Diffusion magnetic resonance imaging
85 theses under this subject heading
Acil serviste dinamik bilgisayarlı tomografi ile pulmoner emboli tanısı konulan hastaların manyetik rezonans görüntüleme bulgularının değerlendrilmesi
ÖZETGiriş ve Amaç: PE hayatı tehdit eden acil servislerde hekimlerin sık karşılaştığı birhastalıktır. Erken tanı tedavisi kadar önemlidir. Toraks BT, PE tanısında en sık kullanılangörüntüleme yöntemidir. Gebelerde, kontrast alerjisi ya da böbrek yetmezliği olanhastalarda toraks BT kontrendikedir. MR tetkiki son yıllarda kullanımı artan radyasyoniçermemesi nedeniyle önemli bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; PEdüşünülen ancak böbrek yetmezliği, kontrast madde alerjisi, gebeliği olan hastalar ilegörüntülemenin hızlı yapılması gereken hastalarda, toraks difüzyon MR görüntülemetekniğinin kullanabilirliğini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışma 5 Aralık 2010 ? 31 Kasım 2011 tarihleri arasındahastanemiz Acil Servisine başvuran dinamik kontraslı BT ile PE tanısı konulmuş 29 hastayıkapsamaktadır. Dinamik kontrastlı toraks BT ile PE tanısı konulmuş bu hastalara toraksdifüzyon MR görüntüleme yöntemi uygulandı.Bulgular: PE tanısı konulan 29 hastada, dispne ve göğüs ağrısının en sık başvuru nedeniolduğu tespit edildi. Ortalama ADC değeri tüm hastalar için 2.39x10-³±4.6 mm²/sn olarakbulundu. Enfarktların ortalama ADC değeri 1,98x10-³±4,5 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi alanları için ortalama ADC değeri 2,57x10-³±3,3 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi 20 (%59,1) hastada, enfarkt 9 (%30,9) hastada gözlendi. ADC değeri açısındanatelektazi ve enfarkt arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0001).Sonuç: PE tanısının konulmasında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraks difüzyon MR tetkiki alternatif bir görüntüleme yöntemi olabilir. Özellikle gebelerde,kontrast madde alerjisi olanlarda, böbrek yetmezliği olan olgularda ve hızlı görüntülemeningerektiği durumlarda, PE tanısında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraksın difüzyon ağırlıklı görüntüleme tetkiki yararlı sonuçlar verebilir. Difüzyon toraksMR görüntüleme tetkikinin PE tanısında kullanılabilmesi için daha erken dönemdeuygulanmış daha çok vaka ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.nahtar kelimeler: Pulmoner emboli, toraks difüzyon manyetik rezonans görüntüleme,toraks bilgisayarlı tomografi
Meme solid lezyonlarında ileri MR uygulamaları; difüzyon ağırlıklı görüntüleme
Amaç: Dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntüleme malign ve benign meme lezyonlarının karakterizasyonunda yüksek sensitiviteye fakat düşük spesiviteye sahiptir. Difüzyon ağırlıklı görüntüleme lezyon karakterizasyonunda dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemenin spesivitesini artırabilir. Bu çalışmadaki amacımız solidmalign ve benign meme lezyonlarının tanısında difüzyon ağırlıklı görüntülemenin dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemeye katkısını araştırmaktır. Yöntem ve Bulgular:Çalışmamızda 82 kadın hastaya(91solid lezyon) dinamik kontrastlı ve difüzyon ağırlıklı görüntüleri içeren meme MRG uygulandı. Histopatolojik olarak 91 lezyonun 44?ü benign, 47?si maligndi. Lezyonların dinamik kontrastlıMRG?deki bulgularına göre morfolojik ve kinetik analizleri ile BI-RADS sınıflaması yapıldı ve BI-RADS2-3 lezyonlar benign, BI-RADS 4-5 lezyonlar malign kabul edilerek histopatolojileri ile karşılaştırıldı. Daha sonra lezyonlardan ve normal fibroglandüler dokudan ADC ölçümleri alınarak karşılaştırma yapıldı.Histopatolojik olarak malign lezyonların ortalama ADC değerlerini (0.80x10-3mm2/sn±0.39), benign lezyonların ortalama ADC değerlerinden (1.35x10-3mm2/sn±0.31) ve normal fibroglandüler dokunun ADC değerlerinden (1.27x10-3mm2/sn ±0.30) anlamlı şekilde düşük bulduk.DAG?de yaptığımız ölçümlerle ADC için saptanan sınır değer 1.00 x10-3mm2/sn olarak alındığında memenin malign ve benign lezyonlarının ayırımında DAG?nin duyarlılığı %89.3, seçiciliği %88.6 olarak hesaplandı. Sonuç: Dinamik kontrastlı MRG meme kitlelerinin benign- malign ayırımını yüksek doğruluk oranıyla yapabilir. Malign ve benign lezyonların ADC değerlerine göre bulgularımız literatürle uyumlu olarak bulundu. MRG?ye ek olarak ADC değerlerinin kullanılması benign-malign ayrımında ek bilgiler sağlayabilir.
Benign ve malign vertebral çökme fraktürü tanısında multiparametrik spinal MR görüntülemenin etkinliğinin retrospektif değerlendirilmesi
Vertebral çökme fraktürleri özellikle yaşlı hastalarda sık görülen, etyolojisinde travma – osteoporoz benzeri benign veya primer tümör – metastaz – multipl myelom benzeri malign süreçlerin yer alabileceği bir hastalıktır. Manyetik rezonans (MR) incelemesi; benign veya malign çökme ayrımında kullanılabilen bir görüntüleme yöntemidir. Genellikle konvansiyonel sekanslar (T1, T2, yağ baskılı teknikler) tanı açısından kullanılmakla birlikte diffüzyon MR, dinamik kontrastlı perfüzyon MR gibi ileri teknikler de son yıllarda ayrım açısından tercih edilmeye başlanmıştır. Buna karşın, malignite şüphesi giderilmeyen olgularda patolojik verifikasyon gerekebilmektedir. Bu çalışmada difüzyon, perfüzyon MR ve konvansiyonel teknikler kullanılarak yapılan multiparametrik spinal MR'ın vertebral çökme fraktürlerinin benign-malign ayrımındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya, vertebra çökme fraktürü olan, vertebra biyopsisi ve vertebral biyopsi öncesinde multiparametrik MR incelemesi yapılmış 42 hasta dahil edildi. T1-T2 sekanslardaki bulgular, kantitatif diffüzyon ve perfüzyon MR bulguları ve perfüzyon MR eğri tipleri kullanılarak tümöral, multipl myelom, benign ve malign çökme kategorisindeki lezyonların ayrımındaki başarı değerlendirildi. Tümöral, myelom ve benign çökme grupları arasında ve benign – non-benign çökme grupları arasında perfüzyon MR eğri tipi, Ktrans, Kep ve ADC parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,000-0,02). ROC analizinde benign ve malign çökme ayrımında en yüksek sensitivite ve spesifisite değerleri Ktrans için %73,9 ve %77,8, Kep için %88 ve %77,8, ADC için %63 ve %87, saptanan ADC, Ktrans ve Kep cut off değerlerine göre yapılan multiparametrik değerlendirmede ise %91,30 ve %96,29 olarak bulundu. Kantitatif ADC, Kep ve Ktrans analizine ait kombine bilgiler multiparametrik spinal MR ile benign – malign çökme ayrımı yüksek tanısal doğruluk ile yapılabilir. İçerisinde yer alan her bir tekniğin birlikte kullanımı ile vertebral çökmelerin etyolojisinde rol oynayabilecek maligniteler daha yüksek doğrulukla saptanabilir ve sadece tanı amaçlı yapılacak invaziv işlemlere gereksinim azalabilir. Anahtar Kelimeler: Vertebra çökme fraktürü, MR perfüzyon, ADC, Kep, Ktrans
Kronik süpüratif otitis medialı hastalarda kolesteatomun görüntülenmesinde ekoplanar difüzyon ağırlıklı magnetik rezonansın yeri
