Emotion dysregulation
81 theses under this subject heading
Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde kronotip özelliklerinin duygusal yeme ve uyku davranışları, emosyonel sorunlar ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada çocuk yaş grubunun en yaygın kronik hastalıklarından olan tip 1 diabetes mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve ergenlerde kronotipik özellikler ile glisemik kontrol, uyku kalitesi, duygusal yeme davranışı ve sorunları arasındaki ilişkinin araştırılması ve elde edilen verilerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya T1DM tanısı olan 9-18 yaş arası 50 çocuk ve ergen hasta ile hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 46 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Bireylerin ruhsal belirtileri; Güçler Güçlükler Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği; yeme davranışları, Çocuklar için Üç-Faktörlü Yeme Ölçeği; uyku alışkanlıkları, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kronotipik özellikleri, Çocuk Kronotip Anketi; işlevsellik düzeyleri, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği; bilişsel ve yürütücü işlev düzeyleri ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-4 ile değerlendirilmiştir. T1DM grubu çocukların 25'i kız, 25'i erkek; kontrol grubunun ise 24'ü kız, 22'si erkektir. T1DM'li çocukların kontrol grubuna göre; ekran maruziyeti sürelerinin, akran sorunlarının, yaygın anksiyete puanlarının daha yüksek, sözel kavrama ve algısal akıl yürütme dönüştürülmüş zekâ puanlarının ve işlevselliklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. T1DM grubunda kronotipi ile uyku kalitesi, bilişsel kısıtlayıcı yeme davranışı, toplam dönüştürülmüş zekâ puanı ile sözel kavrama ve çalışma belleği dönüştürülmüş puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronotipi ile her iki grupta da duygusal yeme davranışı, duygusal sorunlar ve T1DM gurubunda HbA1c ile arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız T1DM'li hastalar ile sağlıklı kontrol grubunu kronotipik özelliklerine göre karşılaştırması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ancak bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için geniş örneklemli ve objektif yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 diabetes mellitus, kronotipi, uyku, yeme davranışı, metabolik kontrol
Bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının bipolar bozukluk tanılı hastaların algılanan stres düzeyi ve duygu düzenleme stratejilerine etkisi
Bu araştırma, bipolar bozukluk tanılı hastalara verilen bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının hastaların duygu düzenleme stratejileri ve algılanan stres düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak yürütüldü. Gaziantep ilindeki Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerine kayıtlı bipolar bozukluk tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 35 deney ve 36 kontrol grubu olmak üzere toplam 71 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Bilinçli Farkındalık temelli psikoeğitim programı haftada 2 oturum, toplam 6 oturum olarak grup eğitimi şeklinde uygulandı. Oturumlar 3 haftada tamamlandı.Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Duygu Düzenleme Anketi (DDA) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ile toplandı ve SPSS 22.0 paket program ile analiz edildi. Çalışmaya katılanların; %61,9'u erkek, %86,3'ü evli, %53,5'i 25-44 yaş arasında olduğu, %66,2'sinin bipolar tanısını 20-39 yaşları arasında aldığı belirlendi. Son testte deney grubunun kontrol grubuna göre BİFÖ ve DDA Bilişsel Yeniden Değerlendirme boyutunun ortalamasının anlamlı düzeyde arttığı, ASÖ ve DDA Bastırma boyutunun ortalamasının anlamlı düzeyde azaldığı belirlendi (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda deney grubunun ön teste göre son test BİFÖ, DDA Bilişsel Yeniden Değerlendirme puan ortalamaları anlamlı düzeyde arttığı, ASÖ ve DDA Bastırma puan ortalamaları anlamlı düzeyde azamıştır (p<0.01). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında ise son testte DDA Bastırma ve ASÖ toplam puan ortalamalarında anlamlı bir değişiklik görülmedi (p>0,05). Bilinçli Farkındalık Temelli Psikoeğitim Programının hastaların bilinçli farkındalığını arttırmada, algılanan stresini azaltmada ve duygu düzenleme stratejilerinde olumlu yönde etkisi olduğu belirlendi. Bipolar bozukluk tanılı hastaların tedavisinde, bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim uygulamalarının psikiyatri hemşireleri ve diğer ruh sağlığı profesyonelleri tarafından verilmesi önerilmektedir.
Beş faktör kişilik özellikleri ile bilişsel özellikler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bilişsel özelliklerin kişilikle ilişkileri farklı boyutlarda ve farklı araçlarla araştırılmış ancak alan yazında tutarlı sonuçlara bağlanamamıştır. Bu çalışmanın birincil amacı özdenetim, motivasyon, bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik, yaratıcı düşünme, duygu düzenleme bilişsel özellikleriyle kişilik arasındaki ilişkiyi; ikincil amacı bilişsel özelliklerle yaş, cinsiyet ve eğitim arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma ve 18 yaş ve üzeri okuma bilen 65'i erkek, 238'i kadın 303 bireyle çevrimiçi olarak yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik form; kişiliği değerlendirmek için Büyük Beş Kişilik Testi (BBKT); bilişsel özellikleri değerlendirmek için Öz-denetim Ölçeği, Yetişkin Motivasyon Ölçeği, Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği, Marmara Yaratıcı Düşünme Eğilimleri Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği- Kısa Form'u uygulanmıştır. BBK ilk özelliği dışadönüklükle; özdenetim arasında pozitif (r=0.24); Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik ölçeğinin duygular üzerinde bilişsel kontrolü (r=0.27) ve değerlendirme ve başa çıkma alt puanlarıyla arasında pozitif (r=0.20); Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği alt boyutlarından açıklıkla arasında negatif (r=-0.15); motivasyonla pozitif (r=0.28) ve yaratıcı düşünme eğilimiyle arasında pozitif (r=0.24) ilişki gözlenmiştir. BBK uyumluluk kişilik özelliğinin özdenetimle pozitif (r=0.26); duygular üzerinde bilişsel kontrolle pozitif (r=0.16) ve değerlendirme ve başa çıkmayla pozitif (r=0.20); duyguları düzenlemede zorluklar alt boyutu dürtüyle negatif (r=-0.13); motivasyonla pozitif, (r=0.28) yaratıcı düşünme eğilimleriyle pozitif (r=0.26) ilişkileri gözlenmiştir. BBK sorumluluk kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.53); duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.33) ve değerlendirme başa çıkma ile pozitif (r=0.44); duygu düzenleme güçlüğüyle negatif (r=-0.18); motivasyonla pozitif (r=0.31); yaratıcı düşünmeyle pozitif (r=0.31) ilişki bulunmuştur. BBK duygusal dengelilik kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.50); stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esneklik alt boyutlarından duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.66) ve değerlendirme ve başa çıkma arasında pozitif (r= 0.37); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından açıklık arasında negatif (r=-0.52) ilişki; yaratıcı düşünmeyle arasında pozitif (r=0.22) ilişki bulunmuştur. Son olarak deneyime açıklık özdenetim arasında pozitif (r=0.37); duygular üzerinde bilişsel kontrol arasında pozitif (r=0.23); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından stratejiler arasında negatif (r=-0.13); yaratıcı düşünme arasında pozitif (r=0.36) ilişki bulunmuştur. Bilişsel özellikler cinsiyete göre incelendiğinde erkeklerin özdenetim (p=0.046) ve yaratıcı düşünme eğilimleri puanları daha yüksek (p=0.049) kadınların duygu düzenleme güçlüğü amaçlar alt puanı daha yüksek bulunmuştur (p=0.015). Motivasyonun cinsiyetten etkilenmediği gözlenmiştir. Yaşa göre bilişsel işlevler incelendiğinde de sadece stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esnekliğin duygular üzerinde bilişsel kontrol alt boyutuyla pozitif yönde ve zayıf bir ilişki bulunmuştur. Kişilik ve yaşamın pek çok alanını etkileyen kişilik ve bilişsel özellikler arasındaki bu yakın ilişki konuya farklı yönleriyle gelecek araştırmalara zemin hazırlayabilir.
