Drug utilization
231 theses under this subject heading
Bireylerin reçetesiz -tezgah üstü- ilaçlarla ilgili bilgi ve davranışlarının belirlenmesi
İlaç harcamalarının kontrolü amacıyla reçetesiz ilaç kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Reçetesiz ilaç kullanımı avantajları yanında sağlıkla ilgili riskler de doğurabilir. Reçetesiz ilaç grupları arasında yer alan ve bir sağlık profesyoneli tarafından reçete edilmesi gerekmeyen ilaçlar "tezgah üstü ilaç" olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışma, tezgah üstü ilaç kullanan bireylerin bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla hazırlanan anket formu 29 Mayıs-26 Haziran 2017 tarihleri arasında Ankara'da yaşayan 190 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Kadınlar, eğitim (üniversite ve üzeri) ve gelir düzeyi yüksek gruplar daha fazla tezgah üstü ilaç kullanmaktadır. Kullanıcılar tezgah üstü ilaçlarla ilgili bilgiyi en fazla prospektüsten öğrenmektedir. İkinci bilgi kaynağı eczacılar ve doktorlardır. Bireyler doktora gitmeden ilaç kullanmanın kolay olduğunu düşündüklerinden, eczacının hastaya tezgah üstü ilaçlarla ilgili yeterli bilgi vermesinin sağlanması, tezgah üstü ilaçların doğru kullanımı açısından kritiktir. Bunun sağlanması, kamunun Türk Eczacılar Birliği ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliklerini geliştireceği alanlardan birisidir. Tezgah üstü ilaçların yaygınlaştırılması kişilerin ilaç kullanımı hakkında sağlık okuryazarlığı seviyesi ile desteklenmelidir.
Hastaların akılcı ilaç kullanımına yönelik bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi: Tekirdağ Süleymanpaşa İkinci Basamak Sağlık Kuruluşları örneği
Bu çalışmada Tekirdağ İli Süleymanpaşa İlçesi'ndeki ikinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların akılcı ilaç kullanımı ile ilgili bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk iki bölümünde akılcı ilaç kullanımı ve akılcı olmayan ilaç kullanımına dair teorik çerçeve çizilmiştir. Çalışmanın saha araştırması bölümünde nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme metodu kullanılmış, görüşülecek kişilere Tekirdağ ili Süleymanpaşa İlçesi'ndeki ikinci basamak sağlık kuruluşlarından hizmet alan bireyler arasından kartopu yöntemi ile ulaşılmıştır. Görüşülen bireylerin ilaç kullanımı ve ilaç saklama koşulları bilgileri, gereksiz antibiyotik kullanma ve yazdırma alışkanlıkları, ilaç yan etkisi durumundaki davranışları ve internetten tedavi amaçlı ürün alma alışkanlıkları derinlemesine görüşmeler ile irdelenerek değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, burada sıralanan hususlarda kadınların erkeklere oranla farkındalık düzeylerinin daha yüksek olduğu, kronik hastalıkları olan katılımcıların diğer katılımcılara göre akılcı ilaç kullanımında daha dikkatli oldukları görülmüştür. Reçetesiz ilaç kullanımı alışkanlığının eğitim seviyesi yükseldikçe arttığı, ilkokul mezunlarının ilaç kullanımı konusunda doktora daha sık danıştığı görülmüştür. İlaç ve hastalıkların besinlerle etkileşimi ve tarihi geçen veya bozulan ilaçların imhası konusunda bilgi seviyesinin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımının önemine ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin bilgilendirme faaliyetlerinin sayı ve yoğunluğunun arttırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının sağlık anksiyetesi ve siberkondri ile ilişkisi
Bu çalışmada kronik hastalığı olan ve olmayan bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık anksiyetesi ve siberkondri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Tedavi Servisine başvuran 18-65 yaş aralığında 100 kronik hastalığa sahip birey ve 105 kronik hastalığı olmayan birey ile yürütüldü. Veriler Hasta Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı. Kronik hastalığı olanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,42±4,63; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 20,92±9,97; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 79,13±23,32 idi. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,28±3,66; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 15,83±5,86; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 82,33±20,90 idi. Her iki grupta da Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri yeterli idi. Kronik hastalığı olanların Sağlık Anksiyetesi düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Siberkondri 'Aşırılık' ve Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olanların medeni duruma göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında; çalışma durumuna göre Siberkondri 'Aşırı Kaygı' ve 'Aşırılık' düzeyleri arasında; eğitim durumuna göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olanların ilaç kullanım sürelerine göre Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyleri arasında; sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların eğitim durumuna göre 'Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri, Siberkondri düzeyleri ve siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı. (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Akılcı İlaç Kullanımı düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Her iki grupta da Sağlık Anksiyetesi ile Siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Siberkondri 'İçini Rahatlatma' düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05).
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde akılcı ilaç kullanımı ve etkileyen faktörler
Tıpta gelişmelerin artması ile daha fazla tanı ve tedavi şansı doğmaktadır. Bununla beraber piyasadaki ilaç sayısının artması ve ilaç kullanımının da artması söz konusudur. İlaçlar uygun kullanıldığında ne kadar yararlı ise yanlış kullanımlarında da bir o kadar zararlı olabilmektedir. Bu çalışma ile AİK bilgi düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Aralık 2021 – Mart 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne kontrol amaçlı veya bir şikayet üzerine başvuran 18 yaş ve üzeri gönüllü bireylerdir (n:308). Veriler katılımcılara literatür taranarak hazırlanan 40 soruluk anket formunun yüz yüze sorularak toplanmıştır. Anket formunda hastaların sosyo-demografik özellikleri, ilaç kullanım özellikleri, alışkanlıkları, kronik hastalıkları sorgulayan sorular ve Demirtaş ve ark. tarafından hazırlanan 21 soruluk AİK ölçeği bulunmaktadır. İstatistiksel analizleri yapmak için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılmıştır. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahip kişilerin ilkokul eğitim düzeyine sahip olanlara göre, şehir merkezi ve ilçe merkezlerinde yaşayanların diğer yerleşim yerinde yaşayanlara göre ve vitamin veya mineral takviyesi alanların vitamin veya mineral takviyesi almayanlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. (p<0,05). Çalışmamıza katılan kişilerin çoğu genç yaş ve eğitim seviyeleri yüksek kişilerden oluşmasına rağmen %17,8 oranında AİK bilgi düzeyleri yetersiz bulunmuştur. Bu noktada hekimlere ve devlete sorumluluk düşmektedir. Gerekli eğitimlerin planlanarak halka sunulması gerekmektedir. Bu şekilde AOİK'in önüne geçilebilir.
