Celiac disease
62 theses under this subject heading
Örgütlenmenin yeni formları olarak sanal örgütlerde bilgi yönetimi: Çölyak hastalarının örgütlenmesi için model önerisi
Günümüzde bilgiye erişim, özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte hızlanmış ve toplum tarafından kabul edilen bir bilgi süreci oluşturmuştur. Bu durum her ne kadar hızlı bir iletişim imkânı sağlasa da doğru yönetilmediği takdirde sorunları da beraberinde getirmektedir. Sanal ortamlarda yapılan bilgi paylaşımları doğruluğu bilinmeyen, güncel olmayan, gizli olması gerekirken herkes tarafından görünür olan yanlış bilgi aktarımlarının oluşmasına sebebiyet verebilir. İfade edilen sorunlar bilginin doğru yönetilmesi ile çözülebilir düşüncesiyle, sanal örgütlerde bilginin etkin yönetimi adına bir model önerisinde bulunulmuştur. Çalışma bir durum çalışmasıdır. Farkındalığı çok fazla bilinmeyen çölyak hastalığı seçilmiştir. Çölyak dernekleri hem çölyak hastalarını örgütleyen, hem de toplumda farkındalık yaratan eylemlerde bulunan sivil toplum kuruluşudur (STK). Türkiye'de aktif faaliyet gösteren çölyak dernekleri ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veri toplanmış ve toplanan verilerin analiz edilmesiyle elde edilen dokuz tema kavramlar dâhilinde incelenerek sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli geliştirilmiştir. Model aynı zamanda dünya genelinde taramalar gerçekleştirilerek araştırma amaçlarına uygun bulunan yayınların betimsel analiz bulguları ile de desteklenmiştir. Sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli, bulgular sonucu, üç temel katmandan oluşmuştur. İlki, bilgi yönetim süreci katmanı, ikincisi sanal örgüt katmanı ve üçüncüsü de hem sanal ortama hem de bilgi yönetim süreci katmanlarına destek ve kolaylaştırıcı unsurları barındıran stratejik unsurlar katmanıdır. Model literatürde karşılık bulan bilgi yönetim modellerinden farklı olarak sanal örgütlerin destek ve engelleri bağlamında ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak çalışmanın modeline uygun web temelli bir bilgisayar uygulaması geliştirilmiştir. Bilginin doğruluğu ve paylaşımının öncelikli düşünüldüğü bu uygulama ile çölyak hastalarının ihtiyacı olan doğru bilgiye erişimleri hızlı bir biçimde sanal ortam vasıtasıyla sağlanacaktır.
Çorum ilinde yaşayan çölyak hastalarının sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma
Amaç: Bu çalışmada Çorum'da yaşayan çölyak hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmek; yaşam şekilleri, diyet uyumları ve sosyodemografik verileri ile sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Böylece birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için çölyak hastalığına ait verilere katkı sağlanacaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızın katılımcıları, Çorum Çölyak Derneği'ne başvuran çölyak tanılı hastalardan gelişi güzel seçilmiştir. Çalışmamıza 18-65 yaş arasında olan, kanser teşhisi olmayan hastalar dahil edilmiştir. 18 yaş altı, 65 yaş üstü, mental retarde olan hastalar çalışma dışı tutulmuştur. Bu çalışma, 54 hastaya yazılı ve sözlü onamları alınarak gerçekleştirilmiştir. Hastalara sosyodemografik veriler formu ile Çölyak Hastalığı Anketi (Çölyak Hastalarında Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Anketi, CDQ), yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 54 hasta katılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 37.41±12.24 olup, VKİ ortalaması 24,7±5,22 olarak bulundu. Araştırmaya dahil edilen hastaların %24,1'i erkek ve %75,9'u kadındı. Toplam yaşam kalitesi puanı 132±34,6 hesaplandı. CDQ alt ölçeklerinden en yüksek puanı GI alt ölçeğinin, en düşük puanı ise duygu alt ölçeğinin aldığı görüldü. Yaş arttıkça toplam yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,028). Bekar kişilerde yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı gösterildi (P=0,028). Çocuk sayısı arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,015). Eğitim seviyesi arttıkça GI alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (P=0,036). Hastaların tanı yaşları arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düştüğü saptandı (P=0,047). Aile hekimlerinin (P=0,002) ve diğer viii doktorların (P<0,001) glütensiz ilaç yazma konusunda dikkati arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı tespit edildi. Sonuç: Çölyak hastalığı, şüphelenilmesi, tanı konması ve tedavisi zor olan bir hastalıktır. Hekimler ve özellikle aile hekimleri tarafından bu hastaların yaşam kalitelerini önemsemek; kişilerin iyilik halinin, aile refahının ve iş gücünün artmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi, Glüten.
Çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumları ve etkileyen faktörler
Çölyak hastalığı, özellikle ince bağırsağı tutarak diğer vücut sistemlerini de etkileyen glutene karşı kalıcı duyarlılıkla karakterize, otoimmün bir enteropatidir. Çölyak hastalığının kronik hastalıklardan biri olduğu ele alınırsa; çölyak hastası çocukların hastalığa yönelik hissettikleri duygu ve gösterdikleri tutum, çocuğun hastalıkla baş etme mekanizmasını ve hastalığa olan uyumunu etkilemektedir. Sunulan bu çalışma ile 9-17 yaş arası çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, İç Anadolu Bölgesindeki bir ilde bulunan bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Gastroenteroloji Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırma, 01 Mart 2019 – 01 Mart 2020 tarihlerinde gastroenteroloji polikliniğine başvuran, en az altı aydır çölyak hastası olan kendisi ve ebeveyni çalışmaya katılmayı kabul eden 54 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği" (ÇKHYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS (Version 25.0) paket programı ile yapılmış, sayısal değişkenler ortalama ve standart sapma olarak, kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak sunulmuştur. Ölçek puanlarının karşılaştırılması amacıyla student t testi, tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan çölyak hastası çocukların yaş ortalamasının 13,09±2,68 olduğu, %63,0'ının glutensiz diyete (GD) uyduğu, %55,6'sının ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlandığı ve ÇKHYTÖ puan ortalamasının 2,88±0,71 olduğu belirlenmiştir. Çocukların annelerinin mesleklerine, tanı alma zamanlarına, aile desteğini yeterli görme, GD uyma, GD uygulamakta zorlanma, ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlanma durumlarına göre ÇKHYTÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada, çölyak hastası çocukların kendi hastalıklarına yönelik olumsuz tutuma sahip olduğu belirlendi. Bu doğrultuda pediatri hemşirelerinin çölyak hastası olan çocukların hastalığa uyumunda tutumun önemli bir faktör olduğunu dikkate alarak; hastalığa uyumunu kolaylaştırma konusunda çocukları ve aileleri bilgilendirmeleri ve çocukların hastalıklarına yönelik olumlu tutum geliştirmesi için psikososyal destek sağlamaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, çölyak hastalığı, gluten, hemşire, tutum.