Yükleme biçimleri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü
Bu çalışmada evlilik doyumu ile yükleme biçimleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 219'u (%54.1) kadın ve 186'sı (%45.9) erkek olmak üzere toplam 405 kişi katılmıştır. Katılımcılardan veri toplamak amacıyla demografik veri formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği (Tezer, 1996) İlişkilerde Yükleme Ölçeği (Tutarel-Kışlak, 1997) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (Rugancı ve Gençöz, 2010) kullanılmıştır. Veriler SPSS 26 ve Hayes Process Macro eklentisi ile analiz edilmiştir. Bağımsız örneklem t testi sonuçlarına göre evlilik doyumu ve duygu düzenleme cinsiyete göre farklılaşmamaktadır. Ancak nedensel yüklemelerden genellik ve sorumluluk yüklemelerinden güdü yüklemesi kadınlarda erkeklere göre daha olumsuzdur. Evlilik doyumu ve yüklemeler lisans ve lisansüstü eğitim almış bireylerde anlamlı bir farklılık göstermemekte ancak lisans düzeyinde eğitim alanlar lisansüstü düzeyde eğitim alanlara göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşamaktadır. Evlilik doyumu, duygu düzenleme güçlüğü ve yüklemeler evlilik biçimine göre farklılaşmamaktadır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre evlilik süresi ile evlilik doyumu ve yüklemeler arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Ancak evlilik süresi arttıkça duygu düzenleme güçlüğü azalmaktadır. Gelir düzeyi arttıkça evlilik doyumu artmakta, duygu düzenleme sorumluluk yüklemelerinin tüm boyutları (kasıt, güdü, suçlama) ve nedensel yüklemelerden istikrar ve genellik boyutlarındaki yüklemeler daha olumlu hale gelmektedir. Çocuk sayısı ile evlilik doyumu, duygu düzenleme güçlüğü ve yüklemeler arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Aracı değişken analizi sonuçlarına göre yüklemeler, evlilik doyumunu negatif ve duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönlü yordamaktadır. Duygu düzenleme güçlüğü ise evlilik doyumunu negatif yönlü yordamaktadır. Evlilik doyumu ile yükleme biçimleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü bulunmaktadır. Bu sonuç, nedensel yüklemlerin evlilik doyumunu duygu düzenleme aracılığıyla dolaylı olarak etkilediği anlamına gelmektedir. Araştırmada ayrıca nedensel yüklemelerin evlilik doyumunu doğrudan da etkilediği bulunmuştur. Yükleme biçimlerinin evlilik doyumu üzerindeki doğrudan etkisi, yükleme biçimlerine yönelik geliştirilecek müdahale programlarının önemine işaret etmektedir. Yükleme biçimlerinin zamanla sabit kaldığı bulgusuyla birlikte düşünüldüğünde, eşin davranışına yönelik olumsuz yüklemeleri azaltmak amacıyla uygulanacak erken müdahalelerin oldukça önemli olduğu değerlendirilmektedir. Duygu düzenlemenin evlilik doyumu üzerindeki aracı rolünün belirlenmiş olması da evlilik doyumunu artırmayı hedefleyen psikolojik müdahalelerde duygu düzenlemeye odaklanılmasını sağlayarak, görece değişmez bir özellik gösteren yükleme biçimlerine kıyasla daha etkili ve hızlı sonuçların alınmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Duygu düzenleme güçlüğü, evlilik doyumu, nedensel yüklemeler, sorumluluk yüklemeleri, yükleme biçimleri
Ergenlerde reaktif-proaktif saldırganlık ile ebeveyn duygusal erişilebilirliği: Duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Bu araştırmada ergenlerde ebeveynin duygusal erişilebilirliği ve reaktif-proaktif saldırganlık arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Araştırma Adana ili merkez ilçelerinde yer alan sekiz lisenin 9., 10., 11. ve 12. sınıfına devam eden 423 kız, 353 erkek olmak üzere toplam 776 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ergenlerin reaktif-proaktif saldırganlıklarına ilişkin veriler 'Reaktif-Proaktif Saldırganlık Ölçeği' (Raine ve ark., 2006) , ebeveyn duygusal erişilebilirliğine ilişkin veriler 'Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği' (Lum ve Phares, 2005) ve duygu düzenleme güçlüğüne ilişkin veriler ' Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği ' (Gratz ve Roemer, 2004) ve kişisel bilgilere ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler çoklu regresyon ve sobel testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda reaktif-proaktif saldırganlık toplam puanı ile duygu düzenleme güçlüğü toplam puanı arasında pozitif yönlü anlamlı, ebeveyn duygusal erişilebilirliği ile negatif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin toplam saldırganlık düzeylerinin babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler ve olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü saldırganlığı açıklamada anlamlı katkılar yapan değişkenler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin proaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, etkili olarak algılanan duygu düzenleme stratejilerine erişimdeki sınırlılık, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü, olumsuz duygu deneyimlemelerinde güçlükle bağdaşan hedef yönelimli davranışlar alt boyutları tarafından yordandığı tespit edilmiştir. Reaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü alt boyutları tarafından yordandığı belirlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğünün, reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasındaki ilişkide aracı bir etkiye sahip olup olmadığını sınamak için gerçekleştirilen sobel test sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasında kısmi aracı değişken olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Reaktif - proaktif saldırganlık, ebeveyn duygusal erişilebilirliği, duygu düzenleme güçlüğü.
