Celiac disease

76 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığında iyot düzeyi ve bunun tiroid bezi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çölyak hastalığında(ÇH) iyot yeterlilik durumunu belirlemek, iyot düzeyinin laboratuvar parametreleri ve ultrasonografik bulgularla ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: SDÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğine başvuran, dahil edilme kriterlerine uygun 45 çölyak hasta (ÇH) ve 45 sağlıklı kontrol (SK) çalışmaya dahil edildi. Her iki gruptan idrar iyot tayini için spot idrar örnekleri alındı. Laboratuvar parametreleri ve patoloji raporları retrospektif incelendi. Her iki grup, tiroid patolojileri açısından ultrasonografik olarak değerlendirildi. İdrar iyot ölçümü için DSÖ'nün önerdiği Sandell-Kolthoff reaksiyon yöntemi kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 22 paket programı kullanıldı ve p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grupların idrar iyot konsantrasyonları benzerdi ve ÇH'de tanı koydurucu gücü olmadığı görüldü. İdrar iyot düzeyinin; tiroid fonksiyon testleri, marsh sınıflaması ve çölyak otoantikorlarıyla arasında anlamlı bir ilişki yoktu. ÇH grubunun %26.6'sında tiroid otoantikorları pozitifti ve bu hastaların %83.3'ü kadındı. ÇH grubunda tiroid parankim heterojenitesinin kadınlarda (p=0.038), tiroid volümünün ise erkeklerde daha yüksek olduğu (p=0.005); parankimi homojen olanlarda parankimi heterojen olanlara göre idrar iyot konsantrasyonunun daha yüksek olduğu saptandı (p=0.028). ÇH grubunda tiroid volümü, SK grubuna göre anlamlı bir şekilde yüksekti (p=0.013). ÇH grubunda diyet uyumu arttıkça idrar iyotunun arttığı (rho=0.347, p=0.020), hastalık süresi arttıkça idrar iyotunun azaldığı görüldü (rho=0.300, p=0.046). ÇH grubunda parathormon daha yüksek (p=0.001), ferritin daha düşüktü (p=0.018) ve her iki parametre için ÇH'de tanı değerinin olduğu görüldü. İki grup birlikte değerlendirildiğinde kalsiyum ve hemoglobin arttıkça idrar iyotunun arttığı görüldü (rho=0.230, p=0.029; rho=0.272, p=0.010). Sonuç: İdrar iyot düzeyi her iki grupta benzer olsa da, ÇH grubunun tiroid volümü daha yüksekti ve ÇH'de guatr insidansının normal popülasyondan fazla olduğunu gösterdi. İdrar iyotu, tiroid parankimi homojen hastalarda daha yüksekti. Diyet uyumu olan hastalarda idrar iyotunun daha yüksek saptanması glütensiz diyetin önemine dikkat çekerken, iyot düzeyinin hastalık süresinden etkilendiği görüldü. Çalışmamız yetişkin ÇH grubunda idrar iyot düzeyinin laboratuvar ve ultrasonografik parametrelerle ilişkisini değerlendiren ilk çalışmadır. Bu konuyla ilgili ek çalışmalara ihtiyaç vardır.

Çölyak hastalığı
Berna Celiloğlu
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endoskopik biyopsi ile tanı almış Çölyak hastalarının güncel biyopsisiz tanı kriterleri açısından retrospektif olarak değerlendirilmesi

Çölyak hastalığında (ÇH) altın standart tanı yöntemi halen üst gastrointestinal sistem endoskopisi ile alınan örneklerin histopatolojik değerlendirmesi olmakla beraber Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Derneği (ESPGHAN) tarafından 2020 yılında yenilenen tanı kriterlerine göre ÇH düşünülen hastalarda serum anti-doku transglutaminaz (dTG) IgA düzeyinin normalin üst sınırının (NÜS) 10 katından yüksek olması ve ikinci bir serum örneğinde anti-endomisyum antikor testinin pozitif görülmesi biyopsisiz tanı için yeterli sayılmıştır. Bu çalışmada 1 Ocak 2004 – 30 Eylül 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenterolojisi Bilim Dalı'nda ÇH ön tanısı ile endoskopi yapılarak tanı konulan çölyak hastalarında biyopsisiz tanı kriterlerinin geçerliliği araştırılmıştır. Çalışmaya alınan 701 hastanın 421'i (%60,1) kız, 280'i (%39,9) erkek olup ortalama endoskopi yaşı 8 yıl 5 aydı. ESPGHAN 2020 biyopsisiz tanı kriterleri değerlendirilebilen ve endoskopik biyopsi sonucu ÇH ile uyumlu görülen 472 hastanın 382'sinin (%80,9) kriterleri karşıladığı belirlendi. ESPGHAN 2020 biyopsisiz tanı kriterlerinin duyarlılığı (DY) %80,9, özgüllüğü (ÖZ) %97,0, pozitif prediktif değeri (PPD) %98,7 ve negatif prediktif değeri (NPD) %64,0 olarak bulundu. Anti-dTG IgA'nın ≥10xNÜS olmasının ÇH tanısı için tek başına %82,5 DY, %95,6 ÖZ, %98,2 PPD ve %65,7 NPD sağladığı görüldü. Anti-dTG IgA'nın ÇH'yi öngörmede optimum eşik değeri NÜS'e göre 5,15 kat olarak hesaplandı (DY %90,2, ÖZ %89,6, PPD %96,1 ve NPD %76,2). Anti-dTG IgA'nın artan düzeyi ile histolojik bulguların şiddeti arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görüldü (p<0,001). Merkezimizde endoskopi ile tanı alan her 5 hastadan 4'ünde biyopsisiz tanı kriterleri kullanılarak endoskopiden kaçınılabileceği belirlendi. Sonuç olarak bu tez çalışması ile anti-dTG IgA'nın yüksek titrelerde (özellikle ≥10xNÜS) villöz atrofiyi ve ÇH'yi iyi bir şekilde öngördüğü ve ESPGHAN 2020 biyopsisiz tanı kriterlerinin ÇH tanısında güvenle kullanılabileceği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, özofagogastroduodenoskopi, endoskopik biyopsi, anti-doku transglutaminaz antikoru, biyosisiz tanı yaklaşımı

Çölyak hastalığı
Mehmet Can Balkan
Hacettepe University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastalığı olan bireylerin beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma çölyak hastalığı olan bireylerin beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla Şubat – Mayıs 2020 tarihleri arasında İstanbul ilinde online görüşme yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma, 18-57 yaş aralığında olan 72 kadın 21 erkek üyenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, glütensiz diyete bakış açıları, çölyak hastalığı hakkındaki farkındalıkları ile ilgili daha önce yapılan çalışmalardan yararlanılarak 18 soruluk bir anket formu oluşturulmuştur. Yaşam kalitesini saptamak amacıyla 28 sorudan oluşan Çölyak Hastalığında Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Anketi (ÇHSİYK) kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından öncesinde bilgi verilerek katılımcılar birbirini izleyen 3 gün (iki gün haftaiçi, bir gün haftasonu olmak üzere) süre ile besin kaydı alınmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre glütensiz diyete tam uyum sağlayan bireyler katılımcıların %80,6'sını, çoğu zaman uyum sağlayan bireyler katılımcıların %17,2'sini, bazen uyum sağlayan bireyler ise katılımcıların %2,2'sini oluşturmaktadır. Katılımcıların BKİ durumlarına bakıldığında, 18,5 altı 10 kişi, 18,5-24,99 arası 49 kişi, 25-29,9 arası 22 kişi, 30-34,9 arası 12 kişi olduğu saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesi ölçeğinde diyete uyumları değerlendirildiğinde hiçbir alt boyutta (duygusal faktör, sosyal faktör, gastrointestinal faktör, endişe faktörü) ve genel ölçek puanında glütensiz diyete uyum durumlarına göre anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak; glütensiz diyete uyum süresince bireylerin yaşam kalitelerinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Bu durumda çölyak hastalığı konusunda bireylerin kendileri ve ailelerinin diyetisyenler ve diğer sağlık çalışanları tarafından eğitilmesinin yararlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Glütensiz Beslenme, Yaşam kalitesi