Çölyak hastalarında yaşam kalitesinin hastanın kendisi, ailesi ve aile hekimi tarafından değerlendirilmesi
Amaç: Çölyak hastalarının tedavisinde psikososyal ve toplumsal destek önemli rol oynamaktadır. Yaşam kalitelerini aile üyeleri veya doktorundan farklı kötü veya iyi algılayabilir. Bu çalışmanın amacı özellikle psikososyal tedavide çok etkili olan bu üçlünün durumu benzer açılardan değerlendirmelerine ve iş birliği yolları yaratmalarına zemin hazırlamak ve hastanın yaşam kalitesi konusundaki algı farklılıklarını göstermektir. Hastanın yaşam kalitesinin kendisi, ailesi ve hekimi açısından nasıl göründüğünün belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması; birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için gerekli verilere katkı sağlanacaktır. Çorum'da yaşayan Çölyak hastalarının verileri elde edilecek ve gerekli iyileştirmeler için farkındalık yaratılacaktır. Gereç ve Yöntem: Çorum'daki 69 aile sağlığı merkezinden 25'i ve 186 Aile hekiminin 48'i ve 18-65 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 68 çölyak hastası çalışmaya katılmıştır. Ağır psikiyatrik, nörolojik, fiziksel rahatsızlığı bulunanlar, tek başına yaşayanlar, bakımevinde kalanlar ve son 6 ayda aile hekimini değiştirenler dışlanmıştır. Aile hekimi, hasta ve hasta yakını aile sağlığı merkezlerinde, aynı zamanda, tek seferde ve farklı odalarda çölyak hastalığı yaşam kalitesi anketi (CDQ) doldurmuştur. Bulgular: Aile hekimi, hasta ve hasta yakınları yaşam değerlendirmeleri kendi içinde birbirleriyle %85 uyumludur. Ancak aile hekimleri çölyak hastalarının yaşam kalitesini anlamlı fark yaratacak derecede 14,618 puan yüksek algılamaktadır. Hasta ve hasta yakınları yaşam kaliteleri değerlendirmeleri birbirine yakındır. Hastaların yaşı arttıkça ve eğitimleri düştükçe yaşam kalitelerinin azaldığı bulunmuştur. Öğrencilerin yaşam kalitesi diğer mesleklere göre yüksektir. Bekarların yaşam kalitesi evli ve dullara göre yüksektir. Çölyak hastaları yaşam kalitelerini bozan en önemli iki unsurun glutensiz diyetin zorlukları ve sosyal sorunları olduğunu belirtmişlerdir. Sonuçlar: Çölyak hastalarının yaşam kalitelerini olduğundan yüksek algılayan aile hekimlerinin tanı, tedavi ve takipte desteklenerek katkıları artırılmalıdır. Yaşam kalitesi düşük bulunan yaşlılar, dullar, eğitimi düşük olanlar ve ev hanımları gibi dezavantajlılar sosyal ve maddi açıdan desteklenmelidir. Genel ve yerel yönetimler ile çölyak dernekleri eşgüdüm içinde hastalarının yaşam kalitelerini yükseltecek faaliyetler yapmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Glütensiz, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi
Çölyak hastalarında periodontal durumun serum ve dişeti oluğu sıvısı tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Periodontal hastalıklar primer etyolojik faktörü mikrobiyal dental plak olan, enflamatuar hücre birikimi, bağ dokusu ve alveoler kemik yıkımıyla karakterize hastalıklardır. Çölyak hastalığı gastrointestinal sistemi tutan, patogenezinde genetik, immünolojik ve çevresel faktörlerin rol aldığı, otoimmun ve inflamatuar hastalıklardır. Her iki hastalığın immünopatogenezinde ortak noktalar ve benzerlikler olmakla birlikte serum TNF-α ve IL-6 gibi sitokin seviyelerinde artış tespit edilmiştir. Çalışmamızın amacı hem çölyaklı hem sistemik olarak sağlıklı bireylerin periodontitisli veya periodontal açıdan sağlıklı olma durumlarındaki serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) TNF-α ve IL-6 seviyelerini karşılaştırmaktır. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Periodontoloji AD'na sistemik açıdan sağlıklı, periodontal kontrolleri için başvuran 42 sağlıklı birey (Periodontal sağlıklı 21 birey-SS, periodontitis teşhisi konulmuş-SP 21 birey); Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları A.D., Gastroenteroloji B.D'ndan periodontal muayene amacıyla yönlendirilen (En az 6 ay diyetine uymamış ve/veya yeni teşhis edilmiş, serolojik testleri pozitif) 42 çölyaklı birey (Periodontal değerlendirme sonrası periodontal sağlıklı teşhisi konulmuş-ÇS 21 birey, periodontitis teşhisi konulmuş-ÇP 21 birey) üzerinde yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarında serum, DOS TNF-α değerleri ÇS grubunda SS grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SP grubunda SS grubuna, ÇP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α, IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). SP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). ÇP grubunda serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri SP grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemekle birlikte serum IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001).
Molar kesici hipomineralizasyonu teşhis edilen çocuklarda gluten ile ilişkili rahatsızlıkların varlığının serolojik ve genetik testler ile incelenmesi
Molar Kesici Hipomineralizasyonu (MIH); ameloblastların matrix formasyonunda kalsiyum ve fosfat eksikliğine ya da mine proteinlerinin yeterince uzaklaştırılamamasına bağlı olarak, daimi 1. molar ve keserlerde meydana gelen bir mine defektidir. MIH'ın etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir Çalışmamızın amacı MIH lezyonları görülen çocuklarda, serolojik ve genetik testler kullanarak gluten ile ilişkili rahatsızlıkların varlığını araştırmaktır. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne dental tedavi için başvuran, sistemik hastalığı olmayan, 7-13 yaş aralığında, 60 çocuk hasta dahil edilmiştir. MIH lezyonu olan 40 çocuk hasta ile çalışma grubu ve MIH lezyonu olmayan 20 çocuk hasta ile kontrol grubu oluşturulmuştur. Dental muayeneyi takiben, tüm çocuklara gluten ile ilişkili rahatsızlıkların oral ve genel semptomlarının varlığını değerlendiren anket soruları ebeveynleri eşliğinde sorulmuştur. Ardından tüm çocuklara, gluten ile ilişkili rahatsızlıkların teşhisinde yardımcı olan serolojik testler (Doku transglutaminaz IgA, Endomisyum Antikoru, Total IgA) ve genetik testler (HLA-DQ2 ve HLA-DQ8) yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı ile analiz edilmiştir. Niteliksel verilerin karşılaştırılması için Fisher's Exact Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Freeman Halton testleri, niceliksel verilerin karşılaştırılması için Student t test kullanılmıştır (p<0.05). Yapılan testler sonucu, MIH lezyonu olan 3 çocukta doku transglutaminaz antikoru sınır değerde iken, 3 çocukta da pozitif bulunmuştur. Bu çocuklardan 2 tanesinde doku transglutaminaz antikoru ile beraber, EMA, HLA-DQ2 ve HLA-DQ8 testleri de pozitif çıkmıştır. Çocuk Hastalıkları uzmanına yönlendirilen ve biyopsi sonucu çölyak teşhisi konulan bu 2 çocuk hastanın durumu, klinik ve serolojik-genetik testlerin çölyak erken teşhisindeki önemine dikkat çekmektedir. Gluten ile ilişkili rahatsızlıkları, MIH lezyonları ile ortak paydada buluşturan yeni çalışmaların yapılması bu çocukların ağız-diş sağlığının sağlanmasında da büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Molar Kesici Hipomineralizasyonu (MIH), gluten, çölyak hastalığı, genetik, mine defektleri
Çölyak hastalarında hepatopankreatobiliyer patolojilerin sorgulanması