Asperger sendromu tanısı almış ergenlerin depresyon düzeyleri ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmada, Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin duygu düzenleme becerileri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Asperger Sendromu tanısı almış, yaşları 12-17 arasında değişen 30 ergenle çalışılmıştır. Çalışmada ergenlere Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden toplanan verilerle yapılan istatistiksel analizler sonucunda Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerde depresyon ve dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin cinsiyetlerine göre depresyon ve duygu düzenleme becerilerinin farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi açısından bakıldığında Asperger Sendromu tanısı almış ortaokul mezunu ergenlerin duygu baskılama düzeyleri lise mezunu ergenerinkinden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır ve sonucunda Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme becerilerinde ortaya çıkabilecek değişikliklerin, duygu durumları hakkında da bilgi verebileceği düşünülmüştür.
Depresif bozukluk tanısı olan ergenlerde intihar davranışı ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmada intihar davranışı olan depresif bozukluk tanılı ergenler, intihar davranışı olmayan depresif bozukluk tanılı ergenler ve sağlıklı kontrollerin karşılaştırılarak; intihar davranışının klinik özellikler, depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma, Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'nde yapılmıştır. Yapılan görüşme sonucu depresif bozukluk tanısı konan ve son 1 ay içinde intihar davranışı olan 12-18 yaş aralığındaki 39 ergen ilk olgu grubunu, depresif bozukluk tanısı konan ve yaşam boyu intihar davranışı olmayan 12-18 yaş aralığındaki 40 ergen ikinci olgu grubunu, bu ergenlerle yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 39 sağlıklı gönüllü ergen sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm katılımcılara ÇDGŞG- ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış, katılımcıların sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla değerlendirilerek kaydedilmiştir. Katılımcılara DSM-5 düzey 2 depresyon ölçeği çocuk formu, intihar olasılığı ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği verilerek doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Sosyodemografik ve klinik özellikleri açısından; intihar davranışı olan depresyon grubunun okul başarısı ve arkadaş ilişkilerini en düşük oranda iyi olarak değerlendiği, sağlıklı kontrol grubunun en yüksek oranda iyi olarak değerlendirdiği, olgu gruplarının kendilerinde ve ailelerinde daha çok psikiyatrik hastalık öyküsü olduğu saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunun daha yüksek oranda sigara ve alkol kullandığı, daha çok KZVD bulunduğu, melankolik özellikli depresyon belirleyicisi ve yıkıcı davranış bozuklukları komorbiditesinin daha yüksek oranda görüldüğü belirlenmiştir. İntihar davranışı olmayan depresyon grubunda sağlıklı kontrollere oranla daha yüksek oranda bedensel hastalık görülmüş, ebeveynlerinin daha yüksek oranda ayrı olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında intihar davranışı olan depresyon grubunun en yüksek depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik düzeyine sahip olduğu görülürken, bu grupta problem çözme becerileri, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık en düşük olarak saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunda yer alan intihar girişimi olan ergenlerde, intihar düşüncesi olup girişimi olmayanlara oranla daha yüksek yıkıcı davranış bozukluğu komorbiditesi, daha düşük baba eğitim düzeyi, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü ve daha yüksek motor ve toplam dürtüsellik düzeyleri bulunmuştur. Tüm örneklemde ve olgu gruplarında yapılan değerlendirmede; düzey 2 depresyon ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği olmak üzere çalışmamızda kullanılan tüm ölçeklerin, intihar olasılığı ölçeği ile korele olduğu saptanmıştır. Sonuç : İntihar davranışı olan depresyonu grubu, intihar davranışı olmayan depresyon grubu ve sağlıklı kontrol grubunun depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin anlamlı olarak farklı olduğu saptanmıştır. Depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantılarına maruziyet, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, yetersiz problem çözme becerileri, benlik saygısı düşüklüğü, algılanan sosyal destek eksikliği ve psikolojik sağlamlığın yeterli olmamasının, intihar olasılığını arttırabileceği düşünülmüştür. İntihar olasılığının tespit edilebilmesi ve intiharın önlenebilmesi için ergen yaş grubunda bu değişkenlerle ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Çocuk psikiyatrisi kliniğine ayaktan tedavi için başvuran 12-18 yaş ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda; ergenlerin sosyodemografik değişkenlerinin, davranışsal inhibisyonlarının, duygu düzenleme güçlüklerinin, üst bilişlerinin, sorunlarla başa çıkma stratejilerinin, ebeveynlerin anksiyete duyarlılığının, ebeveynlerin ergene karşı tutumlarının ve ebeveynlerinin ruhsal semptomlarının ergenlerin anksiyete duyarlılığı üzerine etkisini ve anksiyete duyarlılığı ile ergenlerin psikiyatrik tanılarının ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma 2020 yılı aralık ayı ile ve 2021 yılı haziran ayları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmaya; polikliniğine herhangi bir yakınmayla ilk defa başvuran ya da o tarihlerde henüz değerlendirme aşamasında olan ve herhangi bir tedavi başlanmamış olan, klinik olarak normal zeka düzeyine sahip 12-18 yaş ergenler ve ebeveynleri alınmıştır. Çalışmanın kontrol grubu bulunmamaktadır. Tüm ergenlere ÇDGŞG-ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış ve klinik tanıları belirlenmiştir. Ergenlerin hastalık şiddetini belirlemek için araştırmacı tarafından klinik global izlenim ölçeği puanlanmıştır. Ergenlerin sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla belirlenmiştir. Ergenler tarafından çocuklar için anksiyete duyarlılığı indeksi, davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği kısa formu, üstbilişler ölçeği çocuk ve ergen formu, ergenler için başa çıkma ölçeği, çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş çocuk ve ergen formu doldurulmuştur. Ebeveynler tarafından ise anksiyete duyarlığı indeksi–3, kısa semptom envanteri, ebeveyn tutum ölçeği ve çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş (ebeveyn formu) doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda kızlarda erkeklere göre anksiyete duyarlılığının daha yüksek olduğu, ergenlerin yaşı arttıkça anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanının arttığı, annesinde psikiyatrik hastalık olan ergenlerin anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının daha yüksek olduğu, babalarının eğitim seviyesi lise bitimine kadar olan ergenlerin babalarının eğitim seviyesi lise öncesi olan ergenlere göre daha yüksek anksiyete duyarlılığına sahip olduğu, anne babası birlikte olmayan ergenlerin anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu, düzenli sigara içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının düşük olduğu, alkol içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının düşük olduğu, kendine zarar veren ergenlerin vermeyenlere göre anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde YAB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçeği puanı dışındaki tüm anksiyete duyarlılığı puanları yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin fiziksel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. SAB tanısı olanların bilişsel kaygılar hariç tüm anksiyete duyarlılığı alt ölçek puanlarının daha yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin sosyal kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. MDB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı bilişsel ve sosyal kaygılar alt ölçek puanlarının yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin bilişsel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. OKB tanısı olanlar ile olmayanlar arasında anksiyete duyarlılığı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. DEHB/DB tanısı olanların tüm alt ölçek puanları ve toplam anksiyete duyarlılığı puanları düşük saptanmıştır. Hastalık şiddeti çoklu regresyon analizlerinde toplam anksiyete duyarlılığı, fiziksel kaygılar alt ölçeği ve bilişsel kaygılar alt ölçeği indirgenmiş son modelinde etkili olarak saptanmıştır. Son olarak çalışmamızda; davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenleme güçlükleri ölçeği, üstbilişler ölçeği, çocuk ve ergenler için başa çıkma ölçeğinin kaçınan başa çıkma alt ölçeği ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında korelasyon saptanırken, erişkin anksiyete duyarlığı indeksi, ebeveyn tutum ölçeği ve ebeveyn kısa semptom envanteri ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları literatürde görece olarak yeni bir konu olan ergenlerde anksiyete duyarlılığı ile ilgili yeni veriler sunmaktadır. Ergenlerin bazı sosyodemografik ve klinik verilerinin anksiyete duyarlılığına etkileri gösterilirken, ebeveynlerle ilgili değişkenlerin anksiyete duyarlılığına etkisi olmadığı görülmüştür. Anksiyete duyarlılığının üç farklı alt ölçeğinin/boyutunun farklı klinik tanılar ile ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Anksiyete duyarlılığının anksiyete bozukluklarının yanı sıra depresif bozukluklarla ilişkisi de ortaya konulurken, diğer ruhsal bozukluklar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu fark edilmiştir. Ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin anlaşılması ruhsal patolojilerin tedavisinde faydalı olabilir ve erken müdahalelere olanak sağlar. Ek olarak bu risk faktörleri ile ilişkili olarak erişkin yaşam döneminde gelişebilecek psikopatolojileri önleyebilme şansı doğurabilir. Bu yüzden ergenlerde anksiyete duyarlılığı daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.