Böbrek transplantasyonu yapılan hastaların immünsüpresif ilaç kullanımına uyum ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Böbrek Transplantasyonu Yapılan Hastaların İmmünsüpresif İlaç Kullanımına Uyum Ve Yaşam Kalitesi Düzeylerinin Belirlenmesi Kronik Böbrek Yetersizliği (KBY), tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmakta ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Son dönem böbrek yetersizliğinde tedavi seçeneklerinden biri de transplantasyondur. Yapılan nakil sonrasında immünsüpresif tedaviye uyum oldukça önemlidir. Hastanın uyumu, tedavi başarısını arttırarak semptom yoğunluğunu azaltabilir ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyebilir. Bu araştırma, Böbrek Transplantasyonu (Tx) yapılan hastaların uyum düzeylerinin, yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi etik kuruldan ve kurumdan izin alındı. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanenin Böbrek Transplantasyonu ünitesine kayıtlı 244 böbrek Tx hastası oluşturdu. Örneklem seçiminde evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve 206 hastaya ulaşıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 41,40±11,88'olarak bulundu. Hastaların %92,7'sinin 46-59 yaşları arasında, %54,4'ünün canlı donörden nakil olduğu, %54,9'unda yan etki, %2,9'unda uyumsuzluğa bağlı rejeksiyon geliştiği saptandı. En yüksek uyum skorlarına "46-59" yaş gurubunun sahip olduğu belirlendi. Rol-güç fiziksel fonksiyon ve rol-güç emosyonel fonksiyon skorlarının her ikisinin de erkeklerde yüksek olduğu, uyum puanlarının yan etki oluşmayan grupta daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların yaşı ve böbrek yetersizliği (BY) süresine göre uyum skorlarında anlamlı bir değişiklik olmazken, Tx süresi arttıkça uyumun düştüğü, uyum skoru arttıkça fiziksel fonksiyon, vitalite ve mental sağlık skorlarının da arttığı belirlendi. Bu çalışmanın sonuçları dikkate alındığında; uyum ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler olduğu, uyumun artırılması ile yan etki gelişme sıklığının azalacağı ve yaşam kalitesinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği; uyum; yaşam kalitesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı(KOAH) tanılı bireylere verilen inhaler ilaç kullanımı eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, KOAH'lı bireylere inhaler ilaç kullanımına yönelik verilen eğitimin bireylerin inhaler ilaç kullanma becerilerine, dispne ve hastalık şiddeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Araştırma randomize kontrollü deneysel türdedir. Veriler Aralık 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğinde toplandı. Araştırmaya alınma kriterlerine karşılayan 45 müdahale ve 45 kontrol gurubu olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. İnhaler ilaç kullanımı eğitimi öncesi ve sonrasında inhaler ilaç kullanma becerisi, dispne durumu (Medical Research Council Dispne Skalası) ve hastalık şiddeti değerlendirildi. Verilerin analizinde bağımsız t test, Varyans Analizi, Tukey testi ve Pearson korelasyonu ve ki-kare testleri kullanıldı. Müdahale ve kontrol grupları arasında cinsiyet, gelir düzeyi, sigara kullanımı, tanı yılı, cihaz kullanımı, mevcut sağlık durumlarını değerlendirmeleri ve inhaler eğitim almaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubuna arasında; inhaler ilaç kullanım beceri puanı (F=62,416; p<0,001) ve dispne skalası puan ortalaması (F=38,029; p<0,001) açısından ön test ve son test arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi. KOAH değerlendirme testi puanı açısından da pozitif yönlü ve çok yüksek düzeyde bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,905; p<0,001). Sonuç olarak KOAH'lı bireylere verilen inhaler ilaç eğitimi, ilaç kullanım becerisinde meydana gelen düzelme KOAH'lı bireylerde dispne ve hastalık şiddetinde de iyileşme sağlamıştır. Sağlık çalışanlarının özellikle de hasta eğitiminde önemli rolü olan hemşirelerin bakım ve tedavinin yanı sıra inhaler ilaç eğitimi vermesi son derece önemlidir ve planlı bir şekilde yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: KOAH, inhaler ilaç kullanımı, hasta eğitimi,
Palyatif bakım servisinde tedavi gören geriatrik hastalarda polifarmasinin; ''Türkiye yaşlıda uygunsuz ilaç kullanım kriterleri'' ile değerlendirilmesi
Amaç: Dünya nüfusu yaşlanmaktadır. Yaşlanmayla beraber kronik hastalıklar ve kanser oranında artış görülmektedir. Yaşam sonu bakımı için de palyatif bakım ihtiyacı doğmaktadır. Palyatif bakım tedavisi alan yaşlı bireyler multiple komorbiteye ve beraberinde çoklu ilaç kullanımına sahiptir. Farmakokinetik ve farmakodinamik süreçler yaşa bağlı değişiklik göstermektedir. Yaşlı bireyler ilaç yan etkilerine karşı daha hassastır. Bazı ilaç yan etkileri, yeni bir klinik durum olarak algılanıp reçete kaskadına neden olabilmektedir. Bunun sonucunda ciddi sağlık problemleri görülebilmektedir. Birçok ilaç yan etkisinin altında uygunsuz ilaç kullanımı yer almaktadır. Bu çalışmada Samsun'daki kamu hastanelerinde palyatif bakım servislerinde tedavi gören geriatrik bireylerin kullandığı ilaçları ''Türkiye Yaşlıda Uygunsuz İlaç Kullanım Kriterleri (TIME)'' ile incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve analitik türdeki çalışmamızın evrenini 1 Nisan-15 Ekim 2022 tarihleri arasında Samsun ili merkez ve ilçelerindeki palyatif bakım servislerinde yatarak tedavi görmüş hastalar oluşturmaktadır. Çalışmaya 65 yaş ve üstü, en az bir ilaç kullanan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik özellikleri, primer tanıları, komorbiditeleri, kullandığı ilaçlar ve laboratuvar değerleri kaydedilmiştir. Hastaların MNA-SF, Katz GYA ve Charlson komorbite indeksi skorları hesaplanmıştır. 5 ve üzeri ilaç kullanmak polifarmasi olarak kabul edilmiştir. Hastaların kullandığı ilaçlar TIME kriterleri ile analiz edilmiştir. Çalışmada veri analizi için SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 78,00±9,08 yıldır. Hastaların %54,0'ü kadındır. Hasta başına 5,28±2,72 ilaç kullanımı vardır. En sık görülen kronik hastalık %52,6 oranında hipertansiyondur. Hastaların %59,2'sinde polifarmasi, %10,8'inde hiperpolifarması mevcuttur. Polifarmasi ile üst kol çevresi (p=0,010), baldır çevresi (p=0,003) baş dönmesine bağlı düşme (p=0,022) ve medeni durum (p=0,017) ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Hastaların %56,3'ünde en az bir uygunsuz ilaç kullanımı mevcuttur. TIME to START kriterlerine göre %18,3 ve TIME to STOP kriterlerine göre %48,4 potansiyel uygunsuz ilaç (PUİ) kullanımı vardır. TIME to START kriterlerinden en sık ihmal edilenler; aşılar, gastrointestinel sistem ve supleman bölümüdür. TIME to STOP kriterlerinden en sık ihmal edilenler; kas iskelet sistemi kriterleri ve analjezik ilaçlar, kardiyovasküler sistem kriterleridir. PUİ kullanımı ile PLT (p=0,040), kreatin (p=0,010) ve GFR (p=0,034) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır. Ayrıca çalışmamızda polifarmasi olan grupta daha yüksek oranda TIME to STOP kriterlerince uygunsuz ilaç kullanımı mevcuttur (p<0,001). Sonuç: Çalışmaya katılan hastaların yarısından fazlasında polifarmasi ve en az bir uygunsuz ilaç kullanımı vardır. Yaşlanmayla beraber ilaç yan etkilerine hassas hale gelen yaşlı bireylerde polifarmasi sorgulanmalıdır. Polifarmasi uygunsuz ilaç kullanımı için uyarıcı bir işaret olabilir. Yaşlı bireylerde uygunsuz ilaç kullanımı belirlemek için; ülkemiz şartlarına uygun TIME kriterleri iyi bir tarama aracı olarak klinik pratikte daha sık kullanılabilir. Bu açıdan elde ettiğimiz sonuçlarla çalışmamızın, diğer çalışmalara yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: palyatif, yaşlı, polifarmasi, uygunsuz ilaç, TIME kriterleri
Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı hastaların proton pompa inhibitörü kullanımlarının akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesi
Amaç: PPİ ilaçlar, mide asidini bloke ederek etki gösteren, dünyada ve ülkemizde 1980'lerden bugüne en sık reçete edilen ilaçlardandır. Her yaş grubunda kullanılabilmekte olup, tedavisi mide asit inhibisyonu yolu ile seyreden hastalıklarda elimizdeki en potent ilaç grubudur. PPİ ilaçlar, endikasyon dışında ve uzun sürelerde kullanılabilen ilaçlardır. Literatür verileri PPİ kullanım oranlarının ülkemizde 2022 yılında yaklaşık %40 olduğu göstermektedir. Bu çalışma ile Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların PPİ kullanım prevalansını, uygunsuz PPİ kullanım sıklığını, hastaların PPİ kullanım davranışlarını ve bilgi düzeylerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve prospektif olarak dizayn edilmiştir. Çalışma 01.12.22- 01.03.2023 tarihleri arasındaki 3 aylık süreçte gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine (ASM) kayıtlı kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, mide koruyucu ilaçlar ile ilgili bilgi düzeyleri ve kullanım alışkanlıkları ile ilgili 35 soruluk veri toplama formu yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (version 25.0. SPSS Inc.. Chicago. IL. USA) programı kullanılmıştır. P değeri için p<0,05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %38,1'inin piyasadaki mide koruyucu ilaç isimlerini bilmediği saptanmıştır. Mide koruyucu ilaç isimleri bilenlerin en çok bildiği ilacın Lansoprazol olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %86,7'si mide koruyucu ilaçların doktor önerisi ile kullanılması gerektiğini düşündüğü tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,1'i çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunduğunu belirtmiştir. Çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunma durumunun eğitim düzeyiyle ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,002). Mide koruyucu ilaçların en sık reçete edildiği branşın (%37,8) Aile Hekimliği olduğu bulunmuştur. En sık uygunsuz PPİ kullanımının (8 haftadan uzun süre) olduğu branşın ise (%34,7) İç hastalıkları olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan hastaların %39,2'sinin daha önce hiç mide koruyucu ilaç kullanmadığı saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların çeyreğinden fazlası mide koruyucu ilaç isimlerini bilmemektedir. Katılımcılar arasında en sık görülen sindirim sistemi hastalığı GÖRH'dir. Katılımcıların yarısından fazlası mide koruyucu ilaç fiyatlarını bilmemektedir. Katılımcıların mide koruyucu ilaç yan etkileri hakkında bilgi düzeyinin düşük olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçların aç karnına kullanılması gerektiğini bilmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaç tedavisine hekim önerisi ile başlanması gerektiğini düşünmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçlarını reçeteli tedarik etmektedir. Günümüzde kontrolsüz PPİ kullanımı küresel bir halk sorunu haline gelmiştir. Bu sorunu aşmak için toplumun, eczacıların ve hekimlerin bilinçlendirme çalışmaları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, proton pompa inhibitörleri, uzun süre kullanım, aile hekimliği.