Giriş Çölyak hastalığı genetik olarak yatkın bireylerde, diyetle alınan glutene karşı kalıcı bir intoleransla karakterize bir enteropatidir. Hastalığın ana hedefi barsaklar olmasına rağmen, hastalığın günümüzde otoimmün bir hastalık olduğu ve sinir sistemi, cilt, kemikler, pankreas ve karaciğer gibi organları etkileyebildiği anlaşılmıştır. Tedavi rehberlerinde çölyak hastalarında karaciğer fonksiyon testlerinin rutin olarak taranması önerilmektedir. Ancak çölyak hastalarında karaciğer ve pankreas enzim yükseklikleri hakkındaki veriler sınırlıdır. Bu çalışmada çölyak hastalarında karaciğer ve pankreas enzim yüksekliklerinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Bu çalışma serolojik ve/veya histolojik olarak çölyak tanısı koyulan 222 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların yaşı ve cinsiyeti kaydedildi. Karaciğer fonksiyon testleri içerisinden alanin aminotransaminaz (ALT), aspartat aminotransaminaz (AST), gama glutamil transferaz (GGT) ve alkalen fosfataz (ALP) çalışmaya dahil edildi. Pankreatik enzimler içerisinden amilaz ve lipaz enzimleri dikkate alındı. Serolojik testler içerisinden doku transglutaminaz IgA (IgA-TTG), endomisyal IgA (IgA-EMA) sonuçları değerlendirildi. Karaciğer fonksiyon testleri ve pankreas enzimleri çölyak tanısı için istenen serolojik testler ile eş zamanlı olarak istenmişti. Primer karaciğer hastalığı olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Abdominal ultrasonografi (USG) ile hastalar hepatosteatoz açısından değerlendirildi. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 37,1 ± 11,0 yıldı. Hastaların %77,9'u kadındı (173/222). Hastaların sırasıyla %14,9 (33/222), %6,3 (14/222), %2,9 (6/205) ve %1,5'inde (3/204) AST, ALT, GGT ve ALP seviyelerinde yükseklik izlendi. Çölyak hastalarının %15,8'inde (33/222) aminotransferaz yüksekliği mevcuttu. Amilaz ve lipaz seviyelerinde yükseklik ise hastaların sırasıyla sadece %1,3 (2/156) ve %2,6'sında (4/152) izlendi. Abdominal USG'de hastaların %16,1'inde hepatosteatoz izlendi. Hepatosteatoz izlenen hastalar dışlandığında, çölyak hastalarının %16,1'inde 32/199) aminotransferaz yüksekliği vardı. Erkek hastaların AST, ALT, GGT ve ALP seviyeleri kadınlardan daha yüksekti (tüm analizlerde p<0,05). Aminotransferaz yüksekliği IgA-TTG (p=0,035) ve IgA-EMA (p=0,036) pozitif çölyak hastalarında daha belirgindi. Sonuç Bilinen primer karaciğer hastalığı olmayan yeni tanı almış çölyak hastalarında hipertransaminazemi sıklığı yüksektir. Hepatosteatoz olan hastalar dışlandığında dahi aminotransferaz yüksekliği olan hasta oranı yüksek kalmaktadır. Tedavi edilmemiş çölyak hastalarında aminotransferaz yüksekliği her zaman karaciğer hastalığına işaret etmemektedir. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, Karaciğer fonksiyonları, Hipertransaminazemi, Egzokrin pankreas enzimleri
Manisa kent merkezinde 12-17 yaş grubu çocuk ve ergenlerde gastrointestinal yakınma sıklığı ve çölyak hastalığı ile ilişkisi
Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde gıda kaynaklı glutene karşı maruziyet sonucu gelişen immün mekanizmaların eşlik ettiği, otoimmün bir enteropatidir. Tarama çalışmaları ile tanı alan her bir çölyaklı hastaya karşılık, tanı alamayan 7-8 hastanın olduğunu ortaya çıkmıştır. Araştırmamıza 12-17 yaş aralığında 477 çocuk ve ergen dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, çölyak ile iliĢkili gastrointestinal semptomlar, beslenme özellikleri ve yaşam kalitesi ölçeğinin yer aldığı anketler uygulandı. Boy ve ağırlıkları ölçüldü. Aft ve dişlerde lekelenme açısından ağız muayeneleri yapıldı. Hızlı çölyak testi ile çölyak taraması yapıldı.Araştırmamızda çölyak hastası bulamadık. Asemptomatik çölyak hastalarının saptanması için daha büyük kitlelerde, daha duyarlı tanı testleri ile tarama çalışması yapılması önerilir. Araştırmamızda çölyak hastalığında görülebilecek yakınmaların sorgulandı ve en sık yakınma karın ağrısı olarak bulundu. Kız cinsiyettekilerde, pika öyküsü olanlarda, gaz ve karında şişlik şikayetleri olanlarda daha fazla karın ağrısı yakınması olduğu görüldü. Oluşturduğumuz gıda endeksine göre çocukların %43.8‟i (n:209) yetersiz beslenmekteydi. Yetersiz beslenme riski 12-14 yaş grubunda, erkek cinsiyette, sağlık algısı kötü olanlar ve annesi ev hanımı olanlarda daha yüksekti. Okul çağı çocuklarında yetersiz beslenmenin yüksek olması sebebiyle, okullarda sağlıklı beslenme ve önemi ile ilgili eğitimler artırılmalıdır.Yaşam kalitesinin düşük olma riski en fazla, kötü sosyoekonomik düzeyi olan, kötü beslenen, ergenliğe girmede gecikme yaşadığını düşünen ve okul başarısının düşük olduğunu düşünenlerde olduğu saptandı. Bu riski taşıyan çocuklarla okul rehberlik biriminin daha yakından ilgilenmesi önerilir.
Baklagil unları katkılı glutensiz ekmeklerin aroma profili ve biyoaktif özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada farklı pişirme yöntemleriyle (haşlama ve mikrodalga) hazırlanan baklagil unları (nohut, mercimek, bezelye) kullanılarak çölyak hastalarının tüketiminde besinsel, tekstürel ve duyusal özellikleri iyileştirilmiş glutensiz ekmek üretimi gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Mısır nişastası (%70)-glutensiz buğday nişastası (%30) karışımına %4 HPMC (hidroksipropil metil selüloz)-KG (ksantan gam) eklenerek üretilen kontrol grubu ekmeklerine %10, %20, %30 oranlarında Tip II dirençli nişasta ve baklagil unları ilave edilmiş ve örneklerin fizikokimyasal, renk, tekstür, biyoaktif özellikleri, aroma maddeleri bileşimi ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda her iki pişirme yöntemiyle hazırlanan unlarla yapılan glutensiz ekmeklerde artan kullanım oranına bağlı spesifik hacmin önemli düzeyde arttığı, ekmek içi sertlik ve çiğnenebilirliğin ise azaldığı ve dirençli nişastanın da artan kullanım oranına bağlı olarak ekmek içi nem değerlerinin formülasyonda en yüksek değere ulaştığı saptanmıştır. Ekmeklerde toplam diyet lif miktarının 1.31-2.49 g/100g, toplam fenolik maddenin 0.33-0.70 mgGAE/ 100g, toplam antioksidan kapasite değerinin 0.05-2.02 µmol Trolox/100g aralığında değiştiği ve %30 mercimek unu katkılı ekmeklerin bu özellikler bakımından en yüksek değeri aldığı saptanmıştır. Yapılan aroma maddeleri analizlerinde, 4 adet alkol, 10 adet karboksilik asit, 3 adet pirazin, 9 adet karboksilik asit, 4 adet keton ve 3 adet furan olmak üzere toplamda 32 adet aroma bileşiği tespit edilmiştir. Duyusal değerlendirme sonucunda ise panelistler tarafından %10 nohut unu katkılı ekmeklerin en beğenilen ve tüketime uygun ekmek grubu olduğu yorumu yapılmıştır
Biyoaktif bileşiklerle zenginleştirilmiş glutensiz kek üretimi ve fonksiyonel özelliklerinin saptanması
Bu çalışmada; çölyak hastaların tüketimi için biyoaktif bileşenlerce zenginleştirilerek fonksiyonel özellikleri geliştirilmiş glutensiz kek elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, dondurularak kurutulmuş 4 farklı meyve tozu (ahududu, böğürtlen, çilek ve karadut) % 2, % 4 ve % 6 olmak üzere 3 farklı konsantrasyonda kullanılarak glutensiz keklerin fonksiyonel özellikleri geliştirilmiş ve bazı kalite nitelikleri açısından değerlendirilmiştir. Buna göre, glutensiz kek formülasyonuna ilave edilen meyve tozları konsantrasyonundaki artış sonucu, glutensiz kek örneklerinin pişme kaybı, spesifik hacim, yükseklik, hacim indeksi, elastikyet, yapışkanlık, gözenek yoğunluğu ve nem değerlerinde genel olarak azalış, büzülme, ortalama gözenek alanı, porozite, sertlik ve çiğnenebilirlik değerlerinde ise artış belirlenmiştir. Glutensiz keklerin hamur ph değeri en yüksek kontrol örneğin 7,35 olduğu, en düşük ph değerin ise 6,30 olarak AK3 kodlu örnekte tespit edilmiştir. Diğer taraftan toplam fenolik madde içeriği, antioksidan aktivite, toplam monomerik antosiyanin madde içeriğinde artış saptanmıştır. Glutensiz kek örneklerin toplam fenolik değeri 236,5 mg/kg ile 496,5 mg/kg arasında değiştiği belirlenmiştir. Duyusal analiz sonucuna göre; en beğenilen örneğin 8 değeri ile %4 oranında karadut tozu kullanılan KK2 kodlu örnek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, meyve tozu kullanılmasıyla toplam biyoaktif bileşikler açısından zenginleşmiş glutensiz kek üretimi gerçekleştirilmiştir.
