Ekokardiyografi

171 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı akut alevlenmelerinde sağ kalp fonksiyonlarının ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)'ın atak döneminin başta sağ kalp olmak üzere kalbin anatomik ve fonksiyonel değişiklikleri üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmaya hastanemiz göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran 30 KOAH atak ve 30 kontrol hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, solunum fonksiyon testleri sonuçları, ekokardiyografi bulguları değerlendirildi. KOAH atak hastalarının 2.-3. haftalar esnasında kontrol solunum fonksiyon testi ve ekokardiyografik bulguları tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda KOAH'lı hastaların yaş ortalaması62,6±11,6 yıl, olup; hastaların %63,3'ü erkekti. Vaka ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, BMI, meslek,sigara içiciliği, komorbidite açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,923; p:1,000; p:0,056; p:0,839; p:0,842; p:1,000). Sigara içme sıklığı, KOAH'lı grupta yüksek saptandı (p:0,003).Gruplar arasında aort kökü, asendan aorta çapı, IVSD, LVPWD, mitral yetmezlik derecesi, aort kapağı yetmezlik derecesi, pulmoner yetmezlik derecesi, triküspüt yetmezlik derecesi, TAPSE, FAC, RV E', RV A' ve RV S' açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,986; p:0,680; p:0,883; p:0,720; p:0,738; p:0,338; p:0,600; p:0,690; p:0,669; p:0,886; p:0,402; p:0,927; p:0,619). KOAH grubunda LA,LVSSÇ, LVDSÇ, PAB, RV anlamı olarak büyük (sırasıyla p:0,001;p:0,002; p:0,002; p:0,008; p:0,000). EF, RA anlamlı olarak küçük saptandı (sırasıyla p:0,036; p:0,006).KOAH hastalarında PAB'ın atak döneminde arttığı(p:0,022);TAPSE ve FAC'ın anlamlı olarak azaldığısaptandı (sırasıyla p:0,017; p:0,001). Sonuç: KOAH akut atak döneminde anatomik değişiklikler olmazsa da, PAB'ın atak döneminde arttığı, TAPSE ve FAC'ın atak döneminde azaldığısaptandı. Bu durumun kronik dönemde olan değişikliklerin temelini oluşturduğu kanısındayız. Anahtar kelimeler:KOAH alevlenme, sağ kalp fonksiyonları

Akciğer hastalıkları-obstrüktifEkokardiyografiKalp fonksiyon testleri+2
Nuran Çelik
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik maligniteli hastalarda akut febril nötropenik atak sırasında ve sonrasında kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesi

Febril nötropeni atakları (FNA), enfeksiyonlar ve sepsis; maligniteli çocuklarda özellikle yoğun kemoterapi protokollerinin uygulanması sonrasında en sık karşılaşılan komplikasyonlardandır. Biz çalışmamızda FNA sırasında kardiyak disfonksiyon olup olmadığını araştırdık. Çalışmamıza 36 febril nötropeni atağı (%41,7'si (n=15) kadın ve %58,3'ü (n=21) erkek) dahil edilmiştir. FNA'ların kardiyak değerlendirmesi; atağın 1. ve 7. günlerinde 2 boyutlu, M mode, doku Doppler ve pulsed-wave ekokardiyografi (EKO) ile sistolik ve diyastolik fonksiyonların ölçülmesi ile yapıldı ve 1., 3. ve 7. günlerde ölçülen inflamasyon belirteçleri (CRP, prokalsitonin) ve kardiyak biyomarkerlar ile (Troponin T, CK-MB, NT-proBNP) ilişkileri araştırıldı. EKO incelemelerinde diyastolik disfonksiyonu gösteren transmitral A (67,76±16,73 cm/sn'den 59,58 ± 12,58 cm/sn'e), transtriküspit A (54,60±12,38 cm/sn'den 48,46±11,97 cm/sn'e) ve triküspit anulus A' velositelerinin (14,53±6,87 cm/sn'den 11,07±4,09 cm/sn'e) 1. günden 7. güne anlamlı olarak gerilediği görüldü (p<0,05). Nötropenik ateşi 48 saatten kısa süren grupta 1. gündeki mitral anulus E/E' oranı (5,77 ± 1,23), 48 saatten uzun süren gruba göre (6,82 ± 1,79) anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). İlk 24 saat içerisinde CRP değeri ile; Mitral A', Septal E', Septal A' ve Septal S velositeleri arasında anlamlı bir negatif korelasyon olduğu görüldü. Üçüncü günde CRP ve prokalsitonin düzeyleri ile NT-proBNP düzeyi arasında anlamlı bir pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak, FNA'da özellikle ateş yüksekliğinin ve inflamasyonun yoğun görüldüğü ilk 24 saatteki ekokardiyografi bulgularımızın, diyastolik disfonksiyonun erken evresi olan bozulmuş relaksasyonun varlığını işaret ettiği saptandı. NT-proBNP düzeylerinin bu diyastolik etkilenmeyi, bir laboratuvar bulgusu olarak yansıtabileceği düşünüldü.

DiastolEkokardiyografiFebril nötropeni+7
Ali Tugay Çelik
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olmayan ancak yüksek CHA2DS2-VASc skoruna sahip kişilerde sol atriyal ekokardiyografi parametrelerinin değerlendirilmesi