İlaç aşırı kullanım başağrısında belirleyici özellikler ve ağrı duyarlılığının değerlendirilmesi
Migren hastalarında, akut migren atağı esnasında, normalde ağrı cevabı oluşturmayan uyaranlara karşı aşırı duyarlılık bildirilmektedir. Bu çalışmada, kronik migren ve ilaç aşırı kullanım başağrısı olan hastalarda (İAKB+KM) demografik, klinik ve başağrısı özellikleri, eşlik eden hastalıklar, ağrı duyarlılığı özellikleri ve kronikleşme ile ilişkili risk faktörleri, epizodik migrenli (EM) ve sağlıklı kontrol (K) gruplarıyla karşılaştırarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yetişkin katılımcılar, prospektif olarak 3 farklı gruba dahil edilmiştir. Demografik özellikler, klinik, laboratuvar ve nörogörüntüleme bulguları, MIDAS, Allodini Semptom Kontrol Listesi (ASC-12), Beck Depresyon ve Anksiyete Envanteri skorları kaydedilmiştir. Ağrı duyarlılığı tipi ve santral sensitizasyon uzaysal özelliklerini nicelendirmek için çeşitli duyusal testler (pinprick hiperaljezi, fırça allodinisi, soğuk allodinisi ve temporal sumasyon) sefalik (sol alın) ve ekstra-sefalik (sol ön kol anterior) bölgelere uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar ve risk faktörleri analiz edilmiştir. Çalışmaya toplamda 90 katılımcı (her grupta 30 kişi) dahil edilmiştir. Yaş ve cinsiyet (kadın hakimiyeti) açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. İAKB+KM hastalarında, K grubuna kıyasla daha yüksek BMI, açlık kan şekeri, total kolesterol ve daha düşük demir bağlama kapasitesi düzeyleri gözlenmiştir. İAKB+KM hastalarında migren hastalık öyküsü, atak süresi, sıklığı, şiddeti, triptan kullanımı, kombine analjezik kullanımı, MIDAS, Beck Depresyon ve Anksiyete, ASC-12 skorları EM'ye kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek bulunmuştur. Tüm İAKB+KM hastaları, atakları için düzenli olarak ağrı kesicilerini almak zorunda olduklarını ve bir dozu kaçırma olasılığının onları endişeli veya rahatsız ettiğini belirtmişlerdir. İAKB+KM grubundaki %70 hasta, ağrı kesicileri almayı bırakabilmiş olmayı istediklerini ve ağrı kesicilerinin zararlı olabileceğini bildiklerini ifade etmişlerdir. Duyusal muayenelerde, İAKB+KM ve EM hastalarında hem sefalik hem de ekstra-sefalik bölgede soğuk allodini saptanmıştır. İAKB+KM 'de EM ve K'e kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek skorlar bildirilmiştir. Pinprick hiperaljezisi ve temporal sumasyon her iki grup migrenli hastada sefalik bölgede tespit edilmiş ve İAKB+KM grubunda EM ve K gruplarına kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek skorlar bildirilmiştir. ASC-12 anketinde saç tararken, gözlük takarken, lens takarken, kolye takarken, dar kıyafetler giyerken, yüzünü veya başını yastığa koyarken, sıcak (örneğin, pişirme, sıcak suyla yüz yıkama) ve soğuk (örneğin, buz torbası kullanma, soğuk suyla yüz yıkama) maruziyetinin, ağrı hassasiyeti duyusal muayene modaliteleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Ağrı duyarlılığı muayeneleri, başağrısının patofizyolojisini anlama açısından kalitatif ve kantitatif bulgular sunmaktadır. İAKB+KM hastalarında metabolik sendrom, depresif özellikler, ciddi engellilik ve belirgin sefalik ve ekstra-sefalik ağrı duyarlılığı saptanmıştır. Ağrı duyarlılığının, kronikleşme ve daha yüksek engellilik düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ağrı modülasyon sistemleri, İAKB+KM hastalarında EM ve K gruplarına kıyasla belirgin şekilde değişmiştir. Kronikleşme-ilişkili risk faktörlerin belirlenmesi ve santral duyarlılaşmanın nicelendirilmesinin, kronik başağrısı hastalarında patogeneze ışık tutması yanında kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerini belirlemede de değerli olacağını düşündürmektedir.