BeslenmeBeslenme durumuGlutenler+2
İrem Kübra Aslan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Glütensiz diyet tüketen yetişkin çölyak hastalarının beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı glütensiz diyet tüketen çölyak hastalarının beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-62 yaş arasında çölyak tanısı almış, 34 kadın, 26 erkek olmak üzere 60 çölyak hastası katılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için online anket yöntemi uygulanmıştır. Beslenme durumlarının değerlendirebilmek için 3 günlük besin tüketim kaydı ve geriye dönük besin tüketim sıklığı kaydı alınmıştır. Çalışmaya katılan kadın hastaların yaş ortalaması 32,47±11,01 dir. Erkek hastaların ise ortalaması 37,46 ±10,88'dir. Erkek hastalarda beden kitle indeks ortalama 23,4±2,14, kadın hastalarda 24,33±5,55 dir. Tüm hastaların %53,ü yüksekokul mezunudur. Katılımcılar %33,4'ü 21-30 yaş arası çölyak hastalığı tanısı almıştır ve %68,3'ünün ise ailesinde çölyak hastası birey yoktur. Hastaların %70,0'ı glütensiz diyete her zaman uymaktadır. Diyete uyum ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ana öğün tüketim değerlendirmesi kadın ve erkek hastalar arasında anlamlı bulunmuştur (p= 0,017). Hastaların %41,7'si öğün atlamaktadırlar. Kadın hastaların ortalama aldıkları enerji 1725,86±314,64 kcal, erkek hastaların aldıkları ortalama enerji 2373,26±359,21 kcal'dir. Kadın ve erkek hastaların aldıkları günlük protein miktarı sırasıyla 56,22±16,56 gr, 70,84±21,81 kcal bulunmuştur. Kadın ve erkek hastalar arasında enerji ve protein alımları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,005). Hastaların beyanlarına göre, günlük alması gereken vitamin ve minerallerden B6 vitamini, folat, D vitamini, kalsiyum ve demir ve magnezyum alımları düşük bulunmuştur. Sonuç olarak çölyak hastalarının yaşam boyu glütensiz diyete uyum göstermeleri gerektiği için uzman bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Hastaların glütensiz diyete uyumları önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+2
Semra Dürüs Metin
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastaları üzerine sosyolojik bir çalışma -Van örneği-

Yerleşik hayata geçmenin sonucu olarak ortaya gelen yeni beslenme alışkanlıklarından kaynaklı olarak, gıdaların mide tarafından tolere edilememesi Çölyak gibi bazı hastalıklara sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışma, glüten kaynaklı ve sıkı bir diyet dışında başkaca bir tedavisi henüz bulunmayan Çölyak hastalığının bir sosyolojik bakış açısıyla incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, söz konusu hastalığın sosyal yönleri ele alınmı ve sosyo-ekonomik ve demografik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mevcut araştırmanın temel iddiası, buğday intoleransı kaynaklı genetik ve çevresel etkileri ile çölyak hastalığının düşük sosyo-ekonomik profil sergileyen toplumlarda oransal olarak daha fazla görüldüğü üzerine kurulmuştur. Bu açıdan bölgede bu hastaların başvuracağı en büyük sağlık kurumu olan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Dursun Odabaş Tıp Merkezi temelli araştırma yapılarak 3088 kişilik hazır veri ile 81 kişi üzerine incelenme gerçekleşmiştir. Araştırmada sosyo-demografik, yaşam biçimleri, ekonomik durumları, tedaviye ilişkin algıları ve çevre ile ilişkileri gibi durumlarına dair 50 sorudan oluşan bir anket çalışması yapılarak bir hastalık haritası elde edilmiştir. Sosyoloji ve tıp bilimlerini buluşturması açısından büyük ehemmiyet taşıyan mevcut çalışmam neticesinde düşük gelir grubu ile hastalık arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada, hastalığın durumu, Van şehrinin mahallelerinin sosyo-ekonomik özelliklerine nazaran kente sonradan eklemlenmiş ve göçler sonrası oluşmuş olan mahalleler açısından, Vangölünün güney ve kuzeyinde bulunan ilçeler açısından ve toplumsal cinsiyet açısından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Hastalık, Sağlık, Tedavi, Diyet, Fakirlik

DiyetHastalarSosyoekonomik durum+6
Fatih Kakı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığı tanılı çocukların glutensiz diyete uyumlarının idrar ve dışkı gluten immünojenik peptidleri ile değerlendirilmesi

Çölyak hastalığının (ÇH) tedavisi, ömür boyu sıkı bir glutensiz diyettir. Çölyak hastalarında glutensiz diyete uyumu değerlendirmek için yöntemler konusunda fikir birliği yoktur; özellikle hafif diyet ihlallerini tespit etmek zordur. Diyet uyumu; hastaların kendilerinden veya ebeveynden alınan beslenme öyküsü, semptom varlığı ve seroloji ile değerlendirilmektedir. Kısa sürede gluten maruziyetini gösteren, dışkı ve idrardaki gluten immünojenik peptidler (GİP), özgül ve duyarlı monoklonal antikorlardır ve gastrointestinal sindirime dirençlidir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenterolojisi Bilim Dalı'nda çölyak hastalığı tanısıyla izlenen çocuklarin glutensiz diyete uyumlarını idrar ve dışkı GİP ile değerlendirilmesi amaçlandı. Şubat 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında 3-18 yaş arasında, 77'si kız (%64,7), 42'si erkek (%35,3) toplam 119 hasta çalışmaya katıldı. Olguların ortalama yaşı 12,43,5 idi. Hastaların %18,5'inde (n:22) idrarda GİP pozitif, %11,8'sinde (n:14) dışkı GİP pozitif saptandı. Dışkı GİP pozitif saptanan 14 hastanın %50'sinde (n:7) idrar GİP pozitifti. Dışkı GİP ile idrarda GİP arasında anlamlı ilişki vardı (p:0,004). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastanın %71,9'unda serolojisi pozitifti. Çalışmada seroloji ile diyete uyum arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastanın %37,5'inde diyete uyumu iyi olan 87 hastanın %11,5'inde idrarda GİP pozitif saptandı. Diyete uyum ile idrarda GİP arasında anlamlı bir ilişki gösterildi (p:0,001). Diyete uyumu hiç/az/orta olan 32 hastaların dışkıda GİP %21,9'unda pozitifti. Diyete uyum ile dışkı GİP arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p:0,053). Dışkı ve idrar GİP, glutensiz diyete uyumu değerlendirmek ve diyet ihlallerini saptamak için klinik uygulamalara ek olarak kullanılabilecek uygun bir yardımcı yöntemdir. Gluten maruziyetinin erken tanımlanması olası komplikasyonların engellenmesine yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, glutensiz diyete uyum, gluten immünojenik peptid

DiyetDışkıGlutenler+4
Ebru Solakoğlu Küçükdoğru
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çölyak tanılı adölesanlarda akran etkileşimli grup desteğinin yaşam kalitesi, akran ilişkileri ve başetme düzeylerine etkisi

Bu çalışma, 13-18 yaş grubundaki çölyak hastalığı olan adölesanlara verilecek akran etkileşimli grup desteğinin, adölesanların yaşam kalitesi, akran ilişkileri ve baş etme düzeylerine etkisinin incelenmesi amacı ile randomize kontrollü deneysel çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışma bir üniversite hastanesinde izlenen ve çölyak hastalığı bulunan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 36 adölesan ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden adölesanlar kura yöntemi ile araştırma ve kontrol gruplarına rastgele dahil edilmişlerdir. Çalışmanın verileri 22.06.2018- 11.10.2018 tarihleri arasında, adölesan ve aileye yönelik tanıtıcı bilgi formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ), Akran İlişkileri Ölçeği, Ergenler İçin Başa Çıkma Ölçeği (EBÇÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın örneklemine alınan araştırma grubundaki adölesanlar (n=18) ile altı akran etkileşimli grup oturumu oturum yapılmıştır. Uygulanan altı oturum bir hafta ara ile yapılmış olup, her oturum yaklaşık 1,5 saat sürmüştür. Düzenlenen oturumlarda katılımcılara araştırmacı tarafından çölyak hastalığına ilişkin ev, okul ve sosyal yaşamda karşılaştıkları problemlerle ilgili sorular yöneltilerek, adölesanların birbirleri ile tartışmaları ve çözüm önerileri sunmaları sağlanmıştır. Kontrol grubundaki adölesanlara (n=18) herhangi bir eğitim ya da danışmanlık verilmemiştir. Araştırma grubundaki adölesanların yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (Z=-4,734; p<0,001), akran ilişkileri ölçeği toplam puanları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (t=6,837; p<0,001) Araştırma grubunun kendi içinde başa çıkma ölçeği aktif başa çıkma alt boyutu son test puanları, ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (t=-2,712; p=0,015), başa çıkma ölçeği kaçınan başa çıkma alt boyutu son test puanları, ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir. (t=-2,486; p=0,024). Araştırma grubundaki adölesanların başa çıkma ölçeği olumsuz başa çıkma alt boyutu son test puanları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktür. (Z=-2,660; p=0,008). Sonuç olarak; çölyak tanılı adölesanlarda, akran etkileşimli grup desteği müdahalesini içeren bu çalışmada, müdahale sonrasında adölesanlarda yaşam kalitesinde artma, akran ilişkilerinde olumlu gelişmeler, aktif başa çıkma ve kaçınan başa çıkma stratejisinin kullanımına ilişkin artma ve olumsuz başa çıkma stratejisinin kullanımına ilişkin müdahale etkili bulunmuştur. Çölyak Hastaları için hemşire liderliğinde akran destek gruplarının kurulması, hastalıkla baş etmede, yaşam kalitesinin artırılmasında, sosyal izolasyonun azaltılmasında etkili olacaktır.