CHA2DS2-VASc skoru atriyal fibrilasyonlu hastalarda emboli riski ve antikoagülan kullanım gerekliliğini belirlemede kullanılır. Atriyal fibrilasyon oluşum ve devamlılığında atriyumların fonksiyonel ve yapısal yeniden şekillenmesi etkilidir. Ekokardiyografi ile sol atriyum çapı, alanı, volümleri ve strainleri tespit edilerek CHA2DS2-VASc skoru yüksek ancak henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş hastalarda atriyal disfonksiyon erken tespit risk faktörlerinin erken ve etkin kontrolü ile atriyal fibrilasyon prevalans ve morbiditesinin azaltılması sağlanabilir. Çalışmamıza atriyal fibrilasyonu olmayan 149 hasta dahil edilerek; CHA2DS2-VASc skoru 2-4 ve >4 olarak gruplara ayrıldı; sol atriyum boyut, alan, volüm, fazik fonksiyonları ve strainleri karşılaştırıldı. CHA2DS2-VASc parametrelerin tamamı, kadın cinsiyet hariç, CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta daha sıktı(p<0,05). Skoru yüksek grupta sol atriyum çapları, volüm, volüm indeksi ve alanları, LAVmaks, LAVpreA, LAVmin daha yüksek; fazik fonksiyonu gösteren LA total ve aktif boşalma fraksiyonu ise daha düşüktü (p<0,05). Strain bulguları PALS, LAScd, LAsct CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta azalmış; sol atriyal stiffnes'ı gösteren LAst ise artmış bulundu (p<0,05). CHA2DS2-VASc skoru ile LA çapı, LA volüm ve LAst arasında pozitif yüksek dereceli korelasyon mevcut iken PALS ve LAScd ile negatif orta dereceli korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak CHA2DS2-VASc skoru günlük pratikte hızlıca hesaplanabilen embolik risk skorlama sistemi olup; sol atriyum boyut ve fonksiyonunu belirlemede kullandığımız ekokardiyografik parametreler ile birlikte değerlendirildiğinde farklı cinsiyet, yaş ve hasta gruplarında prognostik ve olası sonlanımlarla ilgili öngördürücü bilgiler elde edebiliriz. CHA2DS2-VASc skoru ile yüksek korelasyon gösteren parametreler LA çapı, LA volümü ve LAst olup; henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş CHA2DS2-VASc skoru yüksek hasta gruplarında atriyal yeniden şekillenmeyi ön görmek istediğimiz durumlarda klinik pratikte kullanmak fayda sağlayabilir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyum+5
Ezgi Çamlı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyabetik bireylerin sol atriyum volüm ve fonksiyonlarının 3 boyutlu ekokardiyografi ile değerlendirilmesi ve Nt-proANP düzeyleri ile ilişkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç:Diabetes Mellitus (DM) insülinin salgılanmasındaki ve etkisindeki defektlerden ya da ikisinin kombinasyonundan kaynaklanan kronik hiperglisemi ile kendini gösteren metabolik bir hastalıktır. Kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi prediyabetik olarak tanımlanır. Prediyabet ise Tip 2 diyabete adaylık durumudur. Prediyabetik dönemde dahi kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan bireylere 1.5 kat daha fazladır.Sol atriyum (SA) volüm değişiklikleri prognostik öneme sahiptir. SA volüm ve mekanik fonksiyonlarının sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonları başta olmak üzere kardiyomiyopati, hipertansiyon, kapak hastalıkları ve aritmiler gibi gibi durumlardan etkilendiği, majör advers kardiyak olaylar olan atriyal fibrilasyon, kalp yetmezliği, inme ve ölüm ile ilişkili olduğu ve sonuçta mortalite ve morbiditenin önemli bir göstergesi olduğu bilinmektedir. 3 boyutlu ekokardiyografi (3D EKO) SA volüm ve fonksiyonlarını değerlendirirken doğru ölçümler sağlaması nedeniyle klinik kullanımda ön plana çıkmıştır.Atriyal Natriüretik Peptid (ANP) kalp atriyumuna ait kas hücrelerinde sentez edilerek plazmaya salınan kuvvetli natriüretik, diüretik ve vazoaktif özellikleri olan bir peptid hormondur. Atriyal çapta artışın olduğu durumlarda ANP sistemi aktive olur. ANP konsantrasyonundaki artış atriyal distansiyonun derecesiyle orantılıdır. Kan şekeri düzeyi ile, plazma ANP düzeyleri arasında pozitif korelasyon vardır. Aşikar diyabetik hastalarda plazma ANP düzeyleri artmaktadır. ANP konsantrasyonundaki artış atriyal distansiyonun derecesiyle orantılı olduğundan, ANP SA basınç ve volüm değerlendirilmesinde kullanılan bir belirteçtir.Ekokardiyografik görüntü kalitesindeki artışlara paralel olarak son yıllarda 3D EKO kullanıma girmiştir. İki boyutlu olarak elde edilen görüntülerin üç boyutlu rekonstrüksiyonuna dayanan 3D EKO istenen düzlemden kalbe üç boyutlu bakılabilmesini sağlar. Ayrıca kalbin 2D EKO ile elde edilemeyecek düzlemsel kesitlerinin alınmasına da olanak vermektedir. Rutin klinik kullanımda yerini alan 3D EKO; 2D EKO'ya göre kalp kavitelerinin değerlendirilmesinde ve analizinde çok sayıda avantaja sahiptir. Volumetrik görüntüleme ise 3D EKO'nun en büyük avantajıdır.Bizim bu çalışmadaki amacımız 3D EKO ile prediyabetik bireylerde SA volüm ve mekanik fonksiyonlarını değerlendirip bu parametrelerin N-terminal pro-Atriyal Natriüretik Peptid (NT-proANP) ile ilişkisini araştırmaktır.Materyal ve Metod:Çalışmaya; kardiyak öyküsü, risk faktörüi kardiyak yakınması olmayan ve endokrinoloji kliniğinde yapılan OGTT sonucunda prediyabet saptanan 41 hasta (17 kadın, 24 erkek) ile 43 sağlıklı kontrol (16 kadın, 27 erkek) olmak üzere toplam 84 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylerin rutin biyokimyasal tetkikleri yanında boy uzunluğu, vücut ağırlığı, BMI, VYA ve tansiyon değerleri ölçüldü. Çalışmaya katılan tüm bireylerin klinik ve ekokardiyografik değerlendirilmesi yapıldı. 2D ekokardiyografik incelemede EF, SA çapı, E, A, E/A oranı, DZ, Em, Am, E/Em oranı, Em/Am oranı, İVGZ, İVKZ, S ve EZ ölçümleri gerçekleştirildi. 3D EKO ile SA volüm ve mekanik fonksiyon parametreleri olan SA en büyük volümü (Vmaks), SA en küçük volümü (Vmin), SA atriyal kontraksiyon öncesi volümü (VpreA), SA aktif atım volümü (ASV), SA total atım volümü (TSV), SA aktif boşalma fraksiyonu (AEF), SA total boşalma fraksiyonu (TEF), SA pasif boşalma fraksiyonu (PEF), SA ekspansiyon indeksi (Eİ) ve SA volüm indeksi (SAVİ) değerleri hesaplandı. Ayrıca her iki grubun plazma NT-proANP düzeyleri ölçüldü. NT-proANP düzeyleri ile ile SA volüm ve mekanik fonksiyon parametreleri arasındaki ilişki araştırıldı.Bulgular:Her iki grup arasında yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, BMI, VYA yanında diğer klinik ve demografik özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Her iki grup arasında EF açısından da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Prediyabetik grubun E/A, Em/Am ve İVGZ değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olup, bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). DZ, EZ, E/Em, İVKZ ve S değerleri ise kontrol grubuna ile karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). SA volüm ve mekanik fonksiyonları 3D EKO ile incelendiğinde Vmaks, Vmin ve VpreA volüm değerleri prediyabetik grupta daha yüksek olup iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,001, p=0,002, p<0,001, sırasıyla). ASV, TSV, AEF yüzdeleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında prediyabetik grupta anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001, p<0,001 ve p=0,006, sırasıyla). PEF yüzdesi ise anlamlı olarak hasta grubunda daha düşük saptandı (p=0,003). EI ve TEF açısından ise her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (p>0,05). Hasta grubundaki NT-proANP değerleri kontrol grubuna göre yüksek olup bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). Korelasyon analizinde özellikle NT-proANP ile Vmaks, Vmin, VpreA pozitif yönde korelasyon izlendi (r=0,352, r=0,563, r= 0,504, sırasıyla). TEF VE PEF yüzdeleri ile NT-proANP arasında ise negatif yönde korelasyon olduğu gözlendi (r=-0,522, r=-0,349, sırasıyla).Sonuç:Prediyabetik hastalarda konvansiyonel ekokardiyografiye göre daha hassas bir yöntem olan 3D EKO ile SA volüm ve mekanik fonksiyonlarını gösteren volüm parametre değerlerinin bozulduğu gösterildi. Ayrıca, NT-proANP düzeylerinin prediyabetiklerde artttığı gösterildi ve NT-proANP'nin SA volümleri ve mekanik fonksiyon parametreleri ile ilişkisi gösterildi. Prediyabetik hastalarda SA volüm ve mekanik fonksiyonlarının olumsuz olarak etkilenmesi, kardiyak yapısal bozulma sürecinin henüz aşikar diyabet oluşmadan önce başlamış olduğuna işaret etmektedir. Erken dönemde saptanabilecek benzer bulgular ışığında diyabetik kardiyomiyopatiye yönelik tedavilerle ilerde gelişebilecek klinik kalp yetmezliği önlenebilir veya en azından geciktirilebilir. Bu noktada NT-proANP'nin bu hasta grubunda kullanılabilecek noninvaziv bir tarama belirteci olarakta kullanılabileceğini düşünmekteyiz. 3D EKO SA volüm ve mekanik fonksiyonlarını değerlendirmede duyarlı, kolay uygulanabilir, noninvaziv ve güvenilir bir yöntemdir. Fakat görece yeni bir teknik olduğundan bazı parametrelerin standardı henüz oluşturulamamıştır. Bu noktada 3D EKO ve NT-proANP kombinasyonu ile daha büyük çalışma gruplarında yapılacak kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu açıktır.

Atriyal fonksiyonAtriyal natriüretik faktörAtriyum+2
Ferhat Eyyüpkoca
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner kollateral dolaşımı olan hastalarda, kollateral dolaşımın derecesi ile atriyal elektromekanik gecikme ve p dalga dispersiyonu arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Koroner kollateral dolaşım (KKD) büyük epikardiyal koroner arterlerde ciddi darlık gelişmesi halinde aktive olarak perfüzyonu sürdürmeye çalışan vasküler kanallardan oluşur. İyi gelişmiş KKD varlığı miyokardı iskemik hasardan koruyabilir ve koroner arter hastalığı prognozunu iyileştirebilir. Miyokardiyal iskeminin kardiyak instabiliteye yol açabileceği bilinmektedir. Bu çalışmada, Rentrop sınıflaması ile derecelendirilen KKD derecesi ile atriyal fibrilasyonun öngördürücüleri olarak kabul edilen elektrokardiyografik olarak ölçülen maksimum ve minimum P dalga süreleri, P dalga dispersiyonu (PDD); ekokardiyografik olarak ölçülen inter ve intra-atriyal elektromekanik gecikme (AEMG) süreleri arasında ilişki olup olmadığının saptanması amaçlandı. Metod: KKD ve sol sirkümfleks veya sağ koroner arterlerin birinde proksimal ?%95 darlık mevcut 70 hasta (35 iyi kollateral gelişimi olan, 35 kötü kollateral gelişimi olan); ayrıca koroner anjiyografi sonucu normal koronerler saptanan 35 birey çalışmaya dahil edildi. Kollateral derecelendirmesi Rentrop sınıflamasına göre yapıldı. Rentrop 0-1 kollateral gelişimi kötü kollateral, Rentrop 2-3 kollateral gelişimi iyi kollateral gelişimi olarak sınıflandırıldı. Tüm katılımcıların elektrokardiyografi ile maksimum ve minimum p dalga süreleri ve PDD, ekokardiyografi ile inter ve intra- AEMG süreleri değerlendirildi. Bulgular: Demografik ve temel ekokardiyografik özellikler bakımından üç grup arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Kötü kollateral gelişimi olan grupta maksimum ve minimum P dalga süreleri (p<0,001), PDD (p<0,001), inter-AEMG (p<0,01), sol intra-AEMG (p<0,05) ve sağ intra-AEMG (p<0,001) süreleri anlamlı olarak diğer gruplara kıyasla uzundu. Post-hoc analizde, iyi kollateral gelişimi olan grup kontrol grubu ile kıyaslandığında maksimum ve minimum P dalga süreleri, PDD, inter-AEMG) ve sol intra-AEMG süreleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç: İyi kollateral gelişimi, kronik koroner arter hastalarında atriyal fibrilasyon gelişimi açısından koruyucu olabilir. Kötü kollateral gelişimi olan hastalar muhtemel atriyal fibrilasyon gelişimi için değerlendirilmelidir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonEkokardiyografi+5
Yılmaz Ömür Otlu
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mitral anüler kalsifikasyonu olanlarda sol atrial volümün gerçek zamanlı üç boyutlu ekokardiyografi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: MAK, mitral kapağı destekleyen fibröz halkada meydana gelen kronik, dejeneratif bir süreçtir. Yapılan küçük ölçekli birçok çalışmada MAK; kalp yetmezliği, KAH ve endokarditile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca kardiyovasküler mortalite belirleyicisi olarak bildirilmiştir. SA fonksiyonları ve volümü birçok metod ile değerlendirilebilmektedir. Fakat bu yöntemlerin kendilerine ait sınırlayıcı özellikleri bulunmaktadır. 3D-EKO; SA volüm değişimini göstermekte kullanıma girmiş yeni bir yöntemdir. SA volüm değerlendirmesinde altın standart olan MRI ile korele sonuçlar elde edilebilmektedir. Çalışmamızda MAK saptanan hastalarda SA mekanik fonksiyonlarını 2D-EKO?ya üstünlüğü kanıtlanmış olan 3D-EKO ile değerlendirdik. Materyal ve Metod: Çalışmaya çekilen EKO?da normal SV sistolik fonksiyonlarına sahip ve MAK saptanan 30 hasta (16 erkek, 14 kadın) ve sağlıklı 30 (19 erkek, 11 kadın) gönüllü kontrol gurubu olmak üzere toplam 60 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylerin detaylı anamnezleri alındı ve fizik muayeneleri yapıldı. SV?ün sistolik ve diastolik fonksiyonlarının göstergeleri olarak SV EF, PWD ve DDG kayıtları ile E dalgası, A dalgası, E/A oranı, İGZ, İKZ, DZ ölçümleri alındı. SA fonksiyonu göstergeleri olan Vmax, Vmin, PreA, TSV, ASV, EI, TEF, TEF, AEF, SAVİ değerleri ölçüldü. Bulgular: Her iki grup arasında yaş, cinsiyet, BMI ve diğer demografik özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. E dalgası, E/A oranı, Em, Em/Am oranı MAK?lı hastalarda daha düşük saptandı. DZ, E/Em, IGZ hasta grubunda daha yüksekti. 39 Bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlıydı. SA Vmaks, Vmin, VpreA MAK grubunda daha yüksekti (p<0,001). Guplar arasında 3D EKO ile değerlendirilen TSV, ASV, EI, TEF, TEF, AEF, SAVİ istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Yaş ile SAVİ ve Vmax arasında pozitif korelasyon izlendi (r=0,404,r=0,365 sırasıyla). Sonuç: MAK hastalarında SA fonksiyonlarını 3D-EKO yöntemi değerlendirmeği amaçladığımız bu çalışmada SA fonksiyon parametrelerini kontrol gurubuna göre farklı bulduk. Bunun sebebi hastalardaki SV diastolik disfonksiyona bağlı olabilir. Çeşitli hastalık gruplarındamortalite ve morbidite artışına sebep olduğu bilinen SA mekanik fonksiyon bozukluğunu MAK?ı olan hastalarda 3D-EKO ile gösterdik. Sonuç olarak MAK saptanan hastalarda da SA fonksiyon bozukluğu mortalite ve morbidite artışına neden olabilir.