Geriatrik popülasyonda antikolinerjik yükün sağkalım üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Antikolinerjik yük kavramı, 1 ya da daha fazla ilacın oluşturduğu antikolinerjik aktivitenin belirlenmesi ile hesaplanan kümülatif yükü ifade eder. Antikolinerjik yük hesaplanmasında, serumda antikolinerjik yükün belirlenmesi, reseptör düzeyinde muskarinik aktivitenin belirlenmesi ya da uzman görüşü ile daha önceki antikolinerjik yüke sahip ilaçların analiz edilmesi yöntemi kullanılabilmektedir. Günümüzde çok sayıda antikolinerjik yük ölçeği geliştirilmiştir. Buna rağmen altın standart bir ölçeğin varlığından söz etmek güçtür. Antikolinerjik yükün ilişkilendirildiği, düşme, deliryum, sarkopeni, malnütrisyon gibi birçok geriatrik durum olmakla birlikte, sağkalım süresini kısaltmaları ile ilgili ortaya konan çalışmalar klinik önemini daha da arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı geriatrik yaş grubundaki hastalarda antikolinerjik yük ile sağkalım süresi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. 1 Ocak 2013 ve 1 Ocak 2020 arasında exitus olan 65 yaş ve üzeri 2801 hastanın verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Antikolinerjik yük ölçeklerinden Anticholinergic Cognitive Burden (ACB) ve Anticholinergic Burden Classification (ABC) kullanılmıştır. Hesaplanan antikolinerjik yükler: yok, hafif/olası ve yüksek antikolinerjik yük olarak 3 gruba ayrılmıştır. Antikolinerjik yük artışının sağ kalım sürelerine etkisi 12 ay, 60 ay ve 120 ay için analiz edilmiştir. Kaplan-Meier sağkalım eğrileri karşılaştırılmıştır. Yüksek antikolinerjik yük, erkek cinsiyet, multimorbidite, yaş ve kırılganlık için regresyon analizleri yapılmıştır. Çalışmamızda medyan yaş 79,8 idi ve hastaların %53,3'ü kadındı. Bu çalışmada yüksek ACB yükünün 1-yıllık mortaliteyi 1,2 kat arttırdığı (%95 GA: 1,02-1,41; p=0,03) ve 10 yıllık mortaliteyi de 1.15 kat (%95 GA: 1,04-1,28; p=0,006) arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca hafif ve yüksek ABC yüküne sahip hastalarda mortalite riskinin 1 yıl için 1,21 (%95 GA: 1,02-1,43; p=0,03) kat artarken, 10 yıllık mortalite riskinin 1,27 (%95 GA: 1,14-1,41 , P<0,001) kat arttığı saptanmıştır. Kaplan Meier eğrileri karşılaştırıldığında, yüksek antikolinerjik yüke sahip hastalarda hem kısa hem de uzun dönem için sağkalım ihtimalinin azaldığı ortaya konmuştur. Literatürde ACB ölçeği ile mortalite ilişkisi üzerine farklı çalışmalar mevcuttur ve bu çalışmada da yüksek ACB yüküne sahip hastalarda, artan mortalite riski ortaya konmuştur. Yüksek ABC yükü ile artan mortalite riskine ilişkin, literatürde çok net ilişki gösterilmemesine rağmen; bu çalışmadaki sonuçlarla ABC ölçeğinin de hem kısa hem de uzun dönem sağkalımı öngörmede kullanılabilecek bir antikolinerjik ölçek olduğu düşünülmüştür. Geriatrik popülasyonla uğraşan tüm hekimlerin antikolinerjik yüke karşı farkındalığın artması ve gelecek çalışmalar ile bu ilişkinin desteklenmesi gerekmektedir.
Kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığının değerlendirilmesi
Kansere özgü tedaviler ve komorbiditelere yönelik diğer tedaviler nedeniyle artan ilaç sayısı, hastaların ilaç tedavilerini karmaşık hale getirmekte ve bu karmaşıklık ilaçla ilgili sorunlara yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, medikal onkoloji servisinde yatışı olan kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığını İlaç Tedavisi Karmaşıklık Ölçeği (İTKÖ) aracılığıyla değerlendirmek, karmaşıklığın hastaların uyuncuna ve algıladıkları ilaç yükü üzerine olan etkisini belirlemek ve ilaçla ilgili sorunları tespit ederek önlemektir. Üniversite Onkoloji Hastanesi medikal onkoloji bölümünde prospektif, kesitsel (Haziran 2022 – Nisan 2023) olarak yürütülen çalışmaya 147 hasta dahil edilmiştir. Hastaların taburculuk anındaki İTKÖ puanı [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 15,0 (11,0 – 22,0)], yatış anındaki İTKÖ puanından [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 11,0 (7,0 – 15,0)] yüksek bulunmuştur (p<0,001). Klinik eczacının yer aldığı multidisipliner ekip tarafından taburculuk öncesi verilen hasta eğitimi sonucunda hastaların tedavi uyunçlarında istatistiksel açıdan anlamlı artış görülmüştür (p=0,003). İlaç tedavileri hakkında daha fazla olumsuz algıya sahip hastaların, günlük yaşamının ilaç tedavilerinden belirgin ölçüde etkilendiğini ifade eden hastaların ve ilaç kullanımına yönelik karmaşık talimatların belirgin olduğu durumlarda daha belirgin yük algısına sahip hastaların ilaç karmaşıklıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). İlaçla ilgili toplam 149 sorun tespit edilmiş; sorunlara yönelik 144 öneri teklif edilmiş, bu önerilerin %83,3'ü kabul edilmiştir. Kanser hastalarında klinik eczacılar tarafından hasta izlemi sağlandığında ilaçla ilgili sorunların net olarak tespit edilip, hastaların tedavisinin optimize edilebildiği ve hasta uyuncunun artabildiği görülmektedir. Sonuç olarak, kanser hastalarının tedavi izleminde ilaç karmaşıklığınının göz önünde bulundurulması ve ilaç tedavilerinin oluşturduğu karmaşıklığın hasta perspektifinden değerlendirilmesi, multidisipliner sunulan sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilecektir.
Aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimi hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları
Bu çalışmada Türkiye'de çalışan aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri ile ilaçlar arasındaki etkileşimler hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeyini değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya 367 aile hekimi dahil edilmiştir. Araştırmamızın evrenini Türkiye'de aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olan araştırma görevlileri, aile hekimi olarak çalışan pratisyen ve uzman hekimler oluşturmaktadır. Çalışmamız 6 Nisan 2023– 16 Nisan 2023 tarihleri arasında online olarak Google Forms (Google LLC, Mountain view, CA) üzerinden yürütülmüştür. Anketimiz aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimleri (VMTİE) hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeylerini değerlendiren 56 sorudan oluşmaktadır. Çalışmamızda aile hekimlerinin %91,5'inin hayatının herhangi bir döneminde vitamin/mineral takviyeleri (VMT) kullandığı, %92,9 'unun ise hastalarına VMT önerdiği bulunmuştur. Aile hekimlerinin Vitamin B9, vitamin B12, vitamin D gibi vitaminleri ve çinko, magnezyum, kalsiyum gibi mineralleri hastalarına önerme durumu kendilerinin kullanma durumundan anlamlı olarak daha fazladır (p<0,001). Aile hekimlerinin %39,3'ü hastaları kendisine soru sormadan vitamin/mineral takviyesi- ilaç etkileşimi konusunda hastalarına her zaman bilgi verdiğini belirtmiştir. Hastalara daha az sıklıkla bilgi veren hekimlerin aile hekimliği uzmanı olarak hizmet süresi daha fazladır. Aile hekimlerinin %41,3'ü hastalarından vitamin/mineral takviyesi-ilaç etkileşimi konusunda "bazen" soru aldığını belirtmiştir. Hastalarından VMTİE hakkında soru alma ve hastalarına VMTİE hakkında bilgi verme durumu, VMTİE hakkında kendi bilgi düzeyini değerlendirme durumu ile karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, VMTİE hakkında bilgi düzeyinin daha iyi olduğunu düşünen hekimlerin hastalardan da bu konuda daha çok soru aldıkları ve hastalarına daha çok bilgi verdikleri görülmüştür. Aile hekimlerinin %82,8'i hekimliği süresince VMTİE ile karşılaşmadığını belirtmiştir. Bilgi düzeyi yüksek olan hekimler VMTİE ile daha fazla karşılaşan hekimlerdir. Araştırmaya katılan hekimlerin VMTİE hakkında bilgi düzeyi %41,3 (n=151)'ünün orta, %29,8 (n=109)'nin yüksek, %29 (n=106)'unun düşük olarak saptanmıştır. Sonuç olarak aile hekimlerinin büyük çoğunluğunun VMT kullandığı ve önerdiği; buna karşılık bilgi düzeylerinin yüksek olmadığı, bilgi düzeylerinin tutumlarını etkilediği, bilgi düzeylerinin hizmet süresi ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi alma durumundan bağımsız olduğu görülmüştür.