AkranAkran etkileşimiArkadaş desteği+4
Melike Taşdelen Baş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerde inflamatuvar barsak hastalığı ve çölyak hastalığı tanıları ile izlenen hastalarda LRBA (LPS responsive beige-like anchor) eksikliği ile ilişkili primer immün yetmezlik varlığının araştırılması

Bu çalışmada, inflamatuvar barsak hastalığı (İBH) ve çölyak hastalığı(ÇH) tanıları ile takip edilen erişkin hastalarda LRBA eksikliği ile ilişkili primer immün yetmezlik hastalığı varlığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çölyak hastalığı (n=11) ve inflamatuvar barsak hastalığı (n=24) olan 35 hasta ve 13 sağlıklı kontrolün periferik kandaki, aktive edilen CD4+CD25highCD127low/-FoxP3+ Treg hücrelerindeki CTLA-4 ve LRBA protein ifadeleri akım sitometrik yöntemi ile değerlendirilmiştir. Sağlıklı kontroller ve hasta bireyler karşılaştırıldığında; Treg yüzdeleri İBH grubunda daha belirgin olmak üzere (İBH: %4,5, ÇH: %5,2) hasta grubunda daha düşük bulunmuştur (kontroller: %5,8, hasta bireyler: %5,1; p= 0,19). Ortanca CTLA-4 ve LRBA ifadeleri (FI) her deneydeki sağlıklı kontrollere göre düzeltme oranı uygulanarak karşılaştırıldığında; İBH olan hastaların 12'sinde (%50) düşük LRBA ifadesi saptanmıştır. Hasta ve sağlıklı bireylerin CTLA-4 ve LRBA ifadelerine göre saçılım grafiği incelendiğinde bu iki molekülün ifadeleri açısından lineer bir korelasyon saptanmıştır. LRBA ifadesi düşük tespit edilmiş 4 bireyin değerlendirildiği primer immün yetmezlik paneline yönelik yeni nesil dizileme analizinde İBH olan bir hastada LRBA geninde heterozigot kalıtılan yeni bir varyant saptanmıştır. Bu durum en büyük sekonder lenfoid organ olarak kabul edilen intestinal sistemin enteropati durumu ile ilişkili faktörler veya değişiklikler hakkında bilgi vermektedir. Diğer düşük ifadeye sahip bireylerin ve daha geniş başka hasta serilerinde ayrıntılandırılması gereken bu bilgiler İBH başta olmak üzere immün aracılı enteropatisi olan bireylerde tanı, etiyoloji ve tedavi sürecinde faydalı bilgiler verecektir.

Alerji ve immünolojiOtoimmün hastalıklarOtoimmünite+5
Ertuğrul Çağrı Bölek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastalığı olan çocuklarda beslenme durumunun değerlendirilmesi

Çölyak hastalığı genetik olarak yatkın bireylerde, glutene maruziyet sonucu gelişen otoimmün aracılı, ince bağırsak mukozasının hasarı sonucu oluşan bir hastalıktır. Çölyak hastalığının tek tedavisi yaşam boyu glutensiz diyet tedavisidir. Buğday, arpa ve çavdar glutenin ana kaynaklarıdır. Bu çalışmanın amacı, çölyak hastalarının beslenme durumunu saptamak, antropometrik ölçümlerini ve glutensiz özel ürün tercihlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme ünitesinde Çölyak hastalığı tanısı ile izlenen 6-18 yaş arası ek bir sağlık sorunu olmayan 120 hasta katılmıştır. Bireylere genel özellikleri, antropometrik ölçümlerini, geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları ve glutensiz ürün besin tüketim sıklıklarını değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmıştır. Enerji, makro ve mikro besin ögeleri alımı geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları kullanılarak hesaplanmış ve gereksinimler beslenme rehberlerine göre kıyaslanmıştır. Yirmidört saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı BEBİS 7.2, antropometrik ölçümler WHO AntroPlus ve istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 11,49±3,76 yıldır. Araştırma kapsamına alınan hastaların %30'u erkek, %70'i kızdır. Hastaların tanıda en sık başvuru nedenleri büyüme ve gelişme geriliği (%37,5), diyare (%30,8), konstipasyon (%8,3)'dur. Hastaların tanı yaşı ortalama 7,3±4,2 yıldır. Hastaların %29,5'inin yaşa göre vücut ağırlığı Z skoru malnütrisyon, %15,8'inin yaşa göre boy uzunluğu Z skoru bodur olarak saptanmıştır. Hastaların enerji gereksinimini karşılama yüzdesi ortalama %77,9±26,7 olarak bulunmuştur. Hastaların besin tüketim kaydından alınan verilere göre diyetlerinde posa, B1 vitamini, kalsiyum ve demir alımının yetersiz olduğu gösterilmiştir. Glutensiz ürünlerin ve tahılların ortalama tüketim miktarları, glutensiz ekmek 108,6±110,5 g/gün, pirinç 34,3±27,3 g/gün, patates 102,6±79,2 g/gün, glutensiz un 12,6±2,5 g/gün, düşük proteinli ekmek 67,4±65,5 g/gündür. Ancak hastalar amarant, kinoa, kurubaklagil unu tüketmemektedir. Toplam enerji alımının %24,8±14,8'i glutensiz özel ürünlerden karşılanmaktadır. Hastaların %95,8'i bu ürünleri süpermarketlerden, %3,3'ü internetten, %0,9'u derneklerden edinmektedir. Bu çalışmanın sonucunda çölyak hastalığı olan hastaların beslenme durumlarını değerlendirmenin gerekliliği vurgulanmıştır. Çölyak hastalığı alanında uzmanlaşmış bir diyetisyen tarafından hastalara besin ögesi yetersizliklerini önlemek amacıyla ayrıntılı diyet eğitimi verilmelidir. Diyette düşük proteinli glutensiz özel ürünler yerine, karbonhidrat, posa, yağ asidi, vitamin ve mineral içeriği açısından daha iyi kaynaklar olan alternatif tahıllar kullanılmalıdır. Çölyak hastalarında obezite, malnütrisyon, anemi, vitamin-mineral yetersizlikleri gibi komplikasyonların önlenmesinde ve tedavisinde beslenme tedavisi ve glutensiz diyet eğitimi önemlidir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+4
Damla Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında KIDMED indeksi (Akdeniz diyeti kalite indeksi) ile beslenme şekli ve içeriğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çölyak hastalığı her yaş grubunda tanı konulabilen, beslenmenin hastalığın prognozunda mutlak bir yere sahip olduğu, ömür boyu diyet uygulamayı gerektiren otoimmün ince bağırsak hastalığıdır. Çalışmamızın amacı, çölyaklıların Akdeniz diyetine uyumunu değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamız prospektif olarak tasarlanmış olup; çalışmaya Aralık 2016 – Kasım 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji polikliniğinde çölyak tanısı ile takipli, başka bir kronik hastalığı olmayan, en az bir yıldır glutensiz diyet uygulayan, 7-18 yaş arası 60 çölyaklı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Genel Pediatri polikliniğine başvuran, 7-18 yaş aralığında, eşlik eden kronik bir hastalığı olmayan 100 olgudan oluşan kontrol grubu dahil edildi. Tüm olguların yaş, cinsiyet, boy, kilo SDS'leri değerlendirildi. Ayrıca; iki grubun KIDMED indeksi (Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi) incelenip, TANITA SC-330 ile vücut yağ analizi yapılmıştır. KIDMED indeksi; Akdeniz diyetinin özelliklerini içeren 16 sorudan oluşan bir anketle değerlendirilir. Ankette süt ve süt ürünleri tüketim sıklığını, meyve–sebze tüketimini, ayaküstü gıda (fast-food) tüketim sıklığını, zeytin yağı tüketimini, balık tüketimini sorgulayan sorular mevcuttur. Anketin sonucu ≥8 puan iyi uyum, 4-7 puan arası orta (geliştirilmesi gerekli), ≤3 puan kötü diyet kalitesi olarak değerlendirildi. Bulgular: Hasta grubunun %70'i kız, %30'u erkek; kontrol grubunun ise %55'i kız %45'i erkekti. Hasta grubun medyan yaşı 12.55 (7.06/18.04) yıl, kontrol grubunun ise 14.15 (7.56/17.98) yıldı. Hasta grup ile kontrol grubu ağırlık SDS'leri karşılaştırıldığında, hasta grubun ağırlık SDS'si daha düşük olup, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.001). Boy SDS'leri değerlendirildiğinde, çölyak grubunun boy SDS'si daha düşük bulunmuştur (p=0.002). Total vücut yağı karşılaştırıldığında, hasta grupta kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p=0.007). Kontrol grubunun %29'unun KIDMED indeks sonucu kötü diyet kalitesi gösterirken, çölyak grubunda bu oran %13.3 bulunmuştur iv (p=0.034). Olgular yaş grubuna göre ≤11 ve >11 olmak üzere 2 gruba ayrıldığında; çölyaklılarda >11 yaş grubunda KIDMED indeksi iyi olanların anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmüştür (p=0.048). TTG IgA'nın cut off değer 10 U/ml olup, çalışmamızda en az bir yıldır glutensiz diyet uygulamakta olan çölyaklıların 37'sinde (%61,66) TTG IgA 10 U/ml 'nin altındaydı ve diyete uyumluydu. EMA IgA üzerinden verilere baktığımızda; %81,6'sında EMA IgA negatif / (+) pozitif bulunmuş ve diyete uyum oranı %81,6'ya ulaşmıştır. Spearman's korelasyon analizi ile değerlendirildiğinde; çölyak antikorları ile KIDMED skoru arasında anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. Sonuç: Sağlıklı yaşamak adına belirli bir çerçevede diyet yapmak zorunda olan çölyaklılarla, özel bir diyeti olmayan sağlıklı çocukların KIDMED indeksi üzerinden Akdeniz diyeti uygulamaları değerlendirildiğinde; Çölyaklı grupta Akdeniz diyetine uyumun daha fazla olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, Akdeniz diyeti, KIDMED