Amaç: Kolesteatomlu kronik otit şüphesiyle operasyona giden hastalarda, preoperatif kolesteatomun görüntülenmesinde Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın değerini araştırdık.Materyal ve Metod: Nisan 2009 ile Eylül 2010 tarihleri arasında primer kazanılmış kolesteatomlu kronik otitis media şüphesiyle opere edilen toplam 58 hasta çalışmaya dahil edildi. . Hastaların 34'ü erkek, 24'ü bayandı. Yaş aralığı 9 ile 67 arasında olup, ortalama yaş 22'ydi. Bütün hastalardan patolojik tanı için doku örneği alındı. Bütün hastalara preoperatif 2 ile 14 gün arasında Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans ile birlikte T2 ağırlıklı konvansiyonel magnetik rezonans çekildi. Bütün Magnetik Rezonans görüntüleri baş-boyun radyolojisinde deneyimli tek bir radyolog tarafından değerlendirildi. T2 ağırlıklı görüntülerde lezyonun lokalizasyonun tariflendiği yerde, Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda aynı lokalizasyonda beyin dokusu ile karşılaştırıldığında yüksek yoğunluklu sinyal tutulumu varsa radyolojik olarak kolesteatom diye değerlendirildi. Operasyon bulguları ve patoloji sonuçları ile Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans bulguları karşılaştırıldı.Bulgular: Operasyonda hastaların 37'sinde kolesteatom saptandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda hastaların 50'sine doğru tanı konuldu. Bunların 31'i doğru pozitif, 19'u doğru negatif tanıydı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda yanlış negatif tanı konulan 6 hastanın 2'sinde kuru içi boş retraksiyon cepleri vardı. 3 hastada kolesteatom boyutu 5mm'den küçüktü. 1 hastada yanlış negatiflik kafa tabanındaki hava-kemik artefaktına bağlandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda 2 hastaya yanlış pozitif tanı konuldu. Yanlış pozitiflik 1 hastada hareket artefaktına bağlandı. Diğer hastada ise operasyonda yaygın timpanoskleroz vardı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın sensivitesi, spesifitesi, pozitif prediktif ve negatif prediktif değeri sırasıyla %83, %90, %93 ve%76 bulundu.Sonuç: Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans özellikle 5mm'nin üzerindeki kolesteatomların görüntülenmesinde yüksek sensitivite ve spesifitesiyle, değerli bir görüntüleme yöntemidir.Anahtar Kelimeler:Kronik Otitis Media, Kolesteatom, Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans
Glial tümör-metastatik tümör ayırıcı tanısında ileri manyetik rezonans görüntülemenin rolü
Amaç: Çalışmadaki amacımız primer glial tümör derecelendirmesinde ve beyin metastazı ile ayrımında ileri MRG bulgularının etkinliğini araştırmak ve literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma merkezimizde Ocak 2012-Ocak 2024 tarihleri arasında glial beyin tümörü ve beyin metastazı patolojik tanısı alan, preoperatif MR görüntülemesi merkezimizde yapılan ve DAG, MRS, MRP ileri incelemelerinden en az ikisini içeren toplam 131 hasta ile yürütüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, patolojik tanı ve beyin metastazı grubu için primer malignite tanısı, IDH mutasyonu ve Ki-67 proliferasyon indeksi oranı bilgileri hasta dosyasından kaydedildi. Konvansiyonel MRG'de tümör kontrastlanma derecesi, T2/FLAIR mismatch bulgusunun varlığı, DAG'de minimum ADC (10^-3mm2/sn) değeri ve ADC oranı, DSC perfüzyonda rCBV değeri, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerleri, MRS'de LL, MI düzeyleri ve Ch/NAA, Ch/Cr oranları değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında difüzyon ağırlıklı görüntülemede tümöral ve peritümöral ADC değerleri ve oranlarında, DSC perfüzyonda tümöral ve peritümöral rCBV değerlerinde, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerlerinde, MR spektroskopide kısa TE (35 ms)'de Ch/Cr, LL ve MI değerlerinde, orta TE (144 ms)'de LL ve Ch/Cr değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Glial tümör olgularında Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör minimum ADC değeri arasında negatif yönde, Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör rCBV (sentrum semiovale) değeri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyli ilişki tespit edildi. Sonuç: Beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde konvansiyonel MRG bulgularının difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi lezyon ayırıcı tanısında tanısal doğruluğu artırmaktadır. Daha geniş olgu gruplarıyla prospektif yapılacak çalışmalarla preoperatif ileri MRG görüntülemenin tanıya katkısı daha iyi anlaşılacaktır. Anahtar kelimeler: Beyin tümörü, glial tümör, beyin metastazı, difüzyon ağırlıklı MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi görüntüleme
Polikistik over sendromu ile uyumlu görüntüleme bulguları olan hastalarda diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Amaç ve Kapsam Bu çalışmada radyolojik olarak normal over bulguları olan hastalar ile PKOS bulgularına sahip hastalarda Diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme ADC değerlerinde farklılıklarının olup olmadığını belirlemeyi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Retrospektif dosya taraması şeklinde yapılan araştırma 01/2013-02/2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta seçilmiştir. PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları mevcut hastada ek bir jinekolojik hastalık olması ise dışlama kriteri sayılmıştır. Kontrol grubu ise Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü MR görüntülerinde normal over görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta olmuştur. Normal olmayan over görümüne sahip hastalar ve ek bir jinekolojik hastalık olması dışlama kriteri sayılmıştır. Bulgular Çalışmaya katılan hastaların demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelemiştir. Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 27,1±6,0 yıl, ortalama sağ hacim 7,5±1,6 cm3, ortalama sol hacim 7,1±1,3 cm3'tür. Ortalama Sağ ADC stroma değeri 1,5±0,3, Sağ Over ADC değeri 1,7±0,4, Sol ADC stroma değeri 1,6±0,3, Sol Over ADC değeri 1,7±0,3'dir Çalışmaya katılan hastaların gruplara göre demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelenmiş, aralarında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmaya katılan kişilerde, hastalarda ve kontrol grubunda yaş, sağ ve sol Over ADC arasındaki korelasyon incelenmiş, anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Polikistik over sendromu kestiriminde Over hacim ve over ADC değerleri için istatistiksel olarak anlamlı bir eşik değer saptanamamıştır. Sonuç Sonuç olarak DAG, PKOS tanısında umut verici bir yöntem olarak görülebilir. Çalışmamızın sonuçlarını destekleyecek, DAG'nin hastalığın tanısı dışında ciddiyetinin değerlendirilmesinde ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde ki rolünü araştıran daha büyük örneklem ve popülasyon ile yapılmış ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Teknolojideki yeni gelişmelerle Difüzyon Ağırlıklı görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün olası artışı tetkike ayrılacağı sürenin azalması bu görüntüle tekniğinin etkinliğini artıracağı kesindir. Anahtar Kelimeler Polikistik Over Sendromu, Diffüzyon Manyetik Rezonans Görüntüleme, Görünen Difüzyon Katsayısı (ADC)