Kardiyak cerrahi hastalarında preoperatif ve postoperatif dönemde risk analizi ile ilaç tedavisinin incelenmesi
Bu çalışma kardiyovasküler cerrahi tedavi süreçlerinde ilaç ile ilişkili sorunları (İLİS) saptamak, risk değerlendirmesi yapmak ve klinik eczacının risk yönetimindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversite Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi servislerinde Kasım 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında prospektif ve yarı-deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın her iki bölümünde İLİS'ler tespit edilmiş ve Avrupa Farmasötik Bakım Ağı'nın oluşturduğu sisteme göre sınıflandırılmıştır. İlk bölümde saptanan İLİS'lerin nedenleri bir uzman paneli (5 uzman) tarafından sıklık, şiddet ve olasılık açısından puanlanan risk analizi sonucu riskler; kabul edilebilir, kesin, önemli ve yüksek olarak 4 kategoriye ayrılıp, uzman panel tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler planlanmıştır. İkinci bölümde bir klinik eczacı tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler (ilaç uzlaşısı gibi) gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 18 yaşından büyük ve elektif kalp cerrahisi planı olan hastalar dahil edilmiş ve yatış süresi boyunca izlenmiştir. Çalışmaya, her iki bölümde 100 hasta dahil edilmiştir. İlk bölümde; toplam 275 İLİS ve 487 İLİS nedeni tespit edilerek önleyici faaliyetler (hastanın servis değiştirdiği her basamakta ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi ve eğitim materyalleri) ve azaltıcı faaliyetler (sorun saptandığı zaman yapılan müdahaleler) planlanmıştır. İkinci bölümde toplam 215 İLİS ve 304 İLİS nedeni tespit edilmiştir. Planlanan faaliyetlerin uygulanması ile gözlem ve müdahale dönemleri karşılaştırıldığında; İLİS nedenleriyle ilgili yüksek risklerde azalma (%17,7 ve %0), kabul edilebilir risklerde artma (%32,6 ve %84,9) saptanmıştır (p <0,001). Hastaların yaşam kalitesi (fiziksel ve mental) yatış, taburculuk ve bir ay sonraki kontrollerinde anlamlı bir şekilde artmıştır (p <0,001). Kardiyovasküler cerrahi sürecinde klinik eczacının katkısı ile İLİS'lere yönelik riskleri değerlendirerek önleyici ve azaltıcı faaliyetleri uygulamak, hasta bakım hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır.
MTOR inhibitörü kullanan renal transplantasyon hastalarında ilaç yan etkilerinin retrospektif değerlendirilmesi
Son dönem böbrek hastalığının en ideal tedavi yöntemi böbrek naklidir. Tek yumurta ikizleri hariç pratik olarak tüm böbrek allogreft alıcılarına immünosüpresif tedavi uygulanır. Böbrek nakil hastalarında uzun dönemde greft fonksiyonları üzerine olumlu etkilerinden dolayı mTORi`leri son dönemlerde seçili hastalarda daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. mTORi`leri her ne kadar böbrek fonksiyonları üzerine olumlu etki gösterse de yan etkileri nedeni ile hastaların önemli bir kısmında ilacın bırakılması gerekmektedir. Çalışmamızda mTORi`lerinin böbrek nakli hastalarında etkinliğinin ve yan etkilerinin retrospektif değerlendirilmesi planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim dalında takip edilen ve takiplerinin her hangi bir döneminde mTOR inhibitörü kullanan 154 böbrek nakli alıcısının verileri değerlendirildi. mTOR inhibitörü başlama anında kreatinin 1,53 [0,61-4,04] mg/dL, GFH 50 [15-135] ml/dak, proteinüri 168 [19- 4100] mg/gün değerleri ile altmışıncı aydaki kreatinin 1,35 [0,70-4,73] mg/dL, GFH 63 [10- 110] ml/dak, proteinüri 297 [76-1146] mg/gün karşılaştırıldığında altmışıncı aydaki kreatinin daha düşük (p=0,012), GFH (p=0,004) ve proteinürinin (p<0,001) daha yüksek olduğu görüldü. Sirolimus grubunda 29 (%53,7) hasta, everolimus grubunda 32 (%32,0) hastada tedaviyi kesmek gerekmiş olup sirolimus grubunda tedavi kesme oranı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.009). Toplamda 46 (%29,9) hastada proteinüri, 62 (%40,3) hastada kemik iliği supresyonu, 32 (%20,8) hastada hiperlipidemi gelişmişti. Gruplarda proteinüri (p=0,07), kemik iliği supresyonu (p=0,142), hiperlipidemi (p=0,07) ve rejeksiyon (p=0,11) açısından anlamlı fark bulunmadı. mTORi kesilme nedeni olarak %42,6 oranla ilk sırada proteinüri saptandı. %76,6 hastanın fonksiyone böbrek ile yaşamına devam ettiği saptandı. Everolimus (%86,0) grubunda sirolimus (%59,3) grubuna kıyasla fonksiyone böbrek ile yaşamına devam eden hasta sayısı daha fazlaydı. (p<0,001). Sonuç olarak mTORi`leri böbrek fonksionu üzerine olumlu etkileri olsa da toleransları düşük ilaçlar olarak gözükmektedir. Anahtar kelimeler: Böbrek nakli, mTOR inhibitörleri, etkinlik, yan etki
Opiyat Kullanım Bozukluğu olan erkek hastalarda bağımlılık şiddeti ile dürtüsellik, bilişsel esneklik ve tepki ketleme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Opiyat kullanım bozukluğu gittikçe yaygınlığı artan bir sağlık sorunudur. Bu sorun ele alınırken beraberinde getirdiği problemlerin de incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, opiyat kullanım bozukluğu tanısına sahip erkek hastaların bağımlılık şiddetinin dürtüsellik, bilişsel esneklik ve tepki ketleme işlevleri açısından değerlendirilmesidir. Çalışma, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM biriminde yatarak tedavi gören ve DSM-5 kriterlerine uygun olarak opiyat kullanım bozukluğu tanısı olan 60 erkek hasta ile yapılmıştır. Çalışmada ölçüm aracı olarak; Sosyodemografik Veri Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11), Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Stroop Testi TBAG Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda bağımlılık şiddeti ile dürtüsellik arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken bağımlılık şiddeti ile bilişsel esneklik ve tepki ketleme arasında ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık Şiddeti, Yürütücü İşlevler, Bilişsel Esneklik, Tepki Ketleme, Dürtüsellik
Diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındakiilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Şanlıurfa Eyyübiye 4 Nolu Ertuğrulgazi Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2021 - Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 194 diyabet tanısı olan birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimliler ve eğitimsizler için mini mental testler, tanıtıcı bilgi formu, akılcı ilaç kullanımı ölçeği, sağlık algısı ölçeği, tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Krukall Wallis Analizi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcı izni alınmıştır. Diyabetli bireylerin %9,8'inin akılcı ilaç kullanma bilgisinin olduğu saptanmıştır. Akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile sağlık algısı ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken (r = ,095, p= 0,188), akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r= ,220, p= 0,002) saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgisini, olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam tarzlarını geliştirecek girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, akılcı ilaç kullanımı, sağlık algısı, sağlıklı yaşam tarzları, hemşirelik.
Geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisinin incelenmesi.