Akdeniz mutfağıBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+3
Elif Gökçe Basa
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı bileşimlerdeki glutensiz kek hamurlarının LAOS yöntemiyle reolojik karakterizasyonu

Bu çalışmada pirinç unu ve karabuğday unu ile hazırlanan glutensiz kek hamurlarına diyet lifi (portakal lifi) ilavesinin hamurun reolojik özelliklerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmanın ilk aşamasında un karışımlarına farklı oranlarda (0/100, 4/100, 8/100, 12/100, 16/100) diyet lifi ilavesinin kek hamurlarının reolojik özellikleri üzerine olan etkisi incelenmiştir. Reolojik analizler, yüksek genlikli salınımda kayma tekniği (LAOS) ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında ise farklı oranlarda diyet lifi ilavesinin glutensiz keklerin fiziksel, kimyasal özellikleri ve kalite parametreleri üzerine olan etkisi belirlenmiştir.Sonuçlar, glutensiz hamurlara diyet lifi ilave edilmesiyle örneklerin elastik (G') ve viskoz (G") modülüs değerlerinde artış olduğunu göstermiştir. Elde edilen Lissajous figürlerine göre gerinim değerinin artmasıyla tüm örneklerde elips şeklinden sapmalar artmaktadır. Örneklere uygulanan gerinim değerinin artmasıyla, faz açıları (δn) artış göstermekte ve örnekler elastik baskın karakterden viskoz karaktere geçiş yapmaktadır. %1 gerinim değerinde tüm örnekler baskın elastik karakter göstermektedir. Doğrusal olmayan bölgede %0-60 gerinim aralığında kontrol grubu ve %4 diyet lifi içeren örneklerin e3/e1 değerleri sıfırdan büyük olmakta ve örnekler gerilim ile sertleşen özellik göstermektedirler. Yüksek gerinim değerlerinde bu örneklerin elastik normalleştirilmiş Chebysev katsayısı (e3/e1) değerleri sıfırdan küçük olmakta ve gerilim ile yumuşayan davranış görülmektedir. Diyet lifi miktarının artması ile birlikte örneklere ait e3/e1 değerlerinin pozitif olduğu gerinim aralığı genişlemektedir. Tüm örneklerin normalleştirilmiş viskoz Chebysev (v3/v1) katsayısı değerleri, %0-300 gerinim değerleri arasında sıfırdan küçük olduğu için kayma ile incelen yapı göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre, diyet lifi oranının artmasıyla keklerin özgül hacim değerleri artmıştır (p<0.05). Glutensiz kek örneklerine diyet lifi eklenmesi ile nem ve protein içeriklerinde azalma görülmüştür. Ayrıca, diyet lifi oranının artmasıyla örneklere ait sertlik değerleri azalmıştır (p<0.05). Glutensiz kek örneklerinin duyusal özellikleri görünüş, renk, doku, lezzet ve genel beğeni bakımından değerlendirildiğinde; en beğenilen örneğin %4 oranında diyet lifi içeren örnek olduğu görülmüştür.

GlutenlerHamurKek+2
Esra Özyiğit
Ege University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığında duodenal mukozal patoloji spektrumunun değerlendirilmesinde intraepitelyal lenfositlerin değeri

Amaç: Çalışmamızda TCRδ monoklonal H-41 antikoru kullanılarak duodenal mukozada γδ+ İEL varlığının değerlendirilmesi; klinik ve serolojik tanı güçlüğü yaşanan ÇH olgularında γδ+ İEL'lerin tanısal öneminin belirlenmesi, hafif villus değişikleriyle karakterli çölyak olgularının non-çölyak İELozislerden ayrımının sağlanması ve H&E, CD3+ ve γδ+ İEL sayılarını diğer morfometrik histopatolojik veriler ile kombine ederek diskriminant analiz eşliğinde ÇH'nin histopatolojik tanısının kesinliği ve güvenirliğinin arttırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: AÜTF Erişkin ve Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dallarında 2010-2021 yılları arasında tanı almış 117 aktif çölyak hastası (29 tip 1, 29 tip 2, 39 tip 3) ile glutensiz diyet ile takip ve tedavi edilen 20 tedavili çölyak olgusu çalışmanın 'çölyak' grubu olarak seçilmiştir. Serolojisi negatif, dispepsi, anemi veya diyare gibi çeşitli nedenlerle biyopsi alınan, biyopside normal villus/kript yapısı olmasına karşın İEL artışı gösteren 26 non-çölyak İELozis olgusu ile dispeptik nedenlerle duodenum biyopsisi alınıp normal olarak değerlendirilen 24 kontrol olgusu da 'çölyak-dışı' tanı gruplarını oluşturmuştur. Bu hastalara ait duodenum biyopsilerinin H&E ve CD3 boyalı kesitlerine patoloji arşivinden ulaşılmış, ÇH tanı biyopsilerinin tümü 'güncellenmiş Marsh klasifikasyonuna' göre tekrar tiplendirilmiştir. Olgulara ait parafin bloklardan alınan kesitlere γδ T hücre markerı olan anti-TCRδ antikoru uygulanmıştır. Kantitatif ve morfometrik incelemeler ışık mikroskobunda ve AÜ BAP A14023003 nolu BAP projesi ile kurulan dijital patoloji ünitesinde preparatların taranmasıyla bilgisayar ortamında değerlendirilmiş, İEL sayı ve dağılımları ile villus yüksekliği, kript derinliği ve villus/kript oranı ölçülerek kaydedilmiştir. Verilerin analizi "SPSS for Windows 11.5" paket programında yapılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: "Çölyak" grubunda TCRγδ+ İEL sayısı ve TCRγδ+ İEL'lerin toplam İEL sayısına oranı "non-çölyak" grubuna göre anlamlı yüksektir. TCRγδ+ İEL sayısı CD3 ve H&E-İEL sayısına göre "çölyak" ve "non-çölyak" gruplarını biribirinden ayırmada daha yüksek performans göstermiştir. "Çölyak" grubunu "non-çölyak" grubundan ayırmada en yüksek sensitivite ve spesifisiteye sahip kesim noktalarını belirlemek için yapılan ROC analizi sonucunda TCRγδ+ İEL sayısının "çölyak-dışı" grubu "çölyak" grubundan ayırmada bir kriter olarak kullanılabileceği gözlenmiştir. γδ+ İEL sayısı için eşik değerin %84,54 sensitivite ve %84 spesifisite ile 9,5 İEL/100 enterosit olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda aktif çölyak hastalığında ve glutensiz diyet tedavisi altındaki çölyak tanılı olgularda TCRγδ+ İEL sayısının çölyak dışı olgulara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu ve monoklonal H-41 antikorunun γδ+ İEL'leri spesifik olarak saptayabildiği izlenmiştir. Serolojik ve histopatolojik bulguların "borderline" olduğu durumlarda rutin histopatolojik ve immünohistokimyasal incelemeye ek olarak TCRδ antikoru ile γδ+İEL'lerin değerlendirilmesinin doğru tanıya ulaşmayı kolaylaştıracağını öngörmekteyiz. Sonuç olarak, çalışmamızda kullanılan yöntemin çölyak hastalığının tanısında kullanılacak bir 'histopatolojik algoritma' olarak rutin patoloji pratiğine katkı sağlayacağı kanısındayız.

Bağırsak mukozasıDuodenal hastalıklarDuodenum+4
Eda Nur Kozan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığı olan çocuklarda tanı ve izlemde bağırsak dışı belirti ve bulguların değerlendirilmesi