Elli persentil üzeri yeni tanı çölyak hastalarında glutensiz diyetin klinik gidiş ve laboratuvar üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çölyak hastalığı genetik olarak duyarlı kişilerde gluten alımı sonucu ortaya çıkan kronik inflamatuar bir enteropatidir. Bu hastalarda büyüme geriliği günümüzde en sık başvuru yakınması olsa da, aşırı kilolu ve obez çocuklarda da çölyak hastalığı olabileceği çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışma kilo ve/veya boyu >50p olan çölyak hastalarının klinik, endoskopik, patolojik ve laboratuvar açısından değerlendirilmesi ve glutensiz diyet sonrası antropometrik ölçümler, laboratuvar değerlerindeki değişikliklerin gözlemlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji BD'nda 1 Ocak 2012 - 31 Ocak 2022 yılları arasında izlenen >50p 38 olgu ve <50p 100 olgu olmak üzere toplam 138 olgu alındı. Bu olguların tanı anı ve diyet altında demografik, antropometrik ve laboratuvar verileri retrospektif olarak incelendi. Bulgular: >50p olguların %71'i kız, %28,9'u erkek, <50p olguların %64'ü kız, %36'sı erkek idi. >50p olguların tanı yaşı ortalaması 107,8±59,1ay iken, <50p olguların tanı yaşı ortalaması 97±54,1ay idi. >50p olguların en sık başvuru yakınması karın ağrısı iken, <50p olgularda büyüme gelişme geriliği idi. Hem >50p, hem <50p olgularda glutensiz diyet sonrası altıncı ay takiplerinde kilo ve BKİ Z skoru, Wasting ve boya göre ağırlık yüzdesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptandı. Bir yıllık takip sonunda >50p olgularda BKİ Z skoru ve boya göre ağırlıkta istatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken, kilo ve boy persentilindeki artış istatistiksel olarak anlamlı değildi. <50p olgularda bir yıllık takip sonunda, değerlendirilen tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı fark var idi. >50p olguların bir yıllık takip sonunda folik asit değeri istatistiksel olarak anlamlı derecede yükseldi (p=0,043). >50p ve <50p olguların tanı anı hemoglobin değeri ortalaması sırası ile 12±1,4 gr/dl ve 11,8±1,7 gr/dl idi. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yok idi (p=0,924). Anemi sıklığı tanı anına göre 12. ayda >50p olgularda %31,5 ten %12 ye düşer iken, <50p olgularda %24'ten %9,3 e geriledi. Tanı anında <50p olguların trombosit değeri >50p olgulardan daha yüksek idi. (p=0,005). Birinci yıl sonunda <50p olguların trombosit değerindeki düşüşün istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,001). Tanı anında >50p olguların EMA ve TGA IgA değerleri, <50p olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (sırasıyla p=0,002, p=0,022). Bu testlerin altıncı aydan itibaren hem >50p hem <50p olgularda istatistiksel olarak anlamlı derecede düştüğü gözlendi (p<0,005). >50p olgular ile <50p olgular arasında birinci yılın sonunda EMA düzeyindeki düşüş açısından anlamlı fark saptanmaz iken <50p olguların TGA IgA düzeyindeki düşüş >50p olgulara göre daha fazla idi (p=0,042). Sonuç: Glutensiz diyet sonrası >50p ve <50p olguların antropometrik ölçümlerinde artış saptanmış, <50p olgularda bu artışın istatistiksel olarak daha anlamlı olduğu gözlenmiştir. Çölyak hastalarında glutensiz diyet büyüme geriliği olan olgularda, hastaların büyüme potansiyelini yakalamasını sağlamaktadır. >50p olgularda da vitamin eksikliği ve anemi görülme sıklığını azaltmaktadır.
Fonksiyonel kabızlığı olan çocuklarda çölyak sıklığının retrospektif olarak belirlenmesi
Fonksiyonel Kabızlığı Olan Çocuklarda Çölyak Sıklığının Retrospektif Olarak Belirlenmesi Kabızlık çocukların % 30'unu etkiler ve pediatrik muayenelerin %3 ila 5'ini oluşturduğu tahmin edilmektedir. Çoğu yayında en çok okul öncesi dönemde görüldüğü raporlanmıştır. Çocukluk çağı konstipasyonların prevalansında cinsiyettin bir etkisi yoktur. Çokuluslu bir çalışma grubu Rome IV kriterleri olarak bilinen fonksiyonel gastrointestinal bozukluklar için kriter geliştirmiştir. Dört yaş üstü çocuk ve adölesan çocuklar için takip eden bulgulardan en az ikisinin en az 1 ay, en az haftada bir oluşması ve bu durumun başka bir medikal durumla açıklanmaması fonksiyonel kabızlık olarak tanılanmaktadır; 2 yada daha az defekasyon, haftada en az bir fekal inkontinans atağı olması, istemlı dışkı tutma öyküsü, ağrılı ve sert barsak hareketi öyküsü, rektumda büyük fekal kitle olması, tuvaleti tıkayacak büyüklükte dışkılama öyküsü olması Biz bu çalışmada; kabızlık grubunda çölyak hastalığı insidansını saptamayı ve kabızlık grubunda hangi semptomların görüldüğünü saptamayı amaçladık.Çalışmamızda 188 hasta vardı ve bunların 107 (57%)'si kızdı. Ortalama yaş 95,1 ± 50,9'di. % 3 hastada zayıflık, %12 hastada yüksek kilo veya obezite ve % 85 hastada normal kilo saptandı. Ağrılı sert dışkılama, haftada ikiden daha az defekasyon, isteğe bağlı aşırı volümlü gaita tutma, rektumda büyük fekal kitle varlığı, tuvalete tıkanabilecek geniş çaplı dışkılar sırasıyla % 88,5, 82,4 % 47,3%, 39,3%, 31,3% ve 35,6% olarak bulundu. Kronik konstipasyon hastalarının laboratuvar bulguları değerlendirildiğinde % 42.5 hastada anemi ve %23.4 hastada vitamin B12 eksikliği saptandı. Anti- endomisyum pozitifliği fonksiyonel kabızlığı olan hastaların % 5,8'inde (11 hasta) saptandı Malnutrisyon grubunda ÇH insidansı %21,6 idi ve bu diğer gruptan istatistiksel olarak daha fazlaydı (p<0,001). Anemi insidansı 2 yaş altında daha sık bulundu ve yaş grupları arasında anlamlı fark vardı (p:0,002). Bu çalışmada bir yaşın altındaki hastalar dışlandığı için yaş ortalaması literatürden daha yüksek bulundu. 50 Yüzseksensekiz hastanın 11'inde ÇH bulundu bu oran da literatürden daha yüksekti. Çünkü bizim hastanemiz üçüncü basamak sevk hastanesiydi. ÇH'lilerin 3'ünde vitamin B12 eksikliği ve 1'inde folik asid eksikliği saptandı. Aynı zamanda ferritin düzeyleri de diğer gruptan daha yüksek bulundu. Bu sonuç bize konstipasyonu olan hastalarda ÇH'nin araştırılmasının önemini göstermiştir. Sonuç olarak; ÇH'nin kabızlık grubunda, özellikle yetersiz beslenme ve anemi hastalarında akılda tutulması gerektiğini söyleyebiliriz.