Atriyal fonksiyonEkokardiyografiMitral kapak+1
Adil Bayramoğlu
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektrokardiyografide QRS fragmantasyonu ve ekokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi olan hipertansif hastalarda FGF-23 düzeylerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada ekokardiyografide sol ventrikül hipertirofisi (SVH) olan hipertansif hastalardan elektrokardiyografi (EKG)'de fragmante QRS (fQRS) olan ve olmayan olgular arasında fibroblast büyüme faktörü 23 (FGF23) düzeylerinin ve diğer klinik parametrelerin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları ve Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Eylül 2023-Kasım 2023 tarihleri arasında yapılan ekokardiyografisinde SVH saptanan 104 hipertansif hasta bu vaka kontrol çalışmasına alınmıştır. Olgular elektrokardiyografisinde fQRS saptanan 55 (%52,9) vaka ve saptanmayan 49 (%47,1) vaka olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bulgular: Olguların %66,3'ü kadındı ve yaş ortalaması 58,39 ± 11,73 yıldı. Olguların FGF23 ortalaması 758,46 ± 205,41 pg/mL idi. EKG'de fQRS saptanmayan olgular ile karşılaştırıldığında, EKG'de fQRS saptananlarda FGF23 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek (672,46 ± 223,1'e karşı 835,07 ± 153,45, p<0,001), E/A oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktü (0,96 ± 0,08'e karşı 0,91 ± 0,12, p = 0,012). FGF23 düzeyi EKG'de fQRS varlığını ideal olarak >855,83 pg/mL kesim noktasında %60,0 sensitivite ve %77,6 spesifite ile (EAKA: 0,731 [%95 GA: 0,635 – 0,827], p<0,001), E/A oranı ise <0,95 kesim noktasında %41,8 sensitivite ve %80,9 spesifite ile (EAKA: 0,618 [%95GA: 0,510 – 0,727]) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde öngörebiliyordu. EKG'de fQRS saptanan ve saptanmayan olgu grupları arasında diğer parametreler bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sonuçlar: Bu çalışmada EKG'de fQRS saptanan hipertansif SVH olgularında FGF23 düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı. Dolaylı olarak saptanan bu sonuç doğrultusunda FGF23 artışının miyokardiyal fibrozisin potansiyel bir göstergesi olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: QRS Fragmantasyonu, Sol Ventrikül Hipertrofisi, Hipertansiyon, Fibroblast Growth Factor-23

EkokardiyografiElektrokardiyografiFibroblast büyüme faktörü+3
Berkant Bebek
Hitit University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Canine visceral leismaniasis'in farklı evrelerinde ekokardiyografik incelemeler ile kardiyak troponin ı, d-dimer ve nt-probnp düzeylerinin değerlendirilmesi

Araştırmanın hayvan materyalini 28' i visceral leishmaniasis'li (VL), 7' si sağlıklı olmak üzere beş gruba ayrılan toplam 35 köpek oluşturdu. VL ön tanısı, hastalıkla uyumlu klinik bulgulardan bir ya da birkaçını gösteren köpeklerin hızlı ELİSA prensibiyle çalışan test kitleri ve İmmun floresan antikor testi (İFAT) ile konuldu. VL tanısı konulan köpekler serolojik, klinik bulgular ile hematolojik ve biyokimyasal bulgular temelinde Leishvet Grubu tarafından bildirilen şekilde evrelendirilerek 4 farklı gruba (n=7) ayrıldı. Bu bağlamda araştırma grupları; 1. grup: evre I (hafif şiddetli olgular), 2. grup: evre II (orta şiddetli olgular), 3. grup: evre III (şiddetli olgular), 4. grup: evre IV (çok şiddetli olgular) ve 5. grup: sağlıklı kontrol şeklinde oluşturuldu. Evrelerine göre gruplandırılan VL'li ve sağlıklı köpeklerin 2 boyutlu M ve B mode ekokardiyografik incelemeleri gerçekleştirildi. Alınan kan örneklerinde evrelemeye ve kardiyak hasara ilişkin hematolojik ve biyokimyasal parametreler, idrar örneklerinde protein/kreatinin oranları (İPK) ölçüldü. Elde edilen verilerin karşılaştırması ve korelasyonlarının belirlenmesinde geçerli istatistiksel yöntemler kullanıldı. Klinik bulgular değerlendirildiğinde farklı gruplarda değişen sayıda olguda yüksek vücut sıcaklığı, lenfodenopati, kilo kaybı, onikogripozis, hipotrikozis, perioküler alopesi, deri lezyonları ve/veya epistaksis gözlemlendi. Çalışmanın V. grubundaki olgularda Leishmaniasise karşı ait üretilen herhangi bir Ig G antikor titresine rastlanılmamıştır. I. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/64 iken, II. ve III. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/128-1/512 arasında değişim göstermekteydi. IV. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/1024 ile 1/16000 arasında titrasyon basamaklarına sahipti. Ortalama (± standart sapma) lökosit (WBC) değerleri açısından kontrol grubu (V.) ile diğer gruplar arasında (P=0.049), ortalama (± standart sapma) eritrosit (RBC) değerleri açısından evre III ve evre IV ile diğer gruplar arasında (P=0.001) belirgin farklar mevcuttu. Ortalama (± standart sapma) hemoghlobin (HGB) değerleri açısından evre I ile evre III ve evre IV arasında (P=0.008), ortalama (± standart sapma) hematokit (HCT) değerleri açısından evre I ile diğer evrelerdeki gruplar arasında (P=0.001); ortalama (± standart sapma) Ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) değerleri açısından evre I ile evre III ve IV arasında (P=0.046) belirgin farklar mevcuttu. Serum kreatinin düzeylerinde ortalama (± standart sapma) serum biyokimyasal değerleri açısından evre IV ile evre I, II ve grup V arasında (P=0.008), serum total protein düzeylerinde, evre IV ile evre I, III ve grup V arasında (P=0.002), serum albümin düzeylerinde, evre IV ile evre I ve II arasında belirgin farklılıklar (P=0.004) belirlendi. Leishmaniasis ile enfekte (I.-IV.) grupların ve kontrol grubunun (V.) ekokardiyografi (EKO) muayenesinde LA/Ao (ortalama ± standart sapma) değerleri açısından evre IV ile diğer gruplar arasında belirgin (P=0.003) fark mevcuttu. İncelenen diğer parametrelerde [fraksiyonel kısalma (FS), ejeksiyon fraksiyonu (EF), sol ventriküler iç çap sistol (LVIDs) ve sol ventriküler iç çap diastol (LVIDd)] bireysel manada istatistiksel olmayan farklılıklar mevcut olsa da, genel değerlendirmede gruplar arası farklılık saptanamadı. Kardiyopulmoner belirteçler ele alındığında ortalama (± standart sapma) değerleri açısından cTnI düzeylerinde V. grup ile evre IV arasında ve evre I ile evre IV arasında (P=0.018), D-dimer düzeylerinde V. grup ile evre II, III ve IV arasında (P<0.01) ve N-terminal pro-beyin natriüretik peptid (NT-proBNP) düzeylerinde V. grup ile evre III ve IV arasında ve evre I ile evre III ve IV arasında belirgin farklılıklar (P<0.01) belirlendi. Kontrol grubu sağlıklı olguların tamamında idrarda kreatitinin proteine oranı (İPK) değerlerinin üst referans aralık olan 0,1'in altında olduğu saptanmıştır. İPK değerlerinin çalışmanın I. grubundaki olgularda <0,1-0,3, II. grubunda 0,5-1, III. grupta 2-3, IV. grubunda 5-10 arasında değişim göstermekte olduğu saptandı. Sonuç olarak Leishvet Çalışma Grubunun serolojik (İFAT titreleri ile hızlı ELİSA testleri), klinik ve laboratuvar bulguları [özellikle total protein (TP), albümin (ALB) ve İPK) değerlendirildiğinde 4 farklı grupta (evre I-IV) yer alan olgularımızda ekokardiyografik [sol atriyal genişleme LVIDs'de artma/azalma, LVIDd'de artma/azalma, FS'de ve EF'de azalma (sistolik disfonksiyon)] ile D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak troponin I (cTnI) seviyesindeki artışların CVL'li köpeklerde dikkate alınması gerektiği söylenebilinir. VL'li köpeklerde intravital diyagnoza katkı sağlayan kardiyak değişikliklerin üzerinde önemle durulması ve gerekli ilave sağaltım protokollerinin uygulanması fayda sağlayabilir.