Uterus leiomyomlarının tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Amaç: Leiomyomlar kadın pelvik tümörlerinin en sık görüleni olup çalışmamızda DAG ile ADC ölçümleri yapılarak leiomyomların tipik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmamızda histopatolojik leiomyom tanısı almış ve kliniğimizde GE Signa HDx 1.5 T cihazı ile rutin pelvik MRG tetkiki yapılan 38 hastada toplam 69 adet leiomyom değerlendirilmiştir. Pelvik MRG'de sagital T2A, aksiyel T2A, yağ baskılamalı aksiyel T1A, difüzyon b 800 sekansları kullanıldı. ADC haritaları oluşturulup leiomyomların kistik, kalsifik ve hemorajik olmayan kısımlardan uygun ROI aralığı ile ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 69 leiomyomdan 54'ü tipik,5'i dejenere,10'u sellüler leiomyom olarak değerlendirildi. Hastalarımızın yaş ortalaması 43,78±8,39'du.Leiomyomların boyutları 2-18 cm arasında değişmekte ve ortalaması 5,37+- 3,40 cm'di. Leiomyomların 53 tanesi intramural, 12 tanesi subserozal ve 4 tanesi submukozal yerleşimli idi. DAG'da sellüler leiomyomların tamamı (%100), dejenere leiomyomların %20'si, tipik leiomyomların %5,6'sı parlak olarak izlenmiştir. Tipik leiomyomların ortalama ADC değeri 1,29 x10-3 , dejenere leiomyomların ortalama ADC değeri 1,86 x10-3 , sellüler leiomyomların ortalama ADC değeri 1,11 x10-3 olarak hesaplanmıştır. ADC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Ayrıca tipik
Intrakranial kitlelerde ileri görüntüleme yöntemlerinin evrelemeye katkısı
İntrakranial kitlelerin görüntülenmesinde MRG beynin anatomik detayını göstermede en duyarlı görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı MRG beyin tümörlerinin tanı, lokal evreleme ve tedavi sonrası izlem için tercih edilecek radyolojik yöntemdir. Beyin tümörlerinin tedavi öncesi evrelemesinde kontrastlı MRG verileri her zaman yeterli olmamaktadır. Nöroradyolojide son yıllardaki çalışmalar konvansiyonel MRG tetkikinde elde edilen anatomik detayın yanında fizyolojik haritalar çıkarılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu ileri görüntüleme yöntemleri arasında; difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi yer almaktadır. Glial tümörlerde histopatolojik dereceleme ile tümörün biyolojik davranışı hakkında önemli bilgiler elde edilir. Tümörün saptanan histopatolojik derecesi ile paralel olarak uygulanacak tedavi protokolleri belirlenir. Bu çalışmamızda ileri görüntüleme metodlarının glial tümörlerde derecelemeye katkısını incelemeyi amaçladık. Histopatolojik olarak tanı almış olgularda ileri görüntüleme metodlarının bulguları ile karşılaştırma yaparak bu metodların birbirlerine göre katkı ve sınırlılıklarını tanımlamaya çalıştık. Gereç ve Yöntem Çalışmamıza Ocak 2010-Haziran 2013 tarihleri arasında intrakranial kitle ön tanısı ile başvuran 36 olguya GE Signa HD 1,5 Tesla MRG cihazı ile kranial MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR Spektroskopi yapılmştır. Hastaların tümü radyoterapi veya kemoterapi almamış primer olgulardan seçildi. Rutin çekim parametreleri olarak sagital T1 FLAIR ASSET, aksiyal T2 FRFSE, aksiyal T2 FLAIR, aksiyal T1A SE, b 1000 değerlerinde DAG, koronal T2 FRFSE, aksiyal T2 FRFSE, 3D BRAVO MASK, MV (2D) TE:144, MV (2D) TE:35, aksiyal GRE Perfüzyon, aksiyal T1 Kontrastlı SE MEMP MASK, koronal T1 SE MEMP kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart sapma v.b.) yanısıra bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin dağılımlarının homojen olup olmamalarına göre ANOVA Post Hoc Test, Kruskall Wallis Test, NPar Test, Mann-Whitney Test ve T Test kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular İstatistiksel analiz sonucu difüzyon MRG yöntemi ile ölçülen ADC değerlerinin derece 2 tümörler ile derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı olarak saptandı. Perfüzyon MRG incelemesinde lezyon/ sağlam doku rCBV değerleri derece 2 ve derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı bulundu. Kısa TE değerlerinde LL derece 2 - derece 4 ve derece 3 - derece 4 tümör ayrımında anlamlı bulundu. Sonuç Perfüzyon MRG, difüzyon MRG ve MR spektroskopik inceleme ile elde edilen veriler, histopatolojik tanılarla yapılan verifikasyonla birlikte değerlendirildiğinde literatürle uyumlu olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: İntrakranial kitle, MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi
Akut apandisit tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Bu çalışmanın amacı akut apandisit tanısında tek başına Diffüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntülemenin (DA-MRG) katkısını ve ADC değerlerinin kantitatif ölçüm etkinliğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmamızda klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla akut apandisit tanısı almış hasta grubu olarak kabul edilmiş tümüne US, bir kısmına BT yapılmış 35 olgu ve hastaneye acil bir şikayetle başvurmayan ve değerlendirmesinde patoloji saptanmayan normal kabul edilen kontrol grubu olarak kabul edilen 20 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubu ve kontrol grubu olarak kabul edilen olgulara GE Signa HDxt 1.5 Tesla MRG cihazı ile EPI sekans (TR:4000msn, TE:76,5 msn, FOV:44 cm, matrix: 320x256, kesit kalınlığı:7 mm, kesit aralığı: 1 mm b:800 mm²/sn) kullanılarakı alt batın MRG DAG tetkikleri yapılmıştır. Hasta grubunda DA görüntülerde b0 sekansta sağ alt kadranda çekum tabanından başlayıp kör uçla sonlanan tubuler yapının varlığı ve b800 sekansta ise bu görünümün sinyal intensitesi kaydedilmiştir. ADC haritaları oluşturulup bu görünüme denk gelen lokalizasyondan sınırları taşmayacak şekilde sirküler ROI ile ADC değerleri ölçülmüştür. DA Görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün düşük olması nedeniyle kontrol grubunda normal apendiks göstermek mümkün olmadığından bunun yerine histolojik özellikleri aynı olan çekum duvarından ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 35 hasta olgudan 1 olguda US ve histopatolojik olarak apandisit olmadığı gösterildi. Klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla apandisit olarak değerlendirilen 25 olgu opere edilmiş ve histopatolojik olarak apandisit tanısı almıştır. Diğer 9 olgu opere edilmeden klinik ve görüntüleme bulgularıyla takip edilmiş bulgularda gerileme olması nedeniyle gerileyen apandisit tansı aldı. Çalışmamızda US'nin apandisitteki sensitivitesi duyarlılık (sensitivitesi) %84 olarak, BT nin akut apandisit tanısı için sensitivitesi %100 olarak belirlendi. Akut apandisitte DA görüntülemede %97 olguda hiperintens, %3 olguda hiper-izointens izlendi. Klinik, görüntüleme ve/veya histopatolojik olarak apandisit tanısı almış olgularda ADC değerleri 0,8x10-3 mm2/sn ile 2,2 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,28x10-3 mm2/sn'dir. Kontrol grubunda DA görüntülemede tüm olgularda apendiks hiperintens izlenmedi. ADC haritalamada ADC değerleri 1,4x10-3 mm2/sn ile 2,4 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,84 x10-3 mm2/sn'dir. Çalışmaya dahil hasta ve kontrol grubu üzerinden ölçülen ADC değerleri ile ROC eğrisi analizi yapılmıştır. Cutt off değeri 1.45 x10-3 mm2/sn belirlendiğinde akut apandisit tanısında sensitivitesi %90, spesifitesi %68, 1,55 x10-3 mm2/sn belirlendiriğinde sensitivitesi %81, spesifitesi %76 dır. Sonuç: Tek başına yapılcak Difüzyon ağırlıklı görüntülemedeki akut apandisit için tipik özelliklerinin bilinmesinin rutinde kullanılan diğer görüntüleme tetkikleriyle birlikte veya bu görüntüleme tetkiklerinde kontrendikasyon varlığı durumunda yanlış tanı veya geç tanının neden olabileceği komplikasyonları önlemek ve tedavi yaklaşımını belirlemede yararlı olabileceği ilgili literatür eşliğinde düşünülmüştür.