Çölyak hastalığı ön tanısı ile endoskopi yapılan hastaların doku transglutaminaz antikor düzeylerinin endoskopik ve patolojik bulgularla karşılaştırılması
Amaç: Çölyak hastalığı tanısında altın standart ince bağırsak biyopsisidir ancak çölyak hastalığı tanısı için serolojik incelemelerin önemli bir yeri vardır. Doku transglutaminaz IgA antikoru, çölyak hastalığı tanısında yüksek duyarlılığa sahip özgül bir belirteçtir. Doku transglutaminaz IgA antikor düzeyi artışı ile villöz atrofinin şiddeti artmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, çölyak hastalığı tanısında kullanılan doku transglutaminaz antikor düzeylerini endoskopik ve histopatolojik bulgularla karşılaştırıp, çölyak hastalığındaki anlamlı doku transglutaminaz antikor düzeylerini belirleyerek bu hastalarda tanısal amaçlı endoskopi yapmak ve endoskopi yapmadan izlenebilecek hastaların antikor düzeylerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji ve Çocuk Sağlığı Hastalıkları Polikliniklerine Eylül 2018- Mart 2020 tarihleri arasında başvurmuş, çölyak hastalığı şüphesi nedeniyle doku transglutaminaz antikoru düzeyi bakılmış ve gastroskopi yapılmış 211 olgu ile retrospektif yapıldı. Hastaların cinsiyeti, yaşı, kilo ve boy ölçümleri, yakınmaları, ek hastalık varlığı, gastroskopi ve histopatoloji raporları, laboratuvar sonuçları kaydedildi. Hastaların doku transglutaminaz IgA antikor düzeyi referans aralığı; <20 RU/ml negatif, >20 RU/ml pozitif ve <20 RU/ml birinci grup, 20-50 RU/ml arası ikinci grup, 50-100 RU/ml arası üçüncü grup, 100-200 RU/ml dördüncü grup, >200 RU/ml beşinci grup olarak belirlendi. Çölyak hastalığı tanısı ESPGHAN ölçütlerine göre Modifiye Marsh evre2 ve üzeri çölyak hastalığı için anlamlı kabul edildi. Gastroskopi bulguları, spesifik endoskopi bulgularına göre patolojik olanlar ve normal olanlar olarak sınıflandırıldı. Bulgular: Olguların 123'ü (%58,3) kız, 88'i (%41,7) erkekti. Marsh evrelerine göre; olguların 81'i evre 0 (%38,4), 9'u evre 1 (%4,3), 5'i evre 2 (%2,3), 28'i evre 3a (%13,3), 33'ü evre 3b (%15,6), 55 'i evre 3c (%26,1) ile uyumluydu. Çölyak hastalığı tanısı alan 121 olgunun 103'ünde (%85,1) doku transglutaminaz IgA düzeyi 200 üzeriydi. Doku transglutaminaz IgA düzeyi ile Marsh evresi arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuçlar: Doku transglutaminaz antikor düzeyinin refarans değerine göre 10 kattan fazla artışı %85,1 oranında çölyak hastalığı ile uyumlu bulundu ve tanısal amaçlı endoskopi yapmak için uygun grup olarak saptandı. Ancak doku transglutaminaz IgA düzeyi 200 altında olan diğer gruplarda hasta sayısının az olması çalışmamızın kısıtlılıklarındandı. Doku transglutaminaz IgA düzeyi 100 üzeri saptanan olgularda karında şişlik, demir eksikliği anemisi, iştahsızlık ve boy kısalığı gibi şikayetlerin çölyak hastalığı riskini artırdığı sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle endoskopi kararı vermede serolojik incelemelerle birlikte başvuru şikayetleri de çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Çölyak Hastalığı, Doku Transglutaminaz IgA, Endoskopi, Marsh Evreleri, Antikor düzeyi
Çölyak hastalarında malnütrisyon ve sarkopeni arasındaki ilişki
GİRİŞ VE AMAÇ: Çölyak hastalığı (ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde tahıl ve tahıl ürünlerinde bulunan glutene karşı duyarlılık sonucu gelişen, ince barsakta karakteristik lezyonlar ile malabsorbisyona neden olan, glutensiz diyetle klinik düzelme gösteren otoimmun ve ailesel özellikli bir hastalıktır. Tedavi edilmemiş klasik ÇH formunda hastalar yüksek malnütrisyon riski altındadır ancak hastalığın subklinik formu olan hastalarda da beslenme durumunun bozulması sıklıkla bildirilmektedir. Sarkopeni iskelet kas kütlesi ve gücünün genel ve ilerleyici kaybı ile giden, fiziksel yetersizlik, düşük yaşam kalitesi ve ölüm gibi olumsuz sonuçlara neden olan sendromdur. Sarkopeninin sekonder nedenlerinden biri de malnütrisyondur. Çalışmamızda erişkin çölyak hastalarında malnütrisyon ile sarkopeni arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmaya 01.10.2019-31.12.2019 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğinde takipte olan 18-65 yaş arası 119 çölyak hastası ve gastroenteroloji polikliniğine dispeptik şikayetler ile başvuran, 18-65 yaş arasında, kronik hastalığı ve ÇH olmayan 119 birey dahil edildi. Hastaların rutin bakılan tam kan tetkikleri, biyokimyasal parametreleri ayrıca rutin olarak malnutrisyon değerlendirmesinde kullanılan MUST (Malnutrition Universal Screening Tool) skorlaması, antropometrik ölçümler, el dinamometresi ile kas gücü, yürüme testi ile yürüme hızı ve bioimpedans analizi değerlendirilmiş hastalar retrospektif olarak tarandı. Analizlerde SPSS 22 windows versiyonu kullanıldı, P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Referans grubunun -2 SD altı cut-off değer olarak belirlendi. BULGULAR: Çölyak grubunda hastaların ortalama kas kütlesi (p=0.004), iskelet kas kütle indeksi (p=0.011) ve cilt kalınlığı (p=0.001) kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı. ÇH grubu ile karşılaştırıldığında kontrol grubundaki bireylerin hepsinde MUST skoru istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0.001). Kontrol grubundaki hastalarda sarkopeni saptanmadı. Çölyak grubunda ise hastaların %24.4'ü muhtemel sarkopenik, %14.3'ü sınıf 1 sarkopenik ve %20.2'si sınıf 2 sarkopenik olarak değerlendirildi. Çalışmamızda sarkopeni ve MUST skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0.05). Çölyak hastalığı aktif olanlarda remisyonda olan hastalara nazaran sarkopeni sıklığı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p=0.009). TARTIŞMA. Çölyak hastalığında malnütrisyon ve sarkopeni normal popülasyona göre daha fazla görülmektedir. Özellikle hastalığı aktif olan bireylerde sarkopeni görülme sıklığı daha fazladır. Malnütrisyonla sarkopeni arasında ilişki saptamadık ancak altta yatan nedenin kronik inflamasyon olduğunu düşünmekteyiz. Hastalığın uygun diyetle kontrol altında tutulmasının sarkopeni riskini azaltacağı inancındayız.
Çölyak hastalarının klinik ve elektroensefalografik olarak epilepsi açısından değerlendirilmesi
Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde tahıl ve tahıl ürünlerinde bulunan glutene karşı aşırı duyarlılık sonucu gelişen, immün mekanizmaların eşlik ettiği ince barsak mukozasında ve submukozasında inflamasyon ile karekterize sıklıkla malabsorbsiyon ile seyreden ve glutenin diyetten uzaklaştırılmasıyla klinik bulguları düzelen multisistemik bir hastalıktır. Gastrointestinal ve gastrointestinal sistem dışı bulgular geniş bir yelpazededir. İleri yaşlarda tanı alan hastalarda atipik klinik bulgular daha ön plandadır. Özellikle ataksi, epilepsi ve periferik nöropatiler başta olmak üzere çölyak hastalığının nörolojik bulgularının dağılımı oldukça geniştir. Çölyak hastalığı ile birlikteliği bildirilen önemli bir nörolojik bozukluk grubu epilepsidir. Epilepsi ile çölyak hastalığı birlikteliğinin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı çölyak hastalarını klinik ve elektroensefalografik olarak epilepsi açısından değerlendirirerek çölyak hastalarındaki nörolojik etkilenmelerin patogenezine ışık tutmaktır. Çalışmaya 175 çölyak hastası, kontrol grubu olarak 99 sağlam çocuk alındı. Çölyak hastaları kendi içerisinde diyet uygulamaya başladığı süreye göre yeni tanı almış ve eski tanı çölyak hastaları olmak üzere gruplara ayrıldı. Gruplar arası karşılaştırmalar yapılarak sonuçlar analiz edildi. Yeni tanı almış çölyak hastalarında (n:43) EEG'de epileptiform aktivite sıklığı kontrol grubu (n:99) ve eski tanı çölyak hastalarına (n:143) oranla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). EEG'sinde epileptiform aktivite saptanan çölyak hastalarının kraniyal görüntüleme tetkikleri normaldi. Çalışmamızda gruplar arasında B12 vitamin düzeyi bakımından anlamlı fark yoktu. Çalışmamızın sonuçları çölyak hastalarında gelişen EEG'deki epileptiform aktivite patogenezinde B12 vitamin düzeylerine göre immün faktörlerin daha etkin olabileceğini düşündürdü. Ayrıca çölyak hastalarında EEG'deki epileptiform aktivite sıklığı sağlam çocuklara göre anlamlı derecede yüksek olduğu göz önünde bulundurularak çölyak hastalarında nörolojik değerlendirmenin detaylı yapılması, özellikle yeni tanı almış olan hastaların mutlaka epilepsi ve nörolojik komplikasyonlar yönünden değerlendirilmesi gerekliliğini düşündürdü.