D-dimerEkokardiyografiHayvan hastalıkları+4
Canberk Balıkçı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım takibindeki pnömoni tanısı alan hastalarda diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Merkezimizde pnömoni tanısı ile yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların demografik verilerinin, biyokimyasal parametrelerinin, diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin diğer değişkenleri ile ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma; 01.03.2019- 01.03.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi 16 yataklı İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde yatmakta olan 18 yaş üstü 63 hasta (pnömoni tanısı bulunan hastalarda) üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu ShaphiroWilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan değişkenlerin iki grupta karşılaştırılmasında Mann whitney U testi kullanılmıştır. Sağkalım sürelerinin hesaplanmasında Kaplan Meier yöntemi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 70 olup %54'ü (35) erkek ve %46'sı (29) kadındı. Ek hastalık olarak çalışma grubunun %31,7'sinde hipertansiyon (HT), %25,4'ünde diyabetes mellitus (DM) %36,5'inde koroner arter hastalığı (KAH) saptandı. Sağ olan hastalar ile sol ventrikül diyastol sonu çapı (LVEDD) ve sol ventrikül sistol sonu çapı (LVESD) yüksekliği arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p:0,215), (p:2,029). İnotrop tedavi almıyor olmak ile düşük SMARTCOP skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0,015). KAH olmayan hastalarda A' dalgası hızı yüksek E/A oranı ise düşük bulundu (p:0,027), (p:0,046), Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme 2 skoru (APACHE2) ile LVEDD arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon izlenmiştir (r: -0,295), (p:0,019). Ortalama sağkalım 1 aylık %54.8 olup 1 yıllık sağkalım %30,6 olarak tespit edildi. Sonuç: Genel sonuçlara bakıldığında hastalarda DM varlığı, brain natriüretik peptit (proBNP) düzeyi ve hastanede kalma süreleri ile diyastolik kalp yetmezliği parametreleri arasında ilişki bulunamadı. Hastaların yaşıyor olması ile E deselerasyon zamanı artması ve A dalgasının hızının artması arasında anlamlı ilişki bulundu. Diyastolik dolumun restriktif tipinde ve anormal relaksasyonda E deselerasyon zamanı kısaldığı için bu sürenin uzaması sağkalım ile ilişkili olarak değerlendirildi. Septal S' dalga hızının ve E/A oranının artması ile invaziv mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç olmaması arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Hastalarda diyastolik kalp yetmezliği ile ekokardiyografi parametreleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, diyastolik kalp yetmezliği, ekokardiyografi, SMARTCOP skoru

DiastolEkokardiyografiKalp hastalıkları+5
Anıl Göçer
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Merkezimiz çocuk kardiyoloji bölümünde izlediğimiz sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanılı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Nonkompaksiyon kardiyomiyopati (NKKMP) miyokardın intrauterin gelişim sürecinde duraksama sonucu, embriyojenezin erken döneminde görülen belirgin ventriküler trabeküler yapının doğum sonrası ve erişkin dönemde kalıcı olmasıyla karakterize ve nadir görülen bir kardiyomiyopati olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı poliklinik ve kliniklerinde sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanısıyla, 1 Ekim 2014 – 1 Ekim 2019 tarihleri arasında takip edilmiş olan 50 olgu taranmış olup olguların tanı yaşı, cinsiyet dağılımları, başvuru semptomları, etiyolojik dağılımları, eşlik eden hastalıklar, ekokardiyografi, Holter ve anjiyografi sonuçları, aldıkları medikal ve girişimsel tedaviler, tedavi süre ve tedaviye yanıtları ile prognozları değerlendirildi. Çalışma grubunu oluşturan olguların %54'ü (n:27) erkek, %46'sı (n:23) kızdır ve tanı yaşı medyan: 7 ay, minimum: 0,1 ay, maksimum: 180 ay olarak hesaplanmıştır. Olguların %8'i (n:4) asemptomatik olup en az bir semptomu olan hastaların ise; %68'inde üfürüm (n:34), %38'inde (n:19) solunum sıkıntısı, %28'inde (n:14) kardiyomegali mevcuttur. Asemptomatik hasta gözlenme sıklığı 2 yaş üstü hastalarda daha yüksektir (p=0,032). Hastaların takip sürelerinin medyanı 47 ay olup, minimum 1 ay ve maksimum 156 ay olduğu görülmüştür. Halen devam eden hastalığı olan hasta sayısı 46 (%92) olup, çalışmadaki hastaların 4'ü (%8) yaşamını yitirmiştir. Sonuç olarak; çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler, NKKMP'li hastaların tanı, takip ve tedavi süreçlerine yol gösterici olması açısından önemlidir. Ekokardiyografi bu hastaların izleminde en önemli tanı yöntemidir ve günümüzde daha yaygın kullanımı ile NKKMP tanısı daha erken konabilmektedir ve erken tedavi ile kalp yetersizliği (KY), tromboemboli, ventiküler aritmi ve ani kardiyak ölüm gibi klinik tabloların önüne geçilebilmektedir.

EkokardiyografiKalp hastalıklarıKardiyomiyopatiler+3
Seval Nayman
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı kronik böbrek hastalarında arteriyel damar sertliğinin değerlendirilmesi

Kronik böbrek hastalığı (KBH), glomerüler filtrasyon hızında düşmenin sonucu olarak böbreğin sıvı solüt dengesini ayarlamada ve metabolik-endokrin fonksiyonlarında, kronik ve ilerleyici bozulma hali olarak tanımlanabilir. KBH'ın en önemli morbitide ve mortalite nedenlerinden olan kardiyovasküler hastalık ve kardiyovasküler hastalığı erken evrede belirlemek için de en iyi belirteçlerinden olan arteryel damar sertliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda pediyatrik yaş grubunda kronik böbrek hastalarında osilometrik yöntem kullanarak arteriyel sertlik riskini saptamak ayrıca KBH süresinin ve evresinin ve arteriyel sertlik riskini arttıran parathormon, kalsiyum, fosfor, kolesterol, kilo gibi risk faktörlerinin etkisini araştırmak hedeflenmiştir. Araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Polikliniğinde KBH tanısı ile takipli SDBH tanısı almış ve periton diyalizi yapılan 17 hasta ile hemodiyaliz yapan 9 hasta, GFR değeri 15-60 ml/dk/1.73 m2 arasında olan ve evre 3-4 KBH tanısı ile takipli 7 hasta olmak üzere toplam 33 çocuk hasta ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran bilinen ciddi veya kronik bir hastalığı bulunmayan, çalışmanın yapıldığı dönemde ilaç kullanımı olmayan hastalardan yaş ve vücut kitle indeksi gözetilerek seçilen 34 sağlam çocuk yer aldı. Hasta grubunun laboratuar sonuçları arşivden elde edildi. Tüm olguların nabız dalga hızı analizi otomatik osilometrik cihaz (Mobil-O-Graph, IEM) ile yapıldı. Aynı gün içerisinde tüm olguların tek kullanıcı tarafından Vivid E9 XD Clear ekokardiyografi cihazı ile 2D ekokardiyografi ve 3D/4D strain ekokardiyografi görüntülemeleri yapıldı. Görüntülerin işlenmesi EchoPAC yazılımı ile gerçekleştirildi. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş ortalamaları (12.45±3.02 vs 13.21±2.45) ve cinsiyet oranları (K/E=17/17 vs K/E=18/15) açısından anlamlı fark yok iken (sırasıyla p=0.268 ve p=0.710), VKİ düzeyleri (16.94±3.14 vs 20.82±3.98, p<0.001), kilo SDS [-2.24 (-7.21-1.29) vs-0.24 (-2.74-2.89), p<0.001] ve boy SDS [-2.57 (-6.72-2.07) vs -0.16 (-2.12-2.48), p<0.001] değerleri arasında anlamlı fark vardı. Kan basıncı ve kalp hızı değerlerine bakıldığında; hasta grubunda sistolik (SKB), diastolik (DKB) ve ortalama (OAB) kan basıncı değerlerinin (126.78±20.78, 84.21±19.26 ve 103.48±18.13) kontrol grubuna göre (112.58±10.18, 66.88±6.36 ve 87.91±6.54) yüksek olduğu ve aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (sırasıyla p=0.001, p<0.001, p<0.001). Grupların osilometrik yöntemle ölçülen değerleri arasında hasta grubunda NDH, çevresel direnç ve yükseltme indeksi değerlerinin [5.02±0.69, 36.15±12.83 ve 1687.70±240.57],kontrol grubuna göre [4.56±0.32, 29.88±9.03 ve 1538.87±176.64] istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (sırasıyla p=0.001, p=0.025 ve p=0.005). Hasta grubunda NDH ile SKB, DKB, OAB değerleri arasında pozitif yönde, çok yüksek/mükemmel derecede kuvvetli, istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar olduğu belirlendi (sırasıyla r=0.984, p<0.001, r=-0.674, p<0.001 ve r=-0.897, p<0.001). Augmentasyon indeksi ile DKB ve OAB değerleri arasında pozitif yönde, orta derecede kuvvetli, istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar olduğu belirlendi (sırasıyla r=0.422, p=0.014 ve r=0.347, p=0.048). Ekokardiyografi parametrelerinde ED MassI (2B) ve ES MassI (2B) değerlerinin hasta grubunda [sırasıyla 110.0 (72.0-44.0) ve 101.0 (76.0-158.0)], kontrol grubuna göre [sırasıyla 79.0 (53.0-112.0) ve 83.0 (53.0-118.0)] istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (sırasıyla, p<0.001 ve p<0.001). Yine hasta grubunda MV E Vel (2B) ve MV A Vel (2B) değerlerinin [sırasıyla 1.1 (0.7-1.45) ve 0.69 (0.47-1.01)], kontrol grubuna göre [sırasıyla 1.0 (0.46-1.5) ve 0.52 (0.29-0.82)] istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (sırasıyla, p=0.010 ve p=0.001). Strain ekokardiyografi ölçümlerinde LS ve AS değerlerinin hasta grubunda [-10.0 (-20.0- -1.0) ve -16.0 (-27.0 - 0.0)], kontrol grubuna göre [-7.0 (-14.0 - -4.0) ve -12.5 (-25.0 - 6.0)] daha düşük düzeylerde olduğu, aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (sırasıyla p=0.007 ve p=0.019). Ancak RS ve CS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Arteriyel sertlik parametrelerinde hasta grubunda nabız dalga hızı, çevresel direnç ve yükseltme indeksi değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. Sistolik ve diyastolik fonksiyonların değerlendirildiği ekokardiyografik ölçümler arasında hasta ve kontrol grubu arasında diyastolik fonksiyonların bozulmaya başladığını gösteren MV A Vel ve MV E Vel değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü. Yaptığımız çalışma kronik böbrek hastalığına sahip çocuklarda arteriyel sertliğin meydana gelebileceğini ve arteriyel sertliği ölçmede osilometrik cihazların kullanım ve uygulanabilirlik açısından kolaylığını ve bu yöntemin klinik takipte kullanılabileceğini ortaya koymuş oldu. Bulduğumuz sonuçlardan bir diğeri de LV kütlesi, kütle indeksinin artmış olduğu, LS ve AS değerlerinin anlamlı yüksek olduğu ancak global strainin de etkilenmediğidir bunun sebebinin de ejeksiyon fraksiyonunun ve sistolik fonksiyonların henüz bozulmamış olması olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimler: Kronik Böbrek Hastalığı, Arteriyel Sertlik, Nabız Dalga Hızı, Strain Ekokardiyografi