Geriatrik rehabilitasyonda hastaların fonksiyonelliği, denge ve düşme problemleri çok önemlidir. Diğer taraftan geriatrik bireylerde kardiyak risk artmış, polifarmasi ise çok yaygındır. Literatürde bu ikisini inceleyen limitli sayıda çalışma vardır. Bu nedenle çalışmamızda geriatrik bireylerde polifarmasinin ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlıkla ilişkisinin incelenmesini amaçladık. 65 yaş ve üzeri 64 gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya bağımsız yürüyebilen ve sözel iletişim kurabilen katılımcılar dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgilerinin ve kardiyak risk faktörlerinin sorgulandığı 'Hasta Değerlendirme Formu' kaydedildi. Kognitif durum değerlendirmesi için Mini Mental Durum Skalası (MMDS), yaşlı bireylerin fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesi için Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE), günlük yaşam aktivitelerinin bağımsızlığını değerlendirmek için (FBÖ), yaşlı bireylerde dengenin değerlendirilmesi için Berg Denge Ölçeği (BDÖ), düşme riskinin değerlendirilmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi (TDYT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programından yararlanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmanın sonunda yapılan korelasyon analizinde polifarmasi değerleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında ters (negatif) yönlü orta seviyede anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Kardiyak risk faktörlerinden; yaş ve serum glukoz değerleri değişkenleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diğer kardiyak risk faktörlerinin değişkenler ile anlamlı bir ilişkisi bulunamadı. Kardiyak Risk Skoru ile FBÖ, BDÖ, TDYT, PASE değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Sonuç olarak, geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinden yaş ile serum glukoz değerinin; denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığı olumsuz yönde etkilediği diğer kardiyak risk faktörleri ve kardiyak risk skorunun denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisi olmadığı belirlenmiştir. Geriatrik rehabilitasyonda, denge ve düşme problemlerine yönelik yaklaşımlar planlanırken polifarmasi ve kardiyak risklerin dikkate alınmasının uygulamaların etkinliğini arttıracağı öngörülmektedir. Anahtar sözcükler: polifarmasi, kardiyak risk faktörleri, MMDS, FBÖ, PASE, TDYT, yaşlı birey
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi koroner yoğun bakım ünitesindeki potansiyel ilaç etkileşim sıklığı ve klinik yansımaları
Gümüş MN. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi koroner yoğun bakım ünitesindeki potansiyel ilaç etkileşim sıklığı ve klinik yansımaları, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Van, 2019. Bu retrospektif çalışma, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi koroner yoğun bakım ünitesinde 01/06/2017-01/06/2018 tarihleri arasında yatış yapmış 1523 hastanın, gerekli izin ve onaylardan sonra hastane bilgi işlem biriminden alınan verileri ile yapılmıştır. Çalışma kriterleri olan, en az 24 saat yatış yapmış, aynı gün en az iki ilaç istemi yapılmış olmak, 18- 80 yaş aralığında olma şartlarını taşıyan 1016 hastanın bilgileri incelendi. 1016 hastanın 60382 adet ilacı tarandı. Drugbank.com ve medscape.com veri tabanından yapılan tarama sonucu 183 farklı etkileşen ilaç çiftinden oluşan toplam 4085 etkileşen ilaç çifti bulundu. En fazla bulunan etkileşen ilaç çiftinden 5 tanesi Asetilsalisik asit + Klopidogrel, Asetilsalisik asit + Metoprolol, Asetilsalisik asit + Bemiparin, Asetilsalisik asit + Enoksaparin, Pantoprozol + Klopidegrol olarak bulundu. Etkileşen ilaç kullanım sıklığının yatış süresine bağlı olmadığı; fakat yaşa ve kullanılan ilaç sayısına bağlı olduğu tespit edildi (p<0.005). İlaç sayısı arttıkça etkileşen ilaç sıklığında da artış gözlenmiştir. Hollanda'da yapılan farklı çalışmalarda etkileşen ilaç sıklığı bir çalışmada %40.4, diğer bir çalışamada %58 olarak tespit edilmişken Brezilya'da yapılan bir çalışmada ise bu oran %89 olarak bulunmuştur. Bizim çalışmamızda ise bu oran %72.5 olarak tespit edilmiştir. İlaç etkileşimine maruz kalan 72 hastanın koagülasyon testleri incelenmiş ve aPTT değerlerinde artış gözlenmiştir. Yüksek oranda bulunan ilaç-ilaç etkileşimlerini azaltmak ancak bir ekip çalışması sonucu olabilecektir. Hastane bilgi sistemine entegre edilebilecek ilaç etkileşimi uyarı sistemi, etkileşime dikkat ederek, hasta için yarar/zarar değerlendirilmesini yaptıktan sonra sonra reçete yazan bir doktor, doktorun gözden kaçırdığı etkileşme ihtimali olan ilaçları düzenleyecek bir eczacı ve uygulama esnasında etkileşebilen ilaçları bilen, etkileşecek ilaçları birlikte uygulamaktan kaçınan ve hasta merkezli çalışan bir hemşire ile olabilir. Aksi taktirde hangi önlem alınırsa alınsın yine de ilaç-ilaç etkileşimlerinin önüne geçilemeyecektir.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki aile hekimliği poliklinikleri'ne ayaktan başvuran çoklu ilaç kullanımı olan erişkin hastalardaki ilaç uyumu ve yalnızlık düzeyi
Giriş ve Amaç: Polifarmasi, eş zamanlı olarak çoklu ilaç kullanımını ifade eder. Tüm dünyada giderek artmakta olan polifarmasi; ilaç uyumunda azalma, ilaç-ilaç etkileşimleri, ilaç yan etkilerinin ortaya çıkması ve sağlık maliyetlerinde artış gibi olumsuz durumlarla ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre uyum, kişilerin davranışlarının (ilaç alımı dahil) sağlık hizmeti sağlayıcısının tavsiyelerine karşılık gelme derecesi olarak tanımlanmaktadır. İlaç uyumsuzluğu, mortalite ve morbidite artışı gibi durumların yanı sıra sağlık maliyetlerinde artışla da ilişkili olabilen bir durumdur. Yalnızlık ise, bir bireyin tercih ettiği ile gerçek sosyal ilişkileri arasındaki uyuşmazlığa karşılık gelir. Yalnızlık; mortalite riskinde artış, sağlık açısından olumsuz olan bazı davranışlar ve bazı istenmeyen laboratuvar değerleriyle ilişkilidir. Bu çalışmada çoklu ilaç kullanan erişkin hastaların ilaç uyumları, bu hastaların sosyodemografik özellikleri, bu hastalardaki yalnızlık düzeyi ve bu değişkenlerin birbiriyle ilişkisi araştırılmıştır. İlaç uyumunu olumsuz etkileyen özelliklerin belirlenmesi ve bunlara karşı çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Van ilinde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Bünyesindeki Aile Hekimliği Poliklinikleri'ne başvuran yetişkin bireylerin dahil edildiği, Mayıs 2019 ile Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Bu çalışmaya 18 yaş üstü ve en az 240 gün süreyle en az iki farklı ilaç kullanımı olan 220 adet hasta dahil edildi. Hastalara öncelikle, polifarmasi ve ilaç uyumuyla ilgili bazı soruları da içeren sosyodemografik bilgi formundaki sorular yöneltildi. Daha sonra hastalara, ilaç uyumuyla ilgili sorular içeren Modifiye Morisky Ölçeği ve UCLA (University of California Los Angeles) Yalnızlık Ölçeği uygulandı. Anket hastaların onamı alındıktan sonra yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından uygulandı. Verilerin analizinde; üzerinde durulan özelliklerden sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler olarak ifade edilirken; kategorik değişkenler için sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Sürekli değişkenler bakımından grup ortalamalarını karşılaştırmada tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Varyans analizini takiben farklı grupları belirlemede Duncan Çoklu Karşılaştırma Testi kullanılmıştır. Bu değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede gruplarda ayrı ayrı olmak üzere Pearson Korelasyon Katsayıları hesaplanmıştır. Gruplar ile kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede ise ki-kare testi yapılmıştır. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi %5 olarak alınmış ve hesaplamalar için Statistical Package For Social Sciences (SPSS) istatistik paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastanın %55'i kadın, %45'i erkekti. Yaş ortalaması 58.57±12.04'tü. Çalışmaya katılan hastaların %63'ünde hipertansiyon (HT), %48.3'ünde diyabetes mellitus (DM) ve %34'ünde aterosklerotik kalp hastalığı mevcuttu. Katılımcıların %68.6'sı kronik hastalığı/hastalıkları için aile hekimlerine düzenli olarak başvurmuyordu ve %56.4'ü minör, %43.6'sı majör polifarmasi kullanıyordu. Minör polifarmasi kullanan kadınların oranı minör polifarmasi kullanan erkeklere göre anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların bilgi, motivasyon ve yalnızlık düzeyi minör ya da majör polifarmasi kullanımına göre farklılık göstermemekteydi. Hastaların %70'i antihipertansif, %47.2'si antidiyabetik ve %35'i antükoagülan / antiagregan türü ilaç kullanmaktaydı. İlaç yan etkileri hakkında hiçbir bilgisi olmayan hastaların oranı %58.6 idi. Hastaların ilaç uyumu açısından %70'inin motivasyon, %75.9'unun ise bilgi düzeyi yüksekti. Bilgi düzeyi erkek cinsiyette anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların %63.7'si çeşitli düzeylerde yalnızlık hissetmekteydi. Yalnızlık düzeyi kadın cinsiyette anlamlı olarak yüksekti. Motivasyon, bilgi ve yalnızlık düzeyleri yaşa göre farklılık göstermemekteydi. Yalnızlık düzeyi çalışmayanlarda çalışanlar ve emeklilere göre anlamlı olarak daha yüksekti. Motivasyon düzeyi, hekim tarafından her zaman bilgilendirilen grupta hiçbir zaman bilgilendirilmeyenlere göre anlamlı olarak daha yüksekti. İlaçlarını düzenli kullandığını beyan eden katılımcıların hem motivasyon hem de bilgi düzeyleri ilaçlarını bazen aksattığını beyan edenlere göre anlamlı olarak daha yüksekti. Yalnızlık düzeyi ile motivasyon ve bilgi düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmamaktaydı. Sonuç: Kronik hastalığı bulunan hastaların -özellikle polifarmasi kullanan ve yaşlı gruptaki- aile hekimlerince düzenli kontrollere çağırılarak kullandıkları ilaçların gözden geçirilmesi ve kullandıkları ilaçlar hakkında bilgi verilmesi; uygunsuz polifarmasi kullanımını engellemek ve ilaç uyumunu artırmak adına yararlı olabilir. Polifarmasi kullanımı olan, kadın ve/veya çalışmayan hastaların yalnızlık düzeyleri daha yüksek olabileceğinden, bu hastaların ruhsal durum muayenelerini yapmak ve hastaları gerektiğinde çeşitli sosyokültürel etkinliklere yönlendirmek, yalnızlık düzeylerini düşürmeye yardımcı olabilir.
Sistemik antifungal ilaç kullanımının değerlendirilmesi ve antifungal yönetim ekibi uygulamaları
Antifungal ilaçların uygunsuz kullanımını azaltmak için antifungal yönetim (AFY) ekibi programlarının uygulanması önerilmektedir. Bu çalışmada, uygun antifungal tedavinin uygulanmasında AFY'nin rolü değerlendirilmiştir. Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde Ocak 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür ve gözlem, geri bildirim/eğitim ve günlük AFY ekibi aktiviteleri olmak üzere üç çalışma döneminden oluşmaktadır. Gözlem döneminde, klinikte sistemik antifungal ilaçların kullanımı gözlemsel olarak değerlendirilmiştir. İkinci dönemde, aylık toplantılar düzenlenerek, hekimlere antifungal tedavi ve klinik tanı ve tedavi kılavuzlarına uygunluk konusunda geri bildirim ve eğitim verilmiştir. Son dönemde ise, AFY ekibi oluşturularak antifungal tedavi uygunluğunu değerlendirmek için günlük servis vizitlerine bir klinik eczacının katılımı sağlanmıştır. Üç çalışma dönemi arasındaki antifungal tedavi uygunluğu değerlendirilmiştir. Ayrıca "EQUAL (ECMM Quality) Kandida", "EQUAL Aspergillus" ve "EQUAL Mukormikoz" skorları kullanılmıştır. Tüm çalışma süresince toplam 418 antifungal tedavi dönemi değerlendirilmiştir. Hastalar, temel demografik özellikleri ve komorbiditeler açısından her üç dönemde de benzerlik göstermiştir. Antifungal tedavi için endikasyonlar, hastaların %22,7'sinde profilaksi, %58,6'sında Kandida infeksiyonları ve %18,7'sinde invaziv küf infeksiyonlarıdır. Üçüncü dönemde AFY ekibi tarafından 157 öneri yapılmış, 151 (%96,2) öneri kabul edilmiştir. Antifungal kullanımının genel uygunluğu dönemlere göre değerlendirildiğinde üçüncü dönemde profilaksi (p=0,046) ve hedefe yönelik antifungal tedavi (p<0,001) için anlamlı olarak artmıştır. Tedavi başlangıcında iki set (40 ml) kan kültürü, ekokardiyografi, oftalmoskopi, ilk negatif takip kan kültürü sonrası 14 günlük antifungal tedavi önerilerine uyum oranı geri bildirim/eğitim döneminde ve AFY döneminde artmıştır. Antifungal tedavide uygunluk, bir AFY programının tedavi sürecine entegre edilmesiyle artırılabilir. Fungal etkenlerle infekte hastaların ekip olarak ve bir klinik eczacı tarafından terapötik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, antifungal tedavinin kalitesinin artırılmasına yardımcı olacaktır.
İlaç markalarının karıştırılma ihtimali
Temel insan haklarından olan sağlık hakkının gereği olarak, hastanın mevcut sağlığının korunması, hastalığının tespit edilmesi ve o hastalığın iyileştirilmesi için tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda hekimler tarafından ilacın hastalığa uygun tespit edilmesi ve hastanın doğru ilaca ulaşması önem taşımaktadır. İlaçlar çoğunlukla hekimlerin önerileriyle ve eczacılar aracılığıyla hastaya ulaştırılmaktadır. Bu nedenle hekimlerin hastalığı tedavi edecek ilacı doğru tespit etmesi, eczacıların o ilacı hastaya ulaştırması ve hastanın da hekimin önerdiği ilacı kullanması için ilaç markalarının karışıklığa yol açmayacak nitelikte olması beklenmektedir. İlaçlar nitelikleri itibariyle diğer ürünlerden farklı olduğundan, karıştırılması halinde hasta bakımından ciddi sonuçlara sebebiyet verebileceğinden ilaç markalarının tescilinde karıştırılma ihtimalinin özellikle dikkate alınması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede ilaç markalarındaki ilgili kesimin de belirlenmesi önem arz etmektedir.