Depresyon ve intihar girişimi üzerine bir karşılaştırma çalışması
Bu araştırmada; depresyon tanılı intihar girişimi olan bireylerin, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylerin ve sağlıklı bireylerin çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik dayanıklılık açısından karşılaştırılmaları amaçlanmıştır. Bununla birlikte grupların cinsiyet, medeni durum ve iş durumu karşılaştırılmıştır. İntihar girişimi olan bireylerin intihar nedeni ve yönteminin yanı sıra kendisinin ve aile bireylerinin intihar öyküsü de incelenmiştir. Çalışma grubu 18- 65 yaş arası bireylerden oluşmaktadır. Depresyon tanılı intihar girişimi olan 100, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan 101 ve 96 sağlıklı birey olmak üzere toplam 297 kişi çalışmaya katılmıştır. Çalışmanın verileri kişisel bilgi formu, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ölçeği (ÇDÖYÖ), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği kısa formu (DDGÖ-KF) ve yetişken psikolojik sağlamlık ölçeği kısa formu (YPSÖ-KF) ile elde edilmiştir. Veriler SPSS programında MANOVA testi ile analiz edilmiştir. Grupların demografik veriler açısından karşılaştırılmasında medeni durum açısından farklılıklara rastlanırken, cinsiyet ve iş durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmemiştir. Grupların değişkenler açısından karşılaştırılmasında ise; depresyon tanılı intihar girişimi olan bireylerin depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylere göre, depresyon tanılı intihar girişimi olmayan bireylerin de sağlıklı bireylere göre daha fazla çocukluk çağı travmaları yaşadıkları ve duygu düzenlemede daha fazla güçlük yaşamalarına karşı psikolojik dayanıklılık düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle gruplar arasındaki farklılıklar literatür bağlamında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme, affetme ve kişilerarası problem çözme arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme, affetme ve kişilerarası problem çözme arasındaki ilişkilerin ele alınması amaçlanmıştır. Çalışma grubunu Türkiye' de ve KKTC' de 2020-2021 yıllarında farklı üniversitelerde öğrenim gören 498 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmadaki veriler Duygu Düzenleme Anketi, Heartland Affetme Ölçeği ve Kişilerarası Problem Çözme Envanteri ile toplanmıştır. Araştırmadaki veriler SPSS 20 ve AMOS 22 programlarıyla analiz edilmiştir. Çalışmada bağımsız gruplar için t testi, Pearson Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modelinden Path Analizi yöntemleriyle bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmada duygu düzenleme stratejileri, affetme ve kişiler arası problem çözme yaklaşımları arasındaki ilişkilere yönelik olarak kurgulanan bir model test edilmiştir. Kurgulanan modelin test edilmesi sonucunda, yeniden değerlendirme pozitif problem çözmeyi ve affetmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Yeniden değerlendirme negatif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamamaktadır. Bastırma negatif problem çözme ve affetmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Bastırma pozitif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamamaktadır. Affetme ise pozitif ve negatif problem çözmeyi doğrudan anlamlı olarak yordamaktadır. Yeniden değerlendirme affetme aracılığıyla pozitif ve negatif problem çözmeyi dolaylı olarak yordamaktadır. Bastırma affetme aracılığıyla pozitif ve negatif problem çözmeyi dolaylı olarak yordamaktadır. Araştırmada elde edilen bu bulgular alanyazın kapsamında tartışılmış ve yorumlanmıştır. İleride yapılacak çalışmalara yönelik araştırmacılara ve uygulamacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Duygu düzenleme, yeniden değerlendirme, bastırma, affetme, pozitif ve negatif problem çözme
Madde kullanım bozukluğu tanılı hastaların yakın ilişkilerde bağlanma stilleri, duygu düzenleme güçlüğü ve bilinçli farkındalık düzeylerinin tedavi motivasyonlarını yordayıcı etkisi
Bu çalışma Madde Kullanım Bozukluğu tanılı hastaların yakın ilişkilerde bağlanma stilleri ile duygu düzenleme güçlüğü ve bilinçli farkındalık düzeylerinin tedavi motivasyonlarını yordayıcı etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinde bir devlet hastanesine bağlı Ahmet Şireci Alkol Madde Tedavi ve Eğitim Merkezi'nde yatan ve ayaktan tedavi alan 182 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak; Bireysel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) kullanıldı. Veriler IBM SPSS 21.0 paket programında Anova T-testi, Kruskal-Wallis H Testi, Man Whitney U Testi, Spearman's Rank Correlation Testi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların ölçek toplam puanları; YİYE-II 3.82±0.65, DDGÖ 105.2±19.59, BİFÖ 55.63±11.65 ve TMA için 66.78 ±12.84 olarak belirlendi. YİYE-II ile BİFÖ toplam puanı arasında negatif yönde, YİYE-II ile DDGÖ toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi motivasyonu tüm alt başlıkları ile toplam puan üzerinden değerlendirildiğinde, YİYE-II kaçınmacı bağlanma stili ile arasında negatif, YİYE-II kaygılı bağlanma stili ile arasında pozitif, duygu düzenleme güçlüğü alt ölçeklerinden farkındalık, kabul etmeme, dürtü, amaçlar ile pozitif, açıklık ile arasında negatif ilişkili olduğu belirlendi. Duygu düzenleme güçlüğünün tedavi motivasyonunu pozitif etkilediği, kaygılı bağlanma stilinin bu faktörü yordadığı saptanmıştır. Madde kullanım bozukluğu tanılı hastalarda nüksün önlenmesi ve tedavi motivasyonlarının arttırılması amacıyla güvenli bağlanma stili ile bilinçli farkındalık gelişiminin desteklenmesi ve duygu düzenleme güçlüklerinin belirlenip, gidermeye yönelik girişimlerin planlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Madde Kullanım Bozukluğu, Psikiyatri Hemşireliği, Tedavi Motivasyonu
Üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz çekirdek inanışların riskli davranışlardaki rolleri
Bu çalışma, Türkiye örnekleminde, erken yetişkinlik çağındaki üniversite öğrencilerinin başvurabildiği riskli davranışları incelemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda riskli davranışlar; yaş cinsiyet, depresyon ve anksiyete değişkenlerinin kontrol edilmesi kaydıyla, duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz çekirdek inanışlar değişkenleri kullanılarak ilişkisel tarama metoduyla incelenmiştir. İlgili değişkenleri ölçmek için Riskli Davranışlar Ölçeği Üniversite Formu (RDÖÜF) (Gençtanırım, 2014), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) (Gratz ve Roemer, 2004), Olumsuz Çekirdek İnanış Ölçeği (OÇİÖ) (Osmo ve ark., 2018), Hasta Sağlık Anketi-9 (HSA-9) (Spitzer ve ark., 1999), Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği-7 (YAB-7) (Spitzer ve ark., 2006) ve çalışma için oluşturulan demografik bilgi formu kullanılmıştır. Çalışmaya çevrimiçi form yoluyla 388'i kadın (%78,4), 107'si erkek (%21,6) olmak üzere 495 üniversite öğrencisi katılmıştır. RDÖÜF toplam skorunda ve ölçeğin alt boyutlarında en yüksek skor alan %27 grubu ile, en düşük skor alan %27 grubu arasında DDGÖ ve OÇİÖ toplam ölçek skorları ve alt boyutları, demografik ve klinik veriler kullanılarak bağımsız gruplar t testleri, ki kare testleri yapılmıştır. Daha sonrasında RDÖÜF, DDGÖ ve OÇİÖ verileri arasında Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Son olarak ise RDÖÜF verisi bağımlı değişken, DDGÖ ve OÇİÖ verileri bağımsız değişken, cinsiyet, yaş ve YAB-7 ile HSA-9 verileri de kontrol değişkenleri olarak kullanılarak hiyerarşik çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Riskli Davranışlar Ölçeği'nde olumsuz çekirdek inanış ve duygu düzenleme güçlüğü skorları ile uygulanan t testlerinin tümünde Cohen d parametresine göre büyük etki gücünde istatistiki olarak anlamlı farklar, Pearson korelasyon analizinde OÇİÖ ve DDGÖ ile RDÖÜF'ün madde kullanımı alt boyutu hariç tüm alt boyutları arasında orta ve küçük büyüklüklerde anlamlı pozitif korelasyonlar tespit edilmiştir. Hiyerarşik çoklu regresyon analizinde, duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz çekirdek inanış değişkenleri yaş, cinsiyet ve YAB-7 ile HSA-9 verileri kontrol edildikten sonra, riskli davranışlardaki varyansı %12 düzeyinde anlamlı şekilde açıklamıştır. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğünün gençyetişkinlerin madde kullanımına etkileri
Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmalarının madde kullanımı eğilimi üzerindeki etkisini ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün düzenleyici rolünü incelemektir. Travma ve duygu düzenleme gibi bireyin psikolojik işleyişini derinden etkileyen değişkenlerin, madde kullanımına zemin hazırlayıcı etkisi alanyazında sıklıkla vurgulanmaktadır. Araştırma, Türkiye genelinde 18–35 yaş aralığında yer alan klinik dışı 205 genç yetişkin bireyden elde edilen verilerle yürütülmüştür. Katılımcılara Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ-33), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16) ve Bağımlılık Profil İndeksi – Kısa Form (BAPİ-Kısa) uygulanmıştır. Veriler genelleştirilmiş doğrusal model (GLM), Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile madde kullanımı eğilimi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Aynı şekilde, duygu düzenleme güçlüğü de madde kullanımı eğilimini anlamlı biçimde yordamakta; duygu düzenleme becerileri zayıf olan bireylerin madde kullanımına daha yatkın olabileceğini göstermektedir. Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, duygu düzenleme güçlüğünün bu iki değişken arasındaki ilişkide anlamlı bir düzenleyici rol oynadığıdır. Özellikle duygu düzenleme güçlüğü düzeyi yüksek bireylerde, çocukluk travmalarının madde kullanımı eğilimini daha güçlü bir biçimde yordadığı; bu güçlüğün düşük olduğu bireylerde ise söz konusu ilişkinin zayıfladığı görülmüştür. Elde edilen bulgular, bireylerin erken dönem travmatik yaşantılarının madde kullanım eğilimi üzerindeki etkisinin sabit değil, bireyin duygularını düzenleme kapasitesine bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, önleyici ruh sağlığı müdahalelerinde duygu düzenleme becerilerinin geliştirilmesine yönelik uygulamaların desteklenmesi önem taşımaktadır.
