduğu tezidir. Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, İş çevrimleri, Düyun-ı Umumiye, 1873-1896 Depresyonu
Dördüncü kuşak finansal kriz modeli: 1975–2011 Amerika Birleşik Devletleri uygulaması
Son iki yüzyıl, dünya çapında sermaye hareketlerinin önemli boyutlarda iki kez artışına tanıklık etti. Bunlardan ilki, 1860'lardan Birinci Dünya Savaşı'na değin geçen dönemde yaşandı. 1. Dünya Savaşıyla ekonomik ilişkiler neredeyse durma noktasına geldi. 1973'te Bretton Woods sisteminin yıkılmasıyla da ikinci büyük sermaye akımı başladı. Bu ikinci artış da, 1980'lerde Latin Amerika ülkelerinin tecrübe ettiği borç krizi ve 1990'larda Meksika, güney doğu Asya, Rusya ve Brezilya'da yaşanan krizlerle kesintiye uğradı. 20. yüzyılın son yirmi yılında yaşanan bu krizlerin ardındaki mekanizmayı açıklamak amacıyla bir dizi kriz modeli geliştirildi. Bunların sonuncusu olan dördüncü kuşak finansal kriz modelinin teorik temelini kuran Krugman, finansal piyasalardaki genel bir fiyatı ve hanehalklarıyla firmaların özsermayelerini de içeren bir modelin sadece döviz krizlerini değil, genel anlamda finansal krizleri açıklayabileceğini ileri sürdü. Tezin teorik çatısı belli varsayımlar altında davranışsal denklemlerle kuruldu. Ekonomideki genel üretim ve döviz kuru eksenlerinde şekillerle ve bu değişkenlere göre türevlerin alınmasıyla matematiksel olarak kısa ve uzun dönem dengelerinde bir finansal krizin oluşumu ele alındı. Bu teorik yaklaşımın gerçek hayatta bir finansal krizi açıklayıp–açıklayamayacağını belirlemek için 1975–2011 yıllarına ilişkin verilerle ABD ekonomisi incelendi. Kullanılan logit yönteminin sonuçları güçlü bir şekilde tezin teorik modelini doğruladı: Ekonomik bireylerin GSYH'ya oranla özsermayelerinin (servetin) artması kırılgan ve spekülatif sermaye piyasası ortamında finansal krize karşı koruyucu bir zırh işlevini görürken, bu bireylere reel ekonomik güçleriyle orantısız şekilde çok ucuz ve kolay şartlarda bol kredi sağlanması da olası bir krizin dâvetçisi olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Sermaye Hareketleri, Sermaye Piyasalarının Liberalleşmesi, Mundell–Fleming Modeli, Döviz Krizleri, Finansal Krizler, Logit Analizi
Küresel krizin bulaşma etkisi: Menkul kıymet borsaları üzerine bir uygulama
Küreselleşmenin bir sonucu olarak ülkeler arasında sınırların ortadan kalkması, piyasalar arası finansal ilişkilerde yoğunluk ve serbestliği de beraberinde getirmiştir. Bu serbestleşme piyasalarda yaşanan şokların ülkelerarası transferine olanak sağlayan bir yapı ortaya çıkartmıştır. Ekonomik şokların ülkelerarası transferi konusunda literatürde yapılmış birçok çalışma yer almaktadır. Bu çalışmalara ilave olarak son yıllarda finansal şokların transferi konusunda krizlerin bulaşıcılığı ön plana çıkmış ve birçok araştırmacı tarafından incelenmiştir. Bu çalışmada da çeşitli ülkelerde yaşanmış ve küresel çapta diğer ülkeleri de etkileyen birtakım krizlere değinilerek, bu krizlerin bulaşıcılığı incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde detaylı olarak küreselleşmeden bahsedilmiştir. İkinci bölümde finansal krizlerin bulaşma etkisi konusunda literatüre uygun bir alt yapı oluşturması için tanımlamalar yapılmış ve çeşitli küresel krizlerin bulaşıcılık etkileri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ABD kaynaklı 2007-2009 küresel finansal krizin bulaşma etkisi örneklem seçilen bir grup ülke için ampirik uygulama yapılmak sureti ile incelenmiştir. Ampirik Uygulamada DCC- GARCH modeli kullanılmıştır. Çalışma sonucuna göre kriz döneminde, kriz öncesi döneme göre DCC katsayıları yüksek çıkarak, örneklem seçilen ülkelere 2007-2009 Küresel finans krizin bulaşma etkisi gözlemlenmiştir. Bulaşma etkisi özellikle üst gelir grubu ülkelerde diğer ülkelere göre daha fazla görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Finansal Kriz, Bulaşma Etkisi, Küresel Kriz, DCC GARCH
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
2008 küresel krizi sonrasında TCMB para politikası
Dünya ekonomisi son 30 yılda ciddi bir finansallaşma geçirmiştir. Bu finansallaşmanın etkisiyle sık sık finansal krizler yaşanmıştır. Yaşanan bu finansal krizler gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerini ciddi oranda etkilemiş ve ülkeler bu duruma para politikaları aracılığıyla yön vermeye çalışmışlardır. Bir ülkede başlayan finansal kriz sadece o ülkede kalmamış diğer ülkelere de sıçrayarak o ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkilemişlerdir. 2007 yılında konut balonunun patlaması sonucu ABD'de ortaya çıkan kriz kısa sürede diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayılarak küresel bir boyut kazanmıştır. Krizi kontrol altına almak isteyen gelişmiş ülkelerin merkez bankaları genişleyici para politikası uygulayarak piyasaya bol miktarda likidite sağlamıştır. Uluslararası finans piyasalarında oluşan bol likidite görece faizlerin yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelere transfer olmuştur. Bu durum Türkiye'de önemli ölçüde kredi hacminde genişlemeye ve döviz kurunda oynaklığın artmasına yol açmıştır. Bunun yanında ihracat hacminin daralmasına karşılık yurtiçi talebin artmış olması cari açığı artırmış ve finansal istikrara yönelik risklerin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise finansal piyasalarda oluşan riskleri önlemek amacıyla 2010 yılı sonunda yeni bir para politikası stratejisi geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde fiyat istikrarı ve finansal istikrar amacı gözetilerek yeni para politikası araçları kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı 2008 küresel krizi sonrasında uygulanmaya başlayan para politikası araçlarının ve uygulanan stratejinin değerlendirilerek sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu kapsamda çalışmada 2008 küresel krizinden bahsedilmiş, krizin ABD ekonomisine ve Türkiye ekonomisine etkileri incelenmiş, ABD ekonomisinin krize karşı aldığı tedbirler açıklanmış, TCMB'nin kriz öncesi ve kriz sonrası uyguladığı politikalar incelenmiştir.