Kemik metastazlarının saptanmasında kemik sintigrafisi ve tüm vücut difüzyon MRG'nin karşılaştırılması
AMAÇ: Malignitelerde yaygın olarak görülen kemik metastazının saptanmasında yeni bir yöntem olarak tüm vücut difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin (TVDAMRG) etkinliğini ve başarısını kemik sintigrafisi ile karşılaştırarak değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Primer malignitesi ve kemik metastazları olan toplam 21 hastanın tüm vücut difüzyon MRG (manyetik rözenans görüntüleme) bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiş ve bulgular kemik sintigrafisi ile karşılaştırılmıştır. BULGULAR: 21 hastada kemik sintigrafisiyle saptanan toplam 143 metastatik lezyon mevcuttur. Saptanan 143 kemik metastazından 96 tanesi difüzyon MRG'de de tespit edilebilmiştir. Difüzyon MRG'nin tespit başarısının en yüksek olduğu bölge alt ekstremiteler olmuştur ve 13 metastazın 12'sini %92.3'lük oranla tespit edebilmiştir. Vertebralar diğer başarılı olunan bölge olup 45 metastazın 39'u difüzyon MRG'de de izlenebilmiştir. Başarı yüzdesi %86.6 dır. Üst ekstremite, pelvis ve kranial bölgelerdeki saptama oranı sırasıyla %73.6, %63.1 ve %60 olarak hesaplanmıştır. En başarısız bölge ise kostalar olmuştur. Kostalarda mevcut olan 42 metastazın sadece 16'sı tespit edilebilmiş olup saptama yüzdesi %38.1'dir. İki yöntem arasında yapılan spearman korelasyon testlerinde saptama oranına paralel olarak kranial, vertebra, üst ekstremite ve alt ekstremitede yüksek düzeyde pozitif yönlü korelasyon bulguları saptandı. Pelviste orta düzeyde pozitif yönlü korelasyon bulguları saptandı. Kostal düzeyde ise saptama oranı düşüklüğü sebebiyle korelasyon izlenmedi. SONUÇ: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda tüm vücut düffüzyon MR görüntülemenin kemik metastazlarının tespitinde özellikle aksiyal iskelette başarılı olabileceği düşünülmüştür. Kostalardaki başarısızlık oranı yeni geliştirilecek manyetik duyarlılık teknolojileri,artırılan geometrik rezolüsyon ve hareket artefaktını engelleyecek hızlı sekanslar sayesinde düzeltilebilir.
Akciğer kanseri tanılı hastalarda tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde difüzyon mr görüntüleme
AKCİĞER KANSERİ TANILI HASTALARDA TEDAVİYE YANITIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE DİFÜZYON MR GÖRÜNTÜLEME Amaç: Çalışmamızın amacı, akciğer kanserinde kemoradyoterapi tedavisi sonrası ADC değerlerinin değişimini gözlemlemek ve ADC değerlerindeki bu değişiminin, tedaviye erken yanıtı tahmin etmedeki yeteneğini araştırmaktır. Materyal ve Metod: Bu prospektif çalışma Şubat 2015-Aralık 2015 tarihleri arasında hastanemize başvuran, patolojik olarak akciğer kanseri tanısı doğrulanmış, evre III-IV akciğer kanserli hastalarda gerçekleştirildi. Tedavi öncesi T2 ağırlıklı MR, Difüzyon MR ve PET-BT tetkikleri yapılan 25 hasta çalışmaya dahil edildi, bunların 11 tanesi kemoradyoterapi tedavisi aldı. Kemoradyoterapi sonrası bu 11 hastaya toraks difüzyon MR ve BT tetkikleri yapıldı. Tedavi sonrası dönemde; difüzyon MR 2. kür kemoterapiden 1 hafta, radyoterapiden 2 hafta sonra, BT ise tedaviden 4-5 hafta sonra tekrarlandı. Hastalar ilk görüntüleme tetkiklerinden önce herhangi bir tedavi almamış olup çalışmalar arasında en fazla 2-3 hafta bulunmaktaydı. Sinyal özellikleri b=0 ve b=1000 s/mm² değerlerinden elde edilen difüzyon ağırlıklı imajlardan değerlendildi. ADC haritaları difüzyon ağırlıklı imajlar kullanılarak hesaplandı. Tedavi öncesi ADCmin ADCmean ve SUVmax değerleri birbiriyle kıyaslandı. Tedavi sonrası tümörün ADCmin, ADCmean değerleri ve çapları, tedavi öncesi ölçümlerle karşılaştırıldı. Çap değişiklikleri RECIST (Solid Tümörlerde Cevap Değerlendirme Kriterleri) kriterlerine göre değerlendirildi. SUVmax, ADCmin ve ADCmean arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için ''pearson korelasyon katsayısı'' kullanıldı. ADCmin and ADCmean ADC değerlerinin tedaviye erken cevabın değerlendirilmesindeki yeteneği araştırıldı. İstatistiksel önemi ''pearson korelasyon katsayısı'' ve''spearsman's rho'' testleri kullanılarak saptandı. Bulgular: Verilerin analizinde tedavi öncesi ADCmin ile SUVmax (r = -0,36; p = 0.077) ile ADCmean ile SUVmax (r = -0,283; p = 0.170) değerleri arasında negatif ancak istatistiksel olarak anlamsız korelasyon saptandı (n=25). Tekrarlayan ADC ölçümlerinde, ADCmin değerlerinde artış ile BT'de tümörün uzun çapı (r =−0.872; p = 0.000) ve ortalama çapı (r =−0.847; p = 0.001) arasındaki değişimin anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. ADCmin ile tümör kısa çapı (r =−0.410; p = 0.210), ADCmean ile ortalama tümör çapı (r =−0.536; p = 0.89) ve ADCmean ile kısa tümör çapı (r =−0.136; p = 0.689) arasında anlamlı ilişki saptanmadı (n=11). Sonuç: DAG ve ADC ölçümleri akciğer kanserlerinde yeni prognostik marker olabilir. Tekrarlanan ölçümler, tedaviye iyi yanıt veren hastalarda BT'de tümörün geniş çapında azalmayla birlikte ADC değerlerinde de anlamlı derecede artış olduğunu ortaya çıkarmıştır. DAG akciğer kanserli hastalarda tümörün tedaviye yanıtını tahmin etmede, BT ve FDG PET/BT'den daha iyi bir potansiyele sahip olabilir. ADC değişim değerlerinin, akciğer kanserinde kemoterapiye erken yanıtı tahmin etmede duyarlı bir indikatör olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Difüzyon, görünür difüzyon katsayısı, akciğer kanseri, tedaviye yanıt, manyetik rezonans görüntüleme
Difüzyon MRG uygulamasının prostat kanseri tanısındaki yeri