Amaç: Çölyak hastalığı (ÇH) olan çocuklarda tanıda saptanan ve izlemde ortaya çıkan bağırsak dışı belirti ve bulguların değerlendirilmesi ve glütensiz diyetin etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda ÇH tanısı ile en az 1 yıldır izlenmekte olan 6 ay-18 yaş aralığındaki çocukların tanı sırasında ve izlemde demografik verileri, klinik ve laboratuvar bulguları ve bu bulguların glütensiz diyete uyumu geriye dönük olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya ortanca yaşı 8 yıl (7ay-17yıl) olan 135 hasta [88 kız (%65,2)] dahil edildi. Başvuruda hastaların %21,5'inde (n=29) sadece gastrointestinal (Gİ) yakınmalar, %24,4'ünde (n=33) sadece bağırsak dışı belirti ya da bulgular, %38,5'inde (n=52) hem gastrointestinal hem de bağırsak dışı belirti ya da bulgu mevcuttu. Hastaların 21'inde (%15,5) herhangi bir yakınma yoktu. Tanıda hastaların %11,9'u selektif İmmünglobulin A eksikliği, %10,4'ü Tip 1 diyabetes mellitus, %3'ü otoimmün tiroidit, %1,5'i hipogammaglobulinemi, %1,5'i Down sendromu ile izlenmekteydi. Hastaların ortanca izlem süresi 40 ay (12-135 ay)'dı. Belirtiler başladıktan sonra tanıya kadar geçen süre ortanca 7 ay (0-120 ay) olup yaş arttıkça tanıya kadar geçen sürenin uzadığı belirlendi (p= 0,014). İzlemleri sırasında 86 (%63,7) hastanın glütensiz diyete tam uyumlu olduğu, diğerlerinin ortanca 20 ay (1-89 ay) süre ile diyete uymadıkları saptandı. Başvuruda olan karın ağrısı, ishal, dirençli kabızlık, tekrarlayan kusma, kilo kaybı, tekrarlayan aftöz stomatit, halsizlik, saçlarda dökülme yakınmaları, anemi, alanin aminotransaminaz (ALT) yüksekliği, albümin düşüklüğü, folat eksikliği glütensiz diyet başlandıktan sonra tamamen düzeldi. Tanı sırasında olmayan ancak izlemde diyete uyumdan bağımsız olarak yeni ortaya çıkan belirti ve bulgular; vitamin D eksikliği (n:30, %22,2), vitamin B12 eksikliği (n:28, %20,7), ferritin düşüklüğü (n:18, %13,3), tekrarlayan karın ağrısı (n=12, %8,9), kemik mineral dansitesi düşüklüğü (n:8, %5,9) tekrarlayan aftöz stomatit (n=6, %4,4), kabızlık (n: 5, %3,7), ishal (n: 5, %3,7), aspartat aminotransferaz yüksekliği (n:5, %3,7), dispeptik yakınma (n:4, %3), ALT yüksekliği (n:3, %2,2), folat eksikliği (n:2, %1,5), çinko eksikliği (n:2, %1,5), otoimmün tiroidit (n:2, %1,5), puberte gecikmesi (n:1,%0,7), kilo kaybı (n:1,%0,7), eklem ağrısı (n:1,%0,7), hipoalbüminemi (n:1,%0,7) idi. Hastaların diyete uyum durumu ile izlemde tekrarlayan ya da yeni ortaya çıkan bu belirti ve bulgular arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Çölyak hastalığı olan çocuklarda tanıda bağırsak dışı belirtilerin de Gİ belirtilere benzer sıklıkta görüldüğü, belirtilerin çoğunlukla glütensiz beslenme ile düzeldiği, ancak diyete uyumdan bağımsız olarak yeni belirti/bulgu ortaya çıkabildiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağırsak dışı belirtiler; Çocuk; Çölyak hastalığı; Glütensiz diyet,

Bağırsak hastalıklarıBelirti ve semptomlarGastrointestinal hastalıklar+6
Sultan Çağla Kılıçaslan
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı ön işlemler uygulanarak glutensiz mercimek bisküvisi üretiminin araştırılması

Bu çalışmanın amacı yeşil mercimek ununa farklı ıslatma işlemleri uygulayarak fitik asit miktarının düşürülmesi ve glutensiz bisküvi üretiminde kullanılarak bisküvilerin kimyasal, fiziksel ve duyusal özellikleri üzerine etkisini belirlemektir. Yeşil mercimek ununa ultrases ıslatma ve 1:19 oranında seyreltilmiş peynir altı suyu tozunda (PAST) ıslatma işlemleri uygulanmıştır. Çalışma kapsamında ultrases ıslatmada 35 KHz ve %80 genlik sabit tutularak 3 farklı sıcaklık (50, 60 ve 70 °C) ve 2 farklı süre (2 ve 4 saat) uygulaması, PAST ile ıslatmada 3 farklı sıcaklık (25, 40 ve 50 °C) ve 4 farklı süre (2, 4, 8 ve 12 saat) uygulaması yapılmıştır. Başlangıçta yeşil mercimek ununun fitik asit değeri 1460.74 mg/100 g kuru madde olarak bulunmuştur. Yeşil mercimek ununun ultrasonik su banyosunda ıslatma işlemlerinden sonra fitik asit değerleri 913.40-589.37 mg/100 g kuru madde aralığında, PAST ile ıslatma ön işleminin ardından fitik asit değeri 1437.79-717.92 mg/100 g kuru madde aralığında değişkenlik göstermiştir. PAST ile ıslatma ön işleminin saf su ile ıslatmaya kıyasla daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Yeşil mercimek unundaki fitik asit miktarında %59.6 azalmayla en etkili yöntem ultrasonik su banyosunda 35 Khz %80 genlikte 70 °C'de 4 saat ıslatma sonucunda elde edilmiştir. Fitik asit miktarı düşürülmüş yeşil mercimek unundan 3 farklı glutensiz bisküvi üretilmiştir. Glutensiz bisküvi örneklerinde nem, kül ve yağ değerleri birbirine yakın çıkarken (p>0.05) protein değeri en yüksek örnek PAST ile ıslatılarak hazırlanan bisküvi örneği olmuştur (p<0.05). Bisküvi örneklerinin antioksidan aktivite değerleri 84.16-103.77 µmol TE/100 g kuru madde arasında, toplam fenolik madde miktarları 140.88-193.21 mg GAE/100 g kuru madde ve fitik asit miktarları 368.79-634.03 mg/100 g kuru madde aralığında değişkenlik göstermiştir. Bisküvilerin L*, a*, b* ve sertlik değerleri açısından birlerine yakın oldukları belirlenmiştir. Duyusal değerlendirmede tüm bisküvi örnekleri hedonik skalada iyi-çok iyi arasında puanlar almıştır ve istatiski açıdan aralarında bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05).

Fitik asitGlutenlerGlutensiz beslenme+2
Cansev Taş
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastalarında olgunlaşmamış keçiboynuzu meyvesinin oksidatif belirteçler ile bağırsak geçirgenliği ve mikrobiyota üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı olgunlaşmamış keçiboynuzu (OK) ilavesiyle yapılan çözünmez lif ve antioksidan açısından zengin olan glutensiz kurabiyelerin, duyusal özelliklerinin belirlenmesi ve tüketimi sonrası yetişkin çölyak hastalarında oksidatif parametreleri, gastrointestinal semptomları, bağırsak geçirgenliği ve mikrobiyotası üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Bu randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışma en fazla 1 yıl süre içerisinde çölyak hastalığı tanısı almış ve hastalığın aktif döneminde olan, daha önce glutensiz diyet yapmamış ve yapmıyor olan, normal beden kütle indeksi değerine sahip olan, keçiboynuzu meyvesi tüketmiş ve herhangi bir alerji geçirmemiş olan 19-64 yaş arası 20 birey ile gerçekleştirilmiştir. Dahil edilme kriterlerine uyan çölyak hastalarına öncelikle glutensiz diyet tedavisi anlatılmış ve akabinde çölyak hastaları rasgele olarak iki gruba ayrılmıştır. Glutensiz diyet ek olarak çalışmada çalışma grubundan (n=11) sekiz haftalık süre boyunca günlük olarak OK unu ilavesi ile üretilmiş olan glutensiz kurabiyelerden tüketmeleri istenirken, aynı süre dahilinde kontrol grubundan (n=9) ise çalışma grubunun kurabiyesine şekil ve büyüklük olarak özdeşleştirilmiş standart glutensiz kurabiyelerden tüketmeleri istenmiş ve çalışmanın başlangıcı ile sonunda hastaların oksidatif parametreleri, GI semptomları, bağırsak geçirgenliği ve mikrobiyotaları değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde OK tüketen grubunda hem zonulin düzeylerinin başlangıca göre daha düşük (p<0,05), hem de gastrointestinal semptomlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca kontrol grubunda sekiz haftalık sürede mikrobiyal çeşitliliğin azalabileceği, çalışma grubunda ise sekiz haftada stabil bir çeşitliliğin görüldüğü belirlenirken; Lactobasillus ve Bifidobacterium tür değerlerinin ise kontrol grubunda düştüğü, çalışma grubunda ise nispeten sabit kaldığı görülmüştür. Elde edilen bu sonuçlarla OK'nın yetişkin çölyak hastalarının glutensiz lif içeriğini arttırdığını, bağırsak geçirgenliği ile mikrobiyota üzerine olumlu etki yaparak bazı gastrointestinal semptomları azalttığı belirlenmiş olup, glutensiz diyette olgunlaşmamış keçiboynuzunun iyi bir alternatif olabileceğini göstermektedir.