Arteryel oklüzif hastalıklarAterosklerozBöbrek hastalıkları+3
Hasan Gözen
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolit ve crohn hastalarında strain ekokardiyografi ile sol ventrikül kontraktil fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve hastalık aktivasyonuyla ilişkisinin araştırılması

Amaç: İnflamatuar barsak hastalıkları (İBH), remisyon ve relaps dönemleri ile karakterize yaşam boyu süren kronik immün aracılı bir hastalıktır. İBH'nin kardiyak tutulumu nadiren görülebilir. Bu çalışmanın amacı; İBH hastalarında inflamasyonla ilişkili kardiyak risklerin erken dönemde ön görülebilmesini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif olarak Ağustos 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji polikliniğine başvuran, endoskopik, klinik ve histopatolojik olarak Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı tanısı almış, aktif hastalığı bulunan hastalar dahil edildi. Aktif hastalığı bulunan hastalara tedavi öncesi Longitudinal Strain Ekokardiyografi yapıldı. Tedavi sonrası klinik aktivasyon indekslerine göre remisyon sağlanan hastalara kontrol Longitudinal Strain Ekokardiyografi tekrarlanarak her iki ölçümdeki GLSAvg verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm hastaları içeren karşılaştırma grubunda aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p=0,196). Ülseratif Kolit grubunda yapılan değerlendirmede aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon bulunmadı (p=0,906). Crohn Hastalığı grubunda yapılan değerlendirmede de ölçümler arasında anlamlı fark oluşmadı (p=0,067). Klinik aktivasyon skorları ve strain ölçümleri arasında yapılan analizde Mayo skoru, CDAI ve Harvey-Bradshaw indekslerine göre anlamlı korelasyon görülmedi. Ayrıca aktif dönem strain ölçümlerinde erkekler ve kadınlar arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0,077), kadınlarda remisyon ölçümleri erkeklere göre anlamlı düşük bulunmuştur (P=0,006). Sonuç: İBH hastalarının kardiyak fonksiyonlarında etkilenme olsa bile, hastalık aktivite durumu ile kardiyak kontraktil fonksiyonlar arasında bir ilişki olmadığını düşündürmüştür. Çalışma sonucuna göre kadınlarda remisyonda ölçülen strain değerlerinde erkeklere göre anlamlı düşüş görülmesi, remisyon sağlanan İBH tanılı kadınlarda miyokard doku deformasyonunda düzelme eğilimi olduğunu düşündürmüştür. Elde edilen bulgulara göre sigara kullanan İBH hastalarında kardiyak risklerin arttığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnflamatuar Barsak Hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, Strain Ekokardiyografi

Crohn hastalığıEkokardiyografiKolit-ülseratif+3
Ali Turunç
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik kalp yetmezliği hastalarında SGLT-2 inhibitörlerinin ekokardiyografik bulgular, oksidatif stres göstergeleri, endopeptidaz enzim dengesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi

Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne 15.03.2022 ve 15.06.2022 tarihleri arasında başvuran; Düşük Ejeksiyon Fraksiyonlu Kalp Yetmezliği (HFrEF) olan ve beraberinde Tip 2 diyabeti bulunan 56 hasta ve randomizasyon amacıyla bilinen sağlık problemi olmayan 30 adet sağlıklı gönüllünün dahil edildiği araştırmamızın sonucunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin etkilerinin mekanizmalarını incelemeyi hedefledik. Bunun yanında mortalite ve morbidite azalmasını sağlayan bu gizemli moleküllerin etki mekanizmalarının ekokardiyografik olarak tespit edilebilirliği üzerine de çalışmamızı genişlettik. Hasta grubunda; SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımı başlangıcında ve 3. ayda olmak üzere iki kez, benzer cinsiyette olan kontrol grubundaki sağlıklı gönüllerden ise normalizasyon amacıyla yalnızca başlangıçta bir kez 5 cc venöz kan örnekleri toplandı. Her iki gruba da aynı değerlendirme esnasında rutin transtorasik ekokardiyografik incelemenin yanında sol ventrikül longitudinal ve sol atrial strain ekokardiyografik ölçümler yapıldı. Çalışma sonunda alınan venöz kan örneklerinden Gaziantep Üniversitesi Biyokimya Anabilim Dalı'nda biyokimyasal parametreler, oksidatif stres göstergeleri ve çeşitli endopeptidaz enzim dengesi (MMP, TIMPs, SESTRIN-2, NRF2, KEAP 1, Asprosin) çalışıldı. Çalışmamızın sonucunda kalp yetmezliği olan grubun başlangıç değerleri sağlıklı gönüllülere kıyaslandığında; LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde anlamlı düzeyde azalma tespit edildi. Çalışmanın kalp yetmezliği kolunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin kullanımını takip eden 3. ay değerleriyle başlangıç değerleri kıyaslandığında ise yine LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), HbA1C (Glikolize hemoglobin), CRP (C-reaktif protein), nt-proBNP (N-terminal pro Brain Natriüretik Peptid), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artış ve azalmalar saptandı. Anahtar kelimeler; Kalp Yetmezliği'nde Oksidatif Stres, Tip-2 Diyabet, SGLT-2 İnhibitörleri, Global Longitudinal Strain, Pik Atrial Longitudinal Strain

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Ekokardiyografi+4
Mert Deniz Savcılıoğlu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil tıp kliniğine hızlı ventrikül yanıtlı atriyal fibrilasyon ile gelen hastaların ekokardiyografi bulgularına göre metoprolol ve diltiazem'in karşılaştırılması

Bu çalışmamızda hızlı ventrikül yanıtlı AF'li hastaların ekokardiyografi bulguları (sol atrium A/P çapı, sol ventrikül sitolik/diastolik çapı, sol ventrikül hipertrofi ve EF), vital parametreleri (Ateş, sistolik/diastolik tansiyon, nabız ve parmak ucu kan şekeri) incelenmiş ve bu ajanların etkinliğini ve birbirine üstün olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Kliniği'ne başvuran 120 hasta prospektif ve gözlemsel olarak incelendi. Randomizasyon sağlanmış 60 hastaya ilk tedavi olarak diltiazem ve 60 hastaya ilk tedavi olarak metoprolol verilmiştir. Çalışmaya katılar hastaların 53'ü erkek (%44,2), 67'i kadın (%55,8) olarak bulundu. Metoprolol verilen 21 hastada (%35) ve diltiazem verilen 11 hastada (%18,3) ek hız kırıcı ajan ihtiyacı mevcuttu. Metoprolol başlanan hastalarda ek hız kırıcı ajan ihtiyacı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.039). Sol ventrikül hipertrofisi olan hastalarda metoprolol kullanımında ek hız kırıcı tedavi ihtiyacı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.02). Hastaların sol atriyum A/P çapı, sol ventrikül sitolik/diastolik çapı ve EF ölçümlerine göre metoprolol ve diltiazemin tedavi etkinliği arasında anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızda literatürden farklı olarak kalp kapak hastalığı olan hastalarda diltiazem ve metoprolol başlanan hastalarda ek hız kırıcı ajan ihtiyacı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p<0.158). Çalışmamızda literatürden farklı olarak ekokardiyografi incelemeleri Yatak Başı Odaklanmış Ultrasonografi çekirdek eğitimi kapsamında Temel USG eğitimi almış acil tıp hekimleri tarafından yapılmıştır. Diltiazem çalışmamızda ilk doz etikliğinde metoprololden daha üstün olduğu görülmüştür.