Çölyak hastalarında anemi parametrelerinin değerlendirilmesi ve serum hepsidin düzeyleri ile ilişkisi
Çölyak hastalığı, gluten içeren besinlere karşı ince barsak mukozasında gelişen intolerans ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. Anemi, çölyak hastalarında en sık karşılaşılan hematolojik bulgudur ve tanı anında prevelansı %12-%69 arasında değişmektedir. Çölyak hastalığında demir emiliminin en yoğun olduğu duodenum mukozasında hasar gelişmekte ve sıklıkla demir eksikliği anemisi görülmektedir. Hepsidin, karaciğerden sentezlenen, demir metabolizmasının başlıca düzenleyicisi, kronik hastalık anemisi ve inflamasyonun mediatörü olarak bilinen, peptit yapıda bir moleküldür. Çölyak hastalığı da sıklıkla demir eksikliği anemisi ve inflamasyonla karakterize bir hastalıktır. Literatürde çölyak hastalığında hepsidinin yerini gösteren çalışmalar sınırlıdır. Biz bu çalışmamızda çölyak hastalarında hepsidin düzeyleri ile anemi parametreleri arasındaki ilişkiyi araştırdık. Çalışmaya yeni tanı almış 39 çölyak hastası , glutensiz diyet tedavisi alan ve aktif hastalık bulguları göstermeyen 16 hasta ve 30 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hasta grupları arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı farklılık saptanmadı.(p=0,46 ve p=0,15) Yeni tanı çölyak hasta grubunda tanı anında 18 hastada anemi tespit edildi (%46). Başlangıç semptomu olarak hastaların %29.1?inde ishal, %29.1?inde karın ağrısı ve/veya dispeptik yakınmalar, %21.8?inde ise halsizlik ve %14.5?inde kilo kaybı tespit edildi. Ortalama hemoglobin değerleri, yeni tanı almış hasta grubunda (12.5±1.9), glutensiz diyet uygulayan hasta grubu (14.3±1.2) ve sağlıklı kontrol grubuna (14.0±1.2) göre anlamlı derece düşük olarak saptandı (p=0,03). Ferritin ve transferin saturasyon indeks değerleri yeni tanı hasta grubunda, diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük saptandı (p=0.002 ve p=0.001). Ortalama hepsidin düzeyleri kontrol grubunda hasta gruplarına göre daha yüksek saptansa da bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.172). Çölyak hasta grubundaki demir eksikliği anemisi olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında anemisi olan hastaların ortalama hepsidin düzeyi 11617±11719 pg/ml iken anemisi olmayan hastaların ortalama hepsidin düzeyi 20270±19048 pg/ml saptanmış olup bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,02). Yapılan korelasyon analizlerinde hepsidin ile en kuvvetli korelasyon gösteren parametre ferritindi (r=0.752, p<0.001). Bunun dışında hepsidin düzeyleri serum demiri ve transferin saturasyonu ile pozitif yönde korele saptandı. Çalışmamızda hasta grubunda inflamatuar bir belirleyici olan hepsidin düzeyleri; CRP, sedimantasyon ve eritropoietin değerleri ile herhangi bir korelasyon göstermedi. Sonuç olarak bir akut faz reaktanı olarak hepsidin, çölyak hastalığı gibi sistemik inflamasyonun zayıf olduğu bir gastrointestinal hastalıkta, daha çok demir eksikliği anemisinin parametreleriyle korele sonuçlar vermiştir. Bu durum hepsidinin çölyak hastalığında inflamatuar bir markerdan ziyade daha çok demir eksikliği anemisi parametresi gibi davrandığını göstermektedir.
Çölyak hastalarında kardiyak patolojiler
Çölyak hastalığı (ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde buğday, arpa, çavdar gibi tahıl ürünlerinde bulunan glütene karşı duyarlılık sonucu gelişen, bağırsak mukozasında inflamatuar değişikliklere neden olan, glütensiz diyetle klinik düzelme gösteren otoimmün ve ailesel özellikli bir hastalıktır. Çölyak hastalığında kardiyovasküler komplikasyonlar morbidite ve mortalitenin nedenlerinden biri olarak bilinmektedir. Çölyak hastalığı olan bireylerde kardiyomiyopati, miyokardit, aritmiler ve erken ateroskleroz gibi belirli kardiyovasküler hastalıkların, hastalığı olmayan bireylere göre daha yaygın görüldüğü ve subklinik kardiyovasküler sistem tutulumunun miyokardit ve dilate kardiyomyopatiden daha sık izlendiği görülmüştür. Çalışmamızda çocuklarda ÇH'nin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza hasta grubu olarak Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Polikliniğinde takipli ek kronik hastalığı olmayan çölyak hastaları, kontrol grubu olarak da Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine masum üfürüm veya spor raporu için başvurmuş, ÇH ve ek kronik hastalığı olmayan yapılan fizik muayene ve ekokardiyografide (EKO) kardiyak patoloji saptanmayan hastalar dahil edildi. Tüm çocukların demografik, laboratuvar, elektrokardiyografi (EKG) ve EKO verileri kaydedildi. Çölyak hastaları ve kontrol grubunun demografik, laboratuvar, EKG ve EKO verileri karşılaştırıldı. Çalışmaya 55 çölyak hastası ve 52 kontrol grubu olmak üzere toplam 107 olgu dahil edildi. Hasta grubun yaşları 11(2-18) yıl, kontrol grubun yaşları 15(2-17) yıl idi. Hastaların tamamı endoskopi sonrası yapılan patolojik inceleme ile tanı almış olup ortalama takip süresi 3,7±2,9 yıldı. Çalışmamızda ÇH olan çocuklarda kontrol grubuna göre PR aralığı daha kısa, kalp hızı, diyastolik kan basıncı (DKB), PR dispersiyonu, QT dispersiyonu, QTc dispersiyonu ve P aks daha yüksek bulundu. Yine hasta grupta B12 vitamininin daha yüksek, D vitamininin ise daha düşük olduğu tespit edildi. Kontrol grubu EKO sonuçları normalken hasta grupta bir hastada mitral yetmezlik, bir hastada triküspit yetmezliği, bir hastada ince patent ductus arteriozus ve dört hastada mitral valve prolapsusu tespit edildi. Ayrıca hasta grupta diyastol sonu sol ventrikül çapı (LVIDd), sistol sonu sol ventrikül çapı (LVIDs), endsistolik volüm (ESV), enddiyastolik volüm (EDV) ve stroke volüm (SV) kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Diyete uyumlu grupta ise uyumsuz gruba göre DKB, düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve P aks'ın daha düşük olduğu tespit edildi. Çölyak hastalığı olan çocuklarda sağlıklı çocuklara göre kardiyovasküler patolojiler ve subklinik bulgular daha fazla görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aritmi, çölyak hastalığı, EKG, kardiyovasküler tutulum
Çölyak hastalarında FGF-21 düzeylerinin büyüme ile ilişkisi
Fibroblast büyüme faktör-21 (FGF-21) malabsorbsiyon veya uzun dönem açlıkta büyüme hormonu direnci yaparak büyümeyi etkiler. Çölyak hastalığı (ÇH) malabsorbsiyon yaparak boy kısalığına neden olmaktadır. Bu çalışma ile FGF-21 düzeylerini ölçüp boy, vücut ağırlığı, İnsüline benzer büyüme faktör-1 (IGF-1), bazal büyüme hormonu (BH) düzeyleri ile ilişkisini araştırmayı planladık. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastahanesinde yeni tanı alan toplam 30 çölyak hastası dâhil edildi. Diyet programından önce boy, kilo ölçümleri ve sistemik muayeneleri yapılıp kayıt edildi. Kronik hastalığı ve çölyak diyet uyumsuzluğu olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bu hastalardan diyet öncesinde ve sonrasında FGF-21, BH, IGF-1 düzeyleri için 2 cc kan örneği alınıp 3500 devirde santrifüj edilip -80°C de saklanıp ELİSA yöntemi ile mikrobiyoloji laboratuvarında çalıştırıldı. Çalışmaya dâhil edilen 30 hastanın 16'sı (%53,3) kız 14'ü (%46,7) erkek, yaş ortalaması 9,3±3,8 (min=2-maks=16) saptandı. Çölyak diyeti sonrası FGF-21 değeri (p<0,001), BH değeri (p=0,022) anlamlı şekilde düşerken, boy değeri (p=0,02) ve BMI SDS (p=0,041) değeri anlamlı artış tespit edildi. Boy SDS değerlerinde anlamlı bir değişiklik saptanmadı. FGF-21 düzeyindeki değişim ile IGF-1 (p<0,001, r= -0,673) değişim arasında negatif ve trigliserit (p=0,38, r=0,381) düzeylerinde değişim arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edildi. FGF-21 düzeyi ile BMI, BMI SDS değeri, insülin, kolesterol ve BH düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi. Çölyak hastalarında FGF-21 ve bazal BH düzeylerinin yüksek oluşu, çölyak diyeti sonrası FGF-21'in düşüşü ile beraber bazal BH değerlerinin azalışı BH direnci lehine değerlendirildi. Her ne kadar FGF-21 düzeyleri ile BH düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmasa da FGF-21 düzeyleri ile IGF-1 düzeyleri arasında güçlü negatif korelasyon FGF-21'in BH direnci etiyopatogenezinde rol almış olabileceğini düşündürüyor. Çölyak hastalığına bağlı gelişen boy kısalığı etiyolojisinde FGF-21'in rol üzerine çalışmalar yok denilecek kadar azdır. Bu konuda daha fazla hasta sayıları ile uzun dönemli ve daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Çölyak hastalarında karaciğer fonksiyon testlerinde yükseklik ve otoimmün hepatit sıklığı