Geçen 20 yılda prostat kanseri insidansı gittikçe artmıştır, dünya genelinde erkeklerde görülen ilk üç kanserden biridir.Rektal muayene (parmakla), transrektal ultrasonografi (TRUS) ve kanda prostat spesifik antijen (PSA) tanı ve tarama için kullanılan metotlardır. Difüzyonağırlıklıgörüntüleme (DAG) biyolojik dokulardaki moleküler difüzyonu gösterir. Tıp alanında öncelikli olarak nöroradyoloji alanında kullanıma giren DAG, yapılan geliştirmeler sayesinde kemik, meme, böbrek ve karaciğer gibi organlara ait patolojilerde de kullanılmaya başlanmıştır. DAG'nin malignite tespitinde kullanılması yönünde yapılan çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada prostat kanseri tanı ve tanısında difüzyon MR uygulamasının yerinin ve tanı için gerekli cut-off ADC değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmanın, çalışma grubunu Eylül 2014-Nisan 2015 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurmuş prostat biyopsisi planlanmış 50 erkek hasta oluşturmaktadır. Görünür difüzyon katsayısı (ADC) değerlerinin prostat malignitesi tespitindeki cut-off değerinin belirlenmesi için ROC (Receiver Operating Characteristic) eğrisi kullanılmıştır. Çalışmamız sonucunda hem b500 hem de b800 değerleri için ortalama ADC değerleri malign doku tanısı alan hastalar için, benign doku tanılı hastalardan daha düşük bulunmuştur. b500 için malignite kestiriminde kullanılacak en uygun cut-off değeri 1178.50 x10-6 olarak saptanmıştır. Bu değer için duyarlılık %96.3, özgüllük %100, pozitif prediktif değer %100, negatif prediktif değer ise %95.8 olarak bulunmuştur.b800 için malignite kestiriminde kullanılacak en uygun cut-off değeri 1197.50 x10-6 olarak saptanmıştır. Bu değer için duyarlılık %100, özgüllük %95.7, pozitif prediktif değer %96.4, negatif prediktif değer ise %100 olarak bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, Difüzyon Ağırlıklı Görüntüleme, DAG, ADC, ROC eğrisi, Cut-off
1,5 tesla MRG ile rektum kanserinin TNM evrelemesi ve neoadjuvan kemoradyoterapinin etkinliğinin değerlendrilmesinde difüzyon MRG'nin rolü
Rektum kanserinde tedavi şekli, hastalığın evresine göre değişmekte, dolayısı ile tedavi öncesi doğru evreleme yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, biopsi sonucu rektum adenokanseri tanısı almış hastalarda, prospektif olarak 1,5 Tesla Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ile T ve N evrelemesinin yapılması, tümör diferansiasyonun saptanabilmesi ve neoadjuvan tedavi alan hastalarda tümör regresyonunun tahmin edilebilmesini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışma; 36 hasta grubu, 22 kontrol grubu olgularından oluştu. 12 olgu neoadjuvan tedavi öncesi ve sonrası değerlendirildi. Tüm olguların MRG ve difüzyon ağırlıklı görüntülemesi (DAG) yapılıp apparent diffusion coefficient (ADC) haritası çıkarıldı. T evreleme doğruluk oranı MRG'de %72,2'di. N evreleme doğruluk oranı T2 sekansında %75, DAG'da % 72,2 bulundu. Tümöral rektum ADC değerleri normal rektum duvarına göre anlamlı olarak azalmış izlendi (p<0,001). 1,52x10-3 mm2/sn cut-off ADC değerine göre normal duvar ile tümöral duvar arasında sensitivite %94 spesifite %100 bulundu. Ortalama T3 ve T4 evre (ekstramural) ADC değerleri, T2 evre (intramural) ADC değerlerine göre anlamlı olarak azalmış bulundu (p<0,001). Metastatik lenf nodların ADC ve rölatif ADC (lenf nodu/primer tümör ADC) değerleri, benign lenf nodlarına göre anlamlı olarak azalmış izlendi (p<0,001). 1,33x10-3 mm2/sn lenf nodu ADC cut-off değerine göre sensitivite %75, spesifite %100, 1,47x10-3 mm2/sn rölatif ADC cut-off değerine göre sensitivite %90,62, spesifite %88,24 bulundu. ADC değerine göre yapılan lenf nodu evrelemesi doğruluk oranı %83 bulundu. Az diferansiye grubun ADC değerlerinde, orta ve iyi diferansiye gruba göre anlamlı bir azalma izlendi (p<0,011). Neoadjuvan tedavi alan hastaların kontrol MRG'sinde, tedaviye iyi yanıt veren grupta ADC artışı, kısmi yanıt veren gruba göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,004). Sonuç olarak, MRG incelemesi rektum kanseri evrelemesinde oldukça önemlidir. DAG ve ADC incelemeleri tümör evrelemesinde, neoadjuvan tedavi etkinliğini ve tümör diferansiasyonunu göstermede yararlıdır. Anahtar Kelimeler: Rektum kanseri, evreleme, Difüzyon MRG
Böbrek hücreli kanserde görünür difüzyon katsayısı ile histolojik derecelendirme arasındaki ilişki
Böbrek hücreli kanser, böbrekte görülen en sık malign lezyondur. Böbreğin malign tümörleri, bütün malign tümörlerin ve tümör nedeniyle ölümlerin yaklaşık %2-3'ünü oluşturur. Ürogenital kanserler içerisinde görülme sıklığı prostat ve mesane kanserinden sonra 3. sırada yer almaktadır. Erkek/kadın oranı yaklaşık 3/2'dir. Fuhrman nükleer derecelendirme sistemi prognozda bağımsız bir belirleyici rol üstlenerek böbrek hücreli kanser için en yaygın kullanılan sistem haline gelmiştir. Sağ kalım açısından hastaları iyi prognozlu grup (Derece 1), kötü prognozlu grup (Derece 4) ve bu iki grup arasında bir prognoza sahip grup (Derece 2 ve 3) olarak ayırmıştır. Manyetik rezonans görüntüleme invivo moleküler difüzyon sürecini değerlendirmek için bugün kullanılan tek yöntemdir. Bu çalışmanın amacı görünür difüzyon katsayısı (ADC) değerleri ile Fuhrman nükleer derecelendirme arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve ADC değerlerinin operasyon öncesi prognozu belirlemede katkısı olup olmayacağı araştırmaktır. Çalışmamızda hastanemiz bünyesindeki Patoloji Anabilim Dalında böbrek hücreli kanser tanısı konmuş, preoperatif b 1000 gradient değerleri ile elde edilen difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleri olan 30 olgu değerlendirildi. ADC haritaları üzerinden ölçümler yapıldı. Olguların 9 tanesi Derece 1, 11 tanesi Derece 2, 10 tanesi Derece 3 olarak sınıflandırıldı. Nükleer derecelerine göre ortalama ADC değerleri, Derece 1-3 için sırasıyla, 1,68±0,64x10-3 sn/mm2, 1,16±0,20x10-3 sn/mm2, 1,35±0,45x10-3 sn/mm2 olarak ölçüldü. Nükleer derecelerine göre ortalama ADC değerleri karşılaştırıldığında Derece 1 ile 2 arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlendi (p < 0,05). Diğer gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi (p > 0,05). Bu çalışmada ADC değerlerinin böbrek hücreli kanser olgularının derecelendirilmesinde kısmen faydalı ve preoperatif prognostik değerlendirmeye katkısı olabileceği kanaatine varılmıştır.