Acil servis-hastaneAtriyal fibrilasyonDiltiazem+4
Şehmus Baran
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minör stroke geçiren hastalarda stroke ve kardiyolojik etkilenmenin birlikteliği ve risk faktörleri ile ilişkisinin eforlu ekg ile değerlendirilmesi

Amaç: Koroner anjiyografiye göre daha az invaziv olan eforlu elektrokardiyogram işlemiyle inme geçiren hastalarda koroner arter daralmasının değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Ocak 2014-Haziran 2015 tarihleri inme tanılı hastalardan 121 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan 21 tanesi çalışmaya uygun olmadığı saptanması sebebiyle çalışmadan çıkarıldı. Hastaların biyokimyasal parametreleri,yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalıkları belirlenip bt ve mr anjiografi kullanılarak carotis veya vertebral arter darlığı tespit edilerek eforlu ekg ile ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Cinsiyete göre katagorileştirilen sonuçlarda çalışmaya alınan hastaların %78'i erkek iken kadın hasta sayısı oranı %22 olarak tespit edilmiştir. HDL hastaların % 51 inde düşük LDL hastaların % 41'inde yüksek bulunmuştur. HbA1C hastaların % 64'ünde yüksek olarak bulunmuştur. Hastaların % 44'unde CRP yüksek, yüzde 42'sinde ise Sedimentasyon yükselmiş olarak tespit edilmiştir. Hastalarin % 51 inde karotis ve/veya vertebral arter darlığı saplanmıştır. Eforlu ekg işlemini başarıyla bitiren hastaların 26'sının eforlu ekg işlemi iskemi açısından anlamlı olarak tespit edilmiştir. 100 hastadan 51 carotis ve/veya vertebral arter tıkanıklığı belirlenmiş hastaların eforlu ekg ile karşılaştırılması lineer olarak pozitif bulunmuştur. Bu açıdan eforolu ekg ve carotis darlığı arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir. ( p < 0.05 ). Diger veriler eforlu ekg ile korele olmamıstır. Sonuç : Çalışmamızın sonucunda minör iskemik inmeli hastalarda karotis darlığı ve eforlu ekg arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.

Beyin iskemisiEkokardiyografiElektrokardiyografi+5
Nasih Yılmaz
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta volüm durumunun değerlendirilmesinde pleth variability index, transözofageal ekokardiyografi, transtorasik ekokardiyografi ve pulmoner arter kateteri ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Sıvı ve elektrolit dengesizlikleri perioperatif dönemde oldukça sık karşılaşılan bir problemdir. İntraoperatif hedefe yönelik sıvı tedavisinin çeşitli majör cerrahiler sonrası mortaliteyi, yoğun bakım ihtiyacını ve hastanede kalış süresini azalttığı gösterilmiştir. Post-operatif dönemde tedaviden alınacak sonuçları iyileştirmede hedefe yönelik sıvı yönetimi kritik önem taşımaktadır. İntravasküler hacim durumunu değerlendirmek için çeşitli statik ve dinamik ölçümler kullanılmaktadır. Statik ölçümlerin sıvı cevabını öngörmede düşük prediktif değeri olduğu, dinamik ölçümlerin ise özellikle mekanik ventilasyon uygulanan hastaların sıvı cevabını öngörmede daha hassas olduğu bilinmektedir. Bu çalışmamızda intravasküler volüm durumunu öngörmede bu yöntemlerden hangisinin performansının daha üstün olduğunu tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 18-66 yaş arası, ASA 1-3, elektif koroner arter by-pass greft (CABG) ve/veya kapak ameliyatı planlanmış 20 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalarda benzer ajanlarla anestezi indüksiyon yapılıp BIS değeri 40-60 arasında tutulacak şekilde idame sağlandı. Hastalar entübasyon sonrası volüm kontrol modunda standart ayarlarla ventile edildi. Vücut sıcaklığı nazofaringeal ısı probuyla operasyon süresince 36 C üzerinde olacak şekilde standardize edildi. Anestezi indüksiyonu sonrasında (t0), her iki alt ekstremitenin 45 derece kaldırılması sonrasında (3 dk beklenerek) (t1), 250 ml kristaloid infüzyonu (5 dk'da) sonrasında (t2) olmak üzere 3 dönemdeki temel hemodinamik veriler yanında pulmoner arter kateteri yoluyla, santral venöz basınç (SVB), pulmoner arter basıncı (PAP), pulmoner kapiller tıkanma basıncı (PAKB), sistemik vasküler rezistans (SVR), kardiyak output (KD), kardiyak indeks (Kİ), Pleth Variability Index (PVI), transözefageal ekokardiyografi (TÖE) cihazı yoluyla sol ve sağ ventrikül diastol sonu hacimleri (LVEDV, RVEDV), transtorasik ekokardiyografi (TTE) ile vena kava inferior (VKİ) çapı eş zamanlı ölçülerek kayıt altına alındı. Tüm ölçümler alındıktan sonra cerahi başlatıldı. Kİ' de % 15 den fazla artış sıvı tedavisine cevap olarak tanımlandı (volüm cevaplı:∆Kİ≥ %15, volüm-cevapsız:∆Kİ <%15). Bulgular: Çalışmamıza 7'si kadın (%35), 13'ü erkek (%65) olmak üzere toplam 20 hasta dahil edildi. Hastaların yaşları 19 ile 66 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 53.80±10.74 yıldır. Hastaların 5'i (%25) cevapsız, 15'i (%75) cevaplı olmak üzere iki grup altında incelenmiştir. Ayak kaldırma sonrası OAB, SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı ortalaması, başlangıç (p:0.001) ve sıvı yükleme sonrasından (p:0.001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Sıvı yükleme sonrası SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı ortalaması, başlangıçtan anlamlı şekilde yüksektir (p:0.001; p<0.01). Başlangıçtaki PVI ortalaması, ayak kaldırma sonrası (p:0.001) ve sıvı yükleme sonrasından (p:0.001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Sıvı yükleme sonrası PVI ortalaması, ayak kaldırma sonrasından anlamlı şekilde yüksektir (p:0.015; p<0.05). Başlangıca göre ayak kaldırma sonrası OAB, SVB, PAB, PAKB, SVR, KD, Kİ, PI, RVEDV, LVEDV, VKİ çapı düzeylerinde görülen artış yüzdeleri, başlangıca göre sıvı yükleme sonrası görülen artış yüzdelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p.0.001; p<0.01). Başlangıca göre ayak kaldırma sonrası PVI düzeylerinde görülen azalma yüzdeleri, başlangıca göre sıvı yükleme sonrası görülen azalma yüzdelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p.0.007; p<0.01). Çalışmamızda sıvı cevabını öngörmede PVI, VKİ, LVEDV ve RVEDV için ROC eğrileri analiz edildi. Sadece PVI (p:0.045) parametresi için ROC eğrisi altında kalan alan 0.5'ten anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.01; p<0.05). Cevaplı olmayı tahmin etmede PVI için en iyi kesim noktası 19 olarak tespit edildi. Sonuç: PVI gibi dinamik parametrelerin, yatak başı kolay uygulanabilir olmaları, non invaziv olmaları, sıvı cevabını öngörmede ve hedefe yönelik sıvı tedavisini yönetmede etkin yöntemler olmaları nedeniyle rutin pratikte kullanılmalarını önermekteyiz. Gündelik pratikte çok sık uygulanmayan pasif ayak kaldırma yöntemiyle yeterli miktardaki sıvı hızla ve geri dönüşümlü olarak santral kompartmana geçirilebilmektedir. Bu nedenle ilk basamak tedavi olarak düşünülen sıvı replasmanı yerine pasif ayak kaldırmanın daha sıklıkla klinik rutine alınmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: PVI, Pasif Ayak Kaldırma, Hedefe Yönelik Sıvı Tedavisi

EkokardiyografiElektrolitlerKateterizasyon+5
Harun Uysal
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hafif kistik fibrrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Hafif kistik fibrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi Amaç: Hafif kistik fibrozisli (KF) çocuk hastalarda KF'e bağlı gelişebilecek pulmoner hipertansiyon, kor pulmonale ve sağ ventrikül (SğV) yetersizliği ile ilgili literatürde yapılmış çalışma yoktur. Bu çalışmamızda hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basıncında, sağ ventrikülün anatomisinde ve fonksiyonunda oluşabilecek değişiklikleri ekokardiyografik olarak saptamayı amaçladık. Metot ve Yöntem: Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde izlenen hafif KF'li (FEV1>%70'i ile Modifiye Shwachman-Kulczycki skoru >71) 40 çocuk hasta hasta grubunu; aynı yaş ve cinsiyetteki sağlıklı 40 çocuk ise kontrol grubunu oluşturdu. Oluşturulan hasta ve kontrol gruplarında sağ ventrikül anatomisi; M-mode ile sağ ventrikül diyastol sonu çapı (SğVDSÇ), sağ ventrikül anterior duvar kalınlığı (SğVADK) ile sağ ventrikülün sistolik fonksiyonları; SğV'de triküspit kapağın annüler düzlem sistolik hareketi (SğV TAPSE) ve SğV fraksiyonel alan değişimi (SğVFAD) ve triküspit kapak doku Doppler sistolik annüler velositesi (ST) ile hastaların tahmini pulmoner arter basıncı; sağ ventrikülün pre-ejeksiyon periodu (SğVPEP), akselerasyon zamanı (SğVAZ), ejeksiyon zamanı (SğVEZ) ile beraber bunların birbirlerine oranı SğVPEP/SğVEZ, SğVAZ/SğVEZ ile değerlendirildi. Elde edilen ekokardiyografik veriler hasta ve kontrol grubunda istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hasta grubunda sağ ventrikül anatomik bozukluğunu gösteren parametrelerde (SğVADK, SğVDSÇ ve BSA'ye oranları) ve SğV sistolik fonksiyonlarını (TAPSE, ST) ve diyastolik fonksiyonlarını (triküspit E-dalga, A-dalga, E/A oranı) gösteren parametrelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak fark saptandı (p<0.001), fakat yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptanmadı (p>0.05). Hasta grubunda pulmoner arter basınçındaki yükselmeyi gösteren parametreler (SğVEZ, SğVPEP, SğVAZ) ile sistolik fonksiyonu ölçmede kullanılan SğVFAD parametresi ise hem kontrol grubunda hem de yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptandı (p<0.001). Sonuç: Hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basınçındaki yükselme, sağ ventrikül yetersizliği ve kor pulmonale çocukluk çağında başlamaktadır. Hafif KF'li çocuk ix hastalarda SğV değerlendirirken kullanılan rutin ekokardiyografik ölçümlere ek olarak tahmini pulmoner arter basınçının değerlendirmesinde kullanılan SğVPEP, SğVEZ, SğVAZ ekokardiyografik parametrelerin ve SğVFAD'ında kullanılmasını öneriyoruz.