Çölyak hastalığı (ÇH), heterojen patogeneze sahip zamanla farkındalığın artması nedeniyle daha sık ve erken tanı konulur hale gelen, tedavisi olan bir hastalıktır. Eşlik eden karaciğer fonksiyon testlerinde (KCFT) yükseklik çölyak hastalığının bilinen bir özelliğidir. Bu hastaların %40'ını kapsayacak kadar yüksek oranda karaciğer fonksiyon testi yüksekliği olabileceğini bildiren çalışmalar mevcuttur. Bu hastaların çoğunda patofizyolojisi açıklanamamış olsa da glutensiz diyet sonrası spontan normale döndüğü, ancak önemli bir kısmında, genetik predispozan faktörler nedeniyle otoimmün hepatit (OİH) olabileceği bildirilmektedir. Biz bu çalışmada ÇH'de karaciğer fonksiyon testi yüksekliği ve otoimmün hepatit sıklığını araştırması amaçlandı. Çalışmamızda Aralık 2010-Aralık 2018 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvurmuş ÇH tanısı olan 18 yaş ve üstündeki tüm hastaların verileri retrospektif olarak tarandı. Hastaların laboratuvar kayıtları incelendi ve karaciğer fonksiyon testi yüksekliği ve otoimmun hepatit hastalığı varlığı açısından retrospektif olarak hasta dosyalarından sorgulandı. Tanı anında karaciğer fonksiyon testlerinde yükseklik olan hastalar glutensiz diyet uygulama açısından sorgulandı. Yüzde dört hastada GFD sonrası belirgin düşüşler izlendi, hastalardaki bu durumun 'çölyak hepatiti' ya da 'kriptojenik hipertransaminazemi' olduğu saptandı. Glutensiz diyete rağmen KCFT'si gerilemeyen hastalar ileri tetkik edildiğinde ise %1 hastada otoimmun hepatit saptandı. Sonuç olarak; ÇH'de KCFT yüksekliği önemli bir bulgudur. Bu yükseklik daha çok çölyak hepatitine sekonder de olsa 'otoimmün hepatit' birlikteliğine bağlı olabileceği dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çölyak hastalığı, kriptojenik hipertransaminazemi, otoimmün hepatit
Çocuk çölyak hastalarında diyete uyum oranları ve antropometrik oranların değerlendirilmesi
Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde gluten içeren besinlerin alınması sonucu ortaya çıkan otoimmun bir enteropatidir. Çocuk çölyak olgularında diyete uyum süreci erişkin olgulara göre daha meşakkatlidir ve diyete uymama halinde boy kısalığı, gelişme geriliği, malnütrisyon ve kemik bozuklukları gibi birçok önlenebilir komplikasyonlar gelişebilmektedir. Çalışmamız çocuk çölyak olgularında diyete uyum ve antropometrik değerlendirme amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda tanı almış olan ve en az 1 yıl boyunca izlenen 629 çocuk çölyak olgusu dahil edildi. 141 olgu tanı aldıktan sonra kliniğimize hiç kontrole gelmediği için çalışma dışı bırakıldı. Olguların Hb, Hct, Ferritin, Folik asit, B12, Demir ve demir bağlama kapasiteleri, transaminaz düzeyleri, Kemik mineral dansitometresi (KMD) ölçümleri, boy ve vücut ağırlığı ölçümleri kaydedildi. Ailelerinden aydınlatılmış onam alındı. Çalışmamızda 488 olgunun 279'u kız (%57,2) ve 209'u erkek (%42,8) idi. Olguların 317'si (%65) "diyete uyumlu" olarak değerlendirilirken 171'si (%35) "diyete uyumsuz" olarak değerlendirildi. İl içinden gelen olguların diyete uyum oranlarının il dışı olgulara göre daha yüksek seviyede olduğu saptandı (p=0,007). Şehir merkezlerinde ikamet eden olguların diyete uyumu oranı, kırsal bölgelerde ikamet eden olgulara göre belirgin olarak yüksek idi (p<0.001). Folik asit düzeylerinin diyete uyumlu olgularda diyet ile belirgin artış göstermekte olduğu ancak diyete uymayan olgularda artış gözlenmediği saptandı (p<0,001). Olguların boy ve vücut ağırlığı değerlerinin Z skoru ölçümlerinin diyete uyumlu olgularda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdiği saptandı (p<0,001). Diyete uyumlu olgu grubunda diyet ile olguların KMD ölçümlerindeki Z skorlarında belirgin iyileşme olduğu saptandı (p=0,003). Sonuç olarak glutensiz diyet, çölyaklı çocuk olgularda hastalığın bilinen tek tedavi yöntemidir. Diyete uymayan çocuk olgularda boy kısalığı ve gelişme geriliği gibi birçok önlenebilir komplikasyon gelişebilmektedir. Çölyaklı çocuk olguların ailelerinin farkındalığını arttırıcı çalışmalar yapılmalı, uzman hekimlere ulaşım kolaylaştırılmalı ve maddi güçlükler hafifletilmelidir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, çocuk, diyete uyum, antropometri.
Türkiye'de 6-17 yaş grubu okul çağı çocuklarında çölyak hastalığı ile ilişkili olabilecek faktörler ve belirtilerin değerlendirilmesi
Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde tahılların içerdiği gluten tarafından tetiklenen otoimmun bir enteropatidir. Gastrointestinal ve gastrointestinal sistem dışı belirtiler ile seyredebilir. Son yıllarda çölyak hastalığının ortaya çıkış özellikleri, kliniği, sıklığı ve başvuru yaşı önemli ölçüde değişmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 6-17 yaş grubu okul çağı çocuklarında hastalığın ortaya çıkışını etkileyebilecek faktörler ve hastalığı işaret edebilecek belirtiler araştırılmıştır.Bu amaçla yaş ortalaması 11,6±2,9 yıl olan 6-17 yaş arasında toplam 20190 okul çağı çocuğu çalışmaya dahil edildi. Hastalığın taranması amacıyla ilk aşamada serum total immunglobulin A ve doku transglutaminaz IgA çalışıldı. Total IgA eksikliği olanlarda doku transglutaminaz IgG bakıldı. Doku transglutaminaz IgA ve IgG pozitif bulunan olgular antiendomisyal antikor IgA ile tekrar test edildi. Antikor pozitifliği saptanan 489 olgudan 215'i (sadece tTG IgA pozitif: 110 hasta, tTG IgA ve EMA IgA birlikte pozitif: 104 hasta ve tTG IgG pozitif: 1 hasta) ince bağırsak biyopsisi yapılmasını kabul etti. Biyopsi ile çölyak hastalığı tanısı kanıtlanan 95 çocuk, çalışmanın çölyak hastalığı grubunu, antikor negatifliği olan 19701 çocuk da kontrol grubunu oluşturdu. Çölyak grubunda yaş ortalaması 11,7±2,8 yaş, kontrol grubunda 11,6±2,9 yaş olarak ve benzer bulundu. Çölyak grubunun %64,2'sini kız öğrenciler oluşturmakta olup, çölyak grubunda kızlar anlamlı oranda fazla saptandı (p=0,012). Gruplar arasında çölyak hastalığının ortaya çıkışını etkileyebilecek olası faktörlerden anne sütü alma süresi, ek gıdaya başlama zamanı ve ailede benzer hastalık açısından fark yoktu. Gastrointestinal sistem belirtilerinden ishal, kilo kaybı, karın şişliği, karın ağrısı, gaz ve kabızlık her iki grupta benzer sıklıkta bulundu. Okul başarısı, yorgunluk, huzursuzluk, mutsuzluk ve sinirlilik gibi gastrointestinal sistem dışı belirtiler açısında gruplar arasında fark saptanmadı. Demir eksikliğinin dolaylı bir göstergesi olabilecek pika yakınması, çölyak hastalarında kontrol grubuna göre daha sıktı (p=0,012). İştahsızlık belirtisi çölyak grubunda anlamlı oranda fazla görüldü (p=0,007). Gastrointestinal sistem dışı belirtilerden boy kısalığı, çölyak grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek saptandı (p=0,011). Çoklu değişkenli regresyon analizinde, çölyak hastalığı tanısı ile pika varlığı başta olmak üzere, kız cinsiyet, iştahsızlık ve boy kısalığı arasında pozitif ilişki saptandı. Düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip olanların anketteki sorulara daha fazla `evet' cevabı verdiği ve bunun da istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Ancak anne ve babanın öğrenim düzeyinin ilkokul ve altında olması ile gelir düzeyinin düşük olmasının çölyak hastalığı üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı saptandı. Bu sonuçlarla Türkiye'de 6-17 yaş grubu çocuklarda çölyak hastalığının kızlarda daha sık ve klinik sunumunun daha çok gastrointestinal sistem dışı belirtilerle olduğu saptandı.