Alkol bağımlılarında karaciğer diffüzyon MR görüntüleme bulguları
Alkol kullanımının, başta karaciğer hastalıkları olmak üzere, ölümle sonuçlanabilen çok sayıda patolojik tablo ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Alkol kullanımı, karaciğerde fibrozis gelişimini tetikleyerek, alkolik hepatitten, karaciğer sirozu ve hepatosellüler kansere kadar geniş bir hastalık spektrumuna neden olabilmektedir. Bu çalışmada amacımız, alkol kullananların ve sağlıklı gönüllülerin, karaciğer diffüzyon ağırlıklı MR görüntüleme ile elde olunan ADC değerlerini karşılaştırarak, olası erken dönem karaciğer hasarının ADC değerleri ile olan ilişkisini araştırmaktır. Çalışmamıza, aşırı alkol kullanımı öyküsü bulunan 30 olgu ve 25 sağlıklı gönüllü kabul edildi. Tüm olguların biyokimyasal parametreleri ve tam kan sayımı için kan numuneleri alınarak, karaciğer diffüzyon ağırlıklı MR çekimi yapıldı. Aşırı alkol kullanımı öyküsü bulunan 19 olgu ve 20 sağlıklı gönüllü çalışmaya dâhil edildi. İki grup arasında diffüzyon ağırlıklı görüntüleme ile elde edilen ortalama ADC değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık izlenmemekle birlikte, alkol kullanımı öyküsü bulunan grubun yüksek b değeri (b 1000) ile elde edilen ortalama ADC değerleri, kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p=0,47). İki grup arasında biyokimyasal parametreler açısından anlamlı farklılık izlenmemekle birlikte, iki grupta da karaciğer ADC değerleri; INR ile pozitif korelasyon, GGT ve ALP değerleri ile negatif korelasyon göstermekteydi(sırasıyla r= 0,002, r= -0,007, r= -0,049). Sonuç olarak; diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin, alkol kullanımının tetiklediği karaciğer fibrozisini saptamada ve takibinde kullanılabilecek noninvaziv bir görüntüleme yöntemi olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimler: alkol, karaciğer, diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Meme lezyonlarının ayırıcı tanısında diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemede ADC (Apparent Diffusion Coefficient) değerlerinin rolü
Manyetik rezonans görüntülemenin (MRG)özgülllüğünü artırmaya yönelik yapılan araştırmalardan biri difüzyon ağırlıklı görüntüleme (DAG)'dir. Bu çalışmada amaç memede malign ve benign lezyon ayrımında DAG'ın tanısal etkinliği araştırmaktır. Dinamik meme MRG çekilen 145 hastadan yaşları 17-75 arasında değişen 107 kadın hastadaki 110 lezyon çalışmaya dahil edildi. Hastalar 1.5 Tesla manyetik alan gücünde MRG cihazı ile meme koili kullanılarak incelendi. Difüzyon ağırlıklı görüntüler echo planar görüntüleme sekansı ile elde edildi. "b" değeri 50, 400 ve 800 sn/mm² olarak belirlendi. Elde olunan görüntüler üzerinden, meme lezyonlarında ve aynı hastanın karşı sağlam memesindeki fibroglandüler dokuda ADC değerleri hesaplandı. Belirlenen ADC değerleri histopatolojik sonuçlar ile birlikte Student t testi, Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Receiver Operating Curve (ROC) analizi kullanılarak istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen 27'si malign, 83'ü benign karakterde olmak üzere toplam 110 lezyonda her "b" değeri için ayrı bir ortalama ADC değeri belirlendi. Malign lezyonlarda ortalama ADC değeri b=400 için 1.014±0.03710-3 mm²/sn, b=800 için 0,959±0.03910-3 mm2/sn, b değerinin ortalaması ADC'si 0.939±0.03610-3 mm²/sn olarak hesaplandı. Benign lezyonlarda ortalama ADC değerleri b=400'de 1.472±0.02710-3 mm²/sn, b=800'de 1.433±0.02610-3 mm²/sn, ortalama ADC için1.420±0.02710-3 mm²/sn idi. ADC değerlerinin malign ve benign lezyon sınıflamasındaki başarısı istatistik açıdan anlamlı bulundu (p=0.0001). Eşik değer b=400 için 1.28910-3 mm²/sn, b=800 için 1.314 10-3 mm²/sn, b ortalama ADC'si 1.303 10-3 mm²/sn olarak belirlendi (p<0.05). DAG'nin memede saptanan lezyonların malign ve benign olarak tanımlanmasında önemli katkılar sağlayacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimler: ADC, benign/malign ayrımı, DAG, MRG
İnoperabl akciğer kanserinde diffüzyon ağırlıklı MR görüntülemenin prognostik rolü
Amaç: Çalışmamız; Evre III-IV akciğer kanserinde (inoperabl akciğer kanseri) kemoterapiye kitlenin yanıtını değerlendirmede difüzyon MRG'nin rolünü araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Kasım 2015 - Aralık 2016 tarihleri arasında BT çekildikten sonra patolojik olarak akciğer kanseri tanısı konulmuş evre III-IV hastaların kemoterapi (KT) öncesi ve 3. kür sonrası ADC değerleri ölçüldü. Çalışmaya 32 hasta dahil edilmiştir. Difüzyon MRG ile eşzamanlı olarak RECIST kriterlerine göre kitlenin en uzun boyutu esas alınarak KT sonrası kitle cevabı değerlendirildi. Çalışma prospektif olarak gerçekleştirildi. KT den 1 hafta önce ve 3. kür KT den 3 hafta sonra çekilen toraks MRG ve difüzyon MRG görüntüleri iş istasyonunda incelendi. Diffüzyon ağırlıklı görüntülerde b faktörü 50, 400, 800 sn/mm² olarak seçildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 63.8yıl ( ±8.45, 44-84) idi ve 31 hasta erkek ve 1 hasta kadın cinsiyetindeydi. Hastalardan 21 (%65.6)'i küçük hücreli dışı akciğer karsinomu tanısı alırken kalan 11 hasta küçük hücreli akciğer kanseri tanısı aldı. KHDAK tanısı alan hastalardan 11 i (%34.4) adenokanser, 9 u (%28.1) skuamöz hücreli kanser ve 1 (%3.1) hastada büyük hücreli kanser histopatoloji tanısı almıştı. Progresyon ve regresyon özelliğine bakılmaksızın kemoterapi öncesi ADCmean değeri 0.957 (±0.310) x 10ˉ³ iken kemoterapi sonrası ADCmean değeri 1,122 (±0.303) x 10ˉ³ olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.006). Progresyon ve regresyon özelliğine bakılmaksızın KHDAK grubunun kemoterapi öncesi ortalama ADC değeri 1.026 (±0.286) x 10ˉ³ iken kemoterapi sonrası ADC değerleri 1.266 (±0.297) x 10ˉ³ olup ADC değeri değişimi anlamlı bulunmuştur (p=0.044). Progresyon ve regresyon özelliğine bakılmaksızın KHAK tanısı alanlarda kemoterapi öncesi ortalama ADC değeri 0.825 (±0.325) x 10ˉ³ iken kemoterapi sonrası ortalama ADC değerleri 1.038(±0.311) x 10ˉ³ olarak saptandı. KT sonrası elde edilen ADC değerleri daha yüksek olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.046). Tedavi öncesi ortalama kitle boyutu 54.4mm (±23.6) iken kemoterapi sonrasında ortalama kitle boyutu 37.7 mm (±19.9) olarak hesaplanmıştır. Tartışma: Çalışmamızda kemoterapi sonrası ADC değerlerindeki değişim regresyon grubunda anlamlı düzeyde artış gösterdi. Bunula beraber progresyon grubunda ADC azalması regresyon grubu kadar yüksek düzeyde olmasada anlamlı olarak bulundu. Progresyon ve regresyon özelliğine bakılmaksızın KHDAK grubu ile KHAK grubunda ADC değişimlerinin istatistiksel olarak anlamlılığında belirgin farklılık görülmedi. Sırasıyla p değerleri 0.044 ve 0.046 bulundu. KHDAK grubunda ADC değişimi sadece skuamöz hücreli kanser grubunda anlamlı bulundu ve p değeri 0.028 hesaplandı. Adenokanser ve büyük hücreli grupta ADC değişimi anlamlı bulunmadı. TNM evresi arttıkça ADC değerinin azaldığı görüldü ancak gruplar arasında sadece N evresindeki değişim anlamlı bulundu. Bununla birlikte TNM evresinin belirlenmesinde difüzyon ve toraks MRG tetkikleri kullanılabilmektedir. iii Ancak yine de ADC'nin kemoterapi yanıtını değerlendirmedeki gerçek rolünü tespit etmek için çok merkezli daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnoperabl akciğer kanseri, tedavi cevabı, difüzyon ağırlıklı MR görüntüleme.