Kadınların çalışma durumuna göre algılanan stres ve somatik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün rolü
Bu çalışmanın amacı kadınların çalışma durumlarına göre algılanan stres ile somatik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün düzenleyici rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemi, toplum örneklemi olup, yaş aralığı 21-60 olan 119' u (%51.5) aktif çalışan, 112'si (%48.5) çalışmayan (ev kadını) olmak üzere toplam 231 kadın katılımcıdan oluşturmuştur. Araştırma verileri katılımcılardan sürecin başında çevrimiçi olarak toplanırken ilerleyen süreçte bazı katılımcıların görme problemi yaşamasından dolayı anket yöntemi de eklenerek veri toplanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda veri toplamak amacıyla Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Somatik Duygusal Çatışma Ölçeği (SDÇÖ) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16) uygulanmıştır. Verilerin analizi için Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) 21 programı ile kullanılarak Pearson Korelayon Analizi, Bağımsız Örneklem T-Testi, tek yönlü ANOVA ve Process Macro Analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre somatik belirtilerin sıklık ve şiddet düzeyleri ile algılanan stres düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca kadınların çalışma durumları açısından yapılan karşılaştırmalarda ev kadınlarının duygu düzenleme güçlüğü ve somatik belirtilerin sıklığı düzeylerinin çalışan kadınlara göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Yapılan moderasyon analizileri sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün algılanan stres ile somatik belirtiler arasındaki ilişki üzerinde düzenleyici bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın bulguları kadınların toplumsal ve sosyal rollerinin duygusal ve bedensel tepkiler açısından farklılık oluşturabileceğini göstermektedir. Bunun yanı sıra stresin doğrudan somatik belirtiler üzerinde etkili olduğunu, duygu düzenleme becerilerin ise bu süreçte belirtilerin şiddeti ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Alanyazındaki araştırmalarda bu üç değişkenin kadın örneklemi üzerinde ele alındığı araştırmalara ulaşılmaması bu araştırmayı özgün kılmaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda kadınların stres ile baş etme becerilerinin desteklenmesi, duygu düzenleme becerileri konusunda eğitimlerin çoğaltılması ve özellikle ev kadınlarına yönelik ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi gibi klinik alanda uygulamalar açısından katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüğü ile spor ilişkisinin araştırılması
Bu araştırmada Üniversite Öğrencilerinin Duygu Düzenleme Güçlüğü ile Spor İlişkisinin Araştırılmasının çeşitli değişkenler açısından farklılaşacağı (yaş, cinsiyet, fakülte, spor yapma durumu, gelir düzeyi ) temel hipotezi ve spor yapan öğrencilerin duygu düzenleme güçlüğü daha azdır alt hipotezinden yola çıkarak üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüğünün spor ile ilişkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Üniversite Öğrencilerinin Duygu Düzenleme Güçlüğü ile Spor İlişkisinin Araştırılması' na yönelik veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo demografik Bilgi Formu; yaş, cinsiyet, fakülte, spor yapma durumu, aile gelir düzeyi gibi değişkenlerden oluşturulmuştur. Daha önceden geçerlilik-güvenilirliği yapılmış Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeğinde toplam 36 madde bulunmaktadır ve puanlaması 1 ile 5 arasında yapılmaktadır. Ölçeğin "Farkındalık, Açıklık, Kabul Etmeme, Strateji, Dürtü ve Amaç" olmak üzere 6 alt boyutu bulunmaktadır. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı ise , 94 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi öğrencilerinden oluşan 41224 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise; kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenmiş (n=(n=(N.𝑡𝑠𝑑,𝛼2.p.q)/((𝛼2.(𝑁−1)+(𝑡𝑠𝑑,𝛼2.𝑝.𝑞))) ve en yüksek güç için yeterli denek sayısının en az 381 olduğu tespit edilmiştir (d=0,05, α=0,05, p=0,5). Sonuç olarak; Fırat Üniversitesi'ndeki öğrencilerin duygu düzenleme güçlüğü ile spor arasındaki ilişki araştırıldığında yaş ve aile gelir durumlarında farklılaşma istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmemiştir. Cinsiyet, fakülte ve haftada kaç gün spor yapıyorsunuz durumlarında farklılaşma istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin spor yaptıkça duygu düzenleme güçlüğü çekmediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygu, Duygu Düzenleme, Üniversite, Üniversite Öğrencileri, Spor
Beden eğitimi dersi alan mesleki ve teknik anadolu lisesi öğrencilerinin duygu düzenleme güçlükleri ile sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Antakya örneği
Bu araştırmada 14-17 yaşları arasındaki beden eğitimi dersi alan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüklerini incelemek ve etkileyen faktörleri saptamak amaçlanmıştır. Bu araştırmanın örneklemini 2017-2018 öğretim eğitim yılında Hatay ilinde Antakya ilçesine bağlı rastgele yöntemle seçilmiş Serinyol Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğrenim gören 14-17 yaşlar arası değişen, 103 kadın, 231 erkek öğrenci olmak üzere toplam 334 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak öğrencilerin duygu düzenleme güçlüklerinin etkilediği düşünülen 11 değişkenden oluşan kişisel bilgi formu,. Öğrencilerin duygu düzenleme güçlüklerini ölçmek içinse 4 alt boyutu olan Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, katılımcılara uygulanan anketlerden elde edilen veriler toplandıktan sonra kodlanarak bilgisayara yüklenmiştir. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde IBM SPSS statistics 20,00 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde frekans tabloları, verilerin normal dağılıma uygunluğu için Shapiro Wilk testi, ölçek alt boyut puanı ortalamaların karşılaştırılmasında ise Student T testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. P<0,05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklere göre içsel işlevsel duygu düzenleme boyutu puanları incelendiğinde büyükşehirde doğanların, köyde doğanlara göre içsel işlevsel duygu düzenleme puanları daha yüksek olduğu gözlenmektedir (p˂0,05). Spor yapmanın kendisini olumlu yönde etkilediğini düşünenlerin içsel işlevsel duygu düzenleme puanları olumsuz yönde etkilediğini düşünenlerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p˂0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklere göre içsel işlevsel duygu düzenleme boyutu puanları incelendiğinde köyde doğanların içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme puanları şehirde doğanlardan daha yüksek saptanmaktadır (p˂0,05). Spor yapmanın kendisini olumsuz yönde etkilediğini düşünenlerin içsel işlevsel olmayan duygu düzenleme puanları olumlu yönde etkilediğini düşünenlerden daha yüksek olduğu gözlenmektedir (p˂0,05). Anne eğitim durumu lise mezunu olanların dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme puanları annesi ilkokul mezunu olanlardan daha yüksek olduğu saptanmaktadır (p˂0,05). Yapılan analizler sonucunda sporun ergenler üzerinde olumlu sonuçlar gösterdiği ve duygu düzenlemede bireylere yardımcı olduğu görülmüştür.
Ergenlerde algılanan psikolojik / duygusal istismarın duygu düzenleme ile ilişkisi
Bu çalışmada, ergenlerde algılanan psikolojik/duygusal istismarın, duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu 02.07.2021-11.08.2021 tarihleri arasında Adana Ekrem Tok Ruh Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniği'ne herhangi bir nedenle başvuran, araştırma için gönüllü olan 12-18 yaş aralığında yer alan 299 ergen oluşturmuştur. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Psikolojik İstismar Ölçeği" ve "Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; cinsiyetler arasında toplam psikolojik istismar puanı açısından farklılık saptanmamıştır. Onaltı-onsekiz yaş grubunda, sigara kullananlarda, aile ortamında fiziksel şiddet ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda algılanan psikolojik istismarın daha fazla olduğu bulunmuştur (p<.05). İçsel işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin; kız cinsiyette yer alan, lisede öğrenim görmekte olan, bedensel hastalığı olduğunu bildiren olgularda; dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin ise sigara, alkol kullanan, çekirdek aile yapısına sahip olmayan, baba eğitim düzeyi lise altı olan olgularda daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Ebeveynlerinde ruhsal hastalık bildiren, aile ortamında ve ebeveynler arasında fiziksel şiddet bildiren olgularda hem içsel hem de dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemlerinin daha sık kullanıldığı bulunmuştur (p<.05). Yıldırma/aşağılama, suça yöneltme ve reddetme/ izolasyon türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Duygusal tepkiyi vermeyi reddetme türünde algılanan psikolojik istismarın, işlevsel (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile pozitif, işlevsel olmayan (içsel ve dışsal) duygu düzenleme yöntemlerini kullanma ile negatif ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<.05). Anahtar kelimeler: Psikolojik istismar, duygusal istismar, duygu düzenleme.