Yenidoğan hastalarda ilaç kaynaklı sorunlar
Hastaneye yatışı yapılan yenidoğanlarda ilaç kaynaklı sorunların daha yüksek olmasının, kullanılan ilaçların çeşitliliği ve hastaların yaş, ağırlık ve tanılarındaki farklılıklar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine (YYBÜ) Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında yatışı yapılan hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç kaynaklı sorunların (yan etki, ilaç etkileşimi ve ilaç hatası) risk matrisi kullanarak risk (olasılık ve şiddet) analizini gerçekleştirme, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hasta odaklı bir yaklaşımla bu sorunların gerçekleşmeden tahmin edilmesini sağlayan modeller geliştirme ve bu modeller ile optimal farmakoterapinin uygulanması ile klinisyenlerin uyarı yorgunluğunu ve işyükünü azaltma amaçlanmıştır. Aynı zamanda YYBÜ'nden taburcu olan hastalarda malnütrisyon belirteci ekstrauterin büyüme geriliği (EUBG) varlığını tahmin eden bir başka modelin daha geliştirilmesi amaçlanmıştır. Toplam 412 hastanın dahil edildiği çalışmada, 98 (%23,8) hastada saptanan 49 farklı ilaç kaynaklı yan etkiden 6'sı (%12,25) objektif risk analizine göre yüksek riskli bulunmuştur. Bununla birlikte 125 (%30,4) hastada potansiyel ilaç etkileşimi ve bu hastaların 38'inde (%30,3) klinik anlamlı belirteçlere sahip ilaç etkileşimi görülmüştür. Ayrıca 75 farklı klinik anlamlı ilaç etkileşiminden 4'ü (%5,33) yüksek riskli bulunmuştur. İlaç hatalarına bakıldığında ise hastaların 174'ünde (%42,2) hekim kaynaklı (reçeteleme ve monitörizasyon), 235'inde (%57,0) hemşire kaynaklı (hazırlama ve uygulama) en az bir hata türü saptanmıştır. Çalışmaya prospektif olarak dahil edilen hastalar, R programı (caret paketi) kullanılarak 10-kat çapraz doğrulama yöntemi ile randomize olarak 70:30 oranında bütün modellerde train ve test seti olarak ayrılmıştır. Elde edilen yan etki, ilaç etkileşimi, ilaç hatası ve malnütrisyon modellerinin doğru tahmin performansını gösteren AUC değerleri sırasıyla 0,862, 0,929, 0,920 ve 0,884 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen risk analizleri ve yüksek performanslı tahmin modelleri ile klinik pratikte kullanılmak üzere geliştirilen web araçlarının; EUBG (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER/), yan etki (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Adverse_Effect/), ilaç etkileşimi (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Drug_Interaction/) ve ilaç hatası (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Medication_Error/) varlığını tahmin etmede kullanılmaya başlanmasıyla bu sorunların en aza indirileceği tahmin edilmektedir.
Çocuklar ve ebeveynlerı içın kullanılacak 'ilaç tedavisine uyunç' ve 'ilaca ilişkin hasta/hasta yakını yaklaşımı' ölçeklerinin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Psikotrop ilaçların ergenlerde reçetelenme oranlarının artış gösterdiği ve ilaç tedavisine uyuncun çocuklar ve ergenlerde yetişkinlere kıyasla daha düşük olduğu bilinmektedir. Psikotrop ilaçların etkinliği bu hastaların sağlığının ve hayat kalitesinin sürdürülmesi açısından çok önemli olduğundan ilaç tedavisine uyuncun devamlı olmasına dikkat edilmelidir. Uyuncu etkileyebilecek parametreler arasında ilaç tedavisine olan inançlar ve tedavi konusundaki düşünceler yer almaktadır. Pediatrik popülasyonda tedaviye uyunç, yalnızca çocuğu değil, tüm aileyi de etkilemektedir. Bu nedenle uyunç değerlendirilmesinde her iki taraftan da bildirim alınması gerekir. Hastanın tedaviye olan uyuncunu ölçmek için 'İlaç Tedavisine Uyunç' ölçeği geliştirmek, hastaların tedaviye olan uyuncunu/uyunç göstermeme davranışını daha iyi anlamak için ise 'İlaca İlişkin Hasta/ Ebeveyn Yaklaşımı' ölçeklerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde Aralık 2021- Nisan 2022 tarih aralıklarında gerçekleştirilmiştir. Psikiyatrik tanı ile takip edilen ve en az 2 aydır psikotrop ilaç kullanan 288 adolesana ve 255 adet ebeveyne ölçekler uygulanmıştır. Ölçeklerin geçerlilik analizlerinde, uzman görüşü alınarak kapsam geçerliliği ve açıklayıcı faktör analizi ile yapı geçerliliği hesaplanmıştır. Güvenirlilik analizlerinde ise Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmış ve test-retest uygulaması sonrasında sınıf içi korelasyon katsayısı değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda tek boyutlu yapıya sahip, hasta için 9, ebeveyn için 6 sorudan oluşan ''Pediatrik İlaç Tedavisine Uyunç-PİTU'' ölçeği, gereklilik ve endişe boyutlarına sahip, hasta için 18, ebeveyn için 20 sorudan oluşan 'Pediatrik İlaç Tedavisine olan Yaklaşım-PİTY'' ölçeği geliştirilmiştir.Ölçeklerin geçerli ve güvenilir (Cronbach alfa >0,70) bir ölçüm aracı olduğu gösterilmiştir. Hastanın endişe skorları, ilaç tedavisine olan yaklaşımını gereklilik skorlarına göre daha anlamlı düzeyde etkilediği, ebeveynin uyunç skorları ile hastanın uyunç skorlarının benzerlik gösterdiği, ebeveynin tedaviye olan negatif tutumu ile hastanın uyuncunun ilişkide olduğu, ebeveyn ve hastanın ilaç tedavisine olan negatif yaklaşımlarının benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Klinisyenlerin özellikle endişe algı seviyesini, yan etki profili ve polifarmasinin tedaviye olan uyuncu ve yaklaşımını etkileyebileceği göz önünde bulundurması önem taşımaktadır.
Ankara ilinde dört farklı hastanede astımlı erişkin hastaların tedavisinde standart kombine tedavi ile kombine tedaviye ek omalizumab kullanımının maliyet etkililiğinin değerlendirilmesi
Astım tüm dünyada yaklaşık 358 milyon kişiyi etkilemekte olup sağlık harcamaları artışına önemli düzeyde katkıda bulunan kronik bir hastalıktır. Özellikle astımın kontrol altına alınamadığı ve ağır astım vakalarında, hastalığın getirdiği ekonomik yük sosyal, psikolojik ve sağlık bakım maliyetleri dâhil daha büyük boyutlara ulaşmaktadır. Literatürde yapılan birçok araştırma, ağır astım vakalarında, maliyet kalemi içerisinde en büyük payın ilaçlara ait olduğunu belirtmektedir. İlaç maliyetlerinde artışın nedenleri arasında ise tedavinin etkinliğinin yüksek olmasına karşın biyolojik ajan maliyetlerin fazla olması yer almaktadır. Bu kapsamda araştırmanın amacı; ağır astım tanısı almış hastaların tedavisinde kullanılan standart tedaviye ek omalizumab'ın maliyet etkililiğin değerlendirilmesidir. Araştırma, Ankara ilinde yer alan Gazi, Hacettepe, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde ve Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi E.A.H'de ST ve ST'ye ek OML tedavisi gören ve araştırmayı kabul eden ağır astım tanısı almış, 16-80 yaş arası hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan toplam 216 hasta ile Mart 2018 ve Ocak 2020 tarihleri arasında yüzyüze görüşmeler yapılmıştır. Hastanelerin otomasyon programından elde edilen maliyet verileri, SGK perspektifi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın etkililik verileri ise EQ-5D-5L, AKT ve AQLQ ölçeklerinden elde edilmiştir. Maliyet etkililik analizi için Markov modeli kullanılmış olup araştırmanın sonuçları ilave maliyet etkililik oranı ile belirtilmiştir. Buna göre SGK perspektifinden ağır astımlı hastalarda ST maliyeti ₺23.607,08, ST'ye ek omalizumab maliyeti ise ₺425.329,81 olarak saptanmıştır. Bu sonuca göre OML+ST kullanımının İMEO değeri ₺122.675,57 olarak saptanmıştır. İlave QALY değeri ise 3,27 olarak belirlenmiştir. Sadece standart tedavi alan ağır astımlı hastalarla, OML+ST alan hastalar karşılaştırıldığında elde edilen sonuç, Türkiye için ödeme gönüllülüğü eşiği olarak kabul edilen ve DSÖ tarafından refere edilen ₺156.948,00'nin altında kalarak, OML+ST'nin maliyet etkili olduğunu göstermiştir. PSA analiz sonucunda ise İMEO değeri ₺122.675,30, ilave QALY değeri ise 3,27 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuç parametrelerin belirsizlik altında bile ST+OML'nin maliyet etkili olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak ağır astımlı hastalarda ST'ye ek OML+ST'nin kullanımı SGK perspektifinden maliyet etkili bulunmuş olup bu hastalarda kullanılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler Ağır Astım, Omalizumab, Standart Tedavi, Maliyet Etkililik, Ekonomik Değerlendirme