EkokardiyografiHipertansiyon-pulmonerKalp fonksiyon testleri+5
Aınur Gulıeva
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer sirozlu olgularımızda sirotik kardiyomiyopatiyle ilgili belirli biyokimyasal ve ekokardiyografik parametrelerin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Karaciğer sirozu, dünyanın pek çok bölgesinde ve ülkemizde en önemli ölüm nedenlerinden biridir. Sirotik hastalarda, kardiak fonksiyon bozukluğu olduğu, sistolik, diastolik disfonksiyon ve elektrofizyolojik anormallikler bulunduğu bilinmektedir. Çalışmamızda karaciğer sirozu olan hastalarda bazı ekokardiyografik ve biyokimyasal parametrelerin sirotik kardiyomiyopati ile ilişkisini araştırdık.Materyal metod: Ağustos 2009 ile Mayıs 2011 yılları arasında iç hastalıkları ve gastroenteroloji polikliniğinden takipli 44 karaciğer sirozlu hasta (24 erkek ve 20 kadın) ve 30 kişi kontrol grubu (16 erkek ve 14 kadın) olarak çalışmaya alındı. Çalışmada; elektrokardiografi (EKG), ekokardiografi, Pro-BNP ve diğer biyokimyasal belirteçler değerlendirildi. Sonuçlar SPSS (SP-SPSS versiyon 16) ile istatistiksel olarak analiz edildi.Bulgular: 44 karaciğer sirozlu hastanın Child-Pugh sınıflamasına göre 24'ü (%54.5) Child-Pugh C evresindeydi. Olguların 25'inde (%56.8) sirozun etyolojisi HBV idi. Pro-BNP değeri hasta grubunda 156.41±153.56 pg/ml ve kontrol grubunda 25.71±30.11 pg/ml (p< 0.001) olarak tespit edildi. EKG'de sirozlu hastalardaki QTc: 0.40 ± 0.03 sn ve kontrol grubunda QTc: 0.38 ± 0.03 sn (p: 0.016). Ekokardiografik parametrelerden sol atriyum diyastol çapı hasta grubunda 3.98±0.54 , kontrol grubunda 3.46±0.45 olarak saptandı (p<0.001). Sağ ventrikül doku doppler incelemesinde myokardial performans indeksinin hasta grubunda 0.27±0.05, kontrol grubunda 0.23±0.06 değer olduğu görüldü ( p: 0.01 ). Septumdan alınan değerlere göre hasta grubunda hesaplanan MPİ: 0.41±0.09, kontrolde 0.36±0.07 (p: 0.02) bulundu. Buna karşın konvansiyonel yöntemlerle hesaplanan sol ventrikül MPİ değeri benzerdi. E/A, EDZ değerinde anlamlılık tesbit edilmedi. E/E' değeri hastada 10±3, kontrol grubunda 8±2 (p? 0.05 ) idi.Sonuç: Ekokardiografik olarak konvansiyonel yöntemlerle ölçülen parametreler açısından karaciğer sirozlu hastalar sol atrium çapı dışında normallerden farklı değildir. Ancak doku doppler ekokardiografi parametrelerinden IVS MPI, RV MPI ve E/E' değerlerinin karaciğer sirozlu olgularda bozulmuş oldukları belirlendi. Ayrıca sirotik hastalarda normallere göre QTc uzaması mevcuttu. ProBNP değeri de sirotik hastalarda normallere göre yüksek bulundu.. Tüm bu bulguların sirotik kardiyomiyopati ile ilgili olabileceğini düşünüyoruzAnahtar kelimeler: Siroz, kardiyomiyopati, pro-BNP, ekokardiografi, doku dopplerekokardiografi

BiyokimyaEkokardiyografiEkokardiyografi-doppler+5
Neşe Karpuz
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talasemi hastalarında demir yükü ile kardiyovasküler fonksiyonların ekokardiyografik indekslerle korelasyon çalışması

Amaç: Beta talasemi kronik hemolitik anemi ile karakterize hayat boyu transfüzyon bağımlılığının olduğu bir hastalıktır. Damarsal etkilenme sonucunda endotelyal disfonksiyon ve arteryel sertlik görülmektedir. Kronik hemoliz sonucu myokardiyumda demir birikimi kalp krizi dahil birçok kardiak komplikasyonlara neden olmaktadır. Çalışmamızda talasemi majör ve intermedia hastalarında arteryel sertlik parametrelerinin ekokardiyografik ve osilometrik (arteriograf) yöntemlerle incelenmesi planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya her iki cinsiyetten 44 gönüllü katılımcı (24 talasemi hastası, 20 kontrol grubu) alındı. Hastaların hematolojik ve hemodinamik parametreleri kayıt edildi. Arteryel sertlik göstergesi olarak aortik arttırma göstergesi (aortic AG), nabız dalga hızı (NDH), aortic strain, distensibilite ve aortic sertlik indeksi bakıldı. Nabız dalga hızı ve aortic AG arteriyograf ile diğer parametreler ekokardiyografik olarak ölçüldü.Bulgular: Vasküler kompliyans belirleyicisi olarak bakılan parametrelerden aortik strain ve arteryel sertlik indeksi iki grup arasında anlamlı saptanmıştır (sırasıyla p=0,003, p=<0,001). Aort nabız dalga hızı talasemi hasta grubunda sınırda anlamlı saptandı. Ferritin düzeyi yüksek hasta grubunda nabız dalga hızı düşük ferritin düzeyli hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (p=0,047). Doku doppler ölçümlerinden erken (E') ve geç (A') mitral anüler diyastolik doluş hızları beta talasemi hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (sırasıyla; p = 0,06, p < 0,01)Sonuç: Ekokardiyografik doku doppler değerlendirmesi talasemi hastalarında diyastolik disfonksiyon gelişimini belirlemede yararlı bulunmuştur. Arteryel sertlik indeksleri, özellikle aortic strain, arteryel sertlik indeksi ve nabız dalga hızı, talasemi hastalarında demir birkimine bağlı vasküler yaşlanmayı belirlemede başvurulabilecek kolay ve güvenilir ölçümlerdir.Anahtar Kelimeler: Talasemi, demir yükü, arteryel sertlik, ekokardiyografik indeksler

ArterlerAterosklerozDemir+2
Gamze Akkuş
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Roles of human urotensin-ii, creatine kinase-mb, and uric acid serum levels in hypertrophic cardiomyopathy patients

Background: Hypertrophic cardiomyopathy (HCM) is a genetic condition with the hallmark feature of left ventricular hypertrophy. Human UT-II is regarded as a cardiovascular autacoid/hormone, and its roles in cardiac inotropic and hypertrophic properties. Objective: Aims of this study were to elucidate the clinical significance of serum hUT-II levels as a potential new biomarker in patients with HCM and also to evaluate Serum levels CK-MB and UA in HCM. Patients and Methods: This study included 40 HCM patients (60% males and 40% females) and were compared to 30 healthy control subjects (47% males and 53% females. All patients underwent extensive clinical, laboratory, and echocardiographic. Blood samples were taken to test for serum hUT-II levels by commercial ELISA Kit and Serum CK-MB, UA levels were measured by a photometric enzymatic method. Results: Serum hUT-II was significantly higher (p<0.01) in patients with HCM (15.8±2.1 pmol/L) compared with healthy controls (3.3±1.7 pmol/L). With regard to HCM patient, Serum hUT-II levels were significantly higher in the female with (16.3±1.9 pmol/L) than the male with (15.4±2.2 pmol/L) (p<0.05). Besides, abnormal elevation of serum CK-MB was observed in the HCM patients (39.7±8.0 U/L). Serum UA was significantly elevated in HCM patients (7.7±0.7 mg/dL) than in the control group (3.7±0.6 mg/dL) (p<0.01). Among echocardiographic parameters, hUT-II was negatively associated with ejection fraction (r = -0.160, p=0.324). Conclusion: Results of the first study indicated that serum hUT-II levels were markedly elevated in patients with HCM. Serum hUT-II is a novel biomarker parameter that has clinical use in patients with the severity of LVH. Elevation of serum CK-MB cardiac enzyme in HCM patients indicated to ongoing myocardial injury. In addition, SUA values are significantly increased and independently related with HCM patients.

Echocardiography
Saman Jumaah Shukur Shukur
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliği hastalığının şiddeti ile tırnak yatağın kapiller dolaşımının videokapilleroskopik bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirimi

Kalp yetmezliği, tüm dünyada görülme sıklığı giderek artan, yüksek mortalite ve morbidite oranlarına sahiptir. Kalp yetmezliği, hastaları, ailelerini ve toplumu etkileyen bir hastalıktır. Videokapilleroskopi, basit, hasta tarafından kolayca tolore edilebilen, tekrar edilebilen noninvaziv inceleme yöntemidir. Bu çalışmada, videokapilleroskopi (Nailfold videocapillaroscopy, NVC) ile kapiller dolaşımı değerlendirerek sistemik endotel hasarı varlığı ile kalp yetmezliği şiddeti arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Kliniği'ne ayakta başvuran ve ekokardiyografi (eko) ile kalp yetmezliği tanısı konulan ardışık 110 hasta ile çalışılmıştır. Eko ile hastalar seçilirken kalp yetmezliği esc 2016 kılavuzuna göre seçilmiştir. Hastalara tırnak yatağının videokapilleroskopik incelemesi yapılmıştır. Çalışmada hastaların videokapilleroskopik incelemeleri kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığına göre değerlendirilmiştir. Çalışmada 110 hasta için NVC'de kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı ve avasküler alan varlığı arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi.