KeçiboynuzuMikrobiyolojik analizÇölyak hastalığı
Ecem Çiftçi
Toros University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Örgütlenmenin yeni formları olarak sanal örgütlerde bilgi yönetimi: Çölyak hastalarının örgütlenmesi için model önerisi

Günümüzde bilgiye erişim, özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte hızlanmış ve toplum tarafından kabul edilen bir bilgi süreci oluşturmuştur. Bu durum her ne kadar hızlı bir iletişim imkânı sağlasa da doğru yönetilmediği takdirde sorunları da beraberinde getirmektedir. Sanal ortamlarda yapılan bilgi paylaşımları doğruluğu bilinmeyen, güncel olmayan, gizli olması gerekirken herkes tarafından görünür olan yanlış bilgi aktarımlarının oluşmasına sebebiyet verebilir. İfade edilen sorunlar bilginin doğru yönetilmesi ile çözülebilir düşüncesiyle, sanal örgütlerde bilginin etkin yönetimi adına bir model önerisinde bulunulmuştur. Çalışma bir durum çalışmasıdır. Farkındalığı çok fazla bilinmeyen çölyak hastalığı seçilmiştir. Çölyak dernekleri hem çölyak hastalarını örgütleyen, hem de toplumda farkındalık yaratan eylemlerde bulunan sivil toplum kuruluşudur (STK). Türkiye'de aktif faaliyet gösteren çölyak dernekleri ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veri toplanmış ve toplanan verilerin analiz edilmesiyle elde edilen dokuz tema kavramlar dâhilinde incelenerek sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli geliştirilmiştir. Model aynı zamanda dünya genelinde taramalar gerçekleştirilerek araştırma amaçlarına uygun bulunan yayınların betimsel analiz bulguları ile de desteklenmiştir. Sanal örgütlerde bilgi yönetim modeli, bulgular sonucu, üç temel katmandan oluşmuştur. İlki, bilgi yönetim süreci katmanı, ikincisi sanal örgüt katmanı ve üçüncüsü de hem sanal ortama hem de bilgi yönetim süreci katmanlarına destek ve kolaylaştırıcı unsurları barındıran stratejik unsurlar katmanıdır. Model literatürde karşılık bulan bilgi yönetim modellerinden farklı olarak sanal örgütlerin destek ve engelleri bağlamında ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak çalışmanın modeline uygun web temelli bir bilgisayar uygulaması geliştirilmiştir. Bilginin doğruluğu ve paylaşımının öncelikli düşünüldüğü bu uygulama ile çölyak hastalarının ihtiyacı olan doğru bilgiye erişimleri hızlı bir biçimde sanal ortam vasıtasıyla sağlanacaktır.

Bilgi yönetimiHastalarSanal örgütler+1
Murat Sakal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniğinde 2009-2019 yılları arasında tanı almış tip 1 diabetes mellituslu çocuklarda otoimmün tiroidit, glutene duyarlı enteropati ve diğer otoimmün hastalıkların sıklığının saptanması ve bu otoimmün hastalıklarla ilişkili risk faktörlerinin retrospektif olarak belirlenmesi

Tip 1 Diabetes Mellitus (Tip 1 DM), pankreas beta hücrelerinin hasarlanması sonucunda mutlak insülin eksikliği ile seyreden immün, genetik ve çevresel faktörlerin kompleks etkileşimiyle ortaya çıkan otoimmün kronik bir bozukluktur. Bu çalışmada amacımız; Tip 1 DM'a sıklıkla eşlik eden otoimmün hastalıkları incelemektir. Bu çalışmada Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Polikliniğinde 2009-2019 tarihleri arasında tip 1 DM tanısı almış 725 olgunun dosyaları tanı anındaki Glutamik Asit Dekarboksilaz Antikoru (GAD-65 antikoru), anti-insülin antikoru, antitiroit antikorları, doku transglutaminaz antikoru, C-peptit ve insülin düzeyleri, hormonal değerlendirmeleri, biyokimyasal ve demografik özellikleri ile antropometrik ölçümleri açısından geriye dönük olarak incelenmiştir. Hastaların %3'ünde otoimmün tiroit hastalığı saptanmış olup bunların %95,20'sinde Anti-tiroit peroksidaz (anti–TPO), %94,10'unda ise anti-tiroglobulin (anti-TG) pozitif bulundu. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında çölyak hastalığı bulunanların oranı %2,90 (n=21) idi. Bir hastada hem çölyak hem de otoimmün tiroit hastalığı mevcuttu. Bir hastada otoimmün tiroit hastalığı, Sjögren sendromu ve otoimmün hepatit, bir hastada çölyak hastalığı ve otoimmün hepatit ve bir hastada da çölyak hastalığı ve vitiligonun bir arada görüldüğü belirlenmiştir. Tip 1 DM'li hastalarda otoimmün tiroidit ve çölyak hastalığı sıklığının giderek artmakta olduğu görülmüştür. Tip 1 DM tanılı hastaların rutin izleminde bu iki hastalığın göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bunun için en iyi ve hızlı değerlendirme yolu otoantikorların serolojik olarak çalışılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Tip 1 DM, otoimmün tiroit hastalığı, çölyak hastalığı.

BursaDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+5
Elif Karaduman
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prematüre veya düşük doğum ağırlıklı doğan bebeklerin anne ve babalarında çölyak hastalığı prevalansı

Giriş ve amaç: Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde tahılların içerdiği glutenin tetiklediği T hücre aracılıklı immün mekanizmayla oluşan kronik bir ince bağırsak hastalığıdır. Görülme sıklığı 1/100- 300 arası bildirilen çölyak hastalığı, klasik olarak malabsorpsiyon ve büyüme geriliği gibi bulgularla ortaya çıksa da birçok sistemi etkilediğinde atipik bulgularla da (izole boy, kısalığı, dental bozukluklar, inatçı anemi, infertilite, prematüre veya düşük doğum ağırlıklı bebek sahibi olma vb.) kendini gösterebilir. Bu çalışmada risk grubu olan prematüre ve/veya düşük doğum ağırlıklı bebek sahibi olan anne ve babalarda çölyak hastalığı sıklığını ve komplikasyonlu gebelik üzerine etkisini araştırdık.Gereç ve yöntem: Çalışmaya risk grubu olarak 164 prematüre (doğum haftası <37 hafta) ve/ veya düşük doğum ağırlıklı bebek (doğum kilosu< 2500 g) ve anne- babaları ve kontrol grubu olarak 123 sağlıklı yenidoğan bebek ve anne- babaları dâhil edildi. Risk grubunda yer alan 159 anne ve 157 babanın ve kontrol grubundaki 123 anne ve 123 babanın serumlarından ttg IgA ve serum IgA çalışıldı. Seropozitif olgulara endoskopik duodenal biyopsi uygulandı. Risk grubunda yer alan bebeklerin anne, baba ve perinatal özellikleri anket metodu ile kaydedildi.Bulgular: Risk grubunda yer alan iki anne (%1,3-1/80), üç baba (%1,9-1/52) ve kontrol grubundaki bir anne (%0,8-1/123) seropozitif olarak tespit edildi. Tüm grupta seropozitiflik oranı 1/94 (%1,1) idi. Prematüre sahibi olan anne, baba ve anne veya babalardaki çölyak hastalığı sıklığı ise sırasıyla 1/57 (%1,8), 1/57 (%1,8) ve 1/29 (%3,5) idi. Düşük doğum ağırlıklı bebek sahibi bir babanın (%2-1/50) serolojisi pozitifti. Risk grubunda yer alan dört olguya endoskopik duodenal biyopsi uygulandı ve Marsh- Oberhuber patolojik değerlendirmesine göre üç olguda (%0,9-1/105) pozitif patolojik bulgular saptandı. Tüm grup ele alındığında bu oran 1/187 (%0,5) idi. Seropozitif iki anneye biyopsi yapılamadı. Tüm olgularda serum IgA çalışıldı, yaş ve cinsiyete göre düşüklük saptanmadı. Anne, baba ve anne veya babada çölyak hastalığı bulunması bebeklerin prematüre ve/veya düşük doğum ağırlıklı olmasını etkilemedi. Ancak bebeklerin doğum kilosu incelendiğinde ortalamaya göre seropozitif annelerin 214 g (p<0,05), seropozitif babaların 320 g ve seropozitif anne veya babaların bebeklerinin 259 g daha düşük olduğu tespit edildi. Risk grubundaki seropozitif iki annenin bebekleri prematüre doğmuştu. Seropozitif babaların tümünün bebekleri risk grubunda idi. Bebeklerin, anne ve babalarının bazı özellikleri sorgulandığında hikâyedeki annede infertilite ve sık doğum varlığı, preeklampsi, çoğul gebelik ve erken membran rüptürü ve bebeklerde fetal distres, solunum sıkıntısı, oligohidramnios ve hipoglisemi varlığı prematüre doğan bebeklerde daha sık saptandı (p<0,05). Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde ise çoğul gebelik multivariate test ile değerlendirildiğinde diğer olgulardan daha yüksek saptandı (p<0,05).Sonuç: Prematüre ve/veya düşük doğum ağırlıklı bebek sahibi olan anne ve babaların çölyak prevalansı sağlıklı toplum çölyak prevalansından yüksek bulunmuştur (1/63-1/240). Prematüre veya düşük doğum ağırlıklı bebekleri olan anne ve babalarda çölyak hastalığı taranabilir.Anahtar Kelimeler: çölyak hastalığı, prematüre doğum, anne ve baba, prevalans

AnnelerBabalarBebek-düşük doğum ağırlığı+4
Bilge Özgör
İnönü University
2009
50
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üriner sistem taş hastalığı olan çocuklarda çölyak hastalığı prevalansı