Çölyak hastalığı olan çocuklarda işitmenin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan glutenin alınmasıyla ortaya çıkan otoimmün enteropatidir. Hastalık nörolojik bulguları da içeren barsak dışı bulgularla seyredebilir. Sensörinöral işitme kaybı, çölyak hastalığında görülebilecek bir nörolojik tutulum örneği olabilir. Ancak literatürde bu konuda yapılmış çalışma oldukça sınırlı sayıdadır. Bu çalışmanın amacı yeni tanı alan çölyak hastası çocuklarda işitme fonksiyonlarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yeni tanı alan, 1.5-17 yaş arasında, 56 kız, 41 erkek, 97 çölyak hastasına ait 194 kulak ile yaş ve cinsiyet açısından benzer, 85 sağlıklı çocuğa ait 170 kulak dahil edildi. Olguların işitme fonksiyonları, odyometri, timpanometri ve otoakustik emisyon testleri kullanılarak değerlendirildi.Bulgular: Hasta ve sağlıklı kontrol grubu arasında, saf ses hava-kemik iletim ve konuşma odyometrisi, timpanometri ve otoakustik emisyon testleri sonuçları açısından fark bulunmadı (p>0.05). Çölyak hasta grubunda Marsh-oberhuber patolojik evrelemesine göre saf ses ve konuşma odyometre ve timpanometri test sonuçları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05)Sonuç: Çalışma bulgularımız ile çölyak hastalığı olan çocukların işitme fonksiyonlarının sağlıklı çocuklardan farklı olmadığı ve sensorinöral işitme bozukluğunun çölyak hastalığının nörolojik bir bulgusu olmadığı sonucuna varıldı.
Çölyak hastalığı olan çocukların klinik ve laboratuvar bulgularının retrospektif olarak değerlendirilmesi
Çölyak Hastalığı (ÇH) genetik duyarlılığı olan bireylerde farklı klinik görünümlerde ortaya çıkan, çocukluktan erişkin döneme uzanan geniş bir yaş aralığında tipik ve atipik bulgular ile seyreden, özellikle ince barsaklar başta olmak üzere bütün sistemlerde glutene karşı anormal immün yanıt sonucu gelişen bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, çölyak hastalığı tanısı almış olguların klinik ve laboratuvar özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya Ocak 2005- Haziran 2014 yıllları arasında, Çocuk Gastroenteroloji polikliniğine çeşitli yakınmalarla gelmiş ve biyopsiyle kanıtlanmış 372 çölyak hastası (217 kız ve 155 erkek) alındı. Olguların ortalama tanı yaşı 101,6±50,4 ay (6 - 212 ay) idi. Ortalama ağırlık Z skoru -1.70±1.35 SD iken, ortalama boy Z skoru -1.78 ±1.59 SDSD idi. En sık geliş yakınması %30, 4 oranında gelişme geriliği idi. En sık fizik muayene bulgusu olarak %30,9 oranında boy kısalığı tespit edildi. Olguların %2,4'ünde eş zamanlı Tip 1 DM vardı. Olguların %7'si birinci derece akrabalarına yapılan tarama sonucu ÇH tanısı almıştır. Laboratuvar bulgusu olarak en sık %41,4oranında demir eksikliği tespit edildi. Ayrıca %14,8 oranında vitamin B12 eksikliği, %16 oranında folik asit eksikliği ve %36,9oranında ise hipertransaminazemi olduğu görüldü. Doku Tg IgA için cut- off değeri 20 IU/ml olarak kabul edildi.330 (%94,8) olgudadoku Tg IgA düzeyi pozitif, 18(%5,2)olguda ise negatif olarak tespit edildi. Doku Tg IgA düzeyi negatif olan 18 olgunun 14'ünde EMA IgA, 4'ünde AGA IgA pozitif tespit edildi. Ayrıca olguların Anti-endomisyum IgA düzeylerine bakıldı ve %83,5 olguda pozitifolarak tespit edildi. Olguların ilk KMY Z skoru değeri -5.9 ile 3.00 (ort: -1.16 ± 1.51)idi. Olguların % 26'sının Z skoru, pediatrik yaş grubuna göre düşük kemik mineral yoğunluğu kabul edilen -2 standart sapmadan daha düşük idi. Olgularda endoskopik olarak en sık görülen bulgu, %62,3 oranında duodenumda düzensizlik idi. Histolojik olarak olguların 26'sı (%7,0) Marsh 1, 66'sı (%17,7) Marsh 2,246'sı (%66,1) Marsh 3 ve 34'ü (%9,2) Marsh 4 olarak değerlendirildi. Sonuç olarak; çölyaklı olgularda klinik ve laboratuvar bulguları çok geniş bir dağılım göstermektedir. Klasik gastrointestinal yakınmalar dışında gelişme geriliği, boy kısalığı, anemi, düşük kemik mineral yoğunluğu gibi ekstraintestinal yakınmalar ile başvuran olgularda ÇH mutlaka ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, klinik ve laboratuvar bulgular, çocuk
Sağlık kan bağışçılığında çölyak hastalığı seroprevalansı
Çölyak hastalığı (ÇH),gluten hipersensitivitesinin neden olduğu bir hastalıktır. Diyetteki ve ile ilişkili proteinlere karşı hassasiyet nedeniyle ince bağırsakta immünolojik bir enflamasyondur. Bozulmuş ince bağırsak mukozası glutensiz diyetle iyileşir ve glutenin yeniden verilmesiyle nükseder. Sıklıkla çölyak sprue veya gluten sensitif enteropati olarak adlandırılır. Hastalık insidansı çoğu ülkede %0,5-1,0 arasında bulunmaktadır. Değişik klinik bulgular ve tanı-tarama yöntemleri hakkındaki bilgi birikiminin artması hastalıktan etkilenen bireylerin erken tanı almasına ve uygun müdahalesine olanak sağlamıştır. Bu çalışmanın amacını, bölgemizin ÇH açısından serolojik prevalansını saptamak ve bu yolla literatüre katkı sağlamak olarak belirledik. Çalışmaya Haziran 2015 – Ocak 2016 tarihleri arasında KTÜ Tıp Fakültesi kan bankasına başvuran kan donörlerinde yaş ve cinsiyet dağılımına uygun olarak toplam 1365 gönüllü dahil edildi. Gönüllülerin demografik özellikleri kaydedilerek serum örnekleri alındı. Serum örneklerinde doku glutaminaz IgA (tTG IgA) düzeyine bakıldı, tüm tTG IgA pozitif saptanan bireyler ile bölgemizdeki "çölyak hastalığı" prevalansı saptandı. Çalışmalar sonucunda 1281 erkek, 84 kadından oluşan grupta tamamı erkek olan 19 kişide tTG IgA pozitif bulundu. Pozitif saptanan 19 katılımcının %31.6' sı (n=6) 18-29 yaş grubunda ,%42.1'i (n=8) 30-39 yaş grubunda, %26.3'ü (n=5) ise 40-49 yaş grubundadır.Bu bulgulara göre bölgemizdeki sağlıklı kan vericilerinde ÇH prevalans %1,4 olarak tespit edilmiştir. Çalışmamız kan bankasına başvuran sağlıklı gönüllüler üzerinden yapıldığından toplumu yansıtmadığı akılda tutulmalıdır.Bulunan prevalans sıklığı literatüre benzer olmakla birlikte,cinsiyet yönünden kadın sayısı erkeklere göre düşük kalmıştır. Bu da sonuçlar üzerine etki etmiş olabilir. Bulgularımız ilerde yapılacak ÇHile ilgili çalışmalar için bir önveri sağlamış olup, bölgemizde toplum tabanlı çalışmalarla bu verilerin desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çölyak hastalığı, seroprevalans, kan donörleri, seroloji