EkokardiyografiEndotelinlerHastalık şiddeti+7
Mahmut Arslan
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Evaluation of the clinical course of the patients with isolated ventricular septal defect followed up in Gaziantep University Faculty of Medicine Hospital

Objective: We aimed to evaluate the clinical course of the patients diagnosed with ventricular septal defect (VSD). Materials and Methods: The present study was conducted by evaluating the patients who were diagnosed with VSD in the Pediatric Cardiology Unit of Gaziantep University Faculty of Medicine Pediatrics Department and followed up in the control visits of outpatient clinics between January 2014-June 2017 retrospectively. In the study, the age at first diagnosis and gender of the patients, VSD types, VSD diameters, number of defects and interrelationships of these parameters, spontaneous closure, transcatheter or surgical closure, ratios of those on medical treatment and those followed up without medication were evaluated. Results: Three hundred thirty-one patients were included in the study. Of the patients, 159 (48%) were girl and 172 (52%) were male. A single defect was observed in 294 patients (88,8%) and multiple defects were detected in 37 patients (11,2%). Perimembranous VSD was detected in 261 (78,9%) of the patients and muscular VSD in 70 (21,1%) of them. The VSD diameter was found to be 2 mm or below in 64 patients (19,3%), 3-5 mm in 143 patients (43,2%), 6 mm and over in 124 patients (37,5%). Down syndrome was detected in 29 patients (8,8%). Left ventricular dilatation was observed in 89 (26,9%) patients and congestive heart failure (CHF) in 29 patients (8.8%). A spontaneous closure was observed in 25 of the patients (7,6%). Of them, 11 (44%) closed within the first three months while 10 (40%) closed within 4-12 months. Membranous septal aneurysm (MSA) accompanied 81 perimembranous VSDs (31%). Grade I tricuspid insufficiency (TI) was found in 135 patients (40,8%), grade II TI in 54 patients (16,3%), grade III TI in 15 patients (4,5%). Pulmonary artery pressure (PAP) was found to be normal in 248 cases (74,9%) whereas mild pulmonary hypertension (PHT) was identified in 24 cases (7,3%), moderate pulmonary hypertension in 32 cases (9,7%) and severe pulmonary hypertension in 27 cases (8,2%). Aortic ınsuffıency (AI) was found in 65 patients (%19,6). AVP and AY and also DSM has a relationship.It was determined that 102 patients (30,8%) were under follow-up without medication, 98 patients (29,6%) received only medical treatment, the transcatheter closure was performed in 67 patients (20,2%) and surgical closure was performed in 64 patients (19,3%). Conclusion: No association was noted between gender and defect type. It was observed that perimembranous VSD was detected more commonly, that MSA developed in one-third of those. The spontan closure rate is higher in musculer VSD. Most of spontan closure were observed within 12 months. The VSD diameter increased, the risk of CHF development increased and that there was a significant relationship between AI and AVP and also DSM. Key Words: Ventricular Septal Defect, Echocardiography, Clinical Course

EchocardiographyHeart diseasesHeart septal defects-ventricular+1
Nilgün Özdemir
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre anemili çocuk ve adölesan hastalarda pulmoner hipertansiyonun değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada orak hücre anemili hastalarda yüksek oranda mortalite ve morbidite ile sonuçlanan, ciddi bir komplikasyon olan pulmoner hipertansiyonun daha erken yaşlarda invaziv olmayan yöntemlerle saptanması, pulmoner hipertansiyona yatkınlık oluşturan faktörlerin belirlenmesi ve tedavi protokollerine ışık tutması amacı ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğinde takipte olan orak hücre anemili çocuk ve adölesan hastalarda pulmoner hipertansiyon araştırıldı. Gereç ve yöntemler: Bu çalışmaya, Şubat 2015 – Ekim 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematoloji polikliniği tarafından takipli 10 yaş ve üzeri 29 orak hücre anemi tanılı çocuk ve adölesan hasta ile kontrol grubu olarak genel çocuk polikliniği tarafından takipli yaş ve cinsiyetleri uyumlu 23 sağlam çocuk ve adölesan dahil edildi. Her iki grubun tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi, BNP, total bilirubin, direkt bilirubin, AST, ALT, BUN, Cr, LDH, ürik asit, demir, TIBC, ferritin ve transferrin düzeyleri için kan ve serum örnekleri alındı. Aynı gün Çocuk Kardiyoloji polikliniğinde ekokardiyografi ve altı dakika yürüme testi yapıldı ve Çocuk Allerji-İmmünoloji polikliniği solunum laboratuarında solunum fonksiyon testi yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Orak hücre anemili hasta grubunda kontrol grubuna göre hemoglobin ve hematokrit değerleri düşük bulundu (p=0,0001). Hasta grubunun HbS ortalaması % 71,9±14,9 bulundu. Hasta grubunun BNP değerleri kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p=0,001). Solunum fonksiyon testi sonucunda hasta grubunda FEV1 (p=0,002), PEF (p=0,010) ve MEF25-75 (p=0,023) değerleri kontrol grubuna göre daha düşük iken, grupların FEV1/FVC değerleri arasında fark bulunmadı (p=0,760). Ekokardiyografi değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında sağ ve sol ventrikül miyokardiyal performans indeksi hasta grubunda yüksek saptandı (sırayla p=0,001, p=0,010). Triküspit yetmezlik maksimum akım hızları kullanılarak hesaplanan pulmoner arter sistolik basıncı, hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p=0,0001). Pulmoner yetmezlik ölçümleri kullanılarak hesaplanan oPAB değerleri açısından gruplar arasında fark saptanmazken (p=0,573), pulmoner arter akselarasyon zamanı kullanılarak hesaplandığında oPAB, hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p=0,017). Altı dakika yürüme testi sonucunda hasta grubunun yürüme mesafesi kontrol grubuna göre düşük saptandı (p=0,0001). Sonuç: Çalışmamızdaki orak hücre anemili hasta grubunda pulmoner hipertansiyon saptanmamış olmakla birlikte kardiyak sistolik ve diyastolik fonksiyonların etkilenmeye başladığı ve bu bulgulara BNP değerlerinde yükselmenin eşlik ettiği gösterilmiştir. Orak hücre anemili hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olan pulmoner hipertansiyon görülmesi nedeniyle, pulmoner hipertansiyona yatkınlık oluşturan faktörlerin belirlenmesi ve tedavi protokollerine ışık tutması amacıyla hastaların uzun süreli yakın takipleri ile çoklu merkezlerde yapılacak daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: çocuk, adölesan, orak hücre anemisi, pulmoner hipertansiyon, ekokardiyografi, BNP, solunum fonksiyon testi

AnemiAnemi-orak hücreliEkokardiyografi+6
Mehtap Çiftçi Kokaçya
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beta talasemi major tanılı hastalarda kalp ve solunum fonksiyonlarının incelenmesi

ÖZET Amaç: Talasemi majör kronik hemolitik anemi ile karakterize transfüzyon bağımlı genetik bir hastalıktır. Tekrarlayan transfüzyonlar sonucu açığa çıkan demir, başta kalp olmak üzere bir çok organda birikerek disfonksiyona yol açar. Çalışmamızda düzenli kan transfüzyonu alan talasemi majorlü hastalarda solunum ve kardiyak fonksiyonları incelemeyi ve aralarındaki ilişkiyi saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza düzenli kan transfüzyon programında olan toplam 35 talasemi majorlü hasta alındı. Hastalara solunum fonksiyon testi, M-mode, PW Doppler ve doku doppler ekokardiyografi yapıldı. Elde edilen veriler cinsiyet, ortalama ferritin değeri, toplam transfüzyon sayısı ve splenektomili olma durumlarına göre oluşturulan gruplarla karşılaştırıldı. Solunum fonksiyon testi sonuçları ile ekokardiyografi verileri birbirleri ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz IBM SPSS 22.0 programı ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 35 hastanın 13'ü kız 22'si erkek, ortalama yaşları 10,8 yıl, yaş aralıkları 5-18 idi. Hastalarımızın hiçbirinde konjestif kalp yetmezliği saptanmadı. Hastaların %34,3'ü splenektomili idi. Hastalarımızın 20 (% 62,5)'sinde solunum fonksiyon bozukluğu saptandı. Yapılan solunum fonksiyon testleri; 12 hastada (% 37,5) normal olduğunu , 3 hastada (% 9,4) izole restriktif ve 17 hastada ise (% 53,1) restriktif ve distal hava yolu obstrüksiyonu olduğunu gösterdi. Kızlar ve erkekler arasında solunum fonksiyon testi parametreleri ve sonuçları açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Splenektomi durumu, toplam transfüzyon sayısı ve ortalama ferritin değerleri ile solunum fonksiyon testi sonuçları arasında istatiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Splenektomili, ortalama ferritin değeri > 1500 ng/ml ve transfüzyon sayısı > 200 olan gruplarda sol ventrikül ölçümleri diğer gruplara göre daha yüksek saptandı (p <0,05). PW Doppler ve Doppler ekokardiyografi parametrelerinin sonuçları ile splenektomi, ortalama ferritin değeri, toplam transfüzyon sayısı ve solunum fonksiyon testi sonuçlarına göre yapılan karşılaştırmalarda istatiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı (p >0,05). Sonuç: Hastalarımızda en sık restriktif ve distal hava yolları obstrüksiyonu saptandı. Hastalarımızın sol ventrikül ölçüm değerleri splenektomililerde, ortalama ferritin değeri ve toplam transfüzyon sayısı daha fazla olanlarda daha yüksek saptanmıştır. Çalışmamızda solunum fonksiyon testi verileriyle doppler ekokardiyografi verileri karşılaştırıldığında guruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: talasemi majör, doppler ekokardiyografi, solunum fonksiyonları, çocuk

EkokardiyografiEkokardiyografi-dopplerKalp fonksiyon testleri+3
Mustafa Zorlu
Gaziantep University
2018
00

Related subjects