Giriş ve amaç: Çölyak hastalığı buğday, arpa, çavdar gibi gıdalarda bulunan gliadine karşı gelişen antikorların oluşturduğu immünolojik reaksiyona bağlı gastrointestinal sistem mukozasında hasarla sonuçlanan bir hastalıktır. Çocukluk çağının en yaygın malabsorbsiyon nedeni olan bu hastalığın görülme sıklığı 1/100-300'dür. Çölyak hastalığı, klasik olarak malabsorbsiyona bağlı olarak büyüme gelişme geriliği, ishal, karın şişliği ve yağlı dışkılama gibi klinik bulgularla ortaya çıksa da son yıllarda birçok olgunun farklı sistem tutulumlarıyla karşımıza geldiği görülmektedir. Çölyak hastalığı ve böbrek ilişkisi hakkında son zamanlarda yapılan çalışmalar hız kazanmasına rağmen, çocuk hastalar üzerinde çölyak hastalığı-üriner sistem taş hastalığı ile ilgili çok az çalışma vardır. Biz de bu çalışmada üriner sistem taş hastalığı olan çocuklarda çölyak hastalığı sıklığını göstermeyi hedefleyerek literatüre katkıda bulunmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Bu çalışma Ağustos 2006-Ağustos 2010 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nefroloji ünitesinde üriner sistem taş hastalığı nedeni ile takip edilen ve yaş grubu 4 ay-17 yaş arasında değişen 187 çocuk hasta üzerinde yapıldı. Genel pediyatri polikliniğine başvuran akut hastalıklı, yaş ve cinsiyet dağılımı risk grubuna benzer 278 çocuk ise kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Her iki gruptaki çocukların serumlarında tTG, IgA, tam kan sayımı, AST, ALT ve CK düzeyi çalışıldı. Seropozitif olgulara endoskopik duodenal biyopsi uygulandı.Bulgular: Risk grubunda yer alan yedi çocuk 1/27 (%3,7) ve kontrol grubunda yer alan bir çocuk 1/278 (0,3) seropozitif olarak tespit edildi. Gruplar arasında seropozitivite açısından anlamlı fark tespit edildi (p=0,008). Risk grubunda yer alıp seropozitif saptanan yedi çocuğun altısına endoskopik duodenal biyopsi uygulandı ve Marsh-Oberhuber patolojik değerlendirmesine göre iki olguda (1/94-%1) pozitif patolojik bulgular saptandı. Kontrol grubunda seropozitiflik saptanan bir hasta ise biyopsiyi kabul etmedi. Çalışmaya alınan olguların hepsinde serum IgA çalışıldı. Kontrol grubunda yaşa göre düşük IgA değerleri saptanmazken, risk grubunda bir (1/187-%0,3) hastada yaşa göre düşük IgA değerine rastlanıldı. O hastanın da bakılan tTG IgG ve AGA IgG değerleri normal sınırlarda saptanınca çölyak hastalığından uzaklaşılmış oldu. Risk grubunda seropozitif çölyak hastalığı saptanan yedi hastanın dördünün taş analizi yapıldı. Üç hastada kalsiyum oksalat ve bir hastada da ürik asit taşı tespit edildi. Biyopsi ile çölyak hastalığı pozitifliği tespit edilen iki kişilik grupta ise bir hastada kalsiyum oksalat taşı saptandı. Risk grubundaki hastaların genel olarak antropometrik ölçümleri kontrol grubuna göre daha düşük tespit edilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlı fark yaratmasa da üriner semptomların tTG pozitif ve biyopsi pozitif olan grupta daha sık görüldüğü tespit edildi. Tekrarlayan karın ağrısı ve diş çürüğü biyopsi pozitif saptanan gruptaki her iki hastamızda da müspet bir bulgu olması nedeniyle anlamlı fark yarattı (sırasıyla p=0,02 ve p=0,012).Sonuç: Üriner sistem taş hastalığı olan çocuklardaki çölyak hastalığı seropozitifliği kontrol grubundaki hastalara göre daha yüksek bulunmuştur (1/27-1/278). Risk grubundaki biyopsi ile kanıtlanmış çölyak hastalığı sıklığı, literatürdeki normal popülasyonda rapor edilen oranlardan farklı değildir. Üriner sistem taşı olan hastalarda çölyak taraması önerisi için yeterli kanıt sağlanmamıştır ancak daha sağlıklı bir sonuç için seropozitif hastalarımızın ileri izlemi ve daha geniş serilerde çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: çölyak hastalığı, üriner sistem taş hastalığı, prevalans

PrevalansÇocuklarÇölyak hastalığı+2
Engin Menekşe
İnönü University
2010
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çölyak hastalığı sıklığı

Giriş ve amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının gelişimsel bir bozukluğudur. Biyo-psiko-sosyal nedenlerin birlikte rol aldığı düşünülmekle birlikte net bir nedensellikten söz etmek güçtür. Çölyak hastalığı (ÇH) genetik olarak duyarlı bireylerde, glutene karşı oluşan enteropatidir. ÇH' na klasik bulgularının yanı sıra diğer sistemik bulgular eşlik edebilir. Çölyak hastalığı ile nörolojik hastalıklar arasındaki ilişki iyi bilinmesine karşın çölyak hastalarının psikolojik ve/veya psikiyatrik sorunları hakkında yeterince çalışma mevcut değildir. Ülkemizde sık görülen DEHB ve çölyak hastalıkları arasında saptanacak olası pozitif ilişki ile DEHB hastalarının takip ve tedavisi konusunda yeni bir pencere açılabileceğini düşünerek çalışmamızı planladık.Gereç ve yöntem: Haziran 2009-Kasım 2010 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı ve Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğinde DEHB tanısı ile takip edilen ve yaş grubu 5-15 yaş arasında değişen 362 çocuk hasta alındı. Kontrol grubu olarak genel pediyatri polikliniğine başvuran akut hastalıklı, nutrisyonel sorunu olmayan benzer yaş grubundan 390 çocuk çalışmaya alındı. Her iki gruptaki çocukların serumlarında tTG, IgA ve tTG IgG çalışılarak, seropozitif olgulara endoskopik duodenal biyopsi uygulandı.Bulgular: DEHB grubundaki hastaların dördünde (1/90-%1,1) tTG IgA pozitifliği tespit edilirken, kontrol grubundaki hastaların ise üçünde (1/130-%0,8) tTG IgA pozitifliği saptandı. Gruplar arasında tTG IgA pozitifliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p=0,716). DEHB grubunda yer alan seropozitif dört hastaya endoskopik duodenal biyopsi uygulandı ve Marsh-Oberhuber patolojik değerlendirmesine göre bir olguda (1/362-%0,27) ÇH tanısal bulgusu saptandı. Kontrol grubunda seropozitiflik saptanan bir hastaya endoskopik duodenal biyopsi uygulandı ve patolojik değerlendirmesi normal saptandı.DEHB grubunda ortalama vücut-kitle indeksi 16,69±3,5 kg/m2 iken kontrol grubunda 17,49±3,16 kg/m2' idi. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p=0,001). BGA sınıflamasına göre gruplar karşılaştırıldığında DEHB grubunda BGA ortalaması fazla tartılı ve şişman hastalarda 120±11 iken kontrol grubunda 117±10 idi. DEHB grubunda malnutre hastaların BGA ortalaması 80±6,80 iken kontrol grubunda 82±5,96 idi. Gruplar arsında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p=0,0001, p=0,037)Sonuç: DEHB olan çocuklardaki ÇH seropozitifliği kontrol grubundaki hastalara göre yüksek bulunmamıştır (1/90-%1,1). DEHB grubundaki biyopsi ile kanıtlanmış ÇH sıklığı literatürdeki normal popülasyonda rapor edilen oranlardan düşük saptanmıştır (1/362-%0,27). DEHB olan hastalarda ÇH taraması önerisi için yeterli kanıt sağlanmamıştır ancak daha sağlıklı bir sonuç için seropozitif hastalarımızın ileri izlemi ve daha geniş serilerde çalışmalara ihtiyaç vardır. DEHB eksik beslenme ve aşırı beslenme şeklinde beslenme bozukluklarına yol açmaktadır, bu yönüyle DEHB tanısı alan hastaların beslenmelerinin sorgulanması ve beslenme önerileri ile takiplerinin yapılması gerekmektedir.

DikkatHiperaktivite bozukluğuHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+3
Özgü Suna Celiloğlu
İnönü University
2011
40
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çorum ilinde yaşayan çölyak hastalarının sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Bu çalışmada Çorum'da yaşayan çölyak hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmek; yaşam şekilleri, diyet uyumları ve sosyodemografik verileri ile sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Böylece birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için çölyak hastalığına ait verilere katkı sağlanacaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızın katılımcıları, Çorum Çölyak Derneği'ne başvuran çölyak tanılı hastalardan gelişi güzel seçilmiştir. Çalışmamıza 18-65 yaş arasında olan, kanser teşhisi olmayan hastalar dahil edilmiştir. 18 yaş altı, 65 yaş üstü, mental retarde olan hastalar çalışma dışı tutulmuştur. Bu çalışma, 54 hastaya yazılı ve sözlü onamları alınarak gerçekleştirilmiştir. Hastalara sosyodemografik veriler formu ile Çölyak Hastalığı Anketi (Çölyak Hastalarında Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Anketi, CDQ), yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 54 hasta katılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 37.41±12.24 olup, VKİ ortalaması 24,7±5,22 olarak bulundu. Araştırmaya dahil edilen hastaların %24,1'i erkek ve %75,9'u kadındı. Toplam yaşam kalitesi puanı 132±34,6 hesaplandı. CDQ alt ölçeklerinden en yüksek puanı GI alt ölçeğinin, en düşük puanı ise duygu alt ölçeğinin aldığı görüldü. Yaş arttıkça toplam yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,028). Bekar kişilerde yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı gösterildi (P=0,028). Çocuk sayısı arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,015). Eğitim seviyesi arttıkça GI alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (P=0,036). Hastaların tanı yaşları arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düştüğü saptandı (P=0,047). Aile hekimlerinin (P=0,002) ve diğer viii doktorların (P<0,001) glütensiz ilaç yazma konusunda dikkati arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı tespit edildi. Sonuç: Çölyak hastalığı, şüphelenilmesi, tanı konması ve tedavisi zor olan bir hastalıktır. Hekimler ve özellikle aile hekimleri tarafından bu hastaların yaşam kalitelerini önemsemek; kişilerin iyilik halinin, aile refahının ve iş gücünün artmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi, Glüten.