48–66 aylık okul öncesi çocukların duygu düzenleme becerileri ile davranış sorunları ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48-66 aylık çocukların duygu düzenleme becerileri ile davranış sorunları ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Adana ilinde Çukurova, Seyhan ve Sarıçam ilçelerinde bulunan özel okul öncesi eğitim kurumlarındaki 48-66 aylık 342 çocuk ve bu çocukların ebeveynleri ile kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma verilerin toplanmasında ise tarama modellerinden sıklıkla kullanılan tekniklerden birisi olan anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların öğretmenlerine Kanlıkılıçer (2005) tarafından geliştirilen Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği ile Batum ve Yağmurlu (2007) tarafından geliştiren Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya dahil edilen çocukların ebeveynlerine ise Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların demokratik ve aşırı koruyucu ebeveyn tutumlarının "düşük" düzeyde, otoriter ve izin verici tutumlarının ise "orta" düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların "düşük duygu düzenleme zorluğu" olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte 48-66 aylık çocukların "yüksek duygu düzenleme becerilerine sahip" olduğu ve "düşük duygu düzenleme zorlukları" yaşadığına yönelik sonuçlar ortaya çıkmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların "değişkenlik/olumsuzluk" düzeyi ile "kavgacı-saldırgan olma" düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ancak "endişeli ağlamaklı olma, aşırı hareketli dikkatsiz olma" düzeyi arasında yüksek düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır.
Seeing with the mind's eye: how the scene changes with cognitive avoidance and emotion regulation difficulties
Autobiographical memory (AM) has certain qualities that change depending on mood, cognitive capacity, age, and organic brain function. One of those qualities, episodic detail, is studied extensively in the aging literature and in relation to different types of medial-temporal lobe distortions. On the other hand, AM specificity is highly investigated in mood and anxiety disorders. Additionally, phenomenological qualities of AM, such as vividness and vantage point, are influenced by neurological and psychiatric disorders. Although traditionally studied separately, these qualities seem to be regulated by the same underlying mechanisms which are similarly affected in both functional distorsions that accompany affective problems and structural damages that occur as a result of neurological disorders or healthy aging. The clinical science literature focuses on avoidance of negative affect as a mechanism affecting changes in memory characteristics, however, the transdiagnostic changes might be better explained by a core dysfunction that is observed in psychiatric problems more broadly. This study aimed to investigate difficulties with negative emotion regulation and avoidance in relation to AM characteristics. Data collected from 96 undergraduate students revealed that emotion regulation difficulties predicted increase in emotional details in both positive and negative memories. However, avoidance was not related to a shift in vantage point, number of episodic details or memory specificity during the recall of personal memories. These findings provide new insights into how subclinical levels of cognitive and affective processes are related to the experience of autobiographical remembering.
Mediator and moderator roles of mistake rumination, mindful awareness and emotion regulation difficulties in the association of maladaptive perfectionism and social anxiety
Social anxiety disorder is a highly prevalent and debilitating condition, and various cognitive processes, as well as maladaptive perfectionistic tendencies have been associated with the onset and maintenance of social anxiety symptoms. The present study aimed to investigate how mistake rumination; a specific form of post-event rumination is contributing to social anxiety through a two-staged moderated mediation model. Additionally, mindful awareness and emotion regulation difficulties were proposed as potential moderators in the mediation model. Three-hundred and twenty-two participants (229 females, mean age = 35.30, SD= 12.68) from a community sample completed measures of perfectionism, mindful awareness, mistake rumination, difficulties in emotion regulation, and social anxiety on an online survey platform. The data were analyzed through bias-corrected bootstrapping analyses. Mistake rumination demonstrated positive associations with maladaptive perfectionism, emotion regulation difficulties, and social anxiety, while being negatively associated with mindful awareness. Mediation analyses revealed that mistake rumination, while partially mediating the relationship between maladaptive perfectionism and the anxiety dimension of social anxiety measure, was not a significant mediator of the maladaptive perfectionism and the avoidance dimension of social anxiety. Neither of the proposed moderators were significantly interacting with the model. However, post-hoc analyses revealed that emotion regulation difficulties, while partially mediating the relationship between mistake rumination and the fear dimension; completely mediated the relationship between mistake rumination and the avoidance dimension of social anxiety. This is the first study to examine how mistake rumination is contributing to subjective experiences of social anxiety, while further supporting the transdiagnostic aspect of maladaptive perfectionism in social anxiety disorder.
The relationship between negative urgency and abnormal eating patterns: Mediator role of emotion regulation deficits and moderator role of eating expectancies
Emotional eating and external eating are abnormal eating patterns that have been defined to explain individuals' overeating tendencies. One of the significant predictors of abnormal eating patterns is negative urgency (NU), the tendency to engage in rush actions in response to negative emotions. Although NU's relation to abnormal eating patterns is well established, the mechanism of this relationship still needs clarification. Previous research suggested that emotion regulation deficits (ERD) could be a mechanism to understand NU's relation to abnormal eating patterns and eating expectancies might further increase the risk for abnormal eating patterns when combined with other risk factors. The current study explored the direct and indirect associations between NU and abnormal eating patterns and the mediator role of ERD. Additionally, the moderator role of eating expectancies in the relationships between NU and abnormal eating patterns, and ERD and abnormal eating patterns were examined. The participants were 653 Turkish adults (536 women), whose ages ranged from 18 to 68 (M= 33.15, SD=12.63). The results revealed a significant and positive association of NU with both emotional eating and external eating. Moreover, mediation analyses results showed that ERD mediated the relationship between NU and emotional eating but did not mediate the relationship between NU and external eating. Furthermore, eating expectancies only moderated the relationship between NU and emotional eating. No significant moderator effect of eating expectancies was observed for external eating. Results emphasize the importance of targeting NU, ERD, and eating expectancies in the prevention or treatment of abnormal eating patterns.
Borderline kişilik bozukluğunda duygu düzenleme ve ilk nesne ilişkileri ile ruhsal işleyişin Rorschach testindeki görünümü
Amaç: Borderline Kişilik Bozukluğu; bireyin kimlik duygusu, ilişkileri ve duygulanımında yaygın ve süreğen bir dengesizliğin hakim olduğu bir bozukluktur. Borderline hasta, bireyin ilk nesneleri olan ebeveyenlerinden elde etmesi beklenen kapsanma ve doyum alma gereksinimlerinin eksikliğinin ön plana çıktığı bir ilişki içinde yetişmektedir. Borderline hastanın ilk nesnelerinin, yeterli düzeyde olumlu bakım verme nitelikleri sağlayamadığı ve hastaların, ilk nesnelerine dair stabil içsel temsiller oluşturulmadığı görülmektedir. Duygu düzenleme güçlüğü ise, kişinin kendi duygularını bilmekte ve bu duyguları düzenlemek için hedef ve stratejiler berlirlemekte zorlanmasını yahut bu yeterlilikleri ortaya koyamamasını ifade etmektedir. Borderline hastaların objektif testlerde sergiledikleri, test sonuçlarının geçerliliğini olumsuz yönde etkileyebilen manipülatif nitelikleri bertaraf etmek amacıyla projektif bir test olan Rorschach Testi'nin kullanıldığı bu çalışmada, borderline kişilik bozukluğunda duygu düzenleme güçlüğü ile ilk nesne ilişkilerinin ve ruhsal işleyişin Rorschach Testi'ndeki görünümünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubumuz çeşitli psikiyatri kliniklerine Şubat-Ağustos 2019 tarihleri arasında başvuruda bulunan, DSM-V tanı ölçütlerine göre borderline kişilik bozukluğu tanısı konulan 37 hasta, kontrol grubu ise yarı yapılandırılmış görüşme ve test değerleri doğrultusunda normal nevrotik olarak değerlendirilen 37 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyodemoografik Veri Formu, Rorschach Testi ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) uygulanmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analiz edilmiştir. Bulgular: Borderline Kişilik Bozukluğu grubunda Duygu Düzenleme Ölçeği Toplam Puanı ve Duygu Düzenleme Ölçeğinin tüm alt boyutlarından (farkındalık, açıklık, kabul etmeme, stratejiler, dürtü, amaçlar) elde edilen puanlar kontrol grubundan anlamlı şekilde farklılaşmaktadır (p<0.05). Borderline Kişilik Bozukluğu Grubunun Rosrchach Testinde; kimliğin bütüncül algılanmasında güçlük oluşu ve bölme (splitting) savunma mekanizmasının yoğun kullanımı yanıtları (F-, Hd), ilk nesne ilişkilerinin yeterince kapsayıcı ve doyum verici olmayışı yanıtları (Deformasyon, Clobf, FClob, Anatomi), boşluğa hassasiyet yanıtları (Gbl, Dbl, Ddbl), dürtüsellik yanıtları (Kob, FCI ), sınır problematiği yanıtları (Kontaminasyon, Konfabülasyon, (H), Anatomi), kontrol grubunun yanıtlarından anlamlı şekilde farklılaşmaktadır (p<0.05). Rorschach Testi'nde ilk nesne ilişkilerinin yeterince kapsayıcı ve doyum verici olmayışı yanıtları ile Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Rorschach Testi'nde borderline kişilik bozukluğuna dair yanıtlar ile Duygu Durum Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Arasında arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Rorschcah Testi yanıtları olan clobf, fclob, kop, dd, dbl, ddbl, ef, ban'ın duygu düzenleme güçlüğü ölçeğini yordadığı ve adı geçen değişkenlerin birlikte duygu düzenleme güçlüğü varyansının %60'ını oluşturduğu belirlenmiştir (p<0.05). Borderline kişilik bozukluğu grubu tarafından verilen clobf, fclob, kop, dd, dbl, ddbl, ef, ban yanıtları ise düzenleme güçlüğü varyansının %50'sini oluşturmaktadır (p<0.05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda Borderline kişilik bozukluğu ile duygu düzenleme güçlüğü arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Borderline Kişilik Bozukluğu, Duygu Düzenleme Güçlüğü, İlk Nesne, Rorschach Testi.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaşları arasında olan, İzmir'de yaşayan, 212 kadın (% 54,4) ve 178 erkek (% 45,6) 390 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışları Anketi (HYDA) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler, Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Psikolojik belirtiler ve duygusal yemeyi yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarş̧ik regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme güçlüğü, duygusal yeme ve psikolojik belirtiler değişkenlerinin ilişkili olduğunu göstermiştir. Cinsiyet açısından kopukluk, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alt boyutlarında, farkındalık ve hedefler duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarında, duygusal yeme puan ortalamalarında ve psikolojik belirtiler anksiyete alt boyutu puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda; zedelenmiş otonomi, kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönemlilik ve yüksek standartlar ve açıklık, stratejiler ve dürtü alt boyutlarının psikolojik belirtileri anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir hiyerarşik regresyon analizinde; zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, yüksek standartlar ve kabul etmeme ve hedefler dürtü alt boyutlarının duygusal yeme davranışının anlamlı yordayıcıları oldukları görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Duygusal Yeme, Dışsal Yeme, Kısıtlayıcı Yeme, Psikolojik Belirtiler
6 şubat depreminde kayıp yaşayan bireylerin suçluluk duyguları üzerinde öz şefkat ve duygu düzenleme güçlüğünün yordayıcı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada, kayıp yaşayan yetişkinlerin suçluluk duyguları üzerinde öz şefkat ve duygu düzenleme güçlüklerinin yordayıcı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye'de gerçekleşen depremlerde kayıp yaşayan 450 yetişkin katılımcı (311 kadın, 139 erkek) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yas ve Suçluluk Ölçeği – Türkçe Formu, Öz Şefkat Ölçeği – Kısa Formu ve Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği – Kısa Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 22.0 ile AMOS 24 paket programları kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, duygu düzenleme güçlüklerinin yas ve suçluluk üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Öz şefkat ve duygu düzenleme güçlükleri düzeyinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği; öz şefkat düzeyinin erkek katılımcıların lehine anlamlı farklılık göstermekteyken duygu düzenleme güçlükleri düzeyinin kadın katılımcıların lehine anlamlı şekilde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Çoklu kayıp yaşayan bireylerin, yaşamayan bireylere göre duygu düzenleme güçlüğü düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Yakın aile kaybı yaşayan bireylerin yas ve suçluluk düzeylerinin, akraba kaybı yaşayan ve yakın olmayan bir kesimden kayıp yaşayan kişilere göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulgusu elde edilmiştir. Yas ve suçluluk toplam puanları ile öz şefkat toplam puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki elde edilirken, duygu düzenleme güçlükleri toplam puanları ile arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulgusu elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve gelecek çalışmalar için uygulamacılar ve araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.