Travmatik intraserebral hemorajili hastalarda difüzyon MR bulguları ve serum S100b düzeylerinin lezyon progresyonu ile korelasyonu
Travmatik intraparankimal kanamaların progresyonu bu hastalardaki klinik kötüleşme ve ölümün en yaygın nedenidir. Hastaların başarılı şekilde tedavisi risk grubundaki hastaların belirlenip, progresyonunun nörolojik kötüleşme başlamadan saptanmasına ve tedavinin buna göre düzenlenmesine bağlıdır.Difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (MRG) dakikalar içinde görüntü elde edilmesini sağlayan, kontrast madde kullanılmasını gerektirmeyen, kafa travmalı hastalarda kullanımı artan bir görüntüleme metodudur.S100B proteini kafa travmalı hastalarda beyin hasarını takiben önce BOS'a, daha sonra da kana salınmaktadır. S100B düzeyleriyle kafa travmasının şiddeti, nörolojik tablo ve prognoz arasında pozitif ilişki bulunmuştur.Amacımız; hafif ve orta kafa travmalı hastalarda difüzyon MR bulguları ve serum S100B düzeylerinin lezyon progresyonuyla korelasyonunu araştırmaktır.Çalışmamızda intraserebral hemoraji saptanan hafif veya orta kafa travmalı 30 hasta değerlendirildi. Hastalara travma sonrası ilk 6 saat içerisinde beyin difüzyon MRG tetkiki yapıldı. Ayrıca kabulde (1. saat), 24. ve 48. saatlerde BBT çektirildi ve aynı saatlerde plazma S100B düzeyleri bakıldı. Progresyon görülen ve görülmeyen bu iki hasta grubu karşılaştırıldı.Progresyon gösteren travmatik intraserebral hemorajilerde lezyon etrafındaki iskemik alanın progresyon göstermeyen hastalara göre oransal olarak daha geniş olduğu tespit edildi. Özellikle difüzyon MRG'deki iskemi/hemoraji oranı 2'nin üzerinde olanlarda progresyon riskinin çok artmış olduğu görüldü. Progresyon gösteren ve göstermeyen travmatik intraserebral hemorajili hastaların 1, 24 ve 48. saat serum S100B düzeyleri arasında ise progresyon gösteren grup lehine istatistiki anlamlı fark saptanmadı.Sonuç olarak; Difüzyon MRG'deki iskemi/hemoraji oranının progresyon riskinin belirlenmesine yardımcı önemli bir parametre olduğunu düşünüyoruz.
Obsesif kompulsif hastalarda kaudat nükleus ve putamende difüzyon ağırlıklı MRG bulguları
Bu çalışmanın amacı, obsesif kompulsif hastalarda kaudat nükleus ve putamende difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG) bulgularını ortaya koymak ve sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırmaktır.Çalışmaya 20 obsesif kompulsif hasta ve 20 sağlıklı gönüllü olgu alındı. Bu olgularda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme ile b600 ve b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı eko-planar görüntüler (EPI) alınıp, her grubun b600 ve b1000 değerlerinde görünür difüzyon katsayısı (Apparent Diffusion Coefficient=ADC) haritaları üzerinden kaudat nükleus ve putamenden ölçüm yapıldı.Kontrol grubunda b600 için ortalama ADC değerleri kaudat nükleusda 851,7 ± 101 x 10-6, putamende 794 ± 32 x10-6 sn/mm²; obsesif kompulsif hastalarda b600 için ortalama ADC değerleri kaudat nükleusda 841 ± 80 x 10-6, putamende 781 ± 34 x10-6 sn/mm² bulunmuştur. b1000 için sırasıyla kontrol grubunda 773 ± 47 x10-6 ; 720 ± 34 x10-6 sn/mm²; obsesif kompulsif hastalarında 747 ± 94 x 10-6 ; 696 ± 62 x 10-6 sn/mm² bulunmuştur.Obsesif kompulsif hastalarda DA-MRG incelemesi kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama kaudat nukleus ve putamendeki ADC değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Ayrıca hem obsesif kompulsif hastalarda hem de kontrol grubunda b600 ve b1000'de sağ ve sol kaudat nükleus ve putamen ADC değerleri arasında da anlamlı farklılık izlenmedi.
Şizofreni hastalarında frontal lob ve parahipokampal girusda difüzyon ağırlıklı MRG bulguları
Çalışmamızın amacı, şizofreni olan olgularda frontal lob ve parahipokampal girusta difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme bulgularını ortaya koymak ve sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Çalışma süresince Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği?ne başvuran ve yatarak ya da ayaktan tedavi gören, DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı almış 30 hasta ile 30 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edilmiştir. Bu olgularda DA-MRG ile b100, b600, b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı eko-planar görüntüler (EPI) alınıp, her olguda her b değeri için şizofreni fizyopatolojisinde önemli olan frontal lob ve parahipokampal girusta görünür difüzyon katsayı (Apparent Diffusion Coefficient=ADC) haritaları üzerinden ölçüm yapılmıştır. Çalışmamızda; kontrol grubu ve şizofrenili hastaların frontal lob ve parahipokampal girus b100, b600 ve b1000 ADC değerlerinin karşılaştırmasında; hem sağ hem sol hemisferde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, DA-MRG incelemesi ile elde edilen frontal lob ve parahipokampal girus ADC değerlerinin şizofreni teşhisinde rol oynamadığını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, frontal lob, parahipokampal girus, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG), ADC
Parkinson hastalığında substantia nigranın difüzyon ağırlıklı MRG bulguları
Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastalarında substantia nigranın difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG) bulgularını ortaya koymak ve sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Çalışmaya 20 parkinson hasta ve 20 sağlıklı gönüllü olgu alındı. Bu olgularda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme ile b100, b600 ve b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı eko-planar görüntüler (EPI) alınıp, her grubun b100, b600 ve b1000 değerlerinde görünür difüzyon katsayısı (Apparent Diffusion Coefficient=ADC) haritaları üzerinden bilateral substantia nigradan ölçüm yapıldı. Kontrol grubunda b100 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 125±30 x10-4 mm²/sn, parkinson hastalarında b100 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 100±44 x 10-4 mm²/sn, kontrol grubunda b600 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 78±16 x 10-4 mm²/sn, parkinson hastalarında b600 için ortalama ADC değerleri substantia nigrada 70±14 x 10-4 mm²/sn bulunmuştur. b1000 için kontrol grubunda 60±14 x 10-4 mm²/sn; parkinson hastalarında 58±08 x 10-4 mm²/sn bulunmuştur. Parkinson hastalarında DA-MRG incelemesi kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama substantia nigradaki ADC değerlerinde istatistiksel olarak b100?de anlamlı değişiklik saptanmış olup b600 ve b1000?de anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Parkinson hastalığı, substantia nigra, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG)
Serebral gliomaların evrelendirilmesinde; difüzyon MR, perfüzyon MR ve MR spektroskopi bulguları ile histopatolojik bulguların karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Difüzyon MR, Perfüzyon MR ve MR spektroskopi tekniklerikullanarak gliomaların evrelendirilmesi ile histopatolojik evrelemeyi karşılaştırarak;serebral gliomaların evrelendirilmesinde noninvaziv bir yaklaşım olan Fonksiyonel MRtekniklerinin yararını araştırmaktır.Operasyon ya da stereotaktik biyopsi ile glial tümör tanısı alan 20 hasta (4 evre 2, 5evre 3 ve 11 evre 4) çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalar girişimsel işlem öncesindekonvansiyonel MR, difüzyon MR, MR spektroskopi ve perfüzyon MR görüntüleme iledeğerlendirildi.Konvansiyonel MR da kitle etkisi, ödem, kanama, nekroz, kistik alan ve kontrast tutulumudeğerlendirildi. Difüzyon MR ile b1000 mm²/sn değerlerinde görünüşdeki difüzyonkatsayısı (ADC) ölçümleri yapıldı. MR spektroskopide kolin (Cho), N-asetil aspartat(NAA), kreatin (Cr), Cho/Cr, Cho/NAA ve Lipid-Laktat (LL) metabolitleri değerlendirildive dinamik kontrastlı (DSC) MR perfüzyon tekniği ile de relatif serebral kan volümü(rCBV), relatif serebral kan akımı (rCBF) ve ortalama geçiş zamanı (MTT) değerlerihesaplandı.Düşük ve yüksek evre glial tümörler arasında yapılan değerlendirmede; tümöral,peritümöral ödem ve normal parankim ADC (ADCtm, ADCptö ve ADC np) değerleriarasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi. TmLL, rCBV ve rCBF değerleriyüksek evre glial tümörlerde düşük evre glial tümörlere göre yüksekti ve istatistikselolarak anlamlı farklılık saptandı. Ancak MTT değerleri arasında anlamlı farklılıksaptanmadı.Difüzyon MR, Proton MRS ve perfüzyon MR; glial tümörlerin evrelendirilmesindefaydalı fonksiyonel MR yöntemleri olup, konvansiyonel MRG'ye göre daha fazla bilgisağlamaktadır. rCBV ölçümleri evrelemeyi değerlendirmede en iyi parametredir. ADC, LL,rCBV ve rCBF'nin kombinasyonu glial tümörleri evrelemede en doğru sonucu verecektir.Anahtar Kelimeler: serebral glial tümörler, evreleme, difüzyon MR, MRspektroskopi, Perfüzyon MR
Pelvik kitlelerin malign - benign ayırımında difüzyon ağırlıklı MRG bulguları
Bu çalışmanın amacı, pelvik kitle ön tanısıyla alt batın Difüzyon Ağırlıklı MRG (DAG) tetkiki yapılan kadın hastalarda kitlelerinin malign-benign ayırımında DAG'nin tanıya katkısının klinikte kullanılabilirliğini araştırmaktır.Çalışmaya Ekim 2007 ile Ekim 2008'de, Radyoloji Anabilim Dalı MR Ünitesi'ne pelvik kitle ön tanısıyla alt batın MR tetkiki istenen 16?75 yaş aralığındaki toplam 125 olgu dâhil edildi. Bu hastalardan DAG ile sırasıyla b100, b600, b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı EPI görüntüler alındı. Pelvik kitle saptanan olgularda lezyonlardan ADC değerleri ölçüldü. Bir grup olgu yalnızca klinik olarak takip edilirken, diğer grup cerrahi işlem gördü. Cerrahiye giden olgulardan histopatoloji sonucu malign olarak gelen olgular ile benign olarak gelen olguların, kitle ADC değerleri karşılaştırıldı.Malign lezyon saptanan 35 olgunun lezyona ait ADC değerleri (b100, b600, b1000) (2.18x10?3; 1.47x10?3; 1.22x10?3), benign lezyon saptanan 90 olgunun lezyona ait ADC değerlerinden (b100, b600, b1000) (2.60x10?3; 2.05x10?3; 1.79x10?3 mm2/s) düşük olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).Sonuç olarak; ADC değer ölçümleriyle birlikte difüzyon MRG bir fonksiyonel görüntüleme yöntemi olarak kitlelerin malign-benign ayırımında önemli katkılar sağlayabilmektedir. DAG kontrast madde kullanımına gerek duyulmayan, noninvaziv, hızlı ve etkili bir görüntüleme yöntemi olup, mevcut tanı yöntemlerine alternatif olabileceği düşünülmüştür. Ancak yöntemin rutin MRG protokollerine ilave edilebilmesi için daha kapsamlı ve farklı olgu örnekli kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), pelvik kitle, ADC, difüzyon ağırlıklı görüntüleme (DAG).
Obez çocuklarda beynin difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG)) bulguları
Obezite vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan, fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen bir enerji metabolizması bozukluğu olup; günümüzde gelişmiş ülkelerdeki çocuk ve erişkin tüm popülasyonu etkileyen en önemli sağlık problemlerinden biridir. Sıklığı tüm dünyada ve ülkemizde her geçen gün artmakta olan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen kronik bir hastalıktır.Obezitede vücut yağ oranının belirlenmesi önemli olup vücut yağ kitlesini ölçen çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemlerin hepsinde amaç; vücuttaki yağ dokusu ile yağ dokusu dışında kalan doku miktarı oranının belirlenmesine yöneliktir. Litaratürde obezitede beynin difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DA-MRG) bulguları ile ilgili sadece bir tek çalışma olup, buda erişkinlerde yapılmıştır. Biz bu çalışma ile obez çocuklarda beynin DA-MRG bulgularını ortaya koymayı amaçladık.Çalışmaya 41 obez, 18 fazla kilolu (over weight =ow) ve 31 normal kilolu olan 4-16 yaş arasındaki toplam 91 olgu alındı. Bu olgularda DA-MRG ile b100, b600, b1000 ve b2000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı eko-planar görüntüler (EPI) alınıp, her olguda her b değeri için beyinde açlık ve toklukla ilişkili olan hipotalamus, hipokampal girus, orta temporal korteks, insula, korpus striatum, singulat girus, orbitofrontal korteks, talamus, orta beyin, amigdala, oksipital korteks, dorsomedial frontal korteks, dorsolateral frontal korteks ve serebellum olmak üzere toplam 14 bölge belirlendi. Normal, fazla tartılı ve obez grubun b600, b1000 ve b2000 değerlerinde görünür difüzyon katsayı (Apparent Diffusion Coefficient=ADC) haritaları üzerinden belirlenen 14 bölgeden ölçüm yapıldı.Çalışmamızda; normal ve obez grubun, normal ve fazla kilolu grubun ve fazla kilolu ve obez grubun b600, b1000 ve b2000 değerlerinin karşılaştırmasında; ADC değerlerinde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca BKİ artışı ile b600, b1000 ve b2000 değerleri ile ADC değerleri arasında pozitif korelasyon bulunmuştur.Sonuç olarak radyasyon verilmemesi, çok hızlı ve kolay elde edilebilmesi, kontrast maddeye gerek duyulmaması ile obez çocuklarda etyopatogenezde ve tanıda klinik ve laboratuar bulgularının yanında beynin DA-MRG bulgularının faydalı olabileceği kanaatindeyiz. Obezitede beyin dokusundaki bu değişikliklerin anlaşılması ile obezite etyolojisinde altta yatan mekanizmanın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlanabilir.Anahtar Kelimeler: Beyin, Çocuk, Obezite, Difüzyon ağırlıklı görüntüleme, Apparent Diffusion Coefficient (ADC)