Aile hekimliğiAnketlerGlutenler+3
Fulya Özbolat
Hitit University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumları ve etkileyen faktörler

Çölyak hastalığı, özellikle ince bağırsağı tutarak diğer vücut sistemlerini de etkileyen glutene karşı kalıcı duyarlılıkla karakterize, otoimmün bir enteropatidir. Çölyak hastalığının kronik hastalıklardan biri olduğu ele alınırsa; çölyak hastası çocukların hastalığa yönelik hissettikleri duygu ve gösterdikleri tutum, çocuğun hastalıkla baş etme mekanizmasını ve hastalığa olan uyumunu etkilemektedir. Sunulan bu çalışma ile 9-17 yaş arası çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, İç Anadolu Bölgesindeki bir ilde bulunan bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Gastroenteroloji Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırma, 01 Mart 2019 – 01 Mart 2020 tarihlerinde gastroenteroloji polikliniğine başvuran, en az altı aydır çölyak hastası olan kendisi ve ebeveyni çalışmaya katılmayı kabul eden 54 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği" (ÇKHYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS (Version 25.0) paket programı ile yapılmış, sayısal değişkenler ortalama ve standart sapma olarak, kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak sunulmuştur. Ölçek puanlarının karşılaştırılması amacıyla student t testi, tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan çölyak hastası çocukların yaş ortalamasının 13,09±2,68 olduğu, %63,0'ının glutensiz diyete (GD) uyduğu, %55,6'sının ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlandığı ve ÇKHYTÖ puan ortalamasının 2,88±0,71 olduğu belirlenmiştir. Çocukların annelerinin mesleklerine, tanı alma zamanlarına, aile desteğini yeterli görme, GD uyma, GD uygulamakta zorlanma, ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlanma durumlarına göre ÇKHYTÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada, çölyak hastası çocukların kendi hastalıklarına yönelik olumsuz tutuma sahip olduğu belirlendi. Bu doğrultuda pediatri hemşirelerinin çölyak hastası olan çocukların hastalığa uyumunda tutumun önemli bir faktör olduğunu dikkate alarak; hastalığa uyumunu kolaylaştırma konusunda çocukları ve aileleri bilgilendirmeleri ve çocukların hastalıklarına yönelik olumlu tutum geliştirmesi için psikososyal destek sağlamaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, çölyak hastalığı, gluten, hemşire, tutum.

Bağırsak hastalıklarıGlutenlerTutumlar+2
Fetih Bişgin
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında yaşam kalitesinin hastanın kendisi, ailesi ve aile hekimi tarafından değerlendirilmesi

Amaç: Çölyak hastalarının tedavisinde psikososyal ve toplumsal destek önemli rol oynamaktadır. Yaşam kalitelerini aile üyeleri veya doktorundan farklı kötü veya iyi algılayabilir. Bu çalışmanın amacı özellikle psikososyal tedavide çok etkili olan bu üçlünün durumu benzer açılardan değerlendirmelerine ve iş birliği yolları yaratmalarına zemin hazırlamak ve hastanın yaşam kalitesi konusundaki algı farklılıklarını göstermektir. Hastanın yaşam kalitesinin kendisi, ailesi ve hekimi açısından nasıl göründüğünün belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması; birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için gerekli verilere katkı sağlanacaktır. Çorum'da yaşayan Çölyak hastalarının verileri elde edilecek ve gerekli iyileştirmeler için farkındalık yaratılacaktır. Gereç ve Yöntem: Çorum'daki 69 aile sağlığı merkezinden 25'i ve 186 Aile hekiminin 48'i ve 18-65 yaş arası, okur-yazar, gönüllü 68 çölyak hastası çalışmaya katılmıştır. Ağır psikiyatrik, nörolojik, fiziksel rahatsızlığı bulunanlar, tek başına yaşayanlar, bakımevinde kalanlar ve son 6 ayda aile hekimini değiştirenler dışlanmıştır. Aile hekimi, hasta ve hasta yakını aile sağlığı merkezlerinde, aynı zamanda, tek seferde ve farklı odalarda çölyak hastalığı yaşam kalitesi anketi (CDQ) doldurmuştur. Bulgular: Aile hekimi, hasta ve hasta yakınları yaşam değerlendirmeleri kendi içinde birbirleriyle %85 uyumludur. Ancak aile hekimleri çölyak hastalarının yaşam kalitesini anlamlı fark yaratacak derecede 14,618 puan yüksek algılamaktadır. Hasta ve hasta yakınları yaşam kaliteleri değerlendirmeleri birbirine yakındır. Hastaların yaşı arttıkça ve eğitimleri düştükçe yaşam kalitelerinin azaldığı bulunmuştur. Öğrencilerin yaşam kalitesi diğer mesleklere göre yüksektir. Bekarların yaşam kalitesi evli ve dullara göre yüksektir. Çölyak hastaları yaşam kalitelerini bozan en önemli iki unsurun glutensiz diyetin zorlukları ve sosyal sorunları olduğunu belirtmişlerdir. Sonuçlar: Çölyak hastalarının yaşam kalitelerini olduğundan yüksek algılayan aile hekimlerinin tanı, tedavi ve takipte desteklenerek katkıları artırılmalıdır. Yaşam kalitesi düşük bulunan yaşlılar, dullar, eğitimi düşük olanlar ve ev hanımları gibi dezavantajlılar sosyal ve maddi açıdan desteklenmelidir. Genel ve yerel yönetimler ile çölyak dernekleri eşgüdüm içinde hastalarının yaşam kalitelerini yükseltecek faaliyetler yapmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Glütensiz, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi

Çölyak hastalığı
Mustafa Azak
Hitit University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastalarında serum demir, vitamin B12 düzeyleri ile diyet kalitesi ve duygusal iştah durumunun incelenmesi

Bu çalışma çölyak hastalarının serum demir, B12 vitamin düzeyleri ile diyet kaliteleri ve duygusal iştah durumunu değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışma Şubat-Ağustos 2022 tarihleri arasında Eskişehir Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniğine başvuran 30 çölyak tanısı alan hasta (HG) ve çölyak tanısı almayan (KG) yaşları 19-55 yıl arası değişen 30 gönüllü olmak üzere toplam 60 birey ile yürütülmüştür. Bireylerin genel bilgileri, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından alınmıştır. Günlük enerji ve besin ögesi alımlarının belirlenmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı uygulanmıştır. Diyet kalitesini değerlendirmek için Sağlıklı Yeme İndeksi 2015 (SYI-2015), duygusal iştah durumunu belirmek için Duygusal İştah Anketi (DİA) kullanılmıştır. HG'deki bireylerin yaş ortalaması 34,80±11,85 yıl ve KG'dekilerin ise 34,60±8,47 yıldır. BKİ ortalamaları HG'de 23,73±4,77 kg/m2, KG'de 26,49±6,18 kg/m2'dir. HG'de günlük diyet ile D vitamini, demir, fosfor, magnezyum, potasyum alımının KG'ye göre anlamlı olduğu tespit edilmiştir(p<0,05). HG'de bireylerin günlük posa alımı 11,89±4,01 ; KG'dekilerin ise 15,02±5,99 g'dır. (p<0,05). HG ve KG arasında SYI puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Düşük diyet kalitesine sahip bireylerin serum B12 vitamin seviyelerinin daha düşük olduğunu belirlenmiştir. HG'deki bireylerin %36,7'sinin düşük diyet kalitesi, %63,3'ünün iyileştirilmesi gereken diyet kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. ÇH'li bireylerin duygusal iştah durumları ile serum demir ve B12 vitamini düzeyleri arasında ilişki belirlenmemiştir (p>0.05). HG'deki pozitif duygusal iştah puanının, KG'ye göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). HG'de düşük diyet kalitesine sahip bireylerin serum B12 vitamin seviyelerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu çalışmada ÇH'li bireylerin yeterli miktarda enerji, makro ve mikro besin ögelerini karşılayamadıkları ve iyi diyet kalitesine sahip olmadıkları görülmüştür. ÇH'li bireylerin genel sağlık durumları göz önüne alındığında yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalı diyet kalitesi iyileştirilmelidir. Besin ögesi yetersizliklerini önlemek amacıyla bireyler hastalık konusunda bilinçlendirilmeli ayrıntılı beslenme eğitimi verilmelidir.

BeslenmeDiyetÇölyak hastalığı
Elif Hümeyra Ertoy
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2024
00